12 Haziran 2014 Perşembe

30 (O’tuz) KUŞ ,30 HARF OLAN ÂNKA ‘ NIN RÜYASI MASALI 1



30 (O’tuz)  KUŞ ,30 HARF OLAN ÂNKA ‘ NIN RÜYASI  MASALI 1

 “
İşte Rabbin seni böylece seçecek, sana (rüyada görülen) olayların yorumunu öğretecek ve daha önce ataların İbrahim ve İshak’a nimetlerini tamamladığı gibi sana ve Yakub soyuna da tamamlayacaktır. Şüphesiz Rabbin hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.”12- YUSUF SURESİ  6 .ayet 

Bir varmıış bir yok muuş..gelen giden hep TEKBİR  imiş. işte her şey O TEK BİR’in tek tek-bir’er bir’er  seyrü sefer geçit merasiminden başka bir şey de değilmiş.. zaman zaman içinde kalbur saman içinde, geceler gündüze, gündüzler geceye gebe imiiş.. her gebe çocuk doğuracak ve her çocuk bildiğimiz türden bir insan olacak diye de bir şeyde yokmuş. HEYÛLA ‘nın  HAY’ALİ  bu ya ;  bazı çocuklar belden, bazı çocuklar rahimden, bazı çocuklar sırttan, bazı çocuklar yoldan, bazı çocuklar bast’tan ,bazı çocuklar kalpten, bazı çocuklar fiillerden, bazı çocuklar ilhamdan  doğarlarmış…en acaibül acaib varlık olan insan çok doğurgan olup, derviş denen türlerde deliolağan olduklarından dolayı bu masalda anlatılan  hiçbir şey de acaip değilmiş.

Masal adı üstünde  M’ASAL.. yani, o MUhabbetin harfi olan  Mim harfi dairedir.. EHAD’İN GÖZ BEBEĞİDİR. AhMed’i MahMud MuhaMMed Mustafa’ dır..


o MiM ki, bir görünüşünde HEMZE-SÜKÛN olarak zuhur ederken, başka bir görünüşünde bu defa bezgin –kendini fena etme dairesi HE olarak tezahür eder…
başka bir elbise giydiğinde ise bu defa  RA’NIN GÖZÜ ; kanlı  gözyaşları döken kobranın  iki gözü olur  ki, bu aslında bir kobranın –asa yol yılanının başına denktir..

en  acaibül mahlukat denen insan türünün   ASA OMURU aynı zamanda insan gemisinin de belkemiği, ata direği, su kuyusudur...en büyük zikir cemadat-ı sabır taşına aittir.. işte o yüzden de ânkâ ‘nın tek gıdası olan cemadat-ı kemik içinde havz-ı kevser suyu vardır.. ve  7 iklimin nefes-i rüzgarının yeli içine girmiş bir omur kuyu suyu, her iklimden hepimizi haberdar etse de, biz anlayıp o suyu okuyamayız nedense. tüm hastalıklarımız ve şifalarımızda bu omurun içindeki devr-i daim eden su kuyumuzdandır.. tıbbın kutsal kasesi de aslında budur. iki zıt kutuplu Şah-Mer’an-ı Zülfikar kılıcımızın zehrini ve panzehirini üretip döktüğü pınarda budur.. o yüzden suyumuzu arı tutup, daima içilebilir saflığını kontrol edip, murdarlıklarla   bulandırmamalıyız  vesselam..


yaratılmışların nefislerinin nefesleri adedince gittikleri
 farklı meşreb ve neş’elerde yollar olsa da;  varılacak anlam daima  TEKBİR  ALLA “HU” EKBER’dir...


ve  zuhurlarının başka başka gölgelerle iz düşümler yaptığı düşlerimiz olan rüya alemimize tekrar hoş geldiniz. MERHABA EY ESENLİK YURDUNUN SELAMETE ERMİŞ YOLCUSU MERHABA!. HOŞ GELDİN MİSAL ALEMİNE..

