21 Aralık 2008 Pazar

İcazet Kasidesi- Ahmed KUDDÛSÎ Hz.




İCAZET KASİDESİ- Ahmed KUDDÛSÎ Hz.

Selamlar efendim.....
İlk önce yazımı üstte yazdığım için, Kuddusi hz lerinden özür diliyorum.
Lakin yazdığım şeyi açıklamak için buna mecburdum..


Bayram dolayısı ile aileme gitmiştim ve yeni tanıştığımız meşreb-i melamiyeden Ehl-i Beyt aşığı bir aileye ziyarete gitmeye karar verdik..Ne kadar güzel ihtiyar olmuş bir çift, anlatamam .Hüseyin Dede bize Ehl-i Beyt’i anlatıp ağladı ..Daha Ehl-i Beyt’i anarken gözleri dolan bu zat-ı muhterem, bizi utandırdı tabii..Eşi Şükran Hanımefendi de çok özel bir hanımdı..Yeşil gözleri gözbebeklerine karışmış ,iyice saydamlaşmıştı..En sevdiğim merceklerden yanii.

Şükran Hanım; geleceğim için, bendenizden bahsettiği bir hanımı da davet etmiş..Niğde –Bor’lu Kuddusi Hazretlerinin torununun yetiştirdiği bu hanımı anlatıyordu bize..Bu hanım memleketimizde bir ilk olarak ,çok özel bir zatın türbedarlığını yapıyordu aynı zamanda..Şu sıra hep yaşayan ölüler hayatıma giriyor nedense:) Niğde- Bor adını duyduğumda, hemen heyecanlandım tabii..Daha geçen hafta, ehlime anlattığım rüyalarımın, Niğde-Bor ekseninde ki hanımla tanışacağımı sezdim.Hatta öyle bir sezişten eminlikti ki, hemen kardeşime telefon açıp gelmesini bile söyledim.. Ben yazarak kaydediyordum, o ise sesli ve görüntülü kayıttaydı:)

Şükran Hanımefendi; Bor’lu hanımın ona hediye ettiği Kuddusi Divanını gösterdi..Öyle tuhaftı ki herşey, içimden:" keşke bu kitabı bana hediye etseler de, Bor’lu hanım, ona yenisini getirse" dedim bilmeden..Şükran Hanımefendiye rehberini sordum..”Benim rehberim ilahiler” dedi..O, çok güzel bir sesle ilahiler okuyabiliyordu..”En çok size rehberlik eden ilahiler kime ait peki" dedim..Beni şaşkınlığa sürükleyen cevabı ise” Ahmed Kuddusi Hz leri” demesiydi..Aslında onun gözlerinden, bu birlikteliği bilerek sağladığını okuyordum..

Neyse, rüyalarımın sultanı geldi..Bu, “iki kutbul arifin sandukanın, ya vedud esmalı- manalı kadınıydı”..Aynı hayalimdeki gibi baştan ayağa siyah giyinmişti..Gözlerinden tanıdım tabii onu ve çıkık elmacık kemiklerinden..O’nu arap sanmıştım, sordum “arap kökenlimisiniz”,” hayır Horasan’lıymışız” dedi..

Gayri ihtiyari, sanki ezelden tanıdığım bu kadının yüzünü tuttum..İki elimi, iki çekik gözlerinin kenarlarına koydum ve dedim ki:”Bu gözler sizin mi?” “Evet “dedi..Ne zamandır? dedim..:)”Kendimi bildiğimden beri” dedi..”Hep böyle miydi” dedim.” Evet hep böyle idi” dedi..Bu simsiyah gözbebekleri ile irisi ayrışmayan, karanlık gözlü kadının gözlerindeki ışık inanılmazdı..Hur-huri kelimesinin bir manası da; göz bebeğinin karalığındaki ışık da demekmiş..Ve, evet karanlığın içinde ışık vardı, bu hanım da öyle ışıyordu işte:)

Sanki birbirimizi hep tanıyorduk..Hemen konuşmaya başladık..İnanılmazdı,kaderimizdeki diğer şahsıda telefonla aradık, O’nla da tanıştı..Ve aşağıdaki”icazetname kasidesinin beyit bölümlerini O yazdı,” açıklamalarını bendeniz yazmaya çalıştım.. hakim dostumuzdaki Kuddusi Divanı çok eski idi ve onun yazdığı bir beyit, bendeki yeni türkçeye çevrilmiş Divanda yoktu..Ben yine de ekledim, çünkü mana olarak konmuştu ve aynı sıralamada idi..Hata varsa hepsi bendendir affola...Gece gözlü hanım, bana Kuddusi Divanı’nı hediye etti..Şükran Hanım’a sabahleyin yenisini getirmiş ,sonra öğrendim..

Hayat hikayesini kısaca anlattı..ikimizinde, DOSTlarımızı bulduğumuz anda, başımıza gelmeyen kalmamıştı:)Ama bundan mutluyduk şimdi ve hamdediyorduk ki O’nları tanımıştık..Vedud manalı o hanım;Kuddusi hz lerinin özelliklerini anlattı ve Kuddusi Divanı’nı açtı..O’nun mürşid bulamayanlara vermiş olduğu izni hepimize okudu ve açıkladı..zira sahte mürşidlerden çok canı yanmışlar için ve dahi çok istemesine rağmen, bir türlü böyle bir manaya henüz erememişlere de açılmış bir nasip kapısıydı bu..ya nasip deyüp kapıdan içeri adım atabilirse ve samimi olursa muhakkak ki gerçek mürşidler de gelip o kişiyi bulup alırlardı.. Ve bazı kasidelerin özelliklerini de anlattı..Bendeniz de, istedim ki, böyle bir sıkıntıya düçar olan kardeşlerimiz varsa paylaşayım.. onlara, Allah’tan böyle kolay bir çözüm sunulmuş ki; haber vereyim 
J………

Çift kutupların aşığı olan ve aşık olunan bu hanıma, bu yazımı ithaf ediyorum..O’nu tanıdığımız için çok bahtiyarız..Allah, hepimize dostlarını bol bol yollasın inşallah ve aminnn..


ŞİMDİ SÖZ, AHMED KUDDUSİ HAZRETLERİNİN........

İcazet Kasidesi- Ahmed KUDDÛSÎ Hz.


Salika! Dinle beni, diyem sana bir hoşça raz!
Çün, gereklidir begayet eyle gönülde rikaz..
Ey doğru yolda olan kişi!Dinle beni,sana güzel bir sır vereceğim.
Söyleyeceğim sır çok önemlidir, bu sırra gönülden bağlan.


Hak Teala Hazreti buyurdu: "Gizli kenz idüm,
Halkı yarattum ki, bilsünler Beni, bi-inhicaz!"
Hakk teala hazretleri buyurdu ki:”Ben gizli bir hazine idim.
Halkı beni hakkıyla bilsinler diye yarattım.”


Bildiler A'nı, bilenler, oldular üç taife
Birisinin bildiği çok, biri evsat, biri az
O’nu bilenler bildiler.O’nu bilenler üç sınıfa ayrılırlar;
Bir sınıf çok iyi,bir sınıf orta, bir sınıf ta az bilir.


Biri taklid ile bildi, biri istidlal ile
Biri tahkik ile bilüp etti Hakk'a inhıyaz
Birisi delil ve senet olmaksızın bildi,birisi delil ile anladı,
birisi araştırarak Hakk’ı anladı,bildi ve bağlandı.


Şol mukallidler ki, elden işidüb bildi A'nı
Müstedil naklen ve aklen bilüben oldı türaz.
Taklit edenler ise;Hakk’ı gerçekten çok iyi bilen kişilerden,işitip bildi.
Dileyen rivayet ve hikaye ederek akıl yolu ile buldu O’nu.


Bildi Allah'ı muhakkak, bi- güman, ayne'l yakin
Cümlesinden ala eyledi bi-niyaz.
Şüphesiz ki, Allah’ın yarattıklarına bakıp,eşyada ve olaylarda Allah’ı görenler,hem kalp yolu ile müşahede edenler,Allah Tealayı daha iyi bildiler ve daha iyi tanıdılar.


Kim ki, bu sırra olursa aşina, Hakk'ı bilür
Hakk'ı bilmek diler isen, bunı levh-i dilde yaz.:)

 Kim ki bu sırra sıkıca sahip olursa, Hakk’ı bilir.
Hakk’ı bilmek istersen bu sırrı kalp levhana nakşet.


Ma’rifet verildi insana hemin gayrıda yok
Anın içün, oldı, insan, cümle mahluktan firaz.

Allah,insanlara diğer yarattığı mahlukatlardan ayrı olarak marifet vermiştir.
Bunun içindir ki, insanoğlu diğer mahlukatlardan farklıdır.


Ma’rifet dedikleri, bir feyz-i Rabbanidürür
İlm-i zahir ile ancak, kişi onu bulamaz.

Marifet dedikleri, Allah yolunda ilerlemeyi sağlayıcı Rabbani bir lutuftur.
Müslümanlar,marifeti gözle görülen ilimlerle bulamaz.


İlm-i batın zakirin kalbinde tez hasıl olur
Zühd ü takva etmek ile kimse arif olamaz.

Devamlı Allah Teala Hazretlerini zikreden zakirin kalbinde,
gizli alemin sırları çabucak hasıl olur.Sadece Zühd hayatı yaşayanda olmaz.


Okursan bin cild kitabı, eylesen bin yıl amel
Ma’rifetten zerre tammaz kalbine, gel etme naz!
Bin cilt kitap okusan,okuduklarınla bin yıl amel etsen,
kalbine marifetullahtan bir damla bile damlamaz.


Hem bu denlü olsa ömrün, eylesen hac her sene
Her gece kılsan kamu şart ile bin re’kat namaz,
Hem bin sene ömrün olsa,her sene hac’ca gitsen,
her gece bütün şartlarına riayet ederek bin rekat namaz kılsan,


Sa’im olsan her gün, asla yemesen, hem içmesen
Can kulağı ders-i irfan noktasını duyamaz.
Oruçlu olsan her gün,yemesen,içmesen;
Kalbin marifet,keşf,hads,ilham,sezgi,manevi ve ruhani tecrübe ile elde edilen bilgi noktasına gelemez.


Cümle halk olsa muhibbin, etseler i'zaz seni
Anı izzet sanma! Çün, Hak ile olur i'tizaz.
Bütün halk senin sevenin olsa,sana ikram ve lütufta bulunsalar,
sen bunları değerli sanma!Çünkü aziz olmak sadece Hakk ile olur.


Der isen kim; "Nice tahsil olunur bu marifet?"
Canu dilden dinle: Diyem sana, eyle iktinaz.
Eğer bana sorarsan ki:bu marifet dediğin nasıl öğrenilir?
Beni,can-ı gönülden dinle ve hemen dediklerimi uygulamaya başla.


Marifet gönülde doğar cezbe ile gün gibi,
Cezbe de, zikr ile dolub kalbe eder ihtizaz.
Zikrin envaı dahi çokdur, kamunun efdali
Nefy ile isbat!" buyurdu sakin-i Arz-ı Hicaz.


Allah Teala hazretlerini zikretmenin,O’nu güzelce anmanın,şanını yüceltmenin çeşidi çoktur.
Fakat,kainatın Efendisi Muhammed(s.a.v)Efendimiz,zikirlerin en güzelinin “La ilahe İllallah-Allah’tan başka ilah yoktur.”kelime-i tevhid’inin olduğunu buyurmuştur.

Bu yola şeyhsiz süluk etmekte var havf u hatar
Bir icazet sahibi şeyhden izin al, kıl cihaz.


Bu yola şeyhsiz girmek,korkulu ve tehlikelidir,
icazet sahibi bir şeyh’ten izin alıp yola devam etmek gerekir..


