9 Kasım 2013 Cumartesi

99 ACVE HURMASI (akik taşlarının) MASALI 73


99 ACVE HURMASI (akik taşlarının) MASALI 73

MUHAMMEDALİ
& HASENHÜSEYN=Hz.FATIMA…..

"etimi ye ,kanımı iç" diyen,bedeni kılıç yaralarıyla dolu olan şehit sahabi için..

Merhaba Sevdiğim ve Merhaba.. yazılardaki konuların gittikçe derinleştiğini fark ediyor; arada korkup, kendim dahil hiç kimseye bir şey söylemiyor, gidişattan hayretten hayrete düşerek  susuyor ve yürümeye dikkatle devam ediyorum.... biliyorum ki, ben dahil  çok az kişi bunları anlayacak..o zaman kalbim ferahlıyor, yola devam için hevesleniyorum..zor bir şey 1001 esma için, 1001 masal yazmak..belki de daha fazlasını hayal edip, bu devrin ŞEHRİYÂR’i için onu güncellemek..Sevdiğim, bazen kendimi kontrol edemeyip yazarken, fazlaca  haddimi aşmayı bırak, tüm sınırları ihlal edip duvarları çökerttiğimin de bilincindeyim.. buna neden izin verildiğini artık düşünmüyorum. Evvel Zamanımın dediği “ezelden izinlisiniz ”(dilediğini söyle, yaz, yap)?!! tüm bu nakti izinden esas  anladığım şeyse; aslında ne kadar sınırları keskin hadlerimin olduğu, bana ait hiçbir şeyin olmadığı, her şeyimin kabzedildiğiydi.. hafızamın, kalbimin, harflerimin, üstelik bedenimin bile bana ait olmadığını seyrederken, bazen kendime gülümsüyor ,acıyarak hüzünleniyorum.. bu alemde neyin kavgasını verdiğimize ve hala neden bunca hırs, kin vesairenin bizi yaralamasına izin verişimize ise şaşıyorum.


ne kadar yüksek ruh olursak, bir daha ki turda; bir o kadar zor ve karışık esmaları deneyimlemek için can atacağımızı ise çoktan öğrenmiştim(*lütfen!! Reankarne olmayı anlamayınız)..aslında bu, cilve-i rabbani naz makamı, sevgiliye sunulan yeni bir mektup, yeni bir kendisini bilme kitabı idi…ve lisan henüz bu ilmi anlatabilmek için izinsiz,üstelikte ham.. yoksa kalbini sökerlermiş…..


Sevdiğim..geçen masalımı asıp ,yatağıma gittiğim geceyle yolumuzu açalım mı?
3 kasım pazar..
gece yatarken bacağım ve bedenimdeki rahatsızlıktan dolayı ağlıyor ve en yetkili salavatların sahibi  baş tabibimi talep ediyorum(*buna iznim olduğuna inanıyorum. çünkü ben, bedeli ve mihri,kağıda yazılmış bir hilye olanım).. bu sağ yanımdaki rahatsızlığın, uzun seneler evvel bir gece,maddi bedenimin üstünde uyuyan  latif bedenime ,latif doktorlar tarafından nasıl verildiğini hatırlıyor, ağlıyorum..bunu bana yaptılarsa, beni iyileştirebilirlerdi  ama hala bunu gerçekleştirmiyorlar.. sonra, o işlemden sonra ihtiyar bir kadının yerdeki kumlara elindeki ince bir tahta çubukla daire çizişi yakazasını tekrar gözlerimin önüne getiriyorum.. susuyorum.. bu benim imtihanım.. kendimi tanrı hissetmemem ,acziyetimi bilmem için olan defolarımdan.. yaramazlık yaptığımdan çekilen iplerimden sadece birisi yani. kırgınım..uyumak üzereyim ..


gökkuşağının üstten görünüşü
böyle, fırtınalı simsiyah olan gecelerde , gökyüzünün içinde sessiz şimşekler çakar ve bulutların yoğunluklarına göre değişik  ışıklar yeryüzünden gözükür ya ,işte öyle oluyor..korkuyorum..kendiliğimden  salavat getiriyorum nedense.. O’nun kim olduğunu hissediyorum. O tüm semayı kapsayan şey.. galiba O Nur..O’nu tanıyıp tanımamak istediğimden emin değilim..O’nu görmek için hazır değilim bence..kaldıramayacağımı sanıyor, senelerdir daima yaptığım gibi korkarak O’nu red ediyorum.. aslında en çok da bana vazife verir diye uzun yıllardır  O’nu reddettiğimi de itiraf etmek zorundayım.. yalan söyleyemem.. üzgünüm.başta anlaşmıştık..vazife yok. sadece  Seni seveceğim. Hem de ne biçim seveceğim.. hiç bir zaman görev kabul etmem, kaçarım biliyorsun. sadece Sevdiğim için, kişisel öğrenmek, kişisel tanımak isterim.. unutma ki vazife yok.. neyse.. O, KARANLIK GECENİN İÇİNDEKİ, BULUTLARIN ARDINDAKİ RENGAREK DESENLİ VE RENGARENK IŞIKLI SONSUZ ŞEY tezahür etmedi ve uyudum.. 


az sonra; boğazımda - şah damarımda sol elim vardı.. sol baş parmağım, sol orta parmağımla birleşmişti.. şehadet parmağımsa, ikiye bükülü bir halde, şah damarımı sanki gıdıklıyordu..bunu o kadar hızlı ve anormal  hafif-latif bir zarafetli bir hisle yapıyordu ki; parmağım benim olmasına rağmen, onu kontrol edemiyordum. .bu nasıl bir dokunmayan dokunuş Ya Rabbim. salavat getiriyorum.. sonra,sol yanımda ya hanii, şüpheye düşüyorum..bu şeytan mı acaba?. BEYNİME GÖNDERDİĞİM,ilk yanılmaz İLHAM-I RABBANİ HİSSİM olan ruhumun sesi; ŞİMDİ BEYNİMİN İKİ LOBU ARASINDA- snaps snaps ateşleri altındaydı..yanii, çıkarımcı düşüncelerimin fitnesi, ana  bilgiyi çalarak onu yorup, deforme etmeye  çalışan şeytani fikrime, fitne ateşi yolluyordu.. istem dışı olarak, şeytanımı salavatla kovuyordum.. böylece beynimin(kürsü) buruclarından atılan oklar, ARŞ-I RAHMAN OLAN GÖNLÜMÜZÜ KAPSAYARAK KORUYORDU ..sonra, sağ elimi boğazıma getirip aynını yapmaya çalışıyorum.. hayır! bu el de benim elim  ama aynı el değil..heyyy neler oluyor yine.. salavat devam ediyor..


Sevdiğim, bu olağanüstü hali yaşarken  çok şey düşündüm..ilk aklıma gelenler şunlar:1. BEN SİZE ŞAH DAMARINIZDAN DAHA YAKINIM..
2.si geçen masala yazdığım “ben istersem harflerimi öyle bir dizerim ki sizi boğazınızdan yakalarım
J?! “ edebsiz sözüme, bir had bildirmeydi..yani diyordu ki:” parmağımı şahdamarına koyduğumda neler yapabileceğimi düşün ve Senin kanında gezen kim?”..ve birde esas şunu anladım.. belki öyle anlamayı kalbim istedi.. şifayı gerçekleştirdim ama maddi bir delil uygulaman lazım,buda senin için şu sıra en korktuğun şey ,sülükle kan aldırmandır.. muharrem ayı, kan,delil.. anlamam için lazım.. sabah.. korkumu yeneceğim..arkadaşlarım başardı ,her zamanki gibi en sona kaldım.. kandan çok korkuyorum.. sülükten daha çok..off. off..telefon açıyor: ”pazartesi gelebilir miyim?” diyorum.. Aliye Hanım J: ”hayır ,bugün zilhicce aynının son günü..ikindileyin muharrem giriyor. biz dolunay ertesine dek asla sülük tedavisi yapmayız ,ya şimdi gelin veya başka bir zaman, size bağlı “diyor..çocuk :”düşüneyim. başarırsam geleceğim” diyor..



Sevdiğim.. böyle şeylerde düşündükçe vesvese kurup hemen vazgeçtiğimi bildiğimden, düşünmeden sadece uygulamam lazım geldiğini anlıyor ve hazırlanıyorum.. zilhicce ayının, en son davet edilen hastası benim..Aliye hanım, hz  Abbas’ın soyundan,Fakirullah hz torunuymuş.. ona bu mesleği Ukraynalı, sonradan islam olmuş bir dr hanım öğretmiş.. her şey tek kullanımlık, gayet hijyen.. başıma siyan bir şal koyuyor ,onu peçe misali aşağıya kadar indiriyorum.. şalımı açana dek sakın bana onları göstermeyin diye tembih edip,bayılır ,ağlarsam korkmamalarını, geçeceğini de ekliyorumJ.. dizlerime kavanozla bir şey yapıyor.. arı veya böcekler beni sokuyorlar gibi..ilk dişler acıtıyor.böyle ürpertici ama dayanılmaz değil..sorun onlara bakmakta aslında.. ilk on dakika boyunca dizlerimin kenarlarında beni tedavi etmek için talepkar olan hz doktor sülüklerim, ağızlarından verdikleri sıvı ile artık beni uyuşturduklarından, hiçbir şey hissetmiyorum..birazdan siyah peçemi kaldırıyor ve simsiyah, bu BENİMLE ALAKALI ALAK’LARA BAKIYORUM J.. ooooo.ben şimdi böyle miyim yani diye düşünüyorum..KENDİMLE AKRABA olup ,kendimle alakadar olup,kendimle ALAKA  -BAĞ KURUYORUM, SÛBHANallahhuu..

Yaratıcımızın ilk EMR'İ  olan “OKU” emri,  ALAK SURESİ nin  2. Ayetinde; bizi bir kan pıhtısı bir alak’tan yarattığını anlattığı ve bunu okuyarak-idrak ederek ,tefekkür etmemizi emrettiği  sülük-alâk ,aslında bendim ben..

bende annemin rahmi çeperine böyle dişlerimi sülük misali geçirip ,vampir gibi onun kanını emerek ilk hayata tutunmuştum.. aynı sülük gibi annemin kanını emerek hem besleniyor, hem de onun kanındaki pek çok hastalığı iyileştirip kendimize sağlık veriyor, annemle akrabalık-alaka-hısımlık- bir bağ kuruyordum.. ama annem bunu hiçbir zaman bilemediJ ..çünkü o hamili kart yakinim, taşıyıcımdı.ayrıca, bu yazanda 3 çocuğu halde, şimdi  bunu idrak etti..


