25 Ekim 2013 Cuma

99 ACVE HURMASI (akik taşlarının) MASALI 71







99 ACVE HURMASI (akik taşlarının) MASALI 71

Kelimelerden evvel harfler,harflerden evvel rakamlar,rakamlardan evvel şekiller vardı.. kutsal desenler geometriydi.. kendimizin geometrik desenimize bir yolculuk için hazır mıyız?
J…

Merhaba Sevdiğim ve Merhaba..
nasılsın? birkaç gündür sabiilik okuyorum ve sayfam alıntıdan geçilmiyor.bugün hepsini okuyarak kırpıyor, eski masallarımı karıştırarak, birleşecek şeyleri kesip buraya monte ediyorum..her şey öylesine karmaşık oldu ki, bilmiyorum bu masaldan yüzakı ile çıkabilecek miyim..bir an önce yazmam gerektiğini, yoksa amâ da denen kaosun-karasuyun içinde boğulacağımı anladım..işte o yüzden acilen geçmiş rüyalarımın ön seranatını Sana sunuyorum ve başlıyoruz.. lütfen bir elinde kahve olsun.yanii..çok karışığım ve sadeleşmem lazım…biraz ışık lütfenJ..

2011 mayısında kaydedilmiş eski bir 2009 hayalinden alıntı.. hani: “bakarsın beraber gideriz”?!!-cek ken, Sen bensiz gitmiştin ya(bilesin ki,tutulmayan sözler ve başkasına meyleden kalp’ ten sakınmak lazım!!)..yine öyle zamanlara gelmişiz bakk?!..o hayalimde,Sen küçük çocuklara ders anlatırken, elindeki tahta değnekle yere,kumlara çizdiğin o dik üçgen ve alt uç köşesinde gülerek oturan ve Sana bakan vardı ya hani.. .. ve sonraki ders.. hayalimde bile  dersten çıkıp kaçmak istediğim, o çok ağır, o çok zor olan..  “….. içi “ dersi..işte Sevdiğim yeni anladım ki, biz o dersi işliyormuşuz.. ne kadar geç anlıyorum, ne kadar unutkanım, ne  kadar cahilim değil mi?.... (ve utanmadan, kaç yıl sonra yine aynı sembolle, yine aynı gafletime artık hayret etmiyorum ,çünkü bu gerçekten çok zor bir şey.bu kadarı bile akıl almaz bir nimet aslında ki; hem ben ,hem de bunları okuması nasip edilenler gerçekten şükretmesi gerekenlerden)..

2011 mayıs
.. rengarenk geometrik çizimler ..yazılar..öyle çoktu ki, sayfalarca, metrelerce upuzunnn.. ve öyle ağırdı ki ,kaçmak istiyor lakin yine kaçamıyordum.. Sen, benim matematik korkum yüzünden nefret ettiğim okul hayatımı bitirdiğimi biliyor musun?..
**
Ve geçmiş hayallerden sonra gelelim bu zamana. bakalım hatıralar nasıl seyr’etmiş.. sadece şunu bilmen lazım ki, bu süre zarfında ve haftaya halen hz Debbağ’ın katibinin yazdığı acaip, uçuk kaçık ruhi bilgileri ve harflerin ilmini okuyor olacağım, tabii rüyalarımda o kitabın izleri olacak malumJ...ve Sevdiğim Serendip’e, sevgili Adem’ime ulaşamadan, Süryanice öğrenmem gerektiğini anladım.. zira ruhlar ve Adem Süryanice konuşuyorlarmış.birde sorun şu ki, Adem Havvasını aslında arayarak buluyordu..ben neden henüz varlığını bile bilemediğim bir erkeğin peşinden gidiyorum ki..demek ki hiiç bir kıymetim yok..hıhJ!! (*hz Adem Serendip’e indirildiğinde ,Havvasını arayıp  bulmak için Bekke-KABE ye ulaşıp, Havvasına arif olup, ARAFAT’a çıktılar.. ve kendilerine BEYTÜL MAMURun izdüşümünde, RAHMAN’NIN GÖLGESİ SURETİNDE BİR DİKİLİTAŞ, EV İNŞAA ettikten sonraJ, ailecek Serendip’e geri dönmüşlermiş ya hani.. her yıl evlatları ile bu hac ziyaretine düzenli devam etmişler.. böylece Kabe ve ritüelleri hakkında sürekli güncellenen bilgide yeryüzüne daima bu merkezden yayılmış..)


başında
NAMES-namos-ilahi kanunlar
 örtüsü ile
bir mısır  dervişi:) 
Masal gecem
..dev bir bilgisayar ekranında, arada bilgilerini okuyarak alıntılar yaptığım astroset sayfası açılıyor..aaa..ibranice harfler ve kelimeler-görüntüler her yandan akıyor...sayfanın tam ortasında başında çizgili names(NAMUS) olan piramitin önündeki sfenksinin  resmi var.. (*uyandığımda astroset sayfasına baktım.. o türkçeydi.ve hiç öyle bir yazısı yoktu.köyden döndüğümde yine baktım..bu defa su ve tuz dengesi hakkında yazı eklemişlerdi.. okuyunca masalımı- geometrimi nasıl anlamam gerektiğini ve kurguyu anladım, da, nasıl yazarak aktaracağım henüz bilmiyorum ve teşekkürler ipucu torpilin için..yani beni süründüre süründüre öğretmene bayılıyorum Sevdiğim)..

daha sonra sabaha karşı rüyası.. bir yol üzerinde müzik okulları var..ben yolu kaybettiğimden bir vakfa girmişim ve onlarda beni bu müzik okuluna almışlar.. onlarda halveti ama ben onları değil, diğer okulu istiyor, oraya gidebilmenin yollarını arıyorum ve yolda yürürken, birtuhaf, çok zayıf ve kocakarı misali bir kadın neşeyle yanıma geliyor ve bana 3’geni, 3 tekerli bisiklet veya 2 tekerli bisiklet yerine tek tekerli bisikletle gitmenin güzelliğini uygulayarak gösteriyor.. inanılmaz kıvrak biri o..ve sfenksin içindeki  muzip, bilmececi kadın o, anlıyorum ama o, ayrıca farklı bir varlık
J.. onu da anlıyorum..o tek tekerli bir bisiklet üzerindeymişçesine yanımda sağ-sol ve orta salınımla geliyor….



12 ekim cumartesi..bir minibüste, beyaz renk giysili mutlu Kore’li hacılarlayım.. bu doktor Koreliler, insan bedeninden kan alarak tedavi yapıyorlarmış ama ben onlardan böyle bir talepte bulunmuyorum.. sonra camii misali bir yerdeyiz.. namaz kılınmış. Orası kadınlar ve erkeklerle dolu.. o Koreli doktorlara benim tanıdıklarım dahil ,Senin ve mahreminin arkadaşları dahi bu kan aldırma işlemini uygulattırıyorlar…endişeyle seyrediyorum. sonra ön odaya tek başıma geçiyorum ve bir delikanlı yanıma, elinde valizle geliyor..bu valiz taba renkli deriden, bizim eski bir valizimizdi.. hıımm..yoo.. hatırladım..tabii ki şimdi yok şükürJ!!..işte içini açıyorum.. meşrutiyet dönemi taş baskısı, Osmanlıca yazılı ve baş tarafı ferman gibi mühürlü, üst üste katlanmış icazetnameler var..yanında rüya defteri..ve diğer köşede pek çok minik süslü ,çok güzel defterler üst üste.. ben en üstteki rüya defterini alıyorum..bu valiz, az evvel içeride Sen-Haybabam ve mahremin tarafından kendisine bir tören yapılan utangaç genç kıza aitmiş.. o  defter aniden, ben, onu elime alınca büyüyor ve tam valiz kadar oluyor..içinde rüyalar ve rüyaların resimleri var..aynı benim eski rüya defterim misali..ve bir merdivenden aşağıya doğru süzülerek inen yeşil bir ejder resmini görünce gülüyorumJ..aynı rüyaları görüyoruz sanki diye utanıp defteri kapatıyorum..aa.ama defter dev gibi ve gittikçe büyüyor.üstelik ikiye ayrılıp, iki yumuşak yastık gibi oldu..o yumuşak yastık defteri hızla valize sıkıştırıp, ikiye ayrılmış valizi de kapatıyor,başkasının valizini karıştırırken kimsenin beni görmemiş olmasını umuyorum.. utanıyorum.. çok ayıp bir şey bu..

*(
Cihan aradı..rüyamın ucundan anlattım..köye git ve orada bulman gerekeni bul dedi
J!! Yani köye gideceğiz ve bulacağım şey hiçbişey olacak tabiiJ.ama ben ilk defa gördüğüm amcamın torunu Sercan’ı köyde tanıdım.o, bir Çin turizm rehberi olmuş..çince biliyor..ve benim Çin’e gidebilmem için senelerce tasarruf?!! yapmam lazımJ..ona istediğim geometri-harf-kelime karakterlerini sordum.. ve muhteşem şeyler anladım..bunlar henüz ham.. Sercan, ne istersem hocasına sorarak öğrenebileceğini de söyledi..bir dahaki harfler-kelimeler masalımı yazdığımda tefekkür edeceğim inşallah.. birde köyde Haybabamın mitolojiler sözlüğü ile türk mitolojisi kitap isimlerini alıp kitapçı Cemil’e ısmarladım...)


14 ekim pazartesi
arafe günü sabahı rüyası..internette  benim bilgisayarımda olmayan google eart harita programı aniden açılıyor..o program bana eskiden yüklendiği halde, henüz yükleme bittiğinden şimdi açılmışmış((*Googol'un anlamı: 10^100. Yani 1'in yanına 100 tane 0'ın gelmesiyle oluşan sayıdırJ)).ve sabah ezanı vakti.. hayalimde, Sen telefon açıyor ve"şu tv kanalını aç ,beni seyret ,dinle” diyorsun..uykumdan uyanıyor,o kanalı açıyorum ama Sen tabii ki yoksun.. böyle bişi olamayacağı için benimki de iş işteJ..

bugün arefe ve ben muhteşem kitabımı okurken yine uyumam geldiği için kendimi bırakıyorum..hayalimde ,bir ekranda insan kafası resmi çiziliyor .. sol kulağında inciden bir küpesi var..bu kafa şeklinin her yanında açıklamalı yazılar var. iki tane harf ve kelimenin insan kafasındaki yerini anlatıyorlar.. öyle güzel tekrar ediyordum ki, ben bile hayret ettim.. uyanınca tek bir kelimesini dahi yine hatırlayamadım
J..sonra kalbimde Seni hissediyorum ve şöyle diyorsun:”hadi kalk..haccın mübarek olsun..hacı oldun”..gözlerimi açıyorum..yine neler uyduruyorum diye gülerken, öğlen ezanı okunuyor..neyse, bu sene rahatım..hayallerimde, o topraklara ait hiçbir şey görmedim ve beni içeri almıyorlar diye hiiç ağlayıp, üzülmedim çok şükür..SEN GÖNÜL HACCINI BİLİR MİSİNJ?ya gönülden biatlı olanı?

