9 Aralık 2015 Çarşamba

ALLAH ‘IN İLK KADİM ESMASI olan EL-İL-ELİ –VAHY -VELİ ..Güneşin ışıkları herkese eşit düşer .Güneş’in EL’i herkesin ELİ dir..Yaratım sanatında EL Sembolü Masalı ..

ALLAH ‘IN İLK KADİM ESMASI olan EL-İL-ELİ –VAHY -VELİ ..Güneşin ışıkları herkese eşit düşer .Güneş’in EL’i herkesin ELİ dir..Yaratım sanatında EL Sembolü Masalı ..
BAKARA.. iş + emek + ekmek = özgürlük..

İki elini birleştirerek avuçlarını açtı
Bileklerinde cami yazıyordu
Ve parmakları minare ,avuçlarında kubbeler vardı
Başını kaldırıp göğe baktı
Yaygın bir latif örtüydü semaya serilmiş
O, tanımsız, anlamsız ve henüz sûretsiz ..…
O, mutluluk ve sakinlikle huzur bulmuşluk
O ,göksel denizin üzerinde sere serpe teslim olmuşluktu…


İns’AN denilen her esmaya ve eşyaya cami olan varlık ,kendisini bildiğinde Rabbi HAS ESMASI nı da bilebilir..
herkesin kendi Rabbi Has Esması, ancak o kişinin ana kutup noktasıdır ve en kolay kulluk edeceği abdiyeti, o kabiliyet ismi ile açığa çıkar...kişi, bu abdiyetle kulluk mesleğini icra ettiğinde, kendi kuyusundan suyunu çekmeye başlar ve  bir meslek –altın bilezik sahibi olur.. ancak o zaman kendi kazancı saf helal olur-onu dilediği gibi harcama hakkını da kazanır veya tasarruf eder....yediği içtiği kendisinden kendine helal olur.. haram sanılan ŞEYLER bile ona girse, onda arınır ve helali hoş taam olur.. çünkü o kişi artık simya-i kimya olmuş ve arındırıcı potasını yüreğine kurmuştur..ZAT’ından sıfatına olan  yolculuk , ZÂT’INDAN ZÂT’INA - ALİ’den A’Lİ ye dönüşür..


Taşıma su ile değirmen dönmez diye boşuna söylememişler. Evet ilk başlarda öğretim metodu için taklitten tahkike geçilir..bizler doğar doğmaz ebeveynlerimizi taklit ederiz..her sınıfta o mesleğin öğretmenini taklit ederiz..usta çırağını yetiştirir.ama ustalık belgesi almak başka, dal budak salıp boynuzun kulağı geçmesi başkadır. ve edepse bambaşkadır ..  kimse kendisini yetiştiren ustasına saygısızlık edip, onun hakkını yiyemez..


ALİ=AİLE 
yaşarken ustasından bazı değişik fikirleri-esmasıyla ayrı düşüp ,değişik meşrepte kol evleri  açıp,bir daldan sayısız dal budakla çıkıntı yapan pek çok yol başı-pir olmuş ve olacaktır..
hepsi derler ki GÖVDE MUHAMMEDİ.. fakat gel gör ki, ne kadar kök varsa ,o kadar da dal budak ve çalı olacaktır.. O KÖKLER ,O ANA TEK GÖVDENİN İÇİNDE SAYISIZ SİNİR AĞIYKEN ,BELLİ BİR GÖVDE UZUNLUĞUNDAN SONRA,BU DEFA YİNE  KÖKLERİN SEMAYA AÇILMASI GİBİ DAL BUDAK ,ÇALI OLACAKTIR.... aynı insan vücudu ağacındaki sinir sistemi-kan =can ağı sistemi gibi.. tıpkı dünyayı saran otoban =tarikat ve ara tali yolları gibi.. bu yolların kimisi ana yola bağlıdır ,kimisi ise kapalı çıkmaz yollardır..

her esma programının hükmettiği organ farklıdır ve hiç bir organ diğerinin işini  yapamaz... göz en değerli organ sayılsa da ,en süfli organ sayılan boşaltma işlevini yapamaz.. göz görmeden yaşansa da ,boşaltım yapılamadan yaşanılamaz..ayrıca her organın kendi boşaltımı vardır.. gözyaşı dökmekte bir boşaltımdır, içimizdeki acıyı ancak gözyaşı ile boşaltabiliriz değil mi ?..

işte kimi yol rehberleri de, seni uçurumdan - boşaltım sisteminden, sistemin dışına tekrar devre ,boşaltarak atar.. kimisi seni bağ ile bostana doluların diyarına dolu içmeye  götürür.. ve ana yol-sırati müstakim ise, seni ZAT CENNETİ OLAN CEMALİ YÂRİ SEYRE GÖRTÜRÜR....



bu kan,can damarı yolları da ilk baş çıkıntısı olan; “ben artık oldum ve mürşidim” adlı meyvesini verdiklerinde, bizzat kendi efendilerince  dahi çoğu ret edilip-diğer dervişan arasında fitneye sebep olmuşlardır.. bugünse üzerinde bin sene geçtiğinden pek çoğu unutulmuş ve sadece olağanüstü kerametlerin hikayeleri bize aktarılıp –nedense diğer tarafları hep unutturulup es geçilmiştir...çünkü ,kalp sevip-ruh aşık olup, kendisini seyr ettiğinden hiç bir şekilde vazgeçemez.. o, kişideki hata ve kusuru bile kendisine mal edip üstlenir.. çünkü kadim gelenek sana ayna denen sistemi öğretmiş ve bu derste ana metot AYNAYA BAKTIN! NE VARSA, O’NDA KENDİNİ GÖRDÜNdür..fakat, birde aynaya çamur yapışmaz vardır J.. yani zavallı dervişan yolcular, her halukarda hep haksızdır J..çünkü mana denilen tasavvuf ilmi ,her kapta-her renkte-her surette-her anlamda her an değişir ve sende bu sistemi yaşayarak öğrenirken, senin de OMURGAN KALMAZ.. OMURGASIZ OLMAYI ÖĞRENİRSİN..




bu anlamsal sistem geleneği de  bizlere, yaşayan tanrı insanları kabul ettirmiş ve  peygamberin yıktığı tüüm esma putlarını, birer birer tekrar zamanımıza göre yeniden ellerimizle diktirtmiştir.. çünkü KÖKLER, GÖVDE TEK’de BİRLEŞTİ..tevhid oldu...GÖVDE GİDİNCE de KÖKLER YİNE ,O GÖVDEDEN patlayarak ,baharda uyanan tabiat misali İNKİŞAF ETTİ.. O KÖKLER ,MUHAMMEDİ GÖVDENİN KABLOSUNDA HİMAYE EDİLDİ ve OTOKONTROLÖR de O GÖVDE-İ MUHAMMED  OLDU..

ve başlangıçta ADEM ‘E SECDE ,ATA KÜLTÜ VARDIR.. bu bizim genetiğimizde –secde edenlerde kayıtlıdır
ve bizler hep secde edeceğimiz Ademimizi ararız..bulur bulmaz da secdemizi eder, O’nun eline elimizi yapıştırır ,alnını alnımıza dayar, gözlerinden ruhumuzu seyreder, kalbimizi O’na ellerimizle veririz.. biz O’nun gönüllü biâtkarları ,gönüllü köleleri oluruz vesselam..yeter ki sen, yaşayan O HIRKA yı bul..O hırkaya ehlibeyt ol..O HIRKA’YA HAMSE-İ ALİ ABA OL.. yaşayan Kabe’nin haremine gir.. yani EL EMİN BELDE OL..
ALLAH'IN ELİ ALLAH 'IN İLMİDİR 


hiç kimse, Muhammedilik gibi bir hakikati marifet dururken , neden  sayısız dal kol ve budak diken saplara, dikenli kupkuru çalılara islam diye inanıldığını araştırıp merak etmemiştir.. bugün dünyamızın geldiği yer ,artık mezheplerin işlevsizliğidir.. kimse hangi mezhepten olduğunu ve mezhebinin ne işe yaradığı ne merak ediyor-nede anlamını biliyor.. nerden çıktığından ise kimsenin haberi bile yok.. İSLAM DÜNYASINDAKİ MEZHEP SAVAŞLARI İNSANLARI DİNDEN İMANDAN SOĞUTTU VE BIKTIRDI..çünkü internet denilen bilgi irşadı,  tüm ağır anlamlı bilgileri emeksiz herkese ifşa etti..her dile otomatik çevirdi...her sembolü didik didik didikleyen dünya mistikleri var.bunlar sadece sembol resim kartları ile anlaşabiliyor.. ve buda hz İdris nebi nin hiyeroglif-resim-SEMBOL yazısını neden seçip icad ettiğini gayet güzel açıklıyor.. BİZ PUTPEREST SURET SEVİCİLERİ HER HALUKARDA BİRBİRLERİMİZİ ANLAR VE BULABİLİRİZ..çünkü biz bir vakitler O’NU GÖRDÜK...tüm mücadelemiz gördüğümüzü hatırlamak ve O’na dönmek.. İRCİİ-dönüşerek BANA DÖN  hitabına nail olmak..


ve HANİFLİK =TEVHİD İNANCI =teslim olarak selamete erilen İSLAMIN tek din oluşu ,böylece kendi kendisini yine ispat etti.. bunu hiçbir efendi ve hoca ,şeyh başarıp yapmadı!!.. bunu Yaratıcının ilmi ledününü bilim ve teknoloji ile herkese sunması yaptı.. ve umuma yapılan canlı bilgi bombandırmanı yaptı.. dünyada  insandan insana irşad  genel manada başarısız olunca ve kişilerin kendi aralarında, mevki sahibi seçilmişlerine bir imtiyaz tekeline dönünce, Allah mekrini bir defa daha gösterdi..ve sır diye milleti inim inim inlettikleri, çoğunun kendisinin bile ne olduğunu bilmediği her şeyi,  Yaratanımız umuma açtı..


bugünün insanı kompakt- sıkıştırılmış ve hızlandırılmış bir anda seyr ediyor.. zaman o kadar hızlı ki...çünkü vakit çok az....ve dünya denilen okul mezunlarını görmek istiyor.. dünya biraz huzur, barış ve sevgi istiyor.. dünyamızda daha fazla güç ,daha fazla makam ve yetki, daha fazla ben daha özelim kavgasına ise hiç ihtiyaç yok....insanlar  bu adamların sen ben kavgasından ve dini siyasete alet edip, dinleri yozlaştırmalarından bıkıp usandı.. herkes  YERYÜZÜ İLAHİ KANUNNAMESİ ŞERİATI OLAN DİNlerden bunlar yüzünden nefret edip, dinsizliğe meylediyor.. her şey için dinler suçlanır oldu neden ?!!!ne hakları var  buna ?!!!


ve bilim teknolojisi ile anlaşıldı ki meğer onca ayrılık, onca fitne, sen ben davası, din mezhepleri kardeş kavgaları, çok başlılık dahi dünyanın neresinde olursa olsun
hep TEK BİR EL den idare ediliyor. dünyanın neresinde bir anlam ve bir mana çıkıyorsa, dünyanın gel zaman git zaman tüm vakitlerinden de hep  o anlam çıkıyor..ve biz sembollerle yol bulan dünya yolcu çocukları ,şuan, her din ve inançtan hepimiz aynı tevhid manasına geldik..tek bir nokta ve tek bir noktadan açılan her şey biziz biz.....O EL BİZİZ.. bir ELİn nesi var İKİ ELİN SESİ VAR...


hiyeroğlif alfabesinde KA kelimesi  Kabe'yı ilk selamlarken ki gibi, İKİ KOL-İKİ EL HAVADA resmedilir..bu zamanla İKİ BOYNUZ-ZÜLKARNEYNLİK olmuştur..zamanla KUŞ TÜYÜ -KANAT ve GÜNEŞ IŞIĞI ve ilkel yerlilerde de KOL KEMİĞİ olmuştur..yani bu yazdıklarımızdan çıkan manaya göre KA ,EL dir..