KENDİME BAKIYORUM..yani nerden nereye gelmişiz..ben böyle kara kuru,3 dişi ile ısırdığı "noktanın içine üç nokta işaretleyen", mason  bir sülük- alak olarak kalsaydım ,beni kim beğenir ve isterdi kiJ..tabi ki diğer sülük alemi için hala cazip olabilirdim..Allah’ın insana ilk hitabı ,ilk vahyi  alaka….O’NU,BİR KAN PIHTISI ALAK’TAN YARATILIŞ  EVRELERİ  TEFEKKÜRÜNE - OKUMAYA DAVET EDİYORDU.. kitap da zaten, bu evrelerin, alemlerin seyrü sülükü üzerine kurgulanıyor ve adı KUR’AN oluyordu.. çünkü O şan-ı yüce RAB, her şeyden münezzeh ,yücedir ve her an yeni bir şanda olup, her an yeniden kurgulayıp, her an yeniden yaratandır.. bir an evvel yarattığı, bir nefes sonra yarattığına hakikatte asla benzemez..


şimdi ise, dizlerime yapışmış MÜBAREK, hz doktor SÜLÜK-ALAKAlarım;  bana en yakın desendeki ilk halim olduğundan, tedavi edecek en mükemmel enzimleriyle, yepyeni aşı hücrelerini benim için üretmeyi dilemiş olanlardı.. sol dizimdeki bir tanesi kanımla öyle dolup şişti ki, benim gibi artık kendisini taşıyamayıp şişmanlıktan yere düştü..güldüm..diğerlerinin kimisi uyuyakaldıkları ve iş yapmadıkları için Aliye hanım onları peçete ile dürttü..kan emmeye devam ediyor ama nedense hiiç şişmanlamayıp, yine uyuyorlardı. .bu bana benim ne kadar uyumaya ,tembelliğe düşkün oluşumu anlattığı için yine gülümsedim. demek ki benim kanım uyuşukluk verdiğinden,ben bu derece hareketsiz bir hayatı seviyordum ve tembeldim....Mesela, hayatta hiçbir şey benim lüxümü, keyfimi, tembelliğimi, uykumu bozmamalıydı.. o kadar nalet olurum ki o zaman..bende sülüklerin uyumasına karışmadım?!!.. Aliye hanım, onlar uyusa da ,değil mi ki dişlerini bana geçirdiler ve beni kabul ettiler, bunun bile şifa olduğunu söyledi..evet..bir saati aşkın süre sonra sülükler bacağımdan alındı ve tatlı su deresine atılmak üzere bir pet şişeye, diğer işlerini bitirmiş doktorların yanına kondu.. şimdi dizlerime kupa çekiliyor.. hıım.. kanımda su varmış..aaa..bu kupa çekişte kanımda köpük, diğerinde pıhtılaşma varmış..aaa bu defa kanımdan buhar çıkıyor ve sigara içtiğim için kanım tütün kokuyormuş.. evet bence de sigara içen veli olmaz diyorlar ya ..işte sakın beni bişey sanmayın diye bilerek bu İradesizliğimi  yazdım ..


Sevdiğim ne anladım biliyor musun?:
eski tasavvuf kitaplarında, hep kandaki hararetten, buhurdan, nemden vs den bahsediyor ya..işte en büyük ilmin  nefes’ten sonra kan’a ait  olduğunu anladım..yani nefesin maddeleşmiş hali kandı.. hayatımda ilk defa kana isteyerek bakıyor, inceliyor, üstelik  ne kontrolsüz ağlıyor nede fenalaşıyordum. KAN KORKUM dün gece mi alındı bilmiyorum. sülüklere dokunmak bile istedim de, ne yazık ki henüz başaramadım ..seyrü sülüğümde;  bir sülükle alaka-bağ kurmam lazım geldiğini taaa 7 sene evvelinden beri biliyordum. hatta yazmıştım da. kısmet  bugüneymiş.. ve dizlerimdeki yaralara kuru nane dökülüp, üzeri bandajlanıyor.. yarına dek hiçbir hayvansal ürün yemeyeceğim..ilk hissim. dizlerimdeki kat kut kireçlenme sesleri geçti şükür. daha iyiyim elhamdülillah.. daha sonra yine onları deneyimlemek için hevesle bekliyorumJ.

8 kasım cuma..karşıdayım. Üsküdar..güzel sesli Selma hanıma geçmiş olsuna gittim..Sevdiğim ona dua et olur mu lütfen..bu gece tektaşa N.Şahinler hoca geldi.. 3 yeni kitap yazmış,yarın fuarda imza günü var..bize üç harfli cinlerden korkacağımıza, beş harfli insan  cinlerinden korkmamız lazım gelen cin bölünmesi adlı kitabından anlattı..

Sevdiğim.. geçen sene bu devrede, kendimi çok ayıplamış ve bir söz vermiştim biliyor musun? Şimdiye dek” Kerbela ne demek,olaylar nasıl gelişti ve neden Kerbela hadisesi yaşandı?”yı, özel bir şekilde araştırıp, seri halinde hiç okumadım.. o zaman dilemiştim ki, seneye bunu telafi edip, bu konu üzerinde yazayım.. ne yazık ki yine bu konuyu okuyamadım.. sanırım içindeki fitne beni itiyor..bende olayları o devir için değil, bugünde umumen içinde bulunduğumuz fitne  devri Kerbü-bela sahasında tefekkür edip mukayeseli tetkike karar  verdim..HADÎKATÜ’S-SÜ’EDÂ (ERENLER BAHÇESİ)Nİ, FUZÛLÎ’den tıklayıp,sadece tercüme bölümlerine hızla göz attım. ekşi sözlükte ise istediğim anlamı bulup, kopyaladım..

bugün de gerçek ehlibeyt-i sevenler elhamdülillah aramızda nadirde olsa var ..

EHL-İ BEYT-İ MUSTAFA:  Peygamber efendimizin tüüm hanımları, tüüm çocukları ,hanımlarının aileleriyle beraber tüüm akrabaları demektir ki, hepimiz, kendimize göre, böyle ehil olduğumuz bir akraba evine , kabul edelim etmeyelim-sevelim sevmeyelim zaten sahibizdir değil mi? .evvett..

HAMSE-İ ÂL-İ ÂBÂ ise: Peygamberimiz Efendimiz, kızı hz Fatıma, bebekken eline doğan ve parmağıyla ilk  ilmü ledün sütünü bizzat kendisi emdirdiği evlatlığı, amcaoğlu, LAHMİKE LAHMİ,DEMMİKE DEMMİ,CİSMİKE CİSMİ olan damadı hz Ali ve bu iki güzide varlıktan meydana gelen hz Hasan ve Hz Hüseyn dir(yani MUHAMMEDALİ’lik devamı- manası iki güzel demek olan Hasan ve Hüseyn Efendilerimizdir )..birde aba altından eli tutulan Salman-i Farisi vardır ki, bel yolu yanında, yol evlatlığını da bize  sembolleyerek  bildiren aba altındakilerdendir.. nasıl ki Salman-ı Farisiler azdır, bu anlamı idrak eden belki de çok daha nadirdir..



hakikatte hepimiz O’nun nurundan yaratıldığımız için, O’NUN EHL-İ BEYTİNDENİZ amma, yaratılış fıtrat-ı ile gelen bu Vehbi lütfu hediyeni, sen, bugün hangi kesbi çalışmanla, ne kadar  muhafaza edip, sana verileni ne kadar geliştirip koruyabildin, ne kadar sadık bir sabî olarak kalabildin?!.. maksat budur değil mi?.yoksa ALLAH HERKESİN ALLAH’I,GÜNEŞ HERKESE EŞİT IŞIK VERİYOR.. amma Allah’ı tanıyan ve güneşin ışın-tefekkür şualarına kalbini tam açansa nerdeyse yok gibi gibi..


bugün islam alemi, benim için tam bir fitne dünyasıdır..
gerçek islamı ve müslümanlığı bilmesem, bugün basının ve avam ahali olan nefsi emmmarenin bize yansıttığı , yeni yeni ifşa olmaya başlayan şu habere üzülürdüm: güya islamın ve müslümanların  basında çıkan iğrenç hallerinden utanıp, gizlice başka dinlere geçenler çokmuş amma belli etmiyorlarmış” hiiç üzülmedim ne yazık ki.. çünkü onlar zaten müslim değillerdi ki çıksınlar.. tam bir münafıklık dönemindeyiz..hakikatsiz ve imansız kişiler kendilerine ne güzel bahane kılıflar bulup, kafirliklerini, cehalet örtüsü ile örtmüşler değil mi? kimi kandırıyorlar ki?..yaratılmış  olarak, Yaratanlarını kandırabileceklerini nasıl düşünebiliyorlar, hayret..


bugünkü en son yaratılmış nesillerde anlasın diye şöyle örneklersek eğer:
bir konu hakkında yazmak istiyorsun ve onu tahayyül edip hayal kuruyorsun diyelim.. sonrada  o şeyi bir kalıba dökmek ve onu muhafazaya almak istiyorsun..  ilk önce ona bir başlık isim verip ,ad koyarsın değil mi? işte o başlık, ana esma-isimde senin tüm hayatını kapsayıp anlatan düzenek kurgun vardır..o, ismin içinde henüz amada,  yatıp uyuyordur..şimdi sen başlığı atarak programı yazmaya başlarsın.. o isme uygun her şeyi kurgulayarak düzenler ve sonra da bunun düzeltmelerini yapıp ,gerekirse resim, müzik veya değişik meteryallerle kombin edip, onu daha teferruatlı ve zengin, görsel, seyirlik  kılarsın. veya mal öyle değerlidir ki, dümdüz sıkıcı bir program dahi olsa, hiçbir rengi, hiçbir albenisi dahi olmasa, o yine de çok satar .çünkü o öz ve sadedir.. aslında onu yazan herkes tarafından bilinip kabul edilendir ve satışı için vitrinine, süse püse uğraşmaz..işin erbabı içindir.


