19 Ağustos 2009 Çarşamba

FARKINDALIKLARım MUCİZELERim VE KERAMETLERimdir MASALI-1-

http://www.sufizmveinsan.com/sohbet/farkindaliklarimmucizelerim.html

FARKINDALIKLARım  MUCİZELERim VE KERAMETLERimdir
MASALI-1-
Nur Cihan
Devran-ı  Zaman Rüzgar Gülüme…..çocuk ağlayarak:yazdığım herkes gidiyor ..yazmaya devam edersem gideceksiniz diye korkuyorum..
Zaman:80 yaşındaki  ……nı  yazarsan gider tabii..15 yaşındakini yaz bakalım gidiyor mu?
15 yaşındakine  niyet ediyorum..ben;” ahh… evvett..artık tamam,yeter “diyene dek asla gidemeyecek olana niyet ediyorum. muhabbetle
J
Bir Var mış Bir Yok muş..herkesin içinde yaşadığı zaman kendi zamanı olduğu için çocuğunda İçinde Yaşadığı Zaman ı varmış..O Kapı da beklemek çocuğun nefsine inanılmaz ağır gelirmiş..orada öyle “Saat” beklemek ve geri dönmek..her seferinde çok ağlar ve bir daha gelmeyeceğim dermiş çocuk..sanırmış ki, diğerlerini izlerken; hepsi ,her şeyi halletmişler artık durulmuşlar ve seyrin zevkini çıkartıyorlar..bir çocuk başaramıyor-onların yaptığı hiçbir şeyi zaten beceremiyormuş – o hiçbir yere ait olmadığı için, buraya da ait olmadığını biliyormuş.o, sahibine aitmiş-ve kendisi kadar ağlayan da göremiyormuş tabii..çok büyük utanç duyuyormuş:”hiçbir şeyi hak etmiyorum,ne kadar emek verilirse verilsin ben başaramıyorum” diyormuş..ama O Kapı dan içeri girmeden de asla dönemiyormuş..O Kapı da sadece O’nun için beklediğini düşündüğünde ise nefsinden bu utanç gidiyormuş o vakit, bu, şerefe dönüşüyormuş ..”ölene dek bekleyebilirim diyormuş ,  ölene dek..”

çocuk masalarını uzatmış..Zaman, masallara muhteşem bir gülümseme ile bakmış..O, çok güzel gülüyormuş ve çocuk için var olan Tek Güzelmiş..O, hayatın kaynağıymış.çocuk bu masallara hoş bir zevkle bakış anını unutmamış hiç..
çocuk düşüncelerinde çıkmaza girmişmiş. kendisini iyi tanıyormuş, içindekini, karşısındakine söylemeden asla rahata eremeyeceğini de biliyormuş..
“sen hiç söz dinlemiyorsun” demiş Zaman..”dinliyorum “demiş çocuk..”dinlemiyorsun” demiş Zaman..”dinliyorumm demiş yine çocuk..”dinlemiyorsun. bak ,bu halin bile dinlemediğini anlatıyor” demiş Zaman ve gülmüşler..
“Sofular haram demişler aşkımın şarabına/ben doldurur ben içerim günah benim kime ne” kıvamındaki çocuk:içinden çıkamadığım düşüncelerim var..çok yanlış olduğunu biliyorum..ama onlardan kurtulamıyorum..kendimi tanıyorum..onları size sesli söylersem belki bir daha o türlü düşünmem..anlatabilir miyim?
Zaman:evet,kısaca anlatabilirsin..
çocuk  istediklerini saymış..Zaman:bunlar olmayacak şeyler biliyorsun demiş keskin bir sert netlikle.. ama olmaz da değil..tabii nefsinin bu hali ile olmaz..nefsin tedavisi oluncaysa  olmaz değildir. Ve konuşmaya devam etmiş :”bizim bedenle işimiz yok biliyorsun.. olacak olan gönülde olacak, o ise cinsiyetsiz ve bedensiz.“
çocuk tüm hırçınlığı ile: biliyorum, ancak ölünce olacak..
Zaman:hayır burada ölmeden, yaşarken olacak..dediklerinin hepsi olacak..hiç ayrılmamacasına olacak..artık ayrılık olmayacak..
çocuk:ben yapamıyorum,başaramıyorum demiş..
Zaman:birlikte yapacağız, beraber başaracağız demiş..çocuğa Yusuf ile Züleyha dan  örnek vermiş..Züleyha nın Yusuf ta kendi hakikatini gördükten sonra artık Yusuf u istemediğini ayetle anlatmış..
çocuk itiraz etmiş” ama hikayenin devamı var” demiş ve anlatmış..
Zaman:hayır o bölümler sonra eklenmiş yok öyle şey ..Kur’an da yazmıyor çünkü demiş..çocuk:ama Allah her şey hep tekamül etsin istemiş belki bu sefer öyle olur demiş..Zaman:hayır olmaz çünkü hiçbir insan, peygamberlerden daha çok tekamül edemez..Onlara olmayan şey başka insanlara hiç olmaz demiş..bak sana ikinci örnek yine Yusuf ile Züleyha dan ,dinle demiş..ve zaman anlatmış..ve çocuk düşüncelerini anlatmış  ..yine: “ben yapamıyorum ,başaramıyorum demiş..
Zaman:beraber gideceğiz, birlikte başaracağız demiş..çocuk, bu bilmediği alan için susmuş..
**************
çocuk gece yürüyüşlerine hala devam ediyormuş..kontrol edilemez bir şekilde yürümek istiyormuş nedense..düşüncelerinden kurtulabilmek istiyormuş artık..düşünmemek için tefekkür ediyormuş  (düşünmemeyi düşünmek çok komik ve zor:) ama bunu hiç başaramıyormuş..geçen acaip bir şey olmuş..düşünmekten yorulan çocuk onları serbest bırakmış..düşüncelerinin önden koşarcasına ileri doğru akıp gittiğini hissetmiş. o arkada bomboş bir kap bedenmiş ve inanılmaz rahatlatıcıymış..gülerek düşüncelerine güle güle demiş..ve şunu anlamış çocuk..tek bir şeyin sonsuz manası sürekli açılıyor da açılıyormuş ve denizler  mürekkep-ağaçlar kalem olsa ve bunlar kat kat tekrar olsa yinede yetmeyecekmiş in manasıymış bu aslında..düşünce kontrolü lazımmış ..çocuk inanılmaz cahil olduğu için işin içinden kendi başına çıkamayacağını biliyormuş.Allah’tan  Tecelli-i Zat ,Mazhar-ı İlahi Bir Rehber’i varmış..zaten hiç durmayan akıp gelen bu düşünceler- manalar da O’ndanmış..
çocuk, önce neden yürüdüğünü düşünmüş..dağa çıkamadığım için tabii demişJ
eskiden tarikat kelimesinden çok korkarmış çocuk..böyle ,öcülü böcülü anlatıldığı için; ben kitap okuyarak öğreneceğim diyenlerdenmiş..bir kaç yıl evvel umreye gittiğinde orada kabe görevlilerinin kalabalıkları kontrol için sürekli ellerindeki sopalarla yere tak tak vurarak “tarik- tarik”(yolu açın –yol verin demek istiyorlarmış ) deyişleri ile uyanmış çocuk..TARİK - tarikat yol demekmiş.otaban gibi yol da demekmiş..bir de Tarik Yıldızı varmış..bunun da manasının darbeli vuruşlu(kalp ritmi gibi) yıldız  demek olduğunu okumuş bir kere..o kabe görevlilerinin ellerindeki asalar ile sürekli yolu açmak için tak tak diye yere vurarak tarik tarik-yol yol deyişleri şimdi anlamlı olmuş çocuk için..GÖNÜL YOLU…….işte bunu anlamak bir farkındalık mucizesi imiş çocuk için..”Allah’a nefesler adedince giden yol vardır”ayetini düşünmüş..artık tarikat denen yol-meşreb-neşe çeşitliliğinden korkmuyormuş..kalbi ise bozulmuyormuş.çünkü bu bol çeşitlilik –bol renklilik kişilerin esmalarına ve geleneklerine ve mizaç ve ilgi alanlarına bir rahmetmiş..çocuk bu konuda hiçbir şey bilmiyormuş..onun ilgi alanı dümdüz, hiçbir yere sapmayan geniş ve ferah  asa yolunda gitmekmiş..tüm meşreblerin cem olduğu Muhammedi yol çocuk için en uygunmuş.onları tek tek öğrenmek ve bilmek ilgi alanına girmiyormuş zaten (Allah’ta sen hangi tariktensin,dersin ne,mürşidin var mı diye sormayacakmış nasılsa)vakti gelince karşısına gelen neşeye bakıp geçmesi gerektiğini öğreniyormuş..her meşreb kendi içinde bir farkındalıkmış..ve aslında hepsi bir çorba olduğu için malzemeleri çorbadan tek tek ayırmak da-ayrılamayacağı için- doğru değilmiş..iç gitsin:)yeter ki Aşçı sağlam olsun..


mucizelere ve kerametlere takılmamak lazımmış ya, öyle bir şey işte..büyük zatların olağanüstü halleri değilmiş çocuğun yazacağı mucizeler..Yaşadığı Zaman içinde olayları okuyabilmekmiş, yaşamı anlamakmış kerametler..mucizeler ise; her an, ne büyük bir lutuf ile hayatta kalmasına izin verildiğini anlamakmış tabii..Yaratan bizi nasıl seviyormuş, şah damarımızdan daha yakın nefesini bizle paylaşıyormuş, ne muhteşem değil mi?

bu mevzuları bize anlatanlar ve öğretenlerin hepsi ehli tasavvuf yani tarikat ehliymiş..tasavvufa=tarikate=yola mensup olmayan ,bir mürşidi olmayan,dervişlik etmeyen tek bir tasarruf ehli yokmuş mesela..ama onları okuyup okuyup öğrendiklerini kendilerine mal edip,onların ilmini satanlardan, tasavvuf=tarikat =yol yok diyenden de ortalık geçilmiyormuş..edebi olmayanın yolu da olmaz ..yolsuzlar daima yolda kalır tabii..yılanlı yol bu çok tehlikeli..hakiki rehber az olunca sahteleri de ucuz  ve acaip çok olunca ve kimsede sorgulamayınca bu normal tabii..bata çıka  gidiliyor zaten..suya sabuna dokunmadan temizlik olmaz ki..kirleneceğiz, sonra da temizleneceğiz demek ki..vakti gelince, esasında nasibimizde varsa..nasip de önce niyet etmekle oluyor belki..

 
çocuğun kendisini bildiğinden beri bir hayali varmış..bir yıldıza uzansın yada O’nun  göğsüne yaslansın ve uzayın karanlık perdesinde; Yaratan, ona anlatsın..neyi neden,niçin,nasıl yarattı…işte çocuğun en büyük hayali bu imiş eskiden beri..bunu Haybabam a sormuş çocuk:Allah, bana neyi,neden,nasıl yarattığını gösterir mi,öğretir mi?Haybabam:hayır..olmaz öyle şey demiş..çocuk:neden?Haybabam:dediğin gibi olmaz..O, “ZATen” senin benim,onun eliyle yaratıyor farkına var demiş..kullandığın aletlerle yaptığın şeylere, olan bitene  bak. nasıl oluyorlar? demiş.”.Allah’ın tasarrufu ile oluyor..Allah dilediğini dilediğinden, dilediği halde yaratıyor..”evet doğru hiç böyle düşünmemiştim demiş çocuk..

mesela çocuk her şeyi kolayca olumsuza yorarmış..ve Zaman ona çok kızarmış o vakit..kaç kere olumsuz şeyler düşünmesini ve konuşmasını yasaklamışmış Zaman..ama çocuk yinede Onlayken hep olumsuz sözler edermiş..Zaman onları düzeltirmiş..çocuğun  O’nun ulvi yorumlarına muhtaçlığı varmış çünkü…O, çocuğa güzel sözler söyleyince-gülümseyince, O’nu göremediği vakitler bu sözleri –gülüşleri düşünerek geçirebiliyormuş..o sözler,o gülüşü çocuğa hayat veriyormuş ve hayata bağlıyormuş..demek ki söz-kelam ne kadar önemli değil mi?her şeyin aslı söz –kelam değil mi?
sözleri meydana getiren harfler ise bir tek noktanın, daha çok, diğer noktalarla birleşerek şekillenmesinden oluşuyor..noktaları birleştirip harfler,rakamlar ve şekiller çizebiliyoruz..bunları önce hayalimizde düşünerek “düşünceleri-şeyleri -eşyayı“tasarlıyoruz..sonra söylüyoruz bazen kağıda geçiriyoruz ..ve o maddeye dönüşüyor o zaman..oysa düşüncemizdeyken manamızdaydı-içimizdeydi..söyleyince fiile harekete geçmiş oldu..maddeye zuhura çıktı..her varlık bilinmek ister, işte bizim sözlerimizde bilinmek istiyor..olumsuz düşünceler dile gelince olumsuz hallere sebeb oluyor, olumlu manalar da olumlu maddelere dönüşüyor sanırım..düşünceyi kontrolden belki de DİLDEN ÇIKANI KONTROL daha zor bence..hiç başaramadığım şey bu..
söz kılıç gibi aslında…kından çıkınca ne yapacağına kendisi karar veriyor sanki..