17 ekim Perşembe bayramın 3.günü hayali…denizin içinde ayaklarım çıplak ve ayaktayım..bir şey anlıyorum ve onun tesirine kapılıyor ,denizin içinde sema yapmaya başlıyorum..insanlar beni görecek diye çok utanıyor ama kendimi durduramıyordum..başım ve sağ elim gökyüzüne açık,sol elimi yeryüzüne çeviriyorum.. kendimi kontrol edemediğim için duramadığımı ve bundan çok zevk aldığımı biliyorum..birden yukarıdan ayaklarımın dibine, denize bir cep telefonu düşüyor..birazdan Cihan arıyor..çok büyük bir ev aldığımızı, şimdilik annemin gözükse de, aslında tek tek hepimizin olduğunu  söylüyor…sonra Ladikli Ahmed Ağa benimle görüşmek istemiş?!!.ve anlatmak istemediğim Senin karışık hallerin ..ve Senden yine uzaklaşacağım!!keşke herkesin peşinden bu kadar gitmesen Sevdiğim.. belki de Arafat’tan sonra yere uyumlanmak için en beterinden kirlenmen lazım ,bilmiyorum ki.. ama ruhum Seni her halinle sever tabii…


24 ekim Perşembe…
bir göl kenarında çitlerin ardından içeriye bakıyoruz.. kalabalık gittikçe artıyor. otobüslerle insan geliyor..ve denizin içinde uçuca eklenmiş tekneler var.. birinin içinde yıkanmak için bekleyen enteresan bir cenaze var.. beni kıskandırmak isteyenler, Senin onları nasıl koltuklarının altına aldığını ve onlara da nasıl aşkla baktığını ve onları da nasıl istediğini bana anlatıyorlar..çok üzülüyorum.. ve şimdi Sen mahreminle geliyorsun.. o kapıyı açıyor, yasak alan-cenazenin olduğu mekana giriyorsunuz.. bende peşinizden giriyorum.. birazdan, yıldırım hızıyla beyaz muhteşem atlar geçiyor.. üstlerinde hızdan gözükmeyen süvarileriyle cenazenin olduğu yere, denizdeki teknelere giriyor, gözden gayb oluyorlar..bunlar Kazakistanlıymış..bir beyaz kağıda Kazak haritasını ve bazı şeyleri yazıp çizip asmışlar..ben onların astıkları dosyayı alıyor ve duvara diğer yazıların olduğu yere asıyorum. çünkü bu içinden geçilen devasa yer bizim evimizmiş.. ve duvara başka yazı-resimlerde asmışım..

Rüyalar bu kadar Sevdiğim..gelelim konumuz olan Sabiiliğe..dün Iraklı dostlarıma gittim.. mucize gibi şeyler oluyor ama yazmam.. benden değil, EFENDİMİN ÂLİCENAB CÖMERTLİĞİNDEN  biliyorum..ve ah! Bağdatlı arkadaşımın mesleğini bir bilsen “vay be!” derdin..öyle yüksek bişey yani.. O’na, şuan en bozulmamış olduğu söylenen Bağdat sabiiliğini soruyorum ve öğrendiklerimden anlatıyorum. o da anlatıyor.onlar edebiyatta çok yüksek ilme ve şöhrete sahiptirler..kuyumculuk, demir ve madencilik onların sanatıdır.. diyor ki sonra:” sen bu konuda benden çok fazla şey biliyorsun”..

ve şimdide internetten sabiiler hakkında tüüm bulduğum en eski arap kaynaklarıyla EN SAF ,BOZULMAMIŞ SABİİLİĞİ KAYDEDECEĞİM.
(*sapkınlaşmış , panteizm tuzağına düşmüşleri ise işaret edeceğim ki, ışık ve sevgiyle kalıncı ezotermikler anlasın inş ve aminn)..

şimdiye dek hatırımdaki her şeyi  SU ve TUZ hakkı için birleştirecek (*ve er’imizin emeğinin alın teri suyu-tuzu hakkı için
J) Sevdiğime bir defa daha O’NU TUZ KADAR SEVDİĞİMİ SÖYLECEĞİM.. ((*sevgili frekansım, sexi dalga boyum, pil enerjim, kömür tozum,kalbimi saran ve tüm hücrelerimi ele geçiren ruhsal aşkım, mıknatisyetim, veri bankam, datam, ileticim, çekicim, geometrik salınımlı –elmas kesimli desenim, prizmam, eşsiz HÛRum,sevgiliimmJ))

("Şüphesiz iman edenler, yahudiler, hristiyanlar ve sabiîler'den Allah'a, ahiret gününe iman edenler ve salih amel işleyenlerin Rableri katında mükafatları vardır..." Bakara. 2/62) 

(“İman edenler ile yahudiler, sabiiler ve hıristiyanlardan Allah'a ve ahiret gününe (gerçekten) inanıp iyi amel işleyenler üzerine asla korku yoktur; onlar üzülecek de değillerdir” - Maide, 5/69) 

(“Doğrusu, inananlar ve yahudiler, sabiiler, hıristiyanlar, mecusiler, ortak koşanlar arasında, kıyamet günü Allah kesin hüküm verecektir. Doğrusu Allah herşeye şahiddir” Hac, 22/17)

SABİİLER VEYA MANDENLER
(Vaftizciler ve Nasuralar).. sabiiler günümüzde en çok ezoteristler tarafından takip edilip ,araştırılıyor.. onlar  hz Musa’nın, bir Mısırlıyı öldürdükten sonra, kaçtığı yer HURA(Urfa)da, Hz Şuayb tarafından insiye edildiğine inanıyorlar..hz Şuayb ve HUR’A ahalisi Sabiilik ,yani Esenilik inancını taşıyordu derler..ve hz İsa’nın da bu topluluk tarafından yetiştirildiği, hz İsa’nın sırları saklamayıp ifşa ettiği-krallık istediği içinde başına felaketler geldiğine inanıp, hz İsa’yı red edip dışlıyorlarmış..sabiiler, peygamber olarak hz Yahya ve kitabını kabul ederlermiş.. her ne kadar yahudi kökenli gibi anlaşılsalar da, hakikatte sabililer, hz ADEM’den beri gelen HANİFLİĞE ve hz ADEM (Osiris)e halen inanmaya devam eden en eski inanç biçimidir.. onlar, Hz ADEM, oğlu (Sis)ŞİT ve Şitoğlu  İDRİS(Thot, Hermes)e inmiş kitaplara inanmaktaymışlar.. İbn’ül Esir tarihinde,  Hanuh adlı zatın, İdris a.s torunu Lamek'in diğer bir adının Sabi  olduğu kayıtlıymış( veya hz.Şit’in oğlu).. Ayrıca, Mısır piramitleri altında hz.Şit ,hz. İdris ,hz.Sabiî b. İdrîs'in mezarları olduğuna  İnanır ve ehramlara hürmet ederlermiş.

*((
Sevdiğim burayı sakın unutma olur mu..hani çook derin bir yerde dehşetli tehlikeli kadiim bir adam, siyah üçgen bir taş levhayı bekliyordu ya..ve göz, siyah taşa bakarken, ışıkla yazılan yazıyı okumuş amma kimse görmeden silinmişti hani..işte bir gün biz Senle yeryüzünün ilk mezarına seyahat edeceğiz biliyor musun ve o kabrin bekçisi-büyük bir ihtimalle TA KENDİSİ bize yardım edecek inşallah ve aminn
J..teşekkürler..galiba ben hala Seni Seviyormuşum))


sabiilik-esenikle masonluğun –ahi teşkilatı-tekke,tapınak insiyasyonun bu derece birebir örtüşmesi ise çok normaldir..bu hakikatin tek bir kaynaktan dalga dalga ,idrak idrak açılarak yayıldığını bize anlatır..sabiiler ayrıca hz Davud’un zebur kitabını da okurlarmış..sabiilere geçmişte “dinden dönenler ve başka dine girenler “denmesi de hakikati sabitler..çünkü gerçek sabii-hanifler gelen her hak peygamberi bilir ve kabul eder.. bilir ki gelen hep aynı BİR’dir..suret değişir,esma tecellisi değişir ama prizmadan yansıyan hep O IŞIKTIR..

SAABİLER, Keldani kökenli olup, Hz Adem ve evlatları gibi süryanice konuşurlarmış. Süryanilerin kökenlerininde sabiiler oldukları  kaynakta vardır.. Süryanice hind dillerinden türemiş daha sonra ondan arapça doğmuştur..



SABİİ KELİMESİNİN ANLAMI.." Arapça "sabaa-yasbu" (dönmek)tir. Sabiîn" kelime kökünün"çıktı" veya "meyletti"  demektir. . kelimenin çoğul hali "sabbiîn/sabiûn" ya da sabîn/ sabun" dur..“Bîr şeye severek meyil edenler”, “bir dinden çıkıp diğer bir dine geçenler” ve “bir yıldızın matlaından doğmak”, “herhangi bir dine mensup olmayanlar” anlamlarındadır. ..Sabi kelimesinin İbranice “yıldız” manasına gelen “Saba”dan geldiği de söylenir.. ve SABA MELİKESİ BELKIS’ı hatırlayalım lütfen..oda yıldızlara inanıyordu ama hz Süleyman’ın yolladığı mektubu okur okumaz hakikati anladı ve hemen yenilenmiş olan yeni dine ilk iman eden oldu..işte SABİİLER, SAF VE KATIŞIKSIZ hz ADEM ilmine hakikatte sahip olduklarından, her yeni gelen hanif peygambere iman etmişlerdir ve o yüzden de, adları bir dinden çıkıp bir başka dine giren,hiçbir dine mensup olmayanlar olarak ta anılmıştır..mesela biz, bluğa ermemiş çocuklara da günahsız, masum anlamında sabi deriz değil mi?..