BE de adı üstünde BEYT yani EV dir..o halde KABE ilk kadim anlama göre EVİN ELİ oluyor ....KABE ye giden ALLAH'IN DAVETİNE biatına zaten gitmiyor mu..evet.o halde davete icabet et...ve O'NU taa başlangıçtan beri yapıldığı gibi ,İKİ KOLUNU ELLERİNLE birlikte KALDIRARAK SELAMLA ...



Kelime-i  Tevhidin ilk cümlesi ; kesretten vahdete LA İLAHE İLLALLAH HU da ,kemale erip bitiyordu ya hani . ve bittiği anda da bu HU, ATOM ÇEKİRDEĞİ kendi içine çöküp, karadeliğinden bu defa akdeliğine  içini dışarıya çıkartıp, MUHAMMEDÜRRESULALLAH HU oluyordu ya birde.. sistem otomatik çalışıyor.. buna SALÂT ETMEK diyebiliriz..her şey bu emme  basma su tulumbasının, kendisine salâd kılarak kendi havzı kevserinden su çekmesi ile olur..DUR! RABBİN NAMAZDA..daim salat


mesela, bugün iran da Şiilik devletin resmi dinidir..şiilikten çıkan öldürülüyormuş.. sünnileri düşman görüyorlar ve Ortadoğu’da soykırım var..vehhabi suudiler ayrı bir alem... yaşantılarında İslama ait hemen hiç bir şey yok.. biz onların dış görünüşlerinden islam sayıyoruz o kadar.. müslüman kardeşlerini para ile diğer dinden olanlara öldürtüyorlar.. nereye koyacaklarını bilemedikleri korkunç bol paralarını; Müslüman aç kardeşlerini doyurmak - giydirip barındırmak, düşmanlara karşı korumak için değil de, onları öldürüp yok ettirmek için – Müslümanların kan düşmanlarına oluk oluk akıtıyorlar ..neden ?!!!  İsrail güdümlü ABD ve İngilizlere uşaklıktan başka bir şey yapmıyorlar.. pek çok ülke yöneticisi, medya patronu ve şirket aileleri ve en önemlisi uhrevi rehberler dahi onlara çalışıyor.. neden ?!!! .


KABE’YE YAPILAN İŞKENCELERE KALBİ ACIMAYAN BİR MÜSLÜMAN GÜRUH VAR...
ve  canım Kabemiz, İsrail’in sembollerine uysun diye senelerdir işkence altında inliyor...fakat bunu yapan güya islam ilim sahipleri eserleri ile övünüyorlar.. oysa İngiliz saat kulesi altında yeni bir  Satürn  Kabemiz var  ve Süleyman’ın ağlama duvarına döndürülmüş şeytan taşlama bize gülüyor ...bizde çok çağdaş,çok moderin olduk diye seviniyoruz.. sanki, yakında dünyanın   en büyk AWM sinin adı KABE olacak ...


şu an yeryüzündeki en yüksek enerji hattının olduğu yer KABEmizdeki enerjiyi çalma ve yönünü kendilerine kaydırma çabaları belki de sonuç verecek..Kudüs’ten Kabe’nin altına kazılan tünele konulan U mıktanıs  belki de enerjiyi çalıp ,istenilen yere bloke edilecek...kimin umurunda peki? Neden  İslam alemi uyuyor neden ?  

kıyamet alametlerinden birisi KABENİN ziyaretçisinin çoğalıp,anlamının alınacağı değil miydi zaten? O halde kendi gönül kabemizi çekim alanı haline getirmeyi öğrenmeliyiz.. her Müslüman kalbine Allah’ı buyur edebilmeli.. Lebbeyk Allahümme Lebbeyk  ne için zaten değil mi? Artık anla ve  gönlünü O’na aç...peki öyle bir kalp kaçımızda var ?!! her oyunun ardında Yaratıcımızın kendi oyunu çıkıyor, elbet bundan ne çıkacağını birlikte seyredeceğiz.. unutmuyoruz ki, Süleyman da mabedini cin amelelerine yaptırtmıştı.. denizden inci mercanı onlara çıkarttırıyor ve dev kazanlarla dev heykellerini de onlara yaptırıyordu..bugünün ER RAHMAN ESMASINA SAHİP, bugünkü mülkün Süleyman’ının amele cinleri kim bilmek lazım.. ve ne iş için kullanılıyorlar, değil mi? Hiç düşünmüş müydünüz bizler kimiz ?!


Evet...kısaca, bugün bende dahil, bu tarz şeylerle ilgilenen kime sorulsa- biz diyoruz ki ,BEN HANİFİM, MUHAMMEDİYİM.. bu kadar basit, sade ve saf.. çok şükür..teferruatlar hakikatin önüne geçmemeli, işe yaradığı ve hedefe götürdüğü oranda değer bulmalı ve hedefin yerine geçirilmemelidir.. bu iki tarafa da zulümdür..her şeyin hakkı kendi hakikatinde ,kendi yerinde verilir.. diğerinin hakkına tecavüz edilmez ve ettirilmez.. ALLAH’I ÖRT Kİ O’DA SENİ ÖRTSÜN,SAKLASIN.. hiçbir esma-isim ALLAH başlık esmasının önüne geçemez...


malum her konuda enerji vampirleri vardır...sayısız kişi; sadakatsizlikten tut,aşırı acelecilik ve nefsine uyma zaafı yüzünden girdiği kendini bilme okul yollarında ya kalır veya yoldan düşer.. bunu ona kimse yapmaz. o kendini bilmek yerine başkalarını bilmek fitnesine düşüp, gözünü sağa sola kaydırıp, başkalarını takibe  başlar..dolayısıyle eli ,ayağı , dili  her yöne farklı fitne hevesleriyle kayar.. o sanır ki herkesten bir şey alacağım ve hepsi benim olacak..oysaki kendisinde olmayan hiçbir şeyi ne alabilir, nede alsa bile kendisine uydurabilir..çünkü herkesin esması farklıdır.. Allah bir yaratığını birebir bir daha yaratıp kendisini tekrarlamaz.. ZÂTen bu şanına da yakışmaz..


hz İdris Nebimiz terzilerin piridir..o güneş evinde esma hüllelerini kişiye özel biçer ve giydirir..kişiye özel olmayan üstünde eğri duran her şey hükümsüzdür..esmalarımız ve bize has kabiliyetlerimizde ancak bizim için yaratılmışlardır.. bunlar da diğer her şey gibi emanettir.. kişi kullanmadığında ve hakkını koruyamadığında, hak eden ve o esmaya uygun başka birine intikal eder..

işte eskiler –manevi mürşidler, saf insanlara mana da fetih yapılacağını kendilerine anlatılan rüyalardan anlar ve para ile o fetihleri o kişilerden satın alırlarmış..böyle pek çok eski hikaye var..ve akıl hastalarının pek çoğunun bu fetih sırasında aklını yitirdiğini yazıp söylemişlerdir.. ve bu manayı  da,  ilahi rahmet gereği -genel af gibi yormuşlar..

oysaki ayete göre, bir belde ye fetih yapılırsa orası tertemizdir ve ilelebet de fetih anlamında kabul edilir..belki o kişiler dahi aldanıyor ve sahtecilikle malı götüreceklerini-fetihleri çalabileceklerini sanıyorlar.. kim bilebilir ki? Buda Allah’ı atıl bırakıp, kandırmak değil mi? O zaman birde şu mana açılıyor.bir sistem var ve o sisteme Allah deniyor. o sistemin belli bir yerinde belli ayarına girene fetih yapılıyor ve o  kişi de bunu anlamazsa, anlayan ve malını çalmak isteyene :”evet razıyım ,al fetihi ver parayı” derse o fetih kişiye paratonerle çekiliyor .. tıpkı İsrail’in Kabe’deki enerjiyi çekip alma çalışması gibi değil mi? Eweeett..

*yani masalın çocukları kendi irademizle ağzımızdan çıkan sözlerin nelere KÜNFEYEKÜN =BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM olduğunu anlayabiliyor musunuz?ve eskilerin neden mecbur kalmadıkça konuşmadıklarını...



not: Sevdiğim.....tüm bunların EL –İL ile, yani, başlangıçta ALLAH esmasının ilk hali ile ne alakası var denilebilir tabii.. ama şu bir gerçek ki, nasıl ki Yaratıcımız mecazi anlamda İKİ ELİMLE YARATTIĞIM derse ,biz mahlukatı da onun taklidi kopyası-birebir kopyası olarak her iş ve oluşumuzu aynen O’nun gibi yansıtır ve her işimizi iki elimizle yapar ve elimizden çıkanlarla yüzleşiriz.. şimdi tüm kadim tarih boyunca EL SEMBOLÜNDE GEZİNELİM Mİ LÜTFEN....kemerleri sıkı bağlayın. kayıp düşmek ve meczup kalmak yasak J..idrak perdelerimizi yırtarken yeni açılmamış perdelerin hiç bitmeyeceğini asla unutmuyoruz.. tamam J.. devam edelim madem....



