15 Kasım 2010 Pazartesi

ZAMAN DEĞİRMENİNDE ZAMANE TEFEKKÜRLERİ MASALI – 12



ZAMAN DEĞİRMENİNDE ZAMANE TEFEKKÜRLERİ MASALI – 12



Bu masal  Hamse-i  Al-i  Aba’ya  adanmıştır…


Merhaba Sevdiğim ve Merhaba..geçen yazıda ellerimizi okumaya çalışmıştık.. parmaklarım minare/avuçlarımda kubbeler/bileklerimde camii yazıyor..
iki elini birleştir ve bak/tüm parmakların Lailaheillallah yazıyor…
bakalım mı kaçıncı masala gelmişiz.. 1+2=3.. tasavvufta sayılar 3 ile başlarmış ..3 ise 1 demekmiş..ve ne acaip bir iştir ki, ilk 3. masalımdaki aynı şeyi yazacağım. ne ilginç değil mi?. aslında ne yazacağımı bilsem de, konuya nasıl gireceğimi bilemiyorum tabii.deneyelim mi?ben, Hamse-i Al-i Aba hakkında  yazabilecek donanımda olmadığımdan edep etmek isterim.. O’nu yazamayacağımı bilirim.. kitaplarda anlatılanları-dinlediklerimi- herkes gibi  hatırladığım kadarıyla tekrar edebilirim.(hiç kimseden şimdiye dek dinlemediğim, okuduğum bir detay benim için çok değerli.onu yazmak bana çok iyi geleceğinden, onu anmak isterim…O BEŞ’li(5-0) , ABA  nın altındayken, orada bulunan hz  Aişe annemizde katılmak istemiş.. ve hz Peygamber O’na  orada durmasını ,çünkü hanımlarının zaten kendisiyle beraber olduklarını söylemiştir..bu şu demek..eşler birbirlerinin  örtüsüdürler değil mi?.. çocuklar, o çocukların eşleri ve aileleri ,sevdiklerimiz= bunu da, O ABA altından uzanan eli tutan Salman-ı Farisi temsil etmiştir.. nasıl ki et tırnaktan ayrılamazsa buda öyledir.. bencil değil sencillik bu olsa gerek değil mi Sevdiğim.
  
ben başka bir ABA dan yazacağım..  O ABA değil ama ondan gayrı de değil bilirim.. Has’ını yazamasam da, başlığımı O isimlerle taçlandırmak istedim. .
Güneş
Işıkları huzmeli,
Altın ışıklar saçıyor.
Yılan asa olmuş,
Sırat-ı Müstakim üstüne uzanmış.
Bir tesbih uzuyor,
İnci taneleri dizisi ışıldıyor.
Sıra ile açılıyor inciler,
Her biri bir A’liii.
A’li ler sonsuza dek gidiyor,
Selamlıyorlar ve gülümsüyorlar.
Yüzleri ışık ışık,
Seçilmişler dizisi,
A’li ler incisi,
Alim de; A’li ler den bir Ali.
Pir’im benim hem de ol A’lii
Güzel yüzlü, tatlı dilli,
Altın huzmeli yolun incisi,
Güneşin öğrencisi,
Kutlu kişi.
Kutbumdur O, benim
Merkezim, mihenk taşım,
A’li lik tir nişan-ı,.. ismi de Ali.
Kevser havuzu sahibi,
Can Alii,
Yar Aliii, dost Aliiii. (14-1-2008)
A’Lİ  ABA MASALI…..
zamanın birinde bir Evvel Zaman varmış..birde çoook cahil bir çocuk..nasıl olmuş bilinmez kaderin garip bir cilvesi işte, Hakk dilemiş ve bu zavallı çocuğun başına Devlet-i A’li nin Hüma Kuşu konmuş sanırım.. bu bir masal olduğu için, masalsı olmalıyız ki her şey hayale uygun olsun değil mi?…çocuk hayalinde ona öğreten kişilerin nedense hiiç yüzlerini göremiyormuş..herkes Hz. Peygamberi nasıl gördüğünden dem vururken, ona sadece Hırka ve Başından Aşağı Salınmış Başörtüsü ile Işık İçinde Bir Vech düşermiş..çocuk çok hırçınmış..bir gün demiş ki Evvel Zamana ağlayarak:ben çok mu kötü biriyim ?.beni neden hiç sevmiyorlar? .. neden bana yüzlerini göstermiyorlar?..neden hiçbir şey göremiyorum? .Evvel Zaman:evladım, siz burada görüyorsunuz ya, o yüzden rüyada göremiyorsunuz demiş..çocuk:”görmüyorum?!”..Evvel Zaman tebessümle: görüyorsunuz demiş..çocuk bu anlaşılmaz sözlerden hiiç teskin olamıyormuş.. çünkü anlatılmak isteneni nedense(vakti gelmediğinden ) anlayamıyormuş.. görememek acısı ve korkusu takıntı halinde hep devam ediyormuş.. hala bile, değil mi Sevdiğim..hatırlıyor musun, Sana geldiğimde nasıl perişandım.. göremediğimi anlatıyordum hani..Sen öyle tuhaf bana bakıyordun ki..aslında benden başka bir şeye- kıpırdamadan tesirle bakıyordun..Sen:hiç mi görmedin?  diyordun tekrar tekrar.. ve bende hep ağlayarak “hiiç göremedim.. gittiğinden beri ,bana hiiç kendisini göstermiyor” diyordum..işte o gece Sen, o dairedeki yüzük taşı olan Sen, ışıl ışıl ilk defa bana yandın..

ve bir defasında yine dağıtmışken” hiçbir şey yok,orası karanlık,yokuz,orayı istemiyorum “diye ağlarken..Sen nasılda:” bak, Ben varım ,buradayım, yaşıyorum,varım “demiştin..sonra ben yavaş yavaş hayata tutunmaya başlamıştım hani..Sen varsan bende vardım çünkü…hala daha öyle…
………………….
çocuk  hayallerinde,Hüccurat Suresi ile Fatır Suresi diye bir surenin daha olduğunu öğrenmiş..Fatır ı nedense Fatiha ile ilişkilendirmiş..Zamanla her şeyi her şeyle ilişkilendirmeyi de öğrenecekmiş ya, o bakımdan..meğer çocuk çook sonra duymuş ki; bir yolcu, gerçek bir rehbere bağlandığında ona hediye  verilirmiş.. çocuğunda hediyesi bu umreymiş demek ki..çünkü onların dost olmalarının hemen akabinde, birkaç hafta içinde başından sonuna bir anda gerçekleşen bir hediyeymiş bu seyahat.. Evvel Zamanına veda için telefon açmış..orada ne yapayım? demiş çocuk..Evvel Zaman “Bizden Selam Söyleyiniz “demiş sadece. çocuk 11 gün sonra dönmüş.. giderken oradaki  yüz binlerce insanın en zelili garibi olduğu muhakkakmış ..ve  dönene dek,” beni bir daha oraya yollama” diye ağlayarak heep  yalvarmış.. ölmeye gelmiş ya zaten..
………………
……. her zamanki gibi yine, başaramamış biri olarak ağlaya ağlaya geri dönmüş. tabii zelillik-garibanlık çok daha diplerdeymiş..geldiğinde hasta ve bitkinmiş.. Evvel Zamanını aramış çocuk..ve oradaki garipliği anlatmış..Medine’deki inanılmaz başarısızlığından ağlayarak utançla bahsetmiş..”ben başaramadım” demiş çocuk..Evvel zaman :”tebrik ederim evladım ..öyle demeyiniz bir daha..siz başardınız.. kamil hacı oldunuz”..çocuk:ama ben hacca gitmedim ki, umreydi o  demiş..Evvel Zaman:”bir daha umre demeyiz, hacca gittim deyiniz ..siz Hacc ül Ekber yaptınız,mübarek olsun” demiş..zaten aklı başında olmayan çocuk, hiiiç bir şey anlamadığı için hayatına devam etmiş..gel zaman git zaman, çocuk gittikçe daha bir zelil olmaya başlamış..sürekli ağlıyormuş..bir türlü bir HİÇ olduğunu kabullenemiyormuş..ikide bir Evvel Zamanını ararmış ağlayarak: hiçbir şey yok,biz bir hiçiz değil mi ?dermiş acıyla..Evvel Zaman:”evet evladım ..hiç bir şey yok ..biz hiçiz, hiiç “dermiş..çocuk perperişanmış..hayattan kopmuş gitmiş..
…………………………….
(Çocuk öylesine her şeyden bihabermiş ki; Zat bir Mürşidle seyir yapmanın anlamından habersizmiş..onlar tepeden götürürlermiş..bir anda..zamanla kabiliyetine göre anlamı çıkartabilirmiş salik hani.. o bir anın anlamının ciltler dolusu kitap olmasının bu demek olduğunu da yeni anladım Sevdiğim..teşekkür ediyorum..o bilmem kaç on şiddetindeki depremle yıkılmadık duvarı ,dağılmadık zerresi kalmaması..bir anda yıkıp bir anda yapmak..şok sistemi sanırım bu..çok ağır tabii.ama Sen varsın ya …Sen varsın..)

ADI  gibi cismi manası da LATİF olan DOST  bu alemden ayrılmış.. iki hafta sonra.. hayalinde çocuğun eline beyaz bir kağıt vermişler..iki cümlelikmiş bu mektup..ilk cümle babasının çocuğuna hitapmış.. kağıdın ortasında ise  sadece şu yazıyormuş..”Ebu’l  Vakt  çok yakında bu alemden ayrılacak”… hep beklediği haberle darmadağınık olan çocuk, daha bir dibe vurmuş..zaten aylardır günde bilmem kaç defa sala dinleyerek teselli bulan ruhu,  daha çok salaya muhtaç olmuş.
.. ve elinde bir demet nane, bir beyaz gemiye binmişler.. o sıralar ve sonra, kontrol edemediği gözyaşlarıyla dolaştığından hiçbir şeyi göremiyormuş zaten..


Ve  birliktelermiş..bir asırlık çınar ve onun gölgesine sığınan çocuk yan yana oturuyorlarmış..eleleymişler..çocuk O’na yazılarını okurmuş..en çok bu bölümü severmiş çocuk..bir eliyle O’nun elini tutar ve masalı genelde gözyaşlarıyla okurmuş..O el ve O beden bu yazılardan hep depremler geçirirmiş..çocuk korkar ve durur:”Size zarar veriyor muyum?..Sizi üzüyorsam okumayayım” dermiş..Evvel Zaman da ”devam ediniz” dermiş..bazen o gözlerden bu yazılara yaşlar bile akarmış.çok garipmiş.. çocuğun öyle çok sorusu olurmuş ki; nedense buraya gelince dili tutulur, o soruları ya soramaz yada unuturmuş..
ve  o mektubu da anlatmış..Evvel Zaman hiç olmadığı kadar neşeliymiş..çocuğu yanından hiç kaldırmamış..çaylar börekler..aynı bardaktan çay içiriyormuş.. aynı böreği beraber yemelerini istiyormuş..işte çok saadetli zamanlarmış..çocuk  Onlayken hep ağlarmış nedense..işte bir ara çocuk O’nun dizi  dibindeymiş .. nasılsa evdeki diğerleri yanlarında değilmiş..tesadüf!!! tabii..birden yok olmuşlar, içeriden sesleri geliyormuş..