SABİÎLİKTE İNANÇ ….Allah’a, Işık Kralı (Malka d Nhura) veya Kudreli Ruh adıyla inanırlar. Yalan söylemek, küfür etmek, zina yapmak büyük günahtır. Yemek yerken, "Bismi'l-Hayyi'l-Azİm" diyerek başlar, "Elhamdülillah" diyerek bitirirler. Eski Bağdat sabilerine göre yıldız ve gezegenlere tapınmak, heykel ve suretlerin önünde namaz kılmak, fal ve sihir ile uğraşmak kesinlikle yasaklanmıştır ve büyük günahlardan sayılmıştır.

Sevdiğim,tüm okuduklarımla sabiiliğin en saf hali hakkında anladıklarımsa şöyleydi bak..onlar her şeyi ışık varlıklar-meleki yapı olarak anlıyor, biliyor, tanımlayarak anlatabiliyorlardı.. bugünkü ezoterik ışık elçilerinin; ışık ve sevgiyle, ışığa doğru, kuantum fizik, meleklerle temas kurduğunu iddia eden her mistik cemaatin yaptığı şey yani..bugün kimse “ben yeni bir idea icat ettim” diyemez. Neden? çünkü hz peygamber dahi demedi o yüzden.. ne dedi hz peygamberimiz: ”BEN ATAM İBRAHİMİN DİNİ ÜZEREYİM,SİZE YENİ BİR DİN GETİRMEDİM,VAR OLANI –TAHRİF EDİLMİŞ OLANI BU GÜNE-BU DEVRİN İHTİYAÇ VE İDRAKİNE GÖRE GÜNCELLEDİM” anlamında konuştu değil mi. Ve Taberi tarihi derki; hz peygamberimizi görmek için başka memleketlerden gelenler O’na sabii de derlermiş.çünkü O’da sabiiler gibi beyazlar giyer, Kabe de namaz kılarmış.yani haniflik daima azda olsa, hiç bozulmadan günümüzde de çok şükür var.. sahabenin adı neden SAHABİ,peygamberi sabiden öğrenenlere de neden tabin denir mesela düşünmeli…

İSLAM-MÜSLÜMANLIK ,  ALLAH’IN İRADESİNE TESLİM OLARAK SELAMETE ERMİŞLER demektir.. günümüz insanı ne yazık ki idrak konusunda acaip sapkın bir saplantıya sahip ve lafları hep başka başka yerleriyle anlamayı seviyor.hakikat apaçık ortadayken, pislik, şeytan damarlarımızda bizi hep pislemekle meşgul ve ona bu izni verende ne yazık ki bizleriz..

sabiilerde dualite yani ışık ve karanlık sistemini merkeze koymuşlardır.. iyilik ve kötülük birdir ve gereklidir. idrak edebilmek içinse zıtlıklar-imtihanlar kaçınılmazdır..her şeyin aslı SU olduğu için sabililer hz YAHYA peygamberi çok sevmişler belki de..evlerini daima DİCLE ile FIRAT arasına, su kenarına, yükseklikler üstüne yaparlarmş..akan temiz bir derede vaftiz olmak gereklidir.. niyet,abdest, gusül, namaz, oruç,hac ve pek çok ibadet birebir aynıdır. .eğer bunu anlarsan Kur’an-ı Kerimde neden bazı şeylerde Tevrat kadar detaya inilmediğini de idrak edebilirsin..zaten ayet demez mi namaz ve diğer ibadetler için” SİZİN DAHA EVVELDEN BERİ YAPAGELDİĞİNİZ AMA TAHRİF EDEREK BOZDUĞUNUZ ŞEYLERİ,  PEYGAMBER OLARAK YOLLADIĞIM HABİBİMİN GÖSTERDİĞİ ŞEKLİYLE DEVAM EDİN.O SİZE NE VERDİYSE ALIN,NEDEN MEN ETTİYSE EL ÇEKİN”..bizler gerçekten tam bir nifak ehli değil miyiz peki? neden daima bu derece kötü varlıklar olmayı ve hakikati bile bile örtüp kafir-perdeli olmayı seçmişiz sizce?!!..tefekkür lütfen..kimse kendisini ben islamım diye kandırmasın.. şüphe hem abdesti hem de aşkı bozar malum
J!!


HOR-US –RA RÜZGAR GÜLÜNÜN İŞARET ETTİĞİ  4 yönlü-4 unsurlu DEĞİŞİK ZAMANLARDAKİ KIBLE  SEMBOLLERİne verilen derleme anlamlardan bazıları..
*Bektaşi dergahı girişindeki sütun (Küre-Müselles-ÜÇGEN)e-ışık prizma-safiye makamına  işarettir: 4 kapı 40 makam.. Hakkı kendi özünde bulmak.. 

ve
şimdi gelelim KÂBE ye..yeryüzünde KABE MAKAMINDA  olan bir İNSAN-I KAMİL’in  yüzünde,  4 yönden tecelli eden, 4 duyu hissi melekütu şunlardır.. İsrafil=kulak(kalp),Mikail=göz(himmet),Azrail=dil(vehim),Cebrail= akıl(idrak).. bu dört Meleğe Kirâmen Kâtibin derler. 

meleklere iman   amentü esaslarından olduğu için ve her yaratılmış varlık mülkiyeti inşâasını bu meleki yapılara borçlu olduğundan, Allah ile varlık arasında melekler bir bakıma rabıta-aracıdırlar+ kitaplar +  resulller de tabii öyledir..ve bu makamları velayetle temsil eden vali-velilerde, aynı yüksek enerjiyi, kişinin seviyesi idrakine indirgeme trofoluğu vazifesini halen sürdürürler ..insan bunu bilsin bilmesin bu böyledir.. sabiilerde meleklere ve peygamberle imanı bilip,tam uygulamışlar amma zamanla putlaştırıp tapınmaya başlamışlardır..

insan arzının 7 tabakası;
deri, yağ, et, damar, sinir, adele, kemiklerdir..
insan  prizmasının 7 rengi;
beyaz, siyah, kırmızı, sarı, mavi, yeşil ve mordur..


1.köşe KUZEY: Toprak elementi.  Küre-i hak Toprak (HAKİKAT) Tanrısal-İLAHİ Makama Ulaşmak…KALP.. (İslamda Kabe’nin kuzey köşesine "Irakî"denir..  İsrâfil aleyhiselâmdır. (Kulak) her şeyi duyduğu için (isrâfil)dir.) KERİM-İsrafil-Musa aleyhisselam  Rengi koyu yeşildir bazen de kahverengidir) Tabiatı soğuk ve kurudur. (eski Mısır’da KUZEY, Hapi =MAYMUN yüzü, korumak Neftis’in göreviydi).

2.köşe GÜNEY:
Ateş elementi. Küre-i har Ateş (ŞERİAT)bir anadan doğmak VEHİM..(İslamda Kabe’nin güney köşesine "Yemânî”  denir.. VEDÜD-Azrail-İbrahim aleyhisselam).= (Dil) her şeyi tattığı için (Azrail) dir. Ateş elementinin rengi saf kırmızıdır ve tabiatı ılık ve kuru olarak düşünülür.(eski mısırda GÜNEY-İmseti=İNSAN yüzü, İsis tarafından korunuyordu)..

3.köşe BATI:
Su elementi. Küre-i ma Su (MARİFET) HİMMET.. (islamda Kabe’nin batı köşesine "Şâmi denir).. RAHİM-Mikail-İsa aleyhisselam=mülk alemi (Göz) her şeyi gördüğü için (Mikâil)dir...Su elementinin rengi saf mavidir ve tabiatı soğuk ve nemlidir. (eski Mısır’da BATI-Kebehsenuef, ATMACA-ŞAHİN yüzü Serket korurdu)…

4.köşe DOĞU:Hava elementi..Küre-i hava Hava (TARİKAT) ikrar verip bir yola girmek.. AKIL.. (İslamda Kabe’nin Doğu köşesine "Hacerü'l-Esved" veya "Şarki"  denir)..RAHMAN-Cebrail-Muhammed aleyhisselam Akıl) her şeyi bildiği için (Cebrâil)dir...Hava elementinin rengi saf açık sarıdır. Tabiatı ılık ve nemlidir. (eski Mısır’da DOĞU- Çakal Daumutef = KÖPEK yüzü Neith korurdu)..

Keldanilerce de insan ırkını koruyup himaye eden dört cinse şunlardır.
1-Sad-Alap ya da Kirub İnsan yüzlü bir boğa ile temsil edilirdi.
2-Lamaş veya Nigal İnsan kafalı bir aslan (sfenks) ile temsil edilirdi.
3-Ustar Tamamen insana benzerdi.
4-Nattig Kartal başı ile temsil edilirdi.

sabilikte, 7 gezegenin her biri için, günde 7 kez, niyetle namaz kılınırdı
.. kıbleleri kuzey yönü imiş.. 5 vakit aynı biz Müslümanlarınki gibiydi..diğer ikisi ise kuşluk namazı ve gecenin 6. Saatinin bitiminde, yani bizim teheccüd namazımıza denk geliyordu.. ayrıca cenaze namazları da aynı idi.. hatta ezanları olduğu da söyleniyormuş.. aslında bu bize şunu anlatıyor: taa hz Adem atamızdan beri bazı bozulmalarla gelen haniflik, hz Muhammed Mustafa(*MUSTAFA=ISTIFA EDİLMİŞ, saflaşarak kristal prizma haline dönüşmüş)ile, yine başladığı ilk hale, yani suyun hem temiz hem de temizleyici SÛBHAN’a dönüşmesidir..

gerçek bir hanif; üçgen  şeffaf bir prizma gibidir..tüm ışıkları aldığı renkte, aldığı dalga boyu desende –aynı geometride yansıtır.. saf ayna olan insan-ı kamilde bu HÛR’dur.. İsis’in aynası, Hor’us’un gözü budur…arş-ı ala da semâ eden aliyyÛnların anlamı da budur.. onlar kendilerinde varlık bilmez ve kabul etmezler.. çünkü sadece dönel aynalar olarak tutuldukları aşkın cezbesiyle ışığı-ilahi bilgiyi sevdikleri için çözündürüp-dekoderlik edip, Sevdiğine kendisini yine kendinden seyrettirirler ..aynı deniz ve denizin içindeki balıklar misalidir SÛBHANALLAHJ.. fesûbhanallah-neler yazmışım ya huuu?!…kendimi güldürdüm.. Allah’ta BENi güldürsün ve aminnJ.