BULAMAZSAN SEYHİ, SANA BENDEN OLSUN İZN-İ TAM,
Eyle imdi zikri bihadd, etme asla ihtiraz.
Eğer olgun bir şeyh bulamaz isen,ben sana tam eksiksiz izin verdim.Şu andan itibaren Allah’ın zikrini dilinden düşürme ve asla itiraz etme.


Bu icazet-i ammedir, virdüm izin isteyene
Ta Kıyamet gününe dek, zakirine var icaz.


Bu icazet,bütün halk için geçerlidir,izin isteyene izin verdim.
Taa kıyamet gününe kadar,zikredenin,”La ilahe İllallah-Allah’tan başka ilah yoktur.”
demesi,bu Kelime-i Tevhid’i söylemeyen inançsızları,gaflette bulunanları benzerini yapmakta aciz bırakacak,yenilgiye uğratacak,olağanüstü güçlü bir cümledir.



YAZANA, OKUYANA, DİNLEYENE VERDÜM İZİN,
Bu, hakikat emridir, zann etmeniz emr-i mecaz
.
Yazana,okuyana,dinleyene izin verdim,
Bu bir hakikat sahibinin emridir,mecazi bir emir sanmayınız
.



Dedi Peygamber ki:"Taşa, hüsn-i zan eden dahi
Nef'ini bulur, o taşın, menzili olur nişaz."

Peygamberimiz buyurmuştur ki:”Taşa sevgi ile bakan,o taştan fayda bulur”.


Her kim eyler bu icazetnameye hoş hüsni zan
Anı Allah, ehl-i irfandan eder, mahrum komaz.
Her kim ki bu icazetnameye sevgi ile hoş bakarsa,
Allah,onu irfan ehli zümresine katar ve mahrum bırakmaz.


GİRMEK İSTERSEN, ERENLER ZÜMRESİNE EY AZİZ!
DURMA DAİM, EYLE TEVHİD, GİCE, GÜNDÜZ KIŞ U YAZ!

Ey aziz! Eğer erenler zümresine girmek istersen,
Durma,daima gece-gündüz,kış-yaz demeden kelime-i tevhidi tekrarla.


Dört neferden uzlet eylersen bulursun tez murad
Ehl-i dünya, ehl-i gaflet, ehli bidat, hilebaz.
Eğer,dört askerden kaçarsan isteklerine çabucak ulaşırsın:
Dünyayı sevenlerden, gaflette olanlardan,dinimizin özünü bozanlardan,hile yapanlardan-iki yüzlülükle ibadet edenlerden.


Kesme dilden her nefes, her dem, beher hal zikri sen,
Zakirin kalbine Şeytan masivayı koyamaz.

Dilinden her an,her nefeste”La İlahe İllallah” zikrini düşürme.Çünkü zikredenin kalbine şeytan musallat olup ta dünya sevgisini,günahın,suçları sokamaz.


BULMADIN BİR ŞEYH DİYÜ TERK ETME ZİKRULLAHI,
ÇÜN,SANA KUDDÛSÎ İCAZET VERDİ, OLDUN SEN MÜCAZ.

Kamil bir şeyh bulamadım diye,sakın!Zikrullah’ı terk etme,bu Kuddusi artık sana izin verdi.Sen benim dediklerimi tutup yoluna devam edersen,devamlı izinli olur ve sonunda da irfan ehli olup,mezun olursun.


”KUDDUSİ DİVANI TERCÜMESİ”nden alıntıdır..(Bor’lu Ahmed Kuddusi Vakfı-BOR/NİĞDE)

Hz. Ahmed  Kuddusi’nin Bazı Özellikleri

Hz. Kuddusi’nin diğer farklı bir özelliği de, hem Nakşilik, hem de Kadirilik yönünün olmasıdır. O, Kayseri ulemasından ve şeyhlerinden Mehmet Sadık Efendiye gönderdiği bir mektubunda, bunu şöyle ifade ediyor:

“Peder Efendimiz, fakire, Muhammed Bahaüddin Nakşibendi (k.s) tarikından icazet verdiği için, ben de, ihvanımıza onun evradını okumağa icazet verdim. Birkaç seneden beri de, Şeyh Abdulkadir Geylani (k.s)’un tarikı üzere icazet verir oldum. Nakşi Tarikatında, zühd, takva ve riyazet olmadıkça ve şüpheli şeylerden gereği gibi sakınmadıkça, feyz almanın ve yararlanmanın zorluğu tecrübe ile sabit bulunduğundan, bir gece eşref vakitte, Semi, Basir, Karib ve Mücib olan Allah Teala ve Tekaddes Hazretleri’ne tazarru ve niyaz eyleyip dedim ki :

Ya Rab! Senin veli kulun Bahaüddin’in tarikı pek güzeldir. Fakat biz ve ihvanımız, bir takım gafiller cahiller ve şaşkınlarız. Kalplerimiz masiva kirleriyle bulandı, halkın çoğu dünya zinetine yöneldi ve zikirlerimizde halavat ve huzur kalmadı. Bizler, salih amelli geçmişlerimiz gibi mücahede edemedik. Veli kulun Şeyh Abdulkadir’in tarikı ise, çok geniştir. Kendisinin himmeti, avama ve havassa şamildir. Müridlerine karşı çok derece şefkatlidir ve şöyle demiştir:

”Hayatımda ve vefatımdan sonra, karada ve denizde zorda kalanlara –benden yardım talep etseler yardım ederim. Halifelerimden inabe ederlerse, ben onları, ruhaniyetimle irşad ederim, halifelerim karışmasınlar. Beni çağıran salih kişi olsun, fasık kişi olsun yermem, yardım ederim.

” Ya Rab Ya Rab! Şeyh Muhammed Bahaüddin kulun, bir suçumuz olsa bize küser. Şeyh Abdulkadir kulun ise, küsmez; olurda bir günah işleseler mühabbetten geçmez. Kamiller, me’muren fakir Ahmed kuluna onun tarikatından icazet-i kamile verdiler. Kendim halife-i kamile olmayıp terbiye ve seyrü sülük yaptırmaya gücüm yok ise de kamilleri taklit ederek taliplere Kadiri tarikından zikr-i şerife izin vermeyi evla ve ahsen ve ehem görüp veririm. Uzakta ve yakında, Arapta ve Acem’de her ne miktar münip ve me’zunlarım var ise, cümlesine huzur-u izzetinde Kadiri tarikından izin verdim.

İkinci gece rüyada Abdulkadir Efendimiz’i gördüm. Elime yeşil bir levha verdi. Ortasında güzel bir hat ile şu yazılı idi: “Bir kimse “ La ilahe illallah ” zikrini çoğaltırsa, sabikinden ve mukarrabinden olur.” Uyandım ve gördüm ki, gönül evime Tevhid nuru dolmuş ve lisanımda Nil nehri gibi zikir cereyan eder. Ahir zamanda cehalet, gaflet, tembellik, bid’at, zinet ve dünyevi meşguliyetler çok olduğundan dolayı Kadiri tarikı, bu ümmete rahmettir.”

Hz. Kuddusi’nin Nakşilik ve Kadiriliğini ifade ettikten sonra şunu belirtelim ki, hakikatte o, tarikat taassubundan uzak bütün tarikatları kucaklayan bir tevhid eridir.

Bunu bir beyitinde şöyle dile getiriyor:

“Yok ayrı gayrı evliya yollarının hak cümlesi,
Hem Halveti, hem Celveti, hem Kadiri, Hem Nakşiyem.”


                                                   Ahmed Kuddûsî (k.s) Vasiyetnâmesi

Ey evlâdım, eşim, akrabâ-ı taallukatım! Size vasiyet ederim ki: Allahü teâlâya ve Resûlüne sallallahü aleyhi ve sellem itâat edesiniz, benim için ağlamayasınız. Gece vefât edersem, gasl edip sabah namazının akabinde birkaç komşu ile cenâze namazımı kılıp, Eski Mezâr'da uygun bir yere defnedin. Halka zahmet olmasın. Beni medhetmeyin. Zîrâ kabirde bu söylenilen sıfatlar sende var mıydı diye melekler sorarlarmış. Hemen duâ ve istigfâr edin. Kur'ân-ı kerîm ve tevhîd okuyup, rûhuma hediye edersiniz. Nasîhat kitaplarımı okuyup, nasîhat alasınız. İnşâallah bana ve size faydalı olur. Beni seven talebelerim; evlâdıma nasîhat, hüsn-i nazar ve terbiye etsinler. Nasîhatta esrâr ve çok faydalar vardır. Zikr ederken Allahü teâlânın emrine yapışmak niyeti ile etmelidir.

Kefenimi Niğde bezinden yapın. Cesedime ve kefenime yazı yazmayın. Kabristanda tegannî ile Kur'ân-ı kerîm okuyarak, oradaki müslümanları bıktırmayın. Allahü teâlâ benden râzı olur ise, tegannîsiz üç İhlâs-ı şerîf yeter. Allah korusun râzı olmaz ise her biriniz bir hatm-i şerîf okusanız fayda vermez.

İlmi, tâliplerine ve fukarânın sâlihlerine verin. Dostlarınızın ne kadar kusurları çok olursa da, onlara muhabbet besleyin ve ihsân edin. Dervişlerin İslâm dînine uymayanlarından uzaklaşın. Ekseri sihir ve simyâ kullanarak herkesi aldatıp, mürşid-i kâmiliz derler. Kıyâmet, yeryüzünde âlim var iken kopmayıp, câhil üzerine ve Allahü teâlânın ism-i şerîfini bilip söylemeyen kimselerin üzerine kopacakdır. Siz bu durum karşısında mağrur olup, nefsin hevâsına tâbi ve Allahü teâlânın mekrinden emîn olmayasınız. İblis ve emsâlini düşünesiniz. Sâlih amel işledikten sonra hamd ve şükür etmeli. Beşeriyet sebebiyle günâh sâdır olur ise hemenn istigfâr etmeli, Allahü teâlânın rahmetinden ümîd kesmemeli. Bu vasiyetnâmemi mümin kardeşlere gösteresiniz...

nur cihan
nuralem7@hotmail.com





15 Aralık 2008 Pazartesi

ÖLSELER DE ÖLMEYEN GENE ONLAR !







ÖLSELER DE ÖLMEYEN GENE ONLAR !

”Ağacın kıvam bulması meyveyi haber vericidir,ruhun kıvam bulması da hakikati haber vericidir.Şu halde, ruhu hakikatle kıvam bulmuş kimselerdir ki devran onlara ölümsüz bir hayat bahşediyor.
Yaşayan,devam  eden onlar....Ölseler de ölmeyen gene onlar !”

Samiha Ayverdi  Hanımefendi’nin  “YAŞAYAN ÖLÜ”  kitabından alıntıdır..

AHMED KUDDUSİ HZ. LERİ VE HZ.MEVLANA
 
Hz. Kuddusi, bir gün Konya’ya  giderek, Mevlana Celaleddin-i Rumi’nin kabrini ziyaret etmek ister. Türbenin önüne vardığı zaman, türbedar, kapıları kilitlemiş gitmek üzeredir. Hz. Kuddusi, türbedara, türbeyi açması için ne kadar rica ettiyse de, türbedar: “Akşam oldu, açma izni yoktur.” Diyerek, onun ricasını kesin bir şekilde reddeder. Bunun üzerine Hz. Kuddusi, şu güzel methiyeyi okumaya başlar:

Sensin velîler şâhı,
Yâ hazret-i Mevlânâ!
Affet şu ben gümrâhı,
Yâ hazret-i Mevlânâ!


Bed-kâr-u-âvâreyim,
Pür-zenb ü bî-çâreyim,
Âsî yüzü kâreyim,
Yâ hazret-i Mevlânâ!

Gâyet azîmdir câhın,
Mahbûbısın Allah'ın,
Dâr-ül-emân dergâhın,
Yâ hazret-i Mevlânâ!