çocuğun bir de ne vakitlerdir düşündüğü bir şey daha varmış..bunda yeni manalar bulmuş..tabii ki bu çocuğun o an ki farkındalığıymış, zamanla kim bilir ne sonsuz anlamlarda ortaya çıkacaktır ..başka başka kişilerde ise çok farklı yeni manalar..herkes, bilmeden bir diğerine hizmet eder aslında. her yeni düşünce başkasındaki yeni düşünceleri tetikler ve hep yeni esmalar doğar..bu sonsuza dek gider..bir tek “İlah=Tanrı Esması “paylaşılamazmış..diğerleri bize sunulmuş lutuflarmış..işte bunu idrak edip kabul edebilmek de mucizedir bence.bu arada; “YA İLAHİ “diye dua ederken bu kelimeyi şiddetle red edenlerin “İLAH-TANRI” kelimesine ne anlam atfettiklerini aynı şiddetle merak ediyormuş çocuk..NE?

 
Hz. Peygamber’in bedenini anlatan Hilye-i Şerif mesela, onu, ne vakittir düşündürürmüş..ve Hz. Ali’inin resmi..bu ikisi üzerinde çok düşünmüş çocuk..pek çok şey aklına-gönlüne  gelmiş tabii..ama yazmak istemiyormuş şimdi..bir gece Haybabam ın evine gitmiş..O, gittikten sonra, kimse yokken, o evde tek başına kalmak istemiş..geceleyin kahve yapmış ve balkona çıkıp ayaklarını bir sandalyeye uzatmış..sigarada yakmış..balkondaymış..içerideki tam karşısına gelen duvarda Kutlu Hoca nın, Haybabam a hediye getirdiği bir hat şaheseri varmış.büyük bir damla şekli içinde aynalanmış Yasin kelimesi varmış tabloda..kardeşine, Kutlu Hoca sormuşmuş, geldiğinde: bak bakalım ne göreceksin? diye..insan yüzü gibi yazılar dizilmiş demiş kardeşi..ve öyle imiş..ama başka demiş sanatçı..başka ?işte çocuk o başkaları arıyormuş tabloda şimdi..
bir şeye çok yakınsanız göremiyormuşsunuz ya hani..oda balkondan içeri bakıyormuş şimdi..balkonla salon arasında bir kapı varmış ..açık bir kapı..görünen:Yasin kelimesi aynalanmış.. hem insan siması hem de aslan siması aynı anda tezahür ediyormuş tabloda..daha uzun bakmış çocuk kahvesini içerken..ahhh evet ahhh demiş.. ahh Leyla, ahhh Leyla demiş ve gülmüş..hem Mecnun hem de Leyla aynı yüzdeymiş..
damla yukarı doğru uzarken insan simasının ve aslan yüzünün üstünde alın yerinden” bir çift  muhteşem ahu göz “bakıyormuş çocuğa..hem de istif harflerinden yapılmış peçesinin içinden..peçenin ardındaki güzel.. ahh Leyla demiş çocuk ve çok mutlu olmuş bu farkındalık kerameti için..ve çokk teşekkür etmiş ona bu hissi hediye edene tabii..
aslında, bu, harika tabloyu çizen-yazanı da anlatıyormuş şimdi çocuğa..mesela bu tablonun sahibinin meşrebi daha keskin –şeriat tarzındaymış..ama ilahi sanat-bilgi açığa çıkmak istiyor tabii ve gönül ferman dinlemiyor..oda kendisini bu kadar muhteşem bir sergileyişle, sadece kendisine emek verene gösteriyormuş..ancak,gerçek bir rehberin marifeti ..ehli olmayan asla göremez..burada emanetleri ehline veriniz manası da açılıyormuş aslında..
Hz. Peygamber hicrete çıktığında, kendisine, en karanlık gecelerde yol kılavuzluğu etsin diye bir müşrik-puta tapıcı tutmuş mesela..çünkü çöldeki yolu, aysız gece de bile en iyi gösteren o imiş..oysa şimdi Müslümanlarda genel bir adam kayırmacılık hakimmiş.. emanetleri-her işe yarar işi –(ki, ehlinin elinde işe yaramaz iş yokmuş)ehliyetsiz,sığ,anlamsız ve manasız tanıdıklarına veriyorlarmış..sonrada biz üçüncü dünya ülkesiyiz,biz adam olamayız diye dövünüyorlarmış..oysa sağlığımızı nasıl en iyi doktorlara emanet etmek istersek,çocuklarımızı nasıl en iyi okullarda okutmak istersek,kendimize nasıl en kaliteli giysileri alabilmek istersek maddi manevi işlerimizi de dinli dinsiz demeden en ehillere vermeyi de bilmeliyiz değil mi?Allah herkesin Allah’ı olduğu için, bu Allah’ın da sünneti –şeriatı oluyor..tabii ki Allah ın sünnetine-şeriatına ilk uyanda Peygamberler oluyor o halde..sonra da onların varisi insan-ı kamiller..peki şimdiki Müslüman geçinenler neden bu sünnete uymuyor diye düşünmek geliyor hemen aklımıza değil mi?soralım bakalım nedenmiş?neden?cevabı başkası vermeyecek tabii..herkes kendisi kendine cevabı verecek.. çünkü hepimiz aynı işi yapıyoruz..

hayranlıkla, ağzımız on karış açık baktığımız yabancılar işte bu kuralı –emaneti ehline verme işini en iyi uyguladıkları için başarılı –sağlıklı ve zenginler..işte bizim mucize ve keramet diye okuduklarımız bugün bu adamlar tarafından keşfediliyor ve dünyaya ilim diye sunuluyor.(bizim mana erlerimiz bunları anlatınca hurafe deniyor )oysa o ilmin canlısı, her türlü halde, müminlerin inancının içinde capcanlı hala daha yaşıyor..Allah’ın onlara hediyesi zaten..ama bizde mana ehlini yok sayma ve onların ilmini reddetme hastalığı var..anlamadığımız her şeyi karalar ve alaşağı ederiz biz.adam kayırmacılık,cemaat ayrımcılığı,gelenek ve adetlerimizi din adı altında putlaştırdığımızdan(aslında ne kadar putperest olduğumuzun farkında değiliz..şehvet,şöhret,ilim,et,takım,parti,makam,para,güç  vs.)  ve saf tutmak aptallığı yüzünden ve yapıştığımız koltukları -mevkileri kimselere bırakmamak derdi yüzünden, önümüze gelene çelme takmayı ve yükselen biri gördüğümüzde paçasından hep beraber tutup aşağı çekmeyi çook seven, bundan haz alan,inanılmaz bir dedikoduculuk hastalığı olan fitne fücur bir topluluk gibi duruyoruz..bulunduğu yeri hak etmeyen,koltuğunu,yetkisini hakkı ile kullanamayan ve onu kaybetmemek için aklını sadece hinliğe yormak zorunda kalanlardan,yalanlarını takip etmesinin zorluğu yüzünden, dürüstlük ve doğruluk nedir hatırlayamayanlardan artık Allah bizleri korusun inşallah..ve amin..

her şey bir lutuf üzere olduğundan olan biteni kendimizden bilme hastalığından kurtulmamız gerekiyormuş..olan biten sadece Allah’ın tekelindeymiş ..kişilerde cüzlerince  tasarruf varmış ama İnsan-ı Kamillerde Kül olarak tecelli eden de O’ymuş..ve O dilediğini dilediği an kendisine çekip alabilirmiş..o yüzden kimin ne vakit ne olacağı da sadece O’nun ilmindeymiş..ön yargılar ise bizim ayağımızda hep taş, kalplerimizde ise vesvese ile koca bir karaltıymış..inşallah bu farkındalık  ile bundan sonra yapacağım işlerde ehiller karşıma çıksın ve ben onlara önyargısız bakabileyim diliyorum ve aminnn..kendi mucizelerimizin farkına varmak dileği ile…
***************************

Nur Cihan
19.08.2009
nuralem7@hotmail.com







FARKINDALIKLARım MUCİZELERim VE KERAMETLERimdir
MASALI-1-


Devran-ı Zaman Rüzgar Gülüme…..
çocuk ağlayarak:yazdığım herkes gidiyor ..yazmaya devam edersem gideceksiniz diye korkuyorum..
Zaman:80 yaşındaki ……nı yazarsan gider tabii..15 yaşındakini yaz bakalım gidiyor mu?
15 yaşındakine niyet ediyorum..ben;” ahh… evvett..artık tamam,yeter “diyene dek asla gidemeyecek olana niyet ediyorum. muhabbetleJ

Bir Var mış Bir Yok muş..herkesin içinde yaşadığı zaman kendi zamanı olduğu için çocuğunda İçinde Yaşadığı Zaman ı varmış..O Kapı da beklemek çocuğun nefsine inanılmaz ağır gelirmiş..orada öyle “Saat” beklemek ve geri dönmek..her seferinde çok ağlar ve bir daha gelmeyeceğim dermiş çocuk..sanırmış ki, diğerlerini izlerken; hepsi ,her şeyi halletmişler artık durulmuşlar ve seyrin zevkini çıkartıyorlar..bir çocuk başaramıyor-onların yaptığı hiçbir şeyi zaten beceremiyormuş – o hiçbir yere ait olmadığı için, buraya da ait olmadığını biliyormuş.o, sahibine aitmiş-ve kendisi kadar ağlayan da göremiyormuş tabii..çok büyük utanç duyuyormuş:”hiçbir şeyi hak etmiyorum,ne kadar emek verilirse verilsin ben başaramıyorum” diyormuş..ama O Kapı dan içeri girmeden de asla dönemiyormuş..O Kapı da sadece O’nun için beklediğini düşündüğünde ise nefsinden bu utanç gidiyormuş o vakit, bu, şerefe dönüşüyormuş ..”ölene dek bekleyebilirim diyormuş , ölene dek..”


çocuk masalarını uzatmış..Zaman, masallara muhteşem bir gülümseme ile bakmış..O, çok güzel gülüyormuş ve çocuk için var olan Tek Güzel miş..O, hayatın kaynağıymış.çocuk bu masallara hoş bir zevkle bakış anını unutmamış hiç..
çocuk düşüncelerinde çıkmaza girmişmiş. kendisini iyi tanıyormuş, içindekini, karşısındakine söylemeden asla rahata eremeyeceğini de biliyormuş..
“sen hiç söz dinlemiyorsun” demiş Zaman..”dinliyorum “demiş çocuk..”dinlemiyorsun” demiş Zaman..”dinliyorumm demiş yine çocuk..”dinlemiyorsun. bak ,bu halin bile dinlemediğini anlatıyor” demiş Zaman ve gülmüşler..

