99 ACVE HURMASI (akik taşlarının) MASALI 68(14) (1+4=0)
40+1 tüm sistem bununla olur anlamı için:J"bana bir kelime üfle lütfen"
ve "harflere bak" demiş harflerimin mürşidi sessiz ses:"harflerin uzadığı yerlerde ferahlık,harflerin kısaldığı yerlerde ise darlık var"....
Merhaba Sevdiğim ve Merhaba..bu yazının arşivlik bir belge
olacağına inanıyorum..yüzlerce sayfa taranarak okunup,sadece konuyla ilgililer
alınıp ,kendi zanlarımla yoğrulmuştur..bazı kişiler harf ilmi bildiğimi
sanıyorlar.. hatta netten tanıyıp okuyanların bir kısmı da bu şekilde
masallarla tanışıyorlar ki, öğreniyorumJ.üzgünüm,
ne sayı nede harf ilmi biliyorum.. hatta hiçbir konuda ehil değilim..ama harflerle
beni birbirimize bağlayan bir şey var ..belki vakti geldiğinde, onlar
dilerlerse onu da yazabilirim.. şimdilik siz düzenli okuyan bağımlılar için şunu
söyleyebilirim.. harfler canlı.. hem de bizden daha canlı.. ama ne yazık
ki her harf,her kelime, her söz canlı değil..böyle canlı kelama, döllenmiş
kelime logos da denirmiş . yani bazı harflerin oluşturduğu kelime- sözler, nutfe-tohum
gibidir..ve bazı ehil zatların dillerinden(Farsçası gönül)çıkıp,bazı
kişileri kulaklarından dölleyip, kalp(Türkçede gönül)de
mayalandırıp, sonra ona kalp çocuğunu doğurtmasıdır..bu ruhu tetikleyip,
ruhun bildiğini uyandırıp, hatırlatıcı olabileceği gibi, kişide hiç var olmayan
bilginin, ona hikmet denen nefes-bakış himmet lütfuyla giydirilip, yüklenişiyle de olur..o mana yavaş yavaş ,üstüne tıpatıp oturan
bir elbise gibi o kişiye uyar….
Bu masalın harfleri de canlı olduğu için, okumayı başaran bazılarınızınJ
rüyalarına girdiğini ve hayatlarını ele geçirip değiştirdiğini, hiç birinizi
görüp tanımasam da başından beri çok iyi biliyorum..bazı arkadaşlarımın
konuşmalarındaki kelimelerden ve
gördükleri rüyalardan da tabiiJ.. hepinizi
kıskanıyorum. özür dilerim ama bu gerçek..sorun sizde değil bende.. paylaşmayı
bilemediğim için, bana seçilen yolun bu olduğuna inanıyorum..ben bir hizmet
dervişiyim ve sizlerden istidadı olanları Efendim için kelimelerle avlıyorumJ…çünkü
başıma gelen ilahi kazanın bir hediye,bir lütuf olduğunun bilincindeyim..böyle
bir şey, sadece bir kişiye mal edilemeyecek derecede yüksek bir şeydi ve çocuklarınızı
zamana göre yetiştiriniz bizim masal çocuğunda işte böyle hayata geçmeyi
dilemişti..
İnsanı ve insanı, birbirlerinden ayıran tek şey birisinin ilahi
kelama muhatap kalmasıdır ki, bunu bizler ancak hz Meryem’in ilahi kelamdan
nasıl hamile kaldığını, nasıl anormal bir süre ve biçimde oğlu Allah’ın
kelimesi olan hz İsa’yı dünyaya getirdiğini ve yaşamlarını az çok
bilebiliriz..bu bizim 5. unsur kelime
masalımızın hikayesi olsun..çünkü bu herkesin bildiği ortak öykü, o
yüzden..
İnsanı,
bugün
hemen hepimizin bilip kullandığı bir bilgisayar gibi düşünürsek eğer; döllenmiş kelama mazhar olmuş insanında, kalpleri iki
parmağı arasında çeviren tarafından, asla sabit tutulmayacağını da anlarız.
ve bu bize bilgisayarımızın programının sürekli kendisini otomatik
güncellemesi zorunluluğunu da anlatır..çünkü her yeni idrak yeni başka bir
idraki tetiklediği için, o vahyi ilhamat bu
defa kendisini bilmeyi murad edecek ve böylece nefes evvela kendisini
üflediğine, harf olarak inecektir..bu aynı yazar kasanın çalışması
gibide düşünülebilir.. sarsıcı olabilir.hatta fazlasıyla sarsıcı diyebiliriz.. hayır
henüz aklınızı yitirmediniz ,korkmayınız.. bu masalı okuduğunuzda, kendimce
olabilecekler için, sizi tedbiren bilgilendirmek istiyorum..çünkü benim çok korkunç
bir sorumluluk duygum var ve asla sorumluluk sevmem,hep vazifelerden
kaçarım..ayrıca sadık okuyucularında bu harflerin sahibi tarafından muhafaza
edildiklerinin farkındayım.. kıskanıyorum çünkü içinizden biri veya birileri
için bunları yazdığımı fena halde biliyorumJ..
Bence bu kadar yeter..çünkü harfler ve kelimeler benim aşkım ve hep bunu
yazabilirim.. yazmak en yüksek ruhsal tedavidir. insan harfler ve
kelimelerle yazarak sevişir belki de ..yada öyle konuşan insanlar vardır ki, sanırsınız ki o
konuşurken harflerle sevişiyor..ve gerçekten de öyledir.. işte O’NUN
SÖZÜ DÖLLENMİŞ KELAMDIR ve dinleyenlerini kalbinden hamile bırakabilir..ama ses
uzaktandır..göz ise ilk bakışta aşktır..nazarla irşad süper bişey
olmalı..ne kelam ne söz..sadece ilk bakışta ruhunu, onun gözbebeklerinden
sana bakarken görmek ve ilk o anda
körkütük aşık olmak..O’NUNSA BU AŞKIN BAŞLANGICINDAN BELKİDE HİÇ
HABERİ DAHİ OLMAMIŞTIR..hiç böyle bir aşk duymuş muydunuz?..ben biliyorum
mesela..ve ruhum yakalandığı o gözlerden
geri dönsün diye senelerdir bekliyorumJ..gözlerinizle
de harfsiz ve sözsüz konuşabilir ve hatta çok daha özel şeyler yapabilirsiniz
biliyorsunuz.. belki de bunu mimik,tavır,eda dili olarak, daha geniş bir
dölleyici kelam yapmalıyız..artık siz tefekkürle bunu geliştiriniz lütfen..
Sevdiğim..
şimdi yazıma geçiyorum ki, bunu harf ve kelime belgeseli bir belge olarak
tasarladığım için biraz uzun. Âmâ çok sürprizli de olacağını sanıyorum ..meğer ben senelerdir Arabi hocamla aynı şeyi bilmeden idrak edip,yazıp,çizip söylüyor muşum ki, çok şaşıracaksın...okuyalım
mı ?
Kur’ân-ı Kerimde 12 adet mukatta
harf vardır ,bunlar: SAD,KAF,NUN,TA,SİN,YA,HA,MİM,ELİF,LAM,RA,AYN..
1 harfli mukatta: Sâd (sad)
, Kâf(kaf) ,Nûn (Kalem)
2 harfli mukatta: Tâ-Sîn. (Neml) Yâ-Sîn
(Yasin) Hâ-Mîm (Mü’min, Fussilet, Casiye, Ahkaf, Zuhruf, Duhan) Tâ-Hâ
(Taha)
3 harfli mukatta:Elif-Lâm-Mîm.
(Bakara, Al-i İmran, Ankebut, Rum, Lokman, Secde) Elif-Lâm-Ra (Yunus, Hud, Yusuf, İbrahim, Hicr) Tâ-Sîn-Mîm.
(Kasas, Şuara)
4 harfli mukatta:Elif-Lâm-Mîm-Sâd
(A’raf).. Elif-Lâm-Mîm-Ra. (Ra’d)
5 harfli mukatta: Kâf-Hâ-Yâ-Ayn-Sâd (Meryem).. Hâ-Mîm-Ayn-Sîn-Kâf (Şura)
Arapça Hurûf,harfler demektir..söz-kelime
manasındadır.. hurifilik;Arap alfabesinin 28 harfi ile, Farisi
alfabesinden eklenen p,ç,j,g(ka-na) harfleriyle
oluşan 32 harfin sembol şekilleri ve sayı değerleri ile olur(mesela32
dişimiz vardır.. 3+2=5 yani arapça O=5 olur J).Pa, Ça, Ja, Na bütün kâinatın aslı ve terazisi olup: Pa, (Adem); Ça, (Nuh), Ja ( İbrahim) ; Na, (Muhammed a.s ) hazretleridir. bunlar 32 harf eder ki aslı (Nokta)dır..
harf ve sayılarda Allah'a- Adem insana ait sırların
gizlendiği kabul edilip, manaları çözmeğe çalışarak, buna da iman edip inanan
bir meşrebmiş ki, tarihte genelde bunlar zındık addedilip yok edilmişlerJ..ve bu
masal çocuğunun dahi hayatını ALİ KİTABI hediyesi ile değiştiren hz ARABİ
hocamızın Fususül Hikem’inde, Kur’an-ı Kerim de geçen 28 peygambere tekabül eden 28 harfi , kelimeyi, 28 esmayı
şerh etmesinden de başka bir şey değilmiş ki, yeni anladım Sevdiğim..