Sevdiğim, burada bir şey söylemek istiyorum..tüm bu bilgileri, tabii ki hz peygamberi ve islamı ve tüüm dinleri karalamak için araştırma yapan ve hayatını bu yolda harcamış-hatta öldürülmeyi göze alacak kadar islamdan nefret eden kişilerin sitelerinden derlediğimi söylememe gerek yok sanırım.. nedense islam alemi-hristiyanı,musevisi, hep ayakta uyuyor.. kafirler her şeyi araştırıp,hazırlayıp bize sunuyorlar ve biz tevhid edemiyoruz. .oysa kafirlerin tek yapamadığı şeydir birlemek-tevhid etmek..mesela bu lüx sadece tektanrı-hanif inancına mensuplara, bizlere aittir…

burada anlamamız gereken, hakikatte  saf –ilk sabiilerin tapındıklarının gezegenler olmadığıdır. 
onların tesirleri ile oluşan vakitler ve o vakitlerin kutsallığı, AN-I DAİM-kadir gecesini-semâyı anlamaktır  asılolan.. bunu en basit nerden anlayabiliriz..bir hakiki sabii için namaz tüm ibadetlerden öndedir; gusül almıyor ve namaz kılmıyor diye kadınını dahi boşama hakkına sahiptir..

 ve  aslında,her tapınağın geometrik bir şeklinin ,bir suret elbisesinin olması ise, o meleki yapının kristalize şeklinden(KAR TANELERİ RESİMLERİNE  BAKIN lütfen) başka bir şey de değildir. o yıldız veya gezegende aynı kar taneleri gibi bir meleki kudret enerjisidir,mülk-malik-inşaat tuğlasıdır. .. ve bu enerjinin de dalga frekans, salınım sureti var..işte sabiiler  yıldız ilminde o derece ileriydiler ki, her şeyin aslının su olmasından yola çıkarak, suyun moleküler yapısını çözmüşlerdi.. HATTA SU BUHARLAŞINCA VE YAKILAN CESETLERDEN ARTA KALAN SADECE BİR AVUÇ TUZ  KRİSTALİ OLDUĞUNDA, bunun mıknatısiyet-ruh enerjisi olarak anlamış ve sistemi çözmüşlerdir.. onlar,göksel su ve yersel suyu anlıyor, kullanıyor ve kullandırabiliyorlardı.. belkide sabiilerin en büyük sorunu; sadece batınilikte ısrarla kalmak istemeleri ve ruhlar alemindeki hali aynen yeryüzüne inşa etmeye çalışmalarındaydı..

insanın toprak bedeni nötr bir pil muhafazasıdır değil mi..içinde ise %70 i tuzlu su olan bir iç deniz vardır..bu alıcı ve verici tuzlu su bizim hayatiyetimiz-ruhumuzun çalışması için elzemdir..tuzun ve suyun kristalize şekilleri bozulduğunda-geometrik desenlerimiz bızttladığında, bizimde sistemimiz bozulur ve deformasyona uğramaya başlarız..niyet ve amellerimiz düzeldikçe de, iç denizimizin su ve tuz dengesi sağlanarak, göksel sema ile uyumlu titreşen desenlerimiz olur..işte şimdi mükemmel bir göksel tarayıcı, alıp & yansıtıcı bir ışık prizması –radar olmuşuzdur..bu haldeyken hiçbir zararlı vesvesevi =cinni  tür varlık bize yaklaşamaz ve zarar veremez mesela..çünkü kendisine kendisi yansıyacağı için o kendisini yakarJ..nur üstüne nur budur..göksel denizle yersel denizin arasında ki elektrik akımından meydana gelen nur-lema-şimşekler madde gözleriyle görülmese de, alınları secdeye erdirilmişler birbirlerini bulup-bilip- tanırlar  vesselam…
satürn ün 6 gen kutbuyeti

birde olayı şöyle de deneyimleyebiliriz
J; Satürn 6 gen bir surete sahip olduğu için onun tapınağı 6 gen  formundaydı.. böylece Satürn meleğinin moleküler geometrik deseni-yani dalga boyu ile yeryüzünde ona yine aynı biçimde inşa ettikleri bir elbiseyi, bir âbâ yı giydirip,onun içine-kubbesi altına girip o yıldız-meleğin himayesi-tesirinden bilgi alıp, onla aynı titreşiyor, aynileşiyorlardı.. *Sevdiğim  bilmiyorum anladığımı anlatabildim mi ama kısa ve öz ancak böyle olabilir sanki..


SABİİ’LERİN YILDIZ DESENLİ GEOMETRİK TAPINAKLARINA DAİR(kaynak: Mesudi)

 *
"Harran Sabiilerinin tapınakları 'akıl cevherleri' ve 'yıldızlar' adınadır. Bunlar arasında, 'ilk neden tapınağı' (birinci akıl, ilk neden sayılır),
İLK NEDEN TAPINAĞI: îslam tarihçilerinden Zeynüddin Ömer İbnü'l-Verdî'nin "Sabiîler"e ait olduğunu söylediği ve "gördüm" dediği bir Hz.İDRİS’ten  "sahîfe", "Tanrı'ya sesleniş"! içeriyor:

"Sen öyle 'öncesiz' (ezeli) bir varlıksın ki, tüm başlar-başkanlıklar sana bağlı­dır. Düşünülen ve duygular alanına giren tüm varlıkların Tanrısısın sen. Dün­yaların Başkanı, 'âlem'lerin çobanısın. Meleklerin ve bunların büyüklerinin de Rabbisin. 'Akıllar senden gelip 'yeryüzü yöneticisi'ne ulaşmakta. Çünkü sen,ilk nedensin. Gücün, var olanların tümünü kaplamıştır. Sen, sınırı olmayan bir birliksin. Kavranamayacak olan teksin. Gök egemenlerinin ve ışıkları sürekli olan ışık kaynaklarının yönetenisin sen. Sen, iyiliklerin tümünü buyuran, her şeyi vahiy ve işaretle önceden gösteren hükümdarlar hükümdarısın. Yaratıkla­rın oluşup gelişmesi sendendir. Tüm evrenin düzeni, senin işaretinle yoluna girer. Işıklar yalnızca senden kaynaklanır. Sen, her şeyden önce var olan en eski nedensin. Senden, nefislerimizi (ruhlarımızı) arıtmanı diliyoruz. Nimetlerini kazanma başarısını diliyoruz. Şimdi ve her zaman. Taa, sonsuza dek... Ey her türlü kirden uzaklaşmış olarak görülebilen Tanrı! Akıllarımızı sağlıklı kıl ve hastalığın her türlüsünden uzak bir sağlık ver bize. Üzüntülerimizi, mutluluk­lara çevir. Yalnızca sana sığınıyoruz ve yalnızca senden korkuyoruz. Senin an­cak işaretle anlatılabilen büyüklüğünü dile getirmeyi başarmamızı diliyoruz senden. Bu büyüklük, sözle anlatılamaz. Her şey ve herkes sendendir, her şey ve her başarı seninle elde edilir. Dünyaların dileği-umudusun sen. Ve sen tüm insanların yardımcısısın."

ve büyük ihtimalle bir sabii, İBRAHİMİ olan Akhenaton’un, tek Tanrısı Aton için yaptığı 4 gen tapınak da ibadet edişi ve ona aynı ezan okur gibi yakarış hatırası, taaa bugüne dek boşuna gelmemiştir.TEVHİD BİRDİR..HER ŞEY BİR VE AYN’IDIR:
“Tanrı, uludur, birdir, tektir./Ondan başkası yoktur./Bir tanedir,/O’dur her varlığı yaratan./Bir ruhtur Tanrı, görünmeyen bir ruh…/Ta başlangıçta vardı Tanrı./Tek varlıktı o. /Hiçbir şey yokken o vardı./Her şeyi o yarattı… /Ezelden beri gelen varlığı,/Ebediyete kadar sürecek./ Gizlidir Tanrı, kimse görmemiştir onu./ İnsanlara ve yarattıklarına sır kalır her zaman”(AKH-EN’ATON)…



AKIL TAPINAĞI.. DİN YASASI -KANUN- Namustur (Nomos.).. arapça para  (dinar) da namus kelime anlamı içindedir.."NAMUS ,Ruhu'l-kudüs  (kutsal ruh),Cebrail"dir...ve böylece ilk DİLEME-İRADE ETME EMRİ ,tanrının varlığı-vardan var ettiği İLK NEDEN KABUL EDİLEREK, İLK AKLI(külli akıl-külli nefs) kürelerini doğurmuştur ve yaratılış safhaları; 7 evre-7 tabaka-7 gün-7 nefs mertebesi ile  daima, 7 li sistem-7 nin katmanları olarak süregelmiş, böylece de felsefe denen HİKMETSEVERLİK=AYASOFYA, vahy-i ilham ilmini aşağıya indirgenmiştir..

