8 Şubat 2014 Cumartesi

99 ACVE HURMASI (akik taşlarının) MASALI 85

99 ACVE HURMASI (akik taşlarının) MASALI 85

Varlık bir harftir ,sen onun manasısın…
Bizler, bir zamanlar Yüksek Harfler idik, "kainat satırları" arasına indik cümleler olduk.
(Şeyh-i Ekber Muhyiddîn İbn ARABî)


T HARFİ ANAHTARLIĞINDAKİ İP KUKLARINA.....

Merhaba Sevdiğim ve Merhaba..yazacak tek bir kelimem olmamasına rağmen sadece merakımdan harfleri diziyorum. içim öyle bomboş ki anlatamam. hiç bir harf-i kelimem kalmamış gibi.belki de tükenmişlik sendromu yaşıyorumJ.inşallah yine harflere hamile kalmam. harflere taşıyıcı anne olmak çok ağır bir yük J!.. Canım Sevdiğim nasılsın? galiba aniden gözüm ve klavyem start aldı ve içimde bir şey atağa kalktı. offf.acaip bişi..bugün Sana, atalar kültünden yazıyorum. araştırıp konu hakkında tek bir kelime dahi okumadım..ama haftanın Cuma bikombin tefekkür kartımı sıratelmüstakim= emr’ olunduğumuz üzere doğru olmak için hazırlamıştım..bu ayet, Efendimiz (as)’i yaşlandıran ayetlerden birisiymiş.ben tabii ki O’nun algısına sahip olmadığım için, bunu ŞİMDİLİK atalar kültü olarak inceleyeceğim.. önce haftanın seyrü sülükü..

1 şubat cumartesi..masal sonrası yorgun gözlerle uyumak istedim. bir anlık, gözlerimin alt kısmından sanki güneş doğuyor gibi bir grup kızıllığı oluştu..
rüyamsa şöyleydi Sevdiğim..ben bir yere gidecekmişim..o yere yanlız gitmemem için Ömer adındaki bir genci yanıma mihmandar olarak vermişler. Ömer onu hiç ilgilendirmeyen bu yere gönülsüz vazife icabı gelmiş.biz dev bir uçak  hangarında gibiydik. çelik ve camla kaplı idi..öylesine büyük ,labirentsel müzemsi bir yerdi ki, hiç bir yeri gözükmüyordu.biz üst kattaydık.tüm hangarda,  alt kattan itibaren, bir masa üzerinde dolaşarak sergilenen kumdan bir ahtapotu ziyaret ediyor misaliydik..ben tezgahın üzerinde  sergilenen kumdan ahtapot kollarının?! beyazımsı kumuna elimi uzatıp aldım.o kristal camımsı parçalar şeklindeydi ve parlaklığı büyüleyici güzeldi..Ömer bu defa çok mutlu oldu ve ilk defa gördüğü bu bilmediğimiz mucizevi ve çok değerli şeye hayran kaldı..

2 şubat Pazar..
bu gece gözlerimi kapattığımda bir anda sol gözümün içinde, uç kısmında,bir mumun yanışını gördüm.mum yukarıdan göründüğünden, içindeki şeffaf eriyik muhteşem yansıyordu.su gibiydi.. alevi maviydi.. aniden başka bir mum eğildi ve onun ateşinden tutuştu..



5 şubat Çarşamba..geçen hafta Zincirlikuyu(genetik DNAJ)da bir tanıdığımızın cenazesine katılmıştım.bugün 7 sindeyim..salona girer girmez karşıdan, sanki bir yakınını bulmuş gibi bana gelen beyle yan yana oturup sohbete başladık. o daha sonra şöyle dedi: “bakın burada kaç kişi var. oysa biz birbirimizi çektik ve kaç saat sohbet ettik.. böyle şeyleri kolay kolay kimse ile konuşamazsınız, hele sizin görünüşünüzdeki bir bayanla ise imkansız ”..o emekli bir nisaiye doktoruymuş. tam 25.ooo adet bebek doğurtmuşJ...ona bu konu ile alakalı sorular sordum Sevdiğim.ve .. anlatıp … sordum. o  eğilerek şöyle dedi: ”sakın bunları başkasına anlatmayın olur mu!”. birde şunu öğretti..hani çocukları olmayan çiftler vardır ve evlat edinirler, akabinde seneler sonra kadın hamile kalır,çocukları olur. işte bunu  şu örnekle açıkladı..ortada bir adet baklava dilimi var..herkes o baklavayı yemek istiyor.. işte bu gerilim, yarısı sinir ,yarısı hormon olan daire şeklindeki rahimi etkiliyor. stresten çocuk olmuyor. oysaki ortada bir tepsi baklava olduğu ve ne kadar yerse yesin, o baklavaların azalmayacağının geniş eminliği olduğunda ise, hemen hamile kalınabiliyor ki, mesele bu kadar basittir..

*birde Sevgili Tanrı ile aşk yaşamak isteyenler size sürpriz bilgi..mesela bazen mucizeler oluyormuş..iki tarafından ilmen asla çocuğu olmadığı halde, mucize eseri anormal hamilelikler ve tıp ilmine göre kesin ölümle sonuçlanması gerekirken de, olağanüstü kolay doğumlar olabiliyormuş bilginize..yanii SEXENSEXİZ. masalımıza dek niyet= amelle sadakat ve seyir lütfen..


6 şubat Perşembe..
diğer zamanın sekreteryasından, son çıkan kitabı miraç gelmişti.. okumaya başladığım gecenin sabahı hayalimdeydin Sevdiğim.Sen bazı adamlarla toplantı yapıyordun.kadınlar için çitlerin ardına, dikdörtgen biçimde, çok az sayıda sandalye yerleştirilmişti ki, benim için en öndeki yer ayarlanmıştı.nedeni ise, Seni seyrederken ağladığımı kimse görmesindi… ve diyordun ki ”vazgeçtim.. gitmiyorum?!”..!? bu esnada fırıncılar tarafından harikulade çeşitte, fırından yeni çıkmış ekmekler satış sepetlerine indiriliyordu..
…………….
Kitabı okumak bile anında Seni haberdar ediyor, oysa başka yanlızlıklarımda benle değilsin.. sekretarya, kalbindeki sesin daima:” benim çok yüksek yerlere terakki edebilecek olduğumu” söylediğini, bunu neden değerlendirmediğimi, ne zaman istersem gelip alacağını, onların sohbetlerine gidip faydalanamayışıma içinin üzüldüğünü, bu yolda herkesi tevhid adına dinlemek ve faydalanmak lazım geldiğini, o yasakların yanlış olduğunu, onlarda öyle bir şeyin olmadığını anlattı.. yine “inşallah” dedim..o çok zarif birisi..değişik şehirde yaşayan iki gerçek masal çocuğuna hiç bedelsiz tüm kitapları yolluyor.. ve başka kime istersem tabii..

.. masalımın bildiğim en büyük balığı ise, masalı okuduğu gecenin sabahı hatırlayabildiğim kadar şu rüyayı yaşamış Sevdiğim:benim elimde zincirli üç adet jaguarım varmış.. üçüncüyü ona verirken ” evde yer yok ,birini sen al” demişim..  sonra o jaguar, Kızılderili kuştüyü başlıklı eski Moğol bozkırlarındaki şaman bir kadına dönüşmüş.. kartal.. def.. işte bu tür karışık şeyler?!..ve asasını tak tak yere vuran  ben  ve yanımdaki yeşil gözlü yaşlı esmer adam…….(*önsezi süper..ona bu hafta asa yolu hakkında yazmaya çalışacağımı söyledim.)

kendim gibi, okuduğu şeylerin içine giren birini tanımak çok zevkli Sevdiğim. sorularımla onu didik didik edip ,kendi balığını tutarak karnını doyurabilmesi için, pek çok kişi gibi ona da aklını devreye sokmadan, kalbiyle yazmayı öğretiyorum ..henüz kendindekini saf bilgiyi yazmıyor.. sürekli okuduğu ve etkisiyle büyülendiği yüksek ricale- mühür sahibi olduğunu sandığı kişiye kayıyor ki ,buda onun törpülenmesi gereken yanını ele veriyor.. hiçlik-tevazu ve hiçbir şey istemememin ana esas olduğunu henüz anlayamadığından, kalbine, beyninin iki çıkarcı lobunu karıştırıyor. yazdıkları  su kadar duru akmıyor. nerden mi biliyorum?.çünkü kendi bulanıklığımı da daima takip ediyorum da ondan. bu masalın eski çocuklarından aynı yöntemle ilk yazmaya başlayıp, site,blok sahibi olanlar var.. ve onun istidadı acaip olduğundan,  hızla kendisiyle olan şeyleri hatırlayıp, onlarla yüzleşebiliyor..