..aniden …öyle kuvvetli bir el, çocuğu  göğsüne çekmiş ki
..çocuk o göğse tüm yüzüyle gömülmüş…Evvel Zamanın içinde uçuk mavi entarisi, üstünde  deve tüyü hırkası varmış..başında beyaz takkesi..çocuk  yaslandığı O göğüsten başka bir göğse akmış ..ama bu nasıl olmuş?..bilmiyormuş..bir Hırkanın içindeymiş sanki..çocuk yüksek sesle hıçkırarak ağlıyor :”Ya Rasulullah ..Ya Rasulullah ..Ya Rasulullah “diyormuş..burada saf şefkat varmış..başka tanımı yok..saf şefkat.. ne kadar zaman geçmiş..bilmiyormuş..belki de bir an..neden sonra çocuk başını sığındığı o göğüsten kaldırmış ..Evvel Zamanın gülümseyen Vechi ni görmüş.. çocuk: gerçek gibiydi..gerçek gibiydi..gerçekti..O Rasullullah tı..bu nasıl oldu? demiş..ve çocuk Evvel Zamanın boynuna dolanıp daha çok ağlamış.. anlamış ki veda ediyorlar..veda..veda.. çocuk giderken Evvel Zaman ona büyük bir sevinç ve adeta gülerek demiş ki :Biz HAY ız..Biz ölmeyiz..Bize ölüm yok..bize sorgu sual yok.. vazife devam edecek şimdi ve ebeden..Biriz beraberiz
…….

çocuk kapıdan çıkarken; az evvel yemek yedikleri mutfaktan tekerlekli iskemlesini geri geri iterek, masmavi gözleri ışıl ışıl çocuğa bir daha bakmaya çıkmış  Ebu’l VAKT..ve çocuk yine tekrar sarılmış.. veda ediyorlarmış..yeniden kavuşacakları ZAMAN da ki ZAMAN a kadar….

ve daha sonra ki telefon konuşmalarında Evvel Zaman hep bu sözleri çocuğa tekrar etmiş..ve  bir hafta sonra ise bir daha hiiç ayağa kalkamayacağı yatağına bağlanmış..bir buçuk ay sonra da bu alemden ebediler alemine ,en güzel kandillerden birine yıldız olarak yerleşmiş..tıpkı bir avizenin kristal taşı gibi.. onun yıldızı da o avizedeki yerine monte olmuş..( masallar ise çok güzel antika bir çekmece içinde muhafaza ediliyormuş..)


başka Sevdiğim..Hırka..içinde hiçbir şey olmayan O Siyah Hırka ..herkesin birbirine dönüştüğü -yok olduğu hırka..yokluk hırkası bumu demek Sevdiğim.. hep aynı şeyleri birkaç senedir yazdığımı biliyorum..ve okuduklarımdan anlıyorum ki herkes ömrü boyunca hep aynı şeyi kendince yazmış ve hala yazmakta… artık neden anlayamadığımı - anlamayı bitiremeyeceğimi öğrendim en azından..çünkü eski ben,yeni nefesli ben değilim..anladığım şey de, eski anladığım değil..bir sonraki anlayacak olan ve anlaşılacak olanda değilim..

…..çocuk; aklına geleni içinde tutamadığından, söylediğinde, tüm bedenini saran tesirin, iyimi kötümü olduğunu sormuş bir defasında Evvel Zamanına: ”istediğinizi söyleyiniz.. … izinlisiniz..onlar anlamayacaklar..unutacaklar..çok az kişi bilip,çok az kişi anlayacak “demiş.. ve Zaman da çocuğa :O, size ne dediyse hepsi doğru, halen devam ediyor demiş..ve onlar çocuğa yaklaşamayacaklarmış da.. bence en güzeli bu…işte bu söz, bu cümle çocuğun korunma hırkasıymış ..çünkü insan kendi gördüğünü bile, ona anlatıp yaşatmazlarsa,asla anlayamazmış.. artık bunu çook iyi idrak etmiş..bir kişi mana alemine ait bir şeyi istediği kadar görsün,bilsin ,duysun,anlatsın=anlayamazmış.. eğer ona, onu açıp anlatmazlarsa= yani izin çıkmazsa, asla o şeyi hakikatte öğrenemiyormuş..o yüzden de  benim o tek anı anlamam için, bir ömür boyu yazsam bile yetmeyeceğinin bilinciyle içim çook rahat..esas olan o yolda feda olup ölmekmiş..insanın uğruna öleceği bir Sevdiği ve Onun manası varsa bu her şeye değer bir bedeldir.
.
……
hani ben, sevdiğimden dem vururken ilk zamanlar, derdin ya:”ne mutlu size,sevdiğiniz,özlediğiniz ve düşündüğünüz biri var..siz çok şükretmesi gerekenlerdensiniz.  bunun için çok şükredin olur mu?ya birde sevip düşünecek ,özleyecek biriniz olmasaydı?”...ben hep şükrederek ölenlerden olmalıyım inşallah ve aminn..

Hurşidimden Mürşidime bir tutinin güncesi..
Yakut-i  bir sayfanın üzerindeki O Güneşe….çaresizlikle sorulan o soruya aynı çaresizlikle bakana…..o yumuşamış yüz hatlarındaki duygulara…. o hüzünlü bakışa…….
Sevdiğim bu hafta neler idrak ettim unutmadan geçmek istiyorum..
önce sağlığım tabii..kan değerlerim yüzünden dibe vuran vehmi-vesvesevi yapım için o üzümlü kınakına şırasını içiyorum..birde meyve suyumu..tabii denge içinde haftaya yazmak istediğim şeyin-lintehuu =olayı yumuşatan bakırın-  maddi vitamini olan B12 yi:)-:(lütfen bana  . O  için yardım eder misin? )şimdilik daha iyiyim şükür..o  hırçın baraj  denizi  içinden çıkan ve beni oraya çağıran lintehuu var ya..söylesene,ben o ana santralde fazla demirden dolayı helak olmaz mıyım Sevdiğim?!!!!:)…



 ve Sevdiğim kurban meselesi..beni kan tutar biliyor musun? hz. Peygamber, mümkünse kurbanlarımızın başında durmamızı neden buyurmuş şimdi az biraz anlıyorum sanki..malum damarlarımızda kanımızın içinde gezen..o akarken bize, biz anlamsak da, nefsimize ruhumuza bir şey aktarır değil mi?ve Sevdiğim nefessiz kalsaydık eğer bölümü var ya?..ben balıkların canlarının acımamasına çook sevindim.inanılmaz huzur duydum biliyor musun?neden bilmiyorum…ne mutlu ki hz Pir  Mevlanamızın dediği gibi “hepimiz O’nun ağının içinde yüzen balıklarız”..ve bugün avlanma yasağı var..hepimiz Arefe de O denizin içindeyiz.:)

1.TEFEKKÜRÜM:yine  salat esnasında olduğu için çok önemli.10 . masalda ki Ehl-i Beyt-i Milleti İbrahim’in  cem makamı… 11. masaldaki Ehl-i Beyt-i Mustafa nın hz. cem makamı…şeriat..12. masaldaki Al- i Aba nın ise cemülcem makamı.. marifet olduğunu düşündüm..bilmiyorum doğrumu Sevdiğim..Sen doğrusunu öğret diye eklemek istedim..

2. TEFEKKÜRÜM,aslında Yaradılış Bayramından beri sürüyor..neden yazmadım? çünkü öyle çok yazıyorum ki bıkıp sıkılıyor ve sayfada yer bulamıyordum.. tesadüf ya, birliktelik hasıl oldu şimdi.. doğru zaman bu zaman demek ki..Fıtır –Yaratılış Bayramı evveli nette “Sümer Yaratılış Efsanesine”bakmıştım.. orada bugünkü bizim bildiğimiz efsanelerden değişik bişey yok. hatta aynı gürültülü kardeş kavgalarının bugünde gazabı çektiği malum..daha sonraki tüm mitolojinin de bu yazıtlardan çoğalıp daha süslü ve gizemli hale getirildiğini de anladım..birde  “yaratılış destanında” ilk kaydedilmiş  bir rüya ve yorumu var.. bence onu Senin okuman lazım..çünkü bir devrin kapanıp yeni bir devre insanlığı gelirken hangi esmalar  baskın bence bir tek Sen anlayabilirsin.. şunu tefekkür ettim..O dönemin ilk insanları gerçekten çocuksu - olduğu gibilerdi..ve  okuduklarımız-kelimeler tabii ki çeviri..onların duygularını o kelimeleri çevirenin bilgisi ile nasıl anlayabiliriz ki değil mi?ya onlar..bizi okusalar bizi anlayabilirler mi?bence hayır..çünkü ben bile kendimi anlamaktan aciz olduğum halde, bir başkasını nasıl tam kapasite algılayabilirim ki?..ancak izlenimler edinebiliriz.. yaradılış efsanesinde daha varlığın ortaya ilk çıkışı ile bir bedel ödemenin de –yani kurbanın da ortaya çıktığını ŞU AN YAZARKEN İDRAK ETTİM.İÇ İÇELER..


bir eş diğer eşin KURBanı dır-YAKINİ-DOSTU dur mesela..ve o çift birlikte dünyaya getirdikleri çocuklarının kurbanıdır …ağzımızdan çıkan sözlerin kurbanı olmaz mıyız hep?..ve ellerimizle işlediğimiz fiillerimizin kurbanı değil miyiz aslında?..    sahip olduğumuz malımızın mülkümüzün kurbanı değil miyiz?ve ya  Aşk!! .. gerçek KURB AN AŞK değil midir?! O GÖNLÜ verene O’nu veresimizin  gelmesi bumu Sevdiğim?!!