“Sofular haram demişler aşkımın şarabına/ben doldurur ben içerim günah benim kime ne” kıvamındaki çocuk:içinden çıkamadığım düşüncelerim var..çok yanlış olduğunu biliyorum..ama onlardan kurtulamıyorum..kendimi tanıyorum..onları size sesli söylersem belki bir daha o türlü düşünmem..anlatabilir miyim?
Zaman:evet,kısaca anlatabilirsin..
çocuk istediklerini saymış..Zaman:bunlar olmayacak şeyler biliyorsun demiş keskin bir sert netlikle.. ama olmaz da değil..tabii nefsinin bu hali ile olmaz..nefsin tedavisi oluncaysa olmaz değildir. Ve konuşmaya devam etmiş :”bizim bedenle işimiz yok biliyorsun.. olacak olan gönülde olacak, o ise cinsiyetsiz ve bedensiz.“
çocuk tüm hırçınlığı ile: biliyorum, ancak ölünce olacak..
Zaman:hayır burada ölmeden, yaşarken olacak..dediklerinin hepsi olacak..hiç ayrılmamacasına olacak..artık ayrılık olmayacak..
çocuk:ben yapamıyorum,başaramıyorum demiş..
Zaman:birlikte yapacağız, beraber başaracağız demiş..çocuğa Yusuf ile Züleyha dan örnek vermiş..Züleyha nın Yusuf ta kendi hakikatini gördükten sonra artık Yusuf u istemediğini ayetle anlatmış..
çocuk itiraz etmiş” ama hikayenin devamı var” demiş ve anlatmış..

Zaman:hayır o bölümler sonra eklenmiş yok öyle şey ..Kur’an da yazmıyor çünkü demiş..çocuk:ama Allah her şey hep tekamül etsin istemiş belki bu sefer öyle olur demiş..Zaman:hayır olmaz çünkü hiçbir insan, peygamberlerden daha çok tekamül edemez..Onlara olmayan şey başka insanlara hiç olmaz demiş..bak sana ikinci örnek yine Yusuf ile Züleyha dan ,dinle demiş..ve zaman anlatmış..ve çocuk düşüncelerini anlatmış ..yine: “ben yapamıyorum ,başaramıyorum demiş..

Zaman:beraber gideceğiz, birlikte başaracağız demiş..çocuk, bu bilmediği alan için susmuş..
**************

çocuk gece yürüyüşlerine hala devam ediyormuş..kontrol edilemez bir şekilde yürümek istiyormuş nedense..düşüncelerinden kurtulabilmek istiyormuş artık..düşünmemek için tefekkür ediyormuş (düşünmemeyi düşünmek çok komik ve zor:) ama bunu hiç başaramıyormuş..geçen acaip bir şey olmuş..düşünmekten yorulan çocuk onları serbest bırakmış..düşüncelerinin önden koşarcasına ileri doğru akıp gittiğini hissetmiş. o arkada bomboş bir kap bedenmiş ve inanılmaz rahatlatıcıymış..gülerek düşüncelerine güle güle demiş..ve şunu anlamış çocuk..tek bir şeyin sonsuz manası sürekli açılıyor da açılıyormuş ve denizler mürekkep-ağaçlar kalem olsa ve bunlar kat kat tekrar olsa yinede yetmeyecekmiş in manasıymış bu aslında..düşünce kontrolü lazımmış ..çocuk inanılmaz cahil olduğu için işin içinden kendi başına çıkamayacağını biliyormuş.Allah’tan Tecelli-i Zat ,Mazhar-ı İlahi Bir Rehber’i varmış..zaten hiç durmayan akıp gelen bu düşünceler- manalar da O’ndanmış..

çocuk, önce neden yürüdüğünü düşünmüş..dağa çıkamadığım için tabii demişJ
eskiden tarikat kelimesinden çok korkarmış çocuk..böyle ,öcülü böcülü anlatıldığı için; ben kitap okuyarak öğreneceğim diyenlerdenmiş..bir kaç yıl evvel umreye gittiğinde orada kabe görevlilerinin kalabalıkları kontrol için sürekli ellerindeki sopalarla yere tak tak vurarak “tarik- tarik”(yolu açın –yol verin demek istiyorlarmış ) deyişleri ile uyanmış çocuk..TARİK - tarikat yol demekmiş.otaban gibi yol da demekmiş..bir de Tarik Yıldızı varmış..bunun da manasının darbeli vuruşlu(kalp ritmi gibi) yıldız demek olduğunu okumuş bir kere..o kabe görevlilerinin ellerindeki asalar ile sürekli yolu açmak için tak tak diye yere vurarak tarik tarik-yol yol deyişleri şimdi anlamlı olmuş çocuk için..GÖNÜL YOLU…….işte bunu anlamak bir farkındalık mucizesi imiş çocuk için..”Allah’a nefesler adedince giden yol vardır”ayetini düşünmüş..artık tarikat denen yol-meşreb-neşe çeşitliliğinden korkmuyormuş..kalbi ise bozulmuyormuş.çünkü bu bol çeşitlilik –bol renklilik kişilerin esmalarına ve geleneklerine ve mizaç ve ilgi alanlarına bir rahmetmiş..çocuk bu konuda hiçbir şey bilmiyormuş..onun ilgi alanı dümdüz, hiçbir yere sapmayan geniş ve ferah asa yolunda gitmekmiş..tüm meşreblerin cem olduğu Muhammedi yol çocuk için en uygunmuş.onları tek tek öğrenmek ve bilmek ilgi alanına girmiyormuş zaten (Allah’ta sen hangi tariktensin,dersin ne,mürşidin var mı diye sormayacakmış nasılsa)vakti gelince karşısına gelen neşeye bakıp geçmesi gerektiğini öğreniyormuş..her meşreb kendi içinde bir farkındalıkmış..ve aslında hepsi bir çorba olduğu için malzemeleri çorbadan tek tek ayırmak da-ayrılamayacağı için- doğru değilmiş..iç gitsin:)yeter ki Aşçı sağlam olsun..

mucizelere ve kerametlere takılmamak lazımmış ya, öyle bir şey işte..büyük zatların olağanüstü halleri değilmiş çocuğun yazacağı mucizeler..Yaşadığı Zaman içinde olayları okuyabilmekmiş, yaşamı anlamakmış kerametler..
mucizeler ise; her an, ne büyük bir lutuf ile hayatta kalmasına izin verildiğini anlamakmış tabii..Yaratan bizi nasıl seviyormuş, şah damarımızdan daha yakın nefesini bizle paylaşıyormuş, ne muhteşem değil mi?

bu mevzuları bize anlatanlar ve öğretenlerin hepsi ehli tasavvuf yani tarikat ehliymiş..tasavvufa=tarikate=yola mensup olmayan ,bir mürşidi olmayan,dervişlik etmeyen tek bir tasarruf ehli yokmuş mesela..ama onları okuyup okuyup öğrendiklerini kendilerine mal edip,onların ilmini satanlardan, tasavvuf=tarikat =yol yok diyenden de ortalık geçilmiyormuş..edebi olmayanın yolu da olmaz ..yolsuzlar daima yolda kalır tabii..yılanlı yol bu çok tehlikeli..hakiki rehber az olunca sahteleri de ucuz ve acaip çok olunca ve kimsede sorgulamayınca bu normal tabii..bata çıka gidiliyor zaten..suya sabuna dokunmadan temizlik olmaz ki..kirleneceğiz, sonra da temizleneceğiz demek ki..vakti gelince, esasında nasibimizde varsa..nasip de önce niyet etmekle oluyor belki..

çocuğun kendisini bildiğinden beri bir hayali varmış..bir yıldıza uzansın yada O’nun göğsüne yaslansın ve uzayın karanlık perdesinde; Yaratan, ona anlatsın..neyi neden,niçin,nasıl yarattı…işte çocuğun en büyük hayali bu imiş eskiden beri..bunu Haybabam a sormuş çocuk:Allah, bana neyi,neden,nasıl yarattığını gösterir mi,öğretir mi?Haybabam:hayır..olmaz öyle şey demiş..çocuk:neden?Haybabam:dediğin gibi olmaz..O, “ZATen” senin benim,onun eliyle yaratıyor farkına var demiş..kullandığın aletlerle yaptığın şeylere, olan bitene bak. nasıl oluyorlar? demiş.”.Allah’ın tasarrufu ile oluyor..Allah dilediğini dilediğinden, dilediği halde yaratıyor..”evet doğru hiç böyle düşünmemiştim demiş çocuk..


mesela çocuk her şeyi kolayca olumsuza yorarmış..ve Zaman ona çok kızarmış o vakit..kaç kere olumsuz şeyler düşünmesini ve konuşmasını yasaklamışmış Zaman..ama çocuk yinede Onlayken hep olumsuz sözler edermiş..Zaman onları düzeltirmiş..çocuğun O’nun ulvi yorumlarına muhtaçlığı varmış çünkü…O, çocuğa güzel sözler söyleyince-gülümseyince, O’nu göremediği vakitler bu sözleri –gülüşleri düşünerek geçirebiliyormuş..o sözler,o gülüşü çocuğa hayat veriyormuş ve hayata bağlıyormuş..demek ki söz-kelam ne kadar önemli değil mi?her şeyin aslı söz –kelam değil mi?
sözleri meydana getiren harfler ise bir tek noktanın, daha çok, diğer noktalarla birleşerek şekillenmesinden oluşuyor..noktaları birleştirip harfler,rakamlar ve şekiller çizebiliyoruz..bunları önce hayalimizde düşünerek “düşünceleri-şeyleri -eşyayı“tasarlıyoruz..sonra söylüyoruz bazen kağıda geçiriyoruz ..ve o maddeye dönüşüyor o zaman..oysa düşüncemizdeyken manamızdaydı-içimizdeydi..söyleyince fiile harekete geçmiş oldu..maddeye zuhura çıktı..her varlık bilinmek ister, işte bizim sözlerimizde bilinmek istiyor..olumsuz düşünceler dile gelince olumsuz hallere sebeb oluyor, olumlu manalar da olumlu maddelere dönüşüyor sanırım..düşünceyi kontrolden belki de DİLDEN ÇIKANI KONTROL daha zor bence..hiç başaramadığım şey bu..
söz kılıç gibi aslında…kından çıkınca ne yapacağına kendisi karar veriyor sanki..

çocuğun bir de ne vakitlerdir düşündüğü bir şey daha varmış..bunda yeni manalar bulmuş..tabii ki bu çocuğun o an ki farkındalığıymış, zamanla kim bilir ne sonsuz anlamlarda ortaya çıkacaktır ..başka başka kişilerde ise çok farklı yeni manalar..herkes, bilmeden bir diğerine hizmet eder aslında. her yeni düşünce başkasındaki yeni düşünceleri tetikler ve hep yeni esmalar doğar..bu sonsuza dek gider..bir tek “İlah=Tanrı Esması “paylaşılamazmış..diğerleri bize sunulmuş lutuflarmış..işte bunu idrak edip kabul edebilmek de mucizedir bence.bu arada; “YA İLAHİ “diye dua ederken bu kelimeyi şiddetle red edenlerin “İLAH-TANRI” kelimesine ne anlam atfettiklerini aynı şiddetle merak ediyormuş çocuk..NE?