çünkü hakikatte, kimse kimseye kendisinde olmayan bir şeyi öğretemez.. HATIRLAMAK ÖĞRENMEKTİR(mesela hz Ali ,Allahla olduğu anı hiç unutmadığı için “bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum” demiştir.. Peygamberimiz Efendimiz bunun için ÜMMİdir)..ruh her şeyi aynen bilir.ona bunu hatırlatacak, seveceği, doğruyu dürtecek, uyarıp uyandırıcı sembolleri vermek lazımdır ..kimin evvela hangi sembollere  tepki verdiği de; sanırım baş esmalarını= yaradılıştaki kulluk=hizmet gayelerini anlamak adına çok önemlidir….

bu arada başkaları hakkında mahrem olan,öğrenmemem gereken şeyleri de öğreniyor ve insan psikolojisinde harflerin, sembollerin tetikleyerek meydana getirdiği curcunaya hayran kalıp, mest oluyorum..…ondaki keskin zeka inanılmaz. onda, tepelere çıkıp, alicemgiz üstadını dahi yemeyi düşünecek kadar manevi istek gücüde varJ.galiba aynı meslekten ortak atalarımız var.. ama ben, ondan çok daha uzak geçmiş hatıralara şimdilik sahibim.daha geriye gidemediğimden, belli bir noktaya her gelişimde, artık alıştığım ve tekniği öğrendiğimden, kendiliğimden ve mecburen, çıkıp başladığım nokta'ya geri dönüyor= döndürülüyorumJ..


aslında bu teknikle yol almak çok öğretici. hakikatte zamanın olmadığını ve bu varsayılan zamanın ise, HORUSRA-HOR(hur)oskopik bir objektif perde olduğunu izah etti ..(*anlatamıyorum
J.o yüzden vazgeçtim)..

..ama inadımdan vazgeçmeyip bir daha deneyeceğim..bu izafi zamanı bir CD gibi hayal edersen; merkezine de Adem atamızı koymalıyız.bu Haccın sırrı- tavafı semadır.. zaman takviminde, CD nin her çizgisi, kendi devrinin ademi olan bir peygambere aittir.ve bizim Peygamber Efendimizden sonraki her çizgide, nübüvveti gizli & velayeti aşikar zamanın sahipleri sırlıdır..her devriye bir Ebül Vakte kayıtlıdır.. O’nun ana esması; tüm devletlerin huyunu-suyunu- zevklerini-meşrebini ;kanunlarını ve halkının tabiatını etkiler..


işte bugünde, nice nice ilahi nefhanın döllediği Adem ve Havvalar halen dünyamıza geliyor ve insanlık o yüzden hala merhamete mazhar oluyor..eğer bu tür; Rahman’ın nefes çocukları içimizde bedenlenip, bizler gibi sıradan yaşamasalardı, inanıyorum ki hepimiz helak edilirdik.. çünkü gerçekte, beşeriyet denilen ahali idrakli tip umumidir..genel tefekkürde  avam-ı halk daima, ayetle de sabit, hayvandan daha aşağı seviyededir..tek bildikleri her konuda şehvettir (makam, iktidar, cinsellik, dedikodu, fitne, riya, güç, yeme içme, vurup kırma, terör, vs)..

Ahseni Takvim üzere yaratılanlarsa(İLAHİ NEFHANIN ÜFLENDİĞİ KİŞİLER), işte bu hayvandan daha aşağıda olanlarla, görünen şekilde (tabiat kanunlarının ardına sırlanmış hakikatleriyle), el mecburen akraba olup ,onlarla bir ve aynı gibi yaşamak zorundalar...imtihanın merhameti ve ipucu olan bu kişiler, dünyanın her yanına Rahman’ın Nefesini götürmek için yaratılmış; isim+ sıfat+ fiil=zat olan insanlığa kurban kişilerdir..


(*Sevdiğim..bunları hiçbir yerden okumadığımı biliyorsun.özel tefekkürlerim olduğundan dolayı da sadece beni bağlar.hatalarım için özür dilerim.. doğrusunu göstererek öğretirsen bunları siler, onları idrakim kadar düzelterek kaydederim.. okuyanın bunları anlayabilmesi çok mühimdir. zira TANRI İLE AŞK YAŞAMAK İSTİYORSAK, geçmişte  ve şimdi,bizim esma mitolojimizde ,esma tanrıları ile nasıl aşk yaşayacağımızı anlamak adına ve aşkımızdan ilahi=tanrısal(yarı tanrı) çocuk doğurup ,daha sonra onu ölümsüzlüğe çıkartmak için, bu kavrayışımız elzemdir ki, tarihi ve Kutsal Kitaplardaki sembolik anlatımı ilk elden idrak edebilelim)…




Başka.. işte.. bu bizim modern çağ?! dediğimiz yeni teknolojik zamanda, zaman algımızın sembolü  CD ise ,Eski Sümer’de atalarımız bu sembolü   değirmen  tekeri(TENGRİ DİNGİR) ile anlatmışlardır(bir Türkmen kocası olan Yunus ise su dolabı değirmeni  olarak algılamıştır)..Eski Mısır’da  zamanın efendisi Gavs sembolü; elindeki çamura, tekerlekli masasında döndürerek şekil veren Tanrı Ptah- Çömlekçi olarak kayıtlanmıştır.. hasılı kelam, her devirde zaman çıkrığı daire ve dönen bir teker ile taaa ilk devirden beri bize kaydedilerek gelmiştir.. üstelik genetik yapımız asa, DNA,T= sarmal yılan yolumuz olan atalar kültü dahi, tarihin bilinen en eski kayıtlarındandır.. Eski mısırda bu T, Ata Direğine “JET SÜTUNU” demişler ve dikilitaşlarla ölümsüz kılmışlardır(minareler kalem demekte, bu erilliğin göklere kendisini adamasıdır.ve Afrika DAGON Kabilesindeki İNSANLIK TOHUMLARINI TAŞIYAN PO GEMİSİde aynı anlamı imgeler..) İNSANI AYAKTA TUTAN,GEMİYİ SUDA YÜZDÜREN OMURGASIDIR..


 Eski Mısır, İdris (as) tedrisatını halen sürdüren Mason dervişlerde, nefs mertebeleri zikrini çalışırken, kendilerinden IŞIK-NUR –RUH SÜTUNU çıkartmak için uğraşır ve başaran nadir kişide, bunun üstüne aynen eski devirlerde olduğu gibi, kendi baş esmasını,   kendi hüviyeti nüfus adı mührünü vurur.. böylece o kişi o esmada hatem-mühürleyici olur ve o yolu kendisinden daha yüksek bir esma tekamülü çıkana dek yönetir-onun kanunları şeriatı geçer.. buna Eski Yunan da NAMOS – NAMUS(ilahi vahiyle çalışan ,Cebraili ) KANUN SÜTUNU denmiştir.. bugünse böyle insiye idarecilere tüm dünyanın ihtiyacı vardır..

4 unsur- çarmıh-haç sembolünde asıl anlatılmak istenense; SOYUT BİR RUH’UN, maddeleşip insan olabilmesi için , beden kalıbını oluşturan  DÖRT ANASIRI İLE, T ASASI (ölçü cetveline)yani ÇARMIHINA RUHUNU GERMESİDİR.. her ruh, bu beden toprağının içinde sırlanmış ölü hükmündedir. hakikatte zıttı ile bilirsek, biz diri doğmayız, ölerek doğarız ve bizden istenense;  kıyametimizi burada kopartıp, dirilmemiz ve ruhumuzu 4 unsurun kaydından-bağımlılığından =çarmıhtan azad etmemizdir.. ve böylece KÖLE
 EFENDİYİ DOĞURUR..


ruhun ölmeden evvel ölmeyi deneyimlemesi için, o cesetten, ilahi nefha haline, zikrederek=hatırlayarak dönebilmeyi başarabilmesi lazımdır ki, bunu en kolay ve hızlı sadece aşk gerçekleştirebilir.. çünkü bedeni nefs aşık olduğu gibi, ruhlarda kendi gibi aynı frekanslı ruhlara aşık olup, onun peşinden akıp giderler ve bedenlerini de oraya sürüklerler.. eğer ruh çok karanlığa gömülmüş ve nefs beden kalıbına hakimse, bu defa nefsin türlü pis şehvetleri peşine aşk diye koşulur.ve kişi, kendi ruhunu, kendi şeytanına kendisi satmış, ilahi bir ışık olan  ruhunun mumunu kendisi söndürmüş olur… ebediyyen yokluk artık onundur. gelecek alemlerde kendisini var edip kurgulayacak hiçbir amelide yoktur ve kendi eli ile yaptıklarından Allah’a hesap da soramaz.

Başınıza gelen herhangi bir musibet ellerinizle işlediklerinizden ötürüdür. O, yine de çoğunu affeder.
(42 / ŞÛRÂ – 30)


 ..ayrıca, daire ve içindeki nokta sembolü de, şuanda tüm dünyadaki en eski belgelerdendir.. bu, BİR’in kendisini ancak dualite-ikilikle anlatabileceğini bize semboller ki, asla şirk değildir. BİLİNMEK İSTEYENİN KENDİ İCADI YARATIMIDIR ..böyle dilemiştir.. bunu GÜNEŞ ve AY ın aşk macerası ve çocukları DÜNYA ve akrabaları olan diğer yıldız-gezegenler olarak da istersek anlayabiliriz.. çünkü anlam sonsuz ve sınırsızdır ..tefekkür zevki bir hazdır.. çok lüx bir tedrisattır ki, Yaratan, her kuluna bu yağ+ kaymak+ ballı âliyyül âlâ zevki nasip etmez.. neden YARATANIMIZDAN hep para pul istiyoruz da, bir defacık dahi O’NU BİLİP ,O’NDAN ZEVK ALIP,ONLA AŞK YAŞAMAYI  istemeyi akıl edemiyoruz?..