FITIR=YARATILIŞ BAYRAMI  ile bize bahşedilenin- iz düşümünün KURBİYET-YAKİNLİK-DOSTLUK BAYRAMI  olduğunu şimdi yazarken algılıyorum Sevdiğim.. bununda Kelime-i Tevhidin bir başka manası olduğunu da tabi..LA İLAHE İLLALLAH  MUHAMMEDÜNRASULALLAHKUTLU OLSUN


 Sevdiğim  o çareSİZ soruya gelen hediyeye çook teşekkür ediyorum..içiçe-birbirini giymiş bir beden için …. yeni..yepyeniii..candan can kırıkları olmayan latif-i camdan kürre için..içi rengarenk ışıltılı..böyle bir güzellik- eşsiz bir sanat olabilir mi?Seni ancak Senin gönlün bilebilir ve olması gerektiği gibi sevebilir.. işte Seni öyle SEVİYORUM..
ve SEVDİĞİM bundan sonraki masalı nasıl yazacağımı çözemiyorum…hata yapmaktan korkuyorum.. lütfen… çizdiğim o şeyler ve o ışık ?!!............

tabbi ki bayram-i lezzeti pek bi ehven,  bir yeni içeceğimiz var Sevdiğim.. geçen ki  meyve suyumuza nar da dahil olmak istemiş..böylece akıp giden nar taneleri ziyan olmadığını-şifayab olduğunu anlatmak istemiş..tarifimiz:meyve sıkacağımızda bu defa nar-greyfurt-limon ve portakal var.afiyet olsunn:) AREFE
…Bir hafta sonra..dikenli bir çalılığa neden inatla bülbül dediğini anlayamıyorum Sevdiğim..ondan gül olmayacağınızı ikimizde biliyoruz ..ama olsun işte Sen beni böyle dikenlerimle sevindiriyorsun ya önemli olan bu..yeni ordusal pervanevi kanatlar için teşekkürler..dehşet yani..sohbet içinde..SENİ SEVİYORUM…..




nur cihan
15.11.2010
 

9 Kasım 2010 Salı

ZAMAN DEĞİRMENİNDE ZAMANE TEFEKKÜRLERİ MASALI – 11




ZAMAN DEĞİRMENİNDE ZAMANE TEFEKKÜRLERİ MASALI – 11
bu yazı Ehl-i Beyt-i MUSTAFA ya adanmıştır..
Merhaba Sevdiğim ve Merhaba …nasılsın?.11. masalımızdayız yani iki karşılıklı 1’in muhabbetindeyiz..ben meşreb-i halimize bir ek yapmak zorundayım ..çünkü asabiyette ki zirve halim beni perişan etti:)bak, yeni halimiz şöyle oldu:asabiyeti sekine-i lezzetçiler:)tedbiren başa yazdım ki ,cemal vakti tez gelsin.. ne kadar eliyle ovalasa da bir türlü  düzeltemediği, haftayı ona dar eden alnındaki yarım lamelif i, ağlatmış.. yani insan bu halde bile tefekkürde uçabilir mi ?.. Zülkarneyn in seddini..vehmi idealarıma bir set çekemeyişim ki, Sana karşı olan kıskançlığım benim en zayıf,en zelil yanım..oysaki bu masalın çocuğu eskiden nasıl kıskanılır onu bile akıl edemezdi biliyor musun?hep o yedirilen hannas yüzünden .. tek ümidim o sonradan olduğu için, geldiği gibi gitmesi tabii..taa en başından beri,  Senle alakalı gördüğüm ve öğrendiğim o şeyler..Sen herkese aşıksın.. tabii ki haklısın.bense sadece Sana..tabii ki haksızım…buna henüz dayanamıyorum bence..yani bu alemde.o zaman, gözlerimi kapatıp sema  sahasına dönüyorum..
O Gönle sahip çıkamayacağım için, onu baştan sahibine yani Sana iade etmiştim hatırlatırım..tuzla buz olan bir gönlüm  yeni bir kalbim olamadığı içinde incinmedim tabiii?!!! neden, Sen kıskanma hakkına sahipsin bense değilim? bak ne anladım.. işte bunun bio kimyasal sebebini buldum.. aslında bir iki yıl evvelki idrakimin belki kanıtlanışıdır.şimdi iki kat kızıla bürünmüşü ve kuru kara üzümleri düşündüm.( o kızıla büründüğü gün gelen kara üzümlü  tarifi şırayı yapmaya karar verdim..)kansızlık sınırında olan yapım sanırım ki daha çok düştü..hayallerim bile  çikolata-incirli kek ve yeşil üzümlü.. ben yapmışım ,hem de Sana :)işte birde o set çekme işinde şunu da düşündüm.. hatta çok hüzünlü buldum..büyümesi gereken biri var .. artık onu besleyen kaynak ,kendi kaynağını bulabilmesi için ona bu seddi çekmek zorunda..O, yapmak istemese bile, O na bunu yaptıranı  anlamak lazım değil mi Sevdiğim..ANLAMIYORUMMM .. iki güneş olmaz ya hani..o yüzden belki de.. şimdi canım anlatmak istemiyor.. .. nasılsa Sen anlıyorsun..ve  acımasız bir özleyişin kıskanç kıskaçlarında bir çırpınış var..nasıl biri biliyor musun gördüğüm;bir latif esnek zarın içinde ayağa kalkmış ve o zardan çıkabilmek için çırpınan bir adam??..sanki hiç bilmediğim yeni bir ölüm gibi..
 yazdıkça yeni yeni çuvalla yazılmak için sıraya giren harflere sahip oluyorum. ben bunları istemiyorum ki..umurumda bile değil bilmek..ben sadece Seni istiyorum Seni.. ama çoook ağladım .. ve Sevdiğim bu gece ben bir şarkı sözü kadar yumuşak ve zarif sözleri söyleyerek uyandım..bunları yazabilmek içinse bir daha uyumadım..o sözleri hiiç hatırlamıyorum, bir salavatın anlamı gibiydi-görmekle alakalı sanki..tabii ki bende, onu kendi kabımca anmak ve hatırlayabilmek için bu yazıyı yazıyorum..inşallah ona layık olmasa da benim insan olabilmem için, kendime bir faydası olur ve amin..

 öğlen.. yine  yarım lamelifim..acıyorum..bir ses ..LİNTEHUUU diye bağırmış...LİNTEHUUU..(onu bir yerden tanıyorum..omuzlarındaki kuzguni saçları muazzam güzel..)birde şu çizimlerin altındaki iki nokta zehrin panzehir-derdin ise deva olması demek mi?şimdi tüm zehirli mürekkebim buraya aktı, bakalım panzehire nasıl dönüşecek..Sevdiğim tıbbi özürlerim,hissi duygulanımlarım beni bu derece tavan yapmış bir edepsizliğe yine mahkum etti..Sence bu hallerde, içinde bulunduğum halden dolayı  sakıtlık olur mu?:)
zor işler zooor.çook zorr.ben Seni özledim.. kanatlarım atık büyüyemiyor bile biliyor musun?..istemiyorum!..yanii bravo Sana, başardın!..başardın..tebrik ediyorum.. artık ne seviniyorum nede üzülüyorum..olsa da olur, olmasa da sanki..nasılsa biri olunca otomatikman diğerini tetikliyor..ben seddin üzerine çıkmayı başarmalıyım Sevdiğim..yoksa Seni bulamam....lütfen yeni bir gönül ama eskisi değil..pota da eritilmiş yeni bir camdan gönül lazım..eğer içinde hiçbir şey olmasa Sevdiğim, o zaman sadece Sen- nefessiz bir Sen mi olurdun?...birde yeni telekler lazım..bence ben nar bekçiliği yapamıyorum.. yapmak da istemiyorum.. öyle Seni seyrederken olur mu yani?o yüzden de Sana en sevdiğim meyve suyunu tarif edeceğim..bu yazıda onu iç tamam mı..2greyfurt,1limon ve 1portakalı sıkıyorsun.. tabii ki soğuk olmalı ..işte çok harika bir içecek bu ..kokusu da olsun..ismi meyveler:)

evet .. konumuz ne idi Ehl-i Beyt-i Mustafa..ve bunu da tabiî ki 7. Masalımız üzerinde gidip gidip gelerek anlamaya –anladıklarımızı da sağa sola seslenerek-SELAMLAYARAK  anlatmayı tefekkür edeceğiz..ilk evvela en eski algılarımdan bahsetmek istiyorum..

çocuk  hayal kitabını istemek üzere Evvel zamana gitmişti..aklından hiç çıkmayan bi şey vardı..iki  elini de ona doğru uzattı ve dedi:Arabi hz okudum ki, insanın sol eli parmakları sırası ile; başparmak hz Ali,İŞARET PARMAĞI hz Peygamber( as),orta parmak hz Fatıma,yüzük parmağı hz Hasan,serçe parmak hz  Hüseyin miş..ve sağ elimizin baş parmağı hz Ali,İŞARET PARMAĞI hz Peygamberimiz,orta parmağı hz Ebu Bekir,yüzük parmağı hz  Osman ,serçe parmağımızda hz Ömer miş.. ve parmaklarım..ve tırnaklarım..gözümü onlardan alamıyorum..bana  “…” hatırlatıyor, neden?..çocuğa ilginç bir gülümsemeyle cevap verdi Evvel Zaman:”evladım siz tasavvuf yapıyorsunuz”..çocuk ama ben tasavvuf ne bilmiyorum ki..Evvel Zaman :”biliyorsunuz “..

Sevdiğim bu gün bunu tefekkür edeceğimizi hatırlayalım istedim.. öğrendik ki Allahın iki elimle yarattım dediği batıni-zahiri; celal- cemal,kahır- lütuf eli demekmiş..ve sol celali -sağ cemali anlatırmış hani.. aslında sadece sağ el varmış yani cemal..tabii bunların hepsi bizim anlayabileceğimiz şekilde sembolize edilmiş manalarmış değil mi?yoksa bizim anladığımız anlamda el felan yok..maksat İŞARET EDiLENE BAKARKEN  İŞARET EDENİ GÖRMEK.(şakk-ı kamer)aynı Kelime-i Tevhid gibi değil mi Sevdiğim?
burada hz Adem as. dan anmak isterim..Ata Dede Babamız..O, Yaratıcısına demiş ki hani..”her yerde bir isim görüyorum..Muhammed..O benim neslimden olacakmış..bana torunumu gösterir misin Ya Rabbi “diye niyaz  edince.. Yaratıcısı: işaret parmağına bak!. demiş hani..ve hz Adem Babamız işaret parmağını kaldırıp bakmış..orada hz Muhammed Mustafa nın Nur u zuhur etmiş ve O da seyretmiş..ve seyrettiği güzelliğe bakarak şu cümleyi ilk söyleyen kişi olma şerefine nail olmuş.. “Eşhedü  en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhü ve rasuluhü.”inşallah anladık umarım.