Hz. Musa'dan evvel Kıptîler; sihir ve tılsımla
uğraştıkları gibi, Nebâtî, Keldânî ve Süryânîlerden ibaret olan Babil
halkı inanç sistemi ile,Hind, Mısır,Yunan halkları bu ilmi her daim mimariden
sanata,tıbba her iş ve oluşlarında bugün de dahil uygulamaya devam
edegelmişlerdir…Bugün en etkin tarikat olan Yahudi kabalasının en büyük uğraş
sahası heka=büyü ve Hurufilikmiş..Hurufi
havas ilmi başlıkları ise şöyleymiş:Luğâz,
Muammâ, Remil, Fâl, Cifr, Vefk, Azâyim ve Nucûm..
3,
7, 10 ve 40 rakamlarına kutsiyet addedildiği gibi, her sayı bir şeye işâret
eder. Pisagorcular, âlemin aslının sayı olduğunu ve eşyanın da bundan meydana geldiğine
inanırmış..ve tabii birde kutsal geometri denen alem içre alemler varmış..
mesela kare maddedir ve siyahtır (kabe)..daire her şeyi
çevreleyen halka olsa da, içerideki en son nokta dahi, bir sonsuzluk alyans
yüzük vuslat deliğidir ..ve haftaya kozmik
delik olan oradan Sevdiğim nefes üfüreceğinden, önünde durmamak lazımdır J.ve üçgen.. hakikat..
ilk astronomlar ve Kur’an da korunmuş olan Sâbiîler aklın ruhanî cevher isimlerine daire
şekline olan şu mabetleri yapmışlar: İllet-İ Ula(ilk
sebep) mabedi, Akıl mabedi, Siyaset mabedi, Suret mabedi ve Nefs mabedi.. göksel
yıldızlara yaptıkları mabedlerin
şekilleri ise: Satürn-Zuhal mabedi altıgen, Jüpiter-Müşteri mabedi
üçgen, mars-Merih mabedi dikdörtgen,
Güneş mabedi kare, Venüs-Zühre mabedi kare içinde üçgen, Merkür-Utarit mabedi içinde dikdörtgen
bulunan bir üçgen ve Ay mabedi sekizgendir…(alıntı)
Eşyanın çoğu demek olan şeylerin aslı sayıdır ama sayının aslı da bir'dir.
Bu bir, bir'e tatbik edilirse nokta olur. Noktaların birleşerek hareketi
çizgiyi, çizginin birlikte hareketi sathı, satıh da cismi meydana
getirir. Bundan da his, idrak ve akıl çıkar..yani yine kadim
kutsal sembollerden olan II: DEVAM EDEN III LER sütunu ruhsal kamışlık tarlası
ilmi çıkıyor değil mi Sevdiğim..yanii bu gelen yepyeni bir 1..
tasavvufta 3 rakamı tevhidi makam-ı vahdet (1)
sayılır: 4. bu olaya şahit
olarak unsurlara işaret eder. 2, kadın(dişi-kesret –çokluk) demektir. 3
ile 2 toplamı olan 5, evlenmektir ki arapça daire(güneş) şeklindedir.. 3
ile 3'ün toplamı olan 6 yöndür.7 nin 4 unsurla buûdu=11, varlığı
gösteren ilk sayıdır(bir bir devam eden hep yeni
11lerJ). 7
rakamı ise 3 ile 4 gösterdiğinden kutlu bir rakamdır(3 ve 7 adına yemin edilir.. Rahmani ricali gaybin 3 leri , 7 leri ,40 ları varmış,
lakin şeytani ricaligaybin sadece 3 leri olup 7 leri ve dahi 40 ları yokmuş,3 ve 4 ,5 diye katlanarak giderlermiş)..
10
ise, her şeyin anahtar kilidi olan eril ve dişil prensip rakamı
mükemmelliktir ki, arapça elif ile yanında nokta şeklinde yazılır yani” I.”
.bugün var olan tüm bilgisayar yazılımları
da bu anahtar kilit 10101010 yazılımından mürekkepmiş…ve eskiler HURUF-HARFLERİN
SAYI DEĞERLLERİNİ BULMA İLMİNE EBCED diyerek, genelde büyü,sihir,tılsım için
kullana gelmişler....
harf ve sayı ilmi hz Ali’ye özel olarak verildiğinden, bu ilimde piri azam O
imiş…bunu en kolay nerden anlayabiliriz.. şuradan tabii.. hani demiş ya İLİM BİR NOKTAYDI ONU CAHİLLER ÇOĞALTTI.. işte
hz Ali kv nin huruf ve ebced ilminde en üst anlam olması, bu sözle
anlatılmıştır da ondan..
İslâm Dünyası'ndan evvelde Hurûfîlik hep vardır.. tabii ki bu, ilk astronom Keldaniler
ve evleri olan Babil kuyusundan işlerini icra eden Harut’la Marut’un VAZİFESİNİ
İFA EDİŞİNE BAĞLIDIR.. bugün dahi bir fitne-i gayya kuyusu orta doğunun hali
aslında çok normaldir.. yani.. XIV. Asır sonu Timur devrinde;İran
Esterâbâdlı Fazlullâh-i Hurûfî adında
bir derviş, bu sistemi bir dini fırka şeklinde yaymaya başlar..şeriata hiç uymadığından Timur oğlu Mırân
Şâh onu katleder..
Hurufilikte
evrenin üç temel evresi varmış ki, bugün nette gezinen tüm
ezoterik yazıların kökü buradanmış yeni anladım;"Peygamberlik (Nübüvvet),
imamlık ve tanrılık (Ulûhiyet). Âdem ile başlayan Peygamberlik dönemi Hz.
Muhammet’le sonra erdi. imamlık dönemi Hz. Ali ile başlayıp, 11. imam Hasan
Askeri ile bitti. Fazlullah ile tanrılık dönemi basladı…Fazlullah
Musevilerin Mesihi, Hıristiyan ve Müslümanlar için gökten inen İsa'dır.
Fazlullah, gökten inmis ve kıyamet kopmuş, dünya ahiret bir olmuştur. bu
nedenle ahiret yoktur. gerçek ortaya çıkmış ve tüm dinsel yükümlülükler kalkmıştır(hepimizin, en çok da ezoteristlerin 4 gözle beklediği inançsız,ibadetsiz bir altın
çağJ).. Böylece
Hurufiler tüm ibadetleri harfler ile yorumlayarak iptal eder ya da değişik
biçimde uygular. Örneğin hac, Fazlullah’ın öldürüldüğü yeri ziyarettir.
şeytan taşlama ise, Fazlullah’ı öldüren ve Miran şahın (yılanlar şahı) yaptırdığı
Senceriye Kalesi’ni taslamaktır.(alıntı)
yani Sevdiğim; bir tezden alıntıladığım bu şablon, bugünkü mesih, mehdi İsa bozuntusu yeni
fazlullahlara ne kadar da tıpatıp
oturuyor değil mi?.. hem bu mevzuyu idrak edersek, bugün şeriata hiç uymayan
pek çok bozuk tarik=yolu da kolayca saptarız. Yeter ki biz gerçeği
isteyelim.biz dürüst olmayı başardığımızda ALLAH, bize her yerden öğretir
unutmayalım.
Hurûfîliğin esası Allah gizli bir hazine (kenz-i mahfî) olup;kendini
bilmek murad-ı irade edince OL dedi.. işte
bu kelime ile de her şeyin hakikati, mevcudiyeti ve ruhunun ses olduğu
anlaşıldı.. ve Gizli bir hazine olan
Allah'ın; ilk tecellisi irade-i
murad-i kelâm şeklinde görülen sessiz
seslerden , olmayan harflerden oluşan bir frekans dalgası ile, zat denizi köpürüp,
coşup, aşk ile cuşa gelip taştı ve işte OL
ZAMANDA her şey veçhinde başladıJ..(*burası ruhlar
salonu, kamışlık tarlasıdır .. bir insanın gidebileceği en son yaratılmış sınır
noktası-yaratılmışlık hududu olan sıdretül müntehadır..ama buraya dek gidebilen
birisi aynı zamanda şunu da müşahede eder..evet burası son nokta..zatın
veçhinden başka hiçbişey baki değil.lakin tüm bu oluş-yokoluşların üzerinde,
her şeyi gözetleyen ve bilen, kontrol eden başka bilinmeyen bir vücudu varlık
var, ya o nedir?işte burası deliliğin
başlayacağı yer olduğu için; sevgili aziz dostunuz, aşkınız ,efendiniz sizi
yavaş yavaş geriye, dünyaya intibak ettirmeye çalışır..her efendi bunu
yapamaz ve yolun meczupları yol kesen hal vampirlerinden biri haline
dönüşebilirsiniz.çünkü sizde artık geri dönmeyi istemeyip, meczup
kalabilmek dileyebilirsiniz amma hakiki bir mürşid buna izin vermez)..
aslında bu nefs terbiyesi metodu hep var olandı..Eski Mısır insiyasyonu ;bir vakitler Mısır’dan göç etmiş
BEN-İ İSRAİL SOYU OLAN, ilimde çok ileri Medine yahudisi ashabın pek çoğunun
bildikleri ve uyguladıkları
bir şeymiş…zaten ashab-ı soffe de onların sürdüre geldikleri okulun, hz
Peygamber tarafından islama en uygun şekilde yeniden inşa edilmiş halidir ..çünkü
hz Peygamber Hanifdir ve yeni bir din getirmemiştir.. onların zaten bilip
uyguladıkları bozulmuş esasları, yeni, an-ı daim olan zamana uygun hale
getirmiştir..çünkü ALLAH BİRDİR ve O’NUN DİNİ OLAN İSLAMDA
BİRDİR..her peygamber bir Allah’ın
,bir dini üzerine görevli gelmiştir.ve her biri bir diğerini tastik edip,Peygamberimizi
haber vererek,vazifelerini tam icra etmiş olarak bu dünyadan ayrılmıştır.