Eee...pekii.. şu halde tüm kâdim atalarımız bu ilk başlangıcı biliyorsa ,bu bize onlardan çok daha ileri gittiğimizi, ne kadar çağdaş ve modern zamanlarda yaşadığımızı mı, yoksa koskoca bir CD çarkında, hepimizin aynı dairenin değişik paralel devriyelerinde, halen hep beraber, aynı anda, fakat ayrı frekanslı dalga boylarında mı yaşadığımızı mı anlatıyor?.. kim bilir, atalarımın vakti ile yaşadığı  depresif bir hal –içinden çıkamadığı bir travma, CD’ min orasında bir düğüm attı ve genetiğimi kilitledi
J!..ne zaman ki ,zaman sarmalımın aheste sedası ritminde o yere gelsem(mesela her şubat, mart dönemlerinde olduğu gibi), orada kalakalıyoruz diyelim..bu düğümlere üfürenlerin düğümlerini kim çözecek peki?!

Rahmân ve Rahîm (olan) Allah'ın adıyla.
1. De ki:"Ben ağaran sabahın Rabbine sığınırım,
2. Yarattığı şeylerin şerrinden,
3. Karanlığı çöktüğü zaman gecenin şerrinden,
4. Ve düğümlere üfürüp büyü yapan üfürükçülerin şerrinden ,
5. Ve kıskandığı vakit kıskanç kişinin şerrinden sabahın Rabbine sığınırım!(113. Sûre FELAK )


bunu seneler içinde defalarca yaşayan mürid, mürşidinin,bu zamandaki anormalliği düzeltebilmesi için,müridine zaman atlatması yaşatması sayesinde, geçmişinde neyin bu tıkanıklığa sebep olduğunu bulur ve onu affederek düzeltir. kendisini ve atalarını affeden salik, bu defa atalarının kutlu desteği ile, çok daha hızlı bir şekilde, genetik DNA sarmal merdiveni miracını hızla, döne döne çıkmaya başlar.. böylece tüm Turûku Âli, ASA merdivenine yepyeni bir basamak daha eklemenin kutsamasını birlikte yaparlar ve CD ye, o kişinin dairesini de ekleyerek(ağaçların kendi yaşlarına bir yaş daha eklemesi halkası misali), onun  kendi zamanın newage içtihadı yenileyicisi-kendi esmalarına imam-ı mehdisi olmasını onaylar.. böylece tüm hücreleri O  ZAT’ın bedenine bir daha, bu defa yepyeni bir ADEM olarak secde ederler(yani mehdi ŞAM’a inecek diye boşuna bekleme, GÜNEŞ’ sana battığı yerden  doğdu ise, bil ki, senin mehdinde sana inecek ve sen!! kendi  RUH MEHDİNİ-VAHYİNİ GÖKTEN  indirmeye bak!!)..

bu vahdeti vücudun, zaman dairesinde vücud-varlık bulduğunun, izafi bir yansıma masalıdır.. bilmiyorum anlatabildim mi Sevdiğim.çünkü hilkat garibesi olduğunu düşündüğüm  yazımı henüz okumadım.. bitince okuyacağım. inşallah hepsini silip, tekrar uğraşmam..artık kitap okumak ve kopyala yapıştır yapmak çok zor geliyor..

aslında ben 2008 de, ilk 10 masalımda, bu CD zamanı ve CD denizi- RAHMAN’ın yağmur damlalarını sema örneği ile yazmıştım. ama okurken kendimde anlayamamıştım..bugünde değişen bir şey yok. buda bana, kendi dairemde hakikatte ne kadar memnun ve mesut olduğumu, algımın değişmediğini -doğru istikamet kaydında seyrettiğimi anlatır.. fakat teferruatların incelikleri konusunda ise sürekli incelip latifleştiğimi ve şeffaflaşmanın ötesinde; değişik renkler-hazzal zevkler-tatlar-kokular ve henüz bilemediğim ışık oyunları olarak ileride gitgide açılacağını da müjdeler..


Birde Sevdiğim, Kur’an da anlatılan cennet, daima mücevherlerle inşa edilmiş değil mi? ve bizim cennet bedenimizden hatıra kalan yegane ve tek maddi işareti izimiz ise tırnaklarımızmış …manevi olan ise, cinsellikteki doruk noktası doyum hazzıymış.. şu halde bu anlamda bakınca; cemadat alemi cennet   gibi de geliyor..çünkü cevherler bozulmaz..buda kendi içinde bozulmayan bir sonsuz hazzı yaşadığını da ispatlar değil mi?!.toprak unsuru ise hava şartlarından bozuluyor..

Yedi gök, yer ve bunların içinde bulunanlar Allah’ı tespih ederler. Her şey O’nu hamd ile tespih eder. Ancak, siz onların tespihlerini anlamazsınız. O, halîm’dir (hemen cezalandırmaz, mühlet verir), çok bağışlayandır.(17 İSRA /ayet 44)

şimdi benim Ademimi ve uyuyan güzelimi deneyimlediğim anda, hava=nefes yoktu..yani benim bu müşahedeleri gözlerken idrak ettiğim en tuhaf şey, nefesin,  havanın olmadığı idi..iş bu halde biz havasız yerlerde dahi yaşayabilecek bedenlere sahiptik.demek ki her unsuru kendi alemi içinde değerlendirmek ve öyle anlamak lazımdır.. su su ile,ateş ateş ile,toprak toprak ile,hava  hava tabiatı ile anlaşılabilir..kimde bu ana unsurlardan biri daha baskınsa, o bu alemde o maddeye daha bir meyilli olup ,o maddenin kulu olup,o maddeye ait her şeyi çok daha çabuk kavrayıp, kullanabilir.. birde bunların hepsine eşit dengeli sahip olan zat da olabilir ki, o bence ancak ve ancak RasulAllah Efendimizdi..mesela hz Nuh-hz İbrahim’de su unsuru baskın olduğundan  tufan ve ateş  ile, hava unsuru baskın olan hz İsa ruhsal aleminin dünyaya intibak edememesi ile miraç etti.. şu halde kişideki ana unsur onu aynı zamanda yükseltip miracını da ettirebilecek tabiatı asliyesi-kulluk hizmetini de gösterir değil mi?..



sanduka içindeki JED -ATA
 direği-sıratelmüstakim yolu
İş bu halde kişiler; kendi tabiatlarında baskın unsurları ve madenleri bilip anladıklarında, kendilerini sınırlayan, enerjilerini bızlatıp cinni frekansa sokan yapılarını da deşifre edip ,otomatikman “ mümin aynı yerden topuğunu yılana(genetik kaydındaki defoya) sokturmaz “ hadisini hatırlayıp ,anında çark edip, atalarının yanlış dininden bu defa , sıratelmüstakim olan iz sürücüye uyarak, geçmişi ve kendisini affedip bir merdiveni daha çıkabilir..

Onlara, “Allah’ın indirdiğine uyun!” denildiğinde, “Hayır, biz,
atalarımızı üzerinde bulduğumuz
(yol)a uyarız!” derler. Peki ama, ataları bir şey anlamayan, doğru yolu bulamayan kimseler olsalar da mı (onların yoluna uyacaklar)?(BAKARA,ayet 170)

Hakikatte hepimiz Adem atamızdan beri aynı DNA kaydı için çalışıyoruz.. biz bilsek te bilmesek te bugün bir Ademimiz var..hepimiz manen onun vücudundaki hücreler misaliyiz.. istesek te istemesek te alınlarımızın perçeminden tutularak, burnumuz yere sürttürülerek secde ediyoruz ki, farkında değiliz.aynı Hz Musa’ nın Tih çölündeki kavmine benziyoruz..secdede ki başımızın üstünde gazab bulutları var. başımızı kaldıramıyoruz çünkü, hepimizde İSRAİLOĞULLARI GENETİĞİ VARJ…ÂLİ İMRAN OĞULLUĞU  VAR.. hepimiz aynı vücudun –varlığın diriliği –ihyası-beyt ül mamuru için çalışan Süleyman’ın(RAHMAN ESMASININ MAKAMI) cinleri misali gibiyiz de aslında..


iş bu, sen o vücudun hangi organ kutbunda, hangi organ kutbunun diğer görev dağılım merkez nahiyelerinde iş yapıyorsun.. mesela dalak organı hücreleri, kalp  organı ülkesinin milleti olan hücrelerini asla bilemez..çünkü onlar Adem’e secde et emrini almış ve bu HÜCRELER  bitkisel ruha hizmet etmektedirler.lakin asla ADEM’İN VARLIĞINI VE YARATIMINI NE BİLİR,NEDE İDRAK EDEBİLİRLER.. kemiklerin hizmeti cemadat ruhadır..karakterlerin –huyların-tabiatımızın hizmeti hayvani ruhadır.. bu üçlü teslis ruhun bütünü ise,insani ruhtur ve toplamı insandır.. yani cemadatın, bitkilerin, hayvanların birliği bize biz insanı verir.. çünkü Adem Alem, Alem Ademdir..


bu unsurların sürekli dönüşerek-devri daim döngüsü ise reenkarnasyon değildir.. hakiki ruh bir tanedir.. o ilahi nefha her an her yerdedir ve hepimizi çalıştıran ,ruhumuzun ana gıdası da odur. .yani o bizi yer, biz onu yeriz misali..