5. Sene evvelden, şimdi hatırlamadığım bir hayalim için Latif Sultanın” siz Hüccürat Suresini okuyunuz”  demesini hatırlıyorum..akabinde  bir arkadaşımın beni Fatih’e götürmesini..o pazara gitmek isterken, benim Fatih Camiine gitmem..ve içeride küçük bir erkek çocuğunun, sonra daha büyük bir erkeğin okuduğu Kur’an eşliğinde neden ağladığını bilmeden gözyaşlarıyla kılınan bir namaz..sonra Fatih Sultan hz.türbesi..orada daha şiddetli bir ağlayış..ve birkaç hafta sonra umre hediyesi… yolun resmi başlangıcıydı.o gün anladığım hüccüratı ancak kelimelerimin kısır anlatımı ve bugünkü anlayabildiğim kadarı ile Sana aktarabilirim.. lakin onu tamamlayacak ve kusurlarımı da örtecek tek bürüyücü örtünün Sen olduğunu da bilirim..
Sevdiğim 7. Masalın bana ilk anlattığı şey hep şuydu..KÜN EMRİ İLAHİSİ İLE DİLENEN nin aslında bir DUA olduğunu ve FEYEKÜN  ile murat edilenin AMİN nin de  bu yönelişin huzuru olduğunu..huzur bulan ise ;tek bir mutlak vücuda tüm hücre-i saadetlerin secdeleri faslında, Senin varlığın yanında, Senden gayrı her varlığın BOŞ ama HOŞ  haliydi..Hüccurat Suresi  :sesinizi Habibimin Sesinin üzerine çıkartmayın yoksa amellerinizi yok farz ederim” der hani..işte ben semahaneden  her daim bunu anlıyorum biliyor musun..(çünkü ortalığı kasıp kavurarak esen o sabah nefesinin içinde, tüm seslere baskın olan Azrail Kudreti Sesin; tüm zerreleri yakalayan-alan- bir arada tutan Senin Nefesindi.)
bunu bir tek asli vücud olarak düşünmek lazım..işte O Vücud hz Muhammed as. dır..ve onun da hakikati, Hakikat-i Muhammedi dir.. tüm varlığın nuru-gayesi-sebebidir..tüm varlık O açığa çıksın,O bu alemi şereflendirsin ,O bu toprağa bassın diyedir..belki de asıl mirac; O’nun bu cihana ayak basmasıdır ki, O cihan toprağı ,O bu aleme ayak bastığı için göklerden bile üstün sayılmış ve her zerresi mescit hükmündedir..O bu aleme ayak bastığı için, tüm varlık” ben O’nun ayağının bastığı yerdeki toprağın tozuyum” deme şerefine erebilmiştir ..işte o yüzden de edeb tasavvufun ilk ve son şartı olmuştur..hiç bir kimse ben yeni bir şey söylüyorum diyemez..ben ondan daha iyi anladım ve öğreteceğim diyemez..neden?çünkü hz Peygamber: ben size yeni bir şey getirdim ve yeni bir şey söylüyorum dememiştir..ben eskilerden daha iyi biliyorum dememiştir…o sadece Allah Teala nın dilediğini- emirlerini yerine getirmiş ve yaşantısı ile de bunun fiili halini bize miras olarak bırakmıştır..O Canlı Kur an olduğu ve yaratılmış en numune şahsiyet olduğu için de, O’nun  her hal ve hareketi ayettir..

Hz.Kur an üzerine çalışan kişi; ancak O’nun söylediği Ayetlerden ve eylemleri olan Hadislerden,ben  şu manaları anladım- açığa çıkardım diyebilir..çünkü asıl maksat bilmek değildir..bütün ilimler onları asıl bilen tarafından zaten yaratılmıştır..tereciye tere satmak?.istenen şey idrak etmek-anlamak ve anladığını hal olarak fiiler de yaşamak ve yaşatmaktır..Yaratıcı ,kullarına verdiklerini onların üzerinde seyretmeyi seviyor ya.. maksat, istenilen erdemlere sahip adam gibi adam olabilmek.. yeni olan şey manalar değildir.. yeni yaşam tarzlarına göre şekillenmiş suni kelimelerdir..aynı yeni moda giysilerimiz gibi..bugün yeni dediğin kelime eskiden de vardı biliyorsun..  bugünkünden daha derin ve çok daha kapsamlı anlamda üstelik..bugün yeni en son ilim dediğin şey, yarın bir başka yeni  suni söyleyişli lakin  eski manalı kelimeye devrolmayacak mı sence?teknolojik ilimlerin ne kadar çabuk yanılsadıklarını ve yeni  zanlarla her gün değiştiğini unutmayalım lütfen..ilim en değerli şey tabii ama kesinlik kazanmadığı zaman sürekli değişen ilaçlara ve deprem raporlarına benzemiyor mu?..tüm bunları geç..hz Peygamber ben size yeni bir din getirdim,ben size yeni bir şey söylüyorum demiş midir peki?hayır değil mi?hepsinin bildiği bir dini tekrar o zamanın şartlarına ve ondan sonraki şartlara göre en geniş şimdiki zamanlı anlatmıştır..bizim sıkıntımız bence kibrimizde.. Allah’ı ,Peygamberini ,İslam ı beğenmeme tarzımızda..iman bence bir kereliktir..o öyle bir iman olmalı ki ne olursa olsun, o konudan kuşku duyamazsınız ..işte hz Peygambere sahabesi böyle iman etmişti ama böyle iman eden haslar ise ehl-i biatlerdi..yanı O’na manen en yakın daire dememiz lazım sanırım..tüm ashab ehli biat değildir ..çoook az kişiymiş bunlar..ben bunun bugün ve gelecekte daima o kadar kişiyle sınırlı olacağına iman ediyorum mesela..böyle olduğu halde hz Peygamberi bir defa gören, sözünü duyan herkes bizim için ashaptandır..hepsi bir yıldız hükmündedir..çünkü İslamın zirvesi ve mirac ,O güneşin tam zuhur ettiği zamandı diye düşünüyorum..O,” 0 “noktası misali..sağı ve solu var gibi..dairesel bir zaman gibi..iki yay gibi..Zülkarneyn gibi..O’nun bu alemden ayrılışı ile başlayan özlem hatırlamaya duyulan istek ve O’nu bir şeklide bulmak..


evet nerede kalmıştık..Hüccurattta ve Fatiha da tabii..yani bana göre vahdet-i vücud denen mananın çalışma sisteminde.ancak  tüm insanlığın tek bir vücud olduğunu idrak eden kelebek etkili bir algıya sahip kişiler belki de  bu manaya  erebilir..ermek başka mananın kendisi olmak tabii ki başka..bizzat  o mananın ta kendisi ise hz Peygamberimiz Efendimizdir.. Fatiha: fettah-FÜTÜVVET SAHİBİ-açan genişleten-fetheden-hidayet eden-medeniyet getiren-yiğit-mert ..çünkü Yaratan O’nu dilemiş ve O’ndan kendisini göstermiştir..kendisine ayna olarak O’nu seçmiştir..O asıldır..diğer tüm varlık O’nun hücreleri gibidir..hücre odacıkları, bir evin odaları,bal peteğindeki bal kovanları,kendi madde bedenimizdeki hücreler, hava zerreleri misali gibide tefekkür edebilirsiniz..bu ufku açar değil mi?sınırları zorlamak lazım ki Vücud nefes alsın..biz bu manaları anlayamıyorsak eğer “fetih” nedir onu da anlayamayız bence..eski çağı kapatıp yeni bir çağı da başlatamayız..yani Zülkarneyn  olamayız..celalden cemale gidemeyiz..zülcelali  vel ikrama eremeyiz..miracımızı tamamlayıp tekrar sağlıklı bir şekilde aşağıya inip yeni yeni farkındalıklar la başka miraçlar için yol alamayız..
Konumuz hala aynı tabii..yani Ehl-i Beyt-i Mustafa(bu anlamaya çalıştığım şey  Hamse-i Ali Aba değildir)..Mustafa “saflaştırılmış” demekmiş..O saf olduğu için her maddeyle anlaşabilir bence..o yüzden de asıl cazibe O’dur..mıknatıs O’dur..tüm zerreleri bir arada tutan arzın çekim gücü, O’nun Aşk-ı Muhabbetidir..ve O, aşkın her an ter-ü taze yenilenişidir..
hz Peygamberimizin maddi ailesi doğal olarak onun Ehl-i Beyt- i dir..ama O, öyle biridir ki ,aslında tüm varlık O’nun ailesidir.bilsinler bilmesinler..hiiç önemi yok..herkes bilecek ve anlayacak diye de bir şey yokmuş zaten..çünkü Alemlere Rahmet olarak gönderildiği için; nasıl ki O, bu cihana ayak bastığından dolayı tüm alem mescit sayılıyorsa, tüm insanlık ta bilsin bilmesin mescit hükmündedir.. beklide şeytanın anlayamadığı -kabul edemediği mana bir anlamda budur değil mi Sevdiğim..
DÖRT ANA UNSUR-U DİREK
Peygamberimin devlet sistemindeki yönetime bakmak istiyorum..bir elin 5 parmağı misali olanlara..hz Ebu Bekir..hem hz.Peygamberin eşi,müminlerin annesi olan hz Aişenin babası..özelliği sıddıkiyet..yani sadakat ve cömertlik onda en kemal halde ortaya çıkmış..ikinin ikincisi..hz. Ömer…ilim ve adalet manası onda en kemal halini bulmuş..Benden sonra peygamber gelseydi, O, Ömer olurdu hitabına mazhar olmuş..kızı hz  Hafsa, hz. Peygamberin eşi ve müminlerin annesi..hz Ömer, hz. alinin de hz Fatıma dan olan bir kızı ile evli aynı zamanda..tam Zülkarneyn misali:)hz. Osman..ahlakta,takvada,iman da en mükemmelleşmiş isim..hz Peygamber efendimizin kızlarından önce hz. Rukiye ,onun vefatı ile de  Ümmü Gülsüm annelerimizle evlenmiştir. Zinnureyn-iki nur sahibi lakaplıdır…hz Ali..O, hz. Peygamberin anne bir amca çocuğu…annesinin sütünü emmeden hz Peygamberin parmaklarını emmiştir,O’nun himayesinde büyümüştür..hz Fatıma annemizin eşidir..hz Peygamber Efendimizin diğer çocukları kendisinden evvel bu alemden göçmüşlerdir..sadece hz Fatıma ve hz Ali’den soyları=Kevserleri sürmektedir..ve hiiç kesilmeyecektir..hz Ali FÜTÜVVET= yiğitlik,mertlik,gençlik,delikanlılık,organize olup bir konuda harekete en etkin nüfus edebilmek=emaneti devralabilecek eminlikte de kemaldir..o AŞK dır..rengi kırmızıymış..

