7 Ağustos 2009 Cuma

KÂR ZARAR ALİ'YII SEV


evvel zaman, her zaman derdi ki gülerek: "KÂR ZARAR ALİ' Yİ SEVDİK :)




ANmak  ve AN"LA" yabilmek ÜZERİNE 
 VEDALAR  


GELDİN Mİ?………………(4-8-2008 ikindi vakti)……………GİTTİN Mİ?
NEF-e-S-İ RAHMAN= İNSAN-I KAMİL= SIRR-I BE
HayAli min perdesinden:
Hz. İnsan Ali Öztaylan ve bu yazıda geçen, O Nefes in içinde barınan Tüm Zamanlarım  için..
Zaman Zaman
Geçmiş Zaman larımı  düşünürüm
ve hepberaber Yeni Zaman ıma  uyarım


HAYAL (Haybabam giderken -Usta Şevket Demirci için-2009 )
Tufan koptu
çünkü devri alemin batıni yöneticileri el değiştirdi
yenilendi sistem
ve emanetler ehillerine teslim edildi

Nuh’un Gemisi yapıldı
Gemi=İnsan-ı Kamil=Ra’nın kayığı=BE teknesinde ELİF kendisi
bir asırlık ömründekileri gemisine yükledi
ve pazarlıkların tufanı koptu
melametin gri hırkaları havada uçuştu
Yeni Güneş batı-N-dan doğdu(bu yıl İki Güneş doğdu, biri zahire biri batına)
Nuh’un Gemisi(Ra'nın kayığı=İnsan-ı Kamil teknesi) güneşin doğduğu yere gitti
Nuh suyun dönemsel döngüsüydü belki de

her şey bir atımlık Su dan değil miydi?
ve Su da hayat vardı
Su kendisini yine Su ile temizliyor demek ki
İlahi Nefes’in şiddeti tufan koparıyordu
Ateşi Ateş’in temizlediği gibi....


MADDE 

Yerin altı da üstüne geldi
gizlilikler-hazineler dışarı çıktı
ortalık kaostu ama aydınlanıyordu
yer habire sallandı- durdu

Batın ve Batıl silkelendi
ayıklanma zamanı
yeni emanetçi geldi
eskiden kalanları sahiplendi
sahiplenmediklerini silkeledi
Hak ile Batıl ayrıldı
yağmur yıkadı geçti
Kurban kabul olmuştu…Kurban kabul olmuştu

* * *

HAYAL(Sebeb-i Hilkat-i Alem –Mazhar-ı İlahi Efendim için -Evvel ZAMANIM Nefesi Rahman'da HÜKÜM SÜREN ŞİMDİKİ ZAMAN'A kavuşurken olan İstanbul hava tecellisi-2008 )

Gökyüzünü kaplayan gri bir NEF-e-S-i RÜZGAR
esiyordu, boydan boya esiyordu

sevdiğimin Nefes'ini almış gidiyordu
tüm ERenLERİN Ruhlarının yanına
esiyordu NEF-e-S’i rüzgar

RAHMAN ın Nefes'i her şeyi kuşatmıştı
Yenilenmiş bir Nefesti
Yeni emanetçinin hükmünde esiyordu
sevdiğim –dostum Nefes-i Rahman’a kavuşmuştu
Azrail muhteşem esiyordu
çocuk yeryüzünde koşuyordu
Nefes’in altında koşuyordu
nereye..? nereye.......?
çocuk hayretle Nefes’e bakıyor, bağırıyordu

Allahümme salli alaaaaa seyyidinaaaa Muhammedinnebiii 
ve alaaaaaaaa..Allahü ekber Allahü ekber lailahe illAllah Allahü ekber Allahü ekberrrrrrrr



UYANIŞ
Perdeler uçuşuyordu
cennetin seherinden esen rüzgar pencereden giriyordu
soğuğu çok severdi, sevindi
Rüzgar şiddetlendi hızlandı

hava döndü –ortalık karardı
soğuk arttı
İstanbul’a tufan yağmuru geldi
o gün -bugün esen Rahman’ın Nefesi’nden esintiydi
o günden beri yağan göğün gözyaşlarıydı

Rahman’ın bereketiydi
yağmur yıkadı geçti

Kurban kabul olmuştu..Kurban kabul olmuştu

*
ANLAYIŞ 
Dehşetle titriyordu
ve ağlıyordu
duyduğu HAŞYET ti
sahi HAŞYET ne demekti ki???
içine doğan sadece HAŞYET ti...

* * *


İNCİNMEDİ Kİ İNCİTSİN

Yer sallanıyor son zamanlarda
yavaş yavaş, aheste aheste

madde ve mana içini dışına çıkartmıştı

İNCİNMEDİ Kİ İNCİTSİN
Bir İnsan-ı Kamil göç ettiğinde
O Dağ hallaç pamuğu gibi savrulurdu
Dağ ın içindekiler Yeni Dağları çıkartırlardı

aynı volkanların denizdeki adaları meydana getirmeleri gibi
Aşk’ın ateşi dayanılmaz olduğunda
”demir erirdi, toprak olurdu” işte böyle...

İNCİNMEDİ Kİ İNCİTSİN

acıtmadı kimseyi aslında
her şey olması gerektiği gibi nezaketle yapıldı
uyutulduğu yerden bedeni
tüm ÖZgürlüğü ile
Ruh’unu HÜ-Rleştirmişti

tüm kainat bir Nefes'miş
Bir Beden- Bir Kişi meğer.....
İNCİTMEDİ Kİ İNCİNSİN

öğretmekti O’nun işi 
ve O öğretmeye devam ediyordu
Şimdi ve sonrada daima -sözünüz var unutmayın!!!

HAYat devam ediyormuş öğrendim
ve hepimiz O nefesin içindeyiz
aldığım nefes-verdiğim nefes”
içinde yüzdüğüm ama farkında olmadığım Nefes-i Umman’mış”

İNCİNMEDİM HİÇ İNCİNMEDİM
A’liyyül Ömer’in adaleti gelmiş
kurtla kuzunun yan yana yaşayacağı “Altın Zaman”
ehline teslim edilmiş emanetler
seyretmek lazım -keyfetmek lazım

NE İNCİNDİK NE İNCİTİLDİK
AFFETMEK LAZIM
FOTON KUŞAĞI- NUR-U A’Lİ GELDİ
ÖMER’İN ADALETLİ  SANCAĞI  ESDİ GELDİ...
NE İNCİNDİK NE İNCİTTİK AFFETMEK ZAMANI GELDİ

* * *
YORMUYORUZ
..

Düşünmemek lazım ya hani
düşünmüyoruz
hayalinde hayaliz ya hani
ve vehmin fısıltılarında sessiz
ya da sesli düşünceleriz
yorma diyorlar yorma!!
neden?
”OL”a dönüşüyor
”YORMA”
yormadan duramıyoruz
Senaryo kayıyor mu acaba?

18 bin yorumdan
birine mi kayıyorum
ama yine de vehmim durmuyor

yoruyorum
ve çok yoruluyorum
varlığın bir tek oluşu ne tuhaf
peki tüm bunca şey nedir diyorum:)
........?!!!!! (hayret)
dememeliyim
diyorum
yoruyorum
ve çok yoruluyorum
OLlarımı yorduğum için beğenmiyorum
teslim olabildiğimde

ait olduğum nefesin içinde
Rahman'ın kuşatmasında
tek Nefes-tek soluk-tek nabız

OLacağız.
düşünmekten kaçıyorum
vehmimden yoruluyorum

sakince
OL diyorum.
OL........
Nasıl dilersen öyle OL.........

* * *

 
YAPTIĞIM BİR GÖREV DEĞİL. O BENİM GÖNLÜMDE YAŞIYOR.
 O’NU ARIYORSANIZ BANA GELİN DİYEN’E(Aziz Mehmet Dumlu hz için )

3-9-2009

çocuklar iadeyi ziyarete başlamışlar
Sevgilinin Cemal Ayn’a sına varmışlar
Cemal Cemal’e şirini okumuş Sevgiliye
ve başka birinden bir şiir daha okunmuş..
ve ayağa kalkmış
Seven i ve Sevilen i birleyen..
ellerini açmış
en ahenkli dönüşle Sema ya durmuş
o aşkın bir cezbeyle dönerken
gözyaşı ve sevinç seyredenlerden yansımış..


bugün de yaşayan bu Saf  Ayn’a ları tanımak ne mutlu ne kutlu
İnsan olmanın onuru ve kutluluğu ancak Onların Huzuru nda anlaşılabiliyor çünkü…

biz, Aşıklar tanıdık
biz,  Bir bir lerinde Cemali seyredenleri tanıdık
hepsi aynı  kişiymişcesine, hiç bir fark göremedik
Hepsinde aynı hal, aynı nur, aynı ışık

Dedi ki Hurşidzade:
“Nurun Ala Nur nedir biliyor musunuz?”
ve yine kendisinden cevapladı gülümseyerek:
“Eşya Nur dur..
her şeyin hakikati Nur dur..
Beden Nur dur..
O na can veren Ruh  Nur dur..
anladın mı
Nur’un Ala Nur kim miş?”
kimmiş:)

Nur Cihan
05.08.2009
nuralem7@hotmail.com

İNSAN SEVDİĞİNİN NEFESİ RAHMANA KAVUŞTUĞUNU GÖREREK YAŞARSA
O ARTIK HİÇ BİR SEVDİĞİNİ TOPRAK ALTINA KOYAMAZ
ONLAR EBEDEN DİRİ VE HAY DIR

VE ALDIĞIMIZ VERDİĞİMİZ NEFES OLAN 
İŞLETİM SİSTEMİMİZDEDİRLER
HU 
nur cihan 3 ağustos 2015



http://www.sufizmveinsan.com/sohbet/anmakveanlayabilmekuzerine.html



29 Temmuz 2009 Çarşamba

ŞÜKRED-İ-yorum VE düşü-NÜ-yorum MASALI -0-




ŞÜKRED-İ-yorum VE düşü-NÜ-yorum MASALI -5-
BİR KIZIL GONCAYA BENZER DUDAĞIN

beste : Melek Hiç
güfte : Amir Ateş
Makam:Muhayyerkürdi

bir kızıl goncaya benzer dudağın
açılan tek gülüsün sen bu bağın
kurulur kalplere sevda otağın
kim bilir hangi gönüldür durağın
her gören göğsüme taksam seni der
kimi ateş gibi yaktın beni der
kimi billur bakışından söz eder
kim bilir hangi gönüldür durağın

***********
SADECE SANA ÖZEL MASAL……….

bir tablo çizmek istedim senin için:

hani bir heykeltıraş taşa baktığında içinden çıkacak heykeli görür ya…
hani bir ressam beyaz tualinde renklenecek resmi bilir ya…

hani bir müzisyen dalgınlığında bile muhteşem müzikler duyar ya..

Senin işinde görüneni ve görünmeyeni anlamak ve anlatmak ya….

Sana yazılmış bu hikayeyi benim yüreğimle,
lütfen benim için seyret olur mu?

Naif bir tablo…renksiz ve şeffafız…

İçinde hiçbir şey olmayan hırkanın içine aldığın

Her şeyimi sana verdim dediğin
ve
sen benim her şeyimsin dediğin
ve
evet doğru.. öyle deyip onayladığın

Şimdi….

sözü ne bürhana muhtaç

ve davetine pür telaş…..
isteme makamından alıntıdır…..
…..


işte bu tablonun ruhum latife tarafından şerhi:
salınıvermiş iki deniz yürür ve birleşir……
Adem in kendisi ve Havva sı için ettiği duaya
Arafat ın eteklerinde verilen cevaptır gelen
birbirlerinin manasına arif olduklarında
Arafat ın arifleri bayramı bulmuşlar..
işte şimdi Bayrami olmuşlar….
misli ile …misli ile huzuru bulmuşlar…………….

MAVİ KANDİLİM UYANDI ve sarayın sütunları dikilmeye başlandı….
şükredecek ve Sana verecek hiçbir şeyim yok biliyorum..
yalnızca Senin bana verdiklerini
sürekli Sana geri verip durduğumu anladım..
ve bu cahil reddedişlerim için özür diliyorum..
(anlaşmamızda sadece Seni sevmek vardı hatırlıyorum:)
verdiğin her şeyi Senin dilediğin gibi alıyor ve kabul ediyorum..
Senden sadece iyilik,güzellik,kolaylık ve muhabbet gelir biliyorum
kendi şerrimden Senden Sana sığınıyorum…
ve öylece özlemle bekliyorum….