Peygamberimiz döneminde umuma kapalı kalan bu şeyler; daha sonra
ashabın çırağa çıkması ile, kendi inançları,ESMA MEŞREPLERİ= TARİKATLAR,gelenekleri
ile ,islamın kuralları pekişerek, bugünde devam edegelen pek çok sayısız meşreb-i
tarikatı doğurmuştur((* neden?çünküü ashabımın alimleri ben-i israilin
nebileri gibidir..hangisine tutunursanız kurtulursunuz Hadisi şerifi emri
olduğu içinJ))..şunu unutmayalım ki genelde tüm
insanlık soyu Ben-i İsrailoğullarındandır ve Yaratıcı belli bir vakte dek
dünyayı onlara vadetmiş, hükümleri altına vermiştir. Peygamberimiz,kendi
ata Adem’i olan hz İBRAHİM’in çok özel ve ayrı bir kolundan, numunesi olmadan, tekbir
başına bir kol, tekbir başına
bir ağaç olmuştur=EHL-İ BEYT, O sıdretül münteha ağacın yolundan
ve soyundan gelenlerdir...
ve bu tarz bir metod zulüm-ayrılık gayrılık değildir..esma ilmini az çok anlayabilenler
içinse çok büyük bir kurtuluş rahmetidir..çünkü Yaratıcımız bizi meşreb
meşreb, fırka fırka yaratmıştır..her esma;bir kombin- terkibi yazılımından mürekkeb bir
beden olan beşer insanın, yolunu bulabilmesi, özüne,ruhuna yol
alabilmesi içindir.. bunlar yolun çok kolaylaştırılmış,pratiğe dökülmüş en has
halidir….sadece sana bir şablon oluşturacak ve bu tekniği sana öğretecek gerçek
bir emanetçi ehil öğretici mürebbi rabbe ihtiyaç vardır ki, oda hiçbir ücret
istemez.. bir tek başını alır o kadar(*her mahalleye kasap lazım..ama
sen sakın kasap olayım deme!J).
ve Sevdiğim.. Hurûfiler ilahi kelamın daima indiğine ,sürekli bir
bozuluş ve yaradılışın olduğuna ,bununsa çok yüce ilahi bir matematik
sistematiği ile işlediğine de inanırlarmış..işte o yüzden sayıların ebced
değerlerini sürekli hesaplamakta sık sık
sapkınlığa dek giderek işi çığrından çıkarıp ,
saf batınılikte kalmışlardır..yolun güdükleri olan bunlar; tek
kanatlı oldukları için ne kendileri uçmağa uçabilir, nede yanlarına
aldıklarını uçurabilirlermiş.ve
artık dondurucudan çıkmış,ama ısıtılmadan sofraya getirilmiş berbat bir
hilkat garibesi yemeğe dönüşmüşlermiş..
ayrıca onlarda tüm tasavvuf erbabı gibi; Cenâb-ı
Hakk’ın en mükemmel şekilde, bir insanın
yüzünde tezâhür eden bir kelam olduğuna da
iman ederlermiş(cemal seyretmek)..tabii geçmişten bugüne; böyle bluğ-u
gençhazinesi birini karşıma koyayım;ona bakıp cemal seyredeyim derken, öyle çok şeytana uyan ve kendisi şeytan
olan şeyh, sapıtmış ve mürid sanılan sayısız kişide yoldan hem
sapmış, hem de saptırılmış bir şekilde düşürtülmüştür ki,bu şayanı hayret bir
ibrettir mesela..asla değişmeden bugünde dünyanın her yanında ,her maddi ve
manevi okul- öğrenim yerlerinde aynı şey halen devam etmektedir.ve bu olanlar
pek çok samimi müslümanı tarikatı tasavvuftan soğutmakta,incitmekte,kalbini
yaralamaktadır ne yazık ki..hele hele rüyaların, esmaların kişide uyandırdığı
özel şeylerin övünerek ve yalan katarak anlatılması ve öğrenci öğretmen
arasındaki şeylerin yalan yanlış, tek taraflı yorumlu deşifresi, aleni bir
makam ve siyasi güç, aile hanedanlığına
dönüşmüş olması, bugün artık bu yolu pek çok kişinin(İSTİSNALAR HARİÇ) gözünden
tamamen silmiştir..
çünkü hakikatte pek az samimi yolcu vardır..yolun sayısız yolcusu; esmaların
ona vereceği zevkselliklerin,maddi manevi güçlerin,o tarikatın
hediyelerinin ve yönetimin, daha doğrusu
tanrılığının peşindedir. işte bu
yüzden de gerçek mürşid çok nadirdir.. gerçek dervişanı müridde bir o kadar
ender bulunan cevherdir.. belki de hakikat deşifresi imkansız kılınsın diye,
kıymetinden dolayı, onların etrafını da bu vazifeli çirkin sapıklar
korumaktalar, kim bilebilir ki?!!unutmayalım ki kıymetli nesnedir aşk.. kendisini
ucuza satmaz..kâlp malın alıcısı da kâlptır ve onlar birbirlerini nerde
olursa olsun bilir, bulurlar, alışverişlerini ederler..
ve konumuza dönersek Hurufiler için insan yüzündeki her kıl,aza bir
harfdir..Sevdiğim.. ben böyle şeyleri doğru bulmadığım için onlarla
uğraşmak,yazmak istemiyorum..çünkü eğer ilim bir
noktaysa ve cahiller onu çoğalttıysa ve her şey bir dairenin frekans frekans
açılımıysa, o halde ben tefekkürde yükselip, en iç daire-i noktaya
geldiğimde, otomatikman tüm şeyler benden çıkıp, bana döneceği için(tümden
çıkıp tüme varışJ),bu şeyler zaten kendiliğinden bana beni öğreterek, kendilerini
sunacaklardıJ..yani kendimi yormama değmez..
ve hayal gücüm kontrol edilmez bir tahayyüle sahip olduğundan,kendimi
bildiğimden beri nereye baksam o su izlerini, perdedeki kıvrımı,halıdaki deseni
ve taşta topraktaki gölgeyi suret olarak algılayabilirim..bu
hayalperest-suretsever ben gibi putperestler için çok basit şeydir.. benim
varmak istediğim nokta ise o hırkanın içinde, ben gibi etli, canlı, kanlı bir
bedeni, ben gibi hissederek görüp ,bilmek..yani varlığıma maddi delil
istiyorum..hayal değil.. kendimin bir hayal olmadığıma delil istiyorum..
ve Anadolu Hurufiliği; Fazl'ın baş halifesi
Ali el-A'lâ (ö. 822/1419) nın Hacı Bektaş Tekkesi'ne gelmesi ve ilmini
yaymasıyla başlamıştır..Hacı Bektaşi Veli’nin halifesi Balım sultanla
başlayan Bektaşilikteki bozuluş ve anlamından sapmalarının ilk tohumları da,
aynen içki dahil pek çok şey gibi, uyuşturucu
ve oğlancılık dahil bu İranlıların gelişi ile başlamıştır.. ve eskiden
olmayan bir şey Bektaşiliğe SIR diye sokulmuştur..oysa beyan edilmiş İslam
ve Kur’an çok açıktır..sadece derece derece idrakler için, zevki, yeni yeni
sonsuz anlayışlar vardır..o merhaleye gelene; zaten o safhadaki şey sır
olmaz..o onu bilir ve anlar..henüz perdesini açamadığı diğer tekamülü sırdır
ki, onu da başkasından öğrenmez.kendi malını,kendi hazinesinin kilidini kendisi
açar görür..

gerçek bir mürşid çocuğunun yumurtasını ne kendisi kırar,nede bir
başkasını işine karıştırtıp, kolaya kaçıp,o yumurtayı dışarıdan müdaheleyle
kırdırtır..eğer manevi yol çocuğu; yumurtasını kendisi kırıp çıkamazsa, kısa
sürede yolundan düşüp ölçeğini de bilir..ve yolda –sistemde tek gerçek
vardır..YOLA DEVAM ..YÜRÜMEK..YÜRÜMEK(*henüz uçamıyormuşuz Sevdiğim ,biliyor musun?..izin
yok..son gaz giderken durma marifetini deneyimlemek, en zor ama en yüksek
ilimmiş meğerse)..