ve bizler, basılmış bir kitap veya bilgisayarımıza indirilmiş bir program olarak kendimizi tefekkür edebilirsek ,anlarız ki;şuan elimizde yazılım klavuzumuz, belki de levh-i mahfuzumuz vardır. .şimdi aslında siz, bir kitap bedendesiniz. İşte şimdi siz, onu müziğe dökerek, gösteri sanatlarına dönüştürerek, resmederek, heykelleştirip robotlaştırarak ve pek çok eşya kalıbında onu maddeleştirebilirsiniz .. çünkü her şeyin bir seyrü sülük tekamül aşaması vardır.. tüm bunlar ilahi nizam kanun programına dahildir.. akıl dahil, her şey yaratılmıştır.ve yaratılmış her idrak ,her eşya yaratılış esma programı bunu, kendi hudutları içinde cevelan ederek, seyredip bilebilir..


kişiler,
kendinde olmayan manayı bilip anlayamaz( yani,kendisine iman bahşedilmemiş birisi asla ve kat’a iman edemez ve anlayamaz).. bilip anlaması için, o şeyin,  evvela  misal aleminde tahayyül ettirilip ,rüya veya ilham tarzı şeklinde o kişiye indirgenmesi lazımdır ki; bunların hemen çoğu da ,onun bunun bilgisini kopyalayarak-hâl çalmamız sayesinde bizlerde gelişebilir . böylece gelip geçici hallere sahip olsak ta, çalışarak kazanılan, kolay kolay kaybetmeyeceğimiz bir makam-hüküm sahipliğimizde ne yazık ki olamaz....yani çok nadirimiz üretebilir.. bizlerde, o belli yaratılış ilminden, nasiptar edilmiş zatları okuyarak, onların hikayelerini dinleyerek, ruhumuzda uyanan inkişaflar sayesinde dürtülürüz ve o bilgileri kendi kapasitemize göre talep edip, kendi dağarcığımıza indirgeriz.. ve her yeni açılan perde böyle bir seyir takib eder.etki tepki yasası budur.arz edileni talep ederiz ve talebimiz bize arz edilir..



bugün, umumi olan bizlere yanii, HÂKK’ın yansıyanı olan  HALK’a ;güya medeniyet budur sandığımız  teknolojik ilmimiz  ile, tüüm hakikatler  sonuna dek açılmıştır.. madem bilim ve teknoloji ile medeniyet doruğa ulaştı, o zaman neden tüm dünya hala kan gölünde  nifak ,fitne ateşiyle yanıyor?. bu derece ahlaksızlık ve hayvanca yaşam neden aldı başını gidiyor?.. insanlar, insan olmanın erdemi yerine, hayvanca yaşamayı özgür tercih olarak neden istiyorlar?.. hayvanlar gibi sürü psikolojisi ile neden güdülmeyi talep ediyorlar ?. ve nereden gelip, nereye gitmekte olduklarını neden tefekkür etmiyorlar?.. bugün, kız erkek üniversite evleri konuşuluyor. oysaki lüx site cumhuriyetinde yaşayanlar bal gibi bilirler ki, dairelerin bazıları günlük, hatta saatlik kulllanım için kiraya, ondan ona devredilir.. bu senelerdir böyle. esasında hızlı ve havadan para kazanmak hırsı, mertliğin, namusun yok oluşudur.. utanma duygusunun artık mumla aranan bir duygu olarak hatırlanışı, umumi ahalinin düştüğü ahlaksızlığı, öğle tatili aralarında dahi herkesin birbirini aldatma  adrenalini salgılayarak, hayatlarına heyecan kattığını sanmalarının sığlığı, adaletsiz kazancıdır..


aslında bu gelişme ;biten insanlığa gerçek yüzlerinin, hesap kesim tarihinde okunan kayıtlarıydı.. şimdiye kadar daima  kolay rant elde edenler, devletin tüm politikalarına karışıp yöneten, ülke ekonomisini  işine geldiği gibi, kendi çıkarına göre alt üst edip, aileleri yakıp yıkanları da dolayısı ile bâss ediyordu.. birkaç büyükbaş muaviye üretim  ehli beyti olan bu döl yollu,  çook tahsilli, çook yüksek medeni,  yezidi meşrep kişileri biraz olsun açıklayabilmek için sergilenense, çok açık sanal bir kurguydu bence.. çünkü aynı bu kişiler, şuan canla başla hükümeti devirmek için, tüm  nifak ülkelerle el birliği ile ülkeyi çökermek için çalışıyorlar malumunuz..eğer sen, kainat kitabını okumak istiyorsan,  medyada yazılanlara ve altında verilen tepkili yorumlara bak.. o zaman, milletin içi dışına çıkmış hakikatini kolayca anlar ve öğrenmek için hiç yorulmazsın inan..herkes kendisini, kendi gelip sana ifşa edip, eline verir vesselam..


…. KERBELA ....

bir defasında Büyük Nebi ,küçük torunları olan  hz Hasan'ı dudağından  ve hz Hüseyn'i ise boynundan öptü..ve artık onların kaderleri dedesi ve babası gibi olacaktı..((*hayat daima çift çift yaratılış üzerine devrediyordu..aynı yumurta ikizlerinden büyük olanı, kardeşine yer açmak için yukarıya çıkar ve kardeşinden daha sonra doğmayı kabul edermiş..))

Hz. Ali (kv.)nin ölümünden sonra halifeliği ele geçiren
muaviye, ve sahtekar katip müsveddesi muaviye’nin  daha yaşarken kendi yerine geçirdiği oğlu yezit, hz. Hüseyin’den kendisine biat etmesini istemiştir. haset ve kıskançlık ateşinin kendisini sardığı muaviye, nasıl hz peygamberi kıskandı ise ,oğlu yezid de , hz. Hüseyn'i, fitne-i kıskançlık ateşi ile yok etmiştir ki, elan bu mana aleminde de ,maddi alemde de ,atalarımız Kabil ve Habil'in mirası olarak sürmektedir değil mi?..Peygamber Efendimizin torunu , Ali oğlu hz. Hüseyin bu babadan oğula geçen haksız saltanatı  kabul etmemiş ve HAKSIZLIĞA KARŞI SUSMAYIP  DİRENMİŞ, bizlere gerçek demokrasilerde mücadele nasıl olur, sembolleştirmiştir..

hz Hüseyn halife olması halinde, kendisine destekte bulunacaklarını söyleyen ve kendisine biat edip,kendilerini muaviyeden kurtarmalarını dileyen ehl-i KÜFE’ye, kendi ehli beyti ile 680’de hicret etmiştir..  oysa Küfeliler münafıklık etmiş ve Muaviye oğlu yezid’e karşı  peygamberin, müminlere emanet ettiği iki şeyden biri olan Ehl-i Beyti, ailesini yalnız bırakmışlardır..

biat ehli ile sıradan insanların seçme hakları arasında çok fark vardır.sen, oy verip ,başa getirip seçtiğini ,iki günde ailesiyle beraber tuzağa düşürüp, arkasından vuramazsın.biat kurumu sıradan bir şey değildir..gerçek demokraside, demokles'in çift başlı kılıcı daima senin başında salınır ve verdiğim sözü -KALÜ BELAYI HATIRLATIR,anlayana..diğerlerine söz yok..


KERBÜ BELÂ-belaların yaşandığı yerde;   Ehl-i Beytten 72 kişi , KAFİR muaviye oğlu kafir yezid ve adamları tarafından, bereketli su dolu topraklarda, önce susuz bırakılıp,ardından 10 muharrem de şehit edilmişlerdir ..hz Hüseyn , ruhsal yanının baskın olmasından dolayı aldığı hiçbir kılıç darbesiyle yıkılmamıştır. ama vaat edilen vaktin geldiğini dedesi tarafından öğrendiğinde ve artık dönmesi istendiğinde, ensesine inen kılıçla hayata madden veda ettiği sanılmıştır.. bu, Hüseynilik dersi görenlerin, Hüseynileriz’in anlamında olan, şehitler-şahitler ölmezin hakikat-i işaret ayetidir.. anlayana.
hz HÜSEYN, BOYNU KILIÇLA KESİLEN& HZ HASAN, ELMAS TOZU ZEHRİ İLE ŞEHİT EDİLENDİR..biri sarı ,diğeri yeşil latif nurdan tesbihdir onlar..



Peygamberimiz ve hz Ali’nin bu devam eden yol şemasının, cihannüma tabelası, İKİ GÜZELi OLAN, MUHAMMEDALİliğin devamı HASANHÜSEYNlik tir..çünkü gerçekte, mana hilafeti, aynı yıldızlar misalidir ve lahmike lahmi, demmike demmi, cismike cismi olan, aslı ve yere düşmüş gölgesine aittir. biri aba dır ,diğeri içindeki..ruh ve nefs misalidir onlar.. kapsayan ve kapsanılan besmele mührü 19 damgasıdır.

Hz.Hasan, Peygamber Efendimizin hakikatidir..hz.Hüseyn ’ se  Efendimiz’in şeriat hükmü –ahkamının yıkılması sembolüdür.. Veysel Karani’ de  aynıdır..bir perde vardı aralarında ..Peygamberimiz O’na seslenebilirdi ama seslenmedi, O geri döndü..aynı şeydir..şeriata zarar vermemek için annesine geri döner ,bu hakikattir..

Peygamber efendimiz hz HAMZA’NIN ŞEHİTLİK CENAZE NAMAZININ ARDINDAN 72 DEFA NAMAZ KILDIRIYOR..
VE KERBELA ŞEHİTLERİNİN NAMAZI KILINMAYACAK DİYOR.