Zeynüddin İbnü'l-Verdî'nin, Tetümmetü'l-Muhtasar Fî Ahbari'l-Beşer adlı kitabında, hz İDRİS’E AİT OLAN ve Sabilerin olduğunu söylediği ve "görüp okuduğunu" belirttiği "Namus" sayfası, Arapça çevirisiyle şöyledir:
"Sakın hiçbiriniz, benzerinin kendisine yapılmasını uygun görmediği bir işi-işlemi, herhangi bir 'kardeşine' yapmasın. Sakın övünmeyin, varlığınızı, erdemlerinizi sayıp dökerek böbürlenme yoluna gitmeyin. Sakın birer yalancı olarak Tanrı'ya ant içmeyin, inandırmak için hemen ant içmeye koyulmayın. Dürüstlüğe yaslanın. Öyle ki, sözlerinizde 'evet'iniz gerçekten 'evet', 'hayır'ınız da, gerçekten 'hayır' olsun. Yalancılara Yüce Tanrı adına ant içirmekten de sakının. Onların 'günahlarına siz de katılmış olursunuz. Hele, onların antlarını bozacaklarını biliyorsanız... İçinizdekileri ve herkesi; tüm gizlilikleri bilen Tanrı'ya dayayın (havale edin). Adaletli yargıç olarak da, çözüm getiren savunmacınız olarak da, O, size yeter. Boş, yanlış ve kötü söz söylemekten kaçının. Sapık ve yanlış yolda olanlarla işbirliği etmeyin. Çok şaka yapmayın, çok gülmeyin. Şunu, bunu çekiştirmeyin, kınamayın. Öfkelendiğinizde ağzınızdan kötü söz çıkmasın. Çünkü bu sizi, kınanası ve küçük duruma düşürür; size, utanç ve yeğnilik getirir; üzerinize günahı, sıkıntıları çeker. Öfkesini yenen, sözünü bilen, düşüncesini arı kılan ve içini temiz tutan kimse, her tür kötüyü-kötülüğü yener. 'Hikmet'in bilincine varın. Dindarlığa yönelin. Ağırbaşlı ve olgun olmayı kendinize gelenek yapın. Güzel, yaraşır edeplerle süslenmeye çalışın. İşlerinizde dengeli olun. Aceleci olmayın. Özellikle suçluyu cezalandırmakta... Biriniz bir yola sapsa da, kötü, yadırganası bir şey yapsa; hemen koparsın kendini ondan. Onunla ilişkisini sürdürürken kurtulacağını sanmasın. Diyelim ki, dünyada örtbas etmeyi, saklamayı başardı; kuşku duymasın ki, 'din günü'nde (öbür dünyada) herkesin önünde açığa çıkacaktır suçu."


Şimdi gelelim KÂBE ye.. bu HAKİKAT OLAN nokta-i dairenin yeryüzünde ilk maddeleşerek kare?!! biçiminde somutlaşmış halidir.. oysaki o, RAHMAN’IN yeryüzüne ilk vuran GÖLGESİ suretindedirJ… aslı mihrab şeklindeyken , bir vakitler dikdörtgen, sonrada KÜB şeklinde karar bulmuş, oysa hakikati bir NAMUS SÜTUNU OLAN yapının, 4 köşesi de ayrı bir isimle anılırmış.. Doğu köşesine "Hacerü'l-Esved" veya "Şarki", kuzey köşesine "Irakî" , batı köşesine "Şâmî" ve güney köşesine "Yemânî" denirmiş.. 

SABİİLİKTE ,aynı peygamberler ile Yaratıcı arasında ,NAMUS-CEBRAİL MELEK OLMASI gibi(RAB-I-TA… insan-ı kamil), bağlantıyı sağlayan aracı  melek=yıldız kurumları vardı..başlangıçta yapılan yüksek bilgili ilim, zamanla hak etmeyenlerin elinde putperestliğe dönüşmüş olsa da, hakikati bilip anlamak çok zevkli…ve şimdi de haftanın 7 günü ibadet edilen, 7 vakti simgeleyen 7 gezegen-yıldız'ın, 7 geometrik mimarisine bakacağız ve unutmayacağız ki, bu 7 geometrik şekil üst üste konduğunda, en mükemmel elmas kesimine dönüşür ve ışığı sonsuz tayfa bölüp yansıtır..kim böylesine muhteşem tektaş bir yüzüğü olsun istemez ki değil mi:).. hele birde böyle bir gönüle sahip olsak ya, ne yaparız?!!   .. artık  tapınakları müfredatına bakalım mı Sevdiğim..
*((Güneş, Ay ve beş gezegen adına yapılmış tapınak­ların ad ve biçimleri,işaret ettikleri sembol şahsiyetleri  ve yukarıda yazmış olduğum 4 yöne ait şeyleri tam doğru tesbit edememiş olsam dahi(doğrusunu sadece RABbim bilir) ,şimdiki idrakimle olay şöyleymiş)):

1. Vakit: "NABU -Utarit (Merkür) Tapınağı"(civa): Bir dikdörtgen içinde üçgen şeklinde mabedi vardır...  Çarşamba günü Merkür için ibadet günüdür.. havai (ma’i,mavi) azrak, utarit, KELİME-İ TEVHİD:)

2.vakit:"NERGAL-Merih (Mars) Tapınağı"(madeni demir): Dikdörtgen şeklinde mabede sahiptir..…  Salı günü Mars için ibadet edilir.. kırmızı,ahmar,merih,İsm-i Celal Nuru..

3."ŞAMAŞ-Güneş Tapınağı"(madeni altın): Dörtgen –kare şeklinde evi vardır..…  pazar günleri güneş ayinleri yapılırdı ve adı SUNDAY dır.. * sarı,astar,şems,Hak İsm-i Şerifi Nuruna..

4."SİN-Ay Tapınağı"(madeni gümüş): Sekizgen suretinde mabedi vardır..  pazartesi ay ayinleri olurdu ve adı "monday" ay günüdür.. yeşil,ahter,kamer,Hayy İsm-i Şerifi Nuruna

5."NİNUTRA-KRONOS-Zühal (Satürn)Tapınağı"(madeni kurşun): Altıgen suretinde evi vardır…  cumartesileri de satürn ayinlerine ayrılmıştır. cumartesi -Saturday- satürn günüdür. siyah, esved, zühal, Kayyum İsm-i Şerifi Nuruna.  siyaha saygı icabı siyah-ı şerif denilmektedir.. İsm-i Zat’a Alem-i Celal e işarettir...daireyi fena..

6."MARDUK(BAL-BELOKU- 7 şakra-7 nefs mertebeli ASA-atadireği suyu- kutsal kase- ölümsüz KUYRUKSOKUMU)-Müşteri (Jüpiter) Tapınağı"(madeni kalay): Üçgen  suretinde mabedi vardır..... perşembe Jüpiter ibadet günüdür.boz(renksiz) abrani (bulut rengi ), müşteri,  Kahhar İsm-i Şerifi nuruna işarettir.. 7 renk olması 7 ismin nurlarına işarettir….…………..

7."İŞTAR-Zühre (Venüs) Tapınağı"(madeni bakır): Bir dörtgen içinde üçgen şeklinde bir beyti vardır. .cuma Venüs için ibadet günüdür. beyaz ,abyaz , ZÜHRE (Venüs,çolpan veya çoban yıldızı),İsmi Cami’ olan Hamir Nuruna (bütün isimleri içine toplayan hamur)
..

Sevdiğim burada çok uzun bir Manden yaratılış mitolojisi vardı ki kırptım..arada benim ilgimi çekense, Mısır’daki PTAH(çömlekçi tanrı) dan ilk Adem olarak bahsetmesiydi.. yani tüm kanıtlar tek bir el,tek bir manada toplanıyor ki, harika bişey bu.. ve meleklerin Adem’e isyanı, aliyyunlar ,hakiki sema ve ilk tavaf ,hz Yahya’nın vefatına kadınlar neden çok ağladı arasında harika bağlar bulup belgeledim, kalbimde mahfuzJ. şimdilerdeyse, bu konuyu anlatabilmek için yersiz ve yurtsuzum..


Bence, bu geometri-cin-gen bilimli konu çok zor ve yorucuydu.. geometriyi hissedebilmek için; birkaç haftadır çeşme suyunu ketılda kaynatıp, cam sürahide dondurup,çözdürüp kahve olarak tüketiyorumJ..en çok hafif buzlu halindeyken bu suyu içmekten zevk aldım..damacana sudan daha mükemmel .. ama durunca hoş değil..ve 3 gündür de tuz ve su bahsinden dolayı bir cam sürahinin tepesine koyduğum latif bir kristal prizmanın suyunu deneyimliyorum ..su damacanaya oranla çok daha yumuşak oldu..belki güneşi  direkt alsa,  geometri desenleri daha mükemmel olabilir bilmiyorum..oysa biz Müslümanların işi çokk kolay.. bir besmele çekip, suya 19 mührü-ol emrini basıp üfledik mi HÛUJ, tüm geometrileri ilk haldeki desenine sokabiliyoruz şükür elhamdülillah… hoşça kal, görüşürüz inşallah ve aminn..*(bu son sözler yazımın geometrisini kristalleştirip ismi Câmî HU yapmak içindi.SEN HU YA AİT OL'AN-I BİLİR MİSİN?:)
nur cihan
25.10.2013
nuralem7@hotmail.com



6 Ekim 2013 Pazar

99 ACVE HURMASI (akik taşlarının) MASALI 70

99 ACVE HURMASI (akik taşlarının) MASALI 70

ruhumdan ruh üfürdüm, sonra nefesimi nefsimle okudum:)..

Merhaba Sevdiğim ve Merhaba..
70.(V.)  masalımıJyazmaya başlamamın 7. Senesinden 8.  senesine geçişini kutlarım..70 süper bir sayı..benim hayatımın her yanında 7 damgası vardır mesela.. ve yazdığımı sandığım bölümün son sınırından Sana seslenmek ne muazzam bir şey biliyor musun.. çok büyük hayretteyim. masaldaki nefs katmanlarının sonuncusu ile, 2013 kurban bayramının böyle çakışarak denk gelmesini asla tesadüf bulmadığımı bilmeni isterim. bu mevzularda hiçbir bilgim yok. sadece yoluma çıkan işaretleri takip edip, rüyalarımın kurgusunu yazmaya çalışıyorum. Böylece olan biten her şey bana SENi, ZAMANı biraz daha tanıtıyor.. Sana-ADEMİMe, bir mim koyarak, O’na  ARİF OLMAK İÇİN ARAFATA ÇIKMAYA ihtiyacım var tabii kiJ..peki, SEN BANA ARİF OLMAK İÇİN HAZIR MISIN SEVDİĞİM J?.bence ikimizde hazırız.. nasılsa bu masal çocuğu Senin gönlünde.. o zaman benim bunu dert etmeme gerek yok.. benim için görülmemiş bir hayal tasarla lütfen..