TAM ELMA BİR GÖNÜL ALMA(OLMA) MASALINA AŞK İLE HUUU…
gökten bir elma düştü..
içinde sonsuz çekirdeği ile sonsuz elma olan..


ve O SONsuz ELma aslında HEP AYnı elmayı ANlatan

HER ANlayan kendi zanındaki ELmayı ANlayacak

ANlatan kendi elmasını ANlatacak


oysa elmayı YARatAN
sadece “O” HAKiki ELmayı bİlecek…..BİLecek…..

Nur Cihan
29.07.2009
nuralem7@hotmail.com

22 Temmuz 2009 Çarşamba

ŞÜKRED-İ-yorum VE düşü-NÜ-yorum MASALI -4-




ŞÜKRED-İ yorum VE  düşü-NÜ-yorum MASALI -4-

Bu kitap, masal diyene masaldır; fakat bu kitapta halini gören, bu kitap vasıtasıyla kendini tanıyan, anlayan da er kişidir.
Mesnevî, Nil ırmağının suyudur; kıptiye kan görünür, ama Musa kavmine sudur.
Hz. Mevlâna (k.s.)

BİR ÇOCUK NE İSTER? SADECE BABASININ KİM OLDUĞUNU BİLMEK İSTER..
hem döl hem yol babama
(DEMİR DÖKÜM USTASI ÂHİ- USTA ŞEVKET DEMİRCİ)tüm kalbimle……..


bu diyardan göçmek üzere olana çocuk sordu :ne kadar vakit var?
Haybabam:An-ı Daim……

Ben çok cahildim bilmiyordum,anlayamıyordum
Senin ve dostlarımın anlamını gördüm
Ve senelerce anlayamadım,kaçtım durdum
korktum.. bilmekten korktum..reddettim durdum..
biraz anladığımda ;dostumun sayesinde, ona sığındım
Seni yine reddettim..anlamadım,anlayamadım biliyorsun
Sen bile, giderken tam anlayacaktın.. dostumuz öyle demişti, biliyorsun
biraz daha anlayınca seni kabullendim ama yine de kaçtım anlamından
Daha çok sığındım dostuma, daha çok korktum
Biraz daha anlayınca sana yöneldim
Korktum ama korkumun üstüne gittim
Seni tanımak istedim,seni anlamak ve bilmek
Biliyordum ki bu imkansızdı
…………………………………………
Seni kabul ettim Ahir Zaman’ımda yaşarken
ve senle hasbihale başladık inceden, fark ettirmeden
Sen ortaya söylüyordun, ben manaları havada kapıyordum ve anlıyordum
Hiç çaktırmadan anlaşıyorduk ve ben yapmam gerekenleri yapmaya çalışıyordum
Umursamıyordum hiçbir şeyi
Sen yolumu gösteriyordun ve ben aşk a koşuyordum
bu konuyu sadece içimden sana anlatıyordum ve senden hiç çekinmiyordum
çünkü beni benden iyi anlıyordun ve çok güven vericiydin, hiçç utanmıyordum hiççç..
aşk a ar namus sığmaz, sen çok iyi biliyordun……
…………………………….
Sana aşk ı sormuştum bir gece
Sarhoş gibi sandalyede baygın haldeydin
En hazlı halinle:”Ooooooooooo diyordun oooooooooo….”
“Ahh Leylaaa..ahh Leylaaa “demiştin hatırla.. ne güzel gülmüştük beraber
Ben senin anlamından hep korkup kaçtım
Ve sen, beni anladın.. hiç belli etmedin
Ben aslında kendimden korkup kaçıyordum
Ve senin sadece babam olmanı istiyordum
Öylece babam olarak kal.. öylece, sadece babam kal..
Ve öyle de oldu.. ne güzel…
Sen giderken;herkes gelsin demişlerdi
gelmek istemedim ,her şeyle oyalandım,bildiğim son gelmişti onun için
kaçış yoktu, arabada sana doğru yaklaşıyorduk
Kalbimde bir çocuk çığlık çığlığa bağırıyordu
“Babaaaaaaaaaa….babaaaaaaaaaa…babaaaaaaa..babacığımmm”
Anladım gidiyordun
Yine aynı şeyler yaşanıyordu ve ben hiç kaçamıyordum…
birkaç dakika sonra haber geldi…sen gitmiştin…ama aslında hep buradaydın:)
Ben senin anlamından hep korkup kaçtım
Sanma ki ,seni tanıyıp bilemedim
bildim..bildim :)
ama ne bir başkasına nede kendime itiraf ettim..…
Özür dilerim.. çok özür dilerim..
Sadece babamız olarak kal istedim..
TEŞEKKÜR EDİYORUM……

EY PADİŞAHIMIN BİLE PADİŞAHI OLAN
GÜLDÜĞÜN GÜL’E
GÜL
GÜLE GÜLE………
************
Biz neden seçilmedik,biz neden sevilmedik diyenler için……
NASIL SEVİLDİĞİNİN FARKINA VAR…..NE VAR ALEMDE O VAR ADEM DE HÜKMÜNCE….
HEPİMİZİN BABASI ADEM’DİR..ADEM İSE TOPRAKTANDIR..baltayı,en büyük put- tanrının eline tutuşturandan binler yıl sonra, aynı soydan gelen;baltayı ,en tepedeki tanrıya vuran, bu sırrı açığa çıkarttı.ve kimse, kendi putunu tek başına kıramaz gösterdi..putunu ancak bir bilen,o mübarek omuzlara çıkartılmış,O’nun izinlisi kırabilir ve O’nu bulmakta önce niyetle olur… işte O kişi, kitaptan okutarak değil, bizzat yaşatarak öğretir..


Sen çok celaldin biliyorsun
yaklaşılamayandın..
son demlerinde cemale döndün
Oysa biz, bu sessizliğe alışık değildik
Seni harekete geçirmek için; sor derlerdi, hadi sor….
Çocuk:beni seviyor musun baba?
Haybabam: neden sevecekmişim seni?
çocuk:sevmek zorundasın çünkü babamsın?..söyle ,beni seviyor musun?
Haybabam:sen söyle?
çocuk:seviyorsun..çünkü milyar spermin içinde en sevdiğin ve seçtiğin ben olduğum için ve diğer milyar sperm kardeşim işte bu yüzden ,kendisini ,benim için fena ettiğinden seviyorsun..o yüzden, sevdiğinden eminim..seviyorsun..
……………………….
Haybabam: gönlüne iyi bak
çocuk: gönlüm sahibinin ellerinde ve O bize çok iyi bakıyor…


Sevilmediğini sanan,seçilmediğini sanan kimse bilmeli ki;Yaratan, onu sevmiş ve seçmiştir..ve onun ismini anmıştır..anmasa idi, seni zikretmese idi, nasıl var olabilirdin ki?..
İşte bunu anladığım için çok şükrediyor ve teşekkür ediyorum..
………………………

şimdiye dek tüm isyanlarım ve reddedişlerim için özür diliyorum..Sen’den, baştan sona razı olduğumu bilmeni istiyorum..baştan sona razıyım..inşallah, Sen’de, benden razı olursun diliyorum ve amin…sadece SENİ SEVEBİLMEME İZİN VERDİĞİN İÇİN teşekkür ederek şükrediyorum…
*********

bir dalga gider başka bir dalga gelir..sakın dalgaya takılma.orada kalırsın..gelen yeni dalgaya bak… öz-mana aynıdır.. ona bak..surete takılma diyenim için;
..
BİR KEZ DAHA SANA YÖNELİYOR VE BİR KEZ DAHA BİAT EDİYORUM
HOŞGELDİN…..
Gecenin seherinde odada çınlayan musiki Sen’i anlatıyor:

BİR İSMİ MUHAMMED
MERHABA
HOŞ GELDİN
İLLA HUUUUU..
………………….
evet.. tekrar Merhaba ve Hoş geldin…
EY SEVDİĞİM HOŞ GELDİN…

HOŞ GELDİN EY VARİSİ NUR…
Haremeyn’in Fetih Kapısı’nı bekleyen; YÜCE FATİH HOŞGELDİN…..
küçük ve korkak ay bir kez daha Güneş’ini selamlıyor
Gölgesiz …TÜM KALBİYLE EĞİLİYOR……
ve sağ avucuna  Haybabamın koyduğu 18 numaralı anahtarı
Güneşin’in ayaklarının altına seriyor….
HOŞ GELDİN….………..
*************

Nur Cihan
22.07.2009
nuralem7@hotmail.com

10 Temmuz 2009 Cuma

SEVKET DEMİRCİ VUSLAT;CELAL'DEN CEMAL'E VUSLAT

CELAL'DEN CEMAL'E SEYİR
GÖRDÜĞÜN NEYDİ BİLMİYORUZ
AMA SEN ÇOK HUZURLU VE MUTLUYDUN
ANLADIK Kİ SEVGİLİ'Yİ GÖRMÜŞTÜN
VE GÖRDÜĞÜN O SEVGİLİ'DEN GERİ DÖNEMEZDİN
GERİ DÖNDÜRÜLEMEZDİN
İŞTE ŞİMDİ SEN'DE ÇOK GÜZELDİN
HEMDE AYRILINAMAYACAK KADAR GÜZEL
SENİ SEVİYORUZ................

DOSTLARININ SEVKETLU DEVLETLU HEM MALUM HEM MECHUL SEVKET AGBİSİ,PEHLİVAN SEVKETİ,DOKUMCU SEVKET USTASI,EBUZZİYAFE SEVKET'İ,HATEM-İ TAİ'Sİ ŞEVKET DEMİRCİ 08-07-2009 TARİHİNDE VUSLATA ERDİ.

GÖNÜL DOSTLARI; DÜĞÜN ALAYI İ CUMA ÖĞLEN NAMAZINA MÜTEAKİP DUDULLU İMES SANAYİ SİTESİ CAMİİ'NDEN KALDIRILACAKTIR.CUMARTESİ KASTAMONU'DA DEFNEDİLECEKTİR..


O HERKESİN BABASIYDI ..VE EVLATLARINA HEP ŞU DUAYI EDERDİ..
YEDİĞİNİZ İÇTİĞİNİZ SİZDE MİRAÇ EDE..
DOSTLAR BİZİMLE OLA..
GÖNÜLLER HUZUR BULA..
İLİM OLA..
İBADET OLA.
AŞK OLA..
EYVALLAH İLLALLAH HUUUUUU.....

DEMİRCİ AİLESİ....

8 Temmuz 2009 Çarşamba

ŞÜKRED-İ-yorum VE düşü-NÜ-yorum MASALI(3)


















ŞÜKRED-İ-yorum VE
düşü-NÜ-yorum MASALI -3-

uyanmak ve gözünü açmak istersen ve kalkıp harekete geçmek istersen……

Biz kapıdayız …kapındayız…..