şimdi de,nette bulduğum Hafız Şeyh Mazhar Nezih Tolan el-cerrâhî (k.s.)  bir hutbesinden bir alıntı
:"hz. Hüseyin’e yezid’in zulmünü kastederek, o devirde bir çok insan mektup yazdı, “bu zalimin elinden bizi kurtar” diyerek hz Hüseyin Efendimiz’den medet beklediler. Cenab-ı hz Hüseyin bu mektuplar üzerine zalime haddini bildirmek üzere atına binmiş yezid’e gitmek üzereyken, kızı hz Sükeyne ve hemşiresi hz Zeyneb atının yularına yapıştılar. ”dedemize ve amcamıza yapılanı biliyorsun, sen de bizim boynumuzu mu büktüreceksin” diyerek kendisini bu kararından vazgeçirmek istediler. o sırada hz Hüseyin hızla atından indi. kızına ve kardeşine buyurdu,” bezm-i elest’te şehadet mevzuu ortaya atıldığında ben hz Muhammed Mustafa’nın (s.a.v) torunu olarak bu makama talibim Ya Rabbi dedim, şimdi bu sözden dönemem.” ikisinin de gözlerindeki perdeyi kaldırdı, her ikisi şehit edilişinin yaşandığı anı daha önceden gözleri önünde gördüler, ve gördüler ki hz. Hüseyin’in mübarek ser’ini mızrakla teşhir ediyorlar.
hadis :“benim ehli beytim için bir damla gözyaşı dök.. ben sana kefilim, şefaat edeceğim”..

Huseyin Efendimiz oraya vardığında, o mektup yazanlardan hiç biri orada değildi. zamanla ailesinin içinde bulunduğu çadırın etrafı çevrildi. çöl sıcağında öğlen vakti hz. Hüseyin’in ailesi oradaydı. kundaktaki bebeği Ali Asgar, susuzluktan bitap durumdaydı, sıcağın da etkisiyle dudağı çatladı kan akıyordu. hz. Hüseyin Efendimiz çadırdan çıktı ve kendisini çevreleyen kişilerden su istedi. o mel’un gürûha içinizde :”hiç hacip (utanan kimse) yok mu? benim kim olduğumu bilmiyor musunuz? asr-ı saadetinde yaşadığınız, sizlere Kur’an-ı Kerim’i veren hz Muhammed Mustafa’nın torunuyum. ve kendi mübarek fem-i muhsininden “beşşir ya Ali, mevtüke hayatike meaye …. sen mevtinde de hayatında da benimlesin” buyuran, “nas içerisinde imam Ali, Kur’andaki Kevser Suresi gibidir.” dediği babanın oğluyum. birinize bir tokat mı attım, hanenize mi tecavüz ettim?”


o zalilmlerden biri “bütün dünyayı su bassa sana su vermem ya Hüseyin, sana bir yudum su verirsem sen dirilirsin.. senin babanı bilirim ben.” dedi. bu esnada güruh-ı eşkiyâdan bazıları “biraz çabuk olun bu işi bitirelim de namaz kazaya kalmasın.” dediler. hz Hüseyin, “ne namazı, hangi namaz, keşke kazaya kalsaydı da Allah Resulü’nün şefaatine nail olsaydın.” buyurdu. suyu kendi için istemediğini, elinde tuttuğu kundaktaki bebeği  Ali Asgar için istediğini buyurdular. bunun üzerine zalimlerin attıkları ok kundağın bir tarafından girdi, diğer tarafından çıktı. bunun üzerine evladının acısı yüreğine düştü ve mübarek eliyle yeri deşti, yerden su fışkırdı ve hadis-i şerifi hatırlatarak şöyle dedi  “ehabbu ehl-i beyt-i ileyye’l Hasen-i ve’l Hüseyn (ehl-i beytimi, Hasan’ı ve Hüseyin’i seviniz”)


"ey gafil! ben istesem istediğim kadar su içerim. ben senden su istiyorum ki, sen bana bir yudum su ver dedem sana şefaat etsin, kurtuluşa eresin.” kılıcını çekti ve önüne geleni serdi.

bu esnada zât-ı akdeslerine bir hitap erişti, “ey sevgilimin sevgilisi, ben senden makâm-ı şehâdet bekliyorum, sen şecâat gösteriyorsun.” bunun üzerine kılıcı indirdi ve zalimler üzerine çullandı.

hz Peygamber’in henüz hz. Hüseyin 7 yaşında iken onu kucağına alıp, “ya Hüseyin, 55 yaşların civarında şimr adlı bir mel’unla karşılaşacaksın. onun yüzü nikaplıdır, peçesini açarsan göreceksin, ön iki dişi alt dudağının üstündedir.“ buyurduğu şimir denilen peçeli mel’un, 73 ok atılan mübarek vücud-ü şerifi yerde iken elini yakasına koydu. hz Hüseyin o halinde “yüzünü aç !” dedi. o anda o mel’un yüzünü açtığında ön dişlerinin alt dudağı üstünde olduğunu gördü ve şöyle dedi “saddaktu yâ CEDDİ!” (hakkımdaki vaadine sadığım ey ceddim!). kendisini kıtır kıtır kesip başını gövdesinden ayırıp, mızrak ucuna takarak adeta sergi yaptılar. bunu yapan lanetuullah da kendini müslüman olarak gösteriyordu, bugün islam’da matem yok diye bunun acısını yüreğimizde hissetmeyeceksek bu vahşete göz yummuş oluruz. İslam ’da matem yok diye elemlenmek de mi yok, harp gemisi gibi mi duracağız?
nur cihan
9.11.2013
nuralem7@hotmail.com





2 Kasım 2013 Cumartesi

99 ACVE HURMASI (akik taşlarının) MASALI 72


99 ACVE HURMASI (akik taşlarının) MASALI 72
meclisi TÛRUKU ÂLİ MABEDİ 

Sevdiğime..1 muharrem, yeni yıl hediyesidir..

Merhaba Sevdiğim ve Merhaba..
bu masalı, arada bir yaptığım gibi, tedavim için ayırdım..şu sıra çok yaralı olduğumu düşünüyorum..zaten bende kendimi iyileştirene dek yazmaya devam edeceğim ya hanii..nedense bir türlü iyileşemiyorum..dertleşmeye ihtiyacım var ..kendim gibi seyahat eden bir yolcuyu henüz tanımadığımdan, bazen yolculuğumun zorluğu ,sakinliği, aşırı ıssız yanlızlığı ürkütücü olabiliyor..ve artık delirmekten pek korkmuyorum.. çünkü anladım ki, bugün, içimizde; namos –namus sütununu dikip, üstüne damgasını vurabilmiş nadir insanlar dahi yok gibi…hiç yok diyemem tabii.amma o kadar zor bir şey tam kemal-i akıl sahibi olmak.. yani,yetkisi eline verilmiş, kendi hükmünü-kendi yasalarını işletme iznine sahip pir makamında kişiler..

işte bu yüzden, ortalığın deliden geçilmediği bir yerde, akıllı olsan ne yazar ki? ve kim güzel manalardan anlıyor, kimin umurunda erdemler, namuslar?. hayvanlar bile bizden utanıyorlardır, eminim.. keşke dilleri olsa da, biz insan sanılanlar hakkında her birimizin ifşa olup, açığa çıkmış bir hali, karakterimiz olan bir hayvanı tabiatımızla- bize, bizi ah bir anlatabilseler.. o zaman,ne akla hayale gelmedik türde ki hayvanlıklarımızla, hayvanları dahi utandırdığımızı anlarız mesela(*ve siz âkil olan istisna kimlikler, yazdıklarıma alınmayın lütfen.. amma bilin  ve hep şükredin ki, umuma ait –avâm olan bizlerin içinde yaşamak zorunda olan sizleri de ,Yaratıcımız  ancak böyle bizim şerrimizden  muhafaza ediyor. yoksa parlayan bir ışık gördük mü biz, hepimiz; onu söndürene-ışığını kimse göremeden yok edene dek huzur bulmaz ve kimseye huzur vermeyiz malum.. bugünler, iyilerin ve güzellerin devri değil ne yazık ki).


gelelim dertleşerek yol alacağımız bu masalın seyrine..70. masaldaki o güzele düşmek beni daima zorluyor biliyorsun.. işte o  yazının ertesi günü bir nikah ve düğüne davetliydim..gittim.. yine o hal geldi..yani hiçbirimiz güzel değildik. .kimsenin ışığı-nuru yoktu..herkes öylesine karanlık, anlamsız,ışıksız ve çirkindi ki anlatamam..insanlar saatlerce berberde kalmışlar ve tonla para verip acaip makyajlar yaptırmışlardı. yüzlerindeki kapkalın fondöten maskeleri, ağır makyajları ve korkunç saç tuvaletleriyle neden bu kadar çirkinleşebilmek için uğraşmışlardı hayretle bakıyordum.. bu ışıksız ve çirkin bedenlerdeki o çok havalı giysilerde çok ışıksız ve çirkin, anlamsız ,eğreti duruyordu işin ilginci.. Sevdiğim, binlerle insandan hiç mi ışıklı, hiç mi güzel biri çıkmaz..yoktu ve ben dibe vuruyordum.. böyle zamanlarda çok çaresiz kalıyorum.. Allah’tan ki çabuk geçiyor..sonraki birkaç saate, eskisi gibi insanları daha ışıklı, normal görmeye başladım.. hakikatte ise eski halime gaflete girip unutturuldum tabii..yoksa bu alemde ne kadar yabancı,ne kadar yalnız,ne kadar kimsesiz olduğumuzu anlar ve kafayı tırlatırız değil mi
J.Seni görmesem de daima beni koruyup gözettiğini bilmek bana çook iyi geliyor. çok teşekkür ediyorum..

okuduğum, Debbag hz katibinin yazdığı kitabın bitmesine az kaldı..hurma nın marifeti simgelediğini öğrendim.. hayalimdeki o, her biri ayrı bir gözde olan, şeffaf kutudaki akik taşlarının birkaç tanesi eksikti hatırla.. kitapta hz.Debbağ, kendisinin 97 esma ile sulandığını, hepsine mazhar olmanın sadece hz peygambere ait olduğunu söylemiş. tabii benim & Senden hediyem olan, şeffaf kutudaki o maddi acvelerimin de 3 veya 4 ünü çocuklara-yardımcıya yedirdiğim de ne yazık ki malum..işte bu yüzden hafta başı masala devam etmeme ve bir daha yazmama kararı aldım Sevdiğim..habire ağlıyordum.. çünkü Sen başkasına aittin ve beni istemiyordun..ben kimseye zarar vermek istemiyorum..çünküü nedense benim kadar cahil biri tarafından hepsinin yazılmasının edebe aykırı olduğuna inandım..birde her şey baştan başlıyordu ve Seni incitebilir, başkalarına Seni incittirebilirdim.. oysaki , her şeyi terk edip, daima başkalarına vermek zorunda bırakılan biri olarak, daha çook küçükken her şeyden el çekip, en arkada durmayı da öğrenmiştim..çünkü hiçbir şeyi hak etmiyordum.. bu dünyada bana hiçbir şey layık görülemiyordu ve elimden zorla alınıyordu.. Sevdiğimm, *bil ki en başından beri Sen beni nasıl koruyup sakınıyorsan, bende Seni korumak adına her türlü oyunu oynayabilirim malum ve yapıyorum da tabiiJ..bazen kıskançlıklar çok zorluyor olsa da, hayat böyle devam ediyor.. zaten şunun şurasında ömür dediğin ne kadar ki..az kaldı..ruhum muhteşem ya, önemli olan o..bu bozulup kokan,hantallar hantalı bedenimse beni daima yarı yolda bırakıyor….