Sen şol ulu sultânsın,
Ki server-i merdânsın,
Hem ma'den-i irfânsın,
Yâ hazret-i Mevlânâ!

Çün tıfl iken ey Sultân,
Eflâki etdin seyrân,
Oldu melâik hayrân,
Yâ hazret-i Mevlânâ!

Muhtâcınam in'âm et,
Mihmânınam ikrâm et,
İhsânını itmâm et,
Yâ hazret-i Mevlânâ!

Kapunda çok muhtâcân,
Erer murâda her ân,
Devrinde sürer devrân,
Yâ hazret-i Mevlânâ!

Bencileyin yok gümrah,
Lâkin dedim eyvallah,
Geldim sana şey'en lillah,
Yâ hazret-i Mevlânâ!

Âriflerin sultânı,
Dertlilerin dermânı,
Kuddûsî'nin cânânı,
Yâ hazret-i Mevlânâ!
Hz. Kuddusi, bu şiiri okuyup son dörtlüğü söylediği anda, türbenin kapıları kendiliğinden açılır. Hz. Kuddusi türbedarın şaşkın bakışlarından habersizce ziyaretini yaparak oradan ayrılır. Ertesi gün bu hadiseyi duyan Mevlevi şeyhleri ile bir kısım ulema: “Bu, mutlaka Bor’lu Kuddusi’dir derler.

ALINTIIDIR...

*******************

Ahmed KUDDUSİ  Hz. lerinin ayağının altında yazı yazmam beni çok duygulandırdı, nedendir bilemiyorum bir tarih anısını hatırlattı : Sultan Ahmed  Han, Hz Muhammed  s.a.v mı öyle çok severmiş ki, ayak izini yaptırtıp, yazdığı bir şiirle beraber, onu, sarığının üstünde taşırmış..İşte  bu muhabbetten İstanbul’un  derin-manidar anlamlı SULTAN AHMED CAMİİ olmuş..Başındaki taca ayak izi konmuş  olan bu ismin ,ayağının altına yazmak da aynı şey, bendeniz için..Hayatımıza aniden giren ismi güzel bu Zat-ı A’li ruhu-AHMED KUDDUSİ,  hürmetle anıyorum.Onlar yaşamaları gerekenleri yaşamışlar. Bugün de hala aynı şeyler devretmekte ve bizler farketmemekteyiz ne yazık ki..

Hiç Allah aşkla yarattığı kulundan vazgeçer mi? Allah muhabbetinden Muhammedini yaratmış, O’ndan da bizleri..Hepimiz Hz.Mevlana’nın dediği gibi AŞK ÇOCUĞUYUZ. Bir tekimizden bile vazgeçmez O.

Geçen aralık başında biz de, bir Konya-Mevlana gezisine katılmıştık..Çok az vakitli bir geziydi.İlk gün;Hz.Mevlana nın huzuruna girdiğimde, DEV-ASA bir mıknatısa tutulmuştum..Sandukanın tam karşısındaki köşede, bir sütunun dibinde duvara yapışmış, yok olmayı istemiştim..Bu Dev-Asa mıknatıs beni öylesine çekiyorduki ,ben yoktum..Aynı demir tozu zerreleri gibiydim..Çekim gücünden ne hareket edebiliyor, ne de konuşabiliyordum..Sadece hiç durmadan ağlıyordum ve sandukaya bakıyordum..

Bu esnada yanıma bir hanım geldi ..Derin-mercekleşmiş siyah gözleri olan bu sıradan görünüşlü hanım, bana bakıyordu ve hiç durmadan konuşuyordu..Ama ben onu duyamıyor ve sorularına ağlamaktan cevap veremiyordum..O hanım, Hz Mevlana’ya gelmeden evvel, ilk evvela, Sadreddin Konevi Hazretlerini ziyaret etmemi ,sonra Hz Şems’i ziyaret etmemi, en nihayetin de de Hz Mevlana’ya gelmemi söylüyordu, ben de başımı sallıyordum..Usulü buymuş,edebi buymuş.O esnada,bizim grubun başındaki mevlevi dedesi yanıma gelmişti ve otobüste sormuş olduğum cevabı türbede vereceğini söylediği için, cevabımı anlatıyordu..

Sorum ;”neden sanduka da iki sarık vardı.?”.Cevabım; “çünkü oğlu ve Hz Mevlana aynı yerde meftundur ve o iki sanduka tek bir örtü ile örtülüdür ..”Dedemiz konuşamadığımı görünce gitti.Daha sonra ise otobüste bana bir şiir yazdı..Manası kısaca Hz Mevlana’nın huzurunda saklanmayıp ,açığa çıkmakla alakalıydı:).O hanımsa, sürekli konuşuyordu; bu kapının hacetler kapısı olduğunu anlatıyordu..Ne zaman derdi olsa, sıra ile bu 3  piri ziyaret ettiğini ve müşküllerinin çözüldüğünü söylüyordu, bense onunla konuşmak istemiyor ve yanlız kalmak istiyordum ..Daha doğrusu kadının gözlerinden ve sözlerinden onu istiyordum ama çekim alanımım buna izin vermiyordu.Hanım konuşmalarını bitirince dedi ki”aramıza hoşgeldin”ve dönüp gitti..O hanım, o vakitten beri daima aklımdadır..O zaman, kendisine bakamadığım için özür diliyorum ve kendisine selamlarımı hürmetle sunuyorum..
.........................
Ertesi sabah 9 da istanbul’a geri hareket  edecektik..Sabah kahvaltı yapmadan doğruca, Hz Mevlana’nın türbesine gittim.Müzeler kanunu dolayısı ile türbe kapalıydı..Ben de tam karşısındaki üçler mezarlığına girdim..Hz Metli Dedenin kabrine gidip, kitabesini yazmaya karar verdim..Hayatımda ilk kez başka bir şehirde bir kabristanlıkta yapayanlızdım,kabristanlığın sonuna dek gittiğim halde ,hala Metli Dede’ye rastlamamıştım.Dönmeye karar verdiğin an karşıma  çıktı..Oturup yazmaya başladım..Metin çok uzundu ve vakit kısa idi ve çok azı kalınca bıraktım..Daha sonra nasılsa Emel Hanım bu görevi yerine getirecekmiş, yeni anlamış olduk:)

Hızla Mevlana hz lerinin kapısına  geldim..Kapı yine kapalıydı .içerdeki görevliye kapıyı açmasını söyledim..Açma saatinin gelmediğini söyledi.Kapıya yaslanarak, ağlayarak vedaya başladım..O sırada cep telefonum çaldı ,açtım .Kardeşim:” Şems’e gel, çabuk “diyordu..Ve neler olduğunu anlatıyordu, “sen de iste” diyordu..

Hemen bir taxi durdurdum ..Şems hz lerine gittim..Türbedarın odasına sevinçle girip, çay suyu kaynatma makinesinin düğmesine bastım..Fincamı ,poşet çayımı alıp sandukanın karşısına yere bağdaş kurup oturdum..Hiç durmadan havadan sudan ,neşeyle konuşuyordum..Şımartıldığım için, her zamanki gibi dozumu kaçırıyordum tabiii..

Görevli geldi, “siz misafirsiniz oturun ben servis yapacağım” dedi..Ve hayatımda ki  en lezzetli poşet çayı içtim ve birkaç bisküviyi yedim..Amma önce açılan kuyuyu koklamıştım .içeriden öyle hafif çiçek kokuları geliyordu ki bir kuyu nasıl bu kadar hafif ve çiçek kokardı  anlayamadım !!

 Çay içerken hiç birşey göremesemde çok mutluydum, çünkü aynen şunları hissediyordum.
Sabah namazı sonrası muhakak ki Hz Mevlana ,hocası Hz Şems’in mekanını ziyaret ediyordur..Onlar birbirlerinden hiç ayrılmadıkları için adresim doğrudur..Ve onlar kimseyi kapılarından boş çevirmeyen padişahlardır...

Bu ziyaret benim hatıralarımın en neşeli-güzellerindendir..Ve onu Ahmed Kuddusi hz lerinin ayakları altına sermekten çok bahtiyarım...Allah insana neler neler hediye ediyor da, bizler bunların farkındalığına eremiyoruz..Elle tutulur,gözle görülür hiç bir şey olmasa da, asıl huzur ve mutluluğu yaşayanlarla yaşıyoruz...Duygularımız-hislerimiz olmasaydı madde neye yarardı ki;ilmin manası hislerle-sezgiyle çözülüyordu..İlmin bittiği yer, belki de, aklın ve maddenin bittiği yer olup,aklın-beynin kendisini, latif kalbe teslimiyeti ile hissi oluyordu..Kalbe akıp gelen feyizler kendini ,kendine anlatıyordu..Duyguyu ve hisleri inkar etmek, kendini red  etmek değil midir?Aşk,letafet maddeyle anlaşılabilir mi?

İKİ DENİZDE GEREKLİ AMA İKİ DENİZDEN DEN GEÇMEK DAHA GEREKLİ..Ne mutlu bizlere ki, ülkemizin her yanı İKİ DENİZİ YARIP GEÇEN ALLAH ERLERİ-SEVGİLİLERİ -AŞIKLARI ile dolu..Onlar bizlere hayat hikayeleri ile hala mürşidlik yapıyorlar..Biz ölmedik, ölmeyiz diyorlar..Hala davet ediyorlar,hala öğrencilerini arıyor ve avlıyorlar:)ŞİMDİ AV ZAMANI


Nur Cihan
17.12.2008
nuralem7@hotmail.com



http://www.sufizmveinsan.com/sohbet/olselerdeolmeyengeneonlar.html

7 Aralık 2008 Pazar

ARAF’TAKİ ÇOCUKLARIN BABA’SINA





ARAF’TAKİ ÇOCUKLARIN BABA’SINA



Hac, Allah evini ziyarettir, ev sahibini ziyaretse erlik damarıdır.
Hz. Mevlâna Celaleddin-i Rumî (k.s.)
 
İb-RAHİM + Hac-ER = İs-MAİL
bir Adam vardı
yaratılmışların en güzeliydi sanki
 bir Adam vardı
üç basamaktan dördüncüye uzanan
ne yere değen ne gökte duran
arada boşlukta uyuyan bir Adam vardı
öyle güzeldi ki
 uyuyordu ya da uyuyormuş gibi yapıyordu
çocuk O’na tutkuyla çakılmıştı
çocuk O’na ölümüne mühürlenmişti

bu Adam ney di?
melek mi,peri mi,peygamber mi?
bu Adam kim di?

çocuk O’nun bir metre berisinde oturuyordu
O’na bakıyordu ve O’ndaki Yusuf tecellisinden kıpırdayamıyordu

Adam çok güzeldi ve çok naif
çocuk O’nun yüzünü görünce, kendisinden utandı
ellerini görünce, ellerini arkasına sakladı
ayaklarını görünce, ayaklarını gizledi

çocuk ve tüm dünyada ki  insanlar meğer ne çirkinlermiş, çocuk anladı
dünyanın en güzeli seçilenler bile yaklaşamazmış, bu uyuyan güzelin yanına
eğer şöyle bir salınsa yeryüzünde hayat dururmuş
ve insanlar bedenlerinin utancından intihar bile ederlermiş, bu böyle biline
çocuk O’na aşık olmuş

yanında uzanan  bu güzel
sağ elini hafif yana düşürmüş
 
ve baş parmağı (ALİ)
işaret parmağı (MUHAMMED)

BİRLEŞTİREREK GÖZ YAPMIŞ

(RA’ın GÖZÜ=BİSMİLLAHİRRAHMANİRAHİM)
ve diğer parmaklar içeriye açılan alem-kapılar gibi ardılıymış elinin
diyormuş ki; bak seyreyle, sana, kapı benim –göz benim-anahtar benim

çocuk ayaklarına bakıyormuş güzel Adam’ın
birbire dolanmış bu olağanüstü varlığın
sağ ayağım solun üstünde ve ben ölüyüm diyormuş bu afet
ben ayağımdan mühürlüyüm ve sana yasaklıyım diyormuş
ama hem de ihramlıyım bak, baştan aşağı şimdilik sana haramım
bana yaklaşamazsın ,bana sarılamazsın ve dokunamazsın o yüzden
ben bu alemin malı değilim


ve ezanla can havli ile uyanmış
 O afet-i          ALEM-İ   A’Lİ olmuş
başından ihramını beline  indirmiş
kara kıvırcık saçlarını savurmuş
o naif beden bir aslana dönüşmüş heybetinden
ve kara gözlerinden kıvılcımlar saçmış

ihramını indirmiş, artık haram değilim demiş
artık uyandım
ölüyken dirildim
mahremimsin
çocuk utanmış O’ndan ve ayağa kalkmış
arkasına baka baka
neler olup bittiğini anlayamadan
yürümüş gitmiş..

ama cazibe onu uykusundan uyandırmış
deli divane olmuş
geriye dönmüş ,defalarca aynı yerde dönüp durmuş, beklemiş- beklemiş
O bir daha hiçççççççç gelmemiş.......