Allah’ın iki ELİ var kabul edilse de o tek ve sağ EL kabul edilir.. sağ el CEMAL, sol el CELAL dir..bu iki el zıtlıkla açığa çıkıp yaratmak ve maddeleşmek için elzemdir.. ZAHİR-BATIN, iç ve dıştır..insanın sol avuç içinde arapça 81 yazar ..ve sağ avuç içinde arapça 18 yazar.. ikisi toplamda 99 baş esmaya denk gelir.. bu şekiller V  I   suretinde olup,  Ruhül Kudüs’e işaret  ve BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM yani insanca KÜNFEYEKÜN sırrına delalettir..  yani 18.000 alem senin avuç içlerinde dürülüdür.. anla!! her insan kainatın sırrını iki elinde mühür olarak taşır ve bu mana insanda olan sırrın –emanetin izidir.. o halde iki elinle işlediğin her fiile dikkat et ve sana şahitlik edecekleri günde onlardan utanma !!.ne demiş Koca Yunus bir vakitler: AVCUMDA MÜHRÜ SÜLEYMAN TUTARAM ALEMDE  BENİM HÜKMÜM YÜRÜR  J..yaaa bu iş  böyle..
Eğer sende Koca YunUS gibi aklını SUya erdirirsen, saf ŞUUR OLURSUN ve o zaman senin de Elindeki 5 =O parmak ŞİR PENÇE-İ ÂBÂn olur.. bu zamanın tasarruf sahibi sen olursun..



Şimdi gelelim 4 ana unsuru temsil eden 4 büyük melek adlarına..
CebRA-İL......AzRA-İL......İsRA-İL.......MiKA-İL


görüldüğü gibi sadece dünyasal rızıklar ve yaratımdan mesul ,maddeleşme ilmine hükümdar olan melek Mi-KA-İL  dir..ortadaki KA ,baKAra ‘da ki anlamdır..hem EL, hem de yaratılmakla alakalıdır..KA - KU –Kİ.. bizde bu manalar yok sayılıp unutturulsa da, Kİ-RUH  ENERJİSİ Uzakdoğu mistizminde dibine dek bilinip kullanılmaktadır.. bizde sır sır diye diye, kimse sır ne öğrenip bilemez halde olup, cahilliklerini kapatmak içinde  sır deme geleneği halen süregelmiştir... İslamda-Muhammedilikte sır olabilir mi? Dinin tamam olduğu yerde eksiklik olabilir mi? Senin algın ve idrakin yetmediği her şey sana o an için sırdır..sende o manaya bakış açıcı yeni bir pencere açarsa ,o şey artık sana sır değildir...sistem budur..

varayım KU’yi dilaraya HU diyelim HU ya gidebilmek için KU dan geçme ilmi
J

şimdi dünyadaki en eski kayıtlardan YARATICININ EL’İ İLE YARATMA ESKİ AYETLERİNE BAKALIM MI LÜTFEN.. şunu unutmayınız ki,mitolojiler binlerce senedir var ve muhafaza oluyor..o günkü kendini bilme okullarında esmalar ilmi o şekilde anlatılıyordu ve bugünde bize çok şeyi çözmemizde yardımcı oluyor.. eğer mitoloji olmasa idi-esma panteonu astrolojisini kimse bugün  bilip çözüp anlayamazdı.. o yüzden uzayda keşfedilen her yıldıza mitolojiden bir isim veriliyor veya onlar kendi isimlerini bulup geriye alıyorlar diyebiliriz....

**
Gılgamış Destanı - M.Ö. 2000 "Ellerimi yıkadım. Bir parça çamur koparıp yazıya attım. Ve bu yazıda ,kahraman Engidu'yu yarattım."
Mısır'da Luxor Tapınağı'nda bulunan kabartma bir resim - M.Ö. 1400 "Kral Amonhotap III olarak betimlenen Tanrı Khnemu çömlekçi çarkında erkek ve dişi iki insanı yaratıyor."
Sümer'lilerin Enuma-eliş Destanı - M.Ö. 1100 "Bunun üzerine ben de Ea'nın yardımını istedim. Toprağı, Kingu'nun kanıyla yoğurdum. İlk insanı meydana getirdim."
Hesiodos Destanı - M.Ö. 750 "Namlı, şanlı Hephaisdos'u çağırdım hemen. 'Bir parça toprak al, suyla karıştır' dedim. 'İçine insan sesi koy, insan gücü koy."
Çin Efsanelerinden "Bunun üzerine Tanrıça Ngüho yengeç elleriyle gökyüzünü yukarıya kaldırdı, denizleri yeniden sınırlarına itti. Ve çamurdan yeni bir insan türü yarattı."
Yunan Efsaneleri'nden: "Gözyaşlarımla toprağı çamur haline getirdim ve yoğurdum (Prometheus anlatıyor.) Bir insan heykeli yaptım. Sonra bu heykele ruh verdim. İlk ölümlü yaratıklar oluştu böylece.)
Tevrat'tan: "Ve Rab Allah yerin toprağından Adam'ı yaptı ve onun burnuna hayat nefesini üfledi ve adam yaşayan can oldu."
KU’r an-ı Kerim: "And olsun ki, biz insanı süzme çamurdan yarattık. Sonra da onu nutfe halinde sağlam bir yere yerleştirdik. Sonra nutfeyi bir kan pıhtısı haline getirdik, derken o kan pıhtısını bir çiğnemlik et yaptık, bir çiğnemlik etten kemikler yarattık, kemiklere de et giydirdik. Ve sonra onu başka bir yaratık yaptık. Yaratanların en güzeli olan Allah'ın şanı ne yücedir." (Mü'minün, 12-16 ayetler.) ALINTIDIR
**


EY ANAMIN OĞLU J ,KU BAHSİNE BİR BAKış  AÇIsı AÇmak ...TEK BİR NEFİSTEN YARATILMAK
evet..şimdi başka bir pencereden değişik idrak perdesiyle yine aynı olaya bakalım lütfen..
Adem topraktan ,Havva ise onun havasül hevesi-kendini bilmek ve seyretmek ve aşk yaşamak arzu dileğinden yaratılmıştır .ve bu işin tecelli mekanı da Adem’in sol sırt kaburga kemiği kabul edilmiştir ve Havva oradan latif halinde doğarak yükselmiştir..o yüzden de denmiştir ki “her şey ölüden ,Havva diriden-insandan yaratıldı”..işte Ademoğulları ile HAVVA KIZLARI arasındaki fark budur
J...belki de batıni olan şeylerde, maddi şeriat hükmüne göre makam ve mevki görev şeriatı verilmeyişi de bundandır..bu alem erkeklerin,diğer alemde erkadınların-kocakarıların hükmündedir..

Peygamberimiz,”ÜMMETİMİN ALİMLERİ BENİ İSRAİLİN NEBİLERİ GİBİDİR “ derken kadın veya erkek ayırmamıştır..oysa O’nun akabinde, yapılan ilk işlerden birisi de kadını her konuda yok etmek-ayırmak üzerine kurulmuştur ve halen öyle devam eder değil mi? Evet..
**
 

EL VE KEMİK ÜZERİNE AYET ve HADİSLER..
Evet çünkü kalpler Allah’ın iki parmağı arasındadır, onları dilediği şekilde evirip çevirir.” (Müslim, Kader: 3)

“Hacer’ül Esved yeryüzünde Allah’ın yeminidir. Yani sağ koludur. Kişi kardeşiyle müsafaha ettiği gibi Allahu Teala da onunla, insanlar ile musafaha eder.

Kuranda kemik ile alakalı tahmini 17 ayet geçiyor
2:259 - Yahut o kimse gibisini (görmedin mi) ki, bir şehre uğramıştı, altı üstüne gelmiş, ıpıssız yatıyordu. "Bunu bu ölümünden sonra Allah, nerden diriltecek?" dedi. Bunun üzerine Allah onu yüz sene öldürdü, sonra diriltti, "Ne kadar kaldın?" diye sordu. O da: "Bir gün, yahut bir günden eksik kaldım." dedi. Allah buyurdu ki: "Hayır, yüz sene kaldın, öyle iken bak yiyeceğine, içeceğine henüz bozulmamış, hele eşeğine bak, hem bunlar, seni insanlara karşı kudretimizin bir işareti kılalım diyedir. Hele o kemiklere bak, onları nasıl birbirinin üzerine kaldırıyoruz? Sonra onlara nasıl et giydiriyoruz?" Böylece gerçek ona açıkça belli olunca: "Şimdi biliyorum ki, Allah her şeye kadirdir." dedi.


17:49 - Bir de onlar dediler ki: "Biz, bir kemik yığını olduğumuz ve ufalanıp toz olduğumuz vakit mi, gerçekten biz mi, yeni bir yaratılışla diriltileceğiz?

17:98 - Bu onların cezasıdır! Çünkü onlar, âyetlerimizi inkâr etmişler ve: "Sahi bizler, bir yığın kemik ve ufalanmış toz olduğumuz zaman mı, yeni bir yaratılışla diriltilmiş olacağız?" demişlerdir.


23:14 - Sonra nutfeyi bir alaka (embrio) yarattık, derken o alakayı bir mudga (bir çiğnem et parçası halinde) yarattık, derken o mudgayı bir takım kemik yarattık, derken o kemiklere bir et giydirdik, sonra onu diğer bir yaratık olarak teşekkül ettirdik. Yapıp yaratanların en güzeli olan Allah, pek yücedir.

23:35 - "Size, öldüğünüz, toprak ve kemik yığını haline geldiğinizde, mutlak surette sizin (tekrar) meydana çıkarılacağınızı mı vaad ediyor?"

23:82 - Dediler ki: "Sahi biz, ölüp de bir toprak ve kemik yığını haline gelmişken, mutlaka yeniden diriltileceğiz öyle mi?"

36:78 - Yaratılışını unutarak bize bir de mesel fırlattı: "Kim diriltecekmiş o çürümüş kemikleri?" dedi.

37:16 - "Öldüğümüz ve bir toprakla bir yığın kemik olduğumuz zaman mı biz tekrar dirilecekmişiz?"

37:53 - "Öldüğümüz ve bir toprakla bir yığın kemik olduğumuz zaman biz hakikaten cezalanacak mıyız?"

56:47 - Ve diyorlardı ki: "Biz ölüp, toprak ve kemik yığını olduktan sonra, biz mi bir daha diriltileceğiz?"

75:3 -   İnsan, kendisinin kemiklerini bir araya toplayamayacağımızı mı sanıyor?

75:26 - Hayır hayır, ne zaman ki can köprücük kemiklerine dayanır,

79:11 - "Biz, çürümüş kemikler olduktan sonra ha?"