ve geçen ay belediyeler tasavvuf sohbetlerini şükür ki açtılar..ilk ders Tatcı hocanındı..büyük bir hevesle hazırlandım..yola çıktım.ama türlü aksilikler ve otobüsün gelmemesi yüzünden çok geç kaldığımdan evime geri döndümJ..işte malum kıskançlığımız.. sonraki dersse, geçen yıl rüyamda gördüğüm felsefeci müzik adamına aitti.. ders günü çok şiddetli hastalandığımdan gidememiş, sonrada ona olan ilgimi yitirmiştim..bugün onun dersine gidiyorum ..çünkü ruhum inanılmaz bir müzik hissine sahip, lakin bende ne kulak, ne ses, ne ahenk var..tam bir tın tıınım. bomboş,kaba saba bir bedenin içinde, incelik nüanslarından mahrumum.. kendimi, ruhuma uygun anlamda musiki ile birazcık yontmam lazım diye de düşünüyorum..ve tabii  yine sıradaki otobüsün başına bilinmeyen bişi gelmişJ!! ..inatla bir saat beklediğim diğer otobüsle dersin ikinci yarısına ancak yetişebiliyorum..hemen çoğu müzik ehli olan az sayıda öğrencisi var.. biliyorum ki, buradaki tek en cahil benim..o, masa üstü bir laptoptan arada eserleri dinleterek, o müzik ve kişideki aşkı meşk etkisi hakkında konuşuyor.. gülümsüyorum..bu derslere devam edersem belki biraz incelebilirim sanıyorum.. dersten çıkarken o, başıyla beni selamlıyor..bir şey anlıyorum..yine gelirim inş. gönlümü kaydırma çalışmam bir defa daha fiyaskoydu Sevdiğimm..


veee. Sevdiğimm ..aa.kozmik arkadaşım Salahattin’de buradaymış .. en öne oturmuş..o beni görmedi.. biz, bugün hükmü yürüyen bir ahenkli geometri ses desenine aşıkız..insan, ilgi duyup sevdiğine böyle koşa koşa,  tüm engelleri aşarak gelir değil mi?. ne kadar inkar ederse etsin kozmik de çılgın bir aşık. bu hafta anladım ki, ben körkütük aşık adamların tedrisatındayım. gerçek kadın aşıklar nadir..erkeğin aşkı çok daha güçlü, tutkulu, hedef odaklı..
masal çocuğu hur'us kopiası:)

insanın bir yâri olduğunda ve onu deliler gibi özlediğinde hiçbir şey yapamaz ya hani..eli kolu bağlıdır zira..yüreği ise değildir..göz gördüğünü, kulak işittiğini birleştirir..göz, göz kapaklarını yavaşça indirir..kulak, göz ve kalp birdir şimdi.. işittiğin o Sevgilinin sesini, tüm hücrelerinle yudum yudum içersin.. gözlerini açmak istemezsin..o büyü bozulmasın,o ses incinmesin dilersin..zaten gözyaşların bir şey görmene izinde vermez.. öyle özlemiştir göz, öyle özlemiştir kulak, öyle hasretle beklemiştir  aşık latif kalp…ve hepsi şimdi, kendi paylarına düşeni içerken, tek bir kıpırtı sesi dahi istememektedirler. .o muazzam huşu sadece aşkla akan özlemiş gözyaşlarına aittir…

insan ruhu, sese bu derece nasıl aşık olur?..bu ses, benim olmamı dileyen o irade,o ahenk mi acaba?. gözlerini arada açıp baktığında ,dudağında bir tanıdık uçucu çapkın gülümseyiş yakalamak istersin, lakin bugün bu nafile arayıştır.. çünkü çok siniriliyiz.. kızgınlığımız sesimizin tonundan-edamızdan bellidir.. vurgularımızın ahenginde öfkemiz yatar.. Seni çılgınca kızdırabildiğimi biliyorum Sevdiğim.. kıskandırılmayacaktım unutma lütfen.. bugünlerde, aşkım uzun zamandır bitti derken yine ağlamalarıma başlamışım üstelik..

ve şimdi bir itiraf yapmak zorundayım Sevdiğim; Sana sadece ruhum değil, bedenim-nefsimde aşıkmış..yani biz ruh,beden,gölge(BA-KA-RA)üçlüsü olarak körkütük Sana aşıkmışız..ve kendi içimizde öyle kavgalar ediyor, kendimizden Seni öyle çılgınca kıskanıyoruz ki, anlatamam..her bir halim, kendi yapısında olan halinin yaşadığı aşkını, diğerinin sırrından saklıyor.. o yüzden de bu beden mülkünde aşk davalarımız-kavgalarımız-kıskançlıklarımız hiç bitmiyor tabii.galiba bu esma panteonun bendeki yansıması değil mi?


Sevdiğim, sadece Senin adını, hep beraber, aşkla yad ederken huzura erip, sakinleşip uyuyabiliyoruzJ..ve ben hala Senden başka hiç kimseyi sevemiyor ve halen tek bir kişide cinsiyet algılayıp Sen gibi hissedemiyorum biliyor musun?!. bazı kişiler bana psikoloğa gidersem birine ilgi duyup, vakit çok geçmeden  aşık olabileceğimi, gelecek hayatımı kurtarabileceğimi söylüyorlar . ama ben o maddi ilim sahibi ezberci doktorlara inanmıyorum ki.. bana hangi latifemdeki titreşim deseni bozukluğundan, hangi  bedensel arızam olarak neyin yansıdığını  hiçbir maddi doktor anlatamaz..ne kadar zor ve ağır vakalık bir hastayım kimse bilmiyor ki.. ve manevi ruh doktorumun,  girdiğim kara delikten beni çıkartabilmek için senelerdir ne emekler verdiğini, istediğim varlığa ulaştırılabilmem içinse, yeryüzünde çok nadir kişilerce bilinen ve ilgilenilen şeylerin ışığını kendini arayan bir masal çocuğuna tutarak :“BAK BEN VARIM,BURADAYIM, HAYATTAYIM, YAŞIYORUM.. AĞLAMA.. BANA İNANMIYOR MUSUN..BAK VARIM ,YANINDAYIM, BURADAYIM?!! ” dediğini kim bilebilir ki?.. bana ancak O büyük Ruh, O büyük nefes sahibi şifayâr-ı yâb olabilir değil mi Sevdiğim..ooohh!! Yüce Ruh aşkına SevgilimJ..beni gülümsettin.. Sende gülümse.. hoş geldin gönlüme..Seni hala sevebilmek ne muazzam KALİTELİ BİR LÜXmüş ah bilsen.. süreklilikse devâmız..

ve bu hafta dersler tam gaz başladığından, tektaşa  içinden hızır geçen adam geldi(Demirli hoca, yuvamızdan dünyaları ışıtmak adına uçmuş Sevdiğim. artık o yok. boşalttıkları boşlukları,boşaltanlar hemen doldururlar tabii.. bilirsin) .. oo.. geometri gibi bir çıkmazdayım ve sorularıma cevap vermek üzere, her zamanki gibi tam vaktinde gelen bir hocam var..ne kadar izin verilecek? gezineceğim sınırlı hudutları, azıcık-ipucuyla delmek kaydı kadar tabii.. çünkü sınırlamak yola zarar verip kilitler..sınırları esnetirsen; diğer tarafın kokusunu, ışığını ,bilgisini birazcık sızdırırsan, salik gayrete gelir ve hiç bitmeyeceğine söz verip & söz aldığı yolculuğunda biraz nefeslenir ,ferahlar..yeni nurların lemalarıyla, şimşekleri çaktırıp aydınlanır.. amma rehber, mesela, yumurtanın kabuğunu kendisi delip, perdeyi aniden açıp işi kolaylaştırsa, bu defa çocuğun düşük olup, ölme veya güdük kalma ihtimali vardır.. mana çocuklarını büyütmek zor bir iş be Sevdiğim.. zor iş..çocuk,o yoldan kimlerin gelip geçebileceğinin az çok izini sürer..ve aşk sadakatinin bu derece büyük mükafatı olacağını bir bilip anlasalar, hiç kimse sadakatsiz olmazdı..kendimi en ilkel kabilelerin tarzında bir yolcu gibi hissettiğimi kaydetmeyi şimdi istedim. çünkü nedense  onların saf bilgilerine zaafım var..

eğer ruhunuz, sizi irşad etmek isterse, şunu bilin ki; ruhunuz sizi götürüp, bunu uygulayabileceği en uygun frekanslı geometrik kesimli, saf prizmal ayn'aya  sizi konuşlandırır.. ve o rahman şemsiyesi, sizi abası içine alır..çünkü bir geometri deseni  yeryüzüne çizilmiş ve onun hakikati olan makam-ı aba sahibi de gelip o deseni giymiş ve her şeyiyle onun olduğunuzu ifade edip, bunu duyunca da tastiklemiştir ..yani kılıç, sahibinin kınına girerek korunur.. sadece gerektiğinde ve vakti gelince, tek bir hamle için kınından  çıkar…işini bitirip hep aynı yuvaya dönmeyi de bu süreçte öğrenir ..J..böylece aşk’a ol emri verilmiş ve aşk o gönülde yavaş yavaş demlenerek olmaya başlamıştır..