*************
iki denizin birleştiği yerde
dünya ve ahiretin ARAF’ında
Ruh’un çocukları bekliyormuş
Rehber-i AYN’ları Ruh’un Babası’ymış
İB-RAHİM=RAHMAN VE RAHİM
cariyesinden efendi doğuran
HAC-ER miş, ER olan KADIN
kul olan hür olurmuş

 
tüm aleme haykırıyormuş buradan HAC-ER
ve  tüm esmalar benden açığa çıkıyor diyormuş İS
-“MAİL=
BEN’DEN HABER VEREN GELECEK”
DİYE TÜM ALEME MÜJDE VERİYORMUŞ
cariye HAC-ER efendisi ni doğurmuş
ve.......
ARINMIŞ-KORUNMUŞ KUTSAL MEKANI BİR KADIN KURMUŞ
KABE BİR RAHİM
KABE BİR KADIN
HACER BİR KADIN MIŞ
Demiş İB-RAHİM;O BENDEN DİR
O BENİM HAVVAM DIR
HEVESİMDİR,NEFESİMDİR-NEFSİMDİR
ARZULARIMDIR, İSTEĞİMDİR...
DIŞI TAŞ OLAN
İÇİ KEVSER
SABIR TAŞIM DIR HACER
AYAĞINI YERE VUR
VE AB-I HAYAT
SANA AKSIN HACER-KEVSER’İMDEN

aslında yok 2 lik
sadece 1 in 2 ye bölünmesi var

ama SEN SENSİZ GELdemiş ona ruhu
BEN DE BENSİZ GELEYİM
bu ağır iki denizi ,yarıp ta geçelim

1 yok sadece O=0 VAR (arapça 5 demek aynı zamanda)

çocuk ihramını kendisine açana
niyet etmiş evvela
hareminden
seslenmiş O’na
SELAM SELAM, bizden size daima

 


Nur Cihan
07.12.2008




2 Aralık 2008 Salı

ZAMAN’IN İÇİNDEKİ ÇOCUK MASALI

ZAMAN’IN İÇİNDEKİ ÇOCUK MASALI
0 dost, beni sevgi ile, nazla, çeşit çeşit nimetlerle besledi. Etden, deri ve damarlardan dokunmuş çok değerli bir kumaşdan arkama usta bir terzinin diktiği süslü püslü bir elbise giydirdi. Aslında, tenimiz bir hırkadır. Onun İçinde bulunan gönül bir sofudur. Şu gök kubbesinin içindeki bütün âlem, bir ibadet yeridir. Benim Şeyhim'de 0 dur
.................................
Padişahlar, bütün hazineleri, yıkık yerlere, viranelere gömerler.
Bizim viranemiz, yıkık gönlümüzse, dostun hazinesinden ötürü virane olmuştur. Dostun ilâhi emânetine dayanamamış, yıkılmış, bu hâle gelmiştir.
...............................
Herhangi bir kimsede, gizli bir aşk derdi yoksa, o yaşıyormuş gibi görünse de, onun gönlü ve canı yoktur. O âdeta gezen, dolaşan bir ölüdür. Eğer aklın varsa, git de Hak'dan derd iste, çünkü derdsiz olmak, aşk derdine düşmemek, tedavisi imkansız bir hastalıktır.
Hz. Mevlâna Muhammed Celaleddin-i Rûmî (k.s.)

BİR VAR mış BİR YOKmuş
EVVEL ZAMAN içinde AHİR ZAMAN içinde bir çocuk varmış...

Çocuk Zaman’ın ,insin ve cinnin Padişah’ına ziyarete gitmeye karar vermiş..Çocuk Padişahlara giderken ve dönüşte kendisini daima kutsal bir emanet gibi hissedermiş..Yeni Padişah’a gitmek çocuğu hep korkutuyormuş ama LatifHakim dostu illa gideceksin demiş, bakalım neler olacak seyreyle,zuhurata uy..O’nun yüzünde ne göreceğine sen karar vereceksin demiş..Çocuk zaten gitmesi gerektiğini biliyormuş da, işte teslimiyet zor bir şeymiş..O çok havai ve sınırsız bir sorumsuzluğun içinde olduğu zannı ile uçuşup duruyormuş..

Zaman tekno devir olduğu için, çocuk da ona verilmiş izinle Padişah’a akşam geleceğine dair mesaj çekmiş, tabii adını yazmayı unutmuş heyecandan:)Onbinlerce köleden biri acaba kim?....!!!

Köle sananlara içinde gülmüş çocuk abdiyet- kulluk- kölelik makamı Hz Peygamberin olduğu halde herkesi köle yapabilen bu akıllılara ah keşke demiş, ah keşke...

Çocuk Allah’ın lutfü ile şuna sahipmiş..Mesela sesini duyduğu birine ait yazı okuyorsa o sesin sahibiyle okuyabilirmiş bazen ve okuduğu yazılar kimden esinlenilmiş, kim kimi okuyor, nereye meyyal hep anlarmış..Benim mürşidim- rehberim- putum yok diyenlere bakıyormuş ,yazılarına bakıyormuş,ilgi alanlarına bakıyormuş,sayfalarını süsleyen resimlere bakıyormuş ve putu olmayan bu dostlara gülerek selam veriyormuş..Yahuuuu putsuz olmuyor işte. Kabe nedir düşünmek lazım: Hakikatte Kabe’nin yerinde bir şey var mı bilmek lazım..Sen putunun özünü idrak edersen, nereye secde edersen et ,o secde Allah’a dır. O’ndaki tecelliyedir.O’nda ki varlığın hakikatine secdedir. Eşya -esma-insan put değilmidir, düşünmek lazım...Hayatını esmaları çözmeye ayıran kişiler ,sürekli esma çekerek bir şeyler elde etmeye çalışan kişiler, hakikatte ne yapmak istiyorlar acaba diye de düşünmek lazım diyormuş çocuk ..Minicik aklı ve korkak yüreği ile acizane...Allah’tan çocuk çok cahil ve ilimden nasipsizmiş te bu konuda böyle konuşabiliyormuş..Yoksa zaten asla konuşamazmış..:)

VE AKLINA GELMİŞ ÇOCUĞUN YAZARKEN ŞİMDİ, İLİMLERİ PUTA DÖNÜŞMÜŞ OLANLARIN HALİ NEDİR PEKİ DEMİŞ..?O İLİM NEDEN AÇILIP CANLANMIYORMUŞ PEKİİ? AŞK VE MUHABBET ANCAK MUHAMMEDİYETİ DOĞURACAĞINDAN DEMİŞ KALBİ ÇOCUĞUN..AŞK SIZ İLİM GÖZLERİ GÖRMEYEN BİRİNE BENZİYOR DEMİŞ KALBİ.(ama bu bedensel engelli olan amalar için değilmiş).Çocuk ne çok soru sordum, artık sormayacaktım hani demiş ve susmuşşş.:)

Ve çocuk araba çağırmış, olan biten herşeyi seyredecekmiş..Sitenin kapısından çıktığında göğe bakmış çocuk; solda yükselmiş tam bir Dolunay varmış, gözlerine tam karşısındaki okul kapısına tören dolayısı ile asılmış koskocaman Türk bayrağı ve Atatürk resmi çarpmış.Gülmüş çocuk ah demiş işaretler çok güzel, doğru yoldayız..Araba gelmiş, jip gibi yüksek ve lacivertmiş, şöför esmer ve çok küçük yaşlarda bir çocukmuş..Arabaya bindiğinde annesini aramış şöför, yemeğe yetişeceğini annesine haber vermiş..

Ve çocuk düşünmeye başlamış..Hayalinde kendisine Ali kitabını veren Dostu Ali’sine ulaşmadan; kitabını aradığı yılları ve Hz Ali’ye ithaf edilen kitapları okuduğunu ama hiçç anlama ilmine sahip olmadığından kitabının başka bir şey olduğunu, o yüzden de seneler sonra Dostu Ali’sine gittiği zamanı hatırlamış..Çocuk demiş ki Dostu Ali’sine “bana hayalimde vermiş olduğunuz kitabı istiyorum..Evvel Zaman” hiç duymadım evladım neymiş o kitap,ben bilmiyorum” demiş..Çocuk ısrar etmiş “Bilmiyorum evladım, siz daha iyi bilirsiniz “demişEvvel Zaman...Çocuk” hayır siz verdiniz, siz biliyorsunuz” demiş edebsizce..

Ve başka bir şehirden- kitabını istediği o yaz; evine döndüğünde 38 senelik sahip olduğu herşeyin yok olduğunu görmüş..Çocuk elinde çantası öyle kalakalmış..Neler oluyor demiş, neler ama neler olduğunu anlayamamış..Ona verilen yeni mağarasında düşünmek için bir gece kalmaya karar vermiş..Ve o gece hep korktuğu denize girebildiğini ama boğazın derin sularında çok yorulup can havliyle kıyıya tutunduğunu görmüş hayalinde..Çocuk uyandığında belallarına sabretmeye karar vermiş çünkü şimdiye dek hayallerinde denize girmeyi hiç başaramamışmış..Ve madde hayatında da çocuk kimseden dönemezmiş, onu terk etmek gerekmiş, o kendisi kimseyi terkedemezmiş.. Mesela denize girse ancak ileri gidebiliyor, asla geri dönmeyi başaramıyormuş...Geriye dönemediği içinde sadece bir boy kadar denizde yüzebilirmiş..

Çocuk yine geri dönemeden senelerce belalara sabretmiş durmuş..Başına gelen olayların sebeb- sonuç ilişkisini ancak yeni yeni yapabiliyormuş ve bu onu daha hüzünlendiriyormuş..Acaba talep ettiği içinmi olmuş herşey..Oysa çocuk ne talep ettiğini zaten hiççççç bilmiyormuş ki..İnsan en çekiici olana-Azrailine ölmeden evvel ölebilirmiş..Çocuk cazibenin yüzüne bakarken, ayın arka yüzü ne dolaplar çeviriyormuş..Çocuksa aşkından, O’nun sadece parlak yüzünü görüyormuş..

Şimdi de kendi ayakları ile gittiği Yeni Zaman’dan sonra, başına neler geleceğini bilemediği için çokkk korkuyormuş.Ama çocuk O’na derin bir muhabbet duyduğu için artık eminlikte olduğunun sözünü aldığına inanıyormuş..Sadece huzur istiyormuş çocuk sadece huzur ama derin huzur ...