HU…HÜVE..ESMA-İLAHLAR-TANRILAR PANTEON MİTOLOJİSİ
SANAT TARİHİNDE, HARFLERİN SEYRÜ SÜLÜĞÜ ..
nebatilikten hayvani ruha(hay esması) tekamül eden halamız
simsima diyarı hurma hatunun meyvesi,
bildiğin gibi, RAhiym esmasından dolayı kadına tekabül eder.ve kadın,
kesret-çokluk alemi demektir..yani yaratılmış her şey kadın hükmündedir…bu
yaratılmışlığın hududunu geçenler ise er-i
vahit olur..
tüm ümmet: davete icabet edenler ve davete henüz icabet etmeyenler olmak
üzere; tek bir şahsın, Hz. EFENDİMİZİN VÜCUD-İ İKLİMİ SULTANI nda elan
mürekkeptirJ.. tüm
kainat O’nun vücududur.. O’nun miracı ve
ümmetim ümmetim dediği hüccûratı da bizleriz.. bize Kendisini MİRADI MUHAMMED aynasından tanıttı ve
HEPİMİZE BİR İSİM VERDİ ve bizimle kendisini bilmek istedi.. Allah kullarına
kullarından tecelli eder.. işlerini kulları eli işler..kulları ile bilir, kulları
ile görür.. amil ve amel O’dur.. varlık tekamülleri sadece en kamil olanı
içimizden çıkartıp, arayıp O’nu bulmak-RAbbimizi bilmek içindir..çünkü birimiz hepimiz için&
hepimiz birimiz içinizdir..
KADİM HARFLER SÖZLÜĞÜ yani "İNSAN KELİMESİ"NE BAKIYORUZ:
ELİF harf
değeri 1..(TEVHİD-İ VAHDET)…insan-ı Kamil..her
şeyin ilk tevhid-i mutlak hali..bir elif harfinde 7 nokta üst üstedir..ve 7 nefs mertebesi dahil tüm 7’li sistemi ,hatta
yedullah denen yaratıcının iki elimle yarattım dediği(CEMAL-CELAL,BATIN
ZAHİR DUALİTESİ) yaratılmış eşyayı anlatır..7 rakamı arapça V şeklinde olduğu
için yukarıya ,Rahman’a uzanan sonsuza açılmış rahimi de temsil eder..onu
kapsayan ise RAHman’ın O’na açılmış V yi kapatıp mühürleyen
yansımasıdır..böylece 19 ile besmele
mührü basılmış ve KÜN EMRİ AÇILMIŞ
OLUR..ve her iş ve oluş bu iki yedili ,14 lü (O) arasında gider gelir..gider gelir…Kabenin 14 vazifelisini de
unutmayalım lütfen..
var olan her şey elifin içindeki o nokta, siccin, habli
metin, DNA iplikçilerinde kayıtlıdır ve bu bez sürekli dokunur..nokta içinde elif,elif içinde 7
nokta, boyuttan boyuta devam eder..yani
insan denen ELİF HARFİ, kendi içinde kendisine, tüm alemlerinde gerekli olan
ihtiyacı eşyayı da kurgulayarak bilir..ELİF İNSAN-I KAMİLİ, kendisinin
kainatına hamildir, hamiledir..sürekli bir doğum ve ölüm ile
kendisini temizleyerek, yeniden inşa eder..HAŞR-I NEŞRİ BURADA BİLİP ANLAYAN,
ölmeden evvel burada ölüp dirilen işini ahirete bırakmaz,burada kendisi görür..
LAMELİF: ELİF
HİÇ BİR HARFLE BİRLEŞMEDİĞİ için izdivacı tevhid edemez sanılmasın lütfen..oda
ELİF ;lam(mim) ve(gizli ye)ve fe
harflerinden oluşmuştur..yani elif harfi dahi 4 UNSURU İLE 4 EŞLİDİR J..anti soyutları ile
tabiiki 8 eşli oluyor..ve elif lam harfi ile tek eşlidir ki adına
lamelif denir..onları ayırmamak lazım geldiği Efendimiz tarafından hadisle
belirlenmiştir..
Elif-Aleph- A-Alpha :”Öküz” anlamına gelir..ADEM kırmızı toprak demektir ..
Peygamberimizin kabrinin üzeri tamamen kırmızı Kerbela toprağı ile örtülü diye
duyup okumuştum ki; Kerbela vakasını da bu bölgeden geçerken, durup
hüzünlenerek, oradan aldığı bir avuç toprağa bakarak, gelecekte olacakları
haber verip,bir torbaya o topraktan
doldurtup eve götürmüş, o toprağı da
saklatmıştı … uzun yıllar sonra dediği
olduğunda, o torbadaki toprağın kızıllığına bakarak, bunun gerçekleştiğini
ağlayarak gördüler.
BE Harf
değeri 2… ( NOKTA..Velayeti Sugra -küçük alem).. ubudiyet
(kulluk) ve rububiyet(terbiye edici mürebbi vasıf)..
Elif (ENE-BEN), kendi benliğini kurb’an
ederek,başını keser(bakara), eğilip kendine secde eyler..dik elif(kıyam),eğik elif(ruku),yatık elifbe(secde)=namazı SALAD...

Beta-ev : elif harfi artık kendisini bilmiş; yeryüzü, turaba, Nuh’un gemisi
misali BE VÜCUDU TEKNEMİZ olmuştur.. KAYIKÇI yine gizli özne
olan ELİF dir.. bu durumda elif harfi
ruh dur..be ise onun bineceği vasıta, araç, taşıyıcı binek olan soyut
gemi,kayık,bedendir..be teknesinin
altındaki nokta ise, elifin kendisini bilme zevkinin bedeli, ölmeden evvel ölme sembolüdür.. bu
yolun her yolcusu istisnasız başını vermek zorundadır ..
tüm hayvani tabiatı asliyemiz olan haylığımız (DİRİLİK)tir ki, bu bize; var olan tüm hayvani huyların belirli
tavırlarıyla, huy, meşreb, karakter olarak yansır..işte bu hayvani tabiatına
muzaffer olup, ormanlar kralı olan yapı da yine ruh olan Allah’ın aslanıdır…. her biri bir ayet,işaret,kitap olan diğer
levh-i mahfuz harfleri;toprak bedenlerinin nötr terbiye edici RABLİĞİ ve UBUDİYET denen KULLUK
hizmetini işte bu BE (BEYT-EV)ADEM ini sürekli icad edip,yaratarak
diri tutarak icra edecektir..
eğer BE harfinin bu iki keskin uçlu yapısını
anlarsak; hz Ali k.v nin başına gelenlere gösterdiği sabrı ve manayı vazifesini
de kolayca idrak etmiş oluruz..tabi bu iki uçlu BE (ilk hilali ayın 4.
Gecesi hali çatal uçluymuşJ) bize ZÜLFİKARı
da anlatırmış..Zülkarneynlik bahsi, sahip kıran anlamını da tabii..
 |
pe harfi |
Mısırda,insan altı elementten
oluşurdu..maddesel elementler: BEDEN, GÖLGE
ve İSİM di..ruhsal
elementleri: AKH, KA ve BA idi..ayrıca eski mısır’da ölünün basını vermek,basını açmak bahsi de vardır malum.. ölünün insan başlı ruh kuşuna BA denirmiş..ve ölünün ağzına ANKH (fatiha anahtarı-amentüsü)
dokundurularak verilirmiş..ölünün mumyasının yanında olan tahtadan minik suret
heykeline ise KA denirmiş..her sabah
türbesinin deliğinden güneş RA ya
uçarak kavuşan BA kuşu, akşam güneş batarken yine o türbe deliğinden evine
gelir,KA sına bakar, bedenini tanır ve sadakatle mumyasını beklermiş..
ve Sevdiğim
bugün inanılmaz bir tespitimi kaydedeceğim..aslında
bunu çok önce anlamıştım ama hep unuttuğum için ilk defa yazabiliyorum. şimdi eski
mısırda ölülerin osiris ve 42 ilahi isim önünde
ahiret sorgusu yapılırmış..ve binler yıl sonra hz. İdris devrinden hz Musa
devrine gelindiğinde Yahudilerin
72 kutsal tanrı ismi olmuş..oysa Muhammedilikte, hz Peygamberimizin bize bildirme gereği duyduğu 99 esma hariç, sonsuz ismi açığa çıkartabilme tefekkür sebiline
kavuşmuşuz değil mi?!!yani insan sadece bunu
idrak etse hayatı öyle zenginleşir ve şeylere bakışı o kadar değişir ki. sadece
bir tek esma ve yaratılış safhaları tekamülünü anlasak tüm dünya ilimleri ve
eşya inanın değişir..
TE Harf değeri 400 (
RİSALET)..artık ELİF
kendisini bilmek isteyip BE ile kendisine bir vücud teknesi inşa edince, içine BENLİĞİ
olan ENE si- SEN yansımasını koydu..ve
ona “İKRA” dedi..böylece ben-sen davası
yansıması ile karşılıklı ilk mukabele
başladı..aşkın ilk teslisi
olan AŞIK,MAŞUK ve RAKİP üçlüsü de sahneye çıkmış oldu..
SE Harf değeri 500(HAKAYIK).. BE teknesinin içindeki 3 TANE NOKTA ile oluşur..Tasavvufta 1 ve
2 rakamı yoktur..her şey 3 ile
başlar..yani maddenin oluşabilmesi için daima 3 sütun,3 sacayak temeli
lazımdır.se harfi, tekne-i vücudunda
olan bu 3 noktanın içinde de nübüvvet,risalet ve kulluk birlikte vardır..hepsi
birlikte yaratımı gerçekleştirirler..arapça 500
sayısı 0.. yazılır ki herşey O(hüve)İÇİNDE SIRLI VE MAHFUZDUR..