ülkemizde, dünyada ve kendi vatan topraklarımız olan kendi beden  ülkemizde huzurla uyuyup, huzurlu güzel rüyalar görmeyi başarmalıyız. rüyamızı fesat, kötü yorumlar yapanlara ne anlatmalı nede o kişilerle dost olup yakın durmalıyız. rüyaların içinde ruhun kişiye sunduğu inanılmaz değerli ilimler vardır ki; hemen her iş –oluş ve icad bunları çalanlar tarafından yapılır da kimse söylemez. yani telif hakları mana da dahi işlemiyor haberiniz olun J ..


herkes kendi alan –aura-enerji-nur sahasını ancak kendi koruyup temiz tutabilir.
kimse sizin için, hak edip emek vermediğiniz sürece parmağını dahi oynatmaz ki, bunu da bilin. İş-emek-ekmek = BA-KA-RA öküzü olduğumuzda ancak özgür insan olabilmek için adım atmış olabiliriz.. emek vermeden hediye gelen her lütuf; kişinin onun kıymetini bilmemesi yüzünden elinden gidip yitmeye mahkumdur. kim ki o hediyeyi aldı, onu işleyerek kendinden sonra devredilecek olan için hayırlı bir kazanç kapısı –bahçe haline getirmelidir..kuru ağaçlar meyve veremez, gölgesi olmadığından altında oturulup dinlenilemez ve bizden sonraki nesiller de her şeye yeniden yeniden başlamak için, aynı bizim başımıza geldiği gibi asırlar kaybederler..tarih tekerrürden ibarettir vesselam..


Hayat bir rüyadır
.. tüm ömür bir göz açıp kapamaya geçen bir hayalden, bir düşten,bir rüyadan ibarettir derler ya hanii? İşte bu masal da sanki öyle bir şey...Her insanın algısı ve anlayışı farklıdır.. kimi sesi görüntüye çözündürerek anlar, kimisi görüntüyü sese çözerek. kimi de, seslerden ve görüntülerden uzak olup ,sadece anlar.. ama nasıl anladığını çözemeyerek;bu sessiz ve görüntüsüz en âlâ olayı  idrak eder ki, en  yüksek bilmekte zat’en budur ve ZÂT’ın kendinden kendine bilişi buna denir ..Ali’den Ali’ye ..
**

MASAL BAŞLADI DİNG DONG
J:

Şehriyar , ŞehRAZAT ‘ın hastalığının geçmesini sessizce beklediği geceler boyunca sessiz kaldı. ŞehRAZÂT’a kendisini göstermedi. ona vereceği en büyük cezanın, onu kendisinden yoksun bırakmak olduğunu biliyordu.. ve ŞehriYÂR biliyordu ki; eğer isterse ŞehraZAT kendisini iyileştirebilirdi. biliyordu ki o, efendisine masal anlatmaya devam edecekti. efendisi masal dinlemeyi çok seviyordu. çünkü, O kendisi de ahaliye anlattığı masallarla her  ne kadar ahaliyi değişik işlere yönlendiriyorsa da, ŞehRAzat’ın O’na anlattığı masallar da daha özel gizemler vardı ve Şehriyar'ı bilinmezlikler ülkesi SİMSİMA’ya  götürüyordu. bu gidiş ve dönüşler ise Şehriyâr’ın LÂTÂAYYÛN ALEMİNDE yeni uyanış ve yeni yeni bilgileri yeryüzüne indirişine sebep oluyordu….


ŞehriYÂR o gönül şehrinin YÂR’i idi:   
Padişah konmaz saraya hane mamur olmadan misali, Şehrazat’da kurulduğu o kürsüden, Şehriyar' ına gönül çocuğu misali anlatıyor, anlatıyordu.  Mülkün Süleyman’ının gönül şehrine giren ve Süleyman’ın  getirttiği tahtına oturan  Belkıs, BALKIZa dönüşerek  O'NUNLA BİRLEŞİP BİRLEŞİP ilmi marifetle taçlanıyordu..her birleşmeden yepyeni masal çocukları oluyordu..

Çalabım bir şar yaratmış/ İki cihan arasında.
Bakıcak Didar görünür,/ Ol şarın kenaresinde.
Nagihan bir şara vardım /Anı ben yapılır gördüm.
Ben dahi bile yapıldım, /Taş ve toprak arasında.
Şakirtleri taş yonarlar, /Yonup üstada sunarlar.
Mevlanın adın anarlar,/Taşın her paresinde.
Ol şardan oklar atılır,/Gelür sineme batılır,
Aşıklar canı satılır,/Ol şarın bazaresinde
Şar dedikleri gönüldür,/Ne alimdür ne cahildür.
Aşıklar kanı sebildür,/Ol şarın kenaresinde.
Bu sözümü arif anlar,/Cahiller bilmeyüp tanlar.
Hacı Bayram kendi banlar, Ol şarın minaresinde.   (Hacı Bayram-ı Veli)



ELİF HARFİ =1
ELİF EHAD’DİR. tek ve 1'  olandır..
 