……………………………………………………………….
çocuğun hemen hiçbir yakını masallarını okumamıştı ve bilmiyordu..çocuk bundan büyük mutluluk duyuyordu ve Yaratan’ına teşekkür ediyordu..bu tarz, onun en sevdiği haldi..böyle devam etsin isterdi inşallah ve amin..geçen gün, çocukları dediler ki:”hani sen bizim için masallar yazıyordun ya, merak ettik, okumak istiyoruz..”sevinen çocuk anne, birkaç masal kağıdını onlara uzattı..en çok on dakika sonra, odalarından müzik sesleri gelmeye başladı ve masalları başucuna kondu:)dediler ki:” sen, zaten, bu masalları biz büyünce okuyalım diye yazıyordun değil mi?..biz hiç okuyamadık hem de anlayamadık..”

gülümsedi anne:”evet. o masallar 35-40 yaşınıza geldiğinizde okumanız için…”çocuk kalbinde ümit hisseti.demek ki çocukları masalı hatırlıyorlardı ve bir gün dışarıda hiçbir şey olmadığını anladıklarında ve kendilerini öğrenmek istediklerinde, genetik yapılarının taşındığı annelerinin onlara ne anlattığını da öğrenmek isteyeceklerdi..

işte çocuklar.. o gün geldiğinde, bu masallar, size çok şey anlatacak ve çok ağlatacak biliyorum..büyük ihtimal, çocuk ve masalın içindeki kişiler yaşamıyor olacaklar ve böylesi daha güzel, anlayacaksınız..bu yol özlem ve hasretle gidiyor...Onlar hep sizinle hissedeceksiniz.şimdi Hiçç anlaşamıyoruz ama o zaman Hepp anlaşacağız inanın:)

Kelebeklerimden biri, muhakkak sanatçı olacak inşallah ve amin..ve ben ondan bir şey istiyorum.aslında ilerde teknoloji çok gelişeceğinden hepiniz yapabilirsiniz sanıyorum. Ben ise bunu yapamam.. hiçç ilmim yok..ama hayal edebilirim..siz benim hayalimi gerçekleştirmek istemez misiniz?.istiyorum ki, bir İnsan-ı Kamil’in sohbetini bilgisayarda notalara dökün ve o notaları ve tüm geçişlerini renklendirip- tonlayın..ve sadece tıklayın.inanıyorum ki İlah-i müziği dinleyeceksiniz..Tanrı’nın kelamı.. SOHBETLER, o anlık doğuşlardır.ve ben, rehberimin sohbetini ne kadar dinlersem dinleyeyim, her defasında yeni şeyler öğreniyor –yeniden ona doğru akıyorum..o ses ten başka hiçbir müzik artık bana iyi gelmiyor..ve her şey sanki o ses..müzik…ahenk..ritim..estetik..bunu benim için yaptığınızda, bu muazzam müzikli filmi beraber izleyeceğimizi düşünüyorum ve şimdiden çokk teşekkür ederek şükrediyorum..


tasavvufta insan, kulağından doğar ve kulağından ölürmüş..İnsan-ı Kamillerin sözleri İlahi Kelam’dır ve kişiyi hem öldürür, hem diriltir.. hele onların nazarına denk gelmek, kişinin başına gelecek en güzel şeydir..Allah, size de nasip edecek inşallah ..çünkü onlar her yerdeler ve hep var olacaklar..(Evvel Zaman’ın hep dediği gibi:” her iki kişiden birini Evliya=Allah dostu görüyorum.”Zaman’da sık sık:” lafı tersinden anlayan evliyaları anlatıyor..”demek ki iki tür Allah dostu var..biri lafı düz anlıyor, diğeri tersinden..bu gerekli çünkü bir kumaş dokunuyor ve bunun için;ipliklerin bir ters bir yüz atılması lazım ki, kumaş olsun..İlahi Hikmet..)yeter ki İnsan-ı Kamil’e niyet edin ve o niyete sadık olun..kitaplardan malumat-ilim öğrenilirmiş ve gerekliymiş ama irşad=reşid olmak-doğruyu-güzeli görmek diriden-izinliden olurmuş.HER GÖREN, GÖSTEREMİYORMUŞ MESELA unutmayın olur mu?.ona mürşidi hediye etmiş ve göstermiştir ve o ölene dek yazar çizer çünkü Allah verdiğini geri almak huyuna sahip değilmiş..ama her gören irşad ehli değilmiş..onu ömrün boyunca okusan bile yine anlayamaz ve göremeyebilirmişsin.. çünkü göstermek, herkesin harcı değilmiş..ve İnsan-ı Kamiller canlı kitaptırlar..bunu ancak yaşadığınızda anlayacaksınız..sizi seviyorum ve şükredip teşekkür ediyorum..bize bu günleri nasip edene….
*********
uzunnnn zamandır tv de film izlemeyen çocuk,içinden geldiği için bir filme takılmış..son zaman ressamlarını anlatan bir filmmiş.(taşındığında, eğitimini almadığı ve berbat resim yaptığına inandığı için malzemelerinin çoğunu hiç bakmadan çöpe atmışmış çocuk..anlamış ki resim onu kesmezmiş.. masalların kural tanımaz-kolay, kopyala yapıştır oluşu- hayal gücünün sınırsızlığı-hesapsız ve kitapsız, daha eğlenceli ve daha boyutlu oluşu.)işte bu film de çok sanatsalmış.orada geçen bir cümle hiç aklından çıkmıyormuş..çünkü o tesadüfe asla inanmazmış…diyormuş ki ressamın eşi, ressamla kavga ederken:”bir ressam ne yapar?bir ressam ne yapar?..”ressam tüm hiddeti ile bağırıyormuş:”HİÇ KİMSENİN GÖREMEDİĞİ NÜ RESİMLER YAPAR.”harika bir cümle değil mi? ve ne doğru..sadece Sen’in gördüğün mesela:)

bu filmde çocuk, tv de olan değişiklikleri de gözlemlemiş..kaç senedir doğru düzgün gazete de okumadığı-haberde izlemediği için olan biten her şeyden habersizmiş..dünyanın merkezi kendisini sanır ya hep insan; aslında hem öyle, hem değilmiş..öyleymiş çünkü;her insan DNA sın dan, hücresine ve parmak izine dek eşsiz ve benzersiz TEK miş..öyle olduğu halde, TEK olmasında hiçbir mana yokmuş..bir ve beraber olduğunda ancak tablo derya deniz anlamındaymış..öyle bile olduğunda sonuç yaratılmışsın ve sana verilmiş sınırlı bir akılla Yaratan’ın sınırsızlığını asla idrak edilemez olduğunu öğreniyormuşsun mesela..(burası akla akılla veda edilen alanmış.. aşk geliyor sanırım, kim bilir?)yani sen Allah değilsin ve olamazsın.. sınırlı aklınla nasıl olur ki, Allah gibi düşünebilirsin değil mi?yaratılmış YARATAN ı nasıl düşünebilir ki?ama Allah’ı hiç akıldan çıkartmadan Allahlı düşünmek en doğrusu imiş..günahta ve sevap ta hep, Allah razı mı diyebilmekmiş tüm mesele..Allah benden razı mı?

her şey, sen olsan da, olmasan da devam ediyormuş..kimsenin umurunda bile değilmişsin..yani hayat sürmesi gerektiği gibi saat gibi işliyormuş.çocuk bu konuda genişmiş,hiçç alınmıyormuş..çünkü o senelerdir hayran olduğu bir fikre sahipmiş bunu da Hz. Arabi’nin kitaplarından öğrenmiş..her şey, hem senin dediğin gibi doğru, hem de benim dediğim gibi doğruymuş ama aslında ikisi de değilmiş..hakikatte sadece Allah’ın bildiği ve dilediği doğruymuş..ne güzel bir düşünce sistemi değil mi?..her şeyden kişiyi kurtarıyor..çok sağlamcı gidiyoruz bu halde..o halde bu kainat sahnesinde yaratıldığım ve oynamam için, bir rolde bana verildiği için çokk şükrediyor ve teşekkür ediyorum..

filmde; dahilikle delilik arasında gezen bu müthiş yetenekli sanatçılar, habire sigara içiyorlarmış..ve sanırım kanunlar yüzünden sigara olan her yere böyle acaip bir buut koymuşlar..yani filmi mahvetmişler..oysa sigara içince adam kimseye bir yapmıyormuş kii..aklıda yerindeymiş..filmin hemen her anında içkileri devirirken –şuurlarını gideren, ellerinde kadeh ve şişeler uçuşurken ve uyuşturucu içerken ve sık sık sapıtırlarken asla buut konmuyormuş..çocuk bu traji komik kanunları çıkartan beyinzedelere çokkk şaşırmış…neden?neden?ahhh neden?el cevabbb:)yoksa buda mı sanat?artık daha çok tv izleyeceğim..zekamda belki artış olur..geçen bir tanıdığım, ünlü bir dizide içki içilen bardaklardan aldı..o dizide, sürekli bu bardaklardan içki içildiği için fiyatı çok yüksekti bardakların..komik değil mi şimdi ,yani,teşvik değil mi?. Bu bardakların ve şişelerin üzerine” dikkat, içince şuur gidebilir.. kontrolsüz içerseniz, sapıtarak sonra çokk pişman olacağınız, akla hayale gelmedik şeyler yapabilirsiniz” diye neden yazmıyorlar anlamıyorum…

aslında bu traji komik mevzuyu; belki de daha evvelde kaç kere duymuş,bir kerede deneyimlemiş miş mesela..makam sahibi-yada çok para sahibi görgüsüz bazı zevat davetlerinde, cahil dindar-yobaz-ezik sandıkları Müslümanları ki; kendi nüfüs kağılarında da Müslüman!! yazıyormuş…verdikleri davetlerde içki servisi yaparak içip içmediklerine bakarak, onları, horlayıp horlamayacaklarına karar veriyorlarmış....geçen bir dr. dan yine böyle bir üst düzey davet dinlemiş..ne salakça olduğunu yazıp geçmek isterim..Allah’ından,Peygamberinden,Müslümanlığından utanan ,İmanından habersiz olan bu adamcıklara sadece gülüp geçeriz değil mi.?kusura bakmasınlar benim için, “ileri” de değiller ne yazık ki.ve ben yaşlandım. ömrüm gelip geçiyor artık onları ne dinliyorum ne okuyorum ne de seyrediyorum...kara mizahlar sadece..

bu filmde bunu ispat ediyordu zaten..ama dahi-deli sanatçıların beyinlerinin hali çokkk özeldi bence..yetenek muazzam bir Allah vergisi..sanatçılar öyle olmasalardı bu dünya bu kadar acaip-güzel-cazibeli olmazdı değil mi?bu filmi izlediğim için ve böyle komik kanunlardan haberdar olduğum için çokkk teşekkür ediyor ve şükrediyorumJYeşilAy bence yarım çalışıyor(hilalay:), ya sizce?kominist rejimlerde çok alkol var mesela beyni uyuşturduğu için, düşünemeyen toplumlar kolay idare ediliyor sanki..yeşilay içkiyi ve uyuşturcuyu TEKELine almış sanki..neden?
**************

işte çocuk da hayatının dörtte üçünde değişik tarzlarda, saçlarını bir bez parçası ile örtmüş biri olarak; şu uzunnn yıllardır süren, başörtüsü hakkında konuşmakta kendi adına,kendisi için,yetkin olduğunu bir avam olarak hissediyormuş.çocuk, bu hakkını şimdi yazarak kullanmak istiyormuş...demokrasilerde, halkında söz söyleme hakkı varmış..bir türlü çözüm bulamayan erkek cinslerinin ve çok az nadir birkaç başörtülü kadının ve örtmeyen pek çok kadının sık sık fikri medyada alınıyormuş ve hiçç sonuç yokmuş…bu oyun çokk çirkinmiş..bu konu hiç bitmeyen bir konu olduğundan herkes gibi çocukta çokk sıkılmış..üstelik gözlemlere göre, hemen çoğu erkek bu saç örtüsünü hak etmiyormuş ki; kadınlar neden kapandıklarını bile bilemiyorlarmış..çünkü Tanrı’yı yatırıp uyutan fakülteden kesin ve kararlı açıklama gelmiyormuş nedense..ve hayatın içinde olan şu imiş ki ,erkeklerin(müstesna kısmı hariç) hemen çoğu, aile yada ilk cahil imanları ile eşlerini kapalı seçiyorlar daha sonra para ve makam-şöhret arttıkça onları beğenmiyorlarmış..şık ve havalı yerlerde teşhir edecekleri ve nefislerine hoş gelen hanımlarla olmak istiyorlarmış..bakın etrafınıza mesela eşi kapalı olan makam sahiplerine hemen çoğu yalnızdır..yakıştıramazlar..(yada o hanımların tercihleridir-aslında çokkk incinmişlerdir genelde..ortada olmayı sevmez hemen çoğu.bıkmışlardır..yorgundurlar..ve çokk haklıdırlar..)

erKEKler ise zamanla da bu yanlızlıklarını bilgisayarlarında bir tık mesafesinde -vicdanlarında kalanları ise zuhura çıkartarak devam ederler değil mi?…her yerde var ..kendimize baksak bile yeter..işte bu sıkıcı durum çocuğu çokkk sıkmış bir ara..ve yine seri halinde olan bir zat ın kitaplarında okumuş ki başörtüsü yok..hayret etmiş. Çünkü, bu tasavvuf kitabından çokk şey öğrenmişmiş çocuk..ve artık saçlarımı, emeklilik vakti kadar örttüğüm için, başımı özgür bırakabilirim diye düşünmüş..çağdaş olmak işte bu kadar kolaymış-adam sayılmak ve beğenilmek..yaptığından mesul tutulmuyormuşsun o zaman..serbestsin yani..sevabı ve günahı bende, diğer başını örtenlere yükleyebilirim demiş o zaman…kalbim temiz derim.. bu bana yeter.

