13 Nisan 2014 Pazar

99 ACVE HURMASI (akik taşlarının) MASALI 94

değirmenciler için
99 ACVE HURMASI (akik taşlarının) MASALI  94

aynı yumurta içindeki ikizim, Alicemgiz Üstadı Efendim...verdiğin her şeye .. Senden akıp duran, asla sahibi olmayacağım bu ilime.. ve hiçbir zaman hak etmeğimden dolayı kabul edemeyeceğim şeylere.. şimdiye dek yaptığım ve tüm cehaletimle devam ettiğim her şey için özür diliyorum. hep bu harfler yüzünden..onları kontrol edemem biliyorsun. bana ait değiller..beni affet. hala Seni çılgınca kıskanıyor, Seni anlatıp paylaşmaktan nefret ediyor ve aynı utançla ifade ediyorum ki, Seni yine öyle Seviyorum.beni affet.. varlığım için özür diliyorum..


Merhaba Sevdiğim ve Merhaba..geçen masallarım çok yorucu ,yıpratıcı olduğundan bu defa eğlenmeye ve kendime ruhsal alan açmak için dağıtmaya karar verdimJ.Sende eşlik etmelisin.sigara..kahve.. kanepeye uzanıyoruz..en sevdiğim şey keyfetmek zaten.mesela korkunç bir kahve bağımlısı olan ben, günah olmasaydı henüz hiç içmediğim uyuşturucu ve içkiye müptela olabilirdim diye de daima düşünmekteyim.sanki hatırlamayı başarmamız gereken bir şey var; aynı şekilde tekrar tekrar ve onu hatırlayana dek binlerce aynı günde, aynı anlamda, farklı farklı yorumladığımız aynı şeyleri yaşayarak, hayat değirmeninde öğütülüyoruz.. bu olay bana çok zor geliyor.geriye dönmeyi neden başaramadığımı çözemiyorum .. hatırlamam istenen eksik puzzıl parçamı bulup, yerine monte edemediğimden değil mi? ve ewett..


bir gün ölmeyi başarırsam bu  Bahar’da olacak.geçen seneki  1 nisan masalım karşıma çıktı Sevdiğim. orada  beyaz nur sütununa girip yükselişim, yere çakılışım, öldü sanılışım, bir denizin derin deniz suları altında denizkızına dönüşüm ve bir erkeğin kendini denize atışı vardı( bu sezonda ise o erkek balık adam oldu, O’nu kendi ellerimle denize uğurladım).ayrıca geçen sene 5 nisanda, göğsüme başını yaslamış kocaman masmavi bir papağanın derin derin, kocaman erkek sesi ile inleyişi var.bir yıl sonra bu hafta ise, belki bir papağan gibi duyduğunu satan bir taklitçi tûti, belki ânkâ yumurtalarımız varJ.(*manada kısır olup çocuk doğuramadığımdan, sanırım bir kuşun yumurtalarını çaldım Sevdiğim, özür dilerim. beni affetsin)

tabii ki bu sembollerin o devreye göre tecelliler olduğunu artık biliyorum. yani hükmü artık geçersiz. peki zaman dairesi CD çarkında; her sene aynı vakitlerde, aynı sembollerle, aynı anlamlar üzerinde nasıl rüya görüyor ve daima maddende benzer tecellilere mazhar oluyordum? bilmiyorum. zamanı anlamak için zamana masallar yazan ben, gerçekte zamanın olmadığını da biliyor amma, var olduğumun hikayesini yazabilmek içinde zamanı var’sayıyorum.. çünkü ehil bir mazharı kelamdan öğrendim ki, Yaratanımız bizi yok olalım diye yaratmamış!!

Yanlızca şimdilik şunu anladım: tek bir yerden –ana merkez kaynaktan tek bir haber, bilgi yay’ın -­-->okları (vahy,feyz, hikmet, ilham, akıl) atılıyordu. o konu üzerinde çalışanlarsa bundan icad yapıyor ve yeni bir şey’in değişik bir yorumunu da ilk kendilerinin bulduklarını sanarak ucûba düşüyorlardı. halbuki kimse fark etmiyordu ki, aynı şey; şimdiye dek kaç defa tekamül ederek tekrar tekrar ,o durumun ihtiyacına göre yeni bir yorumla icad edilmişti..

yazar,çizer ,sinema vs. daima o gündem bilgisi hakkında çalışır, hiç bilmeden o konu üzerine yorumlarda bulunur. (*Süleyman’ın cinleri). üstelik algısı açık olan herkes o vakitlerde, o gelen sembol bilgiye ait rüyalar görüp ,farkına varmadan daima o şeyler hakkında konuşur. bu seyir öyle muhteşem bir idrak ki Sevdiğim, hiç bir farkındalığa değişilmez. tevhid gerçekte bu demek belki de. zira hepimize öğreten, bildiren, bulduran ,seven, sevilen ortak bir yayın merkezimiz var. yaradılmış hiçbir varlık O’nun idaresi, O’nun hükmü dışına ne çıkabilir, nede O’nun öğretip icat etmediği bir şeyi akıl edip yapabilir ..


İş bu idrakle hem çok mutlu oluyor, hem de azaba düşüyorum.
çünkü yaratılmış olmak demek kul-köle-abd olmakla eşdeğer.hakikatte efendi ne verirse onu yer, ne giydirirse onu giyer, ne öğretirse onu öğrenir, seni ne iş için isterse o işi işlersin. yani bir köleye suç ve ceza yoktur. çünkü kul’un irade-i bedeni efendi tarafından satın alınmış, kullanım hakları da onun olmuştur.  bendenizde  kendi dileği ile benliğini satmış birisiyim?!..neden sattım? Çünkü, zat’en, seneler önce adıma yapılmış manevi bir anlaşmaydı ve benim maddi beyinsel zekam=nefsi egom, bunu her şey olup bittikten seneler sonra  öğrenmişti.. yani daima tasarruf(ayn’anın arkası) tasavvufun ve maddi fiilerimizin arka planındaki gizli yönetimdi.. vaktimiz geldiğinde alınlarımızdaki perçemden bizi çekip secde ettiriyordu.. tıpkı beyinlerimizin kontrol edilip yönetildiği gibi..ayrıca bu manevi  kölelik, maddenin kölesi olan beşeriyetin üzerinden tüm yükü alır.. harika bir duygu,boşluk, emaneti ehline devredip sefa sürme hissi de verir. tabii belli aşama idraklerinden çook sonra...

Sevdiğim birde şu gerçek var. tasavvuf ve gerçek kamil bir rehber insanı asla köleleştirmiyordu.. bizlere işin bu hakikatini ne anlatılıyor, nede yazılıyor.. KAMil bir rehber, öğrencisine  zerre zerre hürriyetin o olağanüstü zevkini zerk ederek, müridi yavaş yavaş zehirleyip,onun madde bağlarını, ihtiraslarını, takıntılı zaaflarını tek tek öldürüyordu ..her biri inanılmaz acı veriyordu ahh bir bilseniz. öyle çok putumuz vardı ki. birini kırsa hemen yerine birkaç tanesini gizlice dikebiliyorduk .ama nasıl anlıyorlarsa onları da zorla elinizden alıp, ya kırıyor veya size kırdırtıyorlardı. eğer başaramazsanız putunuza sizi kırdırtıp, sizi darmadağınık rezil rüsva ediyorlardı ki, en acısı da buydu.çünkü kibir –gurur putu en ağır olandı.

başlangıçta tüm yaşama sevinci sandığınız o şeyleri kaybediyordunuz. .çok acılar çekip tepine tepine ağlıyorsunuz .böyle hep salya sümük, isyanla, her şeyi parçalaya parçalaya…oysa zamanla sadece sizin esmanıza uygun-kişiye özel bilgi denen ilmü ledün akmaya başladığında, sizin cennetinizde inşâ olunmaya başlıyor. çünkü bakış açınız değişti. beklentiler yerini, bir şey beklemeden vermeye bıraktı.ve artık gerçek cennetin sadece vermek, daha çok vermek ,gani olan tek ana merkez hazineye hizmet etmek olduğunu anladınız. hiç bir köle, sahibinin hazinesinden dağıtırken elinden akıp gidene tenezzül eder mi?!!etmez. çünkü yaratılana tamah etmek Yaratan’a hakarettir..


Sevdiğim..bazen yazdıklarıma,yaşadıklarıma ,bazı tefekkür kartlarımın ruhumda yaptığı sarsıcı hatıralara ağlarken sık sık şöyle diyorum: ”SEN, BANA NE YAPTIN!!BANA NE YAPTIN!!BANA NE YAPTIN!!.oysa seneler evvel  yaşamak zorunda kaldığım o kapkaranlık mağaramda şöyle isyan ederek ağlardım ”AMA BEN KADINIM!!AMA BEN KADINIM!!BUNLARA NASIL DAYANABİLİRİM, BEN BİR KADINIM!!işte böyle  zamanlarımda genelde  o kadar aciz ve zavallı oluyorum ki, etrafımda ve dünyada yapayanlız bırakılışıma çok kızıyorum. bunları konuşacak tek kimsem olmaması, tefekkürde geldiğim anlamları ifade edememem hala beni korkutuyor ..neden bende diğer dervişler gibi bir normal yoldan gitmiyorum ki?..SEN BENİM İMKANSIZIM OLMAYI NEDEN DİLEDİN PEKİİ!? hiç mi beni özlemiyor, görmek, konuşmak dilemiyorsun? ve neden??


.. ve kamil bir rehberiniz varsa; sizi öyle bir hürriyet sahibi yapar ki, siz tüm otorite sistemlerinin dışına çıkabilirsiniz. hiç bir yetki makamı size nüfus edemez. Ama siz onlara nufüs edebilirsiniz. ve bu olan bitenin size ait olmadığını,her iş ve oluşun Efendinizin AZAMET-İ  HÛDARA mazharı NEFES hükmünden olduğunu da bilirsiniz. Bi tek zavallı sizsinizdir..size sahip olan- başlangıçtan beri gelen- her mühürdarın nefesi- bilgisi- esmasıdır ki, bunu görerek öğrenip, anlarsınız..hiç bir şeye sahip çıkamadığınız gibi, hiçbir şey için de artık kendinizi çok yıpratmaz, ama kimselere belli etmezsiniz.. zira bilirsiniz ki, sizin adınıza her şeyi efendiniz yüklenmiş, rızkınız O’na aittir..