Hz. Peygamber’in bedenini anlatan Hilye-i Şerif mesela, onu, ne vakittir düşündürürmüş..ve Hz. Ali’inin resmi..bu ikisi üzerinde çok düşünmüş çocuk..pek çok şey aklına-gönlüne gelmiş tabii..ama yazmak istemiyormuş şimdi..bir gece Haybabam ın evine gitmiş..O, gittikten sonra, kimse yokken, o evde tek başına kalmak istemiş..geceleyin kahve yapmış ve balkona çıkıp ayaklarını bir sandalyeye uzatmış..sigarada yakmış..balkondaymış..içerideki tam karşısına gelen duvarda Kutlu Hoca nın, Haybabam a hediye getirdiği bir hat şaheseri varmış.büyük bir damla şekli içinde aynalanmış Yasin kelimesi varmış tabloda..kardeşine, Kutlu Hoca sormuşmuş, geldiğinde: bak bakalım ne göreceksin? diye..insan yüzü gibi yazılar dizilmiş demiş kardeşi..ve öyle imiş..ama başka demiş sanatçı..başka ?işte çocuk o başkaları arıyormuş tabloda şimdi..
bir şeye çok yakınsanız göremiyormuşsunuz ya hani..oda balkondan içeri bakıyormuş şimdi..balkonla salon arasında bir kapı varmış ..açık bir kapı..görünen:Yasin kelimesi aynalanmış.. hem insan siması hem de aslan siması aynı anda tezahür ediyormuş tabloda..daha uzun bakmış çocuk kahvesini içerken..ahhh evet ahhh demiş.. ahh Leyla, ahhh Leyla demiş ve gülmüş..hem Mecnun hem de Leyla aynı yüzdeymiş..
damla yukarı doğru uzarken insan simasının ve aslan yüzünün üstünde alın yerinden” bir çift muhteşem ahu göz “bakıyormuş çocuğa..hem de istif harflerinden yapılmış peçesinin içinden..peçenin ardındaki güzel.. ahh Leyla demiş çocuk ve çok mutlu olmuş bu farkındalık kerameti için..ve çokk teşekkür etmiş ona bu hissi hediye edene tabii..
aslında, bu, harika tabloyu çizen-yazanı da anlatıyormuş şimdi çocuğa..mesela bu tablonun sahibinin meşrebi daha keskin –şeriat tarzındaymış..ama ilahi sanat-bilgi açığa çıkmak istiyor tabii ve gönül ferman dinlemiyor..oda kendisini bu kadar muhteşem bir sergileyişle, sadece kendisine emek verene gösteriyormuş..ancak,gerçek bir rehberin marifeti ..ehli olmayan asla göremez..burada emanetleri ehline veriniz manası da açılıyormuş aslında..

Hz. Peygamber hicrete çıktığında, kendisine, en karanlık gecelerde yol kılavuzluğu etsin diye bir müşrik-puta tapıcı tutmuş mesela..çünkü çöldeki yolu, aysız gece de bile en iyi gösteren o imiş..oysa şimdi Müslümanlarda genel bir adam kayırmacılık hakimmiş.. emanetleri-her işe yarar işi –(ki, ehlinin elinde işe yaramaz iş yokmuş)ehliyetsiz,sığ,anlamsız ve manasız tanıdıklarına veriyorlarmış..sonrada biz üçüncü dünya ülkesiyiz,biz adam olamayız diye dövünüyorlarmış..oysa sağlığımızı nasıl en iyi doktorlara emanet etmek istersek,çocuklarımızı nasıl en iyi okullarda okutmak istersek,kendimize nasıl en kaliteli giysileri alabilmek istersek maddi manevi işlerimizi de dinli dinsiz demeden en ehillere vermeyi de bilmeliyiz değil mi?Allah herkesin Allah’ı olduğu için, bu Allah’ın da sünneti –şeriatı oluyor..tabii ki Allah ın sünnetine-şeriatına ilk uyanda Peygamberler oluyor o halde..sonra da onların varisi insan-ı kamiller..peki şimdiki Müslüman geçinenler neden bu sünnete uymuyor diye düşünmek geliyor hemen aklımıza değil mi?soralım bakalım nedenmiş?neden?cevabı başkası vermeyecek tabii..herkes kendisi kendine cevabı verecek.. çünkü hepimiz aynı işi yapıyoruz..

hayranlıkla, ağzımız on karış açık baktığımız yabancılar işte bu kuralı –emaneti ehline verme işini en iyi uyguladıkları için başarılı –sağlıklı ve zenginler..işte bizim mucize ve keramet diye okuduklarımız bugün bu adamlar tarafından keşfediliyor ve dünyaya ilim diye sunuluyor.(bizim mana erlerimiz bunları anlatınca hurafe deniyor )oysa o ilmin canlısı, her türlü halde, müminlerin inancının içinde capcanlı hala daha yaşıyor..Allah’ın onlara hediyesi zaten..ama bizde mana ehlini yok sayma ve onların ilmini reddetme hastalığı var..anlamadığımız her şeyi karalar ve alaşağı ederiz biz.adam kayırmacılık,cemaat ayrımcılığı,gelenek ve adetlerimizi din adı altında putlaştırdığımızdan(aslında ne kadar putperest olduğumuzun farkında değiliz..şehvet,şöhret,ilim,et,takım,parti,makam,para,güç vs.) ve saf tutmak aptallığı yüzünden ve yapıştığımız koltukları -mevkileri kimselere bırakmamak derdi yüzünden, önümüze gelene çelme takmayı ve yükselen biri gördüğümüzde paçasından hep beraber tutup aşağı çekmeyi çook seven, bundan haz alan,inanılmaz bir dedikoduculuk hastalığı olan fitne fücur bir topluluk gibi duruyoruz..bulunduğu yeri hak etmeyen,koltuğunu,yetkisini hakkı ile kullanamayan ve onu kaybetmemek için aklını sadece hinliğe yormak zorunda kalanlardan,yalanlarını takip etmesinin zorluğu yüzünden, dürüstlük ve doğruluk nedir hatırlayamayanlardan artık Allah bizleri korusun inşallah..ve amin..

her şey bir lutuf üzere olduğundan olan biteni kendimizden bilme hastalığından kurtulmamız gerekiyormuş..olan biten sadece Allah’ın tekelindeymiş ..kişilerde cüzlerince tasarruf varmış ama İnsan-ı Kamillerde Kül olarak tecelli eden de O’ymuş..ve O dilediğini dilediği an kendisine çekip alabilirmiş..o yüzden kimin ne vakit ne olacağı da sadece O’nun ilmindeymiş..ön yargılar ise bizim ayağımızda hep taş, kalplerimizde ise vesvese ile koca bir karaltıymış..inşallah bu farkındalık ile bundan sonra yapacağım işlerde ehiller karşıma çıksın ve ben onlara önyargısız bakabileyim diliyorum ve aminnn..kendi mucizelerimizin farkına varmak dileği ile…
****************************

Nur Cihan
19.08.2009

7 Ağustos 2009 Cuma

KÂR ZARAR ALİ'YII SEV


evvel zaman, her zaman derdi ki gülerek: "KÂR ZARAR ALİ' Yİ SEVDİK :)




ANmak  ve AN"LA" yabilmek ÜZERİNE 
 VEDALAR  


GELDİN Mİ?………………(4-8-2008 ikindi vakti)……………GİTTİN Mİ?
NEF-e-S-İ RAHMAN= İNSAN-I KAMİL= SIRR-I BE
HayAli min perdesinden:
Hz. İnsan Ali Öztaylan ve bu yazıda geçen, O Nefes in içinde barınan Tüm Zamanlarım  için..
Zaman Zaman
Geçmiş Zaman larımı  düşünürüm
ve hepberaber Yeni Zaman ıma  uyarım


HAYAL (Haybabam giderken -Usta Şevket Demirci için-2009 )
Tufan koptu
çünkü devri alemin batıni yöneticileri el değiştirdi
yenilendi sistem
ve emanetler ehillerine teslim edildi

Nuh’un Gemisi yapıldı
Gemi=İnsan-ı Kamil=Ra’nın kayığı=BE teknesinde ELİF kendisi
bir asırlık ömründekileri gemisine yükledi
ve pazarlıkların tufanı koptu
melametin gri hırkaları havada uçuştu
Yeni Güneş batı-N-dan doğdu(bu yıl İki Güneş doğdu, biri zahire biri batına)
Nuh’un Gemisi(Ra'nın kayığı=İnsan-ı Kamil teknesi) güneşin doğduğu yere gitti
Nuh suyun dönemsel döngüsüydü belki de

her şey bir atımlık Su dan değil miydi?
ve Su da hayat vardı
Su kendisini yine Su ile temizliyor demek ki
İlahi Nefes’in şiddeti tufan koparıyordu
Ateşi Ateş’in temizlediği gibi....


MADDE 

Yerin altı da üstüne geldi
gizlilikler-hazineler dışarı çıktı
ortalık kaostu ama aydınlanıyordu
yer habire sallandı- durdu

Batın ve Batıl silkelendi
ayıklanma zamanı
yeni emanetçi geldi
eskiden kalanları sahiplendi
sahiplenmediklerini silkeledi
Hak ile Batıl ayrıldı
yağmur yıkadı geçti
Kurban kabul olmuştu…Kurban kabul olmuştu

* * *

HAYAL(Sebeb-i Hilkat-i Alem –Mazhar-ı İlahi Efendim için -Evvel ZAMANIM Nefesi Rahman'da HÜKÜM SÜREN ŞİMDİKİ ZAMAN'A kavuşurken olan İstanbul hava tecellisi-2008 )

Gökyüzünü kaplayan gri bir NEF-e-S-i RÜZGAR
esiyordu, boydan boya esiyordu

sevdiğimin Nefes'ini almış gidiyordu
tüm ERenLERİN Ruhlarının yanına
esiyordu NEF-e-S’i rüzgar

RAHMAN ın Nefes'i her şeyi kuşatmıştı
Yenilenmiş bir Nefesti
Yeni emanetçinin hükmünde esiyordu
sevdiğim –dostum Nefes-i Rahman’a kavuşmuştu
Azrail muhteşem esiyordu
çocuk yeryüzünde koşuyordu
Nefes’in altında koşuyordu
nereye..? nereye.......?
çocuk hayretle Nefes’e bakıyor, bağırıyordu

Allahümme salli alaaaaa seyyidinaaaa Muhammedinnebiii 
ve alaaaaaaaa..Allahü ekber Allahü ekber lailahe illAllah Allahü ekber Allahü ekberrrrrrrr



UYANIŞ
Perdeler uçuşuyordu
cennetin seherinden esen rüzgar pencereden giriyordu
soğuğu çok severdi, sevindi
Rüzgar şiddetlendi hızlandı

hava döndü –ortalık karardı
soğuk arttı
İstanbul’a tufan yağmuru geldi
o gün -bugün esen Rahman’ın Nefesi’nden esintiydi
o günden beri yağan göğün gözyaşlarıydı

Rahman’ın bereketiydi
yağmur yıkadı geçti

Kurban kabul olmuştu..Kurban kabul olmuştu

*
ANLAYIŞ 
Dehşetle titriyordu
ve ağlıyordu
duyduğu HAŞYET ti
sahi HAŞYET ne demekti ki???
içine doğan sadece HAŞYET ti...

* * *


İNCİNMEDİ Kİ İNCİTSİN

Yer sallanıyor son zamanlarda
yavaş yavaş, aheste aheste

madde ve mana içini dışına çıkartmıştı

İNCİNMEDİ Kİ İNCİTSİN
Bir İnsan-ı Kamil göç ettiğinde
O Dağ hallaç pamuğu gibi savrulurdu
Dağ ın içindekiler Yeni Dağları çıkartırlardı

aynı volkanların denizdeki adaları meydana getirmeleri gibi
Aşk’ın ateşi dayanılmaz olduğunda
”demir erirdi, toprak olurdu” işte böyle...

İNCİNMEDİ Kİ İNCİTSİN

acıtmadı kimseyi aslında
her şey olması gerektiği gibi nezaketle yapıldı
uyutulduğu yerden bedeni
tüm ÖZgürlüğü ile
Ruh’unu HÜ-Rleştirmişti

tüm kainat bir Nefes'miş
Bir Beden- Bir Kişi meğer.....
İNCİTMEDİ Kİ İNCİNSİN

öğretmekti O’nun işi 
ve O öğretmeye devam ediyordu
Şimdi ve sonrada daima -sözünüz var unutmayın!!!

HAYat devam ediyormuş öğrendim
ve hepimiz O nefesin içindeyiz
aldığım nefes-verdiğim nefes”
içinde yüzdüğüm ama farkında olmadığım Nefes-i Umman’mış”

İNCİNMEDİM HİÇ İNCİNMEDİM
A’liyyül Ömer’in adaleti gelmiş
kurtla kuzunun yan yana yaşayacağı “Altın Zaman”
ehline teslim edilmiş emanetler
seyretmek lazım -keyfetmek lazım

NE İNCİNDİK NE İNCİTİLDİK
AFFETMEK LAZIM
FOTON KUŞAĞI- NUR-U A’Lİ GELDİ
ÖMER’İN ADALETLİ  SANCAĞI  ESDİ GELDİ...
NE İNCİNDİK NE İNCİTTİK AFFETMEK ZAMANI GELDİ

* * *
YORMUYORUZ
..