aslında şöyle karşıdan durup baktığımda Sevdiğim, ilk aklıma geleni Sana yazmak  istedim.. Asr-ı Saadet denen, bir kişi ile başlayıp çok kısa zamanda milyonlara çıkan bir yönetimin başarı için en elzem ihtiyaçlarını tabii..biri Muhammed ül Emin lakaplı= doğduğundan beri sıratı müstakimden hiiç ayrılmadığına, tüm mümin- müşrik ahalinin oy birliği ile karar verilmiş ve O’na böyle hitap edilmiş.. o devletin maddi manevi emanetçisi olmak..gerçek bir mürşidi insan ı kamilde müridlerinin her türlü emanetini-sırrını o olgunlaşıncaya dek alır..hiç kimseye onun manalarıyla ve hali ile öğrendiği kusurlarından bahsetmez.. emanetlerini= esmalarını en kazançlı hali ile işler.. döner sermaye misali olgunlaştırdığı talebesine vakti gelince devreder..Hızır’ın duvarı örmesi misali..demek ki bilinilmek lazım gelen  devletin hazinesi hz Peygambermiş ..bu hazineye  varis-i sahip olan emanetçilerinde;  sadakate,cömertliğe,ilim ve adalete, iman ve edebe,bunu gelecek nesillere aynı iştiyakla taşıyıp yaşatmak içinde fütüvvete-aşka ihtiyaç varmış değil mi Sevdiğim..
Hz peygamber tek ve yegane EKMEL olandır..O eşsiz ve biricik DÜRR-İ YEKTA  dır..O’ndan gayrı herkes, O’ndan aldıkları nurla kendi nisbi yetenekleriyle kendilerinde açığa çıkartarak yükseltebildikleri manalar kadar kıymetlidirler..O ana hazinedir..mutlak miras odur ve varisleri vardır..hep de olacaktır..çünkü O bitmez tükenmez tek hazinedir..bilinmek isteyen tüm manalarının O’ndan seyretmeyi dilemiştir çünkü, hiç kimse tam ve kemal hali ile O olamayacağı için, kendisindeki en yüksek esma-en kolaylaşmış yeteneği-kabiliyeti,insanlığa en güzel hizmet edebileceği manası ile varisidir..O’na  hizmeti-muhabbeti oranında da Ehl-i Beyt-i n dendir..biriyle kan bağınız olmasa da ,gönül bağınız varsa bu akrabalıktan çook daha özel bir şeydir..

bu dört halife de, hz Peygamberimize kan ve yol akrabalıkları ile bu yakinliği  olabilecek tüm imkanlarla arttırmayı seçmiş ve yapmışlardır..bize nasıl davranacağımız hususunda örnek olmuşlardır..her biri bir savaşçı –siyasetçi-ehl-i sanat-ve eylem adamıdır..onlar Kabe nin 4 direği gibidirler..ÇADIRI kubbe-i  onlar tutarlar..aslında bizim onları daha çok tanımaya ihtiyacımız var..hz Ali’den yani fütüvvetten-aşk dan geçebilen bir kişi ancak hz  Osman’ı anlayabilir..onu geçen ancak hz Ömer’i bilebilir..onu geçen biri ancak hz Ebu Bekir’i tanıyabilir..ve onu da geçebilen bir kişi ancak hz Peygambere varis olabilir sanırım, değil mi Sevdiğim..bunu bugün de kendinizde deneyimleye bilirsiniz..bir iş yapacağınız zaman, konumuna göre kaç kademe- kaç kişi ile o makama ulaşabildiğinizi düşünün..hedef kişiniz varsa birde, ona yakın olabilmek için yapabileceklerinizi de düşünün lütfen olur mu?yaaa!!..tabii birde muhabbet var..ehli olmak var..onlar aracısız direk hattan o makama ulaşabilirler değil mi?...”onları sevenlerde onlar gibidir…sevdikleri ile beraber haşr edileceklerdir”. .

bugün bizim Muhammedi olabilmemiz için kendimizde bu anasırı Erbaa yı 4 temel olmazsa olmaz erdemi kendimizde ne kadar çıkartabildiğimize bakmalıyız ve bunu tefekkür edebilmeliyiz bence..karşılaşacağımız şeylerde hiiiç hoşlanmayacağımızı biliyorum ..çünkü ben kendimin ne menem bişey olduğumu biliyorum..ve herkeste  en iyi kendisini bilir aslında..manasını bile bilir..ama hep örter, hep kapatır..kendinden kaçar değil mi?o yüzden de başkalarının hayatlarına o kadar burnumuzu sokarız.. başka hayatları mahvetmek için oyunlar oynar, tezgahlarız..hiç kimsenin bizden daha iyi olmasını kabullenemeyiz değil mi?hz Yusuf un kuyuya atılması işte bunu anlatır..kardeşler bile böyledir..bu gücü kontrol edebilmek sağa sola sapmadan sıratımüstakim üzere kalabilmek marifettir..sıradan ve basit olarak her şeye kolayca sahip olmak..bunun en güzel tanımı bence TEVAZU..ama o gösteriş tevazusu değil..takva-ahlak – adalet-cömertlik-feta-ahilik..kişi kendisinde ortaya çıkardığı manalarda bile cömert olabilmelidir..zekatını sadakasını elindeki mal değeriyle ödemeyi bilmelidir.. feta bence asıl bu demek..her şeyi hak ettiği hali ile hakkını vermek ödemek..maddeyi maddeyle –manayı manayı karşılayabilmek..en büyük zenginlikse ikisine de sahip olup, ikisini de umursamamaktır..sana onları vereni görmek..sana tüm hazinelerini vakfetmiş olanı selsebilin kaynağını fark edebilmektir..işte fütüvvet  asıl beklide budur değil mi Sevdiğim..ben Senii Çooook Özledim biliyor musun?.....

2 Kasım 2010 Salı

ZAMAN DEĞİRMENİNDE ZAMANE TEFEKKÜRLERİ MASALI - 10





ZAMAN DEĞİRMENİNDE ZAMANE TEFEKKÜRLERİ MASALI - 10
bu yazı Hz İBRAHİM (a.s)ve EHL-İ  BEYT-İ MİLLETİne adanmıştır….
Yakut-i Zaman’ların üzerine düşmüş bir Güneş
Pembe Beyaz Vücud Kitabı gibi ter-ü taze, yaşsız ve şifadar
herkese güzelliğini öyle sergilememelisin Sevdiğim
beni harap edip ,tekrar tekrar yıkmamalısın…..

Merhaba Sevdiğim ve Merhaba…nasılsın?.. bence çoook VEDUD sun ve o yüzden de öyle ışık saçıyorsun..kime ?demeyeceğim.. biliyorum ki  herkese..işte buna bir türlü gelemiyorum biliyorsun..yaniii!!..bu masal çook  keyifli olsun istiyorum.. lütfen benim için sigara ve kahve iç, tamam mı?..çünkü anladım ki Sevdiğim: bizim meşreb-i neş e miz asabiyet-i lezzetçilermiş:).. ve dahi 10. masalımızdayız ..ne güzel değil mi?.yani tekrar kalem ve hokka-i nun..ok ve yay..hz Pir’in AŞK KUBBESİ.kalemin içindeki mürekkebin yazdığı……ve belki bu mürekkeb, sürre alayı hüccaclarındandır değil mi Sevdiğim…….

bu sefer yeni bir anlayışla ne tefekkür edeceğiz bakalım mı?..7. Masalımı tekrar okudum..biliyorsun ki, yazdıklarımı defalarca okuyarak, Senin anlatımlarındaki işaretlerle  ne anlama geldiğinin izini sürebiliyorum.. çölde, O Önde Giden Ayak İzine; iz, kumlara batıp kaybolmadan ayağımı basabilmeliyim ki ,Seni kaybetmeyeyim değil mi?Cuma sabahı elinde dolmakalemle (kobalt mavi-mor) beyit yazdın Sevdiğim..ve her birinin altını kelime kelime çizip noktaladın..en sona iki nokta koydun.. bişey anlamadım tabii ..bir evvelki hayalime bağladım.. işte aklı maaat el mürşid-i google efendiye başvurdum..mürekkeb balıklarının ne acaip yaratıklar olduğunu ilk defa fark ettim..çok ilginçler=içinin içi dışında, pek bir apaçıklar yanii..latif ve latifeleri bile var hem de:)pek bir buhurizadeler gibi:).

işte daha evvel ki masallardan birinde; mürekkeb olmak ve o mürekkebin içindeki harf –i=nokta olmayı deneyimlemiştik ya hani..ve bunu, yeni bir tarz-ı zevkle anlamak üzere;yeni bir sefere ,deriiin denizlerinin (soyut su)ledününe indiğimizi, pardon, uruç ettiğimizi düşünmekteyim....(bunu da az evvel kıldığım namazda anladım..ve dahi bu yazıdaki pek çok meseleyi bugünkü vakit salatları esnasında fark ettim.) birde Endülüslünün  kabrinde yeşil latifi çipine:) mazhar olanın, herkül heykelinin=akil in ayakları önünde beyninin nasıl fırlatılıp atıldığını düşündüm..   içinden çıkan iki zehirli zeki gri yılanı..demişti Evvel Zaman:artık ilim tehlikeye girdi, korunmak lazım..işte Sevdiğim Sen varsın…Sen..Sen..ve o zehirli mürekkebi düşündüm tabii.. birden aklıma Süheyl Ünver’in çizdiği, bugün kullanılan  tıbbın sembolü çizimi geldi..iki DNA sarmalı gibi olan yılan sıratelmüstakim asası kadehine zehirlerini boşaltıyorlar hanii..(mukayese-deneye yanıla bilen -ŞÜPHECİ AKIL, tekamülünü yükseltebilmek için,anlayışlı EMİN VE MUTMAİN KALBE bağlanıyor=çünkü Yaratıcı: beyinler ancak Allah adı ile mutmain olur dememiştir.. kalpler demiştir...)işte o kutsal kase-i nun ( gönül) içinde kalem-i asa(kamışlık tarlası), bu zehri panzehire çeviriyordu.. yani kader doğru işler yapmakla değişebiliyordu(sadaka ile)silinip iyi ve güzeli yazılabiliyordu..tabii bunu kaç kişi başarabilir bilmiyorum..Seni milyon baloncuk gibi Seviyorum Sevdiğim… Güzele ayna lazımmış ya hani..bilmiyorum o aynaya baktın mı? Ayna Seni buse buse selamladı mı?:)=muzurun……..

ve fark ettim ki derviş çeyizi kitabından zevk ettiklerimi yazıyormuşum meğer..yani farkımızın  farkındayım..7. Masalın yeni bir yazısal miraç olduğunu ve cemi anlattığını düşündüm Sevdiğim..ve bilmeden orada bir sema-i cem ayini yazdığımı da..bu ilk kıyamdı ve duruşu da ilk secde-i selam..sanırım o tek rekatlık namaz misali değil mi? bakii kalan sadece Senin Vechindi.( bunları hep Senin uydusal derslerinden okudum:)bilmiyorum doğrumu?..ebedi hacı leylekleriz yani, değil mi?hz. İbrahim’i..ve mutmaine olmuş nefsimizi de tabii..ne mutluyuz değil mi orada. ama orada ööle durmak yasakmış ya hanii..bizde cemi farka düştük galiba. . tabii burada 2.rekat var..yaratılmış olmanın ilk şaşkınlığı ile Şükür secde-i selamı var galiba..yaniii öyle anlayabildim..işin garibi –kimsenin bana öğretmeyi başaramadığı bu kavramları-  nasıl anladığımı bile bilmiyorum..bir başkasından ve değişik öğretim metotlarından Sen dilemedikçe asla bir şey anlayamıyorum biliyorsun..bana kimsenin bir şey öğretmesine izin vermiyorsun bazen..yeni bir şey anladım Sevdiğim..ben sadece Sana kızıp küsünce kitap okuyabiliyormuşum  meğer .. Sana geri döndüğümde ise hiçbir şekilde kitap okuyamıyorum..ve tam 2 aydır  Tahir-ül Mevlevi nin kısacık bir masal kitabında takılı kaldım:)bazen kendime çook gülüyorum.. bazen de kendimden korkuyorum ,biliyorsun..