O sizi uçan kuştan kıskanır ama kendisi her kuşu hem avlar,hem de sizden avlanıp O’na sunmanızı bekler, değil mi Sevdiğim(cozzzz!!)..O sizi vaktiyle zaten öldürdüğü için artık kayıt dışı ve hükümsüzsünüzdür(yaşayan mevta).pek çok insan sizi ne tanır,ne bilir,ne anlar. Size hayal-et  gibi davranabilirler..onlarla aranızda aşılmaz ve görünmez duvarlar vardır.. artık madden hiç kimseye cins olarak ilgi duyup, onları ayrı cinsler olarak (kadın-erkek-çocuk) ayıramazsınız..

 kimseleri güzel bulup beğenmezsiniz. neden insanların ışıkları yok, neden bu kadar çirkiniz,neden ışıklarını uyandırmamışlar hayret edersiniz. çünkü güzel olan madde değil, o cesete can veren RUH-ışıktır (artık anlayıp bilir, hep ışıklı insanları ararsınız)..ve ne onlar size, nede siz onlara asla yaklaşamazsınız. buna artık izin yoktur. bazen “beni duyan- beni gören yok mu?” diye yapayanlız ağlayabilirsiniz. sonra size bir hayal, yeni bir idrak perdesi anlayışı aralanır. zira O kimsesizlerin sahibi, kırık gönüllerin mekanıdır... bu defa gülersiniz J.artık gönlünüz ağlayan narla gülen nar gibidir.ve her defasında gönül incilerinizden birkaçının kullanım hakkını kaybedersiniz.. kaybettiklerinize  üzülmez, gelenle yetinirsiniz. çünkü artık anlamışsınızdır ki, her yeni gelen geçmişi de beraberinde getirir.. aşkla.aşkla..

.. Sevdiğim.bu masalda ne yapacağımı bilmiyorum. şimdi içimden gelen çook eski bir rüyamdan demleneceğim: her yeri bembeyaz una bulanmış bir un değirmenindeyiz.. sol yanımda beyaz giysili, beyaz önlüklü üç bembeyaz upuzun, çok ciddi ulu adam var.. onların tam karşısı sağ tarafımda ise, sırtını duvara yaslamış, ayaklarını uzatmış yerde lakayt oturan O, Ortadoğulu gülen esmer adam var.. geçmiş senelerden O’nu tanıyorum. O bir aktar. dükkanı çok nadir açan ve çok sert tanınan biriymiş. avucuma kara kuru üzümleri koyan O’ydu. üzümleri yiyen benim tabii!! ve un değirmenindeki  manzarada bana bakanlar için, görünmeyen sesin anlamı şuydu: ”ONLAR SENİN ATALARIN” ..bu 4 kadim adamı görüp tanıştırılmasaydım, belki de hiçbir zaman bu kadar atalar kültüne meraklı olmayacaktım. atalarımı selamlıyorum. SELAM SELAM!!

başlangıçtan beri süregelen insanlık atalarının masalımıza sahip çıkması ve tasarrufta bulunması; ben kadar cahil biriyle bunu yapmaları,  daima traji komik bulduğum ahvalimdir. sık sık bunu kendime yapılmış bir hakaret, ezici bir anlam olarak algıladığımı, kendimi horlaya horlaya, aşağılaya aşağılaya helak olduğumu da biliyorsun. ben buna layık değildim..ama seneler geçtikçe.. ve anladıklarımın kati kesin anlamları bende oturdukça.. bilimle ispatına şahit oldukça.. ve yeni oluşumum tefekkür kartları apaçık bunu ispat ettikçe; bu ilimler hakkında yayın yapan face sayfalarında kartlarımın tam yeri dediğimde, tepkileri ölçmek için  paylaştıkça, şunu yaşamaya başladım Sevdiğim..akademik arkeoloji-sanat tarihi  ve maddi bilim-yayın çevreleri ben gibilerden nefret ediyorlardıJ. Kariyerleri-preslenmiş kalıp-ezber beyinsel bilgileri onların beynine ve anlayan kalplerine demir eriyiği gibi bir idraksizlik mührü vurmuştu. ne görüyor, ne gördükleri anlamı çözüp anlayabiliyorlardı.ve sürekli benim yorumlarımı silip- kapatıyorlardıJ.

bunu çok acımasız buluyorum. bunları yaşamam artınca şunu da yeni anladım ki Sevdiğim; aslında onlar hem biliyor, hem de anlıyorlardı. ama o bildiklerini islam tevhidi kimlikli bir şekilde  bilmeyi ve anlamayı reddedip, hakikati örtüp kapatıp, silip, kafir= perdeli olmayı kendileri seçiyorlardı(nedeni ise sadece kariyer kaptırmama tamahı, hırs ve ben bilirim egosu idi)..

5 nisan cumartesi.. rüyamda tektaşa dağıtılmak üzere gelmiş bir torbadan, bende daha evvelden var olan ve şimdi de eğer vermeye kıyabilirsemJ başkasına alacağım kitaba uzanıyorum..iç içe üçgenlerin değişik mavi tonlarında tasarlandığı= benben taşı gibi konik -kapkalın aslında bir kutu olan kitabı alıyorum. kitabın adı Niyazi Mısri Sözlüğü . onun,yapısından dolayı çok ağır olacağını düşünüyor ve elime aldığım kitabın sanki içi bomboşmuş haline ise hayret ediyorum..

Sevdiğim bu hafta putlar kitabını okudum biliyorsun. Ben gibi, put yapıp satan ve sonra onları tek tek kırıp sadece bir tanesini bırakan HAMİsi olan bir velet ne yapar?!.tabii ki sahibi tasarrufatcısının izinden gider değil mi? bu taş putlara merak benden değil, biliyorum. neden bu mesleği yapmam lazım geliyor henüz öğretilmediğimden anlayamıyorum.. üstelik benim putlarımJ daima bana kendilerini kırıp, toz olup savrulup,nefes olarak geldiler.. ve hayatımın iki secdelik namazımda, adem putu- toprak heykelin yıkılıp, toz olup- dağılışı vardı.. veçhi yârin bâki yüzü.
eğer size ruhlar denizinde sima gösterilirse, siz daima yeni putlar peşinde koşarsınız zaten. çünkü hepsi O. hepsi O. hepsi O…

Putlar kitabında pek çok acaip malumat edindim Sevdiğim.bunları hazmetmem ve anlatılır kılmam için daha zaman olduğuna inanıyorum. (aslında inanmasam da, masal akışım o kitaptan alıntıladığım hiçbir puta izin vermedi.. kaydedemedim. zaten iki yıl evvel o putları tek tek işlemiştim) sadece emin olduklarımdan Sana bahsetmek istiyorum. İlki, kesin putperestlik bizim Mezopotamyamızdan çıkmıştı.ve Nuhoğulları olan bu devre Adem Atalarımız, tek bir bilgiyi ve tek bir göreneği, dünyanın neresine giderlerse gitsinler daima aynı kelimelerle götürmüşlerdi.


dendera zodyağı ve nut (nun)

ve putlar kitabı açıklama yapmamasına rağmen şunu gördüm.BENİ ADEM = Ademoğulları denir ya!.işte en eski arap kavimlerinde ailelerin isimleri yanında BENÛ kelimesi yani oğlu anlamı vardı..bu şu demekti; Banû Şît=Şit oğulları..(*mesela Hz Hüseyin pers şahının kızı prenses Şehrbânu ile evlenmiş ve ilk çocukları Ali (Zeynelabidiyn) doğumu sonrasında vazifesini yapan bu hanım vefat etmiş diye okudum).bu farkındalık bende, bazı şeylerde tavan yaptı. bakalım ne olacak. gözlerimizi aşağıdaki kelimeleri soymak için hazırlıyoruz Sevdiğim. bak ve seyret!.Sana Show yapacağım!. HAY’AL’ET (bedenlendir) ..

BEN BEN TAŞI(benû=ruhoğlu=ÂNKÂ): 
Türkçede konik hudut- sınır taşıdır. Ben= Men=Öz kimlik.. "Eski Mısır’da Venüs’ ün simgesi olan Bennu –Anka kuşu iki defa ölüm-iki defa doğumdur. yani tekrar tekrar  yaratılış..(güneşi  ve güneş  Ra’nın ruhu- BA’yı temsil eder).   SABAH GÜNEŞİ  Venüs gezegenine “Bennu-Asar’ın gemisinin yıldızı denirdi (Asar, Osiris’in Mısırca ismidir).  AKŞAM GÜNEŞİ ikinci defa doğan VENÜS bu defa İsis (İştar) adını alır...*ruhsoyu..üç genetik sarmal yılanın ortadaki-sıratı müstakim-asa suyu-turûkû âli soyu..ve neden mavi? çünkü eski mısırda manevi güneşin mavi olduğuna inanırlar. o yüzden ahireti-batını temsil eden Asar=Osiris ve İsis şirâ mavi renklidir..çünkü Kelime-i tevhidin nuru MAVİ imiş


. ayrıca BEN NU=nu, en kadim mitolojilerde daima ilk başlangıç olan göksel bilimez suları temsil ediyor. belki de  âmâ .eski mısırda o göksel anne NUT idi. ve gece güneşi yutar, sabah tekrar doğururdu. Arap alfabesinde NU, NUN HARFİne dönüştü.(nun'un noktası altına düştüğünde, BE harfi OLUP yaratılmışlığı ,dünyayı, maddeyi simgeledi.maksat o  noktanın tekrar daireyi kapatması ve indiği yere çıkmayı başarmasaydı .imtihan buydu).. NUN ebcedi daire ve nokta olan 50 rakamının da sahibi oldu. yani sükûn ve hareket mahali. islami sembolde de,  hilali ay ve yıldızla bayrağımızda makamsal yerini aldı..