Evvel Zaman’a gittiği bir sabah O’na bunu sormuş..yeni mürşitlerin bile çoğunun hanımın başı açık ve onların çoğu örtü yok diyorlar ve biliyorsunuz örtenlerin içine bulundukları hali?
yaşlı ve hasta bedeni yatakta uzanmış olan Evvel Zaman birden yataktan doğrulup ve ilk kez çocuğa azarlarcasına sus işareti yapmış..ve ellerini olumsuz sallayarak demiş ki:”sakın bana onları anlatma..onlar zamane mürşidi.. hepsini biliyorum..hepsinden haberim var..”ve takkesinin altından bir tel saçını tutarak çocuğa göstermiş:”saç o kadar değerlidir ki, tek bir telini bile göstermezsin” demiş..ve çocuğun kalbi bu konuda artık hiçç bozulmamış..o söyleyince her şey sükun oluyormuş çocuk için..mesela hayatının çözülemeyen bir düğümünü kesip atmak istediğinde, o istediği için hiçbir hakkını kullanmadan beklermiş çocuk..

bazen ilim sahipleri insanları senelerce zorlayan ve hayatlarını heba eden kararlar veriyorlarmış nedense ve pek çok kadının hayatı-duyguları-inancı ile bile bile oynuyorlarmış..esas, o kadınların doğurduğu ve büyüttüğü evlatlar bile annelerini beğenmiyorlarmış, modern değil diye..kimse bu vahim hali nedense konuşmuyormuş, neden?ve çocuk Allah’a çok sormuş bu konuyu..samimi bir ihlasla-acziyet ve gözyaşı ile sorunca muhakkak cevap gelir diyorlarmış ya(hani Allah duygusuzdu?..O, duygusuz olsa, bizde bu kadar duygu ne arıyor peki?O’nda olmayan bir şey bizde nasıl oluyor peki?ve neden Hz Peygamber, Kur’an okurken gözyaşı dökmemizi istiyor.. gözyaşı dökemeseniz bile dökenleri taklit edin demiş mesela, neden?) ..

çocuk,rüyasında Hz. Rasul’u görmüş..lütfetmiş şeref vermiş..üzerinde beyaz hırkası ve başında dizlerinin üzerine dek inen beyaz baş örtüsü varmış..onların iki ucunu alıp, bir de mübarek omuzlarının arkasına atmış..kalbine gelen mana ise şu imiş ..yüz açık olacak..demek ki yüz açık olduktan sonra istediği gibi başını örtebilir-örtünü dolayabilirmişsin..çocuk bu cevaba inanılmaz sevinmiş ve kalbini ferahlatan bu cevabı kaydetmek istemiş..çünkü kendisi gibi pek çok kişinin kalplerinin yaralı olduğunu biliyormuş..ve bunu onlara; kendisine hediye edenden, hediye ediyormuş..aslında kadınlar saçlarını erkeklerden korunmak için örtmüyorlarmış..bunu anlamak çok güzel bir şeymiş..kadının manası çok değerli olduğundan, manasını korusun diye gerekliymiş..en önemlisi de Allah dilediği için..söz dinlemek için..madem ki gaibe-bilmediğimize iman ediyoruz bunu tam gerçekleştirince Allah da bize bilmediğimizi öğreteceğini söylemiyor mu?


erkeklerin gözkapakları varmış!!? örtmeleri gereken.. anlayan için tabii.. baş örtmek çok ağır-nefse zor gelen bir şeymiş..örtü yok demek yanlışmış..oysa ben yapamıyorum,işim dolayısı ile,eşim dolayısı ile,nefsimden dolayı,ailemden dolayı ve sonsuz bahane ile Allaha yönelerek bahane sürülse, zaten Allah affetmek için bahaneleri de yarattığından iş farklı olurmuş..lakin kesin, örtü yoktur deyince işin rengi de değişiyormuş tabii..var ama ben yapamıyorum bu kadar basit…günah işlerken bile Allahlı olunursa yani Allah biliyor ya ben hatalıyım ama o affı sever, çok af eder dense başka, hayır yok öyle bir şey dense, başka oluyormuş..


örtü hakkında kuruntulu olduğu o dönemde bir cevap daha gelmiş çocuğa; tv de meal dinlerken.. aslında bu farkındalıkmış..

Nur Suresinin(içinde örtün emrinin de olduğu) ilk ayeti diyormuş ki:

1. (Bu) Bizim inzâl ettiğimiz ve (hükümlerini üzerinize) farz kıldığımız bir sûredir. Belki düşünüp öğüt alırsınız diye onda açık seçik âyetler indirdik.

İşte bu apaçık bir delilmiş..ve çocuk bunu bir toplantıda; akademisyen, Tanrı’yı uyutmayan Ehl-i Tasavvuf bir Mesnevihan’a söylemiş..hoca,Kur’an-ı getirtmiş ve ilgi ile ayeti sesli okumuş..teşekkür etmiş çocuğa:” bunu inceleyeceğim ve bakacağım” demiş..çocuk:” bu ayet ortadayken, neden senelerdir ilahiyatçılar tv den bize bunu söylemediler ki-bizi birbirimize düşürdüler-kafalarımızı karıştırdılar?” diye sormuş..hoca :”inan haberleri yok,farkına bile değiller.. inan “demiş ..

çocuk yarım yamalak örtünse de, bu kadarını yapabildiği için kalbi müsterihmiş.yapamasak ta yolunda olmak mesele..ama tuhaf ki, insanlar da acaip düşünceler varmış..mesela kendileri de Müslüman oldukları halde başını örtenlerden kendilerinin hiç yapmadığı pek çok düzgün davranışı bekliyorlarmış..bir bez parçası ahlakı hemen düzeltiyorsa neden örtünmüyorlarmış ki?..mesela ben ömrümün dörtte üçünde örtündüm ve ahlakımdan hiç emin değilim, kolay mı?kalp en kolay dönen, bozulan yerdir unutmamak lazım.. kalbin kelime manasına bakmak lazım..günah işlemeyi Allah yasaklamamış ki..sen nasıl ve ne kadar günah işliyorsan bende aynen işleyebilirim yani..Allah hiç günah işlemeseydiniz sizi helak eder ve günah işleyen ama tövbe eden topluluklar yaratırdım dememiş mi?sen kim oluyorsun?..kendini yargılasana önce, değil mi?bana gerici diyorsun oysa beni reddederek sen gericilik ediyorsun..ilk evvela insan çıplakmış ve ilerledikçe-MEDENİLEŞTİKÇE(bedenileştikçe ise çıplaklaşıyoruz tabii) örtünmüş..mesela eskiden Herodot tarihinde okumuş çocukcağız:” Turuvalı Helen hem örtülüymüş, hem de peçeli..çünkü o asil olduğu için tebanın onu görmesi yasakmış..kumaş da çok nadide bir şey olduğundan eskiden örtü en ileride olanların harcıymış anlayacağımız..”bu konuda yazabildiğim için çokk şükrederek teşekkür ediyorum..:)

bir de yaklaşık yirmi sene evvel gittikleri bir seyahatten dem vurmak istiyormuş çocuk..onca senedir kalbini sızlatan büyük bir utanç duyduğu hatıraymış bu..bize islamı iyi öğretemedikleri-ibadetleri hiç sevdiremedikleri için-onlardan utanç duyurdukları için için …çoğu kişi gibi çocuk da dışarıda namaz kılmaktan, dinden imandan bahsetmekten utanıyormuş eskiden..bugün biliyormuş ki; o vakitler, alnı secdeye değmesine izinli değilmiş..Hacı Bektaş-ı Veli Hazretlerinin mekanına gitmişlermiş..bir ramazan vakti imiş..hepsi oruçlularmış, lakin namaz yok tabii:)orada tarihi bir camii varmış..çocuk başını camiden içeri uzatmış..her yer halı ve üzerlerinde kat kat seccade ve postlar varmış..

camii var-post var-imam var tek bir namaz kılan yok…ve ezan okunuyormuş..çocuğun kalbi öyle çok camide namaz kılmak istiyormuş ki ama içeri adımını atamıyormuş nedense..o sıralar, demek ki, Allah, onu namaz kılmaya layık görmüyormuş….ve etraf kasvetli-karamsarmış..el arabalarında acaip kasetler çalıyormuş- ilk kez duyduğu kasvetli müzikler yayılıyormuş..insanlar da inanılmaz karanlık kasvete sahiplermiş..ve çocuk o vakit her şeyden habersizmiş..camiiye tek bir kişi namaz kılmaya gelmemiş..çocuk bakmış ki hoca tek başına kılıyor..kapıdan öyle hüzünle baktığı halde, namaz kılmaya girememiş..

geçen biri ile bu hali konuşmuş..o kişi o camiyi yeni ziyaret ettiğini ve aynı halin devam ettiğini-kendisinden başka namaza gelen olmadığını anlatmış çocuğa..çocuk buradan onu selamlıyormuş..ne mutlu size diyormuş.işte çocuk bu adlandıramadığı tarifi zor burukluğu kaydetmek istemiş ki affedilsin inşallah ve amin..artık kalbinden bu hatıra kalksın istediği için yazıyormuş..

Ve onları bir “rehber dede” karşılamış..avucunu uzatmış..içinde çekirdek varmış..biz oruçluyuz demişler yolcular..peki demiş dede ve onlara rehberlik etmek istediğini söylemiş..ve onları gezdirmiş..Hacı Bektaş-ı Hazretlerinin kabrine gelmişler ve dede demiş ki ..durun bakalım burada mı? ve eğilmiş..”evet” demiş “burada, hadi eğilin ve koklayın..”yolcular tek tek koklamışlar..çocuk ilk kez böyle bir şey deneyimliyormuş..gülsuyu ile ıslatılmış taze toprak kokuyormuş..çok şaşırmışlar ama hepsi sanmışlar ki; oraya, dede, koku döktü:)zamanla onların yaşları ilerledikçe ve türbe ziyaretlerine başlayınca anlamışlar ki o koku pek çok türbede ve kabirde var..bu ilk koku deneyimi için teşekkür ediyorum ve şükrediyorum..

Ve rehber onları bir tepeye çıkartmış..burada bir mağara varmış ..”Hacı Bektaş-ı Veli Hazretlerinin inzivaya çekildiği mağara”” demiş dede ve tepesinde bir küçücük delik varmış mağaranın..dede:”insanların çoğu cahildir..yaşlılar,hamileler,hastalar filan zorla bu delikten geçirilmeye çalışılır..geçerlerse günahları af olur sanıyorlar ve çok sakatlıklar oluyor “demiş..çocuğun grubundakilerin bir kısmı da bu delikten ite kaka geçmeyi başarmışlar ve çok sevinmişler..
ve az ötedeki öbek halindeki içki şişelerin göstermiş tur rehberi dede:”işte, bu da başka cahillikleri .ar-ı namusu şişeyi yere çaldım edebiyatı var ya işte onu uygulamak için buraya içmeye geliyorlar..içip içip şişeleri atıp kırıyorlar,kavga çıkartıyorlar” demiş..yolcular tasavvufun adını bile bilmediklerinden sadece turistik bir gelenek gibi bakmışlar tabii..işte bugün bu adamlar Hz. Ali’yi, Hz. Hacı Bektaş-ı Veli’yi,Hz. Mevlana’yı ,Hz.Yunus’u çalıp sahip çıkmaya çalışıyorlarmış ve kimse çıkıp ya diğerleri?.. yahu, siz kimsiniz demiyormuş. Kur’an ‘da korunmuş olan Hz. Peygamber’in mahremine,müminlerin annesine;Hz. Aişe’ye küfredebiliyorlarmış.neden? diyebildiği için çocuk şükrediyormuş.. neden?haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır diyen Hz. Peygamber için.. çocuk, ancak bunu yazabildiğine çok teşekkür ediyormuş..

“Allah yolunda ölenlere ölü demeyiniz, onlar ölü değildir ..Allah onları sizin bilmediğiniz bir şekilde rızıklandırır “anlamında bir ayeti hatırlamış çocuk..ve bunu tefekkür etmiş..neden normal kabirlere hemen kimse gitmezken Allah dostlarının; isterse dağ başına olsun, daima ziyaretçileri oluyor? hiç düşünmüyor muymuş bunu yasaklayanlar ve inanmayanlar.. anlayamıyormuş çocuk..ve Hz. Ahmet Kuddusi’yi düşünüyormuş çocuk..Zaman:” neden korkuyorsun ki?..oldu mu bir şey?” demiş..”hayır, olmadı “demiş çocuk..”o zaman korkma .bir şey olmaz” demiş Zaman..çocuk, babasına Ahmed Kuddusi Hazretlerini anlatmış..”neden o kadar celalli,insanı yakacak kadar celalli bakıyordu” demiş..babası anlatmış..ve demiş çocuk:” peki o kadar celalli ve heybetli bir adam o incecik sözleri nasıl yazmış” diye sormuş..”muhabbetinden ,O’nda aşk galipti, o yüzden..”ve çocuk sormuş “nasıl bedenleniyorlar peki “demiş..”oooo demiş ..çok kolay onlar için, bu çok kolay..biz anlamıyoruz..ayet var..onlar Allah tarafından bizim bilmediğimiz şekilde rızıklandırılıyorlar..””yine gelir mi “demiş çocuk..”gelmez mi, hem de ……….”çocuk bu yolda hata yapmaktan korktuğunu söylemiş..Haybabam :Allah yolunda hata olsa bile, Allah, O’nu öğrenmek istediğin için, o hatayı saymaz ve doğrusunu öğretir ..korkma demiş..aynını Zaman’da hep söylüyormuş zaten..