*ve Sevdiğim, bunu nasıl idrak ettiğimi biraz anlatmak istiyorum..çünkü bu çok önemli bence..insan, başkalarının anlattıklarından ve yazdıklarından okuyarak , o kişinin deneyimlerinden çıkardığı notları ,ancak kendisininkilerle benzeterek-tenzihle bilebilir..oysa ki, kendisi olayı deneyimlerse-teşbihle, kendi esmalarına uygun biçimde idrak edebilir.. hep merak ederdim.. hz Hacer bahsi .. biliyorsun işte, bir demet nane ve limon..çok şükür ki Allah hediyelerini geri almıyor ya hanii..işte Onların O hali  ve benim nanelimon o halim….beni tefekkürde bu noktaya getirdi Sevdiğim ve anladım ki o şiddetli imtihan bunu düşünebilmem içinmiş..bu kadarla geçtiği için teşekkür ediyorum…

……………………………….
mesela
Tebbet Suresi inince, Ebu Leheb in karısının nasıl ve neden çılgına döndüğünü ki;o bu ayetlerdeki yüksek içsel anlamları bilmeseydi eğer, o kadar şiddetli tepki veremezdi değil mi?…ve şimdi bunu biraz anlamaya başladım..o günkü Mekke toplumu, en yüksek seviyedeki sözlü edebi sanata sahipmiş.. okuma yazma bilen neredeyse yok..çünkü ihtiyaç duymuyorlar.. öyle bir zekaya sahipler ki ,sabahtan akşama dek ezbere şiir okuyabiliyor ve bunları akıllarında muhafaza edebiliyorlar..hz Peygamberimizin Annesi de  güzel sesli ve şiir okumada meşhur biriymiş..bazen  O  bu şehre misafir geldiğinde;Mekke tepelerinde ,O’nun dolunay dinletilerini dinlemek için insanlar bekleşirlermiş.. Kabe o zaman bir puthane..Mekke  kervan ve ticaret şehri..her değişik millet, kendi ülkesinin en meşhur putunu Kabe’ye hediye getirip, içine ve dışına koyuyor.. site yönetimi de bu ticaretten memnun..çünkü her yeni put,yeni sunak, hediyeler =yeni kafileler yani zenginlik  iktidar demek.. Mekkeliler için o putların kendi başına bir etkisi-değeri de yok..maksat ticaretmiş..bugünkü kariyer ve turizm için her şey mübah misali..ve Mekke’nin  Emiri hz Peygamberin Dedesi bir hanif..hz Hatice  ve ailesi hanif.. hz. Ebubekir de öyle.  hz. Ömer henüz putperest. Kabe anahtarlarının görevlisi aileden olan hz. Osman hanif bir musevi.. hz. Ali ,sabiyken yani doğuştan  hanif  bir müslüman.

bu karışık site devletinde Allah  Bir Tanrı olarak zaten biliniyor..namaz, oruç, inzivaya çekilerek tefekkür ibadetleri de biliniyor..bir sorun yok..mesela hz Peygamberin Babasının ismi Abdullah..yani Allahın Kulu..bunun yanında abdullatlar- uzzalar-menatlar da var…onlar için bir sorunda yok..sadece tüm şey lere cami olan Allah ın yanında, diğer isim ve sıfatları da put edip tapınmayı seviyorlar. yani  yaratılmış  ve sonlu olan şeylere tanrılık izafe etmeyi ,birazda ticari etkilerden dolayı kaybetmek istemiyorlar gibi…ve bu toplum, dünyanın her yanından gelen sözel kültürle daha bir zengin..güzel konuşmak öyle bir değer ki, çocuklar doğduğunda en güzel konuşan kabilelere  en az iki yıl teslim ediliyor. . şimdiii.. böyle bir topluma Kur an ayetleri ilk geldiğinde ne yapıyorlar..SÖZLERİN İLAHİ RİTMİNDEN SARSILIP HAYRETE DÜŞÜYORLAR tabii..her sene Kabe önünde şiir okuma yarışması yapılıyor..ve birinci gelen şiir Kabe duvarında tam bir yıl asılı duruyor ya hani..ve işte o sene yarışmaya giren Kur’an ayeti 1. oluyor ..tam 3 sene o  ayetin üstüne konacak söz bulamadıkları  için, şiir yarışmasını bile kaldırıyorlar.. demek ki kelam ilminde bu derece ileri olan bu toplum, aynı zamanda sanatta adilmiş:) yani ayetlerin değerini biliyor,sözlerin içeriğinden haberdarlar..sadece inatla  direniyorlar. cehaletlerinden değil..gerçeği bilerek saptırıp örtecek kadar kindarlar –akıllarını sadece kendi çıkarlarının kazanımı için kullanmak istiyorlar.. çünkü put halindeki tanrılar onların hiçbir işine karışmıyor,buraya da  pek çok hediye ve mal çekiyorlardı..

oysa Tek Tanrı olan Allah, ne  öyle sessizce duvara dayalı duruyor, nede benden para kazanın diyordu ..işlerine karışıyor –sadece BENİ OKU =BENİ DİNLE-BENİ GÖR  diyordu:) ve Sevdiğim ben Kur an ı anlamak istediğimde artık; hem bu toplumun hem de kendi içinde yaşadığım şu anın bir farkı olmadığını biliyorum..sadece isimlerimiz ve giysilerimiz değişik o kadar.. (biz insanlar gelişmiyoruz ki, makinelerimiz gelişiyor..eğer bizim elimizden uygarlık sandığımız teknolojiyi-elektriği  bir alsalar, bizler en mağara devri insanlarından daha beter oluruz bence…)

*bir ayeti ;böbrek-beyin –bağırsak-mideyle (=MADDE )  anlamıyla sınırlandırmak .. ben sadece  et, kemik, kan, bedenim demek oluyor ki ,bu yanlış.. bu anlamda düşünmeninse, kişinin nasıl bir maddi bedene sahip olduğu açısından büyük tıbbi getirileri var tabii..metobolizmasının etkileri,hormonlar falan.çok şahane.. her ilim kendi değerinde taktir edilir.... lakinnn… sen sadece madde beden misin peki?..SEN HZ. İNSANSIN. tefekkür meselesi….bir insanın pek çok değişik yapıda bedeni olabilir..ve diğerlerinin ne böbreği ,ne bağırsağı, ne beyni olabilir..ve her birinin kendi aklı olup, kendi başına bağımsız davranıyor da olabilir..ve birbirlerine asla değemeyebilirlerde ve tabii ne garip ki ,hepsi bir bedende bütünde olabilir..işte bu kadar değişik ve sayısız bir algı ile Hz.KUR’AN ı =Hz. İNSANı  tefekkür edebilmek lazım ki yükselelim..kısacık bir hayat için olan şu madde bedenle, Kur an ı sınırlamak yanılgısından kurtulalım değil mi Sevdiğim…inşallah,böyle ve benim akıl edemediğim, Senin bildiğin hallerde de öğretirsin ..amiiinn..*

……

Mutmainnenin kendi içine dahil, iki başlığı varmış.. Raziye ve Mardiye.. sanırım Safa ile Merve misali..belki olayların yeni farkındalığı  ile tenzih ve teşbihe takılmadan seyredebilmek..o Sırat-i Müstakiim üzere gidip gidip gelmeler.. aynı hz. Hacer Annemiz gibi :korku ve ümit ile..bir kalbin iki parmak arasındaki döndürülüşü gibi heyecanla ve hareketle…durmak yasak.. her an yeni bir şen var çünkü..çöl, zemzemle hayat buldu..vücud-u ev dirildi..beka başladı yanii..ve bunu TESLİM OLMUŞ bir adam, bir kadın, birde çocuğun “ah”ları ,yakarışları, garip-yakiinlikleri başlattı..Taktiri İlahi Düzen böyle diledi.. bu masalın çocuğu küçükken, Haybabamın verdiği ve zorla okutturduğu masallar-evliya hikayeleri –peygamber kıssaları ile büyümüş..orada en çok hz İbrahim’in, Hacer Annemizi bir bebekle o çöle nasıl bıraktığına takıktım biliyor musun..bunu bir türlü kabullenemiyordum..taa ki bir hayalin peşine düşene , A’li kitabına dek..senelerce başka bir şey düşünemeyip, acaba içinde ne yazıyor merakıyla kıvranmak…ve hayalinde sana onu verene ,gidip teslim olmak..ve daha o dakka, belki bir zerre ,Hacer Valide misali elinde bir demet nane öylece çölde kalakalmak..ne garip değil mi?

Mihmandarım Efendim..kırılmasın üzülmesin..Cömertliğin Babası…işte artık anladım ki ..hiçbir vakit, O AnaOğul, orada tek başlarına değildi..Onlar bunu çok iyi idrak etmişlerdi..bir Cariye Vakfedilmişti..ama Kime?..Rabbine..Rabbi kimdi ya ?Sevdiğim..Sevdiğim..neler yazıyorum görüyor musun…lütfen kaleme muhafaza..(mızrak çuvale girer mi hiç ?)korkuyorum…

Hurşidimden Mürşidime bir tutinin güncesi:)Sevdiğim… gelelim kaç haftadır yaşadıklarımdan kıssalara..bence bu güzel bir bölüm..korkunca buraya, yani Senden Sana sığınıyorum….tektaşta dersler başladı..pembecik buraya geldiği için üç defa gittim…yoksa artık gidebilmem zor gibi..Demirli hoca şikayetçi..diğer  derslerine de muhakkak  katılmamı istiyor..Yunus Emre hakkında bir şeyler anlattı.. güldük.. kimseye anlatmadığını söylediği  iki hayali var..yazayım:) dedim..sakın ha!! dedi.. “beni görmüyor musun hiç “dedi.. gördüm dedim.. kardeşim:hocam bizi gördüğü o hayaller nereye ispitleniyor biliyorsunuz değil mi?.dedi:)…güvenilmeyen biri olmak çok hoş Sevdiğim..hoca dedi ki :çocuk, ben nereye gidiyorum böyle.. çocuk:benim gittiğim yere  geliyorsunuz hocam..az evvel derste nefesi anlattınız ya hani..Rahmanın Nefesinin Makamına tabii..ben sizi diledim ve masalıma yazdım ya ondan..gülüşünden anladım ki Sevdiğim, dünden razı(tabii gördüğünün  olta-i  cazibesi de var yani:)…..