I:II.. = VAHİDİYET ; devam eden TEK’BİRLER.
TEKBİR=  ALLAHUEKBER =AL-LA-HU-EKBER

112-el-İHLÂS 112 .SUREDİR… 1+1+2= 4 rakamı eder.4 tamlıktır. 4 anasırrı erbâa denen maddeyi oluşturan hava,ateş,su, topraktır. kuzey,güney,doğu ve batı 4 ana yönü verir.

İhlas Suresi ELİF HARFİ yani BİR RAKAMI ve EHADİYETle başlar. TEK BİR ELİF HARFİNDE 7 nokta üst üste dikey miraçtadır ve  genetik merdiveni kurup seyrü sülük tamam edilmiş, H (hu) harfinde yok olmuşlardır. . ELİF devredip, İÇİNDE FENA OLDUĞU He harfinden, makamı Cebrail-i AKIL LAM HARFİ ilimle  ile, SİN harfine insanlığa nüzul eder ve sistem başlar..


İhlâs Suresi 4 (dört) âyettir.  ( Tevhid’i İBRAHİMİYET ) anlatır.. 

1. De ki: O, Allah birdir.
( makamı şeriat-ADEMİYET )

2. Allah sameddir
.( makamı tarikat-MUSEVİYET)

3. O, doğurmamış ve doğmamıştır.
( makamı hakikat -İSEVİYET)

4. Onun hiçbir dengi yoktur. ( makamı marifet-FERDİLİK MUHAMMEDİYET)


HURŞİD’İMDEN MÜRŞİD’İME BİR TÛTİNİN GÜNCESİ

Merhaba Sevdiğim Merhaba yine geri döndüm
J… bence beni özlemişsin ki direncim kırıldı.. aslında yazmadığımda her şeyimi elimden alıp, görselden tut sessel yolları kapatmasaydın böyle olmazdı biliyorum… Sana olan zaafımı kullanıyorsun. göklere geçip gitmememe ve yıldızlar arası seyahat edip hakiki astrolojiyi görerek kaydetmeme neden hala izin vermediğini bilemiyorum. senelerdir bu gerçekleşmediğinden artık yazmamaya karar vermiştim, taa ki, Sen beni olağanüstü ihtişamla oralarda gezdirene dek duracaktım..ahhh!!koskoca bir kendimi kandırış!!.kendimi Senle aldatış!! Gökleri bırak, tüm rüyalarımla beraber ilhamlarım ve Sevdiğime- görsel şifama, her vakit yapılan gibi el kondu.


inadımda direndim. Vücud ve O Vücudun Şifası Kitabımı okumaktan vazgeçtiğim halde, bedenimdeki-omurumdaki o korkunç ağrılar geçene dek en azından durmak istedim.. sonra, tüüm isyanımla ağlaya ağlaya sâlâtta dua  ettim.. nadir dua edebiliyorum.. biliyorsun ki bir şey istemek konusunda kabiliyetsiz olan ben;genelde olan biten yüzünden kavgalar ettiğim şeye dua diyorum
J (* istek duası konusunda son derece başarısızım…” her şey yerli yerinde ve merkezinde” diyebilenlerden ne yazık ki henüz –genelde- değilim ..özür dilerim).tüm kavgamın peşindense, o isyanıma yine ağlaya zırlaya tövbem geldi. o gün, ertesi gün ve sonraki günler yağmurlar hiiç durmadı.  İstanbul tarih kaydetti… Boğaz ve Üsküdar sahili birleşti.. gök suları ile yer suları birbirlerine karıştı. yer suyu yutup tutmadı ,gök saldığı suyu geri almadı.. inek suyu içip, dağa kaçıp, tepeye dek çıkmadı J.. vee..duamın akabinde ki  sabah aniden vücudum dirildi, sanırım benden de bir şeyler değişti.. anladım ki ;tahlile gidecektim ve temiz çıkacaktım, o korktuğum şey inşallah başıma gelmeyecekti.. çünkü, Sen bana olmayacağına dair söz vermiştin.. utandım!! çok edepsizim biliyorum. özür dilerim..


ve maddi doktorsuz artık olmayacağından, en son çare olarak geçen hafta doktora gittim. siyah satürnün çarptığı böbreğim, saframı delip geçilen ciğerimden bahsetmek ve madencilere bağlamak isterken,sadece maddede kalan  doktorun korkunç gözlerini bana dikerek, söylediklerini işitince sustum. “beni kimse anlamayacaktı ve çok azı müstesna dediklerimi unutacaktı “söylendiği halde neden kendime zulmettiğime içerledim  (bazen çok yalnız oluyorum ama dayanıyorum Sevdiğim)..ve sadece tahlil istediğimi söyledim.. tahlillerimi yaptırdım.