çocuk BELA kelimesi üzerine düşünmüş ve gönlüne düşenleri anlatmış..sonra BEKA kelimesine geçmiş ve ikisini birleştirmiş..Babası:”dur.. bunu düşünemiyorum..ilaçlardan.. gidip uyuyayım, sonra konuşuruz.. toparlayamıyorum” demiş..”hayır gitme” demiş çocuk “şimdi halledelim.uyursan kalkamazsın..” ve kardeşinin bir gün evvel söylediği bir nefesten bir cümleyi hatırlayarak söylemiş..”hah” demiş Haybabam “şimdi oldu..”çocuk altın vuruşu için; eBEsine , soBE demek istiyormuş şimdi ve sevinçle OLeyy OLeyyyyyy diye içinden çığlık atıyormuş..çocuk masalıma senin Melami meşreb olduğunu yazacağım tamam mı? demiş “yazma”… “yazacağım demiş çocuk.. “yazma” demiş Haybabam..”ne yazayım? demiş çocuk..”zırdeliydi diye yaz “demiş..ve çocuk yazıyormuş “biz zırdeliyiz ya siz?”

Çocuk gece yürüyüşlerine ilk başladığı gece ,gölette, ışık ve müzik gösterisi suyun üzerinde sahnelenmiş..bu gösteri, ilk çıktığında, ne kadar değerliymiş birkaç yıl evvel mesela.şimdi kimse yokmuş.. boş parkta,çocuk ve birkaç kişi banklara oturup izlemişler..çocuk suyun üzerinde bu ses(müzik) ve ışığın(renklerin)- (holoğram)ilk izleyişinde hayranlıkla ağlayışını unutmamış..hikayesi şu imiş gösterinin..su damlacıkları –ilk deniz canlıları-hücreden hayvana ve insana geçiş ve ilerliyor.. ilerliyor dans eden kadın ve erkekle gösteri bitiyor..ilk olduğunda ne gizemli ve kıymetliymiş bu gösteri.çocuk düşünmüş; bir şey ne kadar çok bilinirse, ne kadar ortadaysa o kadar görünmez ve bilinmez oluyormuş..insan açıkta olanı karalıyor ve horluyormuş..çünkü insan hep gizem ve sır peşindeymiş..ortada olana, bedava olana” aa.. bunda bir şey yok” deyip bakmıyormuş bile..kıymet bilmezlik buradan geliyor demek..doğamız böyle demek değil mi?kendimden biliyorum tabii….o yüzden, sır sır deyip merak celbederek kitleleri sürüklemek lazım mış..sırsız olunca kimse bakmıyormuş zaten..o yüzden tasavvuf ehli-eğlencesi tevhid olanlar kendi aralarında eğlenip duruyorlarmış.. çocuk bunu yeni anlamış..

biliyor musun?
artık korkmuyorum sayende
Ve Nur’a niyet ettim
Sen gelmiştin
hani, “sor” demiştin ya
“sor Bana”
“ne sorayım?” demiştim
Nur’u sor “demiştin hani..

”işte soruyorum”
“Nur” nedir?
Sen varsın

Ve ben yokum..

Sen’in öğrettiğini ve Sen’in dilediğini
ancak Sen’den bilebilirim..
Sen’i sonsuzca ve Zamansızca ve Mekansızca….
çok şükrederek ve çok teşekkür ederek, sadece seviyorum..

Sen’i sevmeyi öğrenmeyi seviyorum…yalnız çokk özlüyorum, çok özlüyorum...








Nur Cihan
08.07.2009
nuralem7@hotmail.com
http://sufizmveinsan.com





30 Haziran 2009 Salı

ŞÜKRED-İ-yorum VE düşü-NÜ-yorum MASALI(2)



















http://www.sufizmveinsan.com/sohbet/sukrediyorum2.html

ŞÜKRED-İ-yorum VE düşü-NÜ-yorum MASALI(2)

Ey gönül, anlamayanlar, seni üzerler, rahatsız ederler; hatta seni deli, divâne ederler, elini ayağını bağlarlar Sen içi tatlı, özlü bir yemişe benzersin, bu yüzden seni hep kırarlar.
Hz. Mevlâna Muhammed Celaleddin-i Rûmî (k.s.)
****************
Her şeyi “Hak “görenler..beni de Hak gördüğünüz için teşekkür ediyor ve şükrediyorum:)bu arada ben sıkı bir bu arada ben sıkı bir tarafımdır yazmak istedim…hoş gör ya huu başka bir şey, taraf olmak başka değil mi? selamla ve sevgiyle
….……………….
çocuk Mürşid’inden akan Çağrı’ya doğru gidiyordu O’ndan başka her şeye sağır ve kördü..bunu gerçekleştiren yegane şey ise muhabbet-i aşktı tabii..o hep özlediği nin-aradığının; tüm müziklerde duyarım diye umduğunun,yakalamaya çalıştığı ama henüz yakalayamadığının KÜN çağrısı olduğunu idrak etmişti..ve tabii bunun için çok şükrediyor ve teşekkür ediyordu..

evvel yılların birinde, çocuk, seri halinde olan bir kitap dizini okuyordu..ezoterik cinsindenmiş; kitapların yazarı öyle diyordu ve çocuk acaib bir merakla, sabahlara dek okuyordu.ve bir cümle vardı. onun kalbini, belki de bozan..diyordu ki kitapta.. aslında Tevrat’ın ilk cümlesi :” tanrılar dünyayı yarattı”idi..! ”lakin, sonra, haham efendiler, Allah dünyayı yarattı diye değiştirdiler…”işte bu cümle çocuğu çok derinden sarsmıştı.uyuya kaldı düşünürken…bedeni yatakta uyuyordu ama kendisinin değişik versiyonları, değişik hallerde etrafta duruyordu.. biri de yan odada, bilgisayarın başındakine bakıyordu ve ona dokunamadığını görerek(bunun bilincindeydi) buna hayret etmiyordu..biri perdeyi kaldırdı, o ne?gökyüzündeki tüm yıldızlar birleşerek Kelime-i Tevhid i yazmışlardı.. LÂ İLAHE İLLALLAH MUHAMMEDEN RESULULLAH…ve her yıldız, her bir harfteki ölçü noktasıydı..bilgisayarın başındakini, illa kaldırıp göğe baktırmak isteyen; ne kadar bağırırsa bağırsın, sesini duyuramayacağını anlamıştı ve dokunamamanın acısını hisseden duyguya da sahipti..ve bu hayatta da gerçekti ne yazık ki..(ilim bazen kişiyi sağır ve kör ediyordu ..insanın çok çeşitli tanrıları vardı başta muhakkak şehvet, ilim,makam ve para tanrısı geliyordu..)ve perdeyi açıp bu muazzam manzarayı seyreden; bu güzelliğin etkisi ile sarhoştu……………

Yazar; bu kitaptan sonra, hemen yazacağı kitapla tüm sırları açıklayacağını da eklemişti, o kitabın nihayetinde..ve uzun seneler geçti.o yazar, dediğini asla yapamadı ve adı da hiççç anılmaz oldu.. neden bilemiyoruz tabii(çocuk ona ait tüm kitapları ve o tür benzerlerini, dünyasına, Evvel Zaman-ı İlahi’si girdiğinde, bir daha hiçççç okumamak üzere hayatından çıkarttı..)ve seneler geçti…..çocuğun ders proğramı açıklandı:bir zikri,bir rehberi-hanif bir hamisi vardı ve hak ile batılı ayıracaktı.. ama nasıl?ve sene geçti..zikir tamam olmuştu ve yattığı yerin sağında koskocaman bir Kelime-i Tevhid yazıldı. muazzamdı. aynıydı ve tamam olmuştu..akabinde çocuk, bilmem kaç on şiddetinde depremle sarsıldı..yıkılmadık duvarı –dağılmadık zerresi kalmadı..sandı ki kıyamet koptu ve o öldü..oysa gözü açık yatakta neden diriyim diye korku ve dehşetle bekliyordu..neden ölmedim?korkudan yataktan çıkamıyordu ve örtüyü başının üzerine dek çekip, bildiği tüm duaları okuyarak, ölebilmek için duaya başladı…..işte o vakitten sonra avucuna konan tesbihi (taneleri birbirine düğümle-biatle bağlanmış; A’li ruhların, İmamesi Muhammed olan Tarikat-ı Muhammedi Tesbihi)çekecektiJSabrı deneyimleyecekti yani….başına gelmedik kalmadı..öyle zamanlar oluyordu ki evden çıkmıyordu ve hatta yataktan çıkmıyordu ama belalar gelip maddi manevi onu her şekilde buluyordu..gözünü açamıyordu gözünü..hayatını uyuyarak sürdürmek istiyordu..

işte o yüzden uykularımı Sana hediye ettim biliyorsun..ben çok uyudum..artık Sen varsın..Sen’se hiç uyumuyorsun..Sen dinlen..ben Sen’i, Sen’in kadar olmasa da, Sen’in bana verdiğin kadar düşünebilirim:)ve seneler sonra Mürşid’i tesbihin bittiğini anlattı manada..çocuk, inşallah Tevhid yolcusu idi… artık biliyordu..yılanlı yolun doğrulduğunda Sırat-ı Mustakim olduğunu, Asa‘nın dirildiği yol…

çocuk yeni mekanında, perde takmadan yaşayabileceği alanında, salıncağına uzanarak, sabah yıldızını,güneşin doğuşunu ve bulutları ve göğü seyrederek ,bu yeni haline teşekkür ederek şükrediyordu…artık kendi İsra-gece yürüyüşlerine başlamıştı..bir sufiye hiç yakışmayan bedeni incelmese de, bu tefekkür yürüyüşlerinde düşünceleri inceliyordu ..zaten maksatta fikrimin ince gülüydü değil mi?ve bu saatler süren kilometrelerce yürüyüşlerden, her gün yeni manalarla dönüyordu çocuk ama her zamanki gibi onaylanmak istiyordu.. buna muhtaçtı..