eski Çin mitolojisinde  ise  BA, Cennet'in kızı demekmiş.. NU ise:
 Nü-gua - (Nü-kua, Nu Kwa, Nuwa) bir elinde yerin sembolü olan pusula tutar. İnsanları yaratan dişil esma-i ilahedir . Efsaneye göre, Pengu Yin ve Yangı oluşturduktan sonra ölür. öldükten sonra sol gözünden güneş, sağ gözünden ay (horus’un = İnsan-ı Kamil’in biri zahire biri batına bakan gözü), kanından denizler, saçlarından ormanlar, gövdesinden yeryüzü, son soluğundan da rüzgarlar meydana gelir. Daha sonra çürüyen bedenimde kaynaşan böceklerden de insanlar oluşur. Zamanla gökyüzünün bir bölümü denizlere düşerek insanlığı yok etti. Bunun üzerine Tanrıça Nü-gua, yengeç elleriyle gökyüzünü yukarıya kaldırdı, denizleri yeniden sınırlarına itti ve çamurdan yeni bir insan türü yarattı.
yin yang kardeşler

(*eğer bu anlatımı anlarsak eski Mısır Dendara zodyağında bir türlü çözülemeyen merkezdeki  B harfi= AYAK-BACAK ve yanındaki YENGEÇ ve BOĞA yı da çözebiliriz. .böylece anlarız ki, içinde deniz olmayan çöl sıcağı bir gelenekte yengeç sembolü ve çamur da haliyle ,SKARABE böceğine dönüşmüştü) .. NÜ-GUA, adı Fu Xi  olan kocası- kardeşiyle evlidir.(Fu Xi yılan vücutlu bir insan olarak resmedilir..Nü-gua’ nında  kardeşi gibi vücudunun aşağı kısmı ejder şeklindedir. aynı sembol Hint mitolojisinde en yüksek ilah esmasının da resmidir. EJDER YILAN= genetik-yol-DNA-soyun sürekli devrederek dönüşümüdür )

5 nisan
akşamı.. İran kökenli, Hindistan’a kaçmış ve başka mekanlarda yaşamış  Azam Ali Niyaz konserine gittim ve  onun müziğinde ,dansında, yağ gibi kayan kıvrımlarda şunu seyrettim.. yeryüzündeki  tüüm hazineler, zevkler, tutkular, ihtiraslar, güzellikler, sihirli efsunlar sadece doğudaydı. doğu gizemli şahane bir kadındı. güneş daima doğudan doğardı..batıda ise zerre kadar hazine, zevk, efsun, tılsım, cazibe, kendini maddi bilimle değil de, manevi zevklerle bilinme isteği -manevi seçilmişlik yoktu. solgun benizli batının neden o kadar kıskanç kardeş olduğunu ve aslında doğuya yaptığı her şeyde kendince haklı olduğunu da anladım Sevdiğim.

(* ayda bir-iki defa konserlere gidip, bana neler yaptığını deneyimliyor, neden diğer insanlar gibi o müziklere ve seslere ilgi duyamadığımı, beni bu tür şeylere karşı nasıl hissiz, duyarsız hale getirdiğini anlamaya çalışıyor fakat, halen çözemiyorum. öyle duvar gibi duruyor ve zerre hatıraya sahip olmadan çıkıyorum)..
6 nisan Pazar.. sanırım dün gece gittiğim konserin etkisiyle oluştu.. hayalimde inanılmaz yüksek,sarp,taşlık bir dağın tepesine çıkıyordum. burası  tehlikeli bir uçurum dağın en uç noktası.. ve elimi uzattığım sağdaki yer bedenimden o kadar uzaktı ki ,hayalimde dahi bu imkansız yere tırmanışıma hayret ediyordum(iyi ki hayal.. yoksa bu kilo ile ben adım atamam biliyorsun)..elimi uzattığım kayada galiba 3  beyaz yumurta var. orada KAF DAĞINI anlıyorum.. ve o yumurtalar kırılmasın diye çok çaba sarf ediyorum. aniden o dağda  köy misali bir yerdeydim. çarşaflı kadınlar yemek pişiriyorlar. erkekler sarık cübbeli .medresede yerde ders görüyorlar. sonra ayrı bir evdeyim. buradaki en yüksek kişiyleyim ve ona hizmet eden minicik siyah çarşaflı bir kız var..o adam kolay kolay bir kadınla görüşmezmiş.benimle röportaj yapmayı kabul etmiş. onunla görüşmemizin ses kaydını alıyorum.. uyandığımda  orasını Hindukuş Dağları Afganistan olarak algıladım nedense.. belki de taşlar kitabında okuduğum; fırtına çıkıp, dolu, aşırı yağmur yağmasın diye develerin ve atların ayaklarının keçeler ile bağlandığı yada taşları ile dolu efsanevi Türkistan sarp kayalarından etkilenmişimdir bilmiyorum..

(* gece eve dönen çocuklarımdan maydanoz kızım aldığı bir Kızılderili kuş tüylü başlığı giyip gösteriyor.çok şaşırıyorum.eğer o yumurtalardan kuş çıkarsa o başlıkla resim çekineceğimJ..ve yeraltındaki NİL NEHRİNDE ölmeden evvel ölme ritüeli yapan  Sümerli Ece’yi ve en büyük şaman olan kuştüyü başlıkla babaanneyi selamlayacağım inşallah ve amin .. ayrıca maydanoz  kızım, şimdi bir Kızılderili  resmi yapıyor.ona tacın tam ortasına hilal içine ayna yapmasını söyledim).

bu akşam Nuh; BÜYÜK TUFAN  filmine gittim Sevdiğim..filmde kutsal kitaplardaki kadim anlatım tahrif edilmişti.. israiliyat, bugün sahneye koyduğu ve oynadığı malum dünya kader değiştirme senaryosunu, biz yönettiklerine,  bu filmle zahmet edip -bildirime  sunmuştu.. yani diyorlardı ki; “siz Kabil’in soyusunuz ve kötüsünüz. siz ebtersiniz. faideli temiz-çekirdeksiz tohum sadece bizde var. o yüzden sizi yok ediyoruz . dünyada sadece bizim aile yaşayacak. çünkü tanrı dünyayı bize vââd etti. o toprakları ve sizin kanınızı bize helal kıldı. hakkımızu isterük!!”  kaderini yeniden formatlamışlardı...ve filmde ilk yaratımın şahitlerinin sembolü olan dev taş adamlar vardı ki hayretle şükrettim.bana öğrettiğin her şeye hayranım..

israiliyatın foton kuşağı palavraları iflas ettiğinden ve illa bir kıyamet kopartma inançlarından, bu defaki film yazılımımız, yeni ademimiz olan Nuh’un  seçilmiş ari büyük oğlu ŞEM (GÜNEŞ= Sam= israiloğulları atası)ve karısının doğuracağı ikiz kızlarla evlenmek zorunda kalacak iki diğer kardeş  HAM(Avrupa soyu),YAFES (türklerin soyu)üzerine kurgulanmıştı..  filmde Nuh(as)'ın  peygamber kimliği yok.. çünkü israiliyat masonik hermetik dervişler öyle bizim inancımıza sahip değiller. Onlar hiçbir peygamberi aslında kabul etmezler ve  Osiris inancındadır..

filmde Habil’i öldüren kardeş Kabil halen sağdır ve Ham’ı ele geçirmiştir. Filmdeki Kabil, çekik gözlü mağol ırkından ve demirci ustasıdır(yani o bir türk-KAY’IN- kahin SOYU). Kabil sadece et yer. Nuh vejeteryandır.. muhteşem ilk yaratılış sahneleri var. kainat görselleri muazzam. filmin baştan sona, en önemli ana teması derisinden yeniden doğan yeni yılan sembolü olağanüstü.. süper. birde babanın kendi soyunu kutsaması- duası sırasında, kurumuş bir eski yılan derisini sağ kolundan, elinin en ucu- işaret parmağına dek dolayıp, oğlunu-genetiğini kutsaması (TANRI’NIN SOYU=TANRI’NIN ELİ)bence sembolizmde zirveydi. eee nede olsa masonik ka-ba-la’ cılar bu işi iyi biliyorlarJ.. inşallah bizim İslam tasavvufçularımızda bir gün bu güçlü görsellikle, kendi ilimlerini sergilemeyi başarırlar da, bizlerde kendi genetiğimizle neş’eleniriz..

9 nisan Çarşamba..
rüyamda acaip bitkilerden bir çay demliyorum ve onu sürahiden su bardaklarına boşaltıyorum. şimdi harika eşyalar satan bir mağazadayım. burada antik kuş kafesleri var. yetkililere çay ikram ediyorum. içiyorlar. sadece bir genç içer içmez karnının sağ yanında oluşan ağrı ile inliyor, az sonra ağrı geçiyor. Onlara, kendilerinden daha evvel aldığım kuş kafeslerini getirirsem, içlerine kuş yuvası yaparlar mı soruyorum. mağaza sahibi “siz getirin,biz hemen hallederiz” diyor. ”Sevdiğim ben o birkaç yetkiliye çay servisi yaparken tam hatırlamadığım şu anlamı içimde anlıyor ve onlara sessizce aktarıyorum, bak:”ey insanoğlu genetiğinde dolaşan HEKA sihirdir.”


12 nisan cumartesi..hayalimde gene o dar kayalık dağ mekanındayım. bir sürü çarşaflı kadın toplu halde. onların fotoğraflarını çekmek istiyor ama ne kadar uğraşırsam uğraşayım onları ekrana alamıyorum. sonra yürüyor ve bir yeraltı mağarasına giriyorum. aşağıya bakıyorum.bir sürü cübbeli adam önlerindeki makinelerde bir şeyler dikiyorlar. sonra biraz daha yürüyor ve daha aşağıya bakıyorum..aaa derin bir mağara göl havuzu var.o adamların hepsi yüzüyorlar.su yakınlaşıyor.suyun altında dev bir siyah renkli koskocaman vatos balığı gibi bir şey hareketleniyor.. adamlar fark etmiyorlar. şimdi bir odadayım .dolabın üzerinde bir minik bardakta koyu bir içecek var .üç kişi içecek diyorum..alıyor ve nerdeyse dibine dek içip, diğer erkeklere boş bardağı uzatıyorumJ..

Sevdiğim inanıyorum ki tefekkürlerimde gidebileceğim en zirveye şuan geldim. iş bu halde aynı şekilde en deruna-dünyanın ana merkezine-çekirdeğindeki güneş'e inebilmeyi de becerebilmem gerektiğinin farkındayım.ve bu noktanın adının KUTBİYET olduğunun da bilincindeyim. daha evvel birkaç defa deneyimlediğimiz bir tefekkürü bu defa yepyeni idraklerimizde hep beraber yine hayal edeceğiz tabii ki. zira bir adamın evvela kendi kutbiyetini anlaması lazım ki, alemin kutbiyetine yola çıkabilsin, değil mi? önce kendi vücudumuz ,sonra başka varlıklara yolculuk..