86:7 -   O su, erkeğin sulbü ile kadının göğüs kemikleri arasından çıkar.
****
KEMİK BAHSİNE DAİR  ENTERESAN KADİM MALUMATNAMELER..
KA 
evet ..şimdide şamanlıkta çok önemli olan KEMİK mevzuna geliyoruz..malum bedenimizdeki en kemikli kısımlarımız ELLERİMİZDİR..yani cemadat-taş unsurunun en güçlü olduğu yerler ELLER ve AYAKLAR..vücud herkül heykellerimizin kaidesi olan AYAKLARIMIZdır..ayak; balık , ruh ve makama da remizdir.. ayaklar belki de iki boynuzda denen  esas baştır. Ayaklar baş oldu atasözünü hatırlıyoruz..
TOPRAK BABAMIZ BİZ EVLATLARINI BAŞININ ÜZERİNDE TAŞIR.. ve CENNETÜL TOPRAK VALİDEMİZ BİZİM AYAKLARIMIZIN ALTINDADIR..

dünyanın en eski zodyakı Mısır Dendara tapınağında sarı inek HATHOR mabedinde çizilidir.. Hat
hor, RA’nın karısı ve EV’i OLAN horoskopun da sembolüdür.. RA nın gözü olan horoskop zamanı HATHORUN evidir.. o yüzden de ona EVİN HANIMI denir.. bunu zaman olarak anlayabiliriz.. bugünkü esmaya göre KALEM İLE NUN gibi, RAHMAN ve RAHİM = ZAMAN=DEHİR=İNSAN  gibidir..
bu en kadim zodyakın merkezinde bir bacak resmi vardır ki ,hiyeroğlif harflerinde EL-KOL – BACAK resmi, BE HARFİ demektir..dolayısı ile en kadim zamanda dahi ,ZAMAN ,Bİ İS’Mİ RABBİKE BE ile başlar.. zaten zodyakta bir noktanın daire şeklinde açılımı ve her portakal dilimi gibi olan üçgen açısına bir esma sureti yıldızın hakimiyetini vermez mi? ..evvett..öyle işte J..demek ki ney miş ? RAB esması hası BE harfi imiş...

kadim zamanlarda kişinin KAM-ŞAMAN-KOCABİLGE olması seyrü sülük rüyalarında; o kişiyi ataları kurban eder ve öldürüp kazanda pişirir, kemiklerini etlerinden ayırırdı. dervişanı aday; bunu capcanlı deneyimler, o acıları dibine dek capcanlı yaşar fakat, atababaları kasapların ellerinden asla kurtulamazlardı J..işte eski türklerde mürşide o yüzden KASAP da denir ve her  mahalleye bir kasap lazım ama sakın o kasap sen olma da boşuna demezler, bunu sen anla J!! ve atababa, rüyada, kemikleri masaya dizip sayar ve diğer kemiklerden daha farklı veya sayıca fazla o işaret kemiği arar bulurdu..o kemik bulunduğunda, o kişi KAM-ŞEM-ŞAMAN olmaya hak kazanırdı, atalarınca görevi için manen yetiştirilir, türlü ağır imtihanlarla da sınanarak, ruhsal kuvveti ortaya çıksın diye çalıştırılırdı.. mesela denir ki Mustafa KEMal, adını son zamanlarda nüfusta değiştirtip KAMAL yaptırtmıştır, hatta belgeleri de internette yayınlanmıştı...bu ince detaylar derin düşünebilen hassas sezgililer için birer işarettir.. yani sonradan olunmaz, baştan öyle olunur ,sonra o meslek icra ettirilir..


Hint mitolojisinde sayısız ELi olan KALİ vardır ki o,yaratımdan ve dünyadan ve zamandan sorumludur..korkunç bir çehresi vardır..bu tarih bizim islam tasvvufumuzda da esasen aynen vardır....
mesela Uygur türklerinde en çok köpek aşık kemiği koruyucu muska olarak kullanılırdı. ayrıca yılan boynuzu kemiğinin de şans ve koruma getireceği için yanlarında taşırlardı. hamile ve lohusalı ve bebekleri korumak içinde yastık-yatak altına veya başucuna hançer asılırdı..
dünya da hayat olabilmesi için Güneş e ihtiyaç vardır..o yüzden Güneş RUH a remizidr..Ay NEFS dir ve ikisinden doğan hayatın fiiller evi çocuğu HOR US RA =DÜNYA dır..


insanın RUHu Güneş e remizdir..NEFSİMİZ ise AYımızdır..BEDEN =MADDE=FİİLLER ALEMİ =ŞAHİTLİK MAKAMI ise BEDENİMİZdir..
aklımıza gelecek maddeleşmiş her isim ve eşya bu şekilde var olabilir..


not: güneşin huzmeleri Yaratıcı Tanrı’nın ELİ sayılmıştır..geçmişte, RA NIN IŞIK HÜZMELERİ ,BİAT EDİLEN ELLER olarak çizildiği gibi, FEYZ VEREN İLAHİ ENERJİ KAYNAĞI HAYAT PINARI-ABI HAYAT KEVSER olarak da bilinip kaydedilmiştir.. zamanla HANÇER, KILIÇ, ZÜLÜF, SAÇ, BOYNUZ =HİLAL -KUŞ TÜYÜ, EJDERHA=ahi=YILAN da yine Güneş’in ELİ =VAHYİ ANLAMINA GETİRİLMİŞTİR.. zira her yaratılmış sadece Allah’ın FEYZİ AKDES olan Emr Ruh’u –Ruhül Kudüs  =aklı kül İLE ÇALIŞIR..

*şimdi burada duruyoruz Sevdiğim..malum BEKTAŞİlik te  (hemen,Beytamiktaşı hatırlıyor ve geçiyoruz
J ) , kadim kendini bilme ders metodu varoluştan beri aynen devam etmiş fakat Horasan eski Mani-Budist dininden olan yeni İslamcılar ile Müslümanlık giydirilip daha görkemli hale getirilmiştir.. İslam tasavvufunda ki hemen her şey,mürşidler-gurular-kahinler-şamanlar –tekkeler ve ritüeller birebir nerdeyse hemen hepsi aynıdır..bizim bugünkü Mevlevilerimiz Uygur mani dini dervişanı ve Japon-Koreli Uygur maniciler gibi giyinmeye devam ederler değil mi?! Evet....yani eşyalarda hiç bir kutsiyet yoktur...önemli olan o eşyayı giyen HIRKANIN İÇİNDEKİ ER dir.. ve onlar çook nadirdir..tüm işlemler ruhsal yolculuk için olup, bu dünyanın hemen her kavminde-en ilkelinde dahi var olan kendini bilme okul dersidir ve şaşmaz-yanılmaz-TEK BİR OLAN TEK ALLAHIMIZIN, TEK DİNİ OLAN TESLİM OLARAK O’NA, SELAMETE ERİŞENLERİN İSLAM DİNİDİR ...
not:*teslim taşı sahibi ancak böyle olur bre bekTAŞİler
J ..

*Aşil in topuğundan vurulması.. Müminin kendisini topuğundan ikinci defa yılana ısırtmaması .. Osiris’in, İsis’in yarattığı genetik –DNA yazılım –KADER yılanına topuğundan ısırılması ile ölümlü olup hızla yaşlanıp ölmesi..

*iplikçikler İLİYYİN ve SİCCİN YAZILIM genetik dna SARMAL MERDİVEN İP OKULLARI ..KEMİKLERİN İÇİNDE ilik denilen özsu vardır..hava iklim rüzgar nefesleri ile bu özsu bize kemik ağrıları yapar.gerçekte tüm hastalıklarda şifada bu kemiklerin içindeki özsuya-kevsere-hayat omur suyumuza bağlıdır..KUYU burasıdır..buraya ulaşmak demek her şeye ulaşmak demektir..SIR senin KUYUndadır..KUYU  nun içine düşmeden,KUYU sırrını KUndalinisini asla SANA ifşa edip , SENİ İRŞAD ETMEZ....

*GÜNEŞ’İN ELLERİ-IŞIK HÜZMELERİ edebiyatta sevgilinin kirpiklerine benzetilmiş OK  remzine dönüşmüşlerdir. çünkü sevgilide aşığını bakışı ve ok kirpikleri ile vurarak öldürür ve diriltir.. sözde oktur ve dilden çıkar.. BAKIŞ=NAZAR ve DİLDEN ÇIKAN SÖZ en güçlü sihirlerdir ve en öldürücü-diriltici etkiye sahip olan şeylerdir.. sözlerimiz .bakışlarımız,bir manada kalbimizin dile –göze vurmuş elleridir..kalp ve dil üçgendir..


*KEMİK –KOL  neden eskiden  SİHİR BÜYÜ İLMİnde kullanılmıştır  ve BAKARA suresindeki ayet ne demek ister  ilmi...
(Bakara Suresi, 2/73, 74) "Hani siz bir adam öldürmüştünüz de peşinden katilin kim olduğu hakkında birbirinizle kavgaya tutuşup suçu üzerinizden atmıştınız. Halbuki Allah sizin gizlediğinizi meydana çıkaracaktı. Bunun üzerine dedik ki: 'Kestiğiniz sığırın bir parçasıyla o maktûlün cesedine vurun' (Vurulunca da o diriliverdi.) İşte Allah bunu nasıl dirilttiyse ölüleri de öyle diriltir. Aklınızı iyice kullanasınız diye âyetlerini size gösterir."
**

*Aztekler’de bir kadının hamile kalması çok önem görür ve hamileyken ona evde baksın diye doktoru gelmeye başlardı...doğum sırasında ölen annelerin sol alt kolu (dirsekten aşağısı) çok etkili bir büyü aracı olarak kabul edilirdi. Büyüyle uğraşanlar fırsat bulurlarsa, ölü kadının kolunu çalmaya çalışırlardı. Bu neden­le ebenin son görevi, hastasının cesedini bu tip hırsızlıklara karşı korumaktı.Doğum veya hamilelik sırasında ölen kadının kolu mucize yaratan bir güç olarak görülür ve hip­notize etmek için kullanılırdı “İlk savaşçı”,savaş tanrısı ve genç savaşçıların temsilcisi tanrı Tezcatlipoca bir resminde sağ elinde böyle bir kol tutarken tasvir edilmiştir.(Azteklerin unutulmuş tedavi yöntemleri kitabından alıntıdır)


*HUB’ EL putu...
Şam’dan KABE ye yağmur yağdırmaya aracılık etsin diye , Amr bin LuHAY tarafından getirilmiş ilk puttur...kırmızı akik taşından bir erkek sureti idi ve yolda ELİ KIRILDIĞI   içinde getiren kişi ona altından bir EL yaptırtmıştı...BU HEYKELİN ELİNDE 7 KADER OKU VARDI ve müşrikler eskiden bu kader oklarını çekerek önemli şeyler için karar verirlerdi. O devrin geleneğine göre Abdülmuttalip de, kurban etmek için söz verdiği oğlunu belirlemek için zaten bu oklara başvuruyor...hatta burada, kabilenin itirazı ile mutmain olmadıklarından, Medine de başka bir kahine kadına gidiyorlar ve 100 deveye karşılık kurban edilecek oğlu kurtarıyorlar...