Çocuk, NefEs-i Rahman yazısını tüm kalbimle deyip vaktinde Zaman’a yollamışmış. Okuyup okumadığını merak ediyormuş..Eski Padişah çocuğu kalbi ile okuduğunu söylermiş ve aynı rüyayı görüyorlarmış..Ama Yeni Padişah’dan henüz böyle bir tenezzül görememiş çocuk..

Ve çocuk gideceği yere gelmiş..Yüzlerce insanın arasına karışmış ..Tüm seromoniler yapılmış ve çocuğun en sevdiği devrana gelmiş sıra ..Çocuk daima ağlıyormuş tabii..Eskiden Evvel Zaman’a gidip dönerken ve O’nunlayken nasıl sebebsiz ağlıyorsa, şimdi de aynen Yeni Padişah’a aynı gözyaşlarıyla ağlıyormuş çocuk..Ama neden ağladığını hala bilmiyormuş..O gözyaşları kendiliklerinden akıyormuş, bu ağlamalar iyi bir şeymiş çünkü, hiç hissetmediği kalbini artık hissedebiliyormuş çocuk..Bazen muhabbeti arttığında,kollarını çapraz yapıp kalbine, göğsüne bastırıyormuş bilmeden ,kalbi sağlam dursun diye mesela..

Yüzlerce kardeşi sükun hali ile oturuştaymış, sonra dirilip ayağa kalkmışlar devrana durmuşlar..Hay Hay ve Sala bölümünde çocuk darmadağınık olurmuş daima..Ve daire açılmış bir ara ve Zaman tam dairenin ortasına gelmiş ve dostu gelmiş ellerini çapraz birleştirip dönmeye başlamışlar ve daire de dönüyormuş..Çocuk ilk kez gördüğü bu sembole çok şaşırmış..Yazımı okumuş demiş kendince, Nefes’in sistemini bana anlatıyor..Halbuki çocuğa bir şey anlatıldığı yokmuş, o zannediyor ve vehmediyormuş..O her şeyi aynı istediği manaya kolayca getirebildiği için, ne gördüğü hiçç önemli değilmiş ki zaten ..Çocuk dilediği anlamı zannedecekmiş nasılsa..Ve ELELE- AYNALAMAyı anlatan bu dönüş birden değişmiş..Dıştaki yüzlerce kişi Hay Allah Hay diyerek içe doğru kapanmaya başlamış. Bast ken Kabz olmuşlar ya da tek bir noktanın dairesel açılımı yapılmış ama yine tek bir noktaya dönülmüş sanki..Ve el ele çapraz tutularak rüzgar gülü yapılmış, çocuğa göre anasır-ı erbaa yani maddeyi oluşturan dört unsurun NEFES-İ RAHMAN ile hareketlenip HAY olması sembolen anlatılmış.Noktaların hareketlenip maddeleşmesi de..Sonra sükun olup yüzlerce kişi ikiye ayrılmışlar aynı iki denizin ayrılması gibi..Ve Zaman ortada İki Denizi (MADDE=ZAHİR-MANA=BATIN)birleştiren HIZIR-İNSAN-I KAMİL –SIRR-I BE gibi ayini yönetmiş yine..

Çocuk her şeye bakıyor ve bir anlam çıkartmaya çalışıyormuş, ritüeller bitip yerlerine oturmuşlar .Sohbet başlamış..Zaman, Azrail’i anlatmış, çocuk yazısının okunduğunu zannetmiş ..Demiş ki insandan Azaril olmaz ama Azrail kötü değildir..Azrail sadece Allah’ ın emrini yerine getirir..O çok güzeldir ve cazibedir.Çocuk daha çok ağlıyormuş ve özür diliyormuş içinden..


.Zaman çocuğu çok sevindiren açıklamalar yapmış ki; hiç böyle yerlerde kolayca konuşulan manalar değildir diye düşünmüş çocuk..Demiş ki Zaman:” Eski antik tanrılar, Allah’ın esmalarının ve meleklerin ve bazı peygamberlerin surete döndürülmüş putlaştırılmış halidir..Bu neden var ?”demiş Zaman .”Neden “demiş çocuk..”Çünkü “demiş Zaman “insanın bir sureti var ve surete tapmak onun doğasında var..Başka bir şey bilmiyor..Evet demiş çocuk az evvel yaşadığı ve daima bocaladığı secde mevzuunu hatırlamış..Çocuk görmediğim rabbime secde etmem düsturundaymış da, hangi haline secde edeceğinde bocalıyormuş daima..Az evvelde bu sorunu burada yaşamış zaten..

Zaman” insana tapılmaz,mürşide secde edilmez sadece Allah’a secde edilir demiş ama neye iman ettiğinide bileceksin demiş yine..Yine sağ gösterip sol vurmuş yanii....Çocuk düşünüyormuş ruhuna mı, nefese mi tapsın yoksa bir suret mi hayal etsin..Ama nefes suretsizmiş yani görünemeyen ve bilinemeyen bir alan mış nefes..Ama ruh öyle değilmiş..Ya da ruhun daha kesif hali şu bedenler mesela..Kabe’yi de kaldırsan aradan demiş çocuk ve meleklerin ademe secdesini düşünmüş..Çocuk işin içinden çıkamamış ve bu konuyu düşünmeme kararı vermiş, oluruna bırakmış..

Çocuk kendince pek çok cevap almış..Çocuktan başka tek bir kişi bile ağlamıyormuş nedense ..Ve sohbet bitmiş..Çocuğun ayakları,onu doğğğruca Zaman’ın hücresine götürmüş..Buraya girmek çok zor bir şeymiş biliyormuş ama kapıya dek gitmiş..Kapıda kimse yokmuş ve kapı aniden içeriden açılmış, çocuğa gel demişler..İçeride gitmek için hazırlanmış olan Padişah ve dostları varmış..Çocuğa eli ile yanındaki koltuğu işaret etmiş Sultan.Çocuk ürkek ama çok rahat oturmuş..Ve eline beyaz bir kağıda yazdığı hayallerini almış..Unutmam sandığı için sadece başlık attığı hayallerini heyecandan hep unutarak çokk eksik anlatmış ama akitname hayalini baştan sona yazdığı için heyecanla okumaya başlamış çocuk..


Bir an gözlerini kaldırdığında Zaman’ın ona bakmakta olduğunu görmüş.Çocuk kopmuş bir filme dönmüş..O bakışı tanıyormuş çocuk..Ama nereden tanıdığını ancak iki gün sonra hatırlayabilecekmiş tabii..Zaman öyle güzel bakıyormuş kii..Aslında O çocuğa değil, çocukta görünen başka bir şeye hayret ve sevinçle bakıyormuş..Çocuk elindeki hayaline gözlerini indirmiş ama okumak yerine ona bakarak anlatmaya, anlatırken de pek çok yeri atlamaya başlamış..Çocuk O’ndan gözünü alamıyormuş..

Okuması bitince: Çocuğun Dostu Ali’sinin çocuktaki himmetini söylemiş. Zaten paramparça olan çocuk artık kendini bırakmış ve dostu için ağlamaya başlamış..Tabii Zaman bu küçük kabın ağzına dek eski ile dolu olduğunu biliyormuş ,çocuğun boş kabla oraya gitmesi lazımmış..Bu hali ile çocuk ne öğrenebilirmiş ki?..O yüzden de çocuk tekrar yıkılmalıymış..

Demiş ki Zaman:” Olmadı ,bunlar bir buçukluk ayarda,tam değil, eksik “demiş.Çocuk toparlanmış”ama daha öncekilerde var, biliyorsunuz “demiş..Zaman “onlar sayılmaz, ilk defa aza olmak için geldiniz “demiş..”Üyelik bir seferde kabul olmaz, hem size gelen haber bana gelmedi ki “demiş..Çocuk telaşla aniden aklına gelen diğer hayallerini sıralamış ama Zaman ayağa kalkmış gitmek için kapıya yürümüş..Çocuk da peşinden..Zaman demiş ki çocuğa “hayır olmadı henüz, daha gidip geleceksin ..Aynı rüyayı görmedik “ ..Çocuk “hayır demiş bunlar sizden ,ben tek başıma bunları göremem “.. ”Zaman demiş ki:”Arzu ve düşünceleriniz onlar sizin”.Ve demiş ki “yansımalar”..Çocuk edebsiz olduğu için”ama sizin yansımalarınız” demiş Zaman gülümsemiş ve çocuğu hiççççççç incitmemiş..”Size gelen haber bana henüz gelmedi “demiş ve kapıdan çıkmış..Çocuk, O’na gelen haberin O’ndan geldiğini zaten biliyormuş.Buraya kendiliğinden gelemeyeceğini bildiği kadar iyi biliyormuş..


Dönüş yolunu da zuhurata bırakmışlarmış bakalım seyredelim demişler..Orada kendisine kardeş olan biri varmış, çocuğa araba bulmuş..Aaaaa bu sefer şöför baba dostuymuş, hemde adı Mesut ve araba ilkinden daha büyük ve yüksekmiş hemde rengi beyaz..Mesut’ta bembeyaz saçlı imiş..Yani çocuk gittiği yerden olgun-İHTİYAR dönmüş..

Çocuk yolda Zaman’ın bakışını düşünüyomuş..Ruhunun ona baktığı esnada, (ruhunun gözünden )beden gözleriyle ruhuna bakışıymış Zaman’da gördüğü şey çocuğun..Çocuk ruhunun sahibinin yüzünde, kendi beden gözleriyle ruhuna bakışını görmüş..YANİ SEN BENSİN BEN DE SEN..Zaman’ında kendisinde ruhunu gördüğünü biliyormuş..O muazzam güzelliği..Ruh nefse aşıktır ve nefsin ona aşık olmasını sabırla bekler..

Bir vakitler Ruhunun Nefsine olan AŞKını,sadıkane ve sabırla bekleyişini görmüş bu çocuk..
Her şey açıklığa kavuşuyormuş, anlıyormuş..Aslında çocuk yeni hiçbir şey yazmıyormuş..İlk 11 bölümlük yazısal miraç masalını yazarak kendisine açıklıyormuş.Çünkü o zamanlar ne yazdığını hiç bilmiyormuş..

Ve ona verilen aşkın zuhur meydanına gelmekte olduğunu seziyormuş..Neden bu kadar ağladığını anlıyormuş..Aşk acıtıyor ama inanılmaz bir haz da veriyormuş..Çocuk AŞK a yolculuğa niyet etmiş..Vesselammmmmmm
Nur Cihan

http://www.sufizmveinsan.com/sohbet/cocukm.html

25 Kasım 2008 Salı

ZAMAN VE ÇOCUK KİTAP PAZARINDA MASALI

ZAMAN VE ÇOCUK KİTAP PAZARINDA MASALI

EVVEL ZAMAN içinde ,AHİR ZAMAN içinde bir çocuk varmış..
Bu çocuğun ilgi duyduğu ve kontrolden çıkması muhtemel meraklarını hizaya sokmak için, dostları ,onu incelikle öğretip nakışlıyorlarmış..
Çocuk esmalar ve antik tanrılara –mitolojik sembollere merak saldığı için Dostu Kamil, ona şöyle bir yol önermiş..

”Evladım eğer tasavvuf öğrenmek istiyorsanız bunun en iyisini eski zamanlardaki Mısır’lılar yapmıştır “,evet demiş çocuk evet..Zaten tüm Eski Mısır belgesellerini izlermiş ve pek çok da kitap okumuş evvel evvelinde..

”Ama bunlar bizi hiç ilgilendirmiyor “demiş Dostu Kamil. “Sen hakikati ,özü öğrenmek istiyorsan bak sıra ile şunları oku, olur mu “demiş..
”Önce Hz. Muhammed (s.a.v) in hayatını, sonra sahabeyi sonra ehlibeyti oku..Ve git git, zaman atla ve Osmanlı Devleti’nin kuruluşunu oku ve git git git, zaman atla ve İstiklal Harbini oku ..İşte tüm tasavvufun özü burada” demiş..