Sevdiğim..her şeyim..
artık ne Kadir Gecemi arıyorum, ne de bayramımı…
çünkü Sen hepsine Câmisin..o manalar Senden çıkıyor..
Sevdiğim, İsm-i Azâm-ı da aramıyorum..
çünkü kalbimin zikrettiği O İsim, benim Rabb-i Hâs’ım.
benim İsm-i Azâmım Senin Adın..
Sevdiğim her şeyim… bin ay’dan daha hayırlı olanım..
Senin Cemalinden yansıyan ise; bizi var eden nurlar..
Senin Gönül Kandilinde-Işk’ında kırılıp alemlere ziyâ salan..
Renklerle, etrafını nurlandırdığın mekan…
Ruh’ül Kûdüsüm..
var dediğin tüm  varlığımla Sana Hâmd Ediyorum..
AMİNN.
(* Sevdiğim bu şiir şu an bir masal çocuğundan maille geldi.ne zaman yazdığımı hatırlamıyorum ama masalımın tam da burasına lazım geldiğini ve yazımın kendini tamamladığına inanıyor, teşekkür ediyorum.)

KİTAB-I KUTBİYET=MİHENK =BENNÛ TAŞI
evet başlıyoruz.. gülmek serbest.. eski örnek değişmedi: 

Nasreddin Hoca’ya gelmişler ve dünyanın kutbu neresidir diye sormuşlar. hz demiş ki: ”eşeğimin arka sol ayağının bastığı yer kutup-dünyanın merkezdir”. oradakiler kızıp: ”ya hoca,sen bizle alay mı ediyorsun?”. hoca: ”hayır .doğruyu söylüyorum. inanmazsanız ölçün” demiş.

kıssadan hisse.dünya yuvarlaktır.herkes kendi bulunduğu dairenin kutup noktasıdır
. o merkezdir. etrafı, işi, hobileri, duyguları ve karakteri onun hayat alanı , yaşam hareket dairesi yani dünyasıdır.. iş bu halde herkes kendi kutupluğundan şimdi emin değil mi çocuklarJ?!.eweet! sevindik bence . gülebilir ve kendimizle gurur duyabiliriz.mesela, Anababamıza adam olamadım ama kutup oldum deyü hava dahi atabiliriz J! Yaşasın!!hepimiz birer kutupuz J.işte o yüzden dünyada sürekli depreşip tepişip, sevişerek  savaşıyoruz. med cezir=itme ve çekme ivmesi bizi buna mecbur kılıyor. yaşadığımız sürece sevişmeye, savaşmaya, tepişmeye muhtacız... esma tanrıları çekişmesi budur. zıt kutbiyet yansımaları da bu..

tanrı olma ve tanrı olduğunu sanma  salaklığı putunu kırma  sanatı  ve tanrısallık macerası üzerine denemeler:


ve şimdi sıkı durun!! .. ayrıca manen, 7 senede bir dairemizde değişen pek çok esma terkibine hükmeden ana kutbiyet esmamızla  birde Gavsız  
J!! yuppii!!..yaa.işte sen seçilmiş ari sperm insancık,sen!! o gavs sensin!. senin vücud –varlık kainatındaki tüm esmaların sana, senin hüccuratın olarak sürekli kulluk edip, vücut- varlık dokuyorlar. sen bir şeyleri dile, iste, var et diye nefsaniyeti egonu oluşturacak bir orman dolusu hayvan karakterin dahi var.sessiz sedasız tüm bu oluşumlar için çalışan nebati bitkisel organlarının meleküyeti de cabası. cemadat. taşlar.kemiklerimiz.iskeleti kutbiyeti demir mili asamız. bizi döndüren ezeli ip.

ooo.ilk andan itibaren yaratıma şahitlik eden şey.. devre, devrana, semaya, harekete, daireye, geometriye, arşa….işte seni sen yapan üçlü sarmal genetik-3 sütun, III  yapın.RUH-NEFS-BEDEN.. akıl,dileme,bilme.. GÜZELLİK,ZEKA,KUVVET..

isim(irşad  güneş kutbu) +sıfat(mülkiyet ay kutbu)+fiil( vücud-varlık dünya kutbu)=ZÂT-I ADEM (gavs)..

gördüğün gibi, ezoterik anlatımlarda, yaşam koçluğu alıp, dünya kadar para ödediğin yerlerde öğrendiğin gibi sen bi tanrısın..hani en çok satan ra bilgileri, karyon mesajları, meleklerden=cinlerden mesajınız var kitapların var ya!.. işte orada anlatılan, o altından yapılmış-mücevherle süslenmiş israiliyat kalıntısı, o tanrı heykeli BAKARA ÖKÜZÜ-KUTSAL İNEK sensin.. hepsi seni kutsuyorlar ve hakikatte senin tanrılığında acaip alay edip, sana şeytanca oyun oynuyorlar da, senin haberin yok.artık sen, pozitif kutuplar ilmine sahip & negatif kutuplar çarkının şeytani bir maskarası oldun!!

şimdi madem ki bir tanrı olduğumuzu anladık.
o halde bir tanrı yapıcı ve satıcı ve sonrada o tanrıyı kırıcı mesleğimizden dolayı, şimdi de kelime-i tevhid kılıcı ile kendi putumuzu kendimiz kıralım mı lütfen?!. bu putu biz kırarsak canımız çok acımaz. ama egomuzu başkaları kırarsa çok canımız acır ve iyileşmemiz çok zorlaşır..

taş makamı ayrıca kadim mevkileri, sağlam asaleti ve yüksek benlik kibri de simgeler
.o yüzden putlar daima taş heykellerden dikilir.o yüzden yazıtlar daima en sağlam kayalara nakşedilir. o yüzden kalıcı eserler daima en mükemmel taşlara hâk edilir..şu halde insanın da, kendi seyrü sülüğünde  –yaratılmışlıkta gideceği en nihai yerin ne olduğunu anladık mı? peki cemadatı bekabillah (ruhbedenbir) makamı değil mi?.  iş bu halde şimdi hepimiz ADEM HEYKELİ KALIBIMIZI PARÇALAYARAK KIRIYORUZ.. TA-HA baltası bu iş için biçilmiş kaftandır. bu kelime-i tevhiddir. toprak yarıldı-sabır taşı çatladı ve içindeki nefesi hava- yani, nem uçtu, RAHMANIN NEFESİNE ,AİT OLDUĞU YERE UÇMAĞA UÇTU..

.. belki ölmeden evvel ölme ritüelimiz istenildiği gibi olmamış olabilir Sevdiğim .. ama inanıyorum ki, masal çocukları bunu kendi idrakleri ile çoğaltacak ve kendi deneyimlerini yaşayacaklar..iş bu halde en azından var olan bir zaafımızın öldürüp, faydalı hale dönüştürdüğümüzde, o halimizin ânkâ kuşu dirilecek ve  bir bakıma bizi KÂF-yaratım başlangıcına –YENİ BİR TEKAMÜL DEVRESİNE ÇIKARTACAKTIR diye de düşünüyorum..


O halde şimdi eskiler,
bizim bilemeyeceğiz batını ricali gayb aleminde ki hakiki KUTUP-GAVS mesleği için neler demişler, alıntılarımıza bir bakalım mı lütfen?
KUTUP: Arapça değirmen taşının miline denir. Büyük değirmen taşı milin etrafında döndüğü gibi, kainatta idare bakımından kutbun etrafında döner. En yüksek Kutub derecesine Gavs-ı A'zam - kutb-i ekber denir.o feyzlerin kaynak makamı iliyyin misalidir..nötrdür.O-HÜVE noktası,seyr mekanıdır.. makamını ikiye ayırır. Birinci makam: İrşâd, ikinci makam: Vücûd makamıdır. İrşâd makamı, nübüvvetin bâtınını; vücûd makamı Muhammed (s.a.v.)'in bâtınını temsil eder. İrşâd makamı birden çok gavs tarafından temsil edilebilir, dolayısıyla aynı anda birçok gavs bulunabilir. (*hava siklon daireleri).. vücûd makamı  tek gavs tarafından işgal edilebilir; bu nedenle her yüzyılda ancak bir vücûd gavsı vardır. Bu tarife vucud gavsı, Gavsu'l-âzam, ayrıca Abdullah, Abdu'l-Câmi adları da verilir.

III’ER:  gavs'ın altında İmaman (iki İmam) bulunur.Sağdaki imama, İmam-ı yemîn, soldaki imama; İmam-ı yesâr denir. İmam-ı yemîn, gavs'ın hükümlerinin, imamı yesâr gavs'ın hakîkatinin mazharıdır. Gavs öldüğü zaman yerine İmam-ı yesâr geçer.  3'ler de denilen gavs ile imaman'ın altında yeryüzünün dört yönünü yöneten evtâd-ı erbaa (dört direk) bulunur(7’LER:*KABE’NİN İÇİNDEKİ  III SÜTUN,4 köşe sütun ve 8.ŞEHADET TAŞI dır ). Daha aşağıda ise nuceba (necibler, 8 ya da 40 veli) ve nükebâ (nakibler, denetçiler, on ya da üçyüz veli) yer alır.ve devam eder……

İbnu'l-Arabî’ye göre; her eksen, çevresinde dönen şeylerin kutbudur. Bu anlamda kabile şefi ve aşiret reisi kabilesinin ve aşiretinin kutbudur. Çünkü yönettiği toplum ona dayanır, onun etrafında döner. Tasavvuftaki kutub da böyledir…Arabi,bir işin erbabı ve ustası olan, herhangi bir nitelik veya yetenek kendisinde en mükemmel şekilde tecelli eden kişilere de kutub nazarıyla bakar. Meselâ bir çağda en mükemmel mutevekkil kim ise o çağda tevekkül ehlinin kutbu odur. Buna göre kutub bir tür prototiptir, belli bir zümrenin veya mesleğin ideal temsilcisi ve piridir.