Düşünmemek lazım ya hani
düşünmüyoruz
hayalinde hayaliz ya hani
ve vehmin fısıltılarında sessiz
ya da sesli düşünceleriz
yorma diyorlar yorma!!
neden?
”OL”a dönüşüyor
”YORMA”
yormadan duramıyoruz
Senaryo kayıyor mu acaba?

18 bin yorumdan
birine mi kayıyorum
ama yine de vehmim durmuyor

yoruyorum
ve çok yoruluyorum
varlığın bir tek oluşu ne tuhaf
peki tüm bunca şey nedir diyorum:)
........?!!!!! (hayret)
dememeliyim
diyorum
yoruyorum
ve çok yoruluyorum
OLlarımı yorduğum için beğenmiyorum
teslim olabildiğimde

ait olduğum nefesin içinde
Rahman'ın kuşatmasında
tek Nefes-tek soluk-tek nabız

OLacağız.
düşünmekten kaçıyorum
vehmimden yoruluyorum

sakince
OL diyorum.
OL........
Nasıl dilersen öyle OL.........

* * *

 
YAPTIĞIM BİR GÖREV DEĞİL. O BENİM GÖNLÜMDE YAŞIYOR.
 O’NU ARIYORSANIZ BANA GELİN DİYEN’E(Aziz Mehmet Dumlu hz için )

3-9-2009

çocuklar iadeyi ziyarete başlamışlar
Sevgilinin Cemal Ayn’a sına varmışlar
Cemal Cemal’e şirini okumuş Sevgiliye
ve başka birinden bir şiir daha okunmuş..
ve ayağa kalkmış
Seven i ve Sevilen i birleyen..
ellerini açmış
en ahenkli dönüşle Sema ya durmuş
o aşkın bir cezbeyle dönerken
gözyaşı ve sevinç seyredenlerden yansımış..


bugün de yaşayan bu Saf  Ayn’a ları tanımak ne mutlu ne kutlu
İnsan olmanın onuru ve kutluluğu ancak Onların Huzuru nda anlaşılabiliyor çünkü…

biz, Aşıklar tanıdık
biz,  Bir bir lerinde Cemali seyredenleri tanıdık
hepsi aynı  kişiymişcesine, hiç bir fark göremedik
Hepsinde aynı hal, aynı nur, aynı ışık

Dedi ki Hurşidzade:
“Nurun Ala Nur nedir biliyor musunuz?”
ve yine kendisinden cevapladı gülümseyerek:
“Eşya Nur dur..
her şeyin hakikati Nur dur..
Beden Nur dur..
O na can veren Ruh  Nur dur..
anladın mı
Nur’un Ala Nur kim miş?”
kimmiş:)

Nur Cihan
05.08.2009
nuralem7@hotmail.com

İNSAN SEVDİĞİNİN NEFESİ RAHMANA KAVUŞTUĞUNU GÖREREK YAŞARSA
O ARTIK HİÇ BİR SEVDİĞİNİ TOPRAK ALTINA KOYAMAZ
ONLAR EBEDEN DİRİ VE HAY DIR

VE ALDIĞIMIZ VERDİĞİMİZ NEFES OLAN 
İŞLETİM SİSTEMİMİZDEDİRLER
HU 
nur cihan 3 ağustos 2015



http://www.sufizmveinsan.com/sohbet/anmakveanlayabilmekuzerine.html



29 Temmuz 2009 Çarşamba

ŞÜKRED-İ-yorum VE düşü-NÜ-yorum MASALI -0-




ŞÜKRED-İ-yorum VE düşü-NÜ-yorum MASALI -5-
BİR KIZIL GONCAYA BENZER DUDAĞIN

beste : Melek Hiç
güfte : Amir Ateş
Makam:Muhayyerkürdi

bir kızıl goncaya benzer dudağın
açılan tek gülüsün sen bu bağın
kurulur kalplere sevda otağın
kim bilir hangi gönüldür durağın
her gören göğsüme taksam seni der
kimi ateş gibi yaktın beni der
kimi billur bakışından söz eder
kim bilir hangi gönüldür durağın

***********
SADECE SANA ÖZEL MASAL……….

bir tablo çizmek istedim senin için:

hani bir heykeltıraş taşa baktığında içinden çıkacak heykeli görür ya…
hani bir ressam beyaz tualinde renklenecek resmi bilir ya…

hani bir müzisyen dalgınlığında bile muhteşem müzikler duyar ya..

Senin işinde görüneni ve görünmeyeni anlamak ve anlatmak ya….

Sana yazılmış bu hikayeyi benim yüreğimle,
lütfen benim için seyret olur mu?

Naif bir tablo…renksiz ve şeffafız…

İçinde hiçbir şey olmayan hırkanın içine aldığın

Her şeyimi sana verdim dediğin
ve
sen benim her şeyimsin dediğin
ve
evet doğru.. öyle deyip onayladığın

Şimdi….

sözü ne bürhana muhtaç

ve davetine pür telaş…..
isteme makamından alıntıdır…..
…..


işte bu tablonun ruhum latife tarafından şerhi:
salınıvermiş iki deniz yürür ve birleşir……
Adem in kendisi ve Havva sı için ettiği duaya
Arafat ın eteklerinde verilen cevaptır gelen
birbirlerinin manasına arif olduklarında
Arafat ın arifleri bayramı bulmuşlar..
işte şimdi Bayrami olmuşlar….
misli ile …misli ile huzuru bulmuşlar…………….

MAVİ KANDİLİM UYANDI ve sarayın sütunları dikilmeye başlandı….
şükredecek ve Sana verecek hiçbir şeyim yok biliyorum..
yalnızca Senin bana verdiklerini
sürekli Sana geri verip durduğumu anladım..
ve bu cahil reddedişlerim için özür diliyorum..
(anlaşmamızda sadece Seni sevmek vardı hatırlıyorum:)
verdiğin her şeyi Senin dilediğin gibi alıyor ve kabul ediyorum..
Senden sadece iyilik,güzellik,kolaylık ve muhabbet gelir biliyorum
kendi şerrimden Senden Sana sığınıyorum…
ve öylece özlemle bekliyorum….

TAM ELMA BİR GÖNÜL ALMA(OLMA) MASALINA AŞK İLE HUUU…
gökten bir elma düştü..
içinde sonsuz çekirdeği ile sonsuz elma olan..


ve O SONsuz ELma aslında HEP AYnı elmayı ANlatan

HER ANlayan kendi zanındaki ELmayı ANlayacak

ANlatan kendi elmasını ANlatacak


oysa elmayı YARatAN
sadece “O” HAKiki ELmayı bİlecek…..BİLecek…..

Nur Cihan
29.07.2009
nuralem7@hotmail.com

22 Temmuz 2009 Çarşamba

ŞÜKRED-İ-yorum VE düşü-NÜ-yorum MASALI -4-




ŞÜKRED-İ yorum VE  düşü-NÜ-yorum MASALI -4-

Bu kitap, masal diyene masaldır; fakat bu kitapta halini gören, bu kitap vasıtasıyla kendini tanıyan, anlayan da er kişidir.
Mesnevî, Nil ırmağının suyudur; kıptiye kan görünür, ama Musa kavmine sudur.
Hz. Mevlâna (k.s.)

BİR ÇOCUK NE İSTER? SADECE BABASININ KİM OLDUĞUNU BİLMEK İSTER..
hem döl hem yol babama
(DEMİR DÖKÜM USTASI ÂHİ- USTA ŞEVKET DEMİRCİ)tüm kalbimle……..


bu diyardan göçmek üzere olana çocuk sordu :ne kadar vakit var?
Haybabam:An-ı Daim……

Ben çok cahildim bilmiyordum,anlayamıyordum
Senin ve dostlarımın anlamını gördüm
Ve senelerce anlayamadım,kaçtım durdum
korktum.. bilmekten korktum..reddettim durdum..
biraz anladığımda ;dostumun sayesinde, ona sığındım
Seni yine reddettim..anlamadım,anlayamadım biliyorsun
Sen bile, giderken tam anlayacaktın.. dostumuz öyle demişti, biliyorsun
biraz daha anlayınca seni kabullendim ama yine de kaçtım anlamından
Daha çok sığındım dostuma, daha çok korktum
Biraz daha anlayınca sana yöneldim
Korktum ama korkumun üstüne gittim
Seni tanımak istedim,seni anlamak ve bilmek
Biliyordum ki bu imkansızdı
…………………………………………
Seni kabul ettim Ahir Zaman’ımda yaşarken
ve senle hasbihale başladık inceden, fark ettirmeden
Sen ortaya söylüyordun, ben manaları havada kapıyordum ve anlıyordum
Hiç çaktırmadan anlaşıyorduk ve ben yapmam gerekenleri yapmaya çalışıyordum
Umursamıyordum hiçbir şeyi
Sen yolumu gösteriyordun ve ben aşk a koşuyordum
bu konuyu sadece içimden sana anlatıyordum ve senden hiç çekinmiyordum
çünkü beni benden iyi anlıyordun ve çok güven vericiydin, hiçç utanmıyordum hiççç..
aşk a ar namus sığmaz, sen çok iyi biliyordun……
…………………………….
Sana aşk ı sormuştum bir gece
Sarhoş gibi sandalyede baygın haldeydin
En hazlı halinle:”Ooooooooooo diyordun oooooooooo….”
“Ahh Leylaaa..ahh Leylaaa “demiştin hatırla.. ne güzel gülmüştük beraber
Ben senin anlamından hep korkup kaçtım
Ve sen, beni anladın.. hiç belli etmedin
Ben aslında kendimden korkup kaçıyordum
Ve senin sadece babam olmanı istiyordum
Öylece babam olarak kal.. öylece, sadece babam kal..
Ve öyle de oldu.. ne güzel…
Sen giderken;herkes gelsin demişlerdi
gelmek istemedim ,her şeyle oyalandım,bildiğim son gelmişti onun için
kaçış yoktu, arabada sana doğru yaklaşıyorduk
Kalbimde bir çocuk çığlık çığlığa bağırıyordu
“Babaaaaaaaaaa….babaaaaaaaaaa…babaaaaaaa..babacığımmm”
Anladım gidiyordun
Yine aynı şeyler yaşanıyordu ve ben hiç kaçamıyordum…
birkaç dakika sonra haber geldi…sen gitmiştin…ama aslında hep buradaydın:)
Ben senin anlamından hep korkup kaçtım
Sanma ki ,seni tanıyıp bilemedim
bildim..bildim :)
ama ne bir başkasına nede kendime itiraf ettim..…
Özür dilerim.. çok özür dilerim..
Sadece babamız olarak kal istedim..
TEŞEKKÜR EDİYORUM……

EY PADİŞAHIMIN BİLE PADİŞAHI OLAN
GÜLDÜĞÜN GÜL’E
GÜL
GÜLE GÜLE………
************
Biz neden seçilmedik,biz neden sevilmedik diyenler için……
NASIL SEVİLDİĞİNİN FARKINA VAR…..NE VAR ALEMDE O VAR ADEM DE HÜKMÜNCE….
HEPİMİZİN BABASI ADEM’DİR..ADEM İSE TOPRAKTANDIR..baltayı,en büyük put- tanrının eline tutuşturandan binler yıl sonra, aynı soydan gelen;baltayı ,en tepedeki tanrıya vuran, bu sırrı açığa çıkarttı.ve kimse, kendi putunu tek başına kıramaz gösterdi..putunu ancak bir bilen,o mübarek omuzlara çıkartılmış,O’nun izinlisi kırabilir ve O’nu bulmakta önce niyetle olur… işte O kişi, kitaptan okutarak değil, bizzat yaşatarak öğretir..