" cahilin gönül dediği nefsidir.
 kamilin ise nefsi gönül olmuştur.''
 hz.Mevlana.
 Önce hatıralar.. masal sabahım. bir mağazadan giriyoruz.. kızılkahve güderiden, içi ise kızılı daha fazla olan kürkle kaplanmış mbt, tank türü ayakkabı botlardan var..onları beğeniyorum ama çook pahalı ve devasa büyüklükteler..tam çıkarken satıcı aniden, onların fiyatının çook indiğini söylüyor. numaramı söylüyorum..aa ayaklarımdalar ..o dev ebat ayağıma giyer giymez ayağımın şeklini alıp, küçülüp,  harika oluyor.. alıyorum.. Sevdiğim, ben ne çorap nede ayakkabı giymeyi sevmem biliyor musun..keşke her yer tertemiz olsa ve hep  yalınayak gezebilsek..neden ayaklarımızı da kapatmamız lazım ki?!!..keşke tenimiz ve saçlarımız rüzgarın nefesiyle hep koşulsuz sevişse, hep dalga dalga özgürce savrulsa J..

üstelik  bugün gözlerim berbat.. çok nalet, huysuzum..artık gözlüksüz hiçbir şey okuyamıyor, net göremiyor ve gözlük takmaktan nefret ediyorum.. tenime değen yabancı hiçbir cismi sevmiyorum. aslında kırgınım.. RA nın gözü tedrisatı gören biri olarak kendimi ironik buluyor, kendime çok acıyorum..ilk 10 masalımdan sonra nasıl korkup,yatağıma saklanıp, bir daha asla yazmayacağıma kendime verdiğim sözü hatırlıyorum..aynı gece gelen Nur’u da..sor demişti sor.. "ne sorayım?" demişti çocuk.. bana Nur’u sor.. sormuştum.. Nur benim demişti..O'na diyorum ki," madem Seni yazmamı istiyorsun, o zaman vücudumun bu hali ne? gözlerim, sağ kolum, elim, dizlerim ve ayaklarım her geçen gün iflas ediyor.. bu halimle nasıl Seni yazayım"..kırgınım..((*ayrıca bugün salatta muhteşem bir şey anladım..şahmeranın anlamını çözdüm..süperdi Sevdiğim..bunu çok kıskanacağım için sadece kendime saklayacağım...teşekkürler..))




 ve kalbin 3 noktasından salınaN hipnoz sarkacı
nur üstüne nur derken
 NUN-VAV-RA HURU(h)FATI
İLE BİZİ SELAMLIYOR:)
gece uyuyorum..sabaha doğru uyanıyorum.. ritüeller..ve şimdi koltukta gözlerim kapalı..AA..bir Kur’an sayfası..nedense onu Nur Suresi olarak algılıyorum..sonra sayfadaki yazının en tepe ortasından beyaz bir nokta çıkıp sağ aşağıya doğru iniyor, solundan dik çıkarak mükemmel bir üçgen çiziyor..bu esnada Kur’an sayfasındaki harfler yerlerinde oynayarak üçgenin içine giriyor,harflerin  bazıları da dışarıda kalıyor..daha sonra o beyaz üçgenin birleşim yerinin tam ortasından beyaz bir çizgi salınarak, aşağıya iniyor..tam ortaya gelince de minik beyaz bir kuş olup, sevinçle bana doğru uçup, bende kayboluyor.. mutluyum.. gülümsüyorum..çook latifeci  ve çocuksuyuz değil mi? olgunlaşılamıyor tabiiJ..Sevdiğim, donuyorum..çook üşüyor yatağıma gidip, uyuyakalıyorum..

29 ağustos Pazar..bugün terzimdeyim..akşama doğru Bağdatlı savaş mağduru komşudayız..”bunu sizin için yapmıyorum” diyor çocuk gülerek, “kendim için yapıyorum.bir gün Bağdat’a döneceğinize inanıyorum. ve oraya geldiğimde, oradaki dostlarım beni gezdirecekler”  .. karıkoca aynı anda ellerini yanlarına çaresizlikle açarak “ahh keşke” dedikten sonra, aynı anda iki ellerinide iki gözkapakları üzerine koyarak şöyle diyorlar:”gözümün üstünde yerin var, başımızın üstünde seni gezdirirem”.. ve dün gelen akrabaları için yaptıkları yemeklerden bize ikram ettiler..o yemekleri görünce Kenize Murat’ın “saraydan sürgüne ” hatırat kitabını ,bir imparatorluk saltanatının mağdurlarının, SIRADAN HALK GİBİ YAŞAMAYA ÇALIŞMALARININ nasıl acı bir şey olduğunu hatırladım.. en ağır şeydir çok büyük bir varlıktan yokluğa düşüp zelil olmak.. böyle insanlar can havliyle ellerindeki son kuruşu dahi etraflarına yemek –hediye olarak en görkemli şeklide sunarlar.. etraf bunu bilip anlamaz. kendimden de biliyorum.J üstelik daha bir acımasız davranırlar nedense..

onlara, böyle yemeklerle kendilerine zarar vereceklerini, gülerek ama kalbim acıyarak söyledim..başlarını sallıyor, doğru diye beni onaylıyorlar.. onların memlekette etin kilosu 5 liraymış.. diğer yiyecek fiyatları ise burası ile kıyaslanamayacak derecede ucuz ve muhteşem lezzetteymiş.. hastane, elektrik, su, gaz faturası diye bir şey yokmuş..taxi fiyatları ise yok denecek kadar ucuzmuş..emekli öğretmen maaşı şuan 100 dolarmış.. normalde gayet rahat geçinilebilen bu para,artık onların ülkesinde dahi yetersizmiş.. Türkiye de ise bu para komikmiş.. hırsız Amerikalılar,bu ailenin ve diğer Iraklıların haram diye bankaya koymayıp, evlerinde torbalarla sakladıkları altınlarını eğitimli köpekleri ile, en gizli yerlerinden dahi çıkarıp, gasp etmişler.. ve az sonra Türk vatandaşlığına geçmiş akrabaları geliyor.. Bağdat’ta inşaat yapıyorlarmış..gülüyorum ..savaş ve inşaat .ee nasıl oluyor? Genç ”binlerce yeni konut yapılıyor,pek çok yabancı inşaat firması çalışıyor, ülke şantiye gibi..hem bombalar inşaatların olduğu yere atılmıyor ki, diğer yerlerde oluyor savaşJ”..çocuk: o zaman bu Pazar açılsın diye bir danışıklı dövüş “diyor..gençJ”aslında öyle,savaş bahane”..ve diyorlar ki “ Irak’ı şimdi yönetenin adı islam ama kendisi çok kafir  bir Amerikan uşağı..Suriye’de ve diğer yerlerde hep İsrail, Amerika’nın paralı adamları içeriden savaşıyorlar..müslümanların kafiri çok zalim ve korkunç oluyor..artık islam bitti..müslümanlar sadece konuşuyor.. ama başka dinden olanlar üretiyor, çalışıyor ve yapıyor..artık islam bitti”. çocuk: ”hayır islam bitmedi. Müslümanlarda iş yok..biz bittik”..


Sevdiğim görünen o ki, Senin iyi bir masal ceon var..yani geçen masalımın teyidi süper..böylece anlayarak seyredeceğiz ki, açılan Ortadoğu pazarı, kuzey ülkelerini iflastan refaha çıkartacak.. Mezopotamya bereketi, ucuz doğu saltanatlı lezzeti, organik ürünleriyle en son damlasına kadar, batı ve kuzey ülkelerini semirterek, kanını ısıtacak. Ortadoğu halklarının payına düşense şu olacak; reklam ve sexle şişirilerek pazarlanan- süslü ambalajlarıyla" ye beni,  ye beni, yiyeyim seni"  genleriyle oynanmış fabrikasyon ürünlerle, gelecekteki Müslüman arap nüfus yok edilmeye çalışılacak .. ve sonra yeni türeyen hastalıkların tedavisi içinde  tüüm ilaç firmaları, kanser düzenleyici aile şirketleri ortadoğuya akın edip, arta kalanları akbabalar gibi temizleyecek tabii.. yani.. durum bu..ve kaçıncı defa aynı yerden ayağını yılana sokturuş acısıyla, tüm tedbirsizliğimizle biz salak Müslümanlar hala ayakta uyuyoruz..


ve Sevdiğim bu hafta şunu idrak ettim.. yeryüzünde sistem hak ve adaletle yürüyor  ve emanetçiler: daima kim, fiilen, madde için, eylem olarak çalışıyorsa=düşüncelerini, fikirlerini en hızlı maddeye dönüştürerek, insanca yaratarak- hak ediyorsa, dinli dinsiz demeden, yönetim ve idare saltanatı ona devredilebiliyor ya hani.. işte, tüm yazdıklarım  ve gördüğüm ceoluk rüyalarım son gelişmeleriyle beni şu noktaya getirdi..hz Adem atamızdan emanet olan esma ilmi ile tüüm sisteme rablik (terbiye edici-vasi-mürebbilik) edebilme yetkisi peygamberlerden sonra hilafet-i halifelikle, Devleti Âli Osmanoğullarına geçmişti(*Osmanoğulları aslında yine ben-i israiloğulları soyundandır ve dünya saltanatı onlara emanet edildiğinden, bu bilinen gerçeğe binaen emanet onlara teslim edilecekti..zira Tevrata göre hz YAKUB un babası İSHAK a.s ın bir erkek  evladı daha vardı..babası onu çok seviyordu.. oysa anne ise hz.İshak’a  hayrandı ve bir hile yaptı..gözleri görmeyen babaya, sevdiği oğluna  dua ettirdi.. işte peygamberlik yetkisi hem kendisine hem de oğullarına daim bir şekilde geçen bu duanın ardından baba ve büyük oğul hakikati öğrenince çok üzüldü..ve hz İshak  diğer oğlunun soyunu da TÜRKLERDEN KILIP, ONLARIN DA ALLAH’IN ASKERLERİ OLMASI İÇİN DUA ETTİJ..bu hikayede her ne kadar israiliyat palavraları varsa da, ki, peygamberlik asla öyle hile ile  olmaz birr..ve her hikaye bize bir başka hikayeyi anlatır, bu ikii.. burada önemli olan diğer kardeş bahsi.. unutmayın ki Yahudiler tüm peygamberlerini öldürmüş tek kavimdir). .