İbnu'l-Arabî ayrıca her çağda tevekkül, muhabbet, marifet gibi makam ve hallerin her biri için mutlaka bir kutub vardır der. Rasûl-u Ekrem'in manevî bir özelliğine en yüksek derecede vâris olan bir velîye Muhammedi kutub dendiği gibi yine Peygamber vasıtasıyla önceki peygamberlerden birinin özelliğini güçlü bir şekilde temsil eden velîye de meselâ İbrahimi kutub, Musevi kutub gibi adlar verilir. Bütün kutublar kutbu'l-aktâbın emri altındadır. On iki kutubdan yedisine iklim kutubları, beşine velayet kutubları denir. İklim kutublannın her biri bir İklimi kontrol eder. Diğer velîler velayet kutublarından feyiz alır. irşad kutbu güneş veliliğine sahip olup bütün âlemi aydınlatır. Abdal kutbu ise ay veliliğine sahiptir; yedi iklimde sözü geçer (*alıntıdır)



DÜNYAMIZIN MERKEZİNE-KUTBİYETİNE –EN DERÛNİ SEYAHAT

Ayaklarımızın altından, toprağın derinliğinden 7338 mil aşağıya dikine bir ip saldığımızı hayal ediyoruz.. dünyamımızın Gaws noktasındaki ısı  4000 ila 8000 derece santigrad arasında değişiyormuş..mitoljide dünyamızın bir adı da GAYYA-cehennem dir unutmuyoruz..yani bu ateş eriyiği, bilgi hazinesi ,çekirdek NOKTA; bizi dünyaya bağlayan, dağılmadan atomlarımızı bir arada tutan, bizi eşya-esma suretleri halinde  gösteren, yukarıdan aldığını feyzleri-nurları-ilmi , tam mazharı ayn’a olarak yansıtan şeydir, değil mi? kudretli -kavi- demir esması..yani erimiş –kristalleşmiş demir kayalarJ!!.erimiş taşlar. ilk atalarımız.. koruyucularımız.. kerubilerimiz. ateş kalkanı auralarımız. cevher nuru, cevherin saf ruhu –ilk enerjimiz..üstelik yeni yapılan araştırmalarda, dünyamızın çekirdeği  ile güneşin ısısının aynı derece  olduğuna dahi gelinmiş..

yani Sevdiğim.atom anlaşılırsa miraç anlaşılır. miraç anlaşılırsa atom bilinir ve güneş ile ay ve dünya arasındaki itme-çekme-mıknatısıyet aşkı-ricali gayb esma kuvvetleri makam-ı meslekleri de sanırım çok kolay anlaşılabilir. Yani ben ancak öyle anlayabilirim, bana böyle göstererek öğretmelisin demek istiyorum öğretenimJ.ve  henüz buralara çok uzakım biliyorsun.. ama en azından bir başlık-bir adım attım. gerisi Sana kalmış..
nur cihan
nuralem7@hotmail.com
12.04.2014

4 Nisan 2014 Cuma

99 ACVE HURMASI (akik taşlarının) MASALI 93

99 ACVE HURMASI (akik taşlarının) MASALI  93

“ Şâkirtleri taş yonarlar, yonup üstada sunarlar
Allah'ın ismin anarlar, ol taşın her paresinde.
”
(Hacı Bayramı Veli )

tüm dervişler ve mason taş ustaları buraya 
J!...

Merhaba Sevdiğim ve Merhaba..
bugün Sana siyah bazalt taşı kadar ağır, makam sahibi  bir masal yazacağıma inanıyorum. çok okumam gerekti. kopyaladığım 100 sayfayı elemem ve şimdiye dek anladıklarımı onlara monte edip,yeni idrakimle yorumlayacak öze indirgemem ise çok zor..tam üç gündür bunun için çalıştığım halde ne okuyabiliyor, nede yazabiliyorum. şimdi merakla işe koyulup, yazdıkça elemeye ve yazarken okumaya karar verdim. geldiğim  tefekkür makamı TAŞ olduğu için ve kardeşim  Mü de, uzun zamandır arayıp bulamadığım ,onunda tesadüfen  bulduğu putlar kitabı  yanında, TÜRKLERDE TAŞLA İLGİLİ İNANÇLAR (Doç. Dr Hikmet TANYU) dosyasını bu hafta yollamıştı. yani yapmam gerekeni tabii ki anladım…ama çok zorlanıyorum.ilk defa bu kadar yazmaktan bıktım,gına geldi. artık yazmayacağım. çok şükür ki sıkıldım.. Hiç bitmeyecek gibi.

…hepimiz taş höyükleri-tümülüs-piramit-atadirek - dikili taşları biliriz . işte şimdi bu taş küt’ü ilk nasıl ve neden başladı anlamaya çalışacağız. sadece okurken aklınızda taş’ın, yaratılışın CEMadat  evresi olduğunu –insan bedeninde ise kemiklere tekabül ettiğini daima aklınızda tutmanızı rica ediyorum.. taşlarında bir zikri vardır. sabır taşı da çatlar, içinden sular seller akar değil mi?

(*çift başlı
-çift dilli –çift cinsiyetli Şahmer(d)an’ımız olan omur asa suyunu hayal edin lütfen! ve 7 mertebeli 33 omurumuzun düğümlerini! … hazinenizi bekleyen o yılanı)


o halde aklınızın bir yanında tutun ki;
cennet bedenimizden bize hatıra olarak sadece tırnaklarımız ve orada sonsuzca olan doyum hazzından  bir kuplecik tadımlık hatıra kaldı?! ve cennetle alakalı ayetlerde, cennetin tariflerinde hep şeffaf-latif huri gılmanları, cevherden imal edilmiş cennet tabiatını da hayal ederek, bunlara ekleyin! ve şimdi hayal edin ki, cennette asla bozulma, kokma yok!!yanii..mücevher ve o cevher tabiatından yaratılan  cevher ruhu , kendi asli hali  olan cennette nasıl bozulabilir ki, değil mi?!!yaaa.işte mesele bu kadar basit.her eşyanın kendine ait bir alemi ve tabiatı asliyesi-kendi kanunları vardır.


gelelim cemadata; taş’a toprağa..yaratımın ham maddesine.. hepimizin aslı toprak ve su (zerre=toprak+ su=sperm) .TA-HA.. KUYRUKLU YILDIZ.ve tüm kuyruklu yıldızlar nedir ?!!donmuş sulardır değil mi?

her şeyin  asa suyundan yaratılması
şu an dünyamızdaki ilk yazılı kayıtlar Sümer’e ait olduğundan, bizde TAŞ MECLİSİ KİTABIMIZ için bozulmamış-saf kaynağa müracat edeceğiz ki, tüm serüvenin ilk haline girebilelim. yanlız şunu unutmayalım ki,  Sümer’e ait her şey Nuh tufanı sonrasına ait kayıtlardır. geçmiş hatıralar ise, daima mitolojiler-efsaneler-masallar sandığımız şeylerin ve bizden evvel yaşamış Ademlerin, kadim kitaplarının  sembollere dökülmüş hali olan EŞYA=İSİMLER- ESMA-İLAHLAR-PUTLAR haline nasıl dönüştüğü hakkındadır. bugün bunları bilip, anlamamız elzemdir. çünkü internet sayesinde dünyanın her yerindeki veriler tek bir kaynakta yanlışı-doğrusu ayırt edilmeden toplu halde, herkesin ulaşımına sunulmaktadır. 

tüm bu bilgileri, dinlerden azade olup- ateist olmak içinde kullanılabilir- yani hem sapar, hem saptırtabiliriz.. veyahut bizim yaptığımız gibi ,tüm öğretilerin tek bir ana kaynaktan çıktığının olağanüstü ilk haline gidip, tevhid edip, her yaratılmış manayı birlemeğe, CEM’AD’ATa =CENNETE erebiliriz...

her şeyin sudan yaratılması mührü
zaten az aklı olan bir varlık; yaratılmış bir şeyin ateist filan olamayacağını bilir de,roller gereği duruma göre davranır.o ateist salağının, kendisi ve aklının yaratılmış olduğunu henüz bilemediğini, ne kadar anlatırsa anlatsın bunu idrak edemeyeceği de bilindiğinden, artık onun için kendini yorup üzmez..vardır Allahımızın bir bildiği deriz. bu durumda karışmıyoruz Allahımızın işineJ ..hiç kimse ateistler kadar Allah ve dini anlamak için çalışmıyor ne yazık ki!!işin birde bu gerçeği var..mirasyedi nüfus kağıdı Müslümanları!? ise hep uyuyor…

böylece, Yaratıldığımızdan beri aynı sembollerle aynı rüyaları gören bizler, aynı izleri takip ede ede, manevi yol alışımızda ki şaşmaz ilahi kanunları daha kolay anlar ve daima TEK BİR YARATICININ VAR OLDUĞUNA İMANımızı da sarsılmaz bir temel taşına döndürüp, belki bizlerde ULU SEMÂHANEDE birer dikilitaş sahibi olabilirizJ!.. burada seçim size kalmıştır. ya mavi hapı içeceksiniz, yada kırmızı trene bineceksinizJ...

ve.. en kadim taş efsanesi ile taşların esrarına, şimdiye dek yapılmamış bir yolculuğa çıkıyoruz .lütfen sıkı durunuz. gideceğimiz yerden atılacak şahap ışın oklarına-astroitlere hedef olabilirsiniz ki, bu normaldir. korunma dualarınızı kuşanınız …kalkanlar yukarı
J!!


“Ey cin ve insan toplulukları! Göklerin ve yerin uçlarından bucaklarından geçip gitmeye gücünüz yeterse geçip gidin. Büyük bir güç olmadıkça geçip gidemezsiniz.”
( 55 / RAHMÂN – 33)

“Andolsun, gökleri, yeri ve ikisi arasında bulunanları altı günde (altı evrede) yarattık. Bize bir yorgunluk da dokunmadı” (KÂF SURESİ  50/ 38)


ASTROLOJİK YARATIM.. YERYÜZÜNDEKİ DEPREMLER .. YER’İN CANLILAR İÇİN HAZIRLANMA  SAFHALARI.