T
(+ ölçü cetveli), JET SÜTUNU, ATA- Rahman’nın Çadır Direği -DNA-genetik zincir, tekamül basamakları-miraç merdiveni.. benim için bunların hepsi aynı şeydir.. YOL’dur.. kadim ;sonsuz dönüşüm ve  dirilik sembolü olan YILAN İLMİDİR.. mesela..hz İSRAİL=YAKUB’ un merdivenin, O’nun peygamber olacak İsrailoğullarının genetik soyunu sembollemesi gibi.. genetik soy, o devirde merdivenle anlatılmış ve hz Yakup o sabah ,o olayın olduğu noktaya bir taş sütun dahi dikmiş..üzerine zeytinyağı dökerek onu mesh edip, kutsamış..( İLK ÜÇGEN-KONİK-MÜSELLES)..mesela tüm tarih dikilitaşlarla doludur..
Eski mısırda ölüler kitabında; bir derviş –seyrü sülük gören ölü ,gidilebilecek en son yer olarak, ruhlar tarlası  altın salona girer ve dönen sütunları seyreder.. hatta hz Mevlanamız da mesnevide” DİNLE NEYDEN” derken işe bu kamışların-ruhların tarladan nasıl koparılıp, bu alemi sufliyete indiriliş acısı ile okumaya başlar, değil mi?..ve eski Mısırda sadece tek bir kişi ,oda baş insiye ve tek kamil olgun adam olan firavun sütun dikip ,onu bir tapınağın içine koyabilir ve üstüne adının kartuşu mührünü basabilirdi.. bugünde yeryüzündeki tüm mabedler, anlamını artık kimselerin bilmediği  böyle sütunlarla donatılır.. ama hz RasulAllah Efendimizin FERDİ ESMASI ve MARİFETİ ile, has ümmetine miras olarak bıraktığı bu MİRAÇ İLMİ,VELAYETLE HERAN DEVAM ETMEKTEDİR..oysa ki geçmişte, sadece firavunların, bir tek kendilerine mal ettikleri bir seyrü sülük tarzı idi....

ALLAH HERŞEYİ ADEM DEN, ADEMİ İSE TOPRAKTAN YARATMIŞTIR..toprak aslımız ve döneceğimiz dünyasal sondur..ağaç ise ebedilik TuBa dır.. bu ise bildiğimiz ağaç değiidir. insan coğrafyasının içinde nice bilinmez kainatlar sırlıdır ki, henüz keşfedilmemiştir..çünkü her insan ancak kendine seyahat edebilir ve kendi toprak mülkiyetinde-sonsuz yaşam ağacında hükümdar olabilir...

Ey cin ve insan toplulukları! Göklerin ve yerin uçlarından bucaklarından geçip gitmeye gücünüz yeterse geçip gidin. Büyük bir güç olmadıkça geçip gidemezsiniz.(55 RAHMAN/ayet 33)

Yakut Türklerinde şaman davulu
İnsanın 4 unsurla çarmıha gerilişi
ve aslolanın ruhsal tekamül
olduğu sembolü
ATA DİREK -TUBA AĞACI dır..
..Eski Sümer’de şaman-KAM’lar, evleri olan çadırın ATA  direğine;  DNA – genetik –atalar kültü-Turûku Âli’yi –miracı göksel merdiveni sembollemişlerdir ..evvela Efendimiz (sav)ın miracında dahi aklın bittiği yerde bir aslan sembolü olduğunu hatırlıyor ve olayı kadim zamanlarda anlayabilmek için bakıyoruz:

bir şaman, davullar ve ziller yardımı ile çok daha kolay transa girer ve ruhu bu sembolik çadır atadireğinden, 7 kat göğü geçerek , illa bir sultan güç olan atalarından en yükseğe çıkabilmiş kişi  veya bir jaguar-aslan-kaplan ruhu sembolü ile ruhsal irtibat kurarak, aşağıya şifa ve bilgi verebilirdi.. ama bu işi yaparken kendinde olmaz, çılgınca danslar ve hareketlerde yapardı.. oysa binlerce yıllık tekamül zamanlarında bu işte incelmiş ve bozkırın bu vahşi ritüelleri tapınaklara ve zamanla da tekkelere girmiştir.. yapılan iş az çok aynıdır.. yine davul, bendir, zil ve diğer çalgı aletleri vardır..danssal-semanın çeşitleri- hareketler vazgeçilmezdir.. maksat ruhu doyurmak, yükseltmek ve ruhsal doygunluğun ulvi hazzını yaşamaktır.. daima tütsüler-buhurlar vardır.. özel kıyafetler binlerce senedir hemen hiç değişmez.. her kamilin bir ata direk sembolü –genetik-hay-yılan yolu sembolü bir ASA sı  ve o asanın başa sarılmış hali olan, yeşil -hay-dirilik sembolü yılan desdarı vardır..bu asa ve desdar onun kemalini de anlatır.. çünkü o ata direğini eline almış kişidir.. yani genetiği artık ona hükmetmez.. o, atalarının eski hükmü geçmiş dininden değildir..tüm ataları onun ardında salat kılmıştır.. o, genetiğine hükmeden ,DNA sarmalına bir yeni zinciri halka ekleyip OLMUŞ  OLAN VE OLDURAN ve ZİNCİRE YENİ EKLENEN ONLARDAN OLANDIR…
nur cihan
8.2.2014

nuralem7@hotmail.com

1 Şubat 2014 Cumartesi

99 ACVE HURMASI (akik taşlarının) MASALI 84

99 ACVE HURMASI (akik taşlarının) MASALI 84

Merhaba Sevdiğim ve Merhaba.. dinlenmek istiyorum. hem dertleşelim, hem neler olup bitmiş, nerden nereye seyreylemişimiz biraz bakalım mı? insanın bedeni gibi ruhu da yorulur demişler. gözbebeğindeki ışık olan ruhum çok yorgun ve hasta. ferimiz sönüyor sankiJ .Senin verdiğin her şeyi döke saça yürüyorum malum. Hiç biri bana ait olmadığı için inadımdan böyle yapıyorum.. çünkü insan gerçekten bir şeye sahip olsa, onu sımsıkı akrep gibi yakalar ve yaklaşanı sokar! bense hala var olduğumuza inanamadım. hala Sana yaklaştıkça uzaklaşıyor ve her çook yüksek bir anlama erdiğimi sandığım anda, tepetaklak en aşağıya düşürülüyorum. Kim bilir belki de bunu seviyorum.. eskiden bir kitabı okurken- görüp -yaşayarak öğrendiğim o mana beni çıldırtıyor. söylersem kalbimi sökermiş ya!! o zaman neden söylemiş ki?!benim kalbim zaten yerinden söküldü ve o bir başkasında ..

aman amman!! umman bu ilim umman; ben içinde bir kum tanesi, bir oraya bir buraya suların içinde sürüklenip duran.bir midyeye hapsolup inci olmayı reddeden.bir kum tanesi olmayı, mücevher olmaya hiçbir zaman tercih etmeyen.. üzerinde Senin ayak izlerinle, sıradan, basit bir kum tanesi olarak kalacak olan.. Senin ayakların benim başımın tacı mührü olacak.ve daima Senin ayağının altını öperek, kumdan yaradılışını kutsayacağım(ben Senin her zerrende varlığımı Senle sürdüreceğim)..


26 şubat Pazar..
misafirlerim ailem.. özel konuğumsa Orhan Baba ile eşi. O’nu davet ettiğim günün hayalinde ateş-ışık arabası vardı.. telefonda konuşmuştuk. yavaş yavaş perdelerin kalktığından sonra şöyle dedi bir ara: ”bakın! kuraklık aldı başını gidiyor, ürün tarlada büyüyemiyor, çiftçi korkuyor.Tebareke Suresinin son ayetinde Allah ne diyor” YA SUYUNUZU KESERSEM!” değil mi? ne yazık ki bu insanoğlu şükürsüz.. elindeki nimeti bilmeden fitneye körükle gidiyor. Allah’ın cezası geliyorum diye haber veriyor ama kimse anlamıyor. sonra bu cezalar öyle hemen kalkmıyor,  şükürsüzlüğün bedeli hep birlikte ödeniyor!”..