CİM Harf değeri 3( BEŞERİYE)..
İŞTE MADDİ SACAYAKJ güneşin ay ile vuslatından aşağılıkistan
CİHAN-I dünya evladı oluşur..ve soyut su içinde görünmeyen bir el ile
döndürülen ona şöyle denir:”eşsiz mavi inci.. cihaaann .. cihaaann..içindeki ışık dışarı
sızan”.. ve bu dünyevi maddi yaşam evimizde, aynı diğer her şey gibi,
soyut bir su denizinde dönerek yüzmektedir..
 |
çe |
Cim
harfi ayrıca: maddi beşer cinni LATİF VE LATİFELERimizin tümünün “inin
oradan aşağı denilerek” aşağı indirilip,kendilerine bir kelime=harf üflenerek birer benlik=nefs verilip” ZANNETTİRİLEREK”
imtihan dünyasına; iş,emek,özgürlük
belasına müzdarib oluşumuzdurJ..
böylece benler, senler, cinler,canlar ,tenlere
ve ruhlara doğru hızla yola devam etmekteyiz SevdiğimJ….
HA Harf değeri 8 (TEKVİN..İCAD-I
YARATIM).. Sübutî
sıfatlar: 1-Hayat..2- İlim..3- İrade..4-
Kudret..5- Semİ (işitme)…6- Basar (görme)..7- Kelâm…8- Tekvin (Yaratma, var
etme.)
düşünce
denen idraki BİLİNÇ VARSA ONUN VÜCUDUDA VARdır... isimler ve müsemmalar..ZAT ve SIFAT
alemleri misali.. İşte bu bedenimize de,
enerji faz hattından oluşan ışık
vücudumuz denirmiş.. mesela BELKIS’ın tahtını düşünce ile göz açıp kapayıncaya
dek getiren zamanının kutbu olan vezir ASAF, bu emri bir peygamber kral olan hz
Süleyman’ın (rahman esması) dilemesi ile yapmıştı..ve unutmayınız ki Efendimizde”Rabbim’in kokusunu Yemen’den alıyorum" demiştir ..sistem daima risalet ve nübüvvet ortaklığı yani dualite
ile çalışır unutmayalım lütfen..
HA(8) de, 4 ana unsurun soyutu, diğer 4 ana
unsurun yansıyan maddi yapısı ile izdivaç etmiştir..ki, her bir harf bir diğeri
ile izdivaç ederek kelime-i tevhidi meydana
getirir..
arapça 8 çadır
şeklinde dir.. Rahman’ın kapsayan
varlığı, vücud çadırıdır..yani varlık= vücud O’nundur..öyleyse ne varsa o vücudun içindedir.. VE KAPSANMIŞ OLAN DİĞER
YANSIYAN TÜM EŞYA da O’nun vücudunun
batını-içi olan RAHİYMidir..
Bu besmelesi çekilmiş 16 lı sistem rüzgar gülü-dharma -zaman
çarkını döndürmeye,ilahi nefesi her yönden estirmeye başlar..böylece ilahi
nefes üflenerek süreklilik icad olunur..amma velakin unutmamak lazımdır ki hz peygamberimiz cami olduğu kadar FERD dir
de..o vakit, her bir ruhun sağ ayak başparmağından beyaz bir ip ile kendi
zaman değirmeni çarkına bağlı olduğunu da hatırlamak lazımdır..çünkü bir ruh
dahi kendi hudutlarının dışına çıkamaz..o başı gibi ayağı da bağlı olarak
sahiplidir ,başı bozuklardan değildir..
HI Harf değeri 600 (İNSAN-I
EKBER-FAZL-I VELAYETİ KÜBRA).. Zatî sıfatlar :1- Vücut (Varlık)..2-
Kıdem (Ezeliyet, evveli olmama)…3-
Beka (Ebediyet, ahiri olmama)..4-Vahdaniyet
(Bir olma, şeriki bulunmama) …5- Kıyam binefsihî
(Varlığının devamının zatından olması-başkasın yardımıyla olmaması )…6- Muhalefetü’n- lil-havâdis ( Zatının
mahlukatın zatlarına ve sıfatlarında mahluk sıfatlarına benzememesi)….
Allah her şeyi 6 günde ,6 merhalede,6 değişik evre
tekamülünde yarattı ki, belki de tüüm icad ve oluşlar böyle zuhur eder.. Kur’an'da 114 (6) sure, 6666 ayet vardır .. ALLAH,HİLAL,LALE ebcedi, işi 66’ya bağlamak anlamında 66 imiş..6 rakamı, ana karnında VAV=9 şeklinde olan cenin bebeğin,
dünya-aşağılıkistana doğarken aldığı doğuş pozisyonu olan, başaşağılıktır..yani aynı ana rahmine giren spermin de ilk
önce; ana yumurtasının içine ilk evvela başını sokup ,kuyruğunu ise, aynı
atmosferi delip, fezaya açılan bir roketin yakıt tankını aşağıya bırakması
misali atmasını hatırlayalım lütfen..işte bu sünnetullah kaidesi olan,her yeni oluş yaratılışında bir evvelki evrenin başı, yeni evreye kurban verilmek zorundadır..ve
şimdi makam-ı VELAYET- HU harfinin içindeki gizli özne VAV dünyaya gelir vesselam..
DAL Harf değeri 4…ANASIRI ERBAA: namazda
rukü..BEYTÜL
MAMUR (sürekli tadilat edilip,hep onarılan ev) da denir.. Dalet- latin alfabesinde ise Delta: Kapı
demektir..
ZEL Harf
değeri 700.. zel adına
bakınca onun için yazılanları okuyunca bende sadece altın ve güneş bahsi açıldı
Sevdiğim..yani ZEL yarım bir kavseyn dairesi ise, muhakkak soyut diğer yarısı da
vardır..zel aslında RA nın noktalısıdır ki, şuan ben ikisinin ezvacını
düşündüm..yani her şey güneşteyken, nurun içindeyken bizde vardık, bizde var
olan şeyler yine devamlılık getiren güneş ışıklarıyla anbean
sürmektedir..yedullah her an bunu yapar..
SİN Harf
değeri 60… İNSAN-I KEBİR-KEMALAT-I İNSANİYE:ruhlar aleminde olup, henüz beşer elbisesi giymemiş insan demekmiş..Kur’an-ı
YA SİN de Efendimize böyle hitap vardır ..içinden Hızır geçen Adamdan, SİN HARFİNİN
dikey halde bizim tüüm yukarıdan aşağıya iniş ve çıkışımızın harita yolu
olduğunu da öğrenmiştim Sevdiğim..belki de ins kelimesi, insan cinsinin
sadece insiye(KEMALAT YOLU) edilebileceğini anlatıyordur ,bilmiyorum..
ŞIN Harf değeri 300..AŞK,ARŞ..İKİ
KELİMEDE 3 HARFLİ..yani aşkın arşta tezahür edişi belki de..ve şın insana
şeytanı da çağrıştırır..şeytanın ve dervişin ve şükrün ebced hesabı ise 520(7) imiş…
SAD Harf
değeri 90 ..evveliyat..benim için
gerçekte tek bir anlamı var..oda GÖZ..
baş parmak hz Ali,şahadet (işaret)parmağı MUHAMMED as.birleşmesi ve diğer ehlibeyt
ahalisi parmakların alemine ,sonsuz bâtına açılan kapı.. evin sahibi makam-ı hz
İbrahim’in tevhidi işaret eli.. Sâd…sâbır…sâdır..sıtre..sırât..sır..sadâkat…sıdkıyyet..2
nin 2.si ( II..)..baş parmak ile işaret parmağın birleşerek yaptığı göz… SÂD
DAMLA..sad deniz.. Sıla-i RAHİM..GÖNÜLDÜR ve GÖNLÜN mekanı LAMEKANDIR… Sâd arşı
RAHman ın seyir mekanıdır.. gördüğü göz, göründüğü mekandır..
DAD Harf
değeri 800…..velâddaallinlik.bir şeye son
nokta koymak...
TI Harf
değeri 9.. önce bu harfi TORAH(tohum)-TÖRE-ŞERİAT-ı
TURUKU ÂLİ =YOL ile ilişkilendirelim.. TA eski Mu ve maya dilinde YILDIZ ,HA
kelimesi ise SU demekmiş.iki hece birleştiğinde TAHA kuyruklu yıldız oluyormuş..her sperm
insancık gerçek bir kuyruklu yıldızdır unutmayalım.. hem de henüz yola devam
eden,başı bağlılardanJ ta bazı dillerde ise yılan,
eski sümerde tangrı,dingiri,tıngır tanrı demekmiş..
4 ana unsurun bir insan bedeninde esir edilip
çarmıha gerilmesi sembolü olan + işareti
tüm kadim tarihte vardır..bu daima tanrının iş ve oluş sistemi devriye-i çark-ı
feleği,kabekavseyn ev ednayı anlatır.TANRILIK SEMBOLÜDÜR...ayrıca tı
harfi benim için kendisinden evvelki harfin başını kesen balta misalidir.. arapça
tı harfi gerçekten de bir bacağa benzer buda hiyeroglife göre bacak yine
BE HARFİne tekabül eder….