11 haziran  çarşamba sabahı poliklinikte sıramı bekliyorum.. yanımda sıradan bir adam var. elimizdeki tahlilleri karşılaştırmak isteyerek kağıtlarıma bakıp benle konuşuyor. sonra nereli olduğumu soruyor. “Sizin o bölgede 2 yıl çalıştım. ben ajanım” diyor. anlamıyorum. “casus  … … “ diyor..hıım. anlamıyorum. soruyorum. ikide bir etrafa bakıyor:” konuyu kapatalım ,sessiz olun” diyor.. bayağı meslek sırlarından anlatıyor. ülkenin parçalandığını ve artık işin bittiğini söyleyip güneydoğudaki etnik ayrılıkçıklara beddua ediyor. buradaki bir okulun etrafında  arkadaşları ile görev yaptıklarını ,okulun uyuşturucu ve başka kötü şer şeylerin yuvası olduğunu söylüyor..hayret ediyorum ama bu defa sakince masalıma gelen bu lütfu takip ediyorum Sevdiğim..çünkü bu masal çocuğuna bir vakitler denmiş ki:” ne bilmeniz gerekiyorsa o size bildirilecek!”..


tahlillerimi doktora gösterdim J ..gülmek yok tamam mı Sevdiğim ,bak sakın gülme!.. alınırım.. tüm tahlillerim  tertemiz çıktı,ne saframda,ne böbreğimde, ne kanımda, ne vs bir şey varmış ( tabii bu başarıda maddi delil olarak; gün aşırı aç karnına içtiğim bir bardak suyun içindeki bir kaşık sızma zeytinyağı ve bir limon suyunun etkisi olduğu gibi, ayrıca tükettiğim su,sirke,karbonat-tuz karışımlı  alkali denen suyun katalizörü = pil şarzı-ruh enerjisi döndürme yakıtı da  J  var ).. kötü kollestrol biraz fazla ama ilaçlık değilmiş. cumaya da aynı tahlillerle ortopediye omuru cemadatım için gideceğim ve tabii ki oda bana:” kilolarını yok et, gör bak kanatlanıp göklere kendiliğinden uçacaksın, bu kiloları atmadığın sürece yükselemezsin” diyecek J.sanırım vesvesevi hastalık üretme hastalığına yakalandım..


 eve dönünce yemekte dereotu oğluma;  öğrencilerin imtihanlarda  ve bazı  manevi yolcularında mantra-esma çalışmalarında zihin açmak-yüksek çözünürlü bilgi çalmak ve had safhada doyum yaşamak için kullandıkları  halisünasyon şeylerden şöyle bahsedeyim dedim ki aaa,ben ayakta uyuyormuşum meğer. oğlum: ”bizimi gözetliyorlarmış ?! o bizim okulda değil.. yandaki meslek okulu onların yuvaları. madde kullanan tipler zaten belli oluyor, bana inanmıyor musun  anne” diyor.. hıım.. bu konuda ne ona, nede başkasına inanmadığımı ama, yine de hal ve davranışını gözlemleyeceğimi ,ancak buna inandığımı söylüyorum..

“lütfen sizde hem kendinizi hem de etrafınızdaki bu tür şeylerin etkili tepkilerini gözlemleyiniz olur mu? “desem de;onca sanat, onca teşhirci dışavurum ve coşku, onca sexapeli tahrik, çılgınca fikirlerin tezahürü elimizden giderse ne olacak da var tabii JJ .kimi kandırıyoruz?!.