Sen çok celaldin biliyorsun
yaklaşılamayandın..
son demlerinde cemale döndün
Oysa biz, bu sessizliğe alışık değildik
Seni harekete geçirmek için; sor derlerdi, hadi sor….
Çocuk:beni seviyor musun baba?
Haybabam: neden sevecekmişim seni?
çocuk:sevmek zorundasın çünkü babamsın?..söyle ,beni seviyor musun?
Haybabam:sen söyle?
çocuk:seviyorsun..çünkü milyar spermin içinde en sevdiğin ve seçtiğin ben olduğum için ve diğer milyar sperm kardeşim işte bu yüzden ,kendisini ,benim için fena ettiğinden seviyorsun..o yüzden, sevdiğinden eminim..seviyorsun..
……………………….
Haybabam: gönlüne iyi bak
çocuk: gönlüm sahibinin ellerinde ve O bize çok iyi bakıyor…


Sevilmediğini sanan,seçilmediğini sanan kimse bilmeli ki;Yaratan, onu sevmiş ve seçmiştir..ve onun ismini anmıştır..anmasa idi, seni zikretmese idi, nasıl var olabilirdin ki?..
İşte bunu anladığım için çok şükrediyor ve teşekkür ediyorum..
………………………

şimdiye dek tüm isyanlarım ve reddedişlerim için özür diliyorum..Sen’den, baştan sona razı olduğumu bilmeni istiyorum..baştan sona razıyım..inşallah, Sen’de, benden razı olursun diliyorum ve amin…sadece SENİ SEVEBİLMEME İZİN VERDİĞİN İÇİN teşekkür ederek şükrediyorum…
*********

bir dalga gider başka bir dalga gelir..sakın dalgaya takılma.orada kalırsın..gelen yeni dalgaya bak… öz-mana aynıdır.. ona bak..surete takılma diyenim için;
..
BİR KEZ DAHA SANA YÖNELİYOR VE BİR KEZ DAHA BİAT EDİYORUM
HOŞGELDİN…..
Gecenin seherinde odada çınlayan musiki Sen’i anlatıyor:

BİR İSMİ MUHAMMED
MERHABA
HOŞ GELDİN
İLLA HUUUUU..
………………….
evet.. tekrar Merhaba ve Hoş geldin…
EY SEVDİĞİM HOŞ GELDİN…

HOŞ GELDİN EY VARİSİ NUR…
Haremeyn’in Fetih Kapısı’nı bekleyen; YÜCE FATİH HOŞGELDİN…..
küçük ve korkak ay bir kez daha Güneş’ini selamlıyor
Gölgesiz …TÜM KALBİYLE EĞİLİYOR……
ve sağ avucuna  Haybabamın koyduğu 18 numaralı anahtarı
Güneşin’in ayaklarının altına seriyor….
HOŞ GELDİN….………..
*************

Nur Cihan
22.07.2009
nuralem7@hotmail.com

10 Temmuz 2009 Cuma

SEVKET DEMİRCİ VUSLAT;CELAL'DEN CEMAL'E VUSLAT

CELAL'DEN CEMAL'E SEYİR
GÖRDÜĞÜN NEYDİ BİLMİYORUZ
AMA SEN ÇOK HUZURLU VE MUTLUYDUN
ANLADIK Kİ SEVGİLİ'Yİ GÖRMÜŞTÜN
VE GÖRDÜĞÜN O SEVGİLİ'DEN GERİ DÖNEMEZDİN
GERİ DÖNDÜRÜLEMEZDİN
İŞTE ŞİMDİ SEN'DE ÇOK GÜZELDİN
HEMDE AYRILINAMAYACAK KADAR GÜZEL
SENİ SEVİYORUZ................

DOSTLARININ SEVKETLU DEVLETLU HEM MALUM HEM MECHUL SEVKET AGBİSİ,PEHLİVAN SEVKETİ,DOKUMCU SEVKET USTASI,EBUZZİYAFE SEVKET'İ,HATEM-İ TAİ'Sİ ŞEVKET DEMİRCİ 08-07-2009 TARİHİNDE VUSLATA ERDİ.

GÖNÜL DOSTLARI; DÜĞÜN ALAYI İ CUMA ÖĞLEN NAMAZINA MÜTEAKİP DUDULLU İMES SANAYİ SİTESİ CAMİİ'NDEN KALDIRILACAKTIR.CUMARTESİ KASTAMONU'DA DEFNEDİLECEKTİR..


O HERKESİN BABASIYDI ..VE EVLATLARINA HEP ŞU DUAYI EDERDİ..
YEDİĞİNİZ İÇTİĞİNİZ SİZDE MİRAÇ EDE..
DOSTLAR BİZİMLE OLA..
GÖNÜLLER HUZUR BULA..
İLİM OLA..
İBADET OLA.
AŞK OLA..
EYVALLAH İLLALLAH HUUUUUU.....

DEMİRCİ AİLESİ....

8 Temmuz 2009 Çarşamba

ŞÜKRED-İ-yorum VE düşü-NÜ-yorum MASALI(3)


















ŞÜKRED-İ-yorum VE
düşü-NÜ-yorum MASALI -3-

uyanmak ve gözünü açmak istersen ve kalkıp harekete geçmek istersen……

Biz kapıdayız …kapındayız…..

……………………………………………………………….
çocuğun hemen hiçbir yakını masallarını okumamıştı ve bilmiyordu..çocuk bundan büyük mutluluk duyuyordu ve Yaratan’ına teşekkür ediyordu..bu tarz, onun en sevdiği haldi..böyle devam etsin isterdi inşallah ve amin..geçen gün, çocukları dediler ki:”hani sen bizim için masallar yazıyordun ya, merak ettik, okumak istiyoruz..”sevinen çocuk anne, birkaç masal kağıdını onlara uzattı..en çok on dakika sonra, odalarından müzik sesleri gelmeye başladı ve masalları başucuna kondu:)dediler ki:” sen, zaten, bu masalları biz büyünce okuyalım diye yazıyordun değil mi?..biz hiç okuyamadık hem de anlayamadık..”

gülümsedi anne:”evet. o masallar 35-40 yaşınıza geldiğinizde okumanız için…”çocuk kalbinde ümit hisseti.demek ki çocukları masalı hatırlıyorlardı ve bir gün dışarıda hiçbir şey olmadığını anladıklarında ve kendilerini öğrenmek istediklerinde, genetik yapılarının taşındığı annelerinin onlara ne anlattığını da öğrenmek isteyeceklerdi..

işte çocuklar.. o gün geldiğinde, bu masallar, size çok şey anlatacak ve çok ağlatacak biliyorum..büyük ihtimal, çocuk ve masalın içindeki kişiler yaşamıyor olacaklar ve böylesi daha güzel, anlayacaksınız..bu yol özlem ve hasretle gidiyor...Onlar hep sizinle hissedeceksiniz.şimdi Hiçç anlaşamıyoruz ama o zaman Hepp anlaşacağız inanın:)

Kelebeklerimden biri, muhakkak sanatçı olacak inşallah ve amin..ve ben ondan bir şey istiyorum.aslında ilerde teknoloji çok gelişeceğinden hepiniz yapabilirsiniz sanıyorum. Ben ise bunu yapamam.. hiçç ilmim yok..ama hayal edebilirim..siz benim hayalimi gerçekleştirmek istemez misiniz?.istiyorum ki, bir İnsan-ı Kamil’in sohbetini bilgisayarda notalara dökün ve o notaları ve tüm geçişlerini renklendirip- tonlayın..ve sadece tıklayın.inanıyorum ki İlah-i müziği dinleyeceksiniz..Tanrı’nın kelamı.. SOHBETLER, o anlık doğuşlardır.ve ben, rehberimin sohbetini ne kadar dinlersem dinleyeyim, her defasında yeni şeyler öğreniyor –yeniden ona doğru akıyorum..o ses ten başka hiçbir müzik artık bana iyi gelmiyor..ve her şey sanki o ses..müzik…ahenk..ritim..estetik..bunu benim için yaptığınızda, bu muazzam müzikli filmi beraber izleyeceğimizi düşünüyorum ve şimdiden çokk teşekkür ederek şükrediyorum..


tasavvufta insan, kulağından doğar ve kulağından ölürmüş..İnsan-ı Kamillerin sözleri İlahi Kelam’dır ve kişiyi hem öldürür, hem diriltir.. hele onların nazarına denk gelmek, kişinin başına gelecek en güzel şeydir..Allah, size de nasip edecek inşallah ..çünkü onlar her yerdeler ve hep var olacaklar..(Evvel Zaman’ın hep dediği gibi:” her iki kişiden birini Evliya=Allah dostu görüyorum.”Zaman’da sık sık:” lafı tersinden anlayan evliyaları anlatıyor..”demek ki iki tür Allah dostu var..biri lafı düz anlıyor, diğeri tersinden..bu gerekli çünkü bir kumaş dokunuyor ve bunun için;ipliklerin bir ters bir yüz atılması lazım ki, kumaş olsun..İlahi Hikmet..)yeter ki İnsan-ı Kamil’e niyet edin ve o niyete sadık olun..kitaplardan malumat-ilim öğrenilirmiş ve gerekliymiş ama irşad=reşid olmak-doğruyu-güzeli görmek diriden-izinliden olurmuş.HER GÖREN, GÖSTEREMİYORMUŞ MESELA unutmayın olur mu?.ona mürşidi hediye etmiş ve göstermiştir ve o ölene dek yazar çizer çünkü Allah verdiğini geri almak huyuna sahip değilmiş..ama her gören irşad ehli değilmiş..onu ömrün boyunca okusan bile yine anlayamaz ve göremeyebilirmişsin.. çünkü göstermek, herkesin harcı değilmiş..ve İnsan-ı Kamiller canlı kitaptırlar..bunu ancak yaşadığınızda anlayacaksınız..sizi seviyorum ve şükredip teşekkür ediyorum..bize bu günleri nasip edene….
*********
uzunnnn zamandır tv de film izlemeyen çocuk,içinden geldiği için bir filme takılmış..son zaman ressamlarını anlatan bir filmmiş.(taşındığında, eğitimini almadığı ve berbat resim yaptığına inandığı için malzemelerinin çoğunu hiç bakmadan çöpe atmışmış çocuk..anlamış ki resim onu kesmezmiş.. masalların kural tanımaz-kolay, kopyala yapıştır oluşu- hayal gücünün sınırsızlığı-hesapsız ve kitapsız, daha eğlenceli ve daha boyutlu oluşu.)işte bu film de çok sanatsalmış.orada geçen bir cümle hiç aklından çıkmıyormuş..çünkü o tesadüfe asla inanmazmış…diyormuş ki ressamın eşi, ressamla kavga ederken:”bir ressam ne yapar?bir ressam ne yapar?..”ressam tüm hiddeti ile bağırıyormuş:”HİÇ KİMSENİN GÖREMEDİĞİ NÜ RESİMLER YAPAR.”harika bir cümle değil mi? ve ne doğru..sadece Sen’in gördüğün mesela:)

bu filmde çocuk, tv de olan değişiklikleri de gözlemlemiş..kaç senedir doğru düzgün gazete de okumadığı-haberde izlemediği için olan biten her şeyden habersizmiş..dünyanın merkezi kendisini sanır ya hep insan; aslında hem öyle, hem değilmiş..öyleymiş çünkü;her insan DNA sın dan, hücresine ve parmak izine dek eşsiz ve benzersiz TEK miş..öyle olduğu halde, TEK olmasında hiçbir mana yokmuş..bir ve beraber olduğunda ancak tablo derya deniz anlamındaymış..öyle bile olduğunda sonuç yaratılmışsın ve sana verilmiş sınırlı bir akılla Yaratan’ın sınırsızlığını asla idrak edilemez olduğunu öğreniyormuşsun mesela..(burası akla akılla veda edilen alanmış.. aşk geliyor sanırım, kim bilir?)yani sen Allah değilsin ve olamazsın.. sınırlı aklınla nasıl olur ki, Allah gibi düşünebilirsin değil mi?yaratılmış YARATAN ı nasıl düşünebilir ki?ama Allah’ı hiç akıldan çıkartmadan Allahlı düşünmek en doğrusu imiş..günahta ve sevap ta hep, Allah razı mı diyebilmekmiş tüm mesele..Allah benden razı mı?