Sonuç: İnsan dünyada yaşamak üzere yaratılmıştır ve Dünyanın Rahman ve Rahim esması GÜNEŞ ile AY dır..bunlar anababa olarak kabul edilip, tüm mitler bu ana 3 lü teslis sacayağı üzerine inşa edilir..bu bir kalıp şablondur.. ana ,baba, çocuk.. uzayda pek çok sayısız güneş sistemi vardır.. ve her güneş, içinde bulunduğu galaksi adacığının gawsı-kutbu-ana esması –ümmül anası-havzı kevseridir..varlık yaşamak için güneş trafosuna bağlıdır..bunlar görünmeyen ilahi İliyyin ve Siccin iplikçikler olduğu gibi, görünen ışık ŞUA-ŞUARALARıdır da.. her İlahi NUR ışığı feyz ve yaratım kaynağıdır..
O NUR VAHYİN TA KENDİSİDİR..İLMİNİN AÇIĞA ÇIKIŞI NUR, kadim KU dan-NUT dan başka mana değildir.. güneş herkese eşit doğar ama perdesini sımsıkı kapayana ulaşamaz.. fakat, bir defa şimşek çaktı ve  ışık  düştüyse , o yer bir daha asla karanlık sayılmaz. çünkü ışık maddeleşebilir ve sana o karanlıkta ne olduğunu işaret edip gösterir ve sen de bir kez dahi o ışıkta bir şeyi görmüş olsan, asla bir daha eskisi gibi olamazsın vesselam.. buna uyuyanı uyandırmak –diriltmek de diyebiliriz..

Ashabı Kehf te mağarada uyuyordu ve güneş onları rahatsız etmeden irşad etmeye devam ediyor ,uyurken diri tutuyordu..
GÜNEŞ sembolü batıni manada Allah demektir.. ALLAH ın elini temsil eder..gözünü temsil eder..göz aynı zamanda göze yani akarsu kaynağı pınar-selsebil de demektir..çeşme-i hikmet pınarı eskiden RA nın gözü iken, bugün sadece adı değişmiş, manası ise aynı kalmıştır..İNSAN HAKKIN GÖZBEBEĞİDİR.. göz ruhun penceresidir..


diğer alt manada Güneş peygamber makamıdır.. bir alt derecede ise güneş mürşid demektir.. rüyasında Güneş gören çok yakında manevi yola ve hakiki bir mürşide kavuşacak demek olduğu gibi, ereceği yüksek seviyeye de delilmiş. rüyasında Güneşi doğduğu yerden batıyor  görürse, yakında o kişinin kıyametinin kopacağına habercisi olup, fetih için mürşidini uyarmak babından mürşide habermiş.. fetihlerde kişi korunmazsa eğer meczub kalabilir... yaşadığı anlık kainat vücudu kıyametinden dünyaya dönmesi çok zor olduğu ve içine düştüğü boşluk hiçliğinden tekrar bir vücûd beden bulup, geriye dönebilmesi idraken çok zordur.. aklı kendisinde olmadığından düşünemez ve ne yaşadığını dahi sorgulayıp uzun süreler asla anlayamaz...mürşidin yani Güneşin vazifesi, yeni Ayı kendisine çekmek ve onu kendine ayna yapıp ,yavaş yavaş ona nüfus –nefes ederek, ay aynasına yansıyıp, onu da güneş yapmak yani, irşad edip olgunlaştırıp, KAM-İL yapmaktır..


bu manevi kıyameti bugünkü ilimle nasıl anlatabiliriz? ..yolun başında ilahi ders programının kişinin kabiliyetine göre ; her şeyden habersizken –daha yola bile girmemişken  apansız –aniden  inmesi ve kişinin Güneşçe tâb edilmesi ve sıkıştırılıp kâbz edilmesi olarak da anlayabiliriz..bu presleme, mutlak var olanın, maddi öğretilmiş eski bilinci öldürmesidir.. kendine geldiğinde, o artık başka bir bilinçtir. ortak havuzdan- efendisiyle aynı kaynaktan seviyesine göre bilgi çekip almaya başlar.. ve bu işlem ,geçmişin şaman olma rüyalarından çok daha üst seviyede bir yazılım  programıdır..çünkü genetik birebir tekrar dahi yoktur.. binlerce sene ilerideki semboller manada aynı kalsa da, isimleri ve suretleri yeni versiyon isim ve suretlerle güncellenir ki ,kopya çekilmesin ve yalan söylenemesin..işi bilen hemen davayı çakıp, sahteleri-yalancıları ayıklasın..


hey sen!!..aklını kullan Zamanının Efendisini bulmaya niyet ve O’nu bul.. O’nu öyle isteki ,ruhun onun ruhuna rabıta yapıp O’NU SANA ÇEKSİN ve O SENİ SEVİP İSTEYİP KENDİNE ÇEKSİN J..yani dostum, RUHUNLA ARAYI İYİ TUT..O’NUN AÇAMAYACAĞI KAPI VE BİLEMEYECEĞİ İLİM YOKTUR... unutma ki ANA RUH ALLAH’IN EMR’İ DİR..O, sen =ten gibi yaratılmış ve ölümlü bir  MAHLUK DEĞİLDİR..

ben sizi meşrep meşrep yarattım hükmünce ,senin 12 su arkından-vücudundaki 12 kara ve ak delik =
HUNnes KUNnes hükmündeki haber alma ve verme organı olan 12 esma burcu zaman zodyağından,  senin payına-senin açı’na düşen esma güneşin kim ?.onu bul.. eğer kendinde ,kendi RUH GÜNEŞİNİ DOĞURAMIYORSAN  sen, bir güneş olup , galaksi sistemine hükmedemezsin ve mecburen başka bir Güneşin peyki olursun.. burayı iyi anlarsan SEVGİLİm SEVDİĞİM, asla astroloji dersimden vazgeçmediğimi ve sınıfta kalmadığımı da çakarsın J..üstelik söke söke acaip bir astroloji ile yürüyorum bunu unutma ..Seni düşünmemeye çalışıyorum... AŞK dersimizin bittiğini ve AŞKI MEŞK dersine geçtiğimizi zan ediyorum..zan etmeyi çok seviyorum..çünkü Seni  ancak öyle hayal edip ,dilediğim hayale tasarlıyor ve hayalimde uyarlıyorumJ...muzurun  bunu Sana yazdı...


*ve Sevdiğim, sanal alemde takip ettiğim üzere, tüm dünyalılar acaip şekilde ezoterizm-tasavvufla yatıp kalkıyor..dünya maddiyat –tüketim sistemi iflas etti ve ruh çok aç kaldığı için ruhuna şifa arıyor malum..işte bu acil durum için, bende gelecek masalımda TASAVVUF SEMBOLÜnü yazmak diliyorum..lütfen şimdiden nefesini içine çek ve sakın bana kızıp üfleme ve ateşleme olur muJ?  En nötr-O , en gevşemiş halinle sadece yapacaklarımı seyr et ve beni keyfet.. öptüm..
nur cihan
9.12.2015
nuralem7@hotmail.com




13 Kasım 2015 Cuma

Simya-i Kimya ilminde ALTIN ADAM OLMA SEMBOLÜ MASALI



Simya-i Kimya ilminde ALTIN ADAM OLMA SEMBOLÜ MASALI
 bu fani alemde nefesini sebil etme, nefesi kimya et

Sevdiğim beni yer ve ben Sevdiğimi yerim..rızıkları birbirleri olanlar, birbirlerinsiz nefes alamazlar ve  hayat onlar için cehenneme döner...gönülden  bağı- rızkı  Sevdiği olanlarsa; Sevdiğine incinip nefesin  hikmetlerini keserse, gelen feyzlerini de keser ve hat kapanır..zira kablolar iki taraftan da yönetilir.. aşk budur.. aşık maşukuna  aşkından vazgeçerse ,maşuk da ona ulaşamaz.. tek taraflı aşk olmaz..

AİT OLDUĞU YER SELSEBİL'E ADANMIŞTIR..
RUHSALLIK BEDENE KARIŞMAZ..bu durum aynı iki denizin birbirlerine kavuşup karışamaması gibidir..RUHUN KENDİ İŞİ ,BEDENİN KENDİ İŞİ VARDIR.. beden şeriattır .Ruh ise hakikati Hâk’tır.. ve hatlar  kapanınca, karanlık zulmet o kişiye yuva kurar.. bazen karanlık gereklidir ve bazen ise alüVVün olan alevli ışıkları uyandırmak gerekir.. ortada ne var ,ne yok zuhur etsin ve hazineler kendisini bilsin.. eşyalar nerdeymiş GÖZÜKÜP ,o  yer sabitleşsin ..sahibi mutlak onları bilip, gelip kullansın..

yaratımda tasarım vardır..tasarımın kontrolü de vardır..tasarım sanat-ı ilahidendir.. yazılımların, kaderimiz olan DNA da kâdim olması gibi.ve biz amellerimizi niyete göre gerçekleştikçe, açılan yepyeni yazılımlarımızı  başımızın üzerindeki görünmez bulutlarımızdan indirgememiz gibi...kimse çalışmadan yeni bir mirasa sahip olamaz.. yeni gelen ekler için, kişinin İKİ ELİ İLE YARATMASI yani çalışması gereklidir.. geçmişin mirasını ,bizlerden evvelkiler gibi sürekli yesek yesek yine de tüketemeyiz fakat ,ruh daralır ve sıkılır...ALLAH BİR YARATTIĞINI BİREBİR ASLA TEKRAR ETMEZ.. zira ruh daima yeni nefha ile RUHLANDIRILIR.. ve KAPKARA Bİ-LAL EZAN- I HAKİKAT  OKUR..ezanı Bilal’den ALLAH OKUR.. kişi yeniden ruhlandırılır.. Kellimni ya Aişe ! valide konuşur...kadın konuşunca tekrar dünya işleri şeriat devreye girer.. hüküm bu iki usulde dümteka dümtak –deve kervanları yürüyüşüyle asayiş berkemal daima yürür durur.....