çocuk, içinden hızır geçen adama, elindeki defterdeki geometri çizimlerini göstererek şöyle dedi: masallarımda geldiğim yer; kelimelerden evvel harfler, harflerden evvel rakamlar ,rakamlardan evvelse şekiller, yani geometri vardı.. inanıyorum ki, hz Adem’in 10 sahifelik kitabı, 10 değişik şekildi..biri nokta..diğeri daire..daire içinde nokta. üçgen..kare, dikdörtgen. altıgen. sekizgen.elips….ve her şey bu şekillerde sembollenmişti. hoca gülerek tastikliyor .. doğru diyor.. şekilleri bilenler için inen ayeti söylüyor. çok şaşırıp seviniyorum Sevdiğim.. bu çok yüksek-çok üst düzey bir ilimmiş  biliyor muydun. herkes için değilmiş. buraya herkes gelemiyormuş..ya ben böyle anormal şeyleri, nasıl kendi kendime anlıyordum pekii?çocuk: bunları kimseyle konuşamıyorum, hiçbir yerde  bu konu hakkında yazmıyor, kimsede zaten ilgilenmiyor. çok yanlızım. neden benim için,  kimsenin ilgisini çekmeyen –bu kadar zor ve yalnız gidilen bir ders metodu seçilmiş ki?.. hoca:hayır.bu ders kötü değil. çok güzel bir şey bu” diyor..sonra ona en son sembollerimi, Süryaniceyi ve harflerimi soruyorum.. anlatıyor. bazı şeyler yasak olduğundan anlatmıyor.ve oda Sen gibi Sevdiğim.. harfsiz, sözsüz, yazısız, görüntüsüz o derslerden bahsediyor. anlıyorum ki henüz çoook aşağılardayım ve bir suretsever-putperest olarak susuyorumJ.


((*
bu hafta aslında Süryanice ve yeni harfler masalı yazmayı planlamıştım..oysa masal ertesi harflerimi kıskandım..yani ben nasıl olurda bu kadar muhteşem bir hazineyi önüne gelene saçıp savurabilirdim ki..üstelik kimsenin ilmi, iyi niyet için kullanmak istediği yok.herkes güç peşinde..işte Sevdiğim aniden harfleri-heceleri yeni idrakimle yazma hevesim gayboldu nedense.ama içimdeki o harfler vakti gelince, bana olağanüstü bir harf –hece –sembol sözlüğü yazdıracaklar biliyor musun ve bu eşi bulunmaz bir şey olacak inşallah ve bunun esas sahibi Sen olacaksın.çünkü bu ilmin kimden geldiğini biliyorum.ben sadece bir kayıtçıyım o kadar. her şey Senden Sana.))

bu gece yarısı evime dönüp yatağıma girdiğimde, gözümün içinde bir kazan vardı. kazanın içinde sürekli artan alev alev bir ateş yanıyordu. ağlıyorum. yine Sana aşık olacağım..ama acısız olsun lütfen. Oysa, beni incitmelerine tekrar izin verirsen artık aşkı istemiyorum. her şey onların olsun…sabah ve ertesi sabah, Sana söylediğim acaip enteresan bir cümleyi söyleyerek uyanıyorum. ne söylediğimi iki gündür hatırlayamıyorum tabii..bence edebsiz bir şeydiJ..

bugün cumartesi..satürn günüJ..dün Cuma-venüs günü gecesi, bir müzik korosunun konserindeydim..geçen haftaki o müzik okulu rüyam vardı ya, işte sabahı  o konser için davet almıştım J..konserden sonra tüm sanatçılarla okuldaydık..aşk-ı serenat..ayağa kalkıp, yine beden kutbiyetimi yöneten ekinoks ipimi deneyimlemek istedim..aaa..bana bişi olmuş..tııık yok..tüm ruhi zevklerime el konmuş.. konserde de aynıydı..ve sağ bacağım tutuldu!!az evvel buranın koro yöneticisi dedi ki 3 şey önemlidir..1 beden ilmi,2 ruh ilmi,3 akıl ilmi..bunlar 3 lü sacayaktırJ..yani bu tesadüf olabilir mi peki?çook kıskancız.. üstelik bu gecede oradaki rakcı çocuğun düğünü var. davetliyim. bu sufi rakçılar ile maddi hard rakçıların düğününe ne çok gitmek istemiştim. amma bacağımın ağrısı ve korkusundan eve hapsedildim..yazı yazmak zorundayım.. sebep? vatanı kurtaracaz ya, ondan tabii!! hep aynı şey.ben ne zaman, her istediğim yere gideceğim peki? hani serbesttim..her şeyi kapatıyorsun ama!.. üstelik dün özel bir gündü. Evvel Zamanımın eskiden sohbetlerine gittiği ve bizim  masalın çocuğu türünde yazıları olan için dediği &=& manaya atıf vardı ki, daima başından beri bildimJ..alternatife gönderilmem bile sorundu yanii..

ha bu arada.. şimdi geleceğimiz bahis, bu haftanın özel sürprizi, aşk hediyem  Sevdiğim.. 1 muharrem yani eski takvime göre sene başındayız .. konuya girmeden evvel, biraz, biz umumi ahâli halimizden bahsetmek istiyorum. Benim, saf türk olduğum için aşırı kibirli bir takıntım vardı ya hanii. bitti şükür.. artık türk olmaktan gurur duymuyorum. müslümanlık bugün içler acısı. sürekli yurt dışından ve bizden gelen maillerde; Müslüman kimlikleri dış görünüşlerinden belli olanlara yapılan hakaret, küfür, beni çok incitiyor. müslüman ülkelerdeki tecavüzler, tacizler, zulümler, akla hayale gelmeyecek iğrençlikler utanç verici.. geçen gün Bağdatlı dostum da anlattı ki; bundan 10 küsur yıl evvel  teftiş ve yeni kurallar koyması  için Necef’deki türbelere yollanmış..oradaki sarıklı seccadeli, tesbihli mekanların pek çoğunun altında barlar varmış..yatsıyı kılınca devasa sarıklar kalkıyor,seccadeler dürülüyor ve cümbür cemaat mahsene, demlenmeye iniliyormuş..fuhuşun her türü gırlaymış.. dünyanın her yanından altın vs ,para türbelere dağ gibi-çuvalla yağıyor ve bu herifler tarafından iç ediliyormuş.. kurbanlara hile ile el koyup ,ya paralarını ,ya etlerinin gelirini gasp ediyorlarmış.. türbenin etrafında sayısız fakir ise bu akıl almaz servetten zerre nasipdar edilemiyormuş…

ve bunların daha rezillerinin diğer dinli-dinsiz ülkelerde de olduğunu biliyorum tabii..ama Müslüman olmak çok başka.. diğer din mensubu ülkeler; günümüzde medeniyet seviyesi sayılan dış görünüşleri ve gerçekten de, sadece kendi halkına adil, medeni olan ülke düzenleriyle, şerefsiz çirkinlikte olan tüm işlerini kapatabiliyorlar.. pek çok iğrençliklerini, güçsüz ülkelere yaptıkları ve insanların duymak bile istemeyeceği zulümlerini ise, süslü, şık medeniyet elbisesi ile  örtebiliyorlar malum.. yani dünyanın başını bağlamayı bırak; gözlerini, kulaklarını, kalplerini sımsıkı bağlayarak asıl onlar örtüyor ve bizleri, hakikate  cahil-örtülü-perdeli yapıyorlar..

oysa hepsinden âlâ olması gereken biz islam toplumları??!! aynı bugün, her yerde alayla yazılıp çizildiği gibi, deve kuşlarına benziyoruz..”OLSUN, BAŞIMIZI ÖRTÜP KUMA GÖMDÜK YA, VARSIN ARDIMIZ AÇIK VE HER TAARRUZA HAZIR OLSUN” halimizle utanç verici ve iğrenç bir alay konusuyuz.. yazıklar olsun İslam’ı bu hale getirten din ve devlet adamlarına. yazıklar olsun sahtekar VE SADECE ADI Müslüman OLAN  türk halkına. yazıklar olsun diğer Müslüman etiketli varlıklara.... işte dünyanın ve münafık Müslüman etiketlilerin gözünde islam bu halde ve gerçekten de vaziyet bu..üzgünüm..bazen kontrol edilmez sinirlenebiliyorum biliyorsun. yapım zaten öyle.

ve ben eğer istersem harflerle inanılmaz oyunlar oynayabilirim. Sesli, bilinen o pis kelimelerle küfür edemesem dahi, sessiz ve film halinde izlenecek olağanüstü, üstelik adamı boğazından yakalayacak kadar canlı-anlamlı kelimeleri yan yana dizip,  seyrettirebilirim. eğer o kişinin idraki yüksekse, çok daha başka şeylerde yapabilirim.. SENİN ASLIN HARF UNUTMA.NE YAZILIRSA ONA DÖNÜŞÜRSÜN, BUNU BİL.. ama ne yazık ki harflerden ve anlamlarından anlayan yok. aslında bal gibi anlıyorlar, lakin kalpler mühürlü Sevdiğim.. kalpleri kilitlenmiş. çok korkunç bir şey bu, biliyor musun?. sanki hayaletlerle dolu bir ülkede yaşıyoruz. sanki vampirleşmiş yaratıklara takım elbise, süslü giysiler giydirip ,en kaliteli diplomaları vermişler ama hepsi mankurtlaştırılmış. kendi ruhlarını şeytana satmışlar ve çok mutlular.

bence en kısa zamanda devletin yasa çıkartması lazım. kim diliyorsa, hangi dinden veya dinsiz ne hissediyorsa, bunu kimliğine yazdırsın. nüfus kağıdı ve aile mirası ile İslam olmaz. zorla İslam olmaz..olursa da,işte bu kadar rantçı ,sahte, iğrenç Müslüman türleri birden peyda olur. .Allah’tan, O’nun peygamberinden, kitabından ve hükümlerinden bu derece nefret edip, alay eden bu tür varlıklar , zulmet denizlerinde mutlular.. neden onları zorla ait olmadıkları geometriye sokmaya çalışıyorlar ki?.