Cumhuriyet Bayramı -Cami-i Cuma.. derste inanılmaz ailelerden kişiler vardı.. Evvel Zamanımın hep anlattığı Arabacı İsmail Efendi nin neslinden birileri. onunla, pembecik ve ben sohbet ettik..bizim dinlediğimiz Arabacı İsmail Efendi ile Ankara’da ki kişi aynımı diye..işin içinden çıkamadık tabii..zamanlar aynı.. mekanlar farklı:). hep merak edilen bir hayal kişisi vardır ya hani?.O’nu sordum. onların neşesindeki anlamını öğrendim yaaaa.. yaaaa..((aslında bu benim tezimi  bana göre doğruluyor..her yeni devletin tanımı vardır ..bir tabela  ismi..ismin şahsı değil, taşıdığı mana  geçerli bence… o şahıs yolun içinde ve dahil olmasa bile “ismin temsili edeben yolun başı” sayılır değil mi Sevdiğim..))

ve o gece orada Evvel Zamanımın dostlarından yeni tanıştığımız Nazlı Hanım Teyze ile evlatları da vardı..O, Mahmud Sami Ramazanoğlu hz nin talebesiymiş. biliyor musun ben hz. nasıl tanıdım..Turuk u A’li ..o incilerden biride O idi…çook sonra resmini görünce öğrenebildim kim olduğunu..Evvel Zamanım anlatmıştı… Ahıskalı Ali Haydar Efendisi bu alemden göç edince, O’nu Mahmut Sami hz. göndermiş..O’da: evladım ,dersinizi anlatır mısınız? demiş.. Evvel Zamanım anlatmış..Mahmut Sami Efendi hz de :Siz bitirmişsiniz..Benim Size verebileceğim  bir şey yok..bildiğiniz gibi devam ediniz demiş..işte Sevdiğim, O’nun hakkında sadece bu kadar biliyorum..şimdi bir önceki hafta sonuna gidelim istiyorum.. pembecik ve çocuk, Evvel Zamanın ve Haybabamın dostu Nazlı Teyzelere gitmişler.. onlar Allahın koruyup gözettiği  ailelerden bence.. iki oğlu var.. gelinler,torunlar..hepsi ile bir öğleden sonra geçirdik..Nazlı Teyze tahta  tespih hediye etti, birde beyaz namaz tülbentleri ve bir iki kitap..tespihin püskülü sarıydı Sevdiğim.. gülümsedim..sarı ne demek?diye sordum..Nazlı Teyze:sarı velayette son noktayı simgeler.. ondan sonra biter.. çünkü beyaz gelir dedi..

evin çocukları ile bizim masalın çocuğu aynı konulardan hoşlanıyorlarmış Sevdiğim.. bak neler neler öğrendim…işte konuşuyoruz..büyük oğul daha akılcıymış..o fikir tohumları atıp, daha sonra onları olgun eser:)haline getirebiliyor ki ,çocuğa bir torba dolusu bunlardan hediye etti saolsun.küçük kardeş, gözlerinden de anlaşılacağı üzere kalbiiymiş..güzel bir karışım değil mi? Kur an-ı Kerimi notalandırarak ve renklendirerek cd ye dökebilirlerse onun filmini, müziğini ve kokusunu duyabileceğimize inandığımı ve bunu isterlerse yapabileceklerini söyledim..gülümsediler..işte konuşuyoruz..ilgi alanlarımız, meraklarımız aynı..

şiddetli- iplik iplik bir yağmurun yağdığı karanlık Babil’in Asma Bahçelerine tam girecekken, tabeladaki timsahı ve bir bardak portakal suyu ile uyandırılışımı anlatıyorum.. bir hafta sonra  ise,haris-hırsız Amerika’nın kendisine, nakit ve tarih mal etmek için nasıl orayı işgal ettiğini… bunun beni hiç etkilemediği halde, bir süre sonra, yağmalanmış Babil Müzesini haberlerde izlerken nasıl tuhaf bir şekilde ağladığımı-içimin acıdığını-bana ait bir şeylerin orada olduğunu ve alındığını hissedişimi anlattım..onlarda ,şunları anlattılar Sevdiğim..Babilliler sulama teknolojisinde öyle ileriye gitmişlerdi ki, bu onların helakine sebep olmuş..kendi sonlarını kendileri hazırlamışlar yanii.. çocuk:sera etkisi değil mi?.yani o yağmurun bir anlamı..çocuklar başlarını salladılar..ve hep merak ettiği buğdayı..kopyalanmasın diye haşlanmış bir halde muhafaza ediliyormuş… havaya çizdiler..ve öyle bir çizim ki Sevdiğim, o günden sonra o buğday hep gözümün önünde..onun ıslak buğdayi- limon küfü ihtişamlı iriliği ve ip ip  iç gıcıklatan kılçıkları hep gözümün önünde..  neden?.. bu buğdayı diğer buğdayların arasında rüzgarda salınırken bile görebiliyorum..neden?ve çocuklar anlattılar..duyduklarına göre ,her başakta 110 ila 120 arasında dane var deniyormuş ..yaaa…

 ve Sevdiğim, esas haberimiz… neden buraya böyle tesadüfi bir biçimde geldim?..hiiç tanımadığım insanlarla hayallerimi konuşuyor ve onlardan geçmişe ait bir şeyler öğrenip iz sürüyorum…Sen çok zarif bir Rehbersin.. hep öğrenebileceğim biçimde öğretiyorsun..bu benim masonlar ve dervişler bölümüm için elzem biliyorum .. şimdi neden bunlar gerekli daha iyi anlıyorum. ve nereye bağlayacağımı da ..teşekkür ediyorum …ve onlara Sümerler ve Eski Mısırlıların Aşağı Nil’den Yukarı Nil’e “ölmeden evvel ölme” deneyimlerinin  hayalini anlatıyorum..onlar konuşurken hz İbrahim den bahsediyorlar..ben:”eee ..oda var tabii “deyince.. o yağmalanan Babil Müzesindeki bir tabletten bahsediyorlar..inanılmaz bir şey bu Sevdiğim… inanılmaz bir şey… mail olarak yollamalarını rica ediyorum. . gelmiyor  tabii:)tektaşta tekrar hatırlatıyorum.. ertesi gün tam vaktinde  geldi ve mektup elimde..şimdi hiiç yormadan Sana onu nakledeceğim Sevdiğim..sadece Avram  kelimesine internette baktım..tahmin ettiğim mi? diye.. evet ..O.. ve  dönüp diğer çocuklardan, Avram  adına başka bilgi olup olmadığı hakkında malumat istedim ..ve  araştırmışlar,oda geldi..onu da okuyacaksın..( onlara çook teşekkür ediyorum.Allah razı olsun..)

*
ve misafirlerin ardından ev sahibelerinden birinin içinden bir şeyler yazmak gelmiş..aşağıdaki mektuplara ilişik güzel hislerle yollanmış..Sevdiğim,  o yazıdan  birkaç satırı o güzel günün hatırasına kopyalıyorum …
((…
İşte sadece ama sadece her iki tarafında karşılık beklemeden bütün sevgisini vermesiydi bu. Çok ama çok farklıydı. Öyle ince, öyle hassas, öyle derin… hani zaman dursa hiç bitmese denecek bir güzellikti. Böyle insanları bulmak, yakalamak bir şanstır gerçekten. Size öyle bir şeyler katarlar ki sizden alıp götürdükleri onların mutluluğudur. Belki senede bir, belki iki senede bir görürsünüz birkaç saatliğine ama etkisi çok uzun sürer böylelerinin dostluğu.))
………

sonra yüksek sesle antik mektubu okudum..AVRAM ın düşünce tekamüllerindeki  O Olgun başaklığına hayran kaldım..bugün kaç kişi binlerce yıl evvelinin bu düşüncesine, bu erdemine sahip onu hayal ettim…tabii mektup bitince ağladım.. şimdi bile iyi değilim bence..anlatamayacağım bir şey var Sevdiğim… hiç hak etmiyorum biliyorsun..hiç layık değilim…ama insan Hamisinin kim olduğunu bilmek istiyor işte..O’na layık olabilmek..bir gün eğer yine O’nun beklediği O Ev’e gidebilirsem.. O’na bir  hediye götürebilmek isterdim..hatta geçen yıl yaptığım gibi, O’na yazdığım şiiri, bu yılda buradan okumak vardı niyetimde..O’na layık hediye tabii ki ancak O’nun Arş-ı Rahman Olan Kalbi=LA İLAHE İLLALLAH ve üzerindeki   Fuad Noktası =MUHAMMEDÜNRASULALLAH diye düşünmekteyim..amma elle tutulur, gözle görülür olsun dersek eğer, bu mektubu O’na gözyaşları ile okuduğumu düşünsün lütfen..

Ey Efendim..Hamim..Koruyucum…bugün milyonlarca hacı size misafirlik ederken, her biri bir hediye getiriyor biliyorum..benimse verebilecek hiçbir şeyim yok..gerçekten..biliyorsunuz işte..Size, tesadüfen!!! böyle tesadüfi bir hac zamanında elime geçen BU MEKTUBU KALBİMLE OKUDUĞUMU  HAYAL EDİNİZ LÜTFEN…hani  o merdivenlerin en alt basamağında.. gördüğü güzelliğin hayranlığından; kendi hantal kabalığından utanarak ellerini arkasına saklamış ,ayaklarını eteği ile örtmüş o çocuktan..bir daha  hiçbir insanı güzel bulamayacak olandan ….hayattan kopup gitmiş olandan..taaa ki Sevdiğim Seni görene dek…bu  mektubu yüreğim  çığlık çığlığa Size okuduğumu hayal ediniz  lütfen..Teşekkür ediyorum Efendim..((NOT:Sevdiğim, arkadaşım Öney hacca gidiyor.. bu masalı orada, Dost’ a okumasını istedim.sevinçle kabul etti..rica etsem arkadaşıma yolculuğunda eşlik eder misin lütfen..ve teşekkür ediyorum..Seni Seviyorum..))

*******************


(*HZ İBRAH'İM VE KRAL MALKİZEDEK ARASINDAKİ MEKTUPLAŞMALAR)
AVRAM ve MALKİZEDEK ARASINDAKİ MEKTUPLAŞMALAR*

Terah’ın oğlu Avramdan, Salem Kralı Malkizedeke.

Kardeşim Avram nasılsın ?
Hakkında birçok övgü dolu söz duydum ve şanın kulaklarıma kadar geldi. Yoldan geçenler diyor ki : Ur’dan bir adam geldi, şimdi Haran’da, sözleri gizemli, inancı bir bilmece gibi. İki Nehrin tanrılarına güvenmiyor. Mısırın tanrılarından da ümidi yok.
Atalarının tanrıları ile alay ediyor, şehir tanrıları ile dalga geçiyor. Sadece bir tanrıdan bahsediyor. Benzeri olmayan. Böyle anlatıyorlar işte, gözleri faltaşı gibi açılmış. Evren’de bir tek tanrı mı ? Böyle birşey duyulmuş mudur ? Peki göklerde, yerde, göklerle yer arasında, toprağın altında ve sularda olan tanrılara ne olacak ? İki, üç ve hatta dört olmadıkça bu ‘’tek’’ fikrinin ne anlamı var ? Tamamen manasız değil mi ?