ZI Harf
değeri 900 .. bunu da yine TI harfinin ezvacı eşi
olarak algılayabilirim tabii..bedeninin sağ ve sol sütun kademi ayaklı bacakları..
AYIN Harf
değeri 70.. göz..göz..yakınlık..ayniyet..aynalamak..
GAYIN Harf değeri 1000... Hurufi
alfabesinde ise bulut demekmiş ki bence ebcedine en yakışan resimde bu ganilik…
FE: FE Harf
değeri 80…fazileti fazl,feyz,hikmet-i
himmet SENDEN, hizmet de SendenJ..
KAF Harf değeri 100..güneş
ötesi alemi temsil edermiş ve o aleme RAHMUT denirmiş..belki de makam-ı Mahmud
budur bilmiyorum Sevdiğim ..ama ben KAF HARFİni hayal edebilirim..o
ANKAdır..yani RUH..KAF harfinin başı üstünde iki nokta vardır ki, o aynı
zamanda BA-KA-RA dır..Zülkarneyndir..RUH hakikatte tektir..her ruhun içinde
kendi nefsi ve bedenide vardır..mesela bir nefs bedenlenmeden çok daha evveli
dahi, beden silüetinin edası tavrına sahiptir..gireceği kalıbı dahi bu tavır şekillendirir
ki, buda içeriğindeki esma oran terkibine bağlıdır..kaf İNSAN-I KAMİLİN TA
KENDİSİDİR..tüm diğer kuşların birleşim makamı odur..KAF VÜCUDDUR..VARLIK
–MEVCUD-İ VÜCUD İLMİDİR..arapça ebcedi
olan 100 sayısı I.. şeklinde yazılır ki
bu her şeyi (KÜN FEYEKÜN) anlatır..
 |
Kef-Ge-Ne
altında 3 nokta
olursa J |
KEF Harf değeri 20 .. ZAT’INDAN SIFATINA DÖNEN, bir eli havada, bir
eli yere bakan Mevlevi gibidir derviş KEF HARFİJ..
yine ke ve fe harfleriyle ol-yokol,olyok ol diye sürekli yanan bir ampulün
içindeki fazlın bizim göremeyeceğimiz hızla yanıp sönmesi, dağılıp atomlarının
birleşmesi-haşru neşri bir anda görmesi ve göstermesi misalidir..
RI Harf
değeri 200… her şeyJ..bizim insanlık
dönemimizden evvel yeryüzünde yaşamış insanların ALLAH’ı tanıdıkları isim RA
veya RE imiş bu halen kur’an-ı kerimin pek çok yerinde var..AZAMET-İ HÜDA RA TEKBİR cümlesini mesela
ben çok görkemli, ihtişamlı bulur etkilenirim.. eski Mısır ve onun gibi
uygarlıklarda halen antik Mu devrinden kalma inanç sürüyor ve yaratıcıya elan
RA –RE deniyordu..O’nun bir sureti yoktu..o yüzden de güneş kursu şeklinde
temsil ediliyordu..O, boşluk daireydi..havayı üfüren ve dünyayı
aydınlatandı..O, güneşin ruhu ,hayatın kaynağı,hay olandı.. varlık vücudunun
bütün suretleri O’nundu ve O’ydu ..ama O hiçbir suretle kayıtlanamaz, bu kesin
O, denemezdi.işte HÜVİYET-İ HU, O kimliği, boşluk dairesi-güneş kursu bunu
anlatır..güneşe direk bakamazsın..kör olursun.. O’nu ancak sana vereceği kendi
gözleriyle görebilirsin ki, bunun adı RA’NIN GÖZÜDÜR..Yani yine İnsan-ı KAMİL..
PİRAMİT-HAKİKATİN GÜNEŞ ZAMAN SAATİ VE GÖLGELERİ
(eski
mısır dininde RA ‘nın ilk yaratıcı zati ve subiti esmaları)

1-RA= Rah veya Ray olarak da okunurdu. çeşitli şekillere giren
güneş tanrısı.
2-Amon(amin)=RA ile sık sık alakalandırılan
yaratıcı tanrı.
3-Khnum=Koç başlı,insan şekline giren
çömlekçi çarkçısı Ra’nın akşam görüntüsüdür.. Kefri ve Khnum olmasıyla gün batımı ve gün doğumunda önde gelir,Ra
sık sık güneşin tepeye dikildiği öğle vaktini de temsil etmektedir.
4-Atum
Ra=Amun Ra ile Atum
Ra,benzerlikleri paylaşan tamamıyla ayrı bileşik tanrılardı.Tek tek bütün
tanrıları şekillendirmiş,ilk tapınılan sekiz tanrıyı ve güneşi
yaratmıştır.-Bütün tanrıların ve firavunların babasıdır.Bir başka mite göre
Okyanus Nun’dan doğan ve Şu(rüzgar),Tefnut(nem) un yaratıcısıdır.
5-Kefri=Sabahları güneşi yuvarlayan ve Ra’nın
sabah görüntüsü olan skarabe- bok böceğidir. Bazen Horus’un farklı görüntüleri Ra’nın yerine
kullanılmıştır. Ra sabah gün
doğumunu,Hasor öğle,Tum da gün batımını temsil etmektedir.
6-PTAH= Ptah=Diğer yaratıcı bir tanrı,RA ile
ilişkilendirilen sanatçıların koruyucusu.Güneşin gece yer altından ışık
olmadığı zamandaki geçişi Ra ile ilişkilendirilmiştir. Ptah sık sık Amun ve
Atum ile alakalandırılmıştır.
7-Ra
Horakti=İleriki
Mısır Mitolojisinde Ra Horakti bileşik tanrılardan çok bir görüntüsel rütbedir.
RA,Horus’un görüntüsüdür denilir.Horakti ile alakalandırılan gün doğumunda
Horus’un görüntüsüdür.Umut ve yeniden doğumun sembolik tanrısıdır
Üç kez ululanmış”,”üç kere ulu olarak anılan,-Mısır
dinlerinde,bütün tanrıların "RA"nın görüntüsü oldukları inancına
dayanılarak,Lah, Ra'nın
en gelişmiş hali olarak da kabul edilendir ki, ileride belli bir ilah olan ALLAH
KELİMESİNE dönüşecektirJ...
Mısırda
yaratılış mitosu:“Ben,şafakta
Kefra,öğleyin Re,akşamın alaca karanlığında Tem’im”
dedi..Ve,güneş doğdu,göğün öbür tarafına doğru ilk kez yola çıktı.Sonra ilk kez
“ŞU-rüzgar” adını söyledi ve ilk rüzgar çıktı, ”Tefnut -tüküren”
adını söyledi ve ilk yağmur yağdı.Ardından “GEB” adını söyledi ve toprak-yeryüzü oldu;tanrıça “NUT” adını söyledi ve gökyüzü bir yay
şeklinde yeryüzünün bir ucundan ayağına ve öbür eline kadar uzandı ve ;”Hapi” dedi, büyük Nil nehri Mısır boyunca
aktı ve bereketli kıldı(Yeryüzünü düzenleme ve
canlıları yaratma)..
Bundan
sonra RE,yeryüzündeki bütün
varlıkların adını söyledi ve onlar büyüdüler.En sonunda insanoğlunun adını
söyledi ve Mısır toprağında erkek ve kadın oldu.(Çift
yaratma)
Sonra
RE insan şeklini aldı ve Mısır’a ilk firavun oldu,binlerce ve binlerce yıl ülkeyi
boydan boya yönetti,insanlar, “RE’nin zamanında olan şeylerden “ iyi diye
bahsettiklerinde” ürünü bol bol veriyordu.(Cennet
yaşamı)
Ama,RE
insan biçimindeyken zamanla yaşlandı.İnsanlar ondan korkmuyor,kurallarına
uymuyorlardı.
Ona,”RE’ye
bakın,kemikleri gümüş,teni altın,saçları lapis lazuli gibi. (ALINTIDIR)..
ZE Harf değeri 7…
LAM Harf değeri 30.. ilim demekmiş.elif (ALLAH),lam(CEBRAİL),mim
(Hz.MUHAMMED a.s)dir…bir insan bu üçü olmadan asla hakikate eremez ..Eliflam harfinde ALLAH&CEBRAİL
ilmidir ki vahyi de simgeler..
MİM Harf değeri 40..RİSALET..mim
harfi aynı sperme benzer.. kuyruğu dünyaya iner ,başı ise daima yukardadır.. kelime
içinde ise,aynı sükun bulmuş hemze veya hu(o) harfi misali dairevi tam bir
boşluktur..o kök hücre misalidir..m-i-m..bir şeye mim koymak ,onu işaretlemek
,işte bu Mustafa, Mumammed,Ahmed,Mahmud demektir..
NUN harf
değeri
50…. Sevgili NuN harfiJ..BALIK demekmiş..zaten balıklarda NUN
DERYASInda yüzmezler mi?..mısır da gökyüzünün kapsayıcısı olan, geceleri güneşi
yutup koruyan ve her sabah yine doğurarak uyandıran NUT ANNE dir.. kavsını kapattığında nun, güneş dairesidir.. kavsını yavaş yavaş açtığında ayın tüm evrelerinin resmini çizer
bize..ve güneş ayın zevcidir.. aynı yumurta ikizidir.. güneş, ışıklarını,
kendisinin aşkı için söndürmüş ay aynasından seyr’ eder.. ve ancak dünyevi
çocuklarını, onları yakmadan, böyle yaklaşarak sevebilir..nun harfi eski devir harflerinde daima su dalgası vvv şeklinde
resmedilmiştir..arapça 50 rakamı O.