Yürütme-yasa ve yargı  hayatın şeriatı mahkemesidir..kişi kendisinde hükümlü ve hükümsüzdür..Adalet  mülkün temelidir( hz Ömer)


İNSAN yani KUR’AN olan KAİNAT ta sembol olmayan ne var ki? ..BUGÜN AHMED BENİM AMA DÜNKÜ AHMED değil sembolü olan simya-i kimya ya bir göz atıyoruz lütfen.. ruhmeal ceset yaratım safhalarında seyrü sülük aşamaları denen, yanmak= arınmak-saflaşmak = MUSTAFA –İ ISTIFA  kimyasını ,mürşidi kamil olan simyacı  tarafından damıtılan bir kadim ermiş portresi üzerinde, tarihten bugüne seyr ediyoruz..


konumuz insandır..konumuz, zahiri DÜNYA KANUNLARI OLAN DİNLER  şer-i AT değildir.
. her şeyi kendi içinde tek tek  bilip anlamadan,olayları cem-i cami edemeyiz.. tevhid ilmi için her şeyi aslı ile bilip birlemek elzemdir.. ..din insanı hakikate kestirmeden götürecek bir araçtır ama amaç ve  put değildir.... insanın manası KENDİNİ BİLMEK içindir..o halde kendisini bilen ancak DİN SAHİBİ OLUR..yani nüfus kağıdında İslam, Yahudi, Hristiyan, Budist, Sabi, Mecusi yazmakla o iş olmuyor.. kişi damıtıla damıtıla ,hakikati unsurlarından geçe geçe ALİYYUN olur.. alüviler-ışık a mensup kişiler seyrüsülükten geçerler.. öyle önüne gelenin ben ışık ehli aleviyim-aliyyünum demesi ile IŞIK-NUR EHLİ olunmaz..NAR ehli ile NUR ehli karışmaz..kendini bilmeyen herkes ne olursa olsun halen NARÎ BOYUTTAdır.. zat’en ,ZÂT-I ALİ ZAT MAKAMINDAKİ ZATLAR da,” narını nur eden gelsun berû” demiş değil mi ?  J



evet..şimdi ,DÜNYADA bir  İLK, BELGELİ OLARAK SUNULAN BİR HABERi birlikte didikliyoruz.. eğlenerek öğrenirsek unutmayız..ilim illa ciddi olacak diye bir şey yok.. hiçbir yaratılmış şeyi ,hatta o görkemli ilimleri dahi gözümüzde büyütüp, çok ciddiye alıp, onların birer araç olduğunu unutup,onları put edinip ucuba düşmemeliyiz ..
şeytan herkesten çok biliyor  ama, insan alimlerinin düştüğü ucuptan-kendini tanrı sanmalarından o bile imtina eder ya hani...işte öyle bir şey J....nasıl ki tıp adamları, deprembilimciler, nasa vs sürekli kendisini tekzip edip ,yeni varsayım hipotezleri ile güncellenip, eskiden olan kariyerlerini kendi elleri ile yerle bir edip siliyorlarsa, her öğrendiğimiz şeyde aslında öğrenene dek işe yarar.öğrendikten ve sindirdikten sonra ise o şeyler bizim için değersizleşirler.. 

Metro-Mail-Mektup
Makamı Mahmud MuhaMMed Mustafa

çünkü REFİKİ ÂLÂ denen YÜCE DOSTLAR  ÂLİ MECLİSİ olan TURUKU ALİYE sürekli ilimleri günceller ve yeni ilimler indirger.. bu kişilerden sadece birinin başarması ile, ana feyz ilk ona-onun için gelir ama, kabiliyeti olan herkeste o gelen ilhamları havada  Rahmanın soluğu olan nefesten kapar ve  işi bitirirler..hani kalpten kalbe yol vardır denen rabıtai ilahi sisteme bağlı olmak var ya?!! İşte, KENDİSİNE KALP  VERİLMİŞ BİR GÖNLE  girmeyi başaran kişi de, dünyanın en cahil adamı dahi olsa, en arifane kişiye dönüşmesinin sırrı simyası da, bu gönülden akan feyzle beslenmesinde yatar.. ASLAN YATTIĞI YERDEN BELLİDİR J..aslanın dişisine de aslan denir.dişi aslan avlanır ve erkek aslan avı parçalar ilk lokmayı yer.usül budur ..


ARİFE TARİF GEREKMEZ.. ilim işe yaramıyor, sadece kitapta ve sözlerde kalıyorsa atın gitsin.. hayatımızda kendimizde bulamayacağımız ilimler eşek yükü kitaplar içindir. eşeklerde kütüphane=KUTUPHANE ye kitap taşır amma o hala eşektir .. kutuphanede ise  raflarda duran sayısız kitap vardır.. mesele sürekli okunan kitap olmaktır.. mesele, harikalarla göz boyamak değildir..emekle kazanılmış, BA-KA-RA dan mürekkep İŞ-EMEK-ÖZGÜR KUL İNSANLIKtır..iki elimizle ne ekersek, ancak onun hasatından devşirdiklerimizi yeriz..kişinin iki eli ile ettiiğinden başka kendine faydası olan hiç bir şeyi yoktur ...

İki el KA sembolü, yaratmakla alakalıdır.. ,inşallah Sevdiğim, yakın bir gelecekte iki EL-İL-İKİ BOYNUZ sembolü ile Seni selamlayacağım J

ve şimdi de gelelim ıstıfa edilip, saf altına dönüşmeyi ,kadim dervişlerden olan Budist rahipler nasıl anlayıp, nasıl uygulayagelmişler bakalım lütfen..bizim tanrı olmak gibi bir derdimiz yok..ama ezoteriklerin tanrı insan olup, Olimposta (RİCALİ GAYB J =esma panteonu ) yer edinme çabaları kayda değer..

İLAHİ = tanrısallık olanı, cahil alimler TANRI diye çevirirse, tabii ki pek çok yamuk yumuk ölümlü ve aciz insan tanrılar daima ortaya  çıkacaktır.. kim, Tanrı –ENEL HAK olmak istemez ki?..
ama yaşayan kamil zatların hayatlarına –yaşayan en büyük insiye guruların hayatlarına baktığımız da, onların zahirlerinde tanrıya ait hiçbir şey göremiyoruz ,peki bu neden ? eğer maksat ruhun tanrılığı ise,bu her ruh için geçerli değil mi J? Zira en büyük yüce ruhun kendi ruhundan üfürdüğü nefesler değil miyiz ? Sorunumuz ne ?hakkı beğenmeyip, hakkın nefsini terbiye etmeye kalkmak mı ve neden? O’nun nefsine bu zulümleri neden yapıyoruz ?.NEDEN HERŞEYİMİZDEN RAZI OLMAYIP,O’ NU DEĞİŞTİRMEYE KALKIYORUZ ve bu zulmün bedeli olarak zalimlerin elinde inim inim inliyoruz?

Yoksa huzur her şeyi oluruna bırakmak mı?.. yani tabiatta cemadat olan taşın toprağın kuraları gibi mi?. bitkilerin hayvanatın kuralları gibi mi? ve  hepsine cami mahlukat olan insanın, cemadat-nebatat-hayvanat olan dinin şeriatı kurallarına göre, her unsurunun hakkını vererek yaşaması mıdır gerçek din ve ıstıfalaşmak..  bilemiyorum..bilmemem, düşünmeme engel değil.. eğer bu soruları kaydettiysem, içlerinde var olan cevaplarımı da inkişaf edeceğim demek değil midir..? soruyu soran muhatap alacağı ve muhabbet edeceği bir yar ,bir dost ,bir yol arkadaşı istemiyor mu sizce?

evet O, Dost bizi yar edindi ve ayetinde “
sorun cevaplayayım” demedi mi?.... “çevir gözlerini bak, bir hata bir kusur bulabiliyor musun?” diye senden, kendisini denetlemeni ve sorgulamanı istedi mi istemedi mi? eweet..istedi ..o zaman sen kim oluyorsun ki,” ben efendiyim bana soru soramazsınız, ben yaşayan tanrıyım beni sorgulayamazsınız, ben erişilmezim bana ve yakınlarıma uzanıp laf edemezsiniz diyorsun?” ve Yaratan her bir peygamberine, onların ailelerine neler yaptı ,hiç mi ders almadın? En sevdikleri ,bize en yüksek veliler diye tanıtılanların hayatlarına ve sonlarına bakın!!....burada bize anlatılmak istenen bir şey var...

insan hep derin derin tanrı olmak ister ve bunu üstü örtülü mecazlı sözlerle ifade eder de zaten..ama Yaratıcımız asla buna izin vermez,neden ?çünkü verdiğimiz bir söz var ve o söze rabıta- bağımız var..insAN yere düşer, burnu sürtülür ama o söz asla yere düşmez.. aynı vatan bölünmez bayrak düşmez meselesi gibi..

dava ALLAH ESMASI İÇİNDE CAMİ OLAN TÜM İSİM VE SIFATLARI ayrı ayrı TANRI EDİNMEYİP,BİR ESMADAN MEDET UMUP, ONU PUT EDİNMEMEK ve tüm esmaya RAB olan terbiye edici mihrâb ESMAMIZI BİLİP BULMAKTIR..İnsan-ı Cami olmak kolay değildir..mihrabı olmayan cami de olamaz vesselam
J..

evet.. altınlaşmak simyasına geçiyoruz:
tefekküriye konumuz; BUDİST LAMALARIN TEKAMÜLLERİ SONUNDA bir daha DEVREYE GİRMEMEK, yani, YAŞARKEN taş-bitki-hayvan formuna düşmeyip, daima İNSAN kalabilmeleri için, ALTIN BUDA TANRI OLMA SERÜVENİ ve YAPIM AŞAMALARI ..



not:
meraklısı okusun herkes okumasın ve böyle boş şeylerle vakit harcamayıp hayatını yaşasın lütfen..konuya bir  mana da vermeyelim. manasız olalım balon-boş laf salatası  hayatlar diyenlerde asla konuya dahil değillerdir.herkes kendi esmasına kabiliyetine göre olan mevzulara yönelirse ortalık güllük gülüstanlık olur değil mi?
En laik din kitabı olan hz Kur’an ne diyor laikliğin ilkesi olarak : SENİN DİNİN SANA BENİM DİNİM BANA ..ve Allah kendisi laikse başka mahlukata söylecek ne söz kalır ki ?
"Bugün AHMED benim,/Ama dünkü Ahmed değil.!/Bugün Anka benim,/Ama yemle beslenen kuşcağız değil./“Enel hak” kadehiyle bir yudum içen, sızdı tanrılık şarabından;/Şişelerle, küplerle içtim ben, yine sızmadım./Ben sultanların aradığı sultan,/Ben hacetler kıblesiyim./Gönlün kıblesiyim ben./Ben Cuma mescidi değilim;/İnsanlık mescidiyim ben.
Ben saf aynayım, sırrım dökülmemiş, paslanmamışım./Ben kin dolu bir gönül değilim, Tur-i Sina’nın gönlüyüm ben./Üzüm sarhoşluğu değil benim sarhoşluğum,/Benim sarhoşluğumun sonu yok./Tarhana çorbası içmem ben,/Can yemeği yerim; içerim can şerbeti.
İşte sararttı seni bir gümüş bedenlinin özlemi, altın haline geldin artık./Sen altına âşıksın, altın benim rengime âşık.
Gönlü saf sufiyim ben,/Benim tekkem alem; medresem dünya benim./Değilim abalı sufilerden./İster yakarış eri ol sen, meyhane eri istersen;/Bundan sanki ne çıkar?/Yok Cumartesi imiş, yok Cuma imiş, bence ne farkı var?
Gerçeğin tadını alan er,/Ne altına aldırış eder,/Ne kalender tacına bakar./Ne tasası vardır, ne kini.
Ey Tebrizli hak Şemsi,/Yüzünü göstermeseydin sen, yoksul çaresiz kalırdı kulun,/Ne gönlü olurdu, ne DİN 'i.../ Mevlana Celaleddin Rumi"

önce bir romandan alıntımız var..dikkatle okuyoruz lütfen. J


Bir akşam üzeri Reis'in huzuruna çağrıldım. "Önceden yaşamış kişilerden birisi bedenini terk etmek üzere. Şimdi Yabani Gül Bahçesinde bulunuyor. Kutsiyet İçinde Muhafa- za'yı görebilmen için senin de orada olmanı istiyorum."
Böylece bir kez daha tahta bir eğerin ve Sera yolculuğu­ nun zorluklarına katlanmak zorunda kaldım. Manastıra var­dığımda Yaşlı Reis'in odasına götürüldüm. Manyetik alanının renkleri neredeyse tamamen solmuşlardı. Ruhu bir saat kadar sonra bedeninden ayrılıp, özgürlüğüne kavuştu. Bir reis ve bilgin olduğundan, Bardo'ya giden yol boyunca kendi­sine yol gösterilmesine gerek yoktu. Bu nedenle bizim de üç günlük süreyi beklememiz gerekmiyordu. Gövde yalnızca o gece lotus duruşunda oturtuldu ve lamalar da ölünün başın­da nöbet tuttular.