Allah birdir demek kolaydı ve herkes diyebilirdi..oysa maksat Tanrı=İlah birdir O’da Allah tır diyebilmekmiş..ve çocuk bu cümleyi tefekkür ediyordu ne zamandır..Allah bize verdiği tüm isimlere Camii imiş..bir tek bize İlah=Tanrı esmasını vermemiş (başka anlamda manasını bilen varsa, çocuk öğrenmek isterdi)..çünkü Tanrı’lık iddiasında kimse bulunmasın diye..O’nun gibi olunamayacağını bilsinler diye..surete takılıp-O SURETİN ASLINA- manaya perdelenmesinler diye….Allah İnsan’a İnsan’dan tecelli ediyordu…şeytan en büyük ilim sahibi idi ve bildiği halde o asıl manayı idrak edemeyip surete takılmıştı.işte, insanı meydana getiren madde de-unsurlarda kaldığı için de ilk materyalist şeytan imiş çocuk bunu da yeni öğrenişti..şeytan ve cin, Adem’den çok daha ilim sahibi olabilirdi lakin Adem; varlığını, yokluğu ile beraber birleyerek edeble yokluğunu, varlığının önüne geçirmişti..ve o ebediyete nail olmuştu..İNSAN DA DİĞER VARLIKTA OLMAYAN AKLI VE DUYGULARI-HİSLERİ İDRAK ETTİREN ŞUUR VARDI..MUKAYESE EDEREK-ÖLÇÜP BİÇEREK-TEFEKKÜR EDEREK ÜRETİLİYORDU..DOĞUYORLARDI..AMEL-DÜŞÜNCE-FİİL ÇOCUKLARI OLUYORLARDI..BU AMELİ BEDENLER AHİRETİ İNŞA EDİYORLARDI..işte şeytan da,kendisinde olmayan( idraksizlik-şuursuzluk) yüzünden batıl kalıp yokluğa mahkum edilmişti..YANİ FİİLE DÖKECEĞİ BİR HAYIRLI AMELİ OLAMAYACAĞI İÇİN GELECEĞİNİ KURGULAYAMIYORDU..HAK GELDİ BATIL GİTTİ…
******
İZİN-NAME
Gelmiş Hacı Bektaş-i Dede’leri…
Anlat bize nedir Ali’ler?’
Anlatmış, anlatıldığı gibi hayalini…..‘
Doğrudur’ demiş ve gülmüşler…..
Anlatmış Ali’sine Bektaşi’lerini…
O da gülümsemiş tevazu ile; küçük cahiline!!! (22-1-2008)V

e çoçuk Hz. İbrahim’in putları kırışını hayal etti ve en büyük putu kırmayıp elindeki baltayı onun eline tutuşturmasını tefekkür etti..işte, Hz. İbrahim; Tanrı’nın birliğini böyle delille onlara anlatmıştı..bir tek Tanrı vardı ve O, Allah’tı..Fail Allah’tı..Aklı Kül..tüm işler O’ndandı..”Ben kırmadım” dedi Hz. İbrahim.. “O yaptı..tanrınıza sorun..”ama onlar surete=heykele-puta takılıp, anlamına=Canına-Cananına-Ruh-u Muhammediye ye eremediler..oysa; binler yıl sonra, Hz. Muhammed Mustafa’nın omuzlarında en büyük putu kıran, bunun anlamına erdi.işte O, İnsan-ı Kamillere rehber oldu..O,putu kırdığında Tek ile Çok’un aynı olduğunu müşahede etti..ve manasını da..O şahitti..ve şahitlere, rehberlik edendi..hakikat yolcularını Küll-i Muhammediye’ye taşıyan manaydı..çok şükrediyorum ve sonsuza dek salatüsselam sunuyorum..buna layık olmadığım için bu salatı aynı Sen’in yaptığın gibi yine ancak Sen’den diliyorum..ömrümün sonuna dek bu anlam için teşekkür edeceğim..teşekkür edeceğim…yolumun,meşrebimin Nur’una teşekkür edeceğim…..

Haybabam ağır hastaydı ve aldığı ilaçlardan başını kaldıramıyordu..çocuk onu ziyarete gittiğinde; sabahladıklarında, sabahın son demlerinde yeni düşüncelerini ona anlatırdı..işte şimdi ona Tanrı’yı birlemeyi sordu..çocuk dır dır anlatıyordu:”bak,beni iyi dinle olur mu?hatalarımı söyle, tamam mı?””tamam” dedi babası..”anlat..””La ilahe” aslında dişiliği anlatıyor yani çokluk.. tanrılar yok demek ya? hani aslında, içinde cevabı da var..”tanrılar yok. tek Tanrı var O’ da Allah” değil mi?Haybabam onaylıyor..çocuk devam ediyordu..İnsan-ı Kamil’in manasını tefekkür etmişti çocuk ve çok acı bulmuştu..onu anlattı..anlattı..Babaerenler onayladı..ve arada hüzünle, maalesef- maalesef, evet, doğru diyordu..çocuk, o zaman hiçbir şeyden habersiz yaşamak daha mı doğru? dedi…hayır değil, olur mu? dedi Haybabam..O, malesefleri, aslında İnsan-ı Kamil’i idrak edemeyen zihinler için söylüyormuş çocuk şimdi anladı..evet ne acı maalesef..çocuğun Rehberi de anlatmıştı..insanların yüzde doksanı bu manaya eremeden göçüyordu..maalesef…çocuk İnsan-ı Kamili bulup, o gönüle ermeyi sordu ve onda birlenmeyi onda yok olmayı ve onda tekamülü ..çıkan sonuç dehşetti..(çünkü sorularının içinde cevapları vardı..sordukça fark ediyordu..cümlelerin içinde- kelimelerin içinde –harflerinin içinde manaların anlamları hatta suretleri vardı..mesela bir kelime hakkında koca bir kitap yazılsa; aslında, o kelimenin içinde tüm kitap ve fazlası ve minicik manası ve birde resmi vardı.. ne ilginçti..)

çocuk bunu-İnsan-ı Kamil’i ilk tefekküre şöyle başlamıştı.Evvel Zaman’ı ne zaman ziyarete gitse, dönüşte kapıdan çıkıyor ve orada bir eşyasını unuttuğu için geri dönmek zorunda kalıyordu..ve yukarı çıktığında Evvel Zaman’ı elinde hep aynı fotoğrafla …buluyordu..bu çocuğa çok ilginç geliyordu ve o fotoğrafı istedi çünkü O’nun sevdiği o şeyi çocukta severdi.kural böyle değil mi zaten?tamam dediler ama çocuk onları ayırmaya kıyamadı.. daha sonra alırım olur mu? dedi..Evvel Zaman bu alemden göç edince; törenine katıldığı gün, çocuk yine unuttuğu eşyası için geri döndü ve eşyasını alırken o fotoğrafı gördü.. anladı neden geri döndürüldüğünü.. ve onu istedi “tamam, o zaten senindi” dediler “”al ..senin olsun..”şimdi bu resim tüm kütüphanesini kokulara boğarak sık sık çocuğun buseleriyle- gözyaşları ile ıslanıyormuş..işte Nergis Çiçeği hikayesi ile olayı birleştiren çocuk daha derinlere dalmıştı..

çocuk Haybabam’a anlattı.O’da şöyle dedi:” çoğunluk Vahdet-i Vücudu yanlış anladılar..onu madde vücudu sandılar. işte orada kaydılar..o yüzden” dedi “anlayamadılar..yokluğu- vücudsuzluğu kavrayamadılar..”çocuk:” peki neden “dedi “bu dünya?”:”çünkü, Allah, dünya mamur olsun istedi.. devamlı inşa lazım ve tamir.. tekamül etsin insanlar, daha iyi yaşasın ..düzen böyle..öyle diledi..ve icatlar hep yeni teknoloji filan..bunlar hep İnsan-ı Kamil (inşaAllah-maşaAllah)Allah’ın Eli ile O’nun düşüncesinden yayılan ile oluyor..maalesef anlayan yok..ben yaptım,ben düşündüm,ben icat ettim sanıyorlar”..

ve çocuk Rehber’inin sözlerini hatırladı..demişti ki başlangıçta tek bir Tanrı vardı. başka varlık yoktu. OL dedi..yarattı..ve Allah verdiğini asla geri almaz.O, çok cömerttir..insan ezeli değildir ama insan ebedidir..Allahlıdır..burası için hz. Arabi den bir pasaj yazmak isterdim bu düşünceyi bende ilk uyandıran o olduğu için ama yazmayacağım..:)ona teşekkür ediyorum.. hayatıma yön verenlerden ve hükmedenlerden olduğu için çokkk şükrediyorum…..

Beyt-i Mamur’u anlattı Rehber’i..imar edilmiş-tamir edilmiş- ömürlendirilmiş ev demektir dedi..çocuk latif gönlünü andı..camdan can kırıklarının mürşidinin nasıl tamir ettiğini..ve mimarı ve ömürlendirilmişi..(ömürlendirilmiş ve devamlı tamir edilen bir şey sonlu olabilir mi?) ve dünyayı ve arş-ı ve gönlü..hepsi bir ve aynı idi.. sadece, derece derece yorumları farklıydı ve sahibi aslında daima bir kişiydi..gönül kimi seviyorsa güzel o.. yani O.. bir de O tek de, tekamül şarttı..dağılmadan-parçalanmadan…er kişi gibi teklikte..dişi-çoklukta değil..EV lere KAPI larından giriniz ayetini hatırladı çocuk..ama mana aslında bir bütün dü..ev kelimesi mesela dişiydi ve kapı kelimesi ise eril di..sonsuz anlamından bir anlamda buydu belkide..

çocuk babasına inciri anlattı.. aslında incir tekti ve açınca sonsuz incirdi ..zeytini anlattı. tek ti ama çekirdeğinde sonsuz zeytindi.. “evet” dedi babası “doğru.”yani burası çok zordu ama ancak böyle düşününce anlaşılabiliyordu. başka çare yoktu ki..vahdette kesret- kesrette vahdet sanırım..ve İnsan-ı Kamil’i bu örnekle uyarladı çocuk..onlarda TEK ti ama aslında ÇOKtular…ve “ashabım yıldızlar gibidir, hangisine tutunursanız kurtulursunuz diyen Hz. Peygamber vardı.” Beni, tüm sevdiklerinizden daha çok sevmedikçe Allah’a ulaşamazsınız demişti”..”Beni gören,O’nu gördü”demişti.. ve “müminler, müminleri sevmedikçe, cennetin kokusunu bile alamazlar “da demişti..bu da aynı manayı anlatıyordu..ve çocuk devam etti..mesnevi hocasından duymuştu ki Hz. Resul ile peygamberlik kemale ermişti ve insan-ı kamillikte ..kimse ondan daha kemal olamazdı ama o cömertti ve manasının tezahürü olan ümmetiyle birdi ..ümmetim ümmetim dediği kimdi değil mi?ince gül manası…her yıldız aslında bir güneştir unutmamak lazım değil mi?sadece o daha uzaktan gözükür..her gün doğan yeni bir güneştir ve her nefeste tazelenen hayata nefes alan bizler, her dem yeni doğan fikir –düşünce- şuur güneşlerimizle dünyamızı aydınlatmaz mıyız?kimse bir başkasını ne anlayabilir ne çözebilir..herkes kendindeki manaya ancak yolculuk edebilirmiş..çünkü başkasını öğrenmeye değil kendimizi keşfetmeye gelmişiz..anladığı- idrak ettiği aslında kendisinde yeni açılan farkındalıklarıymış ve bu çok şükredilecek yegane rızıkmış ..daha yakin olmak..teşekkür ediyorum..çokkk teşekkür ediyorum..
geçen Haybabam’ın tasavvuf dersine gelen Mevlevi dedesi; aynı vakit şunları anlatmış Fetih Suresi mealinde..Allah Allahlığını kimseye vermez.. ne de Hz. Peygamber Peygamberliğini verir..kimse Allah olamaz.. ben O’yum diyemez..sadece yakin kılınır.yakiin kılınmak demek; O, olmak değildir..O’dan gayrı değilsin evet ama O’ da değilsin..O’nun gibi düşünemezsin.sadece sana verdiği esmalar ile bildirdiği kadar. hatta nasibinde olan açılım kadar …çünkü Hz. Peygamber bile bunu demedi..biz ondan daha akıllı değiliz.. daha Müslüman değiliz.. O’nu asla geçemeyiz.bu yol edeb yoludur..O, kulluğu seçti, Allahlığı değil..biz yaratılmışız ..kuluz. Hz. peygamber bir kul gibi düşünebilmeyi bize öğretti.. bizde O’nun gibi olabilmek için yolunda gitmeliyiz.yapamasak ta niyetinde, gayretinde olmalıyız demişti.HER ŞEY HAK’TI AMA BU MANA HAK’KIN NAZARINDAYDI..biz kulduk ve hak ve batıl bizim içindi..Hz. Peygamber; hak kı batıl dan ayırmak için gelmemiş miydi ki?onca acıyı neden yaşadı peki?.ve namaz mesela yada diğer ibadetler ikilikte –çoklukta ancak olurdu..VARLIĞIN ZATEN KENDİSİ ÇOKLUKTU..tek.. neye –kime namaz kılsın ki.. neden?tek kime ibadet eder ki?.ve Allah’ın bizim ne namazımıza ne ibadetimize ihtiyacı varmış o bizim takvamıza-güzel ahlakımıza bakarmış..kılan kendine kıldı.O’na değil ki…anlamak lazım..insan zaten çokluk kelimesinden geliyormuş..ne tekliği..o mana anlamak için..TEK lik her an kalıp o halde yaşamak için değilmiş..insan tek olmaya nasıl dayanabilir ki?bu mertebe zaten en hızla geçirilen mertebeymiş.. her an yaşamak için, hiç olur mu?yaşarsın ve geçersin..takılmazsın..Allah, bizden bu dünyada hakkı ile yaşamamızdan başka bir şey istemiyor ki?günah işleyin, ben yine de affederim diyor..siz şirktesiniz demiyor ki..çevir gözlerini bak, yine çevir bak,yine bak eksik var mı ?(seni muhatab aldım beni sorgula –düşün-benimle ol-aklın fikrin bende olsun)diyor..bu mamur edilmiş düzeni fark edelim, ne kıymetli sevgilileriz anlayalım, bize duyduğu aşk-ı muhabbeti bilelim istiyor….sana mavi boncuk verdim ..mavi boncuğunu bul ..ey mavi boncuğunu bulan kimse.. benim gönlüm sende diyor:)