Sevdiğim çok ilginç bir şey oldu bak; tam misafirler kapıdan girerken telefon çaldı.açtım ki Şükran teyze:”Bha Bey derslerine son vermiş.bundan sonra  sohbet yapmayacakmış haber vereyim dedim” diyor ..Sevdiğim. ama yani!!çok ayıp!. daha bir defa bile dinleyememiştim..


bugün ailece geceye dek çok eğlendik. insanın kalabalık ailesi olması ve arada bir buluşması
J! herkese bayağı iyi geliyor tabii. aynı anababadan olup, aynı evde ,aynı terbiye ve yemeklerle büyümek ama bu derece birbirlerinden farklı olmak ,hatta sürekli evrim geçirirken türlü değişik meşrebe sahip olmak çok ilginç doğrusu.. hepimiz ihtiyarlıyoruz, çocuklar büyüyor, daha sonra hayatlarımıza başka aileler eşlik edecek.. bense her daim Ebu Zer Gıfari meşrep kalacağım..neden?çünkü öyle seviyorum.. Sevdiğim, hz.Ebu Zer’in, Aleviliğin bir kolunda semahcı-semazen postunu temsil ettiğini yeni öğrendim ve çok güldüm.Selmanı Farisi ise süpürgeciymiş…


28 ocak Salı..yine göz doktoru. doktoruma diyorum ki:”gözlerim iyi değil, beni iyileştiremediniz”.dr gülerek:”biz sizin iyileşmenizi istemiyoruz ki zaten. o zaman buraya gelmezsiniz. o geçmeyecek”J.. Sevdiğim.ama çok komik!!daha evvel tasavvuf kitapları verdiğim doktoruma “size bir şey sormak istiyorum. bu maddi de olabilir manevide. henüz bilmiyorum.. bazen gece aniden uyandığımda göz kapaklarımın içinde beyaz ışık ve henüz şekillenmemiş harfimsi rakam veya çizgiler görüyorum bu nedir?!” dr: “olabilir. görebilirsiniz. insan karanlığa alışınca karanlıkta da görebilir.. çocuk:”nasıl yani! kapkaranlık gecede göz kapağımın içinde mi?!.ve siyah beyaz”...dr: gözünüz hassas .içine havadan toz kaçabilir ve o toz gözü rahatsız ediyordur.. hem gözün görme noktası arkada, görme eylemi daha sonra  gerçekleşiyor.siyah beyaz gösteren göz hücreleri gibi renkli gösteren göz hücreleri de ayrıdır"..


çocuk heyecanlı bir sevinçle:”ben ra’nın gözü dersi görüyorum.. şimdi söylediğiniz şey çok önemli..o zaman ben ışığı hapsediyor ve havadan gözüme girmiş zerrelerin içindeki kayıtlarımı görüp okuyorum?! 

 Dr. şöööle bir çocuğa bakıyor
J:”ne gördüğünüzü bilmiyorum, neden olmasın?!.RA nedir? RA, Farsçada YOL demektir”...yepyeni bir şeyi ilk  keşfeden!! olmaktan çılgınca heyecan duyan çocuk, dr ’a bloğunun adresini yazıp veriyor: ”RA bizden önceki ademlerde Allahımızın kendisine verdiği isimlerdendir. mesela Farsçada AZAMETİ HÜDA RA derken bunu hepimiz söyleriz. mesela sure-i BA-KA-RA= RUH ,BEDEN ,NEFİS tir..bence, yol da aynı şey.. bu anlattıklarınızı masalıma yazacağım” diyor..dr:”siz hangi tariktensiniz?” çocuk :”ben Turûku Âli  tarikatındanım ya siz?” Dr: “ben sufiyim. küçükken annemle Ahmed Yesevi’ye gider kurban keserdik.biz Hosanlıyız. sufiliğim Yesevi’den. Turuku Âli diye tarikat mi varJ?.çocuk:”evet..tüm tarikatlar Turuku Âliye bağlı,bütün tarikatlar=yollar oradan çıkar ve yönetilir..işte ben ona, yol’a aitim J! hem bizde Horasanlıyız.dr:”demek o yüzden birbirimizi bulmuşuz”..

 Sümer'de değirmenci tengri -DİNGİR
GAVS=İnsan-ı Kamil
makamı ADEM

Sevdiğim .Eski Sümer ve Eski Mısırlı atalarımın nasıl olup Kırım-Ukrayna’ya geldiğini henüz bilmiyorum lakin, Ukrayna tarafına gelirken Horasan’dan geçtiklerine de inanıyorumJ.. neden mi? Bak!. dedemin dedesi Kaptan Mustafa Kırım’dan gemisine binip, karşı sahile geçince, bir değirmene ortak olup, bir köyevi inşa etmişler ya hanii..işte o sağlıklı iken daima Göynükte ki akrabalarına gider,oradaki mirası değirmen için mücadele eder fakat hiiç alamazmış..Göynükteki zevat ta malum!!işte kaptan Mustafa’nın bacağındaki rahatsızlık artmış ,oraya gidemez olmuş..sonrada savaşlar,kıtlıklar,erkeklerin ölümü,sadece kadın ve çocukların köyde kalışı,tüüm geçmişi tamamen unutuş ve cumhuriyetle beraber tüüm eski tarihin- yazılı kaydın unutturuluşu da eklenince- bizim geçmişde ancak dedemin dedesine dek bilinir olmuş. fakat ben, Adem atama dek gidebilme kabiliyetinde olduğumdan J, tüüm dünyayı bileklerimde yazılmış baş esmam sayesinde akaşik kayıtlarımızdan çözebilirim. hele bu zerreleri de bir gün okuyabilirsem, tüüm zerrelerle akrabalığımı dahi kaydedebilme potansiyelliyim üstelikJ..ÇÜNKÜ MASALIN ÇOCUĞU RAHMANIN NEFESİNE KAYITLI..amma hayatımı yazarak geçirmeye hiiç niyetim yok.zaten gözlerimde gözlükten çıktı..


Birde Sevdiğim, Ukrayna çok karışıkmış. yıkılırsa, Kırım’dan dolayı ülkemize hak doğuyormuş diye geçende duydum, bilmem doğrumu.. ve eski hayallerim aniden dışavurdu. hani  en kadim terzibaşı onların eski haçlı bayrakları kaldırılmış ve bizim masalın çocuğuna çizdirilen üç hilali çintemanili bayrağı asmıştı ya..nedense onu ve hilafetin ikinci mirasçısı KIRIM'I hatırlayıverdim.kimmiş bunu yazan? Tabiki Senin amazonun
J!
çocuk:”gözlerim iyileşmiyor. gözlerimi açmak için çok daha kuvvetli ilaç istiyorum”..dr:” sizin gözlerinizin bir şeyi yok. gayet iyiler. hem madden hem de manen çok açık gözleriniz var daha ne istiyorsunuz J...”..
((*Sevdiğim.. doktorum Kurban Bey beni gözyaşı damlasına bağladı ve şimdi bende onu hep gülümsesin diye masalıma bağladım haberin olsun…))


29 ocak Çarşamba.. bu gece iki defa uyandım..gözkapaklarımın içinde kaçıncı defa gördüğüm o şey daha netleşti..hıımm.o bembeyaz aydınlık bir altıgene benziyor. acaba Satürn’ün tepesindeki kutbiyet noktasında mıyım?! çizgili şekiller ilk defa bu kadar net hizaya giriyorlar..hepsinin bir yeri var. o sanki bir gizli kilidin içindeki şifreye benziyor. sanki uzay gemilerindeki  galaktik şeyler veya bir göz ameliyat cihazının içi de olabilir, bilmiyorum.. ama en emin olduğum şey bir kapının kilidinin şifresinin içindeyimJ..


sabahleyinse hayalimde elimde bir kitap açık haldeydi
..bu kitabı Salahi bey bir arkadaşı ile hazırlamış. İsimleri de kayıtlı ve bende bu kitabı yazmışım, onlara okuyorum. o sırada şunu anlıyorum. Salahi beye ve teyzesi Reyhan hanıma bir miras kalmış, onu pay edeceklermiş. kitabın sağ sayfasına Salahi bey, bir tükenmez kalemin kapağı ile işaret koymuş. böylece o işaretin altında tam o yere gelen her büyük harf dikine birleşince şu anlam çıkıyor BİDRİS ŞAH.. ama okumadaki tuhaflığın tükenmez kalemin kapağından olduğunu anlıyor ve o işareti çekiyorum. bu defa İDRİS ŞAH diye okuyorum..hıım. bu ne? gün içinde Salahi Bey’i aradım. rüyamı anlattım. acaba böyle astroloji ile alakalı, beni ilgilendiren bir kitap basıp basmadığını sordum. öyle bir kitap yok. ama inşallah kitabı beraber çıkartacağız dedi..çok sevindi rüyaya..