Çocuk anlamış inceliği ama henüz bu şekilde okumamış..Çok daha küçükken bu tarih pasajlarını pek çok kez okuduğu için aklında onları birleştirmiş şimdilik..İlerde muhakkak bir şekilde aynı sıralamayı yapacakmış..

Çocuk, Allah kendisine böyle büyük A’li Dostlar verdiği için hep şükrediyormuş..Diyormuş ki ,Allahım ben ne yaptım da hayatıma bu kadar güzel insanlar girdi..Ben dünyadaki en zavalı, en cahil insanken üstelik
.........................................................

Çocuk açılmış olan kitap pazarına DEVLET-İ A’LİYE NİN YENİ PADİŞAHININ GELECEĞİNİ ÖĞRENMİŞ..

Ve düşünmüş O’na ne hediye götürebilirim diye..En sevdiği ve kolleksiyonunu yaptığı cam kürelerini düşünmüş..İki tane birbirinin ikizi olan şeffaf, renksiz ve içi su kabarcığı gibi kabarcık dolu cam küresini düşünmüş. Birde ondan ayrı, büyük küreye akıp giden küçük şefaf cam kürelerini..

”Tamam demiş, işte Arş-ı Rahman’a benzeyen Latif Kalbim ve ona akıp giden Hikmet dairelerinden daha güzel bir hediye olamaz demiş çocuk..Ama bu hediyeyi vermek çok utandırmış çocuğu, düşünmüş düşünmüş ve vazgeçmiş....

Latif kalbini teslim etmek ve ondan kalbini istemek çok ilginç bir şeymiş çünkü ...

Ve sabahında uykusunun ekranında şunları görmüş, Padişah çocuğa sepetler dolusu Himmet Küresi vermiş ..Çocuk uyanınca anlamış ki hediyeleri kabul olmuş ve bekleniyor, hemen onları yeşil incecik pelur kağıtlara sarmış..Latif Kalbini bir kağıda, ona üçüncü gözünden akıp gelecek olan Himmet Dairelerini başka bir kağıda sarmış..

Ve kitap pazarını arkadaşı ile dolaşmaya başlamışlar ..Çocuk artık neredeyse hiçççççç kitap okumuyormuş çünkü onun Canlı Kitap olan Dostları olmuş..41 senedir okuyarak öğrenemediklerini, ona yaşatarak öğreten dostlarmış bunlar..

Çocuk, babasının onlara küçükken aldığı ve seneler içinde dafalarca okuduğu ama şimdi tek birini bile hatırlayamadığı;Erzurum Masalları,Gümüşhane Masalları,Anadolu Masalları kitaplarını aramış ama hiççç bulamamış..

Evvel Zaman Padişahının ona okumasını söylediği, Semiha Ayverdi Hanımefendi’ın “Yaşayan Ölü ve Batmayan gün “kitaplarını almış..İyi bir aşçı olmadığı için, gelecekte de hep yemek yapması gerektiği için, eski sayılarından –hiç ilgi duyamadığı-çok ucuza yemek dergileri almış..

Kitap pazarında geçen yıl tanışmaları nasip olan” yaşayan Yunus Emre” manası ile karşılaşmışlar..Yaşayan Yunus manalı adamın yeşil gözlerinden yıldırımlar çıkıyormuş ,öyle güçlü nazarlarla etrafa bakıyormuş..Çocukla az biraz sohbet etmişler..Çocuk sadakete inandığı için o gözlere takılmamış..

Neyse vakit gelmiş, Yeni Zaman Padişahının sohbeti başlayacakmış..Çocuklar yerlerine geçmişler, çok az kişi gelmiş -çok az..Ama en güzeli bu demiş çocuk içinden ..Özel bir muhabbbet olacakmış seziyormuş..Muhakkak ki burada çok özel kişiler de vardır demiş çocuk ve iki farklı bulduğu adama bakmış..Onların gözleri değişikmiş..Çocuk değişik adamları gözlerinden tanıyormuş bazen..Onların gözleri mercekleşmiş oluyormuş..Öyle, sanki mercek..Anlatılamayan bir şey yanii....

Ve Zaman gelmiş oturmuş..Bir an çocuğa bakmış..Çocuk da tam karşına oturmuş, bir kaç sıra ötesine..O bir an bakışdan sonra çocuk mıknatısa tutulmuş demir tozuna dönüşmüş ve kalbine bir şeyler olmuş ve gözyaşları akmaya başlamış..Sohbetin sonuna dek gözyaşları nedensiz akıp durmuş ve silmekten yorulmuş çocuk, bırakmış -serbest aksınlar demiş..Özgürsünüz demiş gözyaşlarına......Utanacak birşey değil ki..

Zaman çok şeyler anlatmış da çocuk balık zekalı olduğu için çok az şey aklında kalmış..Biliyormuş ki çocuk İnsan-ı Kamil’lerden hitap eden Allah’tır; ayet öyle diyor ve onların sohbetlerinde herkese cevap vardır..Kapasitesine göre anlar ve idrak eder..Çocuk pür dikkat Zamana bakıyormuş onun sağ gösterip sol vuracağını biliyormuş..O’nun kelimelerini saçlarından yakalayıp kalbine gömmek istiyormuş..:)


Bu İnsan-ı Kamiller, AliCemGiz oyununda üstad oldukları için, imtihanın ana merkez üstündeymişcesine dinliyormuş çocuk Zamanı..

Zaman demiş ki : “Kitap pazarındayız ama ben size diyorum ki kitap okumayacaksınız..”Ellerinde torbalarla kitap varmış dinleyicilerin..Ama, Zaman hemen eklemiş tabii;” Umuma söylenen sözler başkadır, bire bir yanlızken –tenha daki söz başkadır..:)”
.......
”Soru sormayacaksınız “demiş Zaman .”.Soru sormak yok” diye tekrarlamış bir kaç defa ..Çocuk soru sorma makinesi olduğu için ağlarken birden gülmüş.. ..”Çünkü sohbeti dinleme adabını bilirseniz, her cevabınız sohbetin içinde vardır demiş Zaman.”
.........
Ve Devlet-i A’li Osmanlı diye devlet olmadığını söylemiş..Çocuk “ahhh demiş, benim sorularım benim cevaplarım, eeee demiş çocuk içinden eeeee..””Devlet-i A’li Osmanlı yıkılmıştır demiş Zaman ama Devlet-i A’li asla yıkılmamıştır ve yıkılamaz” demiş Zaman ..Çocuk oleeeeeeeey demiş oleeeeeeee içinden evet yarabbim, yahuu ne kolay çözdü düğümlerimi..Yani bunca sene düşündüğüm mana buydu!!!
..........

”Osmanlıca diye bir lisan yoktur” demiş Zaman ve bir osmanlıca beyit söylemiş, beraber okuyalım demiş anlayamadıkları kelimeleri hece hece okumuş. Aaaaaaaa..Meğer osmanlıca değilmiş demiş dinleyenler türkçe bu yahuu...”Öz lisanına yabancı kalma, zenginliğini farket demiş Zaman...Hazine bizde...”
..............

”Okuyarak öğrenemezsin; kitaplar onu yazan kişilerin ,kendi yaşadıklarının dedikodusu dur” demiş Zaman,”dedikoduyu bırak, sen kendin yaşamalısın ..Başkalarıın dedikodundan sana ne?.”.Hııııı demiş içinden çocuk, doğru söylüyorsunuz....

”Denize girmeden okuyarak yüzme öğrenemezsin demiş Zaman..İlla denize gireceksin ve ayakların suyu görecek .”.Doğru demiş gözyaşları serbest stil akan çocuk doğru demiş..

”Amma demiş Zaman, eğer muhabbet duyarsan demiş ve iki avucunu birleştirip çocuğa doğru uzatmış..Eğer muhabbet duyarsan sana kıyamazlar, yüzdürmezler, sen yüzdüğünü sanırsın, seni el üstünde taşırlar “demiş..
Bunu söylerken aynı Dostu Alisinin onları manada tanıştırdığı Osmanlı Padişahı gibi Osmanlı zarafetinde ve Kabe kadar yumuşak kalbli bir yüze sahipmiş Ve çocuk eriyip bitmiş...O zaman söylediği şiiri osmanlıca diye düşündüğü için anlayamamış mış ama şimdi de bu mana aklına gelmediği için anlayamamış..Yanii şiirinden şimdilik mahrum kalmış:)

......Gözyaşları selsebil...........

Çocuk sular seller gibi ağlıyormuş tabiiii
................................

”Ve demiş Zaman gelelim himmete ..Çocuk rüyasını hatırlamış.Hani derler ya demiş, şeyhim himmet der ki şeyh, evladım hizmet.. Yok böyle şey demiş zaman, yok böyle şey..Asıl mürşid müridine hizmet eder, asıl mürşid ona hizmetçidir..”Çocuk yaşadıklarından sonra zaten bunu anlamış..Sağ gösterip sol anlama meselesi her şey zıttı ile.
...............
Arada, Zaman şunu sık sık tekrarlıyormuş; anlayan için ,”kalabalıkta- toplulukta başka konuşulur beraberken yanlızken tenhada başka konuşulur diyormuş..Çocuğun bunları duyarken canı yanıyor ve korkuyormuş...:)
.........
Ve demiş ki Zaman hani derler ya bir lokma ekmek bir hırka yok böyle şey yahuu yok..Bunlar islamın evlatlarını geride bırakmak için uydurulmuş şeyler..Allah verdiğini senin üzerinde görmek ister demiş Zaman..Haklısınız demiş içinden çocuk , evet haklısınız .. Eğer araba alacak paran varsa araba almalısın, taxiye binemezsin demiş Zaman,eğer taxiye binecek paran varsa dolmuşa binemezsin,eğer dolmuşa binecek paran varsa otobüse binemezsin demiş Zaman..Çocuk çok sevinmiş..Elindeki paranın büyük kısmını taxilere verirken meğer güzel bir şey yapıyormuş..Ya meded araba demiş içinden..:)
................

”Tasavvuf modası var biliyorsunuz demiş Zaman ve başka öğretileri İslam Tasavvufu adına gençlerin beyinlerine sokuyorlar..Bunlara kanmayın ve gerçekten ayrılmayın..Yabancıların oyunlarına kanmayın.

”Ve Zaman çok öz ama çok derin başka şeylerde anlatmış..Çocuk onları şimdilik hatırlayamamış ve sohbet bitmiş..
Çocuk Zamanın masasına gitmiş ve hediyelerini uzatmış..Kabul etmez sanıyormuş ama Zaman onları yardımcısına vermiş ve eve götürmelerini söylemiş..Çocuğun kalbinde kabul edildiğine dair sevinç uyanmış ama onun gözyaşları hiç durmamış..Kitaplarını imzalasın diye uzatmış, Zaman “saygılar” yazmış...
Çocuk istermişki ona şiir yazsın, onun ona yazdığı gibi mesela ..Ama saygılar.. Çok uzak ve soğuk demiş çocuk..

Çocuk uslu uslu evine dönmüş..Evindeki ikiz cam küresine bakmış ve içine dolu himmet dairelerine ve ona akıp giden önüne dizdiği diğer camlara ve hepsinin kenar süsü olarak süslediği aynadan bir çercevedeki Dostu Alisinin resmine bakmış..Eşinin gözyaşlarını siliyormuş bu fotoğrafta Evvel Zaman..Çocuk O’na minnetle teşekkür etmiş.Sadece Hırka dan ibaret olan, aslı suretsiz ,Kabe kadar yumuşak bir Kalbe emanet edildiği için.Ve hayalindeki gibi ,başını gözyaşları ile gömdüğü O Kalbden asla çıkartmaması için dua etmiş..Minnetle gözyaşları ile öpmüş Dostunu....