her şey, sen olsan da, olmasan da devam ediyormuş..kimsenin umurunda bile değilmişsin..yani hayat sürmesi gerektiği gibi saat gibi işliyormuş.çocuk bu konuda genişmiş,hiçç alınmıyormuş..çünkü o senelerdir hayran olduğu bir fikre sahipmiş bunu da Hz. Arabi’nin kitaplarından öğrenmiş..her şey, hem senin dediğin gibi doğru, hem de benim dediğim gibi doğruymuş ama aslında ikisi de değilmiş..hakikatte sadece Allah’ın bildiği ve dilediği doğruymuş..ne güzel bir düşünce sistemi değil mi?..her şeyden kişiyi kurtarıyor..çok sağlamcı gidiyoruz bu halde..o halde bu kainat sahnesinde yaratıldığım ve oynamam için, bir rolde bana verildiği için çokk şükrediyor ve teşekkür ediyorum..

filmde; dahilikle delilik arasında gezen bu müthiş yetenekli sanatçılar, habire sigara içiyorlarmış..ve sanırım kanunlar yüzünden sigara olan her yere böyle acaip bir buut koymuşlar..yani filmi mahvetmişler..oysa sigara içince adam kimseye bir yapmıyormuş kii..aklıda yerindeymiş..filmin hemen her anında içkileri devirirken –şuurlarını gideren, ellerinde kadeh ve şişeler uçuşurken ve uyuşturucu içerken ve sık sık sapıtırlarken asla buut konmuyormuş..çocuk bu traji komik kanunları çıkartan beyinzedelere çokkk şaşırmış…neden?neden?ahhh neden?el cevabbb:)yoksa buda mı sanat?artık daha çok tv izleyeceğim..zekamda belki artış olur..geçen bir tanıdığım, ünlü bir dizide içki içilen bardaklardan aldı..o dizide, sürekli bu bardaklardan içki içildiği için fiyatı çok yüksekti bardakların..komik değil mi şimdi ,yani,teşvik değil mi?. Bu bardakların ve şişelerin üzerine” dikkat, içince şuur gidebilir.. kontrolsüz içerseniz, sapıtarak sonra çokk pişman olacağınız, akla hayale gelmedik şeyler yapabilirsiniz” diye neden yazmıyorlar anlamıyorum…

aslında bu traji komik mevzuyu; belki de daha evvelde kaç kere duymuş,bir kerede deneyimlemiş miş mesela..makam sahibi-yada çok para sahibi görgüsüz bazı zevat davetlerinde, cahil dindar-yobaz-ezik sandıkları Müslümanları ki; kendi nüfüs kağılarında da Müslüman!! yazıyormuş…verdikleri davetlerde içki servisi yaparak içip içmediklerine bakarak, onları, horlayıp horlamayacaklarına karar veriyorlarmış....geçen bir dr. dan yine böyle bir üst düzey davet dinlemiş..ne salakça olduğunu yazıp geçmek isterim..Allah’ından,Peygamberinden,Müslümanlığından utanan ,İmanından habersiz olan bu adamcıklara sadece gülüp geçeriz değil mi.?kusura bakmasınlar benim için, “ileri” de değiller ne yazık ki.ve ben yaşlandım. ömrüm gelip geçiyor artık onları ne dinliyorum ne okuyorum ne de seyrediyorum...kara mizahlar sadece..

bu filmde bunu ispat ediyordu zaten..ama dahi-deli sanatçıların beyinlerinin hali çokkk özeldi bence..yetenek muazzam bir Allah vergisi..sanatçılar öyle olmasalardı bu dünya bu kadar acaip-güzel-cazibeli olmazdı değil mi?bu filmi izlediğim için ve böyle komik kanunlardan haberdar olduğum için çokkk teşekkür ediyor ve şükrediyorumJYeşilAy bence yarım çalışıyor(hilalay:), ya sizce?kominist rejimlerde çok alkol var mesela beyni uyuşturduğu için, düşünemeyen toplumlar kolay idare ediliyor sanki..yeşilay içkiyi ve uyuşturcuyu TEKELine almış sanki..neden?
**************

işte çocuk da hayatının dörtte üçünde değişik tarzlarda, saçlarını bir bez parçası ile örtmüş biri olarak; şu uzunnn yıllardır süren, başörtüsü hakkında konuşmakta kendi adına,kendisi için,yetkin olduğunu bir avam olarak hissediyormuş.çocuk, bu hakkını şimdi yazarak kullanmak istiyormuş...demokrasilerde, halkında söz söyleme hakkı varmış..bir türlü çözüm bulamayan erkek cinslerinin ve çok az nadir birkaç başörtülü kadının ve örtmeyen pek çok kadının sık sık fikri medyada alınıyormuş ve hiçç sonuç yokmuş…bu oyun çokk çirkinmiş..bu konu hiç bitmeyen bir konu olduğundan herkes gibi çocukta çokk sıkılmış..üstelik gözlemlere göre, hemen çoğu erkek bu saç örtüsünü hak etmiyormuş ki; kadınlar neden kapandıklarını bile bilemiyorlarmış..çünkü Tanrı’yı yatırıp uyutan fakülteden kesin ve kararlı açıklama gelmiyormuş nedense..ve hayatın içinde olan şu imiş ki ,erkeklerin(müstesna kısmı hariç) hemen çoğu, aile yada ilk cahil imanları ile eşlerini kapalı seçiyorlar daha sonra para ve makam-şöhret arttıkça onları beğenmiyorlarmış..şık ve havalı yerlerde teşhir edecekleri ve nefislerine hoş gelen hanımlarla olmak istiyorlarmış..bakın etrafınıza mesela eşi kapalı olan makam sahiplerine hemen çoğu yalnızdır..yakıştıramazlar..(yada o hanımların tercihleridir-aslında çokkk incinmişlerdir genelde..ortada olmayı sevmez hemen çoğu.bıkmışlardır..yorgundurlar..ve çokk haklıdırlar..)

erKEKler ise zamanla da bu yanlızlıklarını bilgisayarlarında bir tık mesafesinde -vicdanlarında kalanları ise zuhura çıkartarak devam ederler değil mi?…her yerde var ..kendimize baksak bile yeter..işte bu sıkıcı durum çocuğu çokkk sıkmış bir ara..ve yine seri halinde olan bir zat ın kitaplarında okumuş ki başörtüsü yok..hayret etmiş. Çünkü, bu tasavvuf kitabından çokk şey öğrenmişmiş çocuk..ve artık saçlarımı, emeklilik vakti kadar örttüğüm için, başımı özgür bırakabilirim diye düşünmüş..çağdaş olmak işte bu kadar kolaymış-adam sayılmak ve beğenilmek..yaptığından mesul tutulmuyormuşsun o zaman..serbestsin yani..sevabı ve günahı bende, diğer başını örtenlere yükleyebilirim demiş o zaman…kalbim temiz derim.. bu bana yeter.

Evvel Zaman’a gittiği bir sabah O’na bunu sormuş..yeni mürşitlerin bile çoğunun hanımın başı açık ve onların çoğu örtü yok diyorlar ve biliyorsunuz örtenlerin içine bulundukları hali?
yaşlı ve hasta bedeni yatakta uzanmış olan Evvel Zaman birden yataktan doğrulup ve ilk kez çocuğa azarlarcasına sus işareti yapmış..ve ellerini olumsuz sallayarak demiş ki:”sakın bana onları anlatma..onlar zamane mürşidi.. hepsini biliyorum..hepsinden haberim var..”ve takkesinin altından bir tel saçını tutarak çocuğa göstermiş:”saç o kadar değerlidir ki, tek bir telini bile göstermezsin” demiş..ve çocuğun kalbi bu konuda artık hiçç bozulmamış..o söyleyince her şey sükun oluyormuş çocuk için..mesela hayatının çözülemeyen bir düğümünü kesip atmak istediğinde, o istediği için hiçbir hakkını kullanmadan beklermiş çocuk..

bazen ilim sahipleri insanları senelerce zorlayan ve hayatlarını heba eden kararlar veriyorlarmış nedense ve pek çok kadının hayatı-duyguları-inancı ile bile bile oynuyorlarmış..esas, o kadınların doğurduğu ve büyüttüğü evlatlar bile annelerini beğenmiyorlarmış, modern değil diye..kimse bu vahim hali nedense konuşmuyormuş, neden?ve çocuk Allah’a çok sormuş bu konuyu..samimi bir ihlasla-acziyet ve gözyaşı ile sorunca muhakkak cevap gelir diyorlarmış ya(hani Allah duygusuzdu?..O, duygusuz olsa, bizde bu kadar duygu ne arıyor peki?O’nda olmayan bir şey bizde nasıl oluyor peki?ve neden Hz Peygamber, Kur’an okurken gözyaşı dökmemizi istiyor.. gözyaşı dökemeseniz bile dökenleri taklit edin demiş mesela, neden?) ..

çocuk,rüyasında Hz. Rasul’u görmüş..lütfetmiş şeref vermiş..üzerinde beyaz hırkası ve başında dizlerinin üzerine dek inen beyaz baş örtüsü varmış..onların iki ucunu alıp, bir de mübarek omuzlarının arkasına atmış..kalbine gelen mana ise şu imiş ..yüz açık olacak..demek ki yüz açık olduktan sonra istediği gibi başını örtebilir-örtünü dolayabilirmişsin..çocuk bu cevaba inanılmaz sevinmiş ve kalbini ferahlatan bu cevabı kaydetmek istemiş..çünkü kendisi gibi pek çok kişinin kalplerinin yaralı olduğunu biliyormuş..ve bunu onlara; kendisine hediye edenden, hediye ediyormuş..aslında kadınlar saçlarını erkeklerden korunmak için örtmüyorlarmış..bunu anlamak çok güzel bir şeymiş..kadının manası çok değerli olduğundan, manasını korusun diye gerekliymiş..en önemlisi de Allah dilediği için..söz dinlemek için..madem ki gaibe-bilmediğimize iman ediyoruz bunu tam gerçekleştirince Allah da bize bilmediğimizi öğreteceğini söylemiyor mu?


erkeklerin gözkapakları varmış!!? örtmeleri gereken.. anlayan için tabii.. baş örtmek çok ağır-nefse zor gelen bir şeymiş..örtü yok demek yanlışmış..oysa ben yapamıyorum,işim dolayısı ile,eşim dolayısı ile,nefsimden dolayı,ailemden dolayı ve sonsuz bahane ile Allaha yönelerek bahane sürülse, zaten Allah affetmek için bahaneleri de yarattığından iş farklı olurmuş..lakin kesin, örtü yoktur deyince işin rengi de değişiyormuş tabii..var ama ben yapamıyorum bu kadar basit…günah işlerken bile Allahlı olunursa yani Allah biliyor ya ben hatalıyım ama o affı sever, çok af eder dense başka, hayır yok öyle bir şey dense, başka oluyormuş..


örtü hakkında kuruntulu olduğu o dönemde bir cevap daha gelmiş çocuğa; tv de meal dinlerken.. aslında bu farkındalıkmış..

Nur Suresinin(içinde örtün emrinin de olduğu) ilk ayeti diyormuş ki:

1. (Bu) Bizim inzâl ettiğimiz ve (hükümlerini üzerinize) farz kıldığımız bir sûredir. Belki düşünüp öğüt alırsınız diye onda açık seçik âyetler indirdik.

İşte bu apaçık bir delilmiş..ve çocuk bunu bir toplantıda; akademisyen, Tanrı’yı uyutmayan Ehl-i Tasavvuf bir Mesnevihan’a söylemiş..hoca,Kur’an-ı getirtmiş ve ilgi ile ayeti sesli okumuş..teşekkür etmiş çocuğa:” bunu inceleyeceğim ve bakacağım” demiş..çocuk:” bu ayet ortadayken, neden senelerdir ilahiyatçılar tv den bize bunu söylemediler ki-bizi birbirimize düşürdüler-kafalarımızı karıştırdılar?” diye sormuş..hoca :”inan haberleri yok,farkına bile değiller.. inan “demiş ..