Sabahleyin günün ilk ışıklarıyla birlikte manastırın alt tarafında bulunan dehlizlere inildi. Önümde yürüyen iki la­ma, bir tahtanın üzerine konulmuş olan cesedi taşıyorlardı. Hâlâ lotus duruşunda oturuyordu. Arkadan gelen rahipler­den boğuk bir ilahi ve ilahi sustuğunda da gümüş bir çıngıra­ğın titrek sesi geliyordu. Üzerimizde kırmızı giysilerimiz ve bunların üstünde de uzun, sarı ipekli atkılarımız vardı. Alev alev yanan meşalelerin ve yağ kandillerinin ışığıyla büyü­müş, eğri büğrü olmuş gölgelerimiz, dans eden, titreşen çizgi­ler halinde duvarlarda geziniyorlardı. Aşağıya, yer altındaki gizli bölmelere doğru indik bir süre. Nihayet yerin onbeş- yirmi metre altında, taştan yapılmış bir kapının önüne gel­dik ve içeri girdik. Oda buz gibi soğuktu. Rahipler cesedi bü­yük bir dikkatle yere koydular ve sonra üç lama ile benden başka herkes odadan çıktı. Ardından yüzlerce yağ lambası birden yakıldı, ortalığa keskin sarı bir pırıltı yayılıyordu. Ce­set soyuldu ve özenle yıkandı. Bedende bulunan tabii delik­lerden çıkarılan iç organlar kavanozlara yerleştirildiler ve dikkatle mühürlendiler. Cesedin içi baştan aşağıya yıkanıp kurulandı ve özel bir çeşit vernik döküldü içine. Bu vernik gövdenin içinde sert bir kabuk oluşturacak, beden de böylece sanki canlıymış gibi duracaktı. Vernik kuruyup sertleştikten sonra, gövde boşluğu pamukla sıkıca dolduruldu ve pamuk da sertleşsin diye biraz daha vernik döküldü. Bedenin dış kısmı ise yine vernikle kaplanarak kurumaya bırakıldı. Katılaşan beden üzerine zar gibi ince bir ipek tabakası kaplandı. Bu iş de tamamlanınca, ipeğin üzerine bir başka çeşit vernik daha sürüldü; beden, hazırlıkların bir sonraki aşaması için hazırdı artık. Sonra iyice katılaşsın diye, olduğu gibi bir gün bir gece bırakıldı. Bu sürenin sonunda odaya geri döndüğümüzde cesedi lotus duruşunda, kaskatı olmuş, kalıp gibi bul­duk ve onu alıp daha da aşağılarda bulunan bir başka odaya, daha doğrusu bir fırına taşıdık.

Döşeme özel bir çeşit tozla kalın bir tabaka halinde kap­lanmıştı. Ceset odanın orta yerine yerleştirildi. Sonra rahip­ler ateş yakma hazırlıklarına giriştiler. Geri kalan birkaç kişi odayı, Tibet'in çeşitli bölgelerinden gelmiş özel bir cins tuz ve çeşitli otlarla tıka basa doldurdular. Nihayet herkes koridorun dışında toplandıktan sonra kapı kapatılıp, manas­tır mühürü ile mühürlendi ve fırının yakılması için gerekli emir verildi. Odunlar az sonra çatırdayarak yanmaya başla­dılar; alevler yayılıp sıcaklık arttıkça eriyen reçineler cızır cızır parlıyorlardı. Ateş artık tezek ve işe yaramaz yağ par­çalarıyla sürekli olarak beslenecekti; bir hafta boyunca öfkeli öfkeli yandı durdu.Yedinci günün sonunda beslenmesine son verildi. Nihayet yavaş yavaş söndü, titreşen ufak pırıltılar kayboldular. Soğumaya başlayan ağır taş duvarlar gıcırtılar çıkararak inlediler. Koridor tekrar içeri girilecek kadar soğu­muştu. Odanın da soğuması için üç gün daha bekledik. Niha­yet mühürlenme gününden sonraki on birinci gün, büyük mühür kırıldı ve kapı açıldı. Rahipler nöbetleşe nöbetleşe, bütün odayı dolduran ve artık sertleşmiş olan bileşimi elle­riyle kazıdılar. Bedenin' zedelenmesini önlemek için herhan­gi bir alet kullanılmadı. Rahipler iki gün süreyle bu gevrekleşmiş tuzlu bileşimi ellerinde ufalayarak kazıyıp durdular. En sonunda hâlâ lotus duruşunda ve odanın tam orta yerin­de oturan cesetten başka bir şey kalmadı içeride. Onu özenle yerinden kaldırıp, yağ kandilleriyle aydınlatılmış bir başka odaya taşıdık.


Sonra bedene kaplanmış olan ipek kaplamalar soyuldu. Beden mükemmel bir biçimde korunmuştu. Yalnız rengi çok daha koyulaşmıştı ve sanki aniden gözlerini açacakmış gibi canlı görünüyordu. Uyuyordu sanki. Rahiplerden biri bedeni bir daha vernikledi ve sonra kuyumcular iş başına geçtiler. Bunlar işlerinde son derece usta kişiler olup, gerçek birer sanatkârdılar. En ince, en yumuşak altını kat kat, üst üste kaplayarak yavaş yavaş, büyük bir dikkatle çalışıyorlardı. Tibet'in dışında bir servet değerinde olan altın, burada yal­nızca kutsal bir maden olarak daha özel bir değer kazanıyor­du. Bozulmayan bir maden olduğundan, insanın ebedi ruh evresinin bir sembolüydü. Kuyumcu rahipler en küçük bir ayrıntıda bile titiz, olağanüstü bir özenle çalışıyorlardı, öyle ki işlerini tamamladıklarında, geriye ustalıklarının kanıtı olarak her çizgisi ve kıvrımı sanki gerçekten canlıymış gibi duran, altından yapılmış bir insan bırakmışlardı.

Ceset şim­di üzerine kaplanmış olan altınla iyice ağırlaşmış olarak, "Yeniden Bedenlenenler Salonu"na taşındı ve orada bulunan diğerleri gibi altın bir tahtın üzerine yerleştirildi.
Bu salonda çok eski zamanlara ait mumyalar vardı; yarı kapalı gözlerle şimdiki neslin zayıflıklarını, kusurlarını gözetleyen ciddi bi­rer yargıç gibi, sıra sıra oturuyorlardı.  Bu kutsal odada fısıltıyla konuşuyor, yaşayan ölüleri rahatsız etmemek için dik­katle yürüyorduk. İçlerinden biri özellikle dikkatimi çekti; garip bir güç beni onun önünde büyülenmiş gibi tutuyordu. Mumya sanki her şeyi bilen bir tebessümle süzüyor gibiydi beni. Tam o anda biri hafifçe koluma dokundu, korkumdan havaya sıçradım. "Bu sendin Lobsang, senin bundan önceki bedenlenmen. Onu tanıyacağını tahmin etmiştik." Rehberim beni bir sonraki mumyanın önüne götürdü ve "İşte bu da bendim" dedi. Sessizce, ikimiz de heyecanlanmış, salondan dışarı sü­züldük ve kapı ardımızdan mühürlendi.


Bundan sonra pek çok kez bu salona girmeme ve altın kaplamalı figürleri incelememe izin verildi. Bazı zamanlar tek başıma gidiyor, meditasyon yaparak oturuyordum önle­ rinde. Hepsinin de çok büyük bir ilgiyle okuduğum, yazılı geçmişleri vardı. Burada, Rehberim'in, yani Lama Mingyar Dondup'un oldukça ayrıntılı bir öyküsü de vardı; geçmişte neler yaptığı, kişiliğinin ve yeteneklerinin bir özeti, ona ve­ ilmiş bulunan onur payeleri ve unvanları, nasıl öldüğü gibi.
Kendi geçmişimi de büyük bir dikkatle okudum. dan oyulmuş gizli bir bölümde bulunan bu Kutsal Salon'da, doksan sekiz tane altın mumya oturuyordu. Tibet'in tarihçe­si önümdeydi. Ya da o an için ben öyle sanıyordum, çünkü Tibet'e ait en eski tarihçe daha sonraları gösterilecekti bana.
üçüncü göz kitabından alıntıdır...Rampha
****
eveet .TEFEKKÜRİYEMİZ için elimizde ana malzememiz yani, ezotermik kitaplardaki altın odada ,altın taht üstünde oturan altın tanrı heykellerimizin hikayeleri var ya hanii..işte şimdi de, o hale gelmek için, seyrü sülük denen "insan yapım atölyeleri olan" KENDİNİ BİLME TURUK OKULLARINDA GEÇİRİLEN İŞLEM SAFHALARINA bir göz atıyoruz.. kayıtlarımı, bulduklarıma ek yaparak kendi zanlarıma göre  yazıyorum veya kopyalıyorum.tüm hatalar bana aittir..


*SİMYA DA RENKLER HAKKINDA ÖN BİLGİDİR.. En sıcak, En ısısı yüksek renk mavidir. Mangal kömürü al büyükçe, pürmüzle ısıt, evvela turuncu olur sonra kırmızı olur ,sonrada mavi olur. en yüksek ısı mavidir. Mutlaka nazar boncuğunda mavi bulunur .Yanında sarı bulunur.. sarı uzaktan en çok görünen renktir.  Onun için NAZAR boncuklarda sarı ve mavi renk olur, birisi uzaktan görmek için, biri harareti öldürmek içindir (alıntıdır)..