eminim ki herkes-her fırka kendi inancını göğsünü gere gere münafıklık etmeden yaşarsa, bu sen ben davası da biter. çünkü her varlık bilinip, tanınmak ,kabul edilmek ister.bu şeytan dahi olsa…böylece, yine, hz peygamberin ilk İslam’ı yaymaya başladığı Kabe’de ki  putperestliğe dönmüş oluruz ki, halen ben dahil, genel ahali bu haldeyiz.. tefekkür lütfen..heyy!.. kendine iyi bak! sahtekarlığını bırak ta, gerçek yüzünü gör!!. ve bunu idrak edersek, kör gözümüz açılır ve şu manayı görürüz..aaa meğer kıyamet kopmuş.ve yeni bir kıyam-ayağa kalkış uyanış için ölüler ve diriler aynı mahşer yerinde toplanmış hesap görüyormuşuz. bu kaos, bu fitne çok az olan hanifliği halen muhafaza için, diğerlerinin bir oyunu, unutmayınız; SİSTEM, GELECEĞE ONLARLA UYANDIRILIP- AKTARILIP, YENİ TEMİZ İNSAN NESLİNİ ONLARLA BAŞLATACAK. .

kıymetli nesnedir aşk.ister kafirin, ister putperestin, ister islam=Allah’a teslim olarak selamete ermişinin eline geçsin; cemadattan, bitkiden, hayvandan ve beşerden insan çıkartma sanatıdır aşk.. aşık adam sahtekar olamaz. dümdüzdür. sadıktır. yalan söyleyemez. fitne çıkartamaz. olduğu gibidir. saklanamaz ve saklayamaz. akıl edemez. çünküü o aşıktır. ve aşk onu muhafaza eder, kıskanır, kem gözlerden korur. aşkın nazarının değdiği kalp, o aşkın iki parmağı arasında sürekli döndürülürken, gözü kimseyi görmez olur aşıkın.  sadece O..

ve Sevdiğim aslında burada ülkemin içinde bulunduğu fitne hali ve bizim nasıl bu derece rezil, pespaye, iğrenç münafıklar güruhu millete dönüştürüldüğümüz hakkında neler yazacaktım ah bilsen. lakin şimdi  KALBİM, bu bir vakitler gurur duyduğum milleti reddediyor. sayfamı bu sahtekar, dönme ,yeni türk Müslüman ?! larla kirletmek istemiyorum. kalbim bu milleti bu hale getirenleri ve bu hale gelmek için can atanları reddediyor ne yazık ki.. ALLAH, BU TÜRK-İ İSLAMIN GERÇEK, AZİZ,  saf –has MİLLETİNİ, SAHTELERİ VE FİTNELERİNDEN TEZ VAKİTTE AYIRIP TEMİZLESİN İNŞALLAH VE AMİNN(*görülecek ki, o vakit ,o çokluğun içindeki bu has millet, ne kadarda az amma karabiber misali etkin ve etikmiş)..

Sevdiğim bu yeni yılın ilk gününde hayatımıza yeniden başlamanın şerefine, türünün dünyadaki ilk örneği olan bu masalımı Sana hediye ediyorum. lütfen kabul buyur olur mu?. istersen konuya girelim: 24.5.2006 yılında gördüğüm bir hayalim vardı. henüz tasavvufun T si ne demek bilmiyordum... zaten ne ilgileniyor, nede kabul ediyordum biliyorsun.. günahlara bata çıka ,çamurlarda debelene debelene en cahilinden bir ömür sürüyordum.. işte bu rüyamdaki  yılanlı-asa suyu yolunu-iki yakasındaki cehennemi tehlikeleri ve üzerinde  kendisini sırat-i müstakim haline getiren yılan(3 YOL=sağ,sol ve orta denge yolu) üzerinde, tek tek, sıra ile gelip açılan beyaz incilerin içindekiler vardı.. sayısız yüzleri beyaz buutlar ardında, tam gözükmeyen eski devir ricali  pir’in gülümseyerek selamlamasını..  ve salavatlarla biten altın şıklı huzmeli imameyi ve bu dünyevi görüşten daha mükemmel renkleri ve görüşü olan o altın ışıklı yeri hiiç unutamadım biliyorsun. bu rüyada anladığım tek şey bu yolun TÜRKLERİN YOLU olduğuydu ..

türklerin yolu varmış, o yol nedir?” diye herkese soruyor lakin alaylı, aşağılayan gülüşlü bakışlarından başka bir cevap alamıyordum..içinden çıkamadığım ve kafamı iyice karıştıran rüyalarım yüzünden Cihan’ın Haybabamın evine rüyalarımı anlatayım diye getirdiği Selamlı rehberin mekanında bir defa, ona türklerini yolunu anlatabildiğim kadar anlatıp sordum. “ türklerin yolu nedir?”..yok öyle bir şey” dedi gülerek. çocuk: ”hayır var. gördüm. türklerin altın ışıklı bir inciden yolu var” dedi. selamlı rehber aniden hayretle:”aaa!! Acaba sen Türüku Âli’den mi bahsediyorsun” diyiverdi..”aa evvet işte o”” dedi çocuk:”onu soruyorum.o ne demekJ?”..ne dediğini hatırlamıyorum tabii Sevdiğim ama ben işte o andan itibaren, anlamını dahi bilmediğim bir şeyin-TÜRUKU ÂLİ’nin TUTKUNU OLDUM..yani onların sadece 3’ünü zamanımızdan tanıdım. biri daha evvel bu alemden göç etmişti.  ikisini ise Yaratıcım tanımayı nasip etti şükür.. ama bende henüz o idrak yoktu ..

ve bu rüya ile o kadar çok şey anlamam nasip edildi ki, SÜREKLİ AÇILIP GELİŞİYOR MALUM.. bu çok hayret edilecek şeydir. bir anlık sonsuza uzanan tezahürden, başlangıçtan günümüze, bu derece öz bir tarih anlamı nasıl çıkıyordu?!..HAYRET! ve orada anladıklarımdan biriside; günümüzde manevi hilafetinin, mana Devlet-i Âli’sinde olduğuydu..  bunun iz düşümü olan EMANET'İ ise, Devleti Âli Osmanoğulları eliyle,1. meşrutiyetle kurdurulan meclisi mebusana devr ettirildiğidir.. yani şuan  EMANET, meşrutiyetle kurulan meclisi mebusanın bugünkü devamı olan  Türk Milleti Meclisindedir.. böylece anlaşılıyor ki; biz yeni bir devlet kurmamışız, var olanı devam ettiriyoruz amma bize  başka başka hikayeler anlatılıyormuş.. UMUMİ AHALİYİ, ahvaline göre her an güncelleyip, kurgulayansa  ehli tasarruf Turuku Âli Meclisi  dir...aslında bu izin,artık vakti geldiği içindi .. bizler bilelim, bilmeyelim iş böyle. Bu meclisin başkanı da salavatlarla gidilendir tabii..hilafetin esas sahibi ve koruyanı O ..unutmayın sakın..


peki biz neden bu haldeyiz deriz değil mi şimdi. çünkü esmalar ve eşya daima zıt prensibile çalışıyor. Bazen biri diğerine baskın olup, üste çıkıp, yönetimi eline alıyor. Bu, dünyevi sünnetullah-şeriat idaresi için konmuş ilahi anayasa sütunlar maddesi olduğundan; hangi sütun idareyi ele geçirip, sütununu dikip, imzasını-mührünü o sütuna vurmuş, damgalamışsa, işte, daha üst bir akıl gelmediği müddetçe, idare onun oluyordu..
bu hz. Ömer gibi adaletin sembolü de olabilir, torunu haccac-ı Zalim gibi o devrin halkının tezahürü de olabilir. yani divan-ı heyet, aşağıdaki Halk’a göre Hakça muamele ediyordu. Seri ül Hisab da sıra bekleme yoktu. halk umumen düzeldiğinde, o vakit sistem ve yönetimde otomotikman düzeliyordu. ESMA PANTEONUNDA DEĞİŞİKLİK YOKTU.. ama halk münafık olduğu müddetçe, halkın Hakça yansıması da yine münafıkça oluyordu. 



bu,halk çekirdeğinin Hak ağacı meyvesine benziyor.. bazen toprak; RAHMAN’NIN, ondaki RAHMETİNİN manasını- ÖZÜNÜ alarak SULAMASI YÜZÜNDEN  ebterleşerek- çorak olurdu.. ve meyveleri yenemeyecek derecede acı olup, tohumu dahi ebterleşir ve o ahalinden ümit kesildiği için, topyekün imha edilip, yerine “min halkın cedid ile yepyeni bir yaradılışla yeni halk tecelli ederdi.. tüm tarih bunun kayıtlarıyla doludur…ferdi kurtuluşlar olduğu gibi, genelde umuma uyup, haksızlık karşısında “bana dokunmayan yılan bin yaşasın” formatında olanlarda münafıktan sayılıp, güme gidebiliyorlar tabii ki.. anlayan içinse bu  hakiki adalettir. HAKSIZLIK KARŞISINDA SUSAN DİLSİZ ŞEYTANDIR hadisini hatırla lütfen..çünkü Rabbimiz “bana yardım edin ki size yardım edeyim…bana bir adım atın ki size koşayım”  diyendir..sizin veliniz benim, dost benim, ben size yetmiyor muyum diyendir…ALLAH, İNSAN KULUNA İNSAN KULUNDAN TECELLİ EDER, UNUTMAYIN.HERŞEY CİNSİYLE UÇAR..