Garip bir doktrin –
Öyle diyorlar. Ve doğrusunu istersen, ey Avram, ben de, kalbimin derinliklerinde, yaymaya çalıştığın bu doktrini anlamış değilim.
Salem şehrinde Kralım ben ve en yüce tanrının, gökler ve dünyanın hakiminin, rahibiyim. Ona ne ad vereceğimi bilmiyorum çünkü O, en yüce tanrıdır. Neye benzediğini bile hayal edemiyorum, çünkü bilmiyorum. Kenaan’ın tanrıları boldur. Eski ve yeni, göklerde ve yerde, doğu tanrıları ve Mısır tanrıları. Ancak Salem, diğer tanrılara da hükmeden, en yüce tanrının evi. O, göklerin ve dünyanın sahibi. O, Kenaan dilinde söylendiği gibi gümüşle satın alarak değil, Kenaanlılardan önce bu topraklarda bulunan Eberlerin diliyle‘’yaratarak’’ sahip olmuştur. Bir ustanın aletlerine şekil verdiği gibi, yüce tanrı da göklere ve dünyaya – ve içindeki bütün tanrılara – şekil vermiştir.
Ve şimdi yalvarıyorum, ey yüce Ur’dan gelen Terah’ın oğlu Avram, bana , kardeşine ve hizmetkarına, Salem Kralı ben Malkizedek’e bilgi ver : Kim bu hizmet ettiğin göklerin ve dünyanın tanrısı ? Hakkında o kadar konuşulan bu ‘’tek’’ nicedir ?
İttifak teklifi – O’nu tanımıyorum fakat kalbimde hissediyorum. Eğer bana öğretmek, beni bilgilendirmek istiyorsan yalvarırım bana cevap ver. Ve eğer yüce varlığın beni kral eylediği bu ülkeye gelirsen, bilesin ki evim ve kalbim her zaman için sana açık olacaktır. İşte o zaman Terah’ın oğlu, yüce tanrının rahibi Avram,  Salem Kralı, en yüce tanrının rahibi Malkizedek’in yoldaşı ve müttefiği olacaktır.


Avram’ın Cevabı

Terah’ın oğlu Avram’dan Salem Kralı Malkizedek’e

Kutsanmış ol, ey yüce tanrının rahibi Malkizedek. Ur’dan çıkıp Haran’a gittiğimde ünün kulaklarıma geldi ve Malkizedek hakkında birçok iyi şeyler duydum. Kenaan tanrıları ve Amorit tanrıları hakkında bilgi toplamaya çalıştım. Yeriho’da oturan Habirular ise bana şunları anlattı :
Salem’de bir kral oturuyor. En yüce tanrının rahibi. Bu tanrı ki kaos ve şekilsizlikten sahibi olduğu gökleri ve dünyayı yarattı. Bu sözleri başkalarından duydum. Şimdi ise kendi sözlerin bana bir tablet üzerinde oyulmuş halde ulaştı. Ey Malkizedek, Terah’ın oğlu Avram’ın sözlerine kulak ver.
Ra, Tot, Enlil ... – Sümer tanrılarını tanıyorum ve Akat tanrılarını inceledim. Ra’yı ve Tot’u da biliyorum. Mısırlı bilge adamlar beni eğitti. Osiris’in sırlarını öğrendim. Enlil bana açıklandı. Bütün tanrılar, büyük küçük, iyi veya kötü, hepsi hakkında bilgim var. Güçleri göklerde ve yerin altında. Doğarlar, ölürler, kaybolurlar ve bir gün sonra yeniden yaratılırlar.
Peki hayatı ve ölümü kim ihsan etti ? Tanrıların bile uymak zorunda kaldığı göklerin ve dünyanın kurallarını kim düzenledi ? Sonsuz sayıda yıldız gördüm. Bir düzen ve bir kural içinde hareket ediyorlar. Başlangıçta var olandan ve tanrı tohumunun ekildiği ortamdan ortaya çıkan ‘’en yüce’’ tanrı nasıl olabilir ? Eğer kader onu da idare ediyorsa bu tanrı nasıl herşeyin babası olabilir ?
Güneşin batışını izledim ve ayın ışıklarının çekildiği anı gördüm. Tanrılar unutulur, yerine yenileri yaratılır. Hepsinin bir adı var ve onlar insanoğlu tarafından şekillendirilmiştir.

Herşey bir oldu – Ve işte gece oldu, karanlığın korkusu üstüme sindi, gözlerim görmüyor kulaklarım işitmiyordu, herşey şekilsiz bir hale dönüştü, bütün evler ortadan kayboldu : Herşey kuralsız ve sınırsız bir şekilde bir oldu. Her yeri karanlık kapladı, sadece havada bir ruh dolaşıyordu. Korku ve dehşet sardı beni, istediğim oluyordu.
İşte o anda yüce ve en güçlü Allah’ın bana göründüğünü anladım. Tanrılar arasından bir tanrı değil, oğul değil, baba değil : O, tektir ve O’ndan başka yoktur. İsmi yoktur. Dişi veya erkek değildir. İnsan modelinin üstünde bir varlık olduğu için doğurmaz ve çocuk sahibi olmaz.
İşte bana görünen Allah, beni çağıran Evren’in sahibi. Bütün topraklardan daha yücedir, çünkü onları O yaratmıştır. Doğum ve hayat kurallarının üstündedir, çünkü onları O ilan etmiştir.  Bunu gördüm ve bildim : Bana seslenen Bir’di.
Ve işte o anda ülkemi terkettim. Ruhum doğum yerimden uzaklara yükseldi. Babamın tanrılarını geride bırakarak yola çıktım. Buradaki bütün gök ve yer tanrıları benim için taş ve tahta gibi. Herşeye kadir Allah, sonsuzluğun Allah’ı, O, tektir ve görünmeyen eli ile bana yol gösterir. O’na hizmet edeceğim, O’nun emirlerini yerine getiren gök ve toprak güçlerine değil. Beni nereye yönlendirirse oraya gideceğim. Bana ne emir verirse onu yapacağım.
İşte benim Allah’ım O’dur, onu görmesem de, arada bir beni şaşırtsa da, ey Salem Kıralı Malkizedek, ben O’nun ‘tek’liğine inanacağım.
Şehrin Salem’in duvarlarının içinde barış olsun ey Malkizedek. Kutsanmış ol !***
Eski Ahit/Tekvin/BAP 11


Eski Ahit - Hristiyanlığın kutsal kitabı Kitab-ı Mukaddes'in ilk bölümünü oluşturan 39 kitaba verilen isimdir.
Tevrat - Tanah ve Eski Ahit'in ilk beş kitabına verilen isimdir.
  1. Başlangıçta dünyadaki bütün insanlar aynı dili konuşur, aynı sözleri kullanırlardı.
  2. Doğuya göçerlerken Şinar bölgesinde bir ova bulup oraya yerleştiler.
  3. Birbirlerine, "Gelin, tuğla yapıp iyice pişirelim" dediler. Taş yerine tuğla, harç yerine zift kullandılar.
  4. Sonra, "Kendimize bir kent kuralım" dediler, "Göklere erişecek bir kule dikip ün salalım. Böylece yeryüzüne dağılmayız."
  5. RAB insanların yaptığı kentle kuleyi görmek için aşağıya indi.
  6. "Tek bir halk olup aynı dili konuşarak bunu yapmaya başladıklarına göre, düşündüklerini gerçekleştirecek, hiçbir engel tanımayacaklar" dedi,
  7. "Gelin, aşağı inip dillerini karıştıralım ki, birbirlerini anlamasınlar."
  8. Böylece RAB onları yeryüzüne dağıtarak kentin yapımını durdurdu.
  9. Bu nedenle kente Babil adı verildi. Çünkü RAB bütün insanların dilini orada karıştırmış ve onları yeryüzünün dört bucağına dağıtmıştı.
  10. Sam'ın soyunun öyküsü: Tufandan iki yıl sonra Sam 100 yaşındayken oğlu Arpakşat doğdu.
  11. Arpakşat'ın doğumundan sonra Sam 500 yıl daha yaşadı. Başka oğulları, kızları oldu.
  12. Arpakşat 35 yaşındayken oğlu Şelah doğdu.
  13. Şelah'ın doğumundan sonra Arpakşat 403 yıl daha yaşadı. Başka oğulları, kızları oldu.
  14. Şelah 30 yaşındayken oğlu Ever doğdu.
  15. Ever'in doğumundan sonra Şelah 403 yıl daha yaşadı. Başka oğulları, kızları oldu.
  16. Ever 34 yaşındayken oğlu Pelek doğdu.
  17. Pelek'in doğumundan sonra Ever 430 yıl daha yaşadı. Başka oğulları, kızları oldu.
  18. Pelek 30 yaşındayken oğlu Reu doğdu.
  19. Reu'nun doğumundan sonra Pelek 209 yıl daha yaşadı. Başka oğulları, kızları oldu.
  20. Reu 32 yaşındayken oğlu Seruk doğdu.
  21. Seruk'un doğumundan sonra Reu 207 yıl daha yaşadı. Başka oğulları, kızları oldu.
  22. Seruk 30 yaşındayken oğlu Nahor doğdu.
  23. Nahor'un doğumundan sonra Seruk 200 yıl daha yaşadı. Başka oğulları, kızları oldu.
  24. Nahor 29 yaşındayken oğlu Terah doğdu.
  25. Terah'ın doğumundan sonra Nahor 119 yıl daha yaşadı. Başka oğulları, kızları oldu.
  26. Yetmiş yaşından sonra Terah'ın Avram, Nahor ve Haran adlı oğulları oldu.
  27. Terah soyunun öyküsü: Terah Avram, Nahor ve Haran'ın babasıydı. Haran'ın Lut adlı bir oğlu oldu.
  28. Haran, babası Terah henüz sağken, doğduğu ülkede, Kildaniler'in Ur Kenti'nde öldü.
  29. Avram'la Nahor evlendiler. Avram'ın karısının adı Saray, Nahor'unkinin adı Milka'ydı. Milka Yiska'nın babası Haran'ın kızıydı.
  30. Saray kısırdı, çocuğu olmuyordu.
  31. Terah, oğlu Avram'ı, Haran'ın oğlu olan torunu Lut'u ve Avram'ın karısı olan gelini Saray'ı yanına aldı. Kenan ülkesine gitmek üzere Kildaniler'in Ur Kenti'nden ayrıldılar. Harran'a gidip oraya yerleştiler.
  32. Terah iki yüz beş yıl yaşadıktan sonra Harran'da öldü
   Kahin Kral Malkizedek’in kutsal mihrabının olduğu yer ve Aravna’nın harman yeridir. Süleyman tapınağı, Mescidi Aksa
(*alıntıdır)




Nur Cihan
02.11.2010