Sevdiğim; İdris Şahı çoook eski bir tarihi kimlik olarak anladığım halde, efendi Google da, onun doğu batı karışımı yeni bir kimlik olduğunu öğrenip çok hayret ettim. İdris Şah, son 100 yılda Avrupa’da en çok satan ve batıya sufizmi anlatıp sevdiren en yüksek kişi imiş.. onunda tarzı Arabi hoca ve pirimiz Mevlana imiş..O, ilk evvela büyü ve sihir üzerine çalışmış.. fakat daha sonra İslamla tanışıp, tasavvufa yönelince, tüm dikkatiyle bu öğretiyi, basit hikayeler-öykülerle batılılara, onların anladığı tarzda anlatıp sevdirme yoluna gitmiş ve çok başarılı olmuş.. şu halde, benim ilgimi çekenlerde, bugünkü sahtekar, islamdan nefret eden ve peygamberinin getirdiği dinden utanan riyakar, genel  Müslümanlar zaten hiiç olmadığından ,hedef kitlemiz ve tarzımızın onunla aynı olduğunu da anladım.. yine de kalbim İdris Şahın o olmadığını söylüyor..hem ben İdrisimi gözünden tanırım
J!


kimbilir insanlar ellerindeki hazinenin kıymetini bilmeyip, onu yok saydıklarında, Hak Teala devranı ters döndürür: bu içleri kafirleşmiş sahte Müslümanların kafasına diğer dini meşrepleri giydirir ve dinsiz sanılan kişilerinde kalplerini, aniden islamla müşerref kılarak, islamı ihya eder, hak ettiği yüceliğe eriştirir.. benim bugünkü islam aleminden ne yazık ki hiç ümidim yok Sevdiğim ümidimse islama yeni girmiş ve girecek; hazinesinin heyecanlı ilk masum sevincine sahip, henüz deforme olmamış, saf ,sadık, imanlı kalplerde tüm güzelliklerin olduğudur..yanii aynı ilk ashab-ı kiram gibi.. buna inanıyorum..


bizim masalın yeni çocuklarından, tuttuğum en büyük balık olansa arada bir bana yazıyor Sevdiğim. şimdi onun rüya ve tefekkür kayıtlarından bir derleme kotaracağım. ondaki yüksek çözündürücülük ve zeka ne yazık ki bende yok. O, masalıma okuyarak girebiliyor, yazmayıp sakladıklarımı ise rüyasında görebiliyor.İDEALARIN RÜYAYA VE FİİLLE VE SONRADA BEDENE NASIL DÖNÜŞTÜKLERİ İÇİN BU MUHTEŞEM BİR denekli ÇALIŞMA benceJ..ne ilginç? o benim eski halime benziyor. hemen hep aynı sembolleri, şimdi o tekrar ve az farkla görüyor.. bense her şeyimi yazarak tükettiğimden, doğru dürüst bir rüya, hele ki öyle evliyalar filan asla göremiyorum malum. sadece bilimsel şeyleri gerektiğinde anlamam için zuhur olabiliyor. Evvel Zamanımın, rüyalarımda, neden bazı yüksek zat’ı göremeyişimi açıklarken, burada canlısını gördüğüm için, rüyalarımda kimseyi göremeyecek olmamı söylemesine ise hep minnettarım. yoksa kendimi ezip, utanç içinde çok günahkar olarak hissediyordum ..


Sevdiğim az sonra bazı masala ilişik rüyalarını kopyalacağım arkadaşa geçmeden evvel fark ettiklerimi yazmak istiyorum.. Evvel Zamanım kaç defa:”aynı rüyayı göreceğiniz dostlarınız olsun evladım “diye dua etmişti ya hanii..ve bir defasında gittiğim kişinin “aynı rüyayı görmedik. o sizin rüyanız..ben sizin gördüğünüz rüyayı görmedim. şimdi gidin!..bakalım ben sizin gördüğünüzü görecek miyim” deyişi!!.bilmiyorum. sonra nedense hiçbir vakit bana, aynı rüyayı gördüğümüz ,ama o rüyanın ne olduğu açıklanıp bildirilmedi.. sadece, içinde hiçbir şey olan hırkasının içine çocuğu alan ve “seni seviyorum,sen benim her şeyimsin, sana her şeyimi verdim” diyen: “evet ..bu doğru” dedi.. lakin bunlar benim için artık zerre önemli değil .çünkü yolda olan herkes; belli yerlere geldiğinde,  bu tip aynı rüyayı var oluştan beri görebiliyor ki ,herkesin olan şey  asla benim değildir.. kendim için en özel rüyamsa: o ağacın gövdesine ellerimi yasladığımda ,o ağacın köklerindekini seyredip, onun bedeninden yukarıya, göğe yükselen hazzı müşahede etmemdir.. mesela.. aynı rüyayı görmek istediğim- biricik rüyam olan bu- muhteşem seyrin ortağının da yanlız Sen olmasını dilerim..  


HİLALİ GÖRDÜĞÜNDE
HUZURU HIZIR' IDA GÖRÜRSÜN
* İÇİNDE BULUNDUĞUMUZ AY ESKİ TAKVİME GÖRE HIZIR AYI İMİŞ Kİ, BİLİNE, BU ZUHUR NİYE. masalımın şu anki (yazan)en büyük balığının, masalı okuduğundaki hayal maceralarından bir buket: Cancagzim bugün iki imam eşliğinde bembeyaz kıyafetlerle çölde bir pazar yerini geziyorduk.. sen kendi ördüğün renksiz hırkayı üstüne giymiştin.. imamın birisinin adı Hasan’dı.diğerini hatırlayamadım, bize ders veriyordu. denizin dibinde ne kadar mahlukat varsa pazardaydı..biz kokusu kavuna benzeyen bir şey yedik.. neredeyse bütün veliler ordaydı ama seçemedim kim var kim yok.. Allah hayra çıkarsın.. elleri kınalı bir kadın vardı.. üç tane bilezik, üç tanede yüzük gösteriyordu.. derken elindeki alyansı işaret ediyordu..

…Okyanusun kenarında Hızır sudan habire birşey çıkarıyordu.. yukarıda insanlar sürü halinde muhteşem zevk sefa içindeydiler.. iki dünya arasında dolaşıyordum.. yer yer tablo ve heykeller vardı.. denizin kenarına geldim. Hızır,elini suyun içine saldı bir tas çıkarttı..  nefesiyle üfledi yemyeşil elmas oldu bana verdi,su damlası şeklinde bir yüzük ve küpeye dönüştü. sonra sen geldin.. büyük, kocaman kırmızı yakuttan bir taşı da sana verirken : “yakut senin, sen al” dedi
…perşembe akşamı anlatıyor..Mekke’den sonra Bağdat’a gittik mağara benzeri bir çilehane, bir mübarek vardı Geylani hz….. .. masalın çocukları toplandığında ne yapacaksın?.içimdeki ses dikkat etmeni söylüyor!

30 ocak Perşembe..rüyamda Mekke'deyim.bir evden çıkıp bir dikdörtgen küçük başka bir eve giriyoruz.namaz kılmak istiyorum.arka tarafımdaki kadınlar ve benim tarafımdaki kadınlar dörderden iki saf halinde ama, birbirlerimize sırtımızı vererek saf durup( doğu -batı) kıblelerine  dönüyoruz(yani 4 önde 4 arkada 8 kadın sola,4 önde 4 arka safta 8 kadın sağ yöne doğru tam 16 kişiyiz.namaz kılan gidiyor ve yerine başkası geliyor).ben itiraz ediyorum.arkamızdaki zıt safdaki kadın bana dönerek diyor ki"burada (*doğu-batı misali) her iki yöne de namaz kılınabilir".ben Suudi yönetimle sesli kavga ediyorum ki, oradaki hiç kimse bana kızmıyor" sabah dudağımda uçukla uyandım.düşündüm ,acaba korkutucu bir şey mi gördüm.hayır !! karanlık ,ıssız,ıslak bir mekandı.. sadece  uyumadan evvel, belki sezgisel, bir anlık jaguar görmüş ama öyle bir şey olmadığına kendimi inandırmıştım(bugün jaugarın etkisiyle, bir aydır bakıp okumadığım faceden maya şamanizmine tıklayıp okudum! jaguarı anlatan tv sohbetini bile ilk defa dinledim.o bir maya dervişi ve şamandı. Harfleri de canlıydı).

az sonra kaç aydır görüşmediğim, beni çok özlediklerini söyleyip, hep arayan Bağdatlı dostlarımdayım. başmisafir olarak  masa başındayım. çok tuhaf bir his bu. başka türlü olsaydı biz onlarla bu halde asla olamazdık. Allah hiç kimseyi vatanından ayırmasın, topraklarını düşman eline vermesin ve amiin.yine öyle çok hazırlanmışlar ki,insan üzülüyor.onlarsa çok mutlular. bugün evsahibemiz yaşadıkları en dehşetli geceyi ilk defa tam açıklığı ile anlatıyor..bir Ramazan gece yarısı yataklarından başlarına dayanmış silahlarla uyandırılmışlar.hepsini pijamalarla sıraya dizmişler. atlet-şortlu oğlunun başına çuval geçirip, geldikleri sessiz helikopterle yukarı çektirip, Amerika’daki hapishaneye tam üç yıl kapatmışlar. çocuğunu almasınlar diye öyle çok ağlayıp yalvarmış ki .. kimse dinlememiş tabii..çok lüx kristal avizelerini yere indirip ayakları ile çiğnemişler.pencereleri ve kapıları parçalayıp caddeye fırlatmışlar.eşinin aç kalmasınlar diye bıraktığı tüm serveti nakti dolarları pantolonlarının içlerine doldurmuşlar ve diğer takı-mücevherleride.. ertesi gün ailenin yakınları gelip caddeden kapıları toplayıp, pencereleri taktırmışlar. sonra eşi ve oğlunu bulabilmek için koştururken, bir gün kızı eve geri gelmiş ve bakmış ki, koskoca saray misali ev tamtakır kuru bakır. Her şeyi boşaltıp kapının iç tarafına eski bir terlik bırakmışlar.. 11 senedir o ülke bu ülke sürgün yaşıyorlarmış..