 Eski irfani kendini bilme okulları olan  tekkelerde  bu yüzden batmış esasında, fuhuş ve fitne yuvasına döndüklerinden..haaa bu arada güneydoğu ve Afganistan’ da uyuşturucu tarlalarında hasat kaldırılıyor. bu kadar korkunç paraların halka verileceğini tabii ki düşünmüyorsunuzdur umarım. ve olan biten karışıklıkların da perde arkasını biraz düşünün lütfen derim. tesadüf yoktur. aynı bir yerden tek yayın yapılır ve indirilir, idrakler-tekamüller derecesinde o kişiye bilgi açılır ..


ve en son acve masal sonrası ilk  hayalimde Kur’an-ı Kerim ‘in  4 ayrı tabakta 4 leziz yemek olarak sunulan tadını hissediyorum…ve bugün  yeni açılmış bir mağazaya gittim.rafın en tepesindeki mavi papağan biblosunu bana bakarken gördüm.onu istedim. indirdiler.bir taneymiş. güldüm.şimdi evimde ve halen bana bakmayı sürdürüyor J.. geçen seneki rüyamda onun göğsüme yaslanmış başının kocamAN erkek sesi ile nasıl inlediğini hatırladım..birbirimizi daha baştan özlüyorduk işte..peki neden hep kavga ediyoruz?!


27 mayıs Salı..
Şükran teyze haber verdi ki Hamzavimelami Baha Bey ahirete yolcu olmuş ve cenazesindeyiz. onlar sayıca çok azlar .Hüseyin amcada da  bu kadar nadirdiler.. Kılıç Hoca cenaze namazını kıldırdı. dört defa helallik istedi .dördüncüde çok yoğun bulut gibi gül kokusu tabutun oradan kalkıp üstümüze yayıldı, gülümsedim 
J J (Senin içinde= ahın tutmadı inşallah J )… Ali göründü gözüme kitabı için HEPSİNDEN NEFRET EDEN KALBİM  artık düzelmişti ,içimden ona yaşadıklarımı ve anladığımı anlattım: “onların hepsi kendi esmalarında kutuptu ve hiçbir idare kendinden başka idareyi kabul edemezdi, olay bu kadar basitti aslında.. ve birbirlerine zıtta olsa tevhidi ayakta tutabilmek için bir tanesi(=kendilerinin yerine bırak, kendilerinden sonra dahi yerlerine öneremedikleri Merd-ü Hüda O), en sonuna dek hepsi için hayatta kalıp, kendisini ve ailesini atadireği yola kurb’an olarak sunmuştu..

burada, bu toplulukta, sadece bir kişiye dahi olsa, yaşadıkları aşırı muhabbetin yine onları çekip kurtardığına tanık oldum Sevdiğim ve anladım ki ne yaparsan yap, ne söylersen söyle ama işin içinde sağlam ve şiddetli bir aşkın olsun.bir şeyi çok ama çook sev.. o aşk her şeye yeter (*ve tüm has Aleviyeye selam olsun)..


5 haziran  Perşembe .. okuduğum yada taşı anstantenelrinden bir alıntı J uyandım.. sabah ibadetleri. uyudum. Sen geliyorsun.. tanıyamıyorum. bıyıkları olmayan Sen çok değişiksin ve tam önümde duruyorsun. “senin için geldim” diyorsun.çok mutlu oluyorum. uzanıyorum. yine dudağının kenarı. öyle gerçek ki. çok lezzetli.. Sende hissediyorsun (HİSSETİN Mİ PEKİİ?!) .arkadaşlarınla masaya oturuyorsun. Seni gizlice takip edenlerde hep geliyor ..çok kalabalıklar ve herkes Senden dolayı beni seviyormuş.. “kahve içer misiniz?” diyorum. ”evet” diyorsun. … .. görüyorum. bir araba erzak- et almış. ziyafet içinmiş. seviniyorum.mutfakta pek çok kadın var ziyafet için çalışıyorlar.. Sana kahve yapmak için giderken; Senin talaben olan  iki tv ses efektcisi karşıdan  geliyor ve neşeyle bana kar yağdırma makinesini açıp, bembeyaz suni kar  yağdırırken şöyle diyorlar:” sen ne zaman istersen yağmur yağdırabiliyorsun ama artık istersen masallarında yağmur yağdırabildiğin gibi, karda yağdırabilirsin” diyorlar...