*RENK KÜRELERİ NOTLARI: Sağ ayağın kaldırılması (Küre-Müselles-ÜÇGEN)e işarettir: 4 kapı 40 makam: 

Küre-i har 
Ateş (ŞERİAT)bir anadan doğmak …
Küre-i hava Hava (TARİKAT) ikrar verip bir yola girmek ..
Küre-i ma Su (MARİFET) Hakkı kendi özünde bulmak..
Küre-i hak Toprak (HAKİKAT) Tanrısal-İLAHİ Makama Ulaşmak…
(bektaşilikten alıntı)


*kabalada renklerin simyası…Sefirot tablosunda,  beyaz Aklı hikmet, Lûtuf ve Zafere, kırmızı Zeka, Sertlik ve San'a,  mavi Taç, Güzellik ve Esas'a, siyah da Krallık'a tekabül eder.

KAİNAT İNSAN VÜCUDUnda tesbit edilmiş EVRENİ OLUŞTURAN atmosfer gazlarının oranları :
Oksijen : % 65 
Karbon : % 18,5
Hidrojen : % 9,5
Azot : % 3,3
Kalsiyum : % 1,5
Fosfor: : % 1
Potasyum : % 0,4
Kükürt : % 0,3
Klor : % 0,2
Sodyum : % 0,2
Magnezyum: % 0,1


*ve şimdi de  romandaki ölülere okunan rabıta-i mevt kitabı BARDO ya bakıyoruz...
TİBET ÖLÜLER KİTABI BARDO DAN İSLAM TASAVUFUNA LETAİF-ÇAKRA NURLAR İLMİ.
.ölmeden evvel son nefeste ,ruhu almaya gelen renkli ışık nurlar-esmaların derecelerine göre ölümü deneyimlelerden özet alıntılar ....


ve mevtamız HAKKIN RAHMETİNE KAVUŞTU ..ÖLÜM ÖTESİNE IŞIKLAR DİYARINA YOLCULUKTA BAŞLADII..

1.GÜN: ilk evvela EN KUVVETLİ AĞIR YANIŞ OLAN  nefsi emmarenin de rengi  denilen ,Kelime-i Tevhidin rengi şeffaf mavi -bilgeliğin ışığı geliyor.. “Bu ışığın yanında, devalardan gelen soluk beyaz bir aydınlık da sana çarpacak! “Kötü zanların olan  karmanın etkisiyle sen daima ilk gelen ışıktan kaçıp soluk  , gölge alt alemin ışığına çekilmek isteyeceksin, sakın yapma!! Taş buda olacaksın!..durma!!

*Taş maddesi kutsal sırlardan yüce bir sırdır ve buna ulaşmak ezeli lütûf ve sanat işlemleriyle mümkün olur. Çünkü bu işlem, hakkında bilgi verilmeyen ve kolay mükemmellikte bir amaçtır..(hz.Ömer Şifaî)

2. GÜN:  bembeyaz bir ışık-iyilik ışınımı gibi çıkacak. Buna zorlukla bakabileceksin ve bu ışık sana doğru gelecek. “Bu ışığın yanında cehennemden gelen kurşun renkli bir duman da olacak. Öfkenden ya da korkundan beyaz ışıktan kaçmak isteyecek ve cehennemin kurşuni dumanının içine düşeceksin. O yüzden beyaz ışıktan korkma ona kendini bırak!!

3.GÜN:
 tacı şeriflerin tepe rengi ,güneş ve alimlerin nuru sarı renkli olurmuş. Ve hazzın rengi de parlak sarıdır ya hanii..işte tüm zevklerin yaratıcısı ZİHİN-zeka ve bilgelik ışığı  SARI RENKLİ NURLA tezahür ediyormuş  :) Bu ışıkla yana yana, insan dünyasının soluk mavi-sarı aydınlığı da, Bilgelik ışığıyla aynı zamanda gelip sana dokunacak. sakın ona kendini verme ,parlak ilk olan ışığı  seç ey oğull!!

4. GÜN :ve  KIRMIZI IŞIK –NUR gelir...islam tasavvufunda parlak net kırmızı nur , İSMİ CELAL olan  ALLAH LAFZATULLAHIdır... “Bu bilgi ışığının yanında gelense kırmızımsı soluk bir aydınlıkta parlayacak. Ona sakın  Kapılma!!.


5. GÜN : şimdi de  YEŞİL-HAY-HIZIR -İRŞAD EDİCİ IŞIK geldi..  yeşil ışık ‘Hava’ elementinin ilk biçimidir.. üzerinde haça benzer + şeklinde ışıkla parlayacak ..“Bu gördüğün, kendi kişisel bilginin doğal gücüdür. İRŞAD KENDİNDEN KENDİNEDİR..“Bu yeşil ışığın yanında, kıskançlık duygusunun neden olduğu koyu yeşil bir aydınlık da gelip üzerinde parlayacak, sakın ona aldanma!! Yeşil kalp çakramızın rengidir..orada olan ANKÂ RUH kuşumuzda zümrüt yeşili cevher nuru ışığındandır.

6.GÜN: 4 ana unsur
un olan  su+ toprak + ateş +hava  ilkel halleri olan dört renk hep birden üzerinde parlayacak.  Bu Tohumundan  yayılan  güç dışarıdan gelmedi.. bu güçlü ışıklar Senin kalbinin dört bölümünden gelmektedirler. Merkez de sayılırsa, bu beş yön anlamına gelir.  Kalbinden çıkar ve üzerinde parlarlar.

Yardımcı nur ruhları-tanrısal ışıklar senin benliğinden başka bir yerden gelmezler ve senin kendi zekanın bölümlerinde ezelden beri vardırlar. Bu idrake eremeyenler bunlara ilahlık atfedip TANRILAR DEMİŞ ve zihnin ışıkların soluk girdaplarında daima  sanal ilahları ile kaybolup, unutulmuşlardır....  Şimdi sen Onların doğasını tanıyorsun...onların her birinin belli renkleri ,süsleri, tavırları, tahtları ve sembolleri vardır.. değişmezler.. o yüzden de başlangıçtan beri zihin; kendini bilmek isteyen yolcularına daima, aynı renk ve aynı sembollerle, aynı imgelerle kendisini öğretip tanıtır.. tüm dervişan aynı sembollerle aynı yerde, hangi makam ve halde olduğunu böylece kolayca bilir.. anlar.. her yolcu dili,dini,ırkı ne olursa olsun birbirlerini  tanıyarak  bulurlar..

Şimdi çakra-şakra-letaifleri az çok kavradın değil mi?
 bu enerji tekerleklerin 5’ER çift  ışınım çemberi olarak gruplanmışlardır.. onları bazen harikulade ışık küreleri olarak ta deneyimleyebilirsin.. tek renk görebileceğin gibi, gökkuşağı gibide görebilirsin.. daima parlak, net, sevinç ve neşe veren huzurlu olanı sev..soluk ve belirsiz donuk renklerden uzaklaş.. bunların hepsi senin zihninin bilgi dolu himmet-hikmet daireleridir unutma!!

7 GÜN:   ölüyü almaya 6 ışık toplu halde gelir ve onu parlak ve soluk zıt halleri ile etkilemeye çalışır. KİŞİ KENDİ SAF IŞIĞINI YAKALADIĞI ANDA KURTULUR. .“Dairenin merkezinde, Bilginin sahibi, Dans üstadı Lotus, GÜL karmanın meyvelerini olgunlaştıran sahip, beş renkte ışımaktadırlar. İSİS’İN GÜLÜ, BRAHMAN’NIN LOTUS’U, BÛ-İ MUHAMMEDİ KOKUSU işte tam da burasıdır..
******
tefekküriyemize devam ediyoruz lütfen:

Evet ..her yaratım 6 safhadan olup,7. Gün tek bir gün kabul edildiğinden dolayı ;olayı haftanın 7 günü,7 nefs beden ışığı ile ve 4 ana unsura ait 4X4 =16 olmak üzere, AY'IN EVRELERİ OLARAK ANLADIM..  suya düşen tek bir damla 7 dalga açılıp ,tekrar huzurla 7 dalga içe dönerek ,geldiği noktaya döner.. ve her ne kadar yaşam kaynağı RA olan GÜNEŞ enerjisi kabul edilse de, AY yaratımda esastır..
 
tasavvufta iki yol vardır..biri aşk ehli içindir.aşk, en hızlı eren ama en acı çekilen yoldur.aşka ar ,namus ve hiç bir kanun sökmez  ..aşk ehli ,tüm idrak perdelerini hızla yırtabilir..ama aynı yolu ilim ve bilimle de yavaş yavaaaş, yavaaaaş yorulup acı çekmeden de gidebiliriz.. bu bir vergidir.. hangisi denk gelmişse kabul edilir.. sonuç hedeftir ve şaşmaz. 

tevhid elbisesi giymeyi ve her gördüğüne tevhid elbisesi giydirmeyi öğrenerek FARK’A GELEN KİŞİ İÇİN din ,dil,ırk ,kanunlar yoktur..tek bir idare, tek bir din ve tek bir yasa vardır…oda Tevhiddir. .tüm bu oluşumlar Kelime-i  Tevhid’de sırlıdır.. hepimiz,bilelim bilmeyelim  Kelime-i Tevhid cümlesinin içinde  yol alırız …



*islam tasavvufunda 4 ANA UNSUR’UN 4 ÖLÜMLE  çarmıha gerilip ÖLDÜRÜLMESİ: beyazkırmızı, siyah ve yeşil .... beyaz ölüm açlık demekmiş...kırmızı ölüme mevt-i camii de deniyormuş.. Arabi Hocaya göre bu ölüm daha fazla melamiyedekiler de görülüyormuş ve ölüm demek tövbe demekmiş.. yeşil ölüm yamalı giysilerle sembollenmiş..aynı tabiatın her daim değişen yeryüzü nebatatını simgeliyormuş bu yamalar..ve siyah ölüm..ezası= cefası fark etmeyen?!! ve sevenin sevdiğinde fena olmasıymış.(İsmail Hakkı Bursevi /Tamamü’l Feyz )



hülasa ; tüm bu idrakler bize simya ilmini de verir..madde de elementler kimya ile çözülür.. soyut manadaysa,  yanmak=ölüm=tevbe ile arınılıp, damıtılır.. kişinin kendi vehimlerinden sıyrılıp, yüklendiği emanet ilimleri  süze süze, aldığı yerlere tam vaktinde geri verişidir..kişiye bu işlemleri kendisinde simya-i kimya ettiren meslek erbabına ise mürşid yani simyacı denir..MİHENK TAŞI, TAŞLARIN DEĞERİNİ ÖLÇEN DE O’DUR..
nur cihan
13 kasım 2015
nuralem7@hotmail.com