İşte Sevdiğim tüm bu girizgahtan maksat sadede gelmek tabii.geçen masalımdan sonra bir mail geldi..Yonca adında bir astrolog yazıyordu.benim doğum haritamı bile çıkartmak istedi..ona  istediği tarihleri verdim lakin doğum saatim eksik olduğundan tam harita ne yazık ki olmuyormuş.. zaten bende o doğum tarihimi hakiki doğum zamanım olarak kabul etmediğimden sorun yoktu. çünkü bir derviş, biat ettiği anda yeniden doğmuş sayılır ve artık o derviş, efendisi GÜNEŞ’ İn peyklerinden birisi olur ve O’NUN ETRAFINDA SEYR’E GİRERDİ..yani kendi yıldızlığı düşer ,gezegen hükmünde olurdu..ve efendisinin etrafındaki yolculuk tavafı esnasında çizdiği zikir-anma-şarkı yolculuklarından, kendisine bir yıldız yolu haritası dahi çizerdi.. vaktiyle; bu seyrin haritasına, ancak bazı pir makamı sahipleri, manada, kendilerine çizdirilerek rozet olarak sahip olabilirlermiş. belki bugünde böyle zatlar vardır .ben henüz bilmiyorum tabii..

her insan bir yıldız tozudur-ZERRE malum ve dolayısı ile aslına, yıldıza dönmeyi de becerebilmek lazım….Sevdiğim taktım bu yıldız yolu haritasına değil mi. define haritası misali. sanki kilit, bu yıldız rozetlerdi. anahtar ise, yolculuk yapan ve kendi galaksisini inşa eden ileride yıldız hükmünde  olacak kişiydi.. neyse..sonra ertesi gün bir arkadaşım, ben ve sanırım yazıştığım astrologla alakalı gördüğü bir rüyayı yazıp yolladı..hıım..bişey dank etti. dooru, yaşadığım acı bir şey yüzünden, kaç senedir bir defa bile yeni bir rüya yazmadığım rüya kayıt defterimi çıkartıp baktım.. orada kendime bir doğum tarihi aradım..yani benim bidayetsiz bidayetim olduğundan-ek kontenjan talebeliğimden, öyle herkes gibi bilinen bir şekilde seyrü sülük etmediğimden, her salikin sahip olduğu o, mürşidimde doğma tarihim ne yazık ki yoktu..

yani ben kadar maddeye, surete, putperestliğe düşkün birisinin, kendisine hala bir Adem bulamaması, üstelik varlığına kayıtlı bir nüfusu olmaması ne kadar acı bir şey biliyor musun Sevdiğim.. öyle ..ahh.. evet.bulduumm. işte TÜRUKU ÂLİ RÜYAM VE ÜSTELİK TARİH BİLE ATMIŞIM.. sadece saati yazmıyor.. hemen Yonca hanıma bu  rüyanın tarihini yolladım.. saati belli değildi,” sabah” yazıyordu.muhakkak ki sabah namazı vaktidir diye düşündüm ve o vakti esas almasını istedim.. birde  benim için bir anlamı olmalıydı..tarihimin adını yola başlama töreni- selamlama koydumJ..işte astroloğumdan ertesi gün haritalarım geldi..ikisi de üçgenlerle dolu tabii ki.. içinden hızır geçen adamda, başından beri şeklimin üçgen olduğunu söylemişti.. hiçbir şey anlamadım.. ama rüya defterimde gördüm ki, bir vakitler füsusu okurken ki, o harika rüya rehberim bana astroloji kitabını dahi okutmuş..

Sevdiğim bu olaylardan sonra en güzel anlamları anladığım bir salata durdum.. ve anladım ki RA'NIN- HORUS’UN GÖZÜ DERSİ GÖREN BEN, HOROSKOP-EV nasıl inşa edilir, onu öğreniyordum..her varlık bir yıldızdan geliyordu.ve geldiği yerin yıldız haritası koordinatlarında yeryüzünde bir yerde –aynı geometrik desende bedenleniyordu.. geldiği yerin şifresi, kişinin titreşim dalga boyunda kaydedildiğinden, geldiği yerin esma bilgisini sürekli alıyor ve böylece hayatiyetine-kulluk amacına devam edebiliyordu..


hakikatte her esma, bir yıldız deseni, dalga boyu-levhi mahfuz olan levha idi...işte bu ilmi bilen kadim ermişler, onların değişik alemlerdeki değişik suretlerini hatıra olarak daima kaydedip şekillendirmişlerdi.. oysa, gelecek torunlarına bu ilim verilmediğinden, onlarda, manasını unuttukları bu İSİMLERİN SURETLERİNE tapmaya ve hatıralarında kaldığı kadar da olsa, bu ilimle kötü, şer işler yapmaya başlamışlardı..

bu konuyu henüz istediğim gibi anlatamıyorum Sevdiğim, şimdilik bu kadar..gerçi eski Mısır’da, ölüler, sorgu sualden sonra Horus’un kayığına binerek, İLAHU kamışlık tarlasına gidip, orada gab kazı misali bağırıp, yine Horus’un kayığına(be-benlik-ego-nefs kayığı) binip, onunla, bundan sonra yaşayacağı yıldıza seyahat ediyor, ayrıca her sabah Horus’la(HOR-US=özgür ŞUUR =GÖNÜL-KUTSAL RUH) güneşi uyandırıp, her akşamda onu, Nut’un karnına yollamaya eşlik ediyordu(nut=göksel anne=nun)..yani, ölünün yükselen ruhu, dünyevi imtihanını başarıyla bitirdiğinde, hz Mevlana’nın da bahsettiği” neyistan olan sütunlar salonu-ruhlar alemini seyredip”, bundan sonra cennetine –yuvaya perde arkasına geçerek ebeden dinlenecekti..

aslında düşündüğümüzde, insan bedenindeki her organdan farklıdır GÖZ.. özeldir.. nazarla irşad vardır mesela..adamı mahveder .öyle muhteşemdir Sevgilinin sana bakması.ve senin ruhun O’nun gözlerinden sana bakar.senin ruhun O’nun gözbebeklerinde hapsolmuştur.. eski ilkel kabileler ve mavi tuaregler fotoğraf çektirmezler.ruhlarının o resme hapsolacağına inanırlar..işte güçlü nazarlar da insanın ruhunu hapsedebilirler..gönüllerini ele geçirip, o gönlün içini eskilerden boşaltıp, kendiyle doldururlar..
RA'NIN GÖZÜ TEDRİSAT-I UMUMİYESİ

ve aynı zamanda,bir horoskop gözevi, her şeyin gözlemevidir de. usturlap olan göz, her şeyi bakarak ölçüp biçebilir.. İŞİTTİK VE İTAAT ETTİK..GÖZ GÖRDÜĞÜNDEN KAYMADI VE ŞAŞMADI.. ve göz, baş gözümüzdeki iki göz olarak bilinir. oysa iki gözümüzün tam ortasında, benim için adı hikmet-i himmet gözü diyebileceğimiz birde 3. Gözümüz vardır..burası gelen titreşim ve dalgaya göre değişik biçimlerde dalga dalga-kalp atımı misali açılıp kapanarak çalışır..YANİ BU 3. GÖZ BENİM İDRAKİME GÖRE DAİRE FORMATINDAKİ DESENLERLE ÇALIŞIYOR..memeden süt emmek gibi diye açıklayabiliriz.. bu daireler değişik desenler çizebilir belki de. çünkü onlar latifdir. su misali. bulunduğu her şeklin sureti şeklini, her kokunun kokusunu, her rengin rengini, her sesin sesini alıp giyebilir veya giydirebilirler.. mesela bir insan-ı kamille karşılıklı oturuyorsanız, onun 3. Gözünden sizin 3. Gözünüze böyle gidip gelen enerji-hikmetler olabilir.. unutmayın :KİME HİKMET VERİLDİ ONA ÇOK ŞEY VERİLDİ.. bu insana yapılan aşı-maya misalidir ..yani sizde olmayan bir anlamı, olan birinden alıp, mayalanıyor olabilirsiniz  gibi.. veya belki de, karşınızdaki kişi, kendisinde var  olmayan şeyi, sizi kabzederek-sizden kendisine alıyor gibi de olabilir..yani alışveriş –ticaret..

ve masalın nihayetine gelmişiz Sevdiğim..dün gece aniden şunu anladım.. nasıl ki manevi alemde 99 sıra alt alta altın harflerle yazılmış cümle olsaymış, ki, bunlar tek başlarına hakikati suretlendiremezlermiş..oysa kara bir mürekkeple bir beyaz kağıda yazılan 100. delil, maddi cümle ana esas, istenen ve beklenen şeymiş(aranan madde) işte ol vakitte ol’ lar olup ,amaç hasıl olurmuş.

bugün ülkem, Taxim olaylarıyla savaşa sokulamadığından ve biz henüz birbirimize kırdırılamadığımızdan, şimdide meclisimizi karıştırarak, bizi, bir bez parçasına alet edip, savaşa sokup –yok etmeye çalışıyorlar. .milletin fitnesini ve cahil cesaretiyle ateşe körükle gitmelerini ise Sen daha iyi biliyorsun Sevdiğim.. ŞİKAYETİM SANA.. güruh onlar.. yani bir masal ceosu olarak, başımıza örülen çorabı anlamış ve harflerimi buna göre dizmiş bulunduğuma inanıyorum(*sen bugün ağlayan ve yansıyan kadınsın ..içine çek)..

birde dolayısıyle; bugün ki meclisin esas sahiplerinin koordinat haritası mabedi-camisini, O, 99 incinin TÛRUKU ÂLİ yolunun mührünü ,onların sırat-ı müstakim olan ASA SUYU YOLU-KEVSERini buraya işaretlemiş oluyorum tabiiJ..yani onları madden de aşağı inerek, göreve başlamaları davetini taleb etmiş oluyorum.. çünkü savaştan nefret ediyorum..savaş asla yokk..
şimdii..iş bu, bize düşen, Tûruku Âli mabedimizin bu geometrik desenli aBÂsına düşecek etkilerin hayırlı, kolay, güzel, bereketli, maddi manevi sağlık şifalı, bizim için lütfedilmiş cennetine kavuşmak  ve şerlerinden, O ÂBÂ altında olduğumuzun mahfuzluğuyla EMİN OLMAKtır.. aminn.

NOT: Sevdiğimm.bunu yaptığım için lütfen beni affet….

""*ve astroloğumuzdan gelen harita yorumu şöyleydi:Rüya anı haritasını çıkardım, verdiğiniz takribi saatin ortalamasını aldım saat için ve yer olarak da İstanbul'u aldım, yeri yazmamıştınız tahminen öyle diye düşündüm. Harita zamanına göre yükselen yöneticisi Venüsün  12. evde olması ve Ay ile kavuşumda olması bir kadınla ilgili rüyaya işaret ediyor, 12. ev rüyalarla ilişkilidir. Dişi prensip olan Venüs ve Ay 12. evde koç burcunda kavuşum yapmışlar, bu rüya her ne ise sizi mutlu eden bir rüya olmalı ve okültist gizli öğretilerle bağlantıya geçeceğiniz birine de işaret ediyor ki zaten siz gizemli konularla ilgili birisiniz. Asc yani yükselen de boğa burcunun olması ve boğa burcunun yöneticisi ile yücelimsel yöneticisinin kavuşması (venüs-ay) rüyanın oldukça güçlü bir gerçeklikle ilişkisine işaret ediyor.""
nur cihan
02.11.2013
nuralem7@hotmail.com