ve çocuk kulluğu düşündü ..Babasına anlattı.İnsan-ı Kamiller gerçek kullardı ve Tanrı’nın hizmetkarlarıydılar..Hakikat-i Muhammedi hizmetkarlarıydılar..bir mürşid aslında müridinin tek hizmetkarıydı..bu inanılmaz hüzünlüydü..müridin geçtiği tüm yolları bilen tek kişi mürşidi idi ve onu korumak da onun vazifesiydi..aklı, fikri ve gönlü hep rabıta halinde olmalıydı..çünkü rabıtayı aslında kuran mürşidiydi..müridin nesi vardı ki bilsin?o tenezül edilendi..aşağı eğilinen..hizmet edilen.. bir yolcu daha başarsın diye yoluna kurban olunandı.ama hizmet hakikatte Hak’ka idi..bunu idrak eden bir kişi ancak gerçek kul ve hizmetkar olabiliyordu değil mi?maalesef dedi Haybabam..ve çocuk, Evvel Zaman’a sorduğu bir soruya, verdiği cevabı hatırladı..bir kişi gelir-sonra başka biri daha gelir ve sonra yenileri her birinde, sırttaki yük artar ve omuzlar çöker demişti Dost’u..ve bunları anlatırken sırtını geriye verip omuzlarını tüm halsizliği ile çökertmişti…çocuk o günden sonra belki de O’na hiçbir derdini anlatmadı yada anlatmadığını sandı..çünkü, O, çoktan çocuğun derdini dertlenmişti…


ve Allah ın sisteminde duyguya yer yok muş evet ama Allah ın duygusu- hissi olduğunu tefekkür etiği Hakikat-i Muhammediyet’te saf his ve saf duygu hakimmiş..o yüzden rahim –koruyan-şefkatli- merhametli ve müminlere karşı ÇOK HARİS miş..Allah herkesin Allah ı ama Hz.Muhammed herkesin Peygamberi değil miş..bazı kişilerin Hz. Muhammed’in adını neden ağızlarına alamadıklarını yeni öğrenmiş çocuk. o ağızlar kendilerine bu ismi yakıştıramadıklarından değil, Hz. Allah, Habib’inin ismini o ağızlara yakıştıramadığından mış bu..ve bu hislerin- muhabbetin –duygusallığın en zirvesiymiş..O, herkesin helali değil miş..ve bunu anladığı için her gün ne kadar şükredip teşekkür etse yetmeyeceğini bilerek sonsuzca şükürler diliyormuş…


işte böyle sürüp gidiyor ve düşünceler hiç bitmek bilmiyor..bunları düşünebildiğim için çok şükrediyor ve çokkk teşekkür ediyorum..ya bunlardan bihaber olsaydım hala..eksik kalır mıydım??yooo hayır..Yaratan, bir kişiye vermediği manadan hesaba çekmiyormuş ki..ama verdiğini açmayan-düşünmeyen, onu fiile geçirmeyenden hesabını alıyormuş tabii..çocuk bunları yazarak fiile geçirdiğini sanıyormuş..sonra onlar zuhur ediyorlarmış nasılsa her şey gibi…yada çocuk öyle sanıyor ve kendisini kandırıyor-oyalanıyormuş..

sevdiğim, bak! ne anladım;
sen kelamsın,sen söz,sen ritim,sen ahenk,sen müzik
ve senin ahenkli sözünden, dalga dalga yayılan, o sesin zuhuruydu nur-ışık
karanlığı yaran, senin kelamının ahenkli salınışıydı o
ve sen kelamsın.. ben, senden yayılan ışık
öğretemem, sen anla ve benim kadar yüksel diyorsun tevazuu gösteriyorsun
oysa sonuna dek eğilen, aşağıların aşağısına uzanan bu kelam kimin?
Seni dünden ve bugünden ve yarından daha çok seviyorum
Çokkk şükrediyor ve teşekkür ediyorum



…………………………………….
5. MEKTUPAnkâzâde Halîl Efendi Köstendilî’nin dervişi Tûti İhsan Efendi’ye yazmış olduğu mürşîdâne mektupların beşincisidir.
http://umutrehberi.wordpress.com/2009/06/20/5-mektup/
Nur cihan…

29 Haziran 2009 Pazartesi

ŞÜKRED-İ-yorum VE düşü-NÜ-yorum MASALI -1-




ŞÜKRED-İ-yorum VE düşü-NÜ-yorum MASALI

Kapı’nın içindeki Latif sultan:sizi Nakşi yapalım?Kapı’nın dışındaki:ben Mevlevi olmak istiyorum(bildiği tek şey elbiselerinin çok güzel olduğu ve onlar gibi giyinmeyi çokkk sevdiğiydi)Kapı’nın içindeki:”Ali Amca’nın ek kontenjanından birkaç kişiye yeri vardır..artık rüyalarınızı onunla beraber göreceksiniz..…….

Latif Sultan:”bu nasıl olur?..o, rüyalarında Sıdretül Münteha’ya dek çıkıyor ..”Ali Sultan:”oluyor….evet…..”
……….

Ve Latif Sultan, çocuğun rüya defterini gülerek, sevgi ile öperek alnına koydu..dedi ki:”bunun içinde, başından sonuna her şey var..temize çekeceksiniz değil mi?bu, basılsa kitap olur..”
…….
Zaman:”rüyalarını( masallarını işaret ederek) bunun gibi yaz….”

Sizin için ..Siz den Siz e….sadece Siz e……..Siz den…..Sen den….Sana…


Herkesin içinde yaşadığı zaman kendi ahir zamanı imiş ya hani;işte bu masalın çocuğu da, Ahir Zaman’ın içinde yaşarmış vesselam….çocuk düşlerini yazmakta serbestmiş..o da, bu masalda, nü-çıplak yorum yazmak istemiş..sınırlarını bilebilmek adına;küçüklüğünde çok sevdiği gibi,evin terasının, ince duvar çevrimlerinde ipe tutunarak gezindiği gibi ..düşmekle kalmak arası yani…

Not:tam 6 sayfa nü-yorum yazmıştım bir tıkladım buraya dek silinmişti..demek ki düşme bölümü oldu. şimdi kalan sağlara geçelim:)

hayatta bunca senedir yaşayan ve hiç şükretmeyen biri olarak nelere şükredeceğimi merak ettim..ve bunu düşündüm..beni ne alakadar ediyormuş, ne mutlu ediyormuş ve neye şükrediyormuşum bilerek şükrümün masalını yazmak istedim ki işe yarasın..

Mürşid’i, manada, tesbihin ve sabrın anlamını anlattığı hafta, çocuğun hayatı değişmeye başladı..29 mayıs İstanbul’un Fethinde’yse, Haremeyn’in Fetih Kapısı’nın içini bekleyen Efendisiydi ..ve uyandı şaşkın düşünüyordu.görüntü devam ediyordu.. Kapı’ya gelen Efendisi, gülerek neşeyle çocuğa el yapımı kırık beyaz fermanname rulosunu uzattı… çocuk ruloyu açtı, sayfa boş ve bembeyazdı... ve dedi ki Nazargah-ı İlahi=Tanrı’nın bakış yeri gülerek:” biz mevleviyiz.”

gerçekten mi?çok teşekkür ediyorum ve şükrediyorum..hayalde olsa muhteşem..benim için bu bile yeter..

ve gece Haybabam’ın tasavvuf sınıfına; 2 sene evvel onları Konya’ya götüren Mevlevi Dedesi teşrif etmiş..sohbete Fetih ayeti ile başlamış..o Mübarek Belde’nin nasıl Emin ve Korunmuş olduğunu, girenin selametini anlatmaya başlamış ve çocuk kalbindeki kahkahayı ilk kez hissederek ufak bir çığlık atmış ,neşeden.. eli ile ağzını kapatarak sevinç gözyaşlarını silmiş..zira Dede’den konuşan Makam-ı İrşad’ı imiş yine ve sorularına cevap gelmiş…ve sohbet bitince Mevlevi dedesine sarılarak teşekkür etmiş..Dede:”sizin şiirleriniz vardı. bana onları hala yollamadınız. yollarsanız düzelteceğim ..daha doğru usulde yazmış olursunuz, yollayın olur mu? Bekliyorum” demiş.. 2 sene sonra ilk kez karşılaştığının bu tenezzülü için “teşekür ediyor ve şükrediyorum..…”


Ve çocuk mağarasından taşınıyordu..ona ev bulunmuştu..tabii ki, yine, o ,seçme hakkına sahip değildi.Mürşidi ne gelirse eyvallah diyeceksin-itiraz yok demişti..çocuk bu ilk bahtına çıkana eyvallah demek üzere yola çıkmıştı ..başka ev bile görmek istemeyecekti-harabe bile olsa eyvallahtı cevabı ve bir şey yapamanın acziyeti ile ağlayarak yürüyordu..parkın kenar süsü bitkisinin üzerine konmuş olan kırmızı gülü uzattı, annesine.. bak yine aynısı dedi..gülümsedi, aldı..ortadaki açmış güle ve iki yanındaki açmak üzere olan güllere baktı..üç gül ama aslında bir güldü, tek saptaydılar ..avucunda nazikçe sıkıp gülü öptü çocuk ve göğsüne koydu..daha çok ağlamaya başladı.. yanlız değildi, anladı..evi görünce şaşırdı. Bu ev eskiden hep oturmak istediği evdi..bir türlü nasip olmamıştı..17 senedir değiştireceği 5.evdi bu..hurma kutusunun sonsuz anlamından ilk mana tezahürüydü anladı çocuk..adı gül dü evin ..dairesi ve no su ayrı ayrı 5 di..ve katı ile no su aynı manada 2 idi..ve A idi..bu kadarı fazla bana dedi ..içine girdi..kusurlar vardı..yapılacak dediler.yapılmasa da:” tamam, beğendim” dedi ve ev tutuldu…her zaman olduğu gibi hayatı ile ilgili hiçbir şeye hüküm veremiyordu..ona bu kadar yüksek estetik seçim hayali veren ,nedense, bu yetisini ona hiç kullandırmıyordu..neden demeyecekti artık, çünkü önemsizdi…

Mağarasındaki son geceyi uyumadan geçirmek istedi..tam üç senedir bir kere tülünü bile açmadığı-tel no sunu ezberlemediği-zerre sevemediği bu mahremiyetsiz ev ona ne kazandırmıştı ne kaybettirmişti..sabaha dek müzik dinledi..düşündü çok ağladı..ağlama yasağını bu sefer delebilirdi..

bu mağarada gerçek ailesini bulmuştu..gerçek dostlarını..


bu evde yaşayıp yaşayamayacağına karar vermek için bir gece kalmaya karar vermişti..işte o ilk gece, hep korktuğu için giremediği o, boğazın derin mavi sularına girebilmiş ve can havli ile yüzmüşü..çok yorulup kenara tutunmuştu ama olsun, sonuçta denize girmişti..sabah bu rüyanın hatırına evde kalmaya karar vermişti bile..ve gerçekten de Evvel Zaman’la bu evde samimi olmuştu..O, çocuğu son zamanlarında telefonla hep arardı ve ince bir muziplikle:” vaziyetler nasıl evladım” derdi..LatifAli Sultanları bu evde hayatına zuhura çıkıp, yön vermeye başladılar..gerçek mana ailesini bu evde keşfetmeye başladı..böyle de bir ailenin olduğunu ve onları bulmak lazım geldiğini öğrendi..imtihanlar ne derece şiddetli olursa olsun daima korunup gözetildiğini bu evde öğrendi çocuk..öylesine korunmasız ve mahremiyetsiz bir evdi ki inanılmazdı…ama hiçbir sorun çıkmamıştı..çocuğun imtihanı nefsine yönelikti..mesela, bunu idrak etmişti..çok ağır bir nefsi imtihandı..burnunu kaf dağından yere sürtmüştülerdi..ama insan çok nankör. Hemen, yeni ve güzel ile eskiyi unutuyordu..çocuk sabaha dek uyumadı ve olan biten her şeyi düşündü durdu..bu evde muazzam şeyler yaşamıştı..viranesinde hazine saklanmıştı ve o hazine bu evden zamanın A’li Emanetçisi’ne verilmişti..anlamını hiç bilmediği ve hiç öğrenemeyeceği belki de..geldiği gibi sessiz..çocuk.Hz. Niyazi Mısri’de bir şey okumuştu, anlayamadığı..her karında bir kalp vardır cümlesiydi bu..işte hazinelerin huzurla açılan o dairesel ritmi bu karınlara gömülüyordu..ve emanetçide onu oradan aynı dairesel işlemle alıyordu..ne garip değil mi?