Nur Cihan
25-11-08
http://www.sufizmveinsan.com/sohbet/zamanvecocukkitappazarindamasali.html

19 Kasım 2008 Çarşamba

ZAMAN’IN İÇİNDEKİ ÇOCUK SİNEMA DA MASALI


Ey Allah’ım! Hastalara ferahlık bahşeden sensin!
Lütuf ve rahmet içinde, can gibi gizlenen sensin!

Sen, kullarını, Sana yakarsınlar diye hasta edersin.
Zira,niyazı,ağlayıp inlemeyi kabul eden sensin!

Herkes derdine derman arar, oysa dermanlar arar Seni.
Çünkü derdi de, dermanı da yaratan şüphesiz Sensin!

Hastayı şunun, bunun kapısına düşüren dertler birer perde.
O perdenin hem başında, hem sonunda duran Sensin!

Sükuna erinceye kadar,inletirsin hastayı zar zar!
Hakikatte,bizim derdimiz içinde inleyen Sensin!

Sana”Sensin” diyen de hem vallahi, yine Sensin!
Bu meydanda, top da sensin,oynayan da, seyreden de hep Sensin!

Kölelik ,efendilik ve sultanlık,Senin yazdığın yazılar.
Eğri yazı da, doğru yazı da mektebinden dir,yazan Sensin!

Bedenler birer evdir,cümle canlar misafirdir o evlerde.

Beden de can da gölgendir Allah’ım, o misafir canların canı,yine Sensin!

DOÇ DR EMİN IŞIK’ın BELH'İN GÜVERCİNLERİ(Mevlana’nın son günleri bölümü)kitabından alıntıdır...

ZAMAN’IN İÇİNDEKİ ÇOCUK SİNEMA DA MASALI

BİR VAR mış,BİR YOK muş,
EVVEL ZAMAN içinde,AHİR ZAMAN içinde bir çocuk varmış..
Çocuk ve arkadaşları sinemaya gelen DİNLE NEY’DEN isimli bir filme gitmişler..Film DEVLET-İ A’Lİ OSMANLI ZAMANInda geçiyormuş.
Çocuklar kıyafetlerdeki estetiği ve renkleri çok beğenmiş..Film son derece ağır olduğundan salonda çok az kişi varmış, hatta toplansa on kişi ancak ederlermiş...Filmin konusu; rahatsızlanan bir mevlevi dedesinin, padişahın kızkardeşinin sarayında misafir edilerek bakılmasını ve kendisine tahsis edilen saray doktorunun, sultan hanımın cariyesi ile birbirlerine meyletmesini anlatıyormuş.Ve arada mevlevi dedesinin yabancı elçilerle sarayda -gözden ırak, devlet meselelerine getirdiği çözümler varmış..

Amma esas konu cariyenin padişahın doktoruna duyduğu platonik aşk mış..Bu belirsiz aşk; bu zamana göre o kadar silik ve belirsizmiş ki, bu zamanın evlatları filmi sevememişler ve bu aştan da filmden de bir şey anlayamamışlar..Oysa çocuk şu sahneyi gözyaşları ile izlemiş..

Hanım Sultan ÇiftER olarak yetiştirdiği cariyelerden birini evlendiriyor ve diğerini de (doktora olan aşkını sezdiği için) ve geleneğe uygun olarak azad ediyordu..Cariyenin eline bir beyaz beraatname tutuşturuyordu..Özgürlük kağıdı yanii..

Tüm kölelerin hayatları boyunca peşinde koştukları bu özgürlük kağıdını alan cariye, azatnamesini doğğğğruca....:) sarayın yolladığı padişah doktorunun(ruh doktoru) eline veriyordu..Hiç konuşmadan sessizce anlaşıyorlardı..Cariye asıl özgürlüğün aşkın kanatlarında takılı olduğunu ve bu aşk kuşunun, sadece aşk dolu bir gönüle girince yanarak ANKA olacağını bilerek bunu yapıyordu..

Ve çocuk bir niyetini hatırlıyordu..Zaten başına ne geliyorsa bilmeden ettiği niyetler ve o niyetlere sonuna dek sadık kalma sevdası yüzünden geliyordu..

Bir vakitler şöyle niyet etmişti onu var edene:Beni, Sana ulaştır ve benim hürriyetimi bana ver..İnan bir kere hür olayım, kendim Sana kul olmak için kendimi teslim edeceğim
.....................................................

Ne çok ağlanacak niyeti vardı ne çok ...Çocuk yapması gerekeni biliyor ve bunu yapacak gücü kendiSİNnde nedense bulamıyordu.. Dostu çocuğu hür bırakmıştı daha doğrusu onu hiç bir zaman köleleştirmemişti...Ve daha- daha doğrusu köleliğini ona hiççç belli etmemişti..

Artık yeterince kendi başına uçtuğunu sanmıştı, ait olduğu yere dönmeyi de bilmesi gerekiyordu..Rüyasında ikaz edilmişdi EDEB etmesi gerekiyordu..Çocuk Kuşu bunun idrakindeydi ve altın kafesine vatanım vatanım diyordu..Biliyordu ki tek başına bu lezzeti olmayan bir hürriyetti, mesele CUMHURiyetin kalabalıklığında-CAMİİ- BİR ve TEK- HÜR OLabilmekti.. FERDiyette CUMHURiyet yoktu...

Bu esnada filmin sonuna da gelmişlerdi..Ortada elle tutulan bir konu olmaması ve her şeyin havada asılı kalması seyredenlerde bir bezginlik yaratmıştı..Oysa filmin nihayetinde Hz. Mevlana’ya ait şimdi çocuğun hiç hatırlayamadığı dizeler okunuyordu, işte tüm konu burada gizli dedi çocuk kendi kendine .O şiirleri bulamadı ama yukarıda alıntıladığı aynı manaya gelen ZAMANı anlatan sözleri buldu ve yazdı..

Zira çocuk için NEYe, nereden nasıl bakarsa baksın hiççççççç farketmiyordu.O her şeyde aynı manayı Allah’ın lütfu ile kolaylıkla bulabiliyor, tüm sembolleri aynı manaya getirebiliyordu.. Eksik olan yanı ise, bunu hayatına geçirememesiydi..Çünkü çocuk hala bir suretsever-putperestti..Dostu A’lisi ona bir namazlık hakikatini yaşatırken “Seyrin mekanından-Adem putunun nasıl yıkılıp toz olduğunuda göstermişti “ama çocuk hala putperestlikten vazegeçemiyordu..O esmalarda takılı kalmıştı.

Belki de kalmamıştı, o öyle sanıyordu..O’na dostları aşağı in diyorlardı, lakin çocuk çıktığı yerden aşağı inmeyi istemiyordu.Yukarısı korunmuş ve suretsizdi ama çocuk bu eksik hali ile yukarıyı da putlarla dolduruyordu farketmeden..Hayallerinin suretlerinden kurtulmadığı müddetçe asla o sevdiği ve içine girmeyi dilediği NEFESi anlayamayacaktı biliyordu..Nefes suretsizdi bu suretli hali ile asla O’nu öğrenemeyecek ve yaşayamayacaktı..

Ve film bitti .. SİNEMada, yanlarında oturan genç onlara bir sufi olduğunu hatta sema deneyimleme çalışmaları da olduğunu anlatı. O Amerika’dan gelmişti ve filmden hiç birşey anlayamamışlardı kız arkadaşı ile..Çocuğun dostları ile muhabbete giriştiler, onlarda filmi askıda ekmek gibi bulmuşlardı:)

Bizim masal kahramanı çocuğumuz ise son derece mutlu idi ve şöyle dedi..Film gayet açık- aşk da gayet açık ve her şey filmin sonundaki o sözlerde gizliydi..

Yani “ZAMAN BENİM, filmi yazarım,yönetirim ve oynarım ve seyrederim, ilim benim kime ne ?İstediğim gibi oyunumu- ALİCEM GİZ oyunumu- sergilerim” diyor bu film dedi çocuk ve gerçekten bu filme de sadece bunu izlemek için gelmişti ..
Çocuk anlayacağını anladı ve hürriyetini kulluğu ile yani asıl özgürlüğü ile değiştirmeye kesin karar verdi..Hiçliğini verip Hepliğini almalıydı..Bu çok acılı bir süreçti ama ZAMAN ve ÇOCUK aslında çoktan BİR OLmuşlardı..Onları BİR yapan ÖZlerindeki HAKİKAT ve RUHu M NEFeS di..Henüz zuhura geçirilmemişti sadece..

Çocuk NEFESİ RAHMANın altında koşarak kaçarken asla kaçamayacağını zaten biliyordu..O nefesin içindeydi ama nefesin işleyişinden habersizdi..Ve şimdi tek istediği o nefesin içinde erimekti..Aynı diğer nefeslerin o nefesdeki eriyişleri gibi.
...........................................................
EDEBE DAVET EDİLEN ÇOCUK MASALI

Çocuk hep istediği bir kurs bulmuştu ve yıllardır ilk kez her şey yolunda gidiyordu .O büyük bir hevesle sanat tarihi kursuna yazıldı .Antik Yunan,sonra Roma, sonra Bizans sanatı öğrenecekti..Aslında çocuk tanrılar ve esmaların arasındaki masal- mitolojik-sembolleri deşifre edecek ve kendi kendine mutlu olacaktı.. İlk ders kursa gitmişti, hocaları tanınmış bir sanat tarihçisi imiş..Ve slaytla antik Yunan tanrılarını anlatıyormuş..Çocuk deliler gibi mutluymuş ve birden dayananmış hocaya şöyle demiş..”Bu tanrılar var ya, Allah’ın bize bildirdiği esmalarının sembolen anlatımları biliyormusunuz? “ve hoca durdu çocuğa baktı..Öyle boşşşşş ve sen ne diyorsun hey der gibi manasız baktı...Öyle boş baktı ki çocuğun kalbi acıdı....Çocuk anlaşılmadığını anladı ve sustu..Ama içinden geçip giden tanrıları sezgileri ile bir yerlere oturtmaya devam etti..

Ertesi gün Dost’unun Dostu Kamil ini gördü ve O’na gittttiği kursu anlattı ,Dostu da güzel sanatlar mezunu idi ve tüm sanatlarda üstad idi....Eserleri ile göz ve gönülleri irşad etmeye yetkin idi..Dostu Kamil çocuğa dedi ki: “Evladım, siz kimin talebesisiniz biliyorsunuz değil mi ?Evet dedi çocuk, bunu söylediği için dostuna aşkla baktı çocuk aşkla..O gözlerden ona Dostu Alisi mavi mavi bakıyordu zira, engin bir sabır ve hoşgörüyle..

Daha evelde ona söylediklerini düşündü çocuk artık onun geriye dönmeye ihtiyacı- hakkı yoktu o Kamil Bir Zamanın evladı idi ve o aşamaları geçmişti yeni öğreneceği hiç bir şey, GEÇMİŞ ZAMANLARDA YOKTU..GEÇMİŞ ZAMANLARIN TASAVVUFU, HAKİKATİ MUHAMMED-İ NUR GELİNCE SONLANMIŞTI ....MİTOLOJİ DE VE UZAK DOĞU DA-HİNDDE “ HAKİKAT-İ MUHAMMEDİYİ “TANINMIYORDU Kİ ONLARIN TASAVVUFLARINI ÖĞRENSİN..VE ONLARIN ADINI ARTIK ANSIN..ONLAR BENİM RESULÜMÜ ANIYOR VE TANIYORMU Kİ BEN ONLARIN SAHTE PEYGAMBERLERİNİ ANAYIM VE ONLARIN ÖĞRETİLERİNİ İSLAM TASAVVUFUNA FARKINDALIK ADINA SOKAYIM.!!!.........
ÇOCUK EDEBE DAVET EDİLİYORDU EDEBE..!!...........