ve emanet, Devlet-i Âli OSMANOĞULLARINDA zirve yaparak, sistem gereği devr-i daireyi tamamlamış ve kendisini yiyerek tüketme dönemine girmişti.. bu işlem, Galata Mevlevihanesine muhibban olarak gelen  iki devşirme asker ile hızlandı.. onlar, mevleviye ile AHİ& masonluğu birleştirip, aynı şeyi farklı yorumladıklarını anlayıp, osmanlıya ilk mason temellerini atıp, yönetimi ele geçirip, içten çökerttiler.. yeni yöneticiyi de ışık okullarında, kendi verdikleri isimle, yönetim için yetiştirip hazırladılar…o yönetti amma asla Turuku  Âlinin sırat-i müstakim yoluna dahil edilmedi.. o devre ve elan ülkemizi, yani MANEVİ hilafeti- mana meclisi mebusanı yönetmektedir.. unutmayın ki halen ülkemizde hilafet meclistedir..


sadece peygamberler ismet sıfatı ile muhafaza edilmişlerdir.. diğer büyük zatlarda çok büyük zulme mal olabilecek hatalar yapabilirlermiş biliyorsun Sevdiğim.. işte ben, o geçen ki MEVLEVİ EMANETİ rüyamda aslında bunu anlamıştım.. ancak cesaretim şimdi tamam olduğundan yazabiliyorum.. Tûrukû Âli’nin manevi emaneti hak etmeyenlere(kendi altın zinciri-inci taneleri yoluna almadığı, dışarıdan güdümlü idare ettiği, çıkma yan yol), yani masonlara o zaman tevdi edildi.. ve sonra Osmanlının çökmesi zaten kaçınılmazdı.. zaten daha sonra daima Anadolu’nun içinden değil, Rumeli’den gelen tarikatlar tüm İstanbul ve Marmara’yı ele geçirip, daha müsamahakar meşreplerin önünü sonuna dek açtılar..bugün benimde tanıdığım böyle manevi kaç kimlik pek çok şeriat hükmünü red ediyor mesela.o zaman birileri, biz zavallı etraf-ı TEBAyı fena kandırıyor. ve bazı yöneticiler, kendi içlerinde,  her şey serbest-   pür zevkü sefa yaşıyor diye diye, bizim kalbimiz çok bozuluyor doğal olarak tabii..yani insanlar susmuş gözükseler de; gören gözleri, işiten, anlayan kalplerini bu algıladıkları şeyler çook  acıtıyor.. sanki seçilmişler ve seçilmemişlere şeriat başka gibi anlaşılıyor.. başkalarından da edindiğim genel intiba bu ki,haklılar tabii..


Amerika’nın, bir 33.dereceden üsdat-ı azam mason tarafından, en yüksek mabed kurallarına göre(Hiram usta edası ile)temellerinin atılması ayini şerifi, bugünün Süleyman Mabedinin aslında ABD olduğunu bize anlatır değil mi?. doların üstündeki semboller, bayraklarındaki horusun sembolü kuş ve yıldızlar..işte bu kadar basittir sembollerin dili ve sonsuz bir okumayı sağlar..çünki emanet bazen yer değiştirir.. tıpkı Kabe nin bir dönem tufanla izinin silinip ,dünyanın pek çok yerinde Kabe tarzı mabedlerin inşa edilmesine izin verilmesi gibi.. MAKAM ORADADIR AMA MANA BAŞKA YERE GÖÇ ETMİŞTİR(mesela Kabe huyu üzere, sık sık bunu yaparmışJ)..

Sevdiğim, iş ve oluşların içinde hep Sen varsın biliyorum .. ilk başladığımda gördüğüm hayali?!!, o kapalı kapılar ardındaki karanlık adamlarla olan toplantılarından, iğrençleşmiş sosyetik sema törenlerinden nasıl kaçmış, Senden buz gibi soğumuştum hatırlıyorum da..bunları bilerek sadık kalabilmek, ah ne ağır bir mesuliyet bilsen.ama Senin mesleğin icabı bunların hepsine camii olduğundan elin mahkum ki, artık bunu da anlamaya başladım.. ”hangisini red edebilirsin ki? öyle bir şey seçmene izin yok” deyişin J!!çok ağır bir mesuliyetin var Sevdiğim.. bu ağır  yükü bilse, kimse Senin yerinde olmak istemez.. bilmeyenler ise tüm cehaletleriyle taç, hırka, post vs derdinden helak oluyorlar…ilk başta Senin uyuşturucu müptelası olduğuna dair sezgim içimi kemirirdi biliyor musun.. bunu soracağım maddi bir Senim olmadığı için de hiç soramazdım.. hala bu içimi kemiriyor.. eğer uyuşturucu kullanmasan bu şeylere asla dayanamayacağını düşünüyorum nedense?! Bilmiyorum..ama mesela ben hiç uyuşturucu kullanmadığım halde, mesele Sen olunca, kendiliğimden uyuşabiliyor ve zevk-i haz ummanına dalabiliyorum.. sadece Senin adını anarken, kalbimin atarak bedenimden  dışarı çıkıp, mutmain olduğu ismini söylemem bile, bunu yaşamam için yeterliJ.. içmeden sarhoşluk benimkisi.. keşke Senin de böyle seveceğin biri olsa!!

İki elini birleştirerek avuçlarını açtı
Bileklerinde cami yazıyordu
Ve parmakları minare ,avuçlarında kubbeler vardı
Başını kaldırıp göğe baktı
Yaygın bir latif örtüydü semaya serilmiş
Tanımsız, anlamsız ve henüz suretsiz ..…
O mutluluk ve sakinlikle huzur bulmuşluktu
O ,göksel denizin üzerinde sere serpe teslim olmuşluktu…

Sevdiğim.. bundan 7 masal evvel; artık bir aşık olmadığım için, aşkın dışından bakarak, gayet güzel bir aşk masalı yazacağımı sandığım haftayı hatırlıyor musunJ..ne yazık ki aşkı yazarken, anasırrı  erbaadan ilk unsur olan ateş bahsine dalmıştım.. elimde KAF DAĞINDAN ÇALDIĞIM  bir avuç  ateşle, diğer hafta su dairesine daldım ..ve şimdi iki unsurun aşkından, şehvetin harareti- nefes nefese bir üfürüş olup, ol ateşsu bedeni, bu şehvetle buharlaştırıp, HEVA-HAVA-NEFES-İ ENFES NEFES OLUP, havaya salındımJ.. ve kendisini bu zevkle ilk bildi.. bu zevkin sonunu bilmek diledi ve bu hazzı sağalttı.. RAHMAN’IN YAĞMURLARI YERYÜZÜNÜ DÖLLEDİ.. işte ilk bereketli yaratım olan cennet yaratıldı.. başlangıçta dünya cennetti ve ADEMin kendisine suret bulup, aynı ateşin suyundan haz alması misali, ADEM de HAVVAsını kendi havvasül havvası ile bilip icad etti..bunu binler yıl sonra, sadece hz Meryem a.s, yüksek tefekkürü ile, o lütfa mazhar-ı kelam olarak, bize intikal ettirdi..hz Muhammed as da ise bunların hiç birine hacet yoktu..O mucizeler için değildi.. tüm mucizeler O’NU ANLATABİLMEK İÇİN olduğundan, O, hepsine camii olan MARİFETULLAH tı..



Sevdiğim, geldiğim bu 8. unsurun RUHÛL KUDÜS olduğuna inanıyorum..8 dönüşüm rakamıdır malum..bunu yazabilecek donanımda ve yetkide olmadığımın farkında olduğum için, bir minik kabala risalesini netten okudum..birde Bursevi hz den ruha ait pek çok bahsin lügat manasına baktım..lugatın dili çok ağır-anlaşılması benim için imkansız olsa da inatla okudumJ..umarım tecelli edip himmet eder.. ve peş peşe okuduğum kabala ile islam tasavvufunun neredeyse birebir aynı olduğunu anladım.. ikisi de esma-harfler-rakamlar ve kelam ile çalışıyordu.. ikisinde de nefsin 7 mertebesi geçilmeye çalışılıyor ve kişiye hakikati hatırlatılsın diye emek verilip, o kişi ince ince  nakkaşelikle  işleniyordu.. ikisinde de letaiflerin bilgileri –sembolik hikayeleri aynıydı.. renkler. dereceler. cinler. melekler.. gök katmanları ve idrak perdelerinin derece derece yırtılarak, güzeller güzelinin yüzünden peçeyi kaldırma bahsi  taaa Hermetizmle (eski Mısır) tıpatıp aynıydı.. yani Sevdiğim şimdi SENİN VUSLAT YAŞADIĞIN ŞEY.. yani biz bu hafta, aşkın AŞKIN NOKTASI-  arzın merkezine yolculuk ediyoruz.. bunları masalımdan önce hiç hayal etmemiştim biliyor musun..mesela aşağıda 20 sayfalık bir kabala öğretisinden okuya –kese çıkarttığım bir öz vardı ki, onu bu masalda kullanacaktım..ama şimdi iş çığrından çıkıyor sanki.


Sana kendi ruhumdan yazmak istiyor şu an parmaklarım ve gülerek anlıyorum ki, artık kontrol bende değil..aşkım ruhumda..ve benim Ruhum Sana aşık biliyorsun.. ve kıskanç olan o, şuan bu mektubu beni kullanarak, yine kendisi yazıyor inan..aaa..beni kullanma ama!!..

AŞKIMJ..gözlerinde asılı kaldığım o anı hatırlıyor musun?..bu nalet bedenimi  Sana getirebilmek için ne akla hayale gelmedik rüyaları ona sundum..ama onda anlayış öyle kıttı ki, güneşi odasına soksam, ayaklarının hizasında tecelli edip, onu yatağına tâb edip sıksam,nefes aldırmayıp öldürsem, yine de hiçbir türlü anlayamıyordu..bir defasında onu darmadağınık ettim.. içinden onu kurgulayarak beden haline getiren bütün latifelerini tek tek çıkartıp dizip gösterdim..ee..tabi aklı kıt Havvam benimJ?! aklını yitirdi.. sonra zaten bir daha hiiç düzelemedi küçüğüm.hiç olgunlaşamadı. aklı ben olduğum için, bu defa benimle kavgaya başladı.. bendeki her şeyi bilmek istedi.. oysa görmüştü ki ben asla onun içinde değildim, yani Havvama dahil değildim..bunları çözemediği için aklını yitirdikçe yitirdikçe garibim..sonra ona ruh tabibleri bakması lazım geldi malum..