YazılırJ.. ve nokta
dairenin merkezine girdiğinde güneşin ve tanrının daima sembolü olagelmiştir..kün emri NUN harfiyle açılır ve kapanarak biter mesela..benim
için BE
harfinin geriye dönmesidir NUN ..ve bu harfi daima DİŞİ-KADIN olarak
algılıyorum..ELİF ve KAF ı da erkek...ve kalem suresi bir erkek adı olsa da mukattası nun
dur(birlikte yazan ve yazılan olarak KÜN
feyekün olurlarJ)..
VAV Harf
değeri 6… her
şeyin sebebi zat-ı..HU hüviyetinin içindeki
gizli özne VELAYET-İ ZAT ta
kendisi..her
varlık nutfe-i tohumluktan aynı bir vav misali kıvrım açılarak doğar..o
noktanın açılıp ELİF OLMASIDIR.. TOHUMUN AĞAÇ OLUP,çiçeklenip meyve vermesi ve
yine toprağa tohum olarak düşüp, yine kendinden kendisini devrederek, doğurup
yaratmasıdır ..yaratmasıdır
diyoruz çünkü, ALLAH BİZE RUHUNDAN RUH- NEFES ÜFÜRDÜ.. dolayısıyle onda ne varsa,
yarattıklarının idrak-i potansiyel açılımı kadar, yaratılmışlar da da vardır(yani
biz boşuna, bizde tanrıyız diye yırtınmıyoruz anlıyacağımızJ .. tek sorun var..Yaratıcımız Tanrılığını peygamberi dahil kimseye ne yazık
ki vermiyormuş vesselam)..
tabii ki Samiri de bu
ilmi bildiği için Cebrail’in bastığı toprağı alarak o altın buzağıya savurdu ve onu
böğürttü unutmayalım. hz İbrahim,
kafasını koparttığı 4 değişik kuşu ,4 değişik dağa, Rabbinin emri ile koydu
ve onları yine RABBİNİN İZNİ VE ADIYLA ÇAĞIRDI..o, 4 değişik kuş gelip kendi
bedenlerinin başına birleşip, canlanıp uçtular..hz İsa ölüleri böyle diriltti..Allah dilerse bir kulunun hamili kart yakıni,gören
gözü,konuşan dili,tutan eli olmaz mı?!!!
HE Harf
değeri 5… HERŞEY BU 5 Lİ
SİSTEMLE OLUR..hamse-i âli aba..ruh’un
4 ana unsuruyla evlenmesi..her iki el ve her iki ayağımızda 5 parmağımızın olması..vech-i yüzümüzde 5 delik (2 göz,2
burun,1 ağız) olması gibi.. he kobra yılanının iki gözü misali de yazılır…tek bir sukün boşluğu gibide yazılır..o
hayattır..yılandır..DNA dır.. yazılımdır.. kitaptır.. diriliktir..hurufi
alfabesinde dünyaya açılan evin
penceresi demekmiş ki yine aynı anlamdır..ve hiyeroglifte H harfi, aynı DNA misali çift sarmal ip
şeklindedir..
Âlem-i Emr’in beş latîfesi kalp, ruh, sır, hafî ve ahfâ olup
“letâif-i hamse” veya “cevâhir-i hamse” diye bilinirler.Âlem-i Halk’ın beş
latîfesi ise (anâsır-ı erba‘a: Toprak, ateş, su ve hava)dır. Bu dört unsurun da nefse dâhil
olduğu kabûl edilir. Letâif-i sitte (altı latîfe) iç içe geçmiş halkalar şeklinde düşünülebilir. En dış halka nefs, onun içindekiler sırasıyla kalp, ruh,
sır, hafî ve ahfâdır. Bunlar insan rûhunun farklı mertebeleri ve
boyutları olup bir içteki, dıştakine göre daha hassâs ve yüksek seviyelidir.(
alıntıdır)
YE Harf
değeri 10…ATAYI ESMA… benim için aynı
mevlevi KEF harfi gibidir..yani başlangıçtan aşağıya inişimiz ve sürekliliğimizin
ana hattı ,ana şarter kablosu gibi..bize sürekli enerjik bilgi veren- verici..
suret-i harfinde de yatabilirsin, harfin yeryüzüne sarkmış yatağında da korunarak
uyuyabilirsin.. bu kef ile ye anne gibiler bence…
**
ESMA-İ
HÜSNA' NIN MERTEBELERİ
Fütuhat-ı Mekkiyye 66.
Bölüm
Bil ki, ilahi isimler, hakikatlerin gereği olarak
ortaya çıkan hal dilidir. O halde, şimdi işiteceklerin için aklını ayık tut !.
Ve asla ne çokluk ve ne de varoluşsal bir birleşme vehmine de kapılma !. Ve ben
burada, yalnızca akledilebilir bir çok hakikat mertebelerini, tecelli etmekte
olan varoluş ( vücudun ayni ) açısından değil, nispetler açısından
sıralayacağım. Çünkü, Zat olması bakımından Hak Teala' nın Yüce Zat' ı
birdir.Ayrıca bizler, kendi varlığımızdan, muhtaçlığımızdan ve mümkün varlıklar
olmamızdan kesin olarak bilmekteyiz ki, bizim için kendisine dayanacağımız bir
tercih ettiricinin bulunması zorunludur. Ve bizim varoluşumuz, işte bu
dayanılandan değişik nisbetleri taleb etmesi de zorunludur. Şari Teala , esma-i
hüsna ile işte bu gerçeği ima etmektedir. Nitekim Hak Teala , Mütekellim (
konuşan ) olması hasebiyle, kendisinden başka bir ilah olmayan Biricik İlah
olduğundan, hiç bir şekilde ortağı olmayacak bir biçimde, ilahi varoluşunun
zorunluluğu mertebesinde, kendisini işte bu en güzel isimlerle
isimlendirmiştir.
Daha işin başında , mümkünler alemindeki tercih ve
te'siri ifade eden bu takrirden sonra " hal diliyle " derim ki; bütün
isimler, müsemma mertebesinde bir araya gelerek, hakikat ve manalarına bir bir
baktılar ve hemen gereklerinin ortaya çıkmasını talep ettiler ki; böylece
etkileri ile birlikte tecelli, zuhur ve ayın ları ayrı ayrı ortaya çıkmış
olsun. Çünkü başta takdir edici anlamındaki el- Halık ( her şeyi yaratan ), el-
Alim ( bilgisi dışında hiç bir şey olmayan ), el- Mudebbir ( göklerden yere var
olan her şeyi düzenleyip yöneten ), el- Mufassıl ( dünya yaşamında ayetlerinin
en küçük ayrıntısını bile dışarıda bırakmadan açıklayan, ahirette ise her şey
hakkındaki nihayi hükmü verecek olan ), el- Bari ( bütün özlerin ve
görüntülerin bizzat yapıcısı ), el- Musavvir ( bütün formların ve görüntülerin
bizzat şekil vericisi ), er- Razık ( bütün rızıkları bizzat veren ), el- Muhyi
( ölülere hayat veren ), el- Mumit ( ölümü yaratan ve öldüren ), el- Varis (
geçici olanlar göçüp gittikten sonra da her şeyin gerçek sahibi olarak kalacak
olan ) ve eş- Şekur (gerçek anlamda şükredilecek olan ) olmak üzere bütün ilahi
isimler, önce kendi zatlarına baktıklarında ; ne yaradılmış bir mahluk, ne
göklerden yere kadar düzenlenip yönetilecek bir varlık, ne henüz dünyada en
küçük ayrıntısı bile ihmal edilmeyecek şekilde açıklanacak bir ayet, ne
ahirette, aralarında kesin hüküm verilecek ve ne de kendilerine rızık verilecek
kimse göremeyince şöyle dediler : Bizim hükmümüzü iktidarımızı ortaya çıkaracak
tecelliler tam olarak zuhur edene kadar bizler ne yapacağız ?
Bu sefer, alemin bazı hakikatlarının gereği olan tüm bu
isimler, alemin tecellisi ve aynı zuhur ettikten sonra, bütün özlerin ve
görüntülerin bizzat yapıcısı anlamına gelen " el- Bari " ismine
sığınarak, ona şöyle derler : Bizim hükmümüz ve iktidarımız ortaya çıkması
için, bu tecelliler keşki vücut bulup zuhur etse ! Çünkü bizim şimdi içinde
bulunduğumuz mertebe etkimizi kabul etmemektedir. Bunun üzerine el- Bari şu
cevabı verir : Bu iş, " el- Kadir " isminin tasarrufundadır. Çünkü
ben de onun kapsam alanında ve etkisi altındayım !