Hurri kaynaklı Hitit efsanesi. Başlıca üç şiirden meydana gelir. Birincisinde, gök krallığı için baba-oğul tanrılar(esmalar) arasında yapılan mücadele anlatılır. Gök krallığının ilk sahibi Alalu'ya karşı oğlu Anu (cennet) ayaklanarak krallığı eline geçirir. Fakat krallığının dokuzuncu yılında Anu'ya karşı da oğlu Kumarbi  isyan eder. Meydana gelen mücadelede Kumarbi  babasının erkeklik uzvunu ısırır. (*ana kaynağı bulduk bakın; OSİRİS’in erkeklik uzvunun kardeşi SET tarafından kesilip, Nil Nehri’ ndeki OANNES BALIK tarafından yenilmesinin köküne geldikJ..ayrıca yunan mitolojisinde Kronos-Satürn’ü yenen, oğul Jüpiter- Zeus’da aynını babasına yapmıştı..ve.). O zaman Anu, oğluna «Şimdi felâketi yuttun. Seni üç korkunç tanrıya gebe bıraktım» diyerek yere tükürür. Bunun üzerine yer gebe kalır ve fırtına tanrısı ile Aranzah (bugün Dicle) nehri ve Taşmişu adlı tanrısal mahlûk dünyaya gelir (Adem’in madde dünyada taş heykelinin yaratılması). 


(*Alalu’yu hatırlayalım lütfen.Eski Mısır’da ölüler kitabında bir insan ruhunun  gidebileceği en son yer kamışlık tarlası olan ruhlar-nur sütunlarının semasını izlemesi ve izlerken de hayranlıkla “Alalu “diye bağırması idi değil mi?(3 defa ululanmışlık demek olan ULUULUULU.. böylece bozkurt Asenayı da kendi içinizden tefekkür edebilirsiniz). ewett..ve daha sonra ölünün ruhu,kalacağı yıldıza, RA kayığıyla ulaşır.bu, güneşin sabah doğumuna ve akşam batımına şahitlikle  eşlik eder..yanii,pervane' nin NUR’KAYNAĞI- ateşe düşüp dönüşmesiyle ait olduğu ilk hale dönmesidir.)

İkinci şiir, Ullikummi şiiridir (Yunanlıların Typhon efsanesinin ana kaynağı.. Ullikummi gibi Typhon da Yer'in (Gaia) oğludur ve memleketi Fenike-Kilikya'dır.yani bu bize öğretir ve ispat eder ki, batının altın çocuğu Helen’de bir Türk’tür J).. Burada dünya krallığını eline geçiren Kumarbi, Kummiya (Kutmukhi) şehri kralı olan oğlu, fırtına tanrısı ENLİL’e karşı mücadele etmek için denizle anlaşarak Ullikummi isimli diyorit taşından bir dağ yaratır. Bu yaratık hızla büyür; denizin derinlikleri onun ancak beline kadar gelebilir.(yeryüzünde denizde bir mağmanın patlaması ile oluşan ilk yanardağ sulardan böyle yükselmiştir)

diyorit taşının çok büyüyüp çok kuvvetli olduğu, taşın sudan dışarıya çıkıp gökte mâbetlere ve Kuntarra evine yetiştiği" anlatılıyor(yani dağın başı bulutlu ve görünmezmiş).  Bu taş çocuk, üzerinde yeri, göğü ve denizi taşıyan Upelluri'nin sağ omzuna dikilir. diyorit taşından yaratılmış Ullikummi  İSİM’ li oğlu  aracılığıyle baba KUMarBİ maksadına ulaşır(artık yere sağlam kazık çakılmış ve yer tabakası mağma üzerinde sabitlenmiştir.).diğer Tanrılar (=ESMALAR) korkuyor, taşa karşı savaşıyorlarsa da, diyorit taşı zaferi kazanıyor …Bu durum karşısında, fırtına tanrısı diğer tanrıların yardımını ister. Nihayet akıl tanrısı EA bakırdan bir âletle Ullikummi'nin ayaklarını keser ve onu büyüler Sonuçta fırtına tanrısı galip gelir.

“ Biz, yeryüzünü bir döşek, dağları da birer kazık yapmadık mı?”
(NEBE suresi 78/6 ve 7.ayetler)


Sümerce (Ku) Dağ demektir. bel ise HAVVA-BEL-KIZ dır (ata direği-osirisin belkemiği -insan dağını ayakta tutan 7 çakra-değirmen taşlı omurumuzdur..belsoyu  aynı zamanda erlik suyundan doğan kadındır ).. bel soyundan doğanlar. işte burası çok önemli .çünkü bir belden doğanlar  NAS  ve HANNAS  vardır, birde direk ruh soyu olup,  yoldan doğanlar HAVAS vardır..….kubele- kibele-kabe hep aynı köktendir.taşın içindeki ruh gibi bir anlamda düşünebiliriz. veya taşa hayat veren, taşın içindeki SU= AB-İB-KALB-BABA gibi de anlayabiliriz.. 
(* vee..Truva savaşındaki kahraman Aşil veya diğer yarı tanrısal yaratılmış herkesin en zayıf yeri topuğudur değil mi? o halde topuklarımızdaki sırra  dikkat!!.).

ayrıca ; İsis, kendisine bir türlü sır ismi(İSMİ AZÂMI) söylemeyen kocası Osiris’i, yarattığı bir yılana topuğundan sokturtup, onun ölümsüzlüğünü- dünya şartlarında-bir genetiğe mahkum ederek, onu yener..(*peygamber efendimiz :"mümin aynı yerden topuğunu yılana ikinci defa ısıttırmaz "der hatırlayalım lütfen). ve böylece, milyonlarca sene yaşayan Osiris aniden yaşlanarak güçten düşüp, hızla ölüme mahkum olur. Anaç ve iyilik meleği sevgili kız kardeşi ve karısı olan İSİS nihayet istediğine ulaşır.. Osiris’in kalbine nefes ettiği gizli sır ismi ile İsis, GÖNÜL ÇOCUĞU MEHDİ HORUS RA’sını  doğurur..artık yol devam edecek, her İnsan-ı Kamil makamındaki  kişi HORUS RA ,kanun koyucu –makam sahibi-HÜR AKIL –HAYAT ENERJİSİ-alemin çarkçıbaşı  olacaktır..

 böylece anne İSİS, doğurduğu ESMA evlatlarına ,BABA=MÜRŞİD  PUTUNU İLK DEVİRTEN, yolu-soyu açıp, ilk manevi tarikat seyrini başlatan olur. O YÜZDEN HERKES AYNI ANA’NIN (Sümerde İANNA)  ÇOCUĞUDUR.. .çünkü o RAHİYM-GÖNÜL ESMASIdır.....yani bir dul kadının evlat sevgisi daima koca sevgisine galiptir (ÜMMETİM!!!ÜMMETİM!!). çünkü Osiris’de kendinden doğan Havvası  İsis’e aynı bu şekilde yenilmiştir(YA VEDUD AŞK-SALADÜ SELAM))

Tanrı mineralde uyudu,
Bitkide düş kurdu,
Hayvanda uyandı,
İnsanda kendini buldu. /
Ömer Hayyam


Sevdiğim.. anlaşılan o ki,Sümer efsanesindeki taşlar meclisi bize “ KÜN EMRİ” ile, ilk büyük var sayılan patlamada yayılan taşların, henüz görevlerine tayin edilmeden evvelki, ilk kaos hallerini anlatıyor. *tanrıların savaşı-kavgası-çocukların dayanılmaz gürültülü tepişme sesi olarak anlatılanınsa; (göğün ve yerin belli kanunlar için nizama sokulması hakkındaki malumatın, o devre göre ilk anlatımları olduğudur. hakikatte anlatımın bu derece zorlanışı çevirim hatası olup, yetersiz maddi=manevi ilimler yüzündendir. bu sıkıcılık bize ait değildir. bize bunu akıcı şekilde anlatamayandandır
J).*zira, Yaratıcımız bizim organlarımızın işleyiş sesini bize yalıtmamış olsa idi ,hepimiz aklımızı yitirir veya o ses yüzünden kafamızı duvarlara vura vura kendimizi parçalardık biliyor muydunuz?!sadece bunun şükrünü dahi eda edemeyiz. asla!.

vee.. tüm taşlar böyle yavaş yavaş yerine otururken, istenen tasarımda ortaya şah eser olarak tenezzül eder…eğer bir mücevver tasarımcısı olmak istiyorsak hangi taş,hangi taşın yanına gider bilen bir HAKKÂK olmak lazımdır değil miJ?!

şimdi gelelim Sümer’de, BİZİM GÜNEŞ’İMİZİN İLK PATLAMASI ESNASINDA ONDAN AYRILAN PARÇA ÇOCUKLARININ ALDIĞI İSİMLERE ..GÖREVLERİNE- ANLAMLARINA ..bunu anlarsak eğer, eski Mısır’da ölülerin neden güneşin-ŞAMAŞ’ın ana kaynağına kavuşup, artık IŞIK-NUR olup, her gün GÜNEŞLE  doğup batarak huzura erip, mutlu sona erişini de kavrarız..zira kainatta sayısız güneş sistemi ve sayısız alem vardır.varlık sadece bizim gördüğümüzü sandığımız Ademoğlu denen biz iki ayaklılardan mürekkeb değildir. ama ALEM-İ KEBİR KOZMOS’ unu tamamen CEM edip, kendisinde toplayan ALEMİ SUĞRA da bu iki ayaklı-iki dikilitaş üzerine yükselen büst olan, heykel-i toprak   İNSAN’ dır..

Sümerde  güneşin patlaması ile parçalara ayrılan göktaşlarının o devirdeki isimleri ve ilk hallerine dair malumat: (Talihleri Tayin edilen: Nebat taşı, KAŞURRU ve SA taşlarının tel' ini; SAG. KAL. veya GUL. taşı,  (*Bu taş..harpte Ninurta'nın sadık dostlarını korkuttuğu için esarete mahküm edilmişti.); ESİ=(akatças ı) U Ş U Taşı= diyorit (sert bir taş olup mücadelenin başında isyancılarla birlikte Ninurta'ya "karşı hareket etmiştir)… NA TAŞI, Akkatçası muhtemelen Na'u,(*Harbin başında Ninur'taya karşı mücadeleyi idare edecek reisin seçilmesi için taşlar tarafından, zar atma merasimine iştirak ettiğinden lânetlenmiştir. Kullanılırken o bir domuz gibi uslu uslu yatacaktır. Ufalana Ufalana yok olacak ve nihayet suya kaybolacaktır).. A. LAL TAŞI, Akkatçaya Sumerce'den iktibas edilmiş" Akıllı ve muti bir şekilde Ninurta’ nın yanında kalmıştır. Bundan dolayı ufalanmayacaktır. Bilâkis düşman memleketinde Ninurta'nın vazifesini görecektir.(* bu taştan muharebe gürzleri yapılmakta idi. Tanrı veya kral bu gürzle harbi kazandıktan sonra, bunlar votif  eşyası olarak mâbetlere konacaktır.)..KA .Gİ.NA = hakikatın ağzı(Akatçası şadânu'dur).  Harpte parlak gözleri ile etrafına bakınmakta ve düşmana korkunç harp naraları savurmakta idi.  (*şimdi, Eski Mısır mitolojisindeki Osiris’in yarattığı ve çok gürültü yapan çocuklarına ceza vermek için gazaplanınca, gözlerindeki ışık olan, yani karısı ve kızkardeşi   İSİS’in diğer versiyonu olan kızı aslan SEKMET’i hatırlıyoruz lütfen. bakın hem Sekmet’in, hem de  Hint mitolojisindeki siyah taş KALİ -beyaz taş ŞİVA nın-yani yin yang 'ın   ilk halini keşfettik değil mi? ewetJ!)