hayalinde Makam-ı İrşad ı evi teftiş etmişti ve hüküm verilmişti tabii…..
Hıdrellez de bu gece Hızır’da gelsin inşallah diye masalını asmıştı ya hani çocuk..işte o gece Makam-ı Hızır en lezzetli yemeklerden daha lezzetli bir busegah olarak teşrif ettiler..ayakları yerden kesip bulutları aciz bırakan…hımmmm..


ev çok küçüktü ve sofra örtüsünde ekmekler mayalayıp pişiriyordu..ateşsiz hem de.kendiliğinden. ve üst kattan başına topraklar saçılıyordu çiçeklikten..

ve ona tesbihin manasını-sabrı anlatmıştı.imtihanın bitti dedi çocuğa.şükrediyordu çok çok teşekkür ediyordu.hane ancak, o saraya padişah konduğunda mamur olurdu ,bunu biliyordu artık..o yüzden davet ediyordu…birde, şu manayı idrak etmişti burada.bir padişah asla başkasının evinde- otağında kalmazdı ki..önden giden heyet orada onun için bir otağ kurar sarayının benzerini yaparlardı..insan padişahı bile bunu yapıyorken Yaratan hiç kul yapısına gelir miydi ..O’nun geldiği, kendinin önden yolladığı Arş-ı Rahman olan gönlüydü..o deniz kendisinden başkası değildi..ama yaratılmıştı..onu bir Yaratan vardı..


bela ve şer sandığı aslında o güzelliğin muhafazası içindi, çocuk bunu çoktan anlamıştı..anlamış olmak ne yazık ki yetmiyordu..hayata geçirmek çok zordu..düşünmek çok kolaydı –yazmakta çok kolaydı ama fiile geçirmek en ağır olanıydı..ve düşünmek amele dönüşmedikten sonra zerre önemsizdi.. öğrenmişti..

“Gayb” a imanı öğrenmişti bu evde bir kere..”bilmediğine –Gayb’a” iman edince ve bunu hale dökünce; O Şey, zuhur ediyordu..çünkü siz bildiğinizle amel edin ben size bilmediğinizi öğretirim demişti Yaratan..ve “Gayb bilinir olunca küfür ve iman bir oluyordu..”her şey ortadaydı ve bizler bu kadar sade ve açık net olanı göremiyorduk..görsek bile idrak edemiyorduk ne muazzam bir proğram.. acaip ötesi..ve unutmak muhteşem bir şey..olağanüstü..unutmak üstüne çok düşünmek lazım belki de..ya unutamasaydık..dayanamazdık ki..

işte çocuk her zaman olduğu gibi geçmişi kaydetmiyordu..o aslında hayatında onu üzen –ilgi duymadığı her şeyi reddediyordu..sadece bir konuda çok başarısızdı..ve bu onu sinir küpü yapıyordu..ama onu vakti gelince mürşidi düzeltecekti biliyordu..vakit henüz hamdı..çünkü çocuk büyümek istemiyordu..O’ndan ayrılacağım korkusu ile asla da büyümeyecekti…çocuk bu evde İnsan-ı Kamil ne demek onu öğrenmişti..bu mağara sanki onun imtihanı için yapılmıştı ve o gelip yaşasın diye hep beklemişti..ama ardında bıraktığı mağara bundan sonra her gelen için mübarek bir yuva olacaktı..buna iman ediyordu..içine öyle bir his vardı nedense..”içinden geçtiğim bu mağaraya teşekkür ediyorum ve şükrediyorum..en dibe vurduğum zamanlarda en tepelerde beni dolandırdığı için..beni viranesinde gözlerden-gönüllerden muhafaza edip koruduğu için teşekkür diyorum…”


ve ev taşınırken yine başka yerde beklemeliydi..ve yolunun üzerindeki bir fakültede olan konferansa katıldı çocuk..orada hep akademisyenler ve talebeleri vardı..tek, tebay-ı cahil-ü cühela belki de çocuktu..madde ve mana ilminde yetkin ve dünyada bu makamı işgal eden “nadir prof. Zat”; soru sormak isteyen var mı? dedi..çocuk el kaldırdı..izin verildi..soru:”biliyorsunuz ki Kamil Zatlar halen var ve ehli bunları, sizin bildiğiniz gibi biliyor..ve sizin okulun mezunları, bizi –çocuklarımızı manen eğitiyorlar..yetkin sizsiniz…ama tasavvufun üzerinde tasarruf edenlerle yan yana geldiklerinde cazibe onlarda.. madde ilmi çok yetersiz ve bu çok belli oluyor..neden onları okulunuza davet edip öğrencilerinize hal yükletmiyorsunuz :)?”

salonda soğuk bir uğultu esti gibi oldu..ama konuşmacı zevkten mest, iki elini yanlara açarak sevinçle, en yumuşak hali ile güldü çocuğa ..O,ince bir iltifatla güven verdi..ve güzel sözler söyledi..anlattı en akademik lisanla ve çocuk hiççç anlamadı tabii:)ve önünde az evvel okuduğu, bir evvel zaman imamlarından birinin yazdıklarını açtı yine..” işte” dedi” demin ,aynını, buradan size okudum bende..O’da bunu anlatıyor..”zaten çocuk bir O’nu iyi anlamıştı da soruyu öyle sorabilmişti değil mi?”buna kanunlar müsaade etmiyor ..izin yok…”dedi zat-ı muhterem..aslında çocuğun anladığı ve anlatamadığı anlam şu idi..neden madde ilmine sahip din alimleri ehli tasarrufu bu kadar incitmişlerdi ve onların gönüllerinden bu kadar uzakta kalmışlardı..evet, boyları kadar kitap yazabiliyorlardı ama manasının açılmasına izin verilmiyordu ..çünkü manayı reddeden- ben bilirim ucubuna kapılmışlardı..bu ucub denen kibir cinsi sadece alimlere özelmiş, öyle duymuştu çocuk..tabii bu genelleme..özeller vardı; aynı konferansı yöneten zat gibi mesela..
Ve çocuk bekledi..eve dönüyordu..ama hala çok sinirli ve öfkeliydi..eskisinden daha hırçındı ve kavgacı..inanılmaz korkunç bir yaratık olmuştu bence..hani iyi huylu olacaktı,hani sakinlik huzur ve dinginlik..sufiye hiç benzemiyordu..hele seyr-ü sefer yapan o sessiz dervişlerle zaten hiç alakası yoktu..acaba ek kontenjandan olduğu için mi bu kadar sakildi anlayamıyordu ki..burada safi celal vardı safi celal..nerede bizim cemal yahuuuu!!!beraber bir dağa gitmeliyiz ve avazımızın çıktığı kadar, sesimiz kısılana dek günlerce bağırmalıyız bence(ben dedim yine ve hala istiyorum:)hayatında hiç küfretmemişti..çocukken çok isterdi kızdıklarına küfredebilmek ama ne yazık ki küfredemiyordu..o dağda; sen, benim yerime de küfredilmesi gerekenlere söğersin olur mu?(ben yinede küfretmek istemiyorum, lütfen:)

hala hiç kimseyi istemiyordu çocuk sadece o olmalıydı..kendisinden bile nefret eder olmuştu..sadece iyi huylu-sakin ve edebli olabilmek istiyordu..kendisine çok yabancıydı..çok acaib bir histi bu..kendinden kurtulamadığı için daha çok sinirleniyordu işte..binanın girişindeki kırmızı güller yoluna serpilmişti..ağlayan çocuk buna hüzünle gülümsedi..teşekkür etti.bir kaç gün fırtına esti ve çocuk seccade çok şükrederek çok ağladı..ağlaması yasaktı lakin o kontrolünü yitirmişti..bu evde çok mutlu olacağına, çok güleceğine yaratanına söz verdi..başaracağım dedi başaracağım..


padişahların cülüs şenliklerinde dağıtılan akide şekerlerinden kırmızı renklileri en çok severdi..çünkü kırmızı akide şekeri hazzı anlatıyordu çocuk için..hazzın tanımı, çocuk için; acının ve tatlının eşit karışımının tadı idi..iki denizin birliği gibi..tuhaf bir zevk..bağımlılık cinsinden ..ne acısız tek oluyordu, ne de tatlısız değil mi?denge ..lezzet..farkındalık..seviyeler…ayarlar…kontrolsuz kontrol misali..otomatik yönetim..

Ve çocuk geceleri yürümeye karar verdi..onun tek sevdiği şey yalnızlık ve düşünebilmekti..sıcağa dayanamazdı ve yeni evi muhteşem esiyordu..yaşam alanları sadece sabah güneşi alıyordu tam sevdiği gibi…zaten çocuğun güneşi gönlündeydi gerek yoktu..çocuk bu yürüyüşlerde hiç birleştiremediği düşüncelerini kıvama gelmiş buldu ve hayret etti..

Bu bölüm tehlikeliydi belki de öyle olması lazımdı..bu yolda insana en az 40 kişi kafir demeliymiş ya, öyle duymuştu çocuk.o, çok aceleci olduğu için; bu masalla, birkaç yüz kişiden dinden çıkmış-perdeli-şirkte yaftası yiyeceğinin eminliği ile şımarmıştı bile hafiften..


İlk yazmaya başladığında evden hiç çıkmıyordu ,yazdıklarının anlamının dehşetinden hem korkuyor hem de haddini bilmezliğinden utanıyordu-ağlıyordu..Ali’si demişti ki ona:”sizi anlayamayacaklar..diyecekler ki; o, iki tane şey okudu-duydu şımardı-yoldan çıktı-dinden çıktı..aklını yitirdi.sizi çok az kişi bilip anlayacak..”böyle şeyler umurunda bile olmayan çocuk ağlayarak:”beni sadece Siz anlayın .başka kimse anlamasın” demişti Evvel Zaman’a..ve şimdi ona lütfedilen nimetin ne büyük tenezzül olduğunu biliyordu..o, Mana Padişahlarına masal yazıyordu..ve lütfediyorlardı..çocuk neden ben diye çok acı çekmişti..onun ne diplomaları, ne ilmi vardı..ne de öyle izinsiz çekip durduğu esmaları..ne fazla bir ibadeti..bu utanç veriyordu..etrafına bakıyordu..sabahtan akşama dek izinsiz ,nerde ne bulursa çekip -okuyanlara bakıyordu.inanılmaz riyazatlar yapıyorlardı .(sonrada çekiyorlardı tabii. geçen bir rehber şunu anlattı..izinsiz esma sadece negatif enerjilerin işine yarar..”ancak, bir mürşid esma verdiğinde, onun nur unu da beraber verir ve hakiki anlamı açılabilir.. “eğer bir mürşidiniz yoksa, normal ibadetlerin dışında esmalara filan girmeyiniz. dikkat ediniz diye uyarmıştı onları.).camii camii ,türbe türbe gezenlere bakıyordu..(çocuğun şu sıra türbelere gitmesi yasaktı ya belki kıskanıyordur)tüm ilimleri yalayıp yutmuşlara bakıyordu ve onların onca ilimle hala her duydukları rüzgara doğru yön değiştirişine hayretle bakıyordu çocuk hayretle (iman bu kadar kolay mı yön değiştiriyordu.)

bu tenezzülü bir türlü anlayamıyordu..hak etmiyorum düşüncesi onu mahvediyordu..ama hak etmiyorum demesi bile artık yasaklanmıştı..çünkü kim hak ediyordu ki?....kimse.. evet hiç kimse bir haltı hak etmiyordu..çünkü yoktular ki hak etsinler..neyimiz var ki?.. ne diyebilirdik ki..hiç bir şeyimiz..biz yaratılmış tık ve rızkımızda tayin edilmişti ne bir zerre fazla ne eksik.. ne verilmişse o..kimse bir şey yapamazdı.çünkü var bildiğimiz her şey yaratılmıştı..
yaratan bir tek olan Tanrı’ydı..işte Tanrı’yı birlemek en zoruydu..

Şükredebilmem için devam edebilmeye şükrediyor ve teşekkür ediyorum





Nur Cihan24.06.2009nuralem7@hotmail.com