Nitekim varlığı zorunlu olmayan tüm mümkünlerin aslı,
henüz yokluk halinde bulunuyorlarken, tam bir tevazu içinde ve muhtaç halde
yapılan istek gibi, ilahi isimlerden isteklerini şöyle dile getirirler : Yokluk
bizleri, gerçekten birbirimizi algılamaktan körelttiği gibi, sizin için zorunlu
olup ta Hak Teala' dan bizlerin üzerine düşen marifetten de köreltti. Eğer
sizler, bizim tecellilerimizi ve ayn larımızı zuhur ettirmiş olursanız, bizlere
varoluş elbisesini giydirmiş ve gerçekten nimet bağışlamış olursunuz. Ve
böylece bizler de sizlerin hak ettiği yüceltme tazimi gösterelim. Çünkü
sizlerin hükümranlığı da zaten bizlerin bilfiil zuhur etmesiyle meydana
çıkacaktır. Halbuki şimdilik sizlerin hükümranlığı ve salahiyeti, yalnızca
bilkuvve, potansiyel olarak vardır. O halde bizim sizden talep ettiğimiz,
aslında bizlerden çok sizin hakkınızdır ! Bunun üzerine ilahi isimler; "
Bu varoluşu zorunlu olmayan mümkünlerin söyledikleri doğrudur " diyerek bu
isteği yerine getirmek için harakete geçerler.
Bu minval üzere, isimler, en sonunda el- Kadir ismine
sığındıklarında bu sefer " el- Kadir " ismi şu cevabı verir : "
Ben de , dilediğini yapan anlamındaki " el- Murid " isminin kapsam
alanında ve etkisi altındayım! Ve sizlerin tecellisi ve aynı olan ne varsa,
onların hepsi bu ismin ihtisas alanındadır. Nitekim hiç bir mümkün, kendi adına
beni imkan alemine getiremez, ta ki Rabbisinin katından amir bir emir gelmedikçe
! Ve Rab, varolma emrini ; " Kun - ol " diyerek verdiğinde,
kendiliğinden beni etkisi altına alır ve ben onun varetmesine bağlı olarak,
hemen o anda onu oluşturur ve meydana getiririm. O halde sizler de benim gibi
" el- Murid " ismine sığının ki, yokluk durumundan varoluş tarafına
yönelerek tercih ve özelliğini o da sizler için gerçekleştirmiş olsun ! Bu
durumda , hem ben, hem emreden ve hem de konuşan birleşerek , sizlerle birlikte
varlığa gelelim. "
İlahi isimler " el- Murid " ismine başvurarak
ona şöyle derler : " el- Kadir " ismine, bizim tecelli ve
ayınlarımızın ortaya çıkmasını talep ettik, o da işi sana havale etti. O halde
sen nasıl bir yol ve yordam önerirsin ? " el- Murid " ismi; "
el- Kadir " doğru demiş ama, ben de, " el- Alim " isminin sizin
hakkınızda nasıl bir hüküm verdiği konusunda bir bilgiye sahip değilim ! Zira
onun ilminde, sizin varoluşunuz geçmektemidir ? bilemiyorum ! Sonuçta ben de
" el- Alim " isminin kapsam alanında ve etkisi altındayım ! O halde
gidin, sorununuzu bir de ona anlatın ! "
İlahi isimler bu sefer, " el- Alim " ismine
başvururlar ve ona " el- Murid " isminin söylediklerini aktarırlar.
" el- Alim " ism; " el- Murid " ismi doğru söylemektedir.
Ve sizin varoluşunuz benim bilgim dahilindedir ama, bu konuda öncelikli olan
edebe riayet etmektir. Çünkü bizim üzerimizde, bize hakim olup korumakta olan
bir mertebe bulunmaktadır ki o da " Allah " ism-i celal'i dir. O
halde hepimizin yalnızca onun huzurunda bulunmamız gerekir. Çünkü o mertebe,
cem mertebesidir ."
Bunun üzerine bütün ilahi isimler, " Allah "
ism-i celal'i mertebesinde toplanırlar. O, " Ne istiyorsunuz ?" der.
Onlar durumu bildirince; " Ben, sizlerin tüm hakikatlerini kendisinde
toplamış olan isim' im ve Ben tek başına " müsemma " ya delalet
etmekteyim ki, o da Kutsal Zat' tır. O' nun kemal ve tenzih sıfatları vardır. O
halde sizler şöyle bir durun bakalım da, Ben, kendisine delil olduğum , "
medlulüm " ün huzuruna gireyim ! " der ve böylece " medlulü
" nün huzuruna çıkarak , mümkünlerin dileklerini ve diğer isimlerle yapmış
oldukları konuşmaları aktarır. Buna Kutsal Zat şöyle cevap verir : Çık ve
isimlerin hepsine söyle ki, her birisi mümkünlerin hakikatlarının gereği ile
bağ kursun ! Çünkü, Ben, Kendi açımdan yalnızca Kendim için Bir' im. Çünkü
varlığı zorunlu olmayan mümkün varlıklar, Benim mertebemi talep ettikleri gibi,
Benim mertebem de onları talep etmektedir. Halbuki ilahi isimlerin tümü, Benim
için değil, kendi mertebeleri içindir. " el- Vahid " ismi ise bunlar
içersinde özellikle, yalnızca Bana has bir isimdir. Ve ne isimlerden bir ismin,
ne bir mertebenin ve ne de mümkün varlıkların içersinde, her yönden bu ismin
hakikatında Bana ortak olacak hiç bir kimse de olamaz."
Böylece " Allah " ism-i celal'i , yanında,
kendisine tercüman olacak " el- Mütekellim " ismi ile birlikte,
mümkün varlıkların ve ilahi isimlerin yanına çıkar ve onlara " el-
müsemma" nın söylediklerini aktarır. Ve " el- Alim ", " el-
Murid ", " el- Kail ", " el-Kadir " isimleriyle bağlantı
kurar, böylece, " el- Murid " isminin tahsisi ve " el- Alim
" isminin hükmü gereği olarak " ilk mümkün " ortaya çıkmış olur.
Varlıklarda, tüm tecelliler, aynlar ve etkiler ortaya
çıkınca, birbirlerine musallat olmaya ve bağlı bulundukları ve gereği oldukları
isimlerden aldıkları güçle birbirlerine hükmetmeğe başlayınca, bu durum bir
kargaşa ve husumetin ortaya çıkmasına sebep oldu.
Ve kendi kendilerine şu kanaate vardılar : "
Bizler, düzenimizin bozulmasından endişe etmekteyiz ve bu gidişle daha önce
bulunduğumuz yokluk haline dönüşeceğiz." Böylece mümkün varlıklar,
kendilerine " el- Alim " ve " el- Murid " isimlerinin
sağladığı imkanlar konusunda diğer isimleri şu şekilde uyardılar : " Ey
ilahi isimler ! Eğer sizlerin hakimiyeti , " bilinen bir ölçü " ,
" çizgileri belirli bir sınır " ve sonunda dönüp varacağınız "
bir imam " eşliğinde ise , bu, bizim varlığımızı da koruma altında tuttuğu
gibi , sizlerin bizler üzerindeki etkilerin de devamını sağlıyacak demektir. Bu
durum, hem bizler hem de sizler için en doğru olandır. O halde sizler, içersine
girdiğimiz bu kaosu , " Allah " ism-i celal'ine arzedin !. Belki
sizleri bir yerde tutup sınırlayacak birisini öne çıkartır. Aksi takdirde biz
helak olacağız, sizler de atıl kalacaksınız! " İlahi isimler, bu teklife ;
" İşte bu tam bir maslahat ve gerçek görüştür. " şeklinde karşılık
vererek gereğini yaparlar ve şöyle derler : " Sizin işlerinize bakan ve
çekip çeviren " el- Mudebbir " ismidir " Durumu, " el-
Mudebbir " ismine arzettiklerinde , o da, " Ben de zaten bu işler için
varım. " şeklinde bir cevap verir.
Bu sefer " el- Mudebbir " ismi huzura girer
ve Hak Teala' nın emrini almış olarak " er- Rab " ismine gelir ve ona
şöyle der : " Mümkün varlıkların tecelli ve ayınlarının bekası için
maslahatın gereğini yerine getir ! "
Aldığı emir üzerine " er- Rab " ismi , kendisine
yardımcı olacak , birisinin ismi " el- Mudebbir " diğerininki "
el- Mufassıl" olan iki vezir tayin eder. Nitekim Hak Teala şöyle
buyurmuştur : " Yargı Günü' nde Rabbinizin huzuruna çıkacağınıza yürekten
kesin bir biçimde inanasınız diye, göklerden yere, varolan her şeyi düzenleyip
yönetmekte ve ayetleri en ince ayrıntılarına varıncaya kadar açıklamaktadır.
" ( Ra'd, 13/2) Allah kelamının ne kadar da muhkem olduğuna bir bak ve
düşün ! Duruma olması gerektiği bir biçimde , uygun lafızlarla konu nasıl
açıklanmaktadır ! Nitekim bu ayetteki " er- Rab " ismi, " el-
imam " ı temsil etmektedir. O da " er- Rab " isminin zuhur
mahallidir, Onun iki veziri vardır. Birincisi, gayb alemine bakan "
Mudebbiru' l- emr " ; ikinci vezir ise, şehadet alemine bakan " Mufassılu'
l- ayat " tır.
Böylece tüm ilahi isimlerin sınırlarını, " er-
Rab" ismi belirler ve memleketin ıslahı, düzeni ve davranış yönünden
hangisinin daha iyi olduğunu sınamak için ( Hud, 11/7 ; Mülk, 67/2 ) merasim
kuralları koyar.
Alıntı:Muhyiddin
İbn Arabi (k.s.)
nur cihan
22.9.2013
nuralem7@hotmail.com