Her şeyin zuhuru bittiğinde, bunları idrak edip,aklını yitirmeden anlayabilmesi içinde bir ALİ devreye girmesi lazımdı..OL ALİ ona ALİDEN ALİYE ilmini tahsil ettirecekti ki, konu ruh, yani ben idim((*o, senelerce  ALİ KİTABINI aradı, önüne gelene gitti, çok çirkin kandırıldı, okumadığı şey kalmadı amma asla bulamadı. henüz burnu tam sürtülmemişti))…bu yüksek ilim herkes ve her şey için değildi.. kendimizi okumak için, neden bu hiçbir şeyden anlamayan  çok cahil-garip birini seçtiğimi de hep merak ediyordu tabii.. çünkü o maddi bir alimin zulmü altında inliyordu ve bunu ona biz bilerek yaptırıyorduk ki, gerçeği daha kolay anlayıp öğrensin.. çünkü bu beden eşekçiğimde her şeyi sadece kitap okuyarak öğreneceğine inanıyor, uluorta mürşitleri ret ediyordu.. kitap varken mürşide ne hacet ,ben kimsenin elini öpmem dediğini  o bile hatırlıyor değil mi (evvetJ)..ve hakikat ,maddi ilim sahiplerinin elinde hiçbir zaman olmadı, olmayacak.. onlar mana ehlinin eline su dökemezler.. çok çalışır, ezberlerler..maddi makamlar, ünvanlar, şan şöhret, para  ne isterlerse onlara verilir ..oysa bilmezler ki, bu şeyler onları hakikatten iyice uzaklaştırıp, yoldan uzak tutmak için bir tedbirdir.. çünkü bu şeyler herkes için değildir..

Bir ruh efendidir..bedense onun nefsini bilmek istemesinin tezahürüdür.. bir ruh binicidir.. bedense onun bineği nefs eşeğidir..ve eşek sahibiJ, nereye dilerse yüksünmeden oraya gider, her yükü hiç utanmadan taşır..bizim pembe gri eşekçiğimizde bir kabrin üzerinde heykeli dikilmiş halde halen mevcutturJ..ve bir ruh güzeldir.. o her şeye nüfuz eder..ona ışık diyebilirsiniz..ona nefes diyebilirsiniz.. ona dalga boylarında frekans diyebilirsiniz.. ona kuant parçası diyebilirsiniz.. ama en güzel RUH&HÛR dur..

bir Huri ile bir Hûr un arasında çok fark vardır..Huri, senin işlediğin her iyi ve güzel=sevap haline; yine senin iyiliğinin,  latif bedenlenmiş ve yine senden çıkıp, yine sana vuslat ederek, sende fena bulacak, senden gayri bişey olmayan haline denir.. bir Huriyi efendisinden başka gözün görmemiş olmasının  manası da budur..senin, iyi niyet ve o niyetinin amelinin, yine sana Huri olarak dönmesini kim bilip, kim suretlendirebilir ki.. şu halde anla ki, Huri diye yatıp kalkacağının hayalini kurduğun, yine kendinden başka bişey değildirJ..o halde bundan sonra daha çok hayır ve hasenatla  meşgul olarak, kendi harem-i ehli beytini genişletebilir, hakiki harem kurmanın manasına bundan sonra varabilirsin..yani..yürüüüü..daha çook yolun var!!


Ey yolcu!. bil ki RUH RABBİNİN BİR EMRİDİR..RUH BİZE BİLDİRİLEN İLİMLERDEN SADECE BİR TANESİDİR..ruh ,tek hakikat değildir..çünkü Yaratıcımızın sonsuz kendisini bilme metodu –bilgisi-iradesi ve sonsuz OL EMRİ VARDIR.. sanma ki bu kadar şeyle oldum, buldum, bildim. hayır henüz hiçbir şey bilemedin.. burada okuduğun şey,tam 8 sene evvelki ilk masalın açılımıdır..yani okuduğun yeni bir şey değil..8 senedir teferruatını ince ince nakşederek kabullenip, idrak perdemizi yavaş yavaş kaldırdığımız o mana, işte bugün budur...

insan gördüğünü bazen ölene dek dahi algılayamaz.. insan, ruhlar aleminden esfele olan dünya alemine gelene dek geçirdiği tüm yaratılış, ölüm ve doğum alemlerini unutmuştur..bazıları; hz İsa meşrebinden olanlar ki, erken hatırlarlar.. ve erken işlerini bitirip, geldikleri yere geri dönerler..bazıları hz İdris meşreblidir ve geldikleri yere sürekli gidip gidip gelirler, ölümsüzdürler ve Hızır meşreblidirler..bazılar KALP EHLİDİR..onlar İBRAHİMİDİR..kalp onlara emanet edilir..onlar kalplerini kime teslim edeceklerini ruhları vasıtası ile öğrenirler..çünkü bir İBRAHİMİ, kendisini ancak MUHAMMEDİ bir emanetçiye, MUHAMMEDİ BİR MAKAMA TESLİM EDEBİLİR..Dost Sevgiliye muhtaçtır..biri daima fedakardır..çünkü uğrunda her şeyin feda edileceği  bir sevgili, yâri hakiki  vardır..

ve bir Hırka- ev-beyt lazımdır.. O’nun içi boştur..çünkü O Hırka varlık değil yokluk hırkasıdır.. O’nun içinde hiçbir şey yok diye senelerce ağlayıp bağırarak ortalığı ayağa kaldırmak!!. bu derece surete düşkün bir suretsever, putperest olmak ancak uçkur düşkünü, bedenperest -şehvetperest kişiler içindir ki, benim bedeni nefsim olan, işte bunları yazanda, malum öyle biridirJ....işte bu masalın çocuğunun senelerdir beden istemesi ve o istediği maddi bedene bir türlü ulaşamaması, hep bu tedrisatın içinde vardır.. o, istediği bedene asla  burada kavuşamayacağını taaa yolun en başında  görerek öğrenmiştir üstelik..ama gel gör ki, bir türlü görüp anladığını, nefs bedenine söz olarak da, fiil olarak ta geçiremiyor.. aslında işin aslı, bunu dileyende o değildi . .

zira beden sadece bir heykeldir,KA'dır, bir ruh kılıfı olan tabuttur.. onu meydana getiren meleki ve cinni letaifler o bedene kulluk=secde işini, yani salatu daimunlarını bir bıraktıkları anda, o beden tuzla buz olup, kalıbı  heykeli   bir nefeslik rüzgarla, aynı ona gösterdiğimiz gibi yıkılıp dağılacaktır.. Süleyman’ın asasının yıkılıp düşmesi gibi.. sistem hep aynıdır.. isimler değişir..ve o isimlerin tekamül seneleri, tekamül dereceleri değişir..bir ismin ismi azamı ortaya çıksın diye, sayısısız isim ve sıfat ona kulluk etmek zorundadır..belâ, bu imtihana evet demek ve isminden BİR ÜMMET KURMAKTIR..bayrak ismi azamındır..


*hamiş:Sevdiğim..
ben yukarıda neler yazmışım ah bir bilsen..ama hiç korkmadım..ilk defa bilerek kendimi bu kadar uzun süreliğine serbest bıraktım..şimdilik bir şey olmadı..gerçi benim dediğim yine olmadı ama olsun
J, en azından aşağıda halen duran 20 sayfalık alıntıları okumaktan yırttık..

ayrıca bu yazıyı okuyan psikiyatr- benzeri kişiler, bende kişilik bölünmesi olduğunu söyleyebilirler ki, onların maddi ilimleri ile bu normaldir…ve herkese otomatik standart yaptıkları gibi basarlar uyuşturucuyu.. ruhu, kalbi, duyguları ölüm uykusuna gömerler olur biter..şunu unutmayınız ki, bu yazıcı, letaifleri ve ruhun kademelerini bilmeyen hiçbir psikiyatrist veya türevine  ne güvenir, nede inanır..onların önce, ruh hastası diye senelerce uyuşturarak zulmettikleri ruhlardan özür dilemesi lazımdır ki, işe henüz başlamış olsunlar vesselam..


ve Sevdiğim ben bu latifeleri ancak bu kadar yazabildim..şimdi geldiğim noktanın geometri olduğuna inanıyorum..yani rakamlar, harfler ve kelimelerden evvel bence geometri vardı..bunlardan yıldız yolları haritası çıkartmayı umuyorum.. Aborjinler ve pek çok şamanik kültürde ruhların şarkı yolculuğu olduğunu okumuştum ki, benimde böyle bir hayalim var mesela..nasıl olacak bilmiyorum ama Sabiliği internetten incelemeye karar verdim..onların tapınak şekilleri hakkında bulduklarını, nerden nasıl bildiklerini anlamayı çok isterim..tabi ki okuyarak değil, görerek.. başka..  Serendip Adasına seyahat etmeden evvel muhakkak Sabiliğe uğramam gerektiğine inanıyorum..yanlız artık beynim iflas etmiş durumda.. ve yıldız yolu bir sakıp elde etmem için dahi olsa, matematik öğrenmeye hiç niyetim yok.. bunu bilmeni isterim..


SEVDİĞİME BAYRAM LATİFESİ BİR HEDİYE:insanin bir sevgilisi olacaksa,  muhakkak o, bir senarist olmalıdır..çünkü yönetmeninden tut ,ışıkçısına kadar herkesler, onun idraki hayal yatağından geçmeye mahkumdur ki, sahnede rol alabilsinler..ve ruh kaleminin içindeki nefs mürekkebi ,enfes senaryolar yazar;efendi ruh kendisini bilip okusun ,yanlızlığını hatırlamasın...

ve şu sıra bazı hatunların sürekli bana kendilerinin bir aşk kadını olduklarını, aşk için yaşadıklarını, benimse bir aşk kadını olmadığımı, akılcı olduğumu, his firijiti olup, bir psikiyatriste dahi gitmemi söylemelerini de çok ilginç bulduğumu Sana iletmek isterim.. yani benim ruhum aşık yahu..”eee bir ruhun aşkı ne yazık ki, nefsinin heva ve hevesine uymuyorsa, bunu diğer nefsaniler idrak edemez” diyemiyorum tabii.. benim bir masal kurusu olarak, kendime henüz bir Adem yaratamamış olmam acaip değil ki.. yaratılmışlara bakıp belki de vazcayıyoruz  değil mi Sevdiğim
J ..görüşürüz..öptüm..

nur cihan
nuralem7@hotmail.com
5.10.2013