Verdana Ninurta,
onu asilerle beraber yakaladığı zaman, bu hizmetinden dolayı hayatını bağışladı. ve onu taşların hâkimliğine tâyin etti. Güneş tanrısı diğer tanrılar arasında hangi kuvvete sahip ise, hakikat taşı da taşlar arasında aynı kuvvetin sahibidir. bunu mihenk taşı olarak kabul etmek mecburiyeti vardır. “Onun hakikat taşı olduğu ve bunun için yalan ile doğruyu ayırt edip, efendisi güneş tanrısına bildirdiği" zikredilir."(YANİ KELİME-İ TEVHİD dersi verilmiş=Hak ile batılı ayırt etmeye yetkin kılınmış tır).

KA.Gİ.NATİL.LA = Canlı hakikat taşı"; GİR.ZU.GAL = "parıldayan" parütu diye bir ismi daha vardır. Kardeşleri arasında yalnız o tanrıya kol kaldırmadığı için diğer taşlar ona ubûdiyet edeceklerdir. Ve o mâbetlerin ve sarayların süsü olarak kullanılacaktır." Algaraiş taşı, bu da Ninurta ya katılmakta tereddüt ettiğinden lânetlenmekte, günlük eşya yapılmasına mahküm edilmektedir. Gene Ninurta'nın tarafını tuttuğundan, tapınaklarda günlük kült takdimeleri için tabak yapılma mükâfatına ulaşmıştır..
DU.Şİ ADU = Zümrüt…  SAMTU= kırmızı taş = kırmızı akik… HULÂLU = sarı akik… ZA.GİN.NA =lâcivert taşı …  GİR.ZU.GAL= "büyük dişli bıçak. İki taraftan birisini seçmeyip kâh ona, kâh ötekine koştuğundan Ninurta'nın lânetine uğruyor, boynuzları kesilerek  bir torba gibi yırtılıp, arpa maltı gibi ezilecektir.""Bunlardan başka henüz ne olduğu etraflıca anlaşılamayan muhtelif taşlar vardır: immana ve aliga taşları ; barda, dubban ve uruttum taşları ;  şagara taşı; marhuşa taşı ; siptu taşı ; tutu, engisak ve aşnan taşları ; ullânu taşı."


HERMETİZMDE TAŞ SEMBOLÜ....
Eski Yunan da işaret –mezar taşı-sınır-hudut(Terminus)-arasat –kelime-i tevhid yani hak ile batılı ayıran taş anlamına HERMES denmiştirJ.  HERMES’in bir adı da Sümerce haberci-nebi-peygamber demek olan  NABU’dur.. çünkü O, 3 defa ululanmıştır. . Hermes’e yüklenen iki kanatlı ilahi ULAK’lık buradan gelmektedir. HERMES aynı zamanda dünya ve ahireti birbirlerine bağlayan kayıkçı sembolü KHARON  ile de ilişiktir(*koryon=Zar,sınır örtüsü, örtü, embriyonun dış zarı. (la) Chorion). hermes taşları bazen fallik (konik) yani üreme organı sembolü olan dikili taşlardır ve üzerine zaman zaman soyların devamı ve kutsaması adına zeytinyağı sürüldüğü taa ilk dönemden  günümüze devam edegelmiştir...çünkü ilk insana kadın ve erkeğin birleşmesi ve ikisinden yeni bir varlık meydana gelmesi çok olağanüstü gelmiş, buna hayran olup,dişil ve eril prensibini yani ” OL EMRİNİ “ her sembole yerleştirmişlerdir..


eski Roma TAŞ hukuksal  yemin törenleri 
Mitolojide ZAMAN= Zûhal-SATÜRN -Cronos’un oğlu olup, bir  LAPİS TAŞ tanrılığı da atfedilen  şansların en büyüğü-yüce talih  mavi JÜPİTER (Marduk=BEL-OK=İNSAN-I KAMİL makamı-mabedi üçgen  (Zeus-Thor))  huzurunda sembolik olarak taş atılarak  yapılırdı…
Eski insanlar Taş’ın içinde bir kuvvet , bir ruh, bir mana olduğuna ve bu mananın da sadece yöneticilerde  bedenlenerek, onunla bütünleştiğine inanırlarmış.. o yüzden de; YARI TANRI OLDUĞUNA İNANDIKLARI , çok özel astronomik zamanlarda doğmuş  ve  belli üstün yetileri gözlemlenen kişileri bebekliğinden itibaren  takip eder, bunları tapınaklarda insiye ederek yetiştirir, onları  lider  olarak seçerlerdi..

ayrıca tabiattaki tüm cemadat, nebadat, hayvanat ruh kuvvelerine inanıp,onları suret haline getirip, zamanla anlamını unutup tapınmaya başladıkları içinde, ilk putperestlik- panteizmi  doğurmuşlardır.


 Yahudilik ve Hristiyanlıkta Taş İnancı :
 Thelet –çivit mavi (*Jüpiter=Marduk) KELİME-İ TEVHİD  rengi ilahi vahiy ile eşdeğerdir.. Mavi renk on emir ile bağdaştırılır. Yahudiler inanır ki; hz Musa ve ihtiyarlar Sina Dağı'na çıktıklarında, Tanrı onlara Safir (mavi) zemin üzerinde gözüktü ve on emiri yine bu taşa yazdı; bu nedenle giysilerindeki mavi renk Tanrı'nın kanunlarını hatırlatan kalıcı bir renk oldu...

Hz.Nuh’un  Sam adlı oğlundan türeyen  İsraillilerin  de türlü taşlara tapındıkları, onları  kutsal tanıdıkları tevratla ve devam eden incil’deki kaya hadisleri ile sabittir..bozulmuş eski ahitte sık sık taşlara övgü ve taşları put edinmeye şiddetli ikaz vardır..

Hz Musa, Tur Dağında Yaratıcıyı görmek istediğinde onun miracı Dağ’a tecelli eden ATEŞ’ten oldu ve TUR DAĞI  6  PARÇAYA AYRILDI. rivayete göre;  Şam ülkesinde Hicaz topraklarına savruldu,düştü.1. parçasının adı SÜBEYR’dir ..2. parçasının ki As’ur ,3. Parçasının da adı :HİR’A dır… öteki 3 parçası da Medine’ye düştü ki: birisine UHUD, birisine RIDVAN, ötekine de ERKA derler.. .

... O çöllerde  taş yoktu.ama hz Musa’nın ,Sina Dağından yanında getirdiği bir taş vardı,ki onu kıble edinmek için getirmişti. ve ona asasını vurduğunda, o taştan 12 kabile için 12 ayrı su fışkırdı. her kavim kendi suyunu içti ve diğerininkini içmeye izin verilmedi..
(Tarihi Taberi’den alıntıdır)

MİMARİDE SÜTUNLAR… SÜLEYMAN MABEDİ'NİN SIRRI... Hz. Süleyman’ın Kent surlarının temelleri her türlü değerli taşla bezenmişti.1. temel taşı yeşimdi,2.lacivert taşıydı, 3. akik, 4.zümrüt, 5. damarlı akik, 6.kırmızı akik, 7.sarı yakut,8.beril, 9.topaz, 10.sarıca zümrüt, 11.gök yakut, 12.ametistti.. va.21:10-20

ESKİ AHİTTE TAŞLAR: "Ve onun içine taş yuvalara, dört sıra taş koyacaksın; bir sıra, kırmızı akik, sarı yakut, ve zümrüt, birinci sıra; ve ikinci sıra, kızıl yakut, safir, ve beyaz akik; ve üçüncü sıra, gök yakut, Süleyman taşı, ve mor yakut; ve dördüncü sıra, gök zümrüt, ve akik, ve yeşim olacak; onlar altın yuvalarına kakılacak. Ve taşlar İsrail oğullarının adlarına göre, adlara göre on iki olacak...

eski ahitte ,değerli taşların sıralaması ile çerçeve içine alınmış olan  kahin göğüslükleri altın levhadandı..  göğüslüklerin ortasına  RABBE MUKADDES yazısı  emredilmişti.

Burada da cennetteki cevheri yapıya atıf vardır…bakıyoruz lütfen..
' "Sen Aden de, Allah’ın bahçesinde, idin; sarı yakut, kırmızı akik, ve beyaz akik, gök zümrüt, akik, yeşim, safir, kızıl yakut, zümrüt taşları ile, bütün değerli taşlarla, ve altınla kaplanmıştın ; teflerinin ve zurnalarımın işçiliği sende idi; Yaratıldığın gün hazırlanmıştılar.'"

MUALLAK TAŞI HAKKINDA MALUMAT....yahudi inancına göre  dünyanın ortasında bulunan İsrail'in, onun ortasında bulunan Yeruşalem'in, ve onun ortasında bulunan Beyt ha—mikdaş (Süleyman mâbedi) ın ortasında bulunmaktadır. Dünya ondan vücuda getirilmiştir. Bundan dolayı temel taşı denilmiştir. Bu taştan Mişna'da da bahsedilmektedir. (Yomea 5,2)… bu taşın Tanrı’nın evi olacak diye buraya temel taşı olarak ilk peygamber zamanında  konduğuna inanılırmış.. ve hz İbrahim'in hz.İshak'ı burada kurban etmek istediğini kabul ederlermiş..
hz. Yakup'un babasının evinden ayrıldığı zaman üzerinde uyuduğu  ve merdiven-mirac rüyasını gördüğü mekanda burasıdır ve  uyandığında o yere bir taş dikip, üzerine ZEYTİNYAĞI DÖKÜP, O’NU O ZAMANIN RİTÜELLERİNE GÖRE MESH ETMİŞTİR..adına BEYT EL MAKDES denmiştir..