çocuk yarım yamalak örtünse de, bu kadarını yapabildiği için kalbi müsterihmiş.yapamasak ta yolunda olmak mesele..ama tuhaf ki, insanlar da acaip düşünceler varmış..mesela kendileri de Müslüman oldukları halde başını örtenlerden kendilerinin hiç yapmadığı pek çok düzgün davranışı bekliyorlarmış..bir bez parçası ahlakı hemen düzeltiyorsa neden örtünmüyorlarmış ki?..mesela ben ömrümün dörtte üçünde örtündüm ve ahlakımdan hiç emin değilim, kolay mı?kalp en kolay dönen, bozulan yerdir unutmamak lazım.. kalbin kelime manasına bakmak lazım..günah işlemeyi Allah yasaklamamış ki..sen nasıl ve ne kadar günah işliyorsan bende aynen işleyebilirim yani..Allah hiç günah işlemeseydiniz sizi helak eder ve günah işleyen ama tövbe eden topluluklar yaratırdım dememiş mi?sen kim oluyorsun?..kendini yargılasana önce, değil mi?bana gerici diyorsun oysa beni reddederek sen gericilik ediyorsun..ilk evvela insan çıplakmış ve ilerledikçe-MEDENİLEŞTİKÇE(bedenileştikçe ise çıplaklaşıyoruz tabii) örtünmüş..mesela eskiden Herodot tarihinde okumuş çocukcağız:” Turuvalı Helen hem örtülüymüş, hem de peçeli..çünkü o asil olduğu için tebanın onu görmesi yasakmış..kumaş da çok nadide bir şey olduğundan eskiden örtü en ileride olanların harcıymış anlayacağımız..”bu konuda yazabildiğim için çokk şükrederek teşekkür ediyorum..:)

bir de yaklaşık yirmi sene evvel gittikleri bir seyahatten dem vurmak istiyormuş çocuk..onca senedir kalbini sızlatan büyük bir utanç duyduğu hatıraymış bu..bize islamı iyi öğretemedikleri-ibadetleri hiç sevdiremedikleri için-onlardan utanç duyurdukları için için …çoğu kişi gibi çocuk da dışarıda namaz kılmaktan, dinden imandan bahsetmekten utanıyormuş eskiden..bugün biliyormuş ki; o vakitler, alnı secdeye değmesine izinli değilmiş..Hacı Bektaş-ı Veli Hazretlerinin mekanına gitmişlermiş..bir ramazan vakti imiş..hepsi oruçlularmış, lakin namaz yok tabii:)orada tarihi bir camii varmış..çocuk başını camiden içeri uzatmış..her yer halı ve üzerlerinde kat kat seccade ve postlar varmış..

camii var-post var-imam var tek bir namaz kılan yok…ve ezan okunuyormuş..çocuğun kalbi öyle çok camide namaz kılmak istiyormuş ki ama içeri adımını atamıyormuş nedense..o sıralar, demek ki, Allah, onu namaz kılmaya layık görmüyormuş….ve etraf kasvetli-karamsarmış..el arabalarında acaip kasetler çalıyormuş- ilk kez duyduğu kasvetli müzikler yayılıyormuş..insanlar da inanılmaz karanlık kasvete sahiplermiş..ve çocuk o vakit her şeyden habersizmiş..camiiye tek bir kişi namaz kılmaya gelmemiş..çocuk bakmış ki hoca tek başına kılıyor..kapıdan öyle hüzünle baktığı halde, namaz kılmaya girememiş..

geçen biri ile bu hali konuşmuş..o kişi o camiyi yeni ziyaret ettiğini ve aynı halin devam ettiğini-kendisinden başka namaza gelen olmadığını anlatmış çocuğa..çocuk buradan onu selamlıyormuş..ne mutlu size diyormuş.işte çocuk bu adlandıramadığı tarifi zor burukluğu kaydetmek istemiş ki affedilsin inşallah ve amin..artık kalbinden bu hatıra kalksın istediği için yazıyormuş..

Ve onları bir “rehber dede” karşılamış..avucunu uzatmış..içinde çekirdek varmış..biz oruçluyuz demişler yolcular..peki demiş dede ve onlara rehberlik etmek istediğini söylemiş..ve onları gezdirmiş..Hacı Bektaş-ı Hazretlerinin kabrine gelmişler ve dede demiş ki ..durun bakalım burada mı? ve eğilmiş..”evet” demiş “burada, hadi eğilin ve koklayın..”yolcular tek tek koklamışlar..çocuk ilk kez böyle bir şey deneyimliyormuş..gülsuyu ile ıslatılmış taze toprak kokuyormuş..çok şaşırmışlar ama hepsi sanmışlar ki; oraya, dede, koku döktü:)zamanla onların yaşları ilerledikçe ve türbe ziyaretlerine başlayınca anlamışlar ki o koku pek çok türbede ve kabirde var..bu ilk koku deneyimi için teşekkür ediyorum ve şükrediyorum..

Ve rehber onları bir tepeye çıkartmış..burada bir mağara varmış ..”Hacı Bektaş-ı Veli Hazretlerinin inzivaya çekildiği mağara”” demiş dede ve tepesinde bir küçücük delik varmış mağaranın..dede:”insanların çoğu cahildir..yaşlılar,hamileler,hastalar filan zorla bu delikten geçirilmeye çalışılır..geçerlerse günahları af olur sanıyorlar ve çok sakatlıklar oluyor “demiş..çocuğun grubundakilerin bir kısmı da bu delikten ite kaka geçmeyi başarmışlar ve çok sevinmişler..
ve az ötedeki öbek halindeki içki şişelerin göstermiş tur rehberi dede:”işte, bu da başka cahillikleri .ar-ı namusu şişeyi yere çaldım edebiyatı var ya işte onu uygulamak için buraya içmeye geliyorlar..içip içip şişeleri atıp kırıyorlar,kavga çıkartıyorlar” demiş..yolcular tasavvufun adını bile bilmediklerinden sadece turistik bir gelenek gibi bakmışlar tabii..işte bugün bu adamlar Hz. Ali’yi, Hz. Hacı Bektaş-ı Veli’yi,Hz. Mevlana’yı ,Hz.Yunus’u çalıp sahip çıkmaya çalışıyorlarmış ve kimse çıkıp ya diğerleri?.. yahu, siz kimsiniz demiyormuş. Kur’an ‘da korunmuş olan Hz. Peygamber’in mahremine,müminlerin annesine;Hz. Aişe’ye küfredebiliyorlarmış.neden? diyebildiği için çocuk şükrediyormuş.. neden?haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır diyen Hz. Peygamber için.. çocuk, ancak bunu yazabildiğine çok teşekkür ediyormuş..

“Allah yolunda ölenlere ölü demeyiniz, onlar ölü değildir ..Allah onları sizin bilmediğiniz bir şekilde rızıklandırır “anlamında bir ayeti hatırlamış çocuk..ve bunu tefekkür etmiş..neden normal kabirlere hemen kimse gitmezken Allah dostlarının; isterse dağ başına olsun, daima ziyaretçileri oluyor? hiç düşünmüyor muymuş bunu yasaklayanlar ve inanmayanlar.. anlayamıyormuş çocuk..ve Hz. Ahmet Kuddusi’yi düşünüyormuş çocuk..Zaman:” neden korkuyorsun ki?..oldu mu bir şey?” demiş..”hayır, olmadı “demiş çocuk..”o zaman korkma .bir şey olmaz” demiş Zaman..çocuk, babasına Ahmed Kuddusi Hazretlerini anlatmış..”neden o kadar celalli,insanı yakacak kadar celalli bakıyordu” demiş..babası anlatmış..ve demiş çocuk:” peki o kadar celalli ve heybetli bir adam o incecik sözleri nasıl yazmış” diye sormuş..”muhabbetinden ,O’nda aşk galipti, o yüzden..”ve çocuk sormuş “nasıl bedenleniyorlar peki “demiş..”oooo demiş ..çok kolay onlar için, bu çok kolay..biz anlamıyoruz..ayet var..onlar Allah tarafından bizim bilmediğimiz şekilde rızıklandırılıyorlar..””yine gelir mi “demiş çocuk..”gelmez mi, hem de ……….”çocuk bu yolda hata yapmaktan korktuğunu söylemiş..Haybabam :Allah yolunda hata olsa bile, Allah, O’nu öğrenmek istediğin için, o hatayı saymaz ve doğrusunu öğretir ..korkma demiş..aynını Zaman’da hep söylüyormuş zaten..

çocuk BELA kelimesi üzerine düşünmüş ve gönlüne düşenleri anlatmış..sonra BEKA kelimesine geçmiş ve ikisini birleştirmiş..Babası:”dur.. bunu düşünemiyorum..ilaçlardan.. gidip uyuyayım, sonra konuşuruz.. toparlayamıyorum” demiş..”hayır gitme” demiş çocuk “şimdi halledelim.uyursan kalkamazsın..” ve kardeşinin bir gün evvel söylediği bir nefesten bir cümleyi hatırlayarak söylemiş..”hah” demiş Haybabam “şimdi oldu..”çocuk altın vuruşu için; eBEsine , soBE demek istiyormuş şimdi ve sevinçle OLeyy OLeyyyyyy diye içinden çığlık atıyormuş..çocuk masalıma senin Melami meşreb olduğunu yazacağım tamam mı? demiş “yazma”… “yazacağım demiş çocuk.. “yazma” demiş Haybabam..”ne yazayım? demiş çocuk..”zırdeliydi diye yaz “demiş..ve çocuk yazıyormuş “biz zırdeliyiz ya siz?”

Çocuk gece yürüyüşlerine ilk başladığı gece ,gölette, ışık ve müzik gösterisi suyun üzerinde sahnelenmiş..bu gösteri, ilk çıktığında, ne kadar değerliymiş birkaç yıl evvel mesela.şimdi kimse yokmuş.. boş parkta,çocuk ve birkaç kişi banklara oturup izlemişler..çocuk suyun üzerinde bu ses(müzik) ve ışığın(renklerin)- (holoğram)ilk izleyişinde hayranlıkla ağlayışını unutmamış..hikayesi şu imiş gösterinin..su damlacıkları –ilk deniz canlıları-hücreden hayvana ve insana geçiş ve ilerliyor.. ilerliyor dans eden kadın ve erkekle gösteri bitiyor..ilk olduğunda ne gizemli ve kıymetliymiş bu gösteri.çocuk düşünmüş; bir şey ne kadar çok bilinirse, ne kadar ortadaysa o kadar görünmez ve bilinmez oluyormuş..insan açıkta olanı karalıyor ve horluyormuş..çünkü insan hep gizem ve sır peşindeymiş..ortada olana, bedava olana” aa.. bunda bir şey yok” deyip bakmıyormuş bile..kıymet bilmezlik buradan geliyor demek..doğamız böyle demek değil mi?kendimden biliyorum tabii….o yüzden, sır sır deyip merak celbederek kitleleri sürüklemek lazım mış..sırsız olunca kimse bakmıyormuş zaten..o yüzden tasavvuf ehli-eğlencesi tevhid olanlar kendi aralarında eğlenip duruyorlarmış.. çocuk bunu yeni anlamış..

biliyor musun?
artık korkmuyorum sayende
Ve Nur’a niyet ettim
Sen gelmiştin
hani, “sor” demiştin ya
“sor Bana”
“ne sorayım?” demiştim
Nur’u sor “demiştin hani..

”işte soruyorum”
“Nur” nedir?
Sen varsın

Ve ben yokum..

Sen’in öğrettiğini ve Sen’in dilediğini
ancak Sen’den bilebilirim..
Sen’i sonsuzca ve Zamansızca ve Mekansızca….
çok şükrederek ve çok teşekkür ederek, sadece seviyorum..

Sen’i sevmeyi öğrenmeyi seviyorum…yalnız çokk özlüyorum, çok özlüyorum...








Nur Cihan
08.07.2009
nuralem7@hotmail.com
http://sufizmveinsan.com