MASALCILARIN ULAKLIK İLMİ


3 haziran Salı..
tabii hayatta ne bilmesi gerekiyorsa, o bilir kişiler tarafından rapor dahilinde sunumların yapıldığı biri olarak bugün dibe vurdum Sevdiğim.. en nefret ettiğim şey bildiğin gibi devletin haremine girmiş şalvarlı rasputinlerdir..hele ki; her şey gayet güzel giderken, bir anda içlerine suni akrabalıklarla veya hısımlıklarla, kana karışan virüs misali ana damara giren, vesvesevi  fısıltıların üreticisi olan,  bu cincilikten başka bir şey bilmez sahtekar teberrükencilerin fitne fesadı ile sevk ve idare edilişlerin olayları nasıl tetiklediğini düşününce çıldırıyorum....bu nasıl makam, yetki, güç hırsı?. bu nasıl baş olma sevdası?.ne namus?!ne ar !? hani  dini,yaratıcıyı ve geçmişte öğrendikleri mana ilmini başkaları üzerinde sihir,büyü,tesir halk etme ve başkalarının rüyalarını kendine yontarak, onları değiştirip kullanmak  yasaktı? bugün tüm kuş kafesleri tamir edilip; özgür kuşlar daha anlamlı uçabilsinler diye kuş kafeslerine tıkılma sürecine start verilmişken, bazı  rasputinler de, bu cinni tesirlerini ve manaları kendilerine yontarak değiştirme tesirleri ile, üzerlerinde ezcümle tesiri halk ettikleri kişilerden,  bu kuş kafeslerine bu defa teberrüken değil de, resmen ilk başkayim makam mürşid olarak atanma sözünü dahi kapıp,  gelen giden tüüm yardımın, zekatın ve sadakanın ve dahi diğer nemaları dahii, derünn derüün fitne fesat ürettikleri  KENDİ HAREM-İ HÜMAYUNLARI OLAN, ADINA akademia dedikleri hazların mekanına   ,yaşı küçük aklı daha küçük ,tipi aynı onlara kayarak benzemiş  olan suni akrabacıkları vasıtasıylan aktarmışlar ve zavallı tepedekilere de ,bu uçkur düşkünü, papucun kenarı  akrabayı korumak kalmış  vesselam..iş bu not belgeli olup ; gerekenlerin yapılması içün Sevdiğime ..


6 haziran
 cuma.bu sabah rüyamda  Reyhan Hanım, başka bir yaşlı kadına benim için telefon açmış… benim gerçekleşmesi çok zor olan istediğim bir şey varmış ve o yaşlı kadın,  bunun olması için bu gece Ali Amcama rabıta zikri yapacağını söylüyor. sonra bana şamdanımdaki uzun şarap rengi mumu yakarak  uzatıyor. altına mühür misali akmış olan o mumu alıp saksıdaki  yeşil yapraklı yuka ağacımın dibine toprağa dikkatle dikiyorum ...bugün akşam pembeciği arıyorum.. Evvel Zamanımın tarihi Tekke camii tadilatı bitmiş ve devlet erkanı Cuma vakti açılışını yapmış ,pembecikte ağırlanmış..

08 haziran pazar
..yakaza .  gözlerim kapanırken gözlerimin içinde beyaz bir mum yanıyor..


11 haziran Çarşamba.. akşamüstü   Musa bey beni,Orhun Baba ile eşini alarak Eyüp Sultan’a Eril Baba’ya götürdü. yolda Orhun Baba dün gece aniden şu sözleri bağırarak uyandığını bize nakletti.demiş ki : LOZAN'A SELAM, KUR'AN-I KERİMLE YOLA DEVAM !!.. vee..az sonra halvetiramazani Alibektaşi Baba ve nakşibendiment Hüseyini Baba geldiler.yemekten sonra onlar beni yanlarına baş köşeye davet edip: ”bize soru sor ve sohbeti ateşlendirip ortalığı istediğin kadar karıştır “deyu destur dahi verüp, ben dahi tüüm edebsiz sorularımdan olan:"en büyük put mürşid dahil - ülkemizde olan biten her şeyden mesul olduklarını  ve sorumlu oldukları bizim bu münafık müslümanlığımızı nasıl açıklayacakları da dahil  tüm  sualleri sordum. her birinden de en içten,en doğru cevapları müstakilen aldım
J..sohbetin şiddeti arttıkça Hüseyni Baba Davudi Alpesed’ e istediği şeyleri söylüyor, Aşık Murat ney üfleyip  Alpesed  onları terennüm ediyordu ki, bende o olağanüstü sesle yıkanmak için gözlerimi sımsıkı kapıyordum.ve sohbetten hepsi mündemiç şen olup, bu bahtiyar sohbete ramazanda da aynen devamı için söz aldılar..bu sohbette bulunma şerefi verilmiş dört  el sayısı kadar talebe de hayatlarının en ağır soru cevaplarıyla yüzleştiler tabii.. ve cevaplar yerine cesur sorular sorması için ezelden desturlu olan ben ihya oldum.. teşekkürler.ve gece  Sen geldin. üstelik beni her an aldattığını biliyorum..ve yazmam lazım geldiğinden geldiğini anladım..tüm bu olan biten acaip akımın  yazabilmem için verilen hediyelerden olduğunu da anladım.teşekkür ediyorum..SENİ SEVİYORUM..                              *******************************