(*
Müslümanlar  Kudüs (Kubbedüs- sahra) muallak taşından peygamber efendimizin Mirac'a yükseldiğine inanır....ayrıca..PEYGAMBERİMİZ EFENDİMİZE de iki defa zeytinyağı hediye geldiği ve bu yağları bedenine sürdüğünü çook eskiden okumuştum ve buraya kaydetmek istedim.)


BEN BEN TAŞI: Türkçe'de hudud veya sınırlara dikilen sivri-KONİK  taşlara BEN BEN denir. Ben ve men sözleri özde aynıdır.."Eski Mısır’da Venüs’ ün simgesi olan Bennu –Anka kuşu iki defa ölüm-iki defa doğumdu. yani tekrar tekrar  yaratılış..(Bennu ,güneşi  ve güneş tanrısı Ra’nın ruhu- BA’yı temsil ediyordu )  SABAH GÜNEŞİ Venüs gezegenine “Bennu-Asar’ın gemisinin yıldızı denirdi (Asar, Osiris’in Mısırca ismidir).  AKŞAM GÜNEŞİ ikinci defa doğan VENÜS bu defa İsis (İştar) olarak isim alırdı.. yani gündüz erildir, gece ise ahhh LEYLA  ahhh LEYLA  dır..

 BALBAL  TAŞI.. eski  devirlerde bir yönetici sahip olduğu yere bir hudut-işaret taşı yanında, kendisinin-atalarından birinin heykel anıtını da dikerdi. ve buna Balbal denilirdi. zamanla bunlara tapınılmaya başlanıp puta dönüştürdüler..

YADA TAŞI
…( yeryüzünde sadece  Türklere verilen izinle; ellerindeki taşı kullanarak dolu, kar, yağmur yağdırma sanatı yetkisi)
Mücmel el Tevarih vel Kasas" adlı kitapta "Türklere ait 11. babta "hz. Nuh"un oğlu Yafes"e yağmur duası öğrettiği  ve "ona İsmi Azam’ ı bellettiği, "Yafes" in de bunu bir taşa kazdırdıktan sonra muska gibi boynuna asarak "Ceyhun" havalisine gelip oturduğunu, ve Oğuzlar arasında bu yağmur taşı elde etmek için çatışmalar olduğunu, "Yafes"in vefatını müteakip çocukları arasında çekilen kurada "YEDE TAŞI", " oğlu TÜRK"e isabet ettiği halde , diğer oğlu GOZ" ona sahte bir taş vererek asıl taşı" sakladığını, sonra işin anlaşılarak arada savaşlar olduğunu belirtiliyor.


Orhun-Kül Tiğin yazıtı
TÜRKLERDE TAŞ KÜLTÜ..
(Tanrı) "Karahan'- ın yarattığı Dokuz kişiden üreyen Dokuz Oğuzlar" önce (Komlanço) ülkesinde "Tugla" ve "Sel ınga" ırmakların kıyısında otururken, bir gece oradaki, biri Çam fıstığı  diğeri Kayın ağacı olan iki ağacın üstüne gökten bir nur sütunu  iner. bu ağaçların çevresini 30 kademlik gümüş bir daire çevirmiştir. Üstelik "Ağaçlardan musiki sesleri işitilir." "Gökten inen nur sütunu orada "yeşim"den bir kaya -KUT DAĞI  vücuda getirmiştir.  Bu ağaçlardan  biri  gebe kalır.. 9 ay 10 gün sonra karnından  bir kapı açılır. içeride ağızlarında gümüş emzikler bulunan beş erkek çocuk" gözükür…  Daha sonra bu beş çocuktan, her boyun dilini ve obaların sayısını bilen ve üç kargasıyle her yerde olup biteni öğrenen Buğu Tekin'i han seçerler. BuğuTekin bir gece rüyasında gördüğü beyazlar giyinmiş ve elinde beyaz bir asa tutan ak sakallı bir ihtiyar, fıstık şeklinde bir yeşim taşı göstererek, “Türkler- bu kuvvet dağını ellerinde tuttukça dört bucağa hakim olacaklar” ,diyor… Bundan  sonra  Buğu Tekin uyumak üzere iken bir kız pencereden girer, , Buğu Tekin’le konuşur. Buğu Han, yeni bir din öğretmek için gelen  gök kızı takip ederek uzak bir AK DAĞ’a ulaşır ve orada yeni dinin hakikatlerini anlatılır. Bu yere gidiş geliş yüzlerce gece sürer ve Buğu Han yeni dini ve sihri öğrenir. Kız, ona, "Yerde, gökte ne varsa hepsini  öğrendiniz. Ben artık gelmiyeceğim. Yarından itibaren dünyanın dört bucağını fethe başlayınız ve gösterdiğim yolda adalet yapınız. Size öğrettiğim hakikatleri her tarafa yayınız!" der. Ertesi gün Hakan gerekenlerle konuşur ve dört bir yana sefer açılır, galip gelinir ve zaptedilen yerlerde dürüst ve gösterişli insanları yerlerinde bırakır.

Buğu Handan otuz göbek sonra Yulug Tekin hakan olur ve Çin padişahının kızıyla evlenmek ister.Türklerden çok korkan Çinliler, çeyiz olarak KUT DAĞINI isterler.Yulunghan  dağı verir.Çinliler etrafına odun yığarlar, üzerine sirke dökerler ve dağı paramparça yaparlar. kuraklık başlar.7 gün sonra Yulanghan ölür ve her yerden “GÖÇ,GÖÇ,GÖÇ sesleri gelmeye başlar ve  Oğuzlar göçe başlarlar. ses hiçbir yerde durmalarına izin vermez. en son geldikleri yere BEŞ BALIK(beş şehir) adını verirler ve göç sesi kesilir.artık burada yerleşirler..


T harfi  ŞEKLİNDEKİ temel TAŞLARI..
T harfi şeklindeki taşlara şuanda bulunmuş en eski devir tapınakları olan Göbeklitepe’ de sıkça rastlarız.içiçe dairelerin en merkezinde karşılıklı iki T temel taşı vardır … Sümerlerde  TUR, bir kaç farklı anlam için kullanılmıştır: Sihirli, kutsal taş kase ve prens, kral, büyük olan  Turan / Duran  ‘efendi’ (=gök tanrıya  Dingir (gökde parlayan yıldız -Dingiri- Dingirek diyorlarmış) ..yani değirmenci tanrı ile eski mısırın yaratım sanatçısı- toprak çömlek yapıcı tanrısı PTAH aynıdır ve anlamı daima BABA dır..

her yıl aynı dönemlerde geçmek zorunda olduğum taş masallarına bakmak isterseniz:)
http://ruhumunmasali.blogspot.com.tr/2013/04/99-acve-hurmasi-akik-taslarnn-masali-49.html

http://ruhumunmasali.blogspot.com.tr/2012/09/99-acve-hurmasi-akik-taslarnn-masali-23_3767.html
****

karenin içinde bir başımayım
Yönsüsüzüm ve yörüngesizim
Ne kimseyi görebilir nede duyabilirim
tüm yönler bana çıkar bense her şeyim

SİYAH KARE BİR TAŞın içine hapsedilen çaresizlikle ortada duruyordu.kapı her açılışında bir KaBe imamı siyah hırkasını ve beyaz başörtüsünü içeri atıp, kapıyı kapatıyordu..

Sevdiğimm.
bu Taş kitabı masalı çok ağır, sıkıcı, yapamıyorum.o yüzden bıraktım.yazdıklarımı,elediklerimi kaç defadır denememe rağmen okuyamıyorum. bence bu kadar yeter. Sana idrakimi yazacağım:TAŞ hakkında sonsuza dek yazılabileceğimi ve hiç bitmeyeceğini anladım.birde taş mertebesinde bir zevk olmadığını ve bu masalı o yüzden yazamadığıma inanıyorum. şimdi ise beni insan yapan en güzel yanıma duygusallığıma, hayvani karakterlerime büyük bir zevkle geçiyorum.. Allahım bütün hayvanlarımı çok seviyorum ya huu! ooh çok şükür! .bak yazışım bile hızlandı ve acaip gülmeye başladım..hııım demek ben taş mertebesine uygun biri değilimJ..


31 mart pazartesi…bir yerdeyim.yanıma bir hanım geliyor ki o çok acaip bir kadın.sanki porselen bebek maskesi takmış.aaa !!bu inanılmaz zarif ,naif renkli makyajla boyanmış porselen yüzlü hanım beni çocukluğumdan beri tanıyormuş ki, anlam olarak anlıyorum. fakat ben onu hatırlayamadığım için kim olduğunu soruyorum.o gülümsüyor ve kalkıp gidiyor. Sevdiğimm.. onun tüm başı saçsız porselen bebekler gibi keldi.o kadar ince bir porselenden yapılmış ki!…uyanıyor ve hüzünle şunu anlıyorum..hayıırr!!asla! onu kırmayacağım!!içinde hiçbir şey olduğunu biliyorum,bunu bana yapma lütfen..kırmayacağım!!istemiyorum..

1 nisan Salı..uykuya dalmadan evvel bir an.kenarları ovalleştirilmiş, dikdörtgen ruby renk taşlı altın bir yüzük,pırıltılar içinde sol el parmağa geçiyor….teşekkürler.taş masalını yazmayı beceremesem de en azından hayalimde bu zorlu emeğime mükafat geldi..belki bir gün yine taşlar hakkında yazmam gerekirse,  sadece FÜSUS(FAS)= YÜZÜK TAŞLARI ndan bahsetmeliyim..
Sevdiğimm..Seni Seviyor ve özlüyorum. Seni severken özlemeyi Seviyorum. Hiç kavuşamayacak oluşumuzu Seviyorum. çünkü ben imkansızı istiyorum. bu taşlar bana fena dokundu ve sabır taşım en sonunda çatladı Sevdiğim. bak bu taş gibi, okunamayacak kadar sıkıcı masalın sonunda şimdi ben ağlıyorum…
nur cihan
04.04.2014
nuralem7@hotmail.com