 Bunları anlatırken ev sahibemiz çok yorgun ve üzgündü. Sonra kendi memleketimizde de şuan bazı etnik grupların hükümeti düşürmek ve iç savaş çıkartıp, ülkemizi aynı onların durumuna sokmak isteyenleri konuşuyoruz..ev sahibesi diyor ki; ”Amerika, Irak’a girdiğinde, oradaki alevi kürt kadınlar zılgıtlar çekti..bayram yaptılar, defler vurdular. baklavaları tepsilerle gezdirip Amerikalıları evlerinde ağırladılar. biz sünni idik ama şii olan  İdarecimizden çok memnunduk. 
her dini grup serbestçe ibadetini yapardı.bizim ülkemizde; 30 milyonu büyük şehirlerde, 5 milyonu diğer yerlerde olmak üzere tam 35 milyon adet sadece hurma ağacımız vardı..bunlar binbir renk,ebat ve çeşitteydi. dünyada bu kadar bolluk olamazdı..hepsi sebildi. açlık yoktu.kim dilerse dalı silkeler ve yerdi.Iraklılar olarak bizler elektrik,su,ulaşım,okul,sağlık parası nedir hiç bilmiyorduk.hepsi bedava idi...ilk defa savaştan sonra bunlar paralı oldu...biz ne yaptık ki, Allah, bizim elimizden bunları alıp tepetaklak ters çevirdi bilmiyorum! Amerika Irak’a girdiğinde ilk iş, ağaçların arkasına düşman saklanıyor bahanesiyle, bu 30 MİLYON HURMA AĞACINI KESTİ-yaktı.. (*Taxim’deki  Tarlafaresi yuvası evlerin boşaltılması yüzünden dışarı taşan  şehrin kanalizasyonu- uyuşturucu-fuhuş-terör yuvası Tarlabaşı nifak ağaçları için ayağa kalkan ülkeler utansın!).ve şimdi çocuklarım telefonda diyorlar ki:” Anne artık ülkemizde hurma bedava değil ve yok! bizim ülkemize hurma Suudi Arabistan’dan geliyor..aynı senin yaşadığın ülkedeki kadar pahalı. çok az alabiliyoruz”..


.. Sevdiğim.. dün bir arkadaşıma bu olayı anlattığımda evet doğru dedi..ben, Amerika Bağdat’a girdiğinde ve Bağdat ormanlarını yaktığında İsveç’te yaşıyordum.. tüm kürtler sevinçten sokağa döküldü, bayram yaptılar, halay çektiler. oysa Iraklı komşularım Saddam’ın çok iyi bir lider olduğunu, bize batının onu yanlış tanıttığını, tüm fakirlerin dini ne olursa olsun maaşa bile bağladığını, onu çok sevdiklerini söylüyorlardı…


..  Evsahibemiz bolluk zamanında evleri, akrabaları ve dağıtmak için yaptıkları erzakların hazırlığından anlatıyor.öyle bir özlemle anlatıyor ki çok üzülüyorum. onca zenginlik, bolluk , cömertlik.. ya karşılığı?..ona diyorum ki”belki de sizin o cömertlikleriniz sayesinde, bugün yaşıyor ve kötü insanlardan muhafaza olunuyorsunuzdur”. öyle diyorlar..evsahibime soruyorum tv de görünürmüydü?.yüzü anında değişiyor Sevdiğim.o aksi ve sinirli huysuz adam gidiyor birden.hatta ışıklı ve çok güzel oluyor..ooo diyor, sabah bir defa olmak üzere birkaç defa..hem çıkmak zorundaydım.. anlıyorum ki, insanın  yapacak bir işi olması ve o işle anılması çok güzel bir şey..onlara sofra duası yapıyorum..ellerimizi açıyoruz.o ülkede tez vakitte sulh olsun,adil yönetim gelsin ve komşularım tüm hakları ile yine eski mülklerine dönsünler, bende onların ülkesine onların misafirleri olarak gidebileyim diyorum..öyle mutlu içten amin dedik ki hayret edersin..

Bugünkü Irak idaresinin, şii İran ve Amerikan kuklası olduğunu,yönetimde asıl onlar olduğunu öğreniyorum..tüm yeraltı zenginlikleri-tarihi eserler-madenler de gizlice bu devletlere kaçırılıyormuş..halkını tüm dünyanın gözü önünde katleden Suriye yöneticisi Beşer’inse sahte alevilerden olduğunu da ilk defa duydum(çünkü gerçek alisever alevi biziz ve biz kardeşimize zulmetmeyiz.. hele ülkenin yönetimindeki makamı devlet baba , hiç evladına zulmedebilir ve onları ayırabilir mi? ALLAH, esed-iBEŞERİ acilen tez vakitte BEŞERİYETİN YOKLUĞUNA TEBDİL ETSİN İNŞALLAH VE AMİN)..

Amerika , İsrail ve  Avrupa, maaşa bağladığı  casus münafık Müslüman kuklalarına, mezhepleri farklı diye diğer kardeşlerini öldürtüyor.Filistin, Irak, Suriye ve diğer göz dikilen ülkeler-yanii BİZİM gibileri.. ve MEZOPATAMYA’NIN ; torah-tevrat-töreye göre tek helal gıda yetişen nadide kutsal vaad edilmiş topraklarını da, buraya yerleşecek?! yahudiler ve onların yönetimindeki, iklimsel etkilerden ülkeleri çok yakında sular altında kalacak Kuzey beyaz ırkı için hazırlıyorlarmış ..

.. birkaç yerde duymuştum ki:nerede Müslüman bir topluluk-cemaat büyüyor; Amerika, İngiltere, İsrail oraya kendi yetiştirdikleri tarikat şeyhlerini ve türevlerini yerleştiriyorlarmış.. hem her şeyden haberdar olup yönetiyorlar, hem de o  cemaati-tarikatların saflığını dejenere edip, sapkınlaştırıp, sonrada fesh ediyorlarmış..bugün böyle devletlerin ve orduların casus şeyhlerinin hizmet etmediği tarik ve cemaati gruplar neredeyse yokmuş..ve henüz farkına varıldığı için?!! büyük bir fitneyle beraber ayıklanmaya da gidilmeye başlanmış şükür.bu oyuna, İngiltere’nin Suudilere, kendi meşrebi tarikine uygun yetiştirip, yönetime getirdiği vehabi tarzı da deniyormuş.. tüm tarih böyle vakalarla dolu gerçi.

mesela Bektaşilik ilk elden Balımsultan devrinde, İran’dan kaçan uyuşturucu, içki müptelası sapkın bir şeyhi yanlarına kabul etmesiyle bozulmaya başlamış ki, aynı devletlerin nifakı siyasetidir(bir şeyhin harikulade halleri ve bilgileri olur –budistlerin-yogilerin ve maddi fizik kaidelerine göre de riyazat yaptırılan, güneşte susuz bırakılan  hıyarların dahi yerden yükselebilmeleri normalmiş
J! Ama bir şeyh şeri hükümlerle de, zahir batın dengeyle yürümek ve yürütmekle  vazifelidir)..


mesela tanzimat zamanları Galata mevlevihanesine gelen iki yabancı kökenli mason paşa aynı kendi kabala dervişliğinden kokular aldıkları için buraya muhibban olmuş ve saraya masonluğu sokup, bir padişahı mason yapıp,bankerlik ve bankalarıyla ülkeyi borç batağına sokup, tarikatlarla halkın evine sızıp, hükümeti içten çökertmişler ve diledikleri oyunları da sonra kolayca yapabilmişlerdir.. bu ülke insanının yüzbinlerce senelik tarihini unutturup, hafızalardan sildirtmişler, yeni nesli Amerika-Avrupa endexli kişiliksiz ve kimliksiz hale getirmişlerdir. halen bu oyunları sık sık, medyadan ahaliye izin verildiği kadar okur-seyrederiz.. bu, bizler kendi kitaplarımızı okumayı talep etmedikçe, dinimiz üzerinde ehil olmadıkça da  hep sürecektir..


ve sanmayınız ki bu oyunlar sadece tarikatlarla siyasetle sınırlı. hepimizin şirketlerinde, okullarında, arkadaş çevrelerimizde ,bilfiil ailelerimizde aynen bu vazifeleri yapan kişiler elan vardır…unutmayın kendini bilen, herkesi kendi gibi anlar ve bilirJ…

yanii Sevdiğim.. dünyanın en değerli ,en kadim topraklarında boydan boya soykırım var.tüm dünya seyrediyor.bizim ülkemizde ise yönetimi bir türlü düşüremeyen etnik meşrepler son güçleri ile tekrar tekrar dine, imana, tüüüm değerlere sonunda dek vurmaya devam ediyorlar. Hanedanın rasputinleri yok mudur? vardır elbet..ne zaman olmadı ki? En baş yakınların ve etraflarını saran hamili kart akrabayım, elin bana mecbur aç gözlülüğü, hırsı, baş olma sevdası atadireğe asla zarar vermemeli ve aklı selim davranmayı bilip uyanık olmalıdır ki, hepsini tek tek kaydı ile bildiği o rasputinleri sakin zamanda halledebilsin!..bakalım,bu yarısından çok daha fazlası nüfus kağıdı sahte Müslümanı millet aklını başına almazsa, çok yakında ,kendi kazdığı çukura, başında çuvalla nasıl düşecek!!. başsız kaldıklarında ve toprakları ellerinden alındığında, ormanları –tarlaları-kadınları-çocukları-kendileri iğfal edildiğinde bakalım yine zılgıt çekip, halay tepip, düşman askerine tatlı dağıtacaklar mı? Allah muaviyeyi yezidi meşrep kavimci zihniyetlerden ve o meşrebi halen gizli gizli sürdüren bu azınlık şeytanlarından hepimizi korusun ve amiinn..