V e çocuğa döndü Kamil Dostu dedi ki; “Evladım siz edeblimisiniz? Utanarak bilmiyorum dedi çocuk ama edebli değilim sanırım:)Kamil Dost diğer evlatlarına döndü:” Sadece ona söylemiyorum dedi siz söyleyiniz, siz edeblimisiniz.?.Buz gibi bir hava esti ve herkes düşündü....

Kamil Dostu çok sakin ama gergindi ..Çocuk O’nu anlıyordu ama A’Lİ Dostu ona hiç kızmaz ve itiraz etmezdi, o yine de ben bu olayı seyrederek devam edeyim, kursuma da gideyim dedi içinden..

Ve ikinci ders vakti geldiği gün kardeşi geldi ve çocuğun evinde kaldı çocuk güldü, direk Zat-ı A’lisi olaya el koymuştu..Çocuk anladı ne denli edebsizlik ettiğini ve hemen kaydını sildirdi..Daha kursun kapısından çıkmıştı ki telefonu çaldı ona senelerdir istediği ve hayal ettiği ama ulaşamadığı ......... sohbeti dersini müjdeliyordu hemde ücretsiz hemde bir üstaddan..Ve Üstada gitmeyeceklerdi, Üstad onlara gelecekti ,bir avuç çocuğa lütfedilmişti...Bu nasıl bir teveccüh dedi çocuk, bu nasıl bir tenezzül, biz kimiz ki bu eğiliş nedir..?

Sadece razı olmakla bunca hediye bunca nimet .........ŞÜKÜR...

Ve çocuk şimdiye dek hiç duymadıklarını ,hiç öğrenmediklerini zuhura çıkartan ZAMAN ın kendisinde izleyerek vakıf olacaktı..O çok istediği manalara ZAMAN ı takip ederek ona kalbini sunarak erebilecekti..Çünkü GEÇMİŞ ZAMAN ve ŞİMDİKİ ZAMAN O nun NEFESİYDİ..BU HAKİKAT-İ MUHAMMEDİ nin zuhura çıkma sürecinde çocuk susmayı ve sukun olmayı öğrenecekti.......İnşallah ve aminnnnnnnn

Nur Cihan
http://www.sufizmveinsan.com/sohbet/zamaninicindekicocuksinemadamasali.html

9 Kasım 2008 Pazar

ZAMANI YİYEN ÇOCUK MASALI

SENİN ŞANINA SADECE GELMEK YARAŞIR!

”Kusuruma bakmayın benim,dostlar,bağışlayın beni!

Ben davullara, bayraklara aldırmayan bir padişah ın yoluna düşmüşüm,deli divane olmuşum.

Çok uzaklardan yürüyen bir adam gibiyim ben,çok uzaklardan geçen bir hayal gibi.Ama yok sayılmam hani,var olan bir şeyim ben.

Haydi ben bensiz geleyim,sen sensiz gel.Ne varsa şu ırmağın içinde var,soyunalım iki can,dalalım şu ırmağa hadi.


Bu kupkuru yerde yakınmadan gayri ne gördük,bu kupkuru yerde ne gördük zulümden gayri.

Bu ırmakta ne ölmek var bize ,bu ırmakta ne gam var,ne keder var,ne dert.Bu ırmakta alabildiğine yaşamaktan,bu ırmak iyilikten,cömertlikten ibaret.

DURMA,ÇABUK GEL,GELMEM DEME.NE “EVET”DEMEK YARAŞIR SANA NE “HAYIR”DOSTUM,SENİN ŞANINA SADECE GELMEK YARAŞIR!”

Faruk Dilaver’in”ŞEMS-Mevlanayı yakan güneş”adlı kitabından alıntıdır..
ZAMAN I YİYEN ÇOCUK MASALI

BİR var mış,
BİR yok muş...
EVVEL ZAMAN içinde...
AHİR ZAMAN içinde
bir çocuk varmış.........

Bu çocuk kendisini arıyormuş..Kimim,neyim,nereden geldim,kime aidim ve neden,nedenim???
Masal bu ya çocuk kimsesiz olduğunu sanıyormuş vede çok cahil..Bundan çok büyük utanç duyuyormuş,cahilliği fiillerinin kabalığı ile bütünleşince, kendinden kaçmaya çalışıyormuş çocuk..

Bir gün rüyalarındaki PADİŞAH a ulaşmış ve elini öpmüş..O öyle BİR SULTAN EFENDİymiş ki, çocuk tüm acziyeti ile Ona aşık olmuş..Koskoca bir padişah bu garip çocuğa tenezzül buyurmuş. Çünkü en tepedeki nin azameti, en aşağıdakine tenezzülü ile ölçülürmüş..

MANA PADİŞAH ı çocuğa tenezzül buyurup NAZAR etmişler..Çocuk o günden itibren BELA sandığı BELİ BELİ-EVET EVET yağmurunda ıslanmış durmuş..DIŞARISI BELA-BELİ yağmurunda baştan aşağı yıkılarak yıkanıyormuş,içerisi de gözyaşları ile.

Çocuk artık kendi iç mağarasına kapanmış..O harabeden HIZIR ın gömdüğü hazinesini çıkartması gerekiyormuş..Çocuk uzun zaman ,çok uzun zaman hazineSİNden habersiz ağlamış,başına gelen felaketlerden dolayı sızlanıp durmuş..Ama şikayet edememiş çünkü o ettiği niyeti hatırlıyormuş o zaman..
Yaratanını öğrenmek için herşeyine- herşeyine, hatta ölümüne söz verdiği o günü gözyaşları ile hatırlıyor ve sabretmeye çalışıyormuş..

Çocuk ZAMAN PADİŞAH ının A’li dostlarına takdim edilmiş..HEPSİ “BİR A’Lİ -DOST “Olduklarından çocuk hepsinin göğsünde ağlayabiliyormuş..Ve HEPsi çocuk uyanma vaktine dek aklını yitirmeden bu imtihanlarından geçebilsin diyerek; bazen çocuğu uyutarak bazense dürtükleyip uyandırarak yolunda REHBER lik yapıyorlarmış..

Çocuk uyanmak istemiyormuş..Kendisinden çok korkuyormuş.Hep uyuyarak rüya görmek istiyormuş..Oysa artık öğrenmiş ki rüya tevil sanatı aslında bu hayatın sembolik –mecazlı manasını çözmek için yolun başında gerekliymiş..

Artık canlı rüya görme vakti geldiğinden, baktığı herşey de ki İLAHi SANATı okumayı öğrenmesi gerekiyormuş..Bunun içinse rüyaya gerek yok muş..Her şey canlı ve ortada “ama” esasında herşey bir sanallıktan ibaretmiş..Çocuk her perdeyi yırttığında açtığında diğer iç perdeye yeni bir sanallığa geliyormuş..

Çocuk MANA PADİŞAHI nı çok seviyormuş..O’nu sevdiğini sanıyormuş ,aslında PADİŞAH çocuğu nedensiz sevmiş ,hatta çocuğun sevdiği herşeyi ve herkesi de çocukla beraber sevmiş ki, çocuk incinmesin diyerek..

Çünkü O CÖMERTLİK DERYASININ TA KENDİSİ ymiş..

ÇOCUK YIKILIP YIKILIP YENİDEN YAPILIRKEN ETRAFINDAKİ HER ŞEY VE HERKES DE YIKILIYORMUŞ..ONLAR ANLAMASA DA ÇOCUK BUNU BİLİYOR VE HER ŞEYİ İZLİYORMUŞ..HATTA BU YAZILARI TAKİP EDENLER BİLE:)


Çocuk MANA PADİŞAH ını öyle sevmiş ki, bir rüya görmüş..Bedeni kılıçlarla parçalanmış bir Şehid Sahabe “etimi ye kanımı iç “diyormuş..Çocuk PADİŞAH ına anlatmış..PADİŞAH ı gülmüş,sevinmiş ve onu müjdelemiş..

ZAMAN la çocuk PADİŞAHA Olana sevgisinden O’nu yemek ,O’nu içmek istemiş..Ve aslında bu ZAMANın PADİŞAHın istediğiymiş..Çocuk ZAMAN ın ZAT’ı A’Lİ sini yemiş ve O’nun KEVSERinden içmiş..Ve çocuk AŞILANMIŞ..

Bu aşı hem mana hem madde aşısı olmuş..
Ve çocuk artık A’İLeye kabul olmuş..Çocuk mana padişah ının evladı olmuş..O garip ve fakir bir kimsesiz ken onu alıp korumuşlar..Ona öğretmişler..

Çocuk tüm olup bitenleri düşündüğü gecenin sabahında bunları yazmaya başlamış..Evet,O yeni masal dizisi senaryolarına başlayacakmış anlamış...Çünkü YENİ ZAMAN ve çocuk televizyonu çok seviyorlarmış..Tv izlemekten ve SEYRETMEKten çok hoşlanıyorlarmış ve müzik sonsuz müzik sonsuz ritm ve NAZIM HİKMETLİ DAİRELERLE SALINARAK - AHENK..

Çocuk bir mesaj almış dün gece ..DEVİR –ZAMAN teknolojik olunca ve “YENİ ZAMAN-NEVZAT ZAMAN a uyunca” masal da sanal olunca herşey mübah olur tabii.

Arayan Bülen BAŞARan mış..Çocuk buyrun demiş,” bana AÇ diye mesaj atmışsınız “.BAŞalan ,”Yok demiş ben sizi aramadım ve size mesaj çekmedim.”.Üç kez,” size mesaj çekmedim demiş adam.”.
”Ben AHMED i aradım.”.AHMED kim demiş çocuk.”.EMEKLİ BAŞ KOMİSER AHMED i aradım demiş adam.”.
Çocuk gülmüş peki demiş anlamış,sezmiş..Ama reddetmiş.”Ne zaman geleceksiniz,gelin sizi özledik demiş adam,” çocuk olur demiş gelirim..Telefonu kapatınca LATİFHAKİMini aramış çocuk hemen denetlenmek istemiş..”Biliyorsunuz demiş hakim, biliyorsunuz, hıııı der gibi gülmüş”..

Bu A’Lİ DOSTlar olmasa, çocuk dürtüklenmese asla uyanamazmış zaten..ÇOCUK TÜM GECE AĞLAMIŞ.Ağlamış,ağlamış..Ve ANLAMIŞ..Anlamış neden yediği MANA PADİŞAH ını göremiyormuş..Çünkü o çocuğun bedenine karışmış ve çocuğun bedeninde hapis olmuş..Ve çocuğun kendisindeki O PADİŞAHı görebilmesi için YENİ ZAMAN-NEVZAT ı-YENİ MANA PADİŞAH ını bulması gerekmiş..Ve çocuk hep ağlamış, çokkkkk ağlamış...

YENİ ZAMAN ın aynasında DOST unu ancak SEYRedebilecekmiş..Ve YENİ ZAMANLA bir şekilde karşılaşacaklarmış..Çocuk bu düşüncelerle uyuduğu gece nin sabahında eline YENİ ZAMAN bir kontrat tutuşturmuş..:)

BABAsının kızını teslim aldığına dair uzun yıllar evvel yapılan bir antlaşmaymış bu...Çocuk ZAMANın el yazısı ile yazdığı o beyaz kağıdı sesli olarak ZAMAN a okurken öyle bir içler parçalayan sesle ağlamaya başlamış ki sesinin yankısı alemi sarmış ve çocuk rüyasından dünyasına uyanmış...

Bir zamanlar söylediği; "Sende gelin olayım gelin "sözünü hatırlamış her ne hikmetse..!!

ÇOCUK VE ZAMAN İSİMLİ SONSUZ MASAL DİZİMİZ DAİMA SÜRECEK EFENDİM..:)

ZAMAN ve çocuk HEPİMİZ i selamlar...Nur Cihan..
9-11-2008
http://www.sufizmveinsan.com/sohbet/zamaniyiyencocuk.html