1 şubat cumartesi..sabahleyin hayalimde beyaz bir mutfak kapısı gördüm..kapı açıldı.geçen hayal sanıp geçiştirip red ettiğimdi o gelen.. kendisi bembeyaz, üzerinde siyah dairevi halka ve içinde noktaları olan  bir jaguar o kapıdan çıktı..önce korktum.sonra ona mutfak kapısından dışarı çıkmaması gerektiğini hatırlatmak için, boynuna sımsıkı sarılıp, onu mutfağa geri ittim.ve jaguar hiç tepki vermeden içeriye girdi.. kapıyı örttüm.birazdan kardeşlerim mü ve cihan gelmişler jaguardan beni korumak istiyorlardı..mutfakta bir kornflex ambalajı görüp içine baktım. içinde minik minik iki tür renkte  yüzük halkaları gibi kornflexler doluydu ve onlar inanılmaz bir zevki bir sesle yaşıyorlardı. sonra bir kasedeki süt içinde aynı kornflexlere baktım.onlarsa diriliklerini yitirmişler tepkisizdiler…

((* eski Mısır'da en yüksek baş rahipler ŞAM (*ŞEM) sadece jaguar postunu omuzlarına takabilirlermiş ve bu diğerlerine yasakmış..Osmanlıya hermetik tasavvufu islamla yoğurarak getiren kalenderi dervişleri de böyle jaguar postu takarlarmış..Aztek-Maya da ise astrolojik olarak yengeçten sonra, aslan burcuna gelen ayın adı ise jaguar'mış..onlarda en yüksek ruhsallığın sembolü de bu en derin ve sessiz hayvan olan jaguara aitmiş..))



Not:Sevdiğim .senenin son günü 31 aralık 2013 Salı sabahı şu rüya ile uyanmıştım ki, şimdi kaydetmem lazım,bak!  yakınlarımdan bazılarını görüyorum.onlar dış mekanlarda, şöhretli, eğlenceli yerlerdeydiler. bense insanlardan-şöhretten çok korktuğum ve aşırı yanlızlık sevdiğimden mutfakta kalmayı seçmişim..bir tezgaha un seriyorum.kurabiyelerim rengarenk unlarla değişik yıldız tozu misali gözüküyor.mutfak tezgahımın üstünde siyah saydam bir levha- ekran oluşup, yaptığım yiyecekler harflere ve yazıya dönüşüyor. çok mutluyum. sabahleyin,aniden  yapmam gerekeni anladım. dereotu oğluma, bilgisayarda sembol resimlerimi aynı karta nasıl monte edeceğimi sordum. oda öğretti .böylece her hafta bir tefekkür kartı hazırlamaya başladım..aslında bunlar ilk defa yapılan harika şeyler, lakin bizimkiler henüz anlamıyor..beni din dışı bulup,Arabi hocamın face sayfasından; önce sapık melamiler yazısını kopyala yapıştır yapıp, sonrada  attılarJ.halbuki Arabi hocamı kopyala yapıştır ilmini çalıp, O'nu ne anlamak, nede bugün nasıl yorumlanır bilmek istiyorlar ve bizim masalla O'nun arasındaki bağı bilmiyorlar....her şeyi kendisinin bildiğini sanan kopyala yapıştır, azamet-i kibriya yol kesiciler de var.. daima beni sayfalarından Ebu Zer Gıfari meşrebim yüzünden atıyorlar ki,doğruyla-kendi sahtekarlıklarıyla yüzleşmekten hep kaçıp,güya başkalarına bir şeyler öğretiyorlar.. inanılmaz eğlenip çok gülüyorum. pek çok sayfaya bakma iznim olmasına rağmen, yorum yapma iznim kalkmış durumda J ..Sevdiğim benle gurur duyabilirsin.. huysuzluk ve naletlikte eşsizim,kimseyi kendime yaklaştırmıyorumJ…ve sonra beni ezoterik-mavi enerjili bir sayfaya almışlardı.. oradan da,onların haline çok üzülüp kendim çıktım.çünkü bu pek çok putperest- ezotermik gruba baktım ve acıyla gülümsedim.. Ayasofya’nın Ya Vedud Sultan’ı gibi aynen şöyle dedim:“dokunmayın benim gavurcuklarıma”..
**


Muhyiddin Arabi k.s. Fütuhat-ı Mekkiye kitabında diyor ki:“Şunu da bil ki, Hak Teâlâ daha evvelce anlattığımız kürsü içinde şeffaf dairevî bir cisim yaratmıştır. Bunu da 12 eşit parçaya ayırmış ve bu parçalara BURÇLAR adını vermiştir.”Bu burçlar toprak, su, hava, ateş gibi unsurlardan olup, tıpkı dünya ehlinin unsurlarına benzer.

Hak Teâlâ her bir burçta cennet ehlinden bir melâikeyi orada iskân ettirir. İşte bu burçlardan cennetlerde tekevvün edecek şeyler tekevvün eder. Değişiklikler ve karışıklıkların tümü bu burçların değişmesiyle ve kurulan düzenin bozulmasıyla olur.Gerçek olarak âlemimizin öncülüğünü bu 12 burçta bulunan 12 melâike yapmaktadır. Böylelikle bu 12 burç, âlemlerimizin gerçek olarak imamlığını yapmaktadır. Arşın esası 4 kaide üzerine oturtulduğundan, bu burçlar 12 olmasına rağmen, 4 mertebe üzerine bulunurlar.Konaklar üçtür. Dünya, Berzah, Âhiret. Bu konaklardan her bir konağın dört menzili vardır. Bu konaklarda bunların hükmü geçer. Üç konağı dört menzile çarparsak 12 eder bu da 12 burca delâlet eder.
Şu anda bize cennet gibi gelen dünyamız, âhiret günü itibariyle ateşe döneceği için Berzah da bu dört menzilin hükmü altındadır. Cennet de bu dördün etkisindedir.Bunlardan Koç, Aslan, Yay aynı mizaç ve mertebededir.Boğa, Başak ve Oğlak başka mertebede ve aynı mizaçtadır.İkizler, Terazi ve Kova başka mertebe ve aynı mizaçtadır.Nihâyet Yengeç, Akrep ve Balık başka mertebede ve aynı mizaçtadır. Bunlar dört hâkim vali olarak bir menzilde bulunurlar.Dünyanınki ise Yengeç burcudur.Berzah âlemi ise Başak burcunun hüküm ve etkisi altındadır. Ayrıca bir de dünyanın ateşe dönmesi durumunda sahibi Yengeç Burcu olmaktan çıkar ve Terazi burcunun hükmüne girer. Cehennem ateşine düşenlerin azâbı sona erdiğinde ise ikizler burcu dünyayı teslim almış olur.

Cenâb-ı Hak Teâlâ oniki burcun mümessili olan her bir melâikeye otuz ilim hazinesi vermiştir. Bu burçlardaki melâikeler kâinatta lüzumlu olan şeyleri bu ilim dolabı olan burçlardan olarak indirirler ve bir sene ile yüz sene arasında dünyada bırakırlar.
Cennet ve Cehennem ehline nezâret hakkı da bu 12 burca verilmiştir. Cennetteki hükümler hep bu 12 burçtan çıkar.insanın âhiret neşeti, berzah neşeti gibidir. İnsanın bâtını, kendisine göre bir hayâldir.Mükevkep felek cennetin tabanı, atlas felekte cennetin semâsıdır. Hava, âlemin hayatıdır. Bu nemli sıcak bir havadır. Hava içindeki nisbetler ve dereceler yükseldi mi buna ateş adı verilmiş olur. Hararet ve rutubet derecesi düştüğünde ise su adını almış olur. Havadan gayrı süratle değişecek bir şey yoktur.En azâmetli burçlar da hava tabiatlı İkizler, Terazi ve Kova burçlarıdır.

Dünya ve dünya semâsı içindeki aydan sonra ikinci semâda Merkür, üçüncü semâda Venüs, dördüncü semâda Güneş, beşinci semâda Mars, altıncı semâda Jüpiter, yedinci semâda da Satürn vardır.Bu gezegenlerin her biri meydana geldikten sonraki zaman içinde, burçlardaki hazineler bu gezegenlere melâikeler tarafından indirildiler ve bütün bu uydulardaki rükûnlere tesir etmeye başladılar.Zaman, tümüyle izâfî bir şey olup gerçek varlığı yoktur. Güneşin görünmesiyle gündüz ve kaybolmasıyla gece olur ki bu izâfî hükümlerden aylar, mevsimler seneler doğar. 
(*tefekkür kartımı yolladığım masal astroloğumuzun kendi özel kayıtlarından bize hediyesi ve alıntıdır)
nur cihan
01.02.2014
nuralem7@hotmail.com