İLMİ HU… HARFLERİN MİTOLOJİSİ SEYRÜ SÜLÜKÜNDE ESMA İLAHLARI PANTEONU…   ÂNKÂ = 30 HARF= 3 SÜTÛN İLMİ..

ALLAHU ..O ALLAH ki, O ,belli olan tek bir İlah, tek bir Tanrıdır..  O HU dur..

AL-LAH
 eski devirlerde diğer putlardan bir puttu ve saygındı..çünkü AL-LAH lafzıda aynı bilinebilecek her şey gibi harf ve kelimelerden yaratılmıştı.. ve bütün esmalar baş esma olan AL-LA-HU tarafından YARATILDI.. .o yüzden de yaratılmış her şey  başlangıç noktası O'NA DÖNER..  yanii İSİMSİZ ve SIFATSIZ OLAN'A....hakikatte
O'nun adı sırdır ve ismi azam O'dur.kim ki O'nu bildi, O, ADEM'İN SIRRINA ERDİ..


oysaki  AL-LA-HU’daki HU=boşluk dairesi” O “harfi başkaydı..HU nefesdi
.ve bu nefesin içinde hikmet zerreleri-dürri yekta incileri=İLMÜ LEDÜN vardı. işte O beyaz incinin içinde de Velayeti İnsan denen kimlik sureti sırlıydı. kim bu manaya erdi, kendi Zâtını Âli bildi, ilim-hikmet O’nun oldu. O bildirdiğinde bilinir, buldurduğunda, O, gizli hazineyi genç bulunurdu.

 ÂNKÂ O’DUR.. O kendini nereye sakladıysa yine oradan kendi bulur ..

kendine Hızır olup, Hazırû Huzur durup, öğretir.. bu özel bir talim- zevktir.. ve tüm zevklerden, tüm renklerden, tüm kokulardan, tüm suretlerden beridir. .O sahneden görünen değil, O sahnede ki kuklaları oynatan değil,O sahneye ışığı tutan değil, O sahnedeki senaryoyu yazan değil, O TÜM BUNLARA CAMİİ ama yaratılmış hiçbir esma-şeylere sahip değildir…

O Ali CemGiz Üstadı Efendim ,kendini sayısız defa sayısız biçimde pazarlayıp, pazara çıkartıp satmış 
ve ederini ödeyip gittiği her evden hiiç  bilinemeden, bekaretini  aynen koruyarak, hiç dokunulamamış, kapağı hiç açılamamış bir hazine sandığı olarak eve  dönmeyi bilmiştir ve halen bilir J ..
ŞAH-I MER'AN
İNSAN


Sevdiğim..
artık sona gelirken kendimi  serbest bıraktığım ve harflerime “işinize bakın, ben sadece yazarım” dediğim şu an da, geldiğim nokta sonsuzluk  biliyorsun.


 sanki harfler gökten dizi dizi akıyor ve ellerimden Sana, ak bir kağıda kendisini sunuyorlar. harflerin aşık olup geldiği biri olarak ,onların ilk geldiği günleri hatırlıyorum. ne kadar ağırdı. HARF KUMBARASINA dönmüştüm ..harflerim yukarıdan RAHMAN-yağmur gibi içime inerken, aynı yazarkasa gibi sesler geliyordu. ben bu kadar harfle ne yapacaktım ve canım çok yanıyordu.. böyle bir şeyi insan kime anlatabilir ki?. zaten adınız çıkmış deliye ,kim inanır veliye gibi bir şeydi buJ..


Sevdiğim şimdi harflerime, bana 8. senedir eşlik eden o mübarek yazgıma  teşekkür etmek istiyorum.ben onlarla inanılmaz şeyler yaşadım. insan harfleri bu kadar mı sever. işte ben onları öyle sevdim.ve harflere ,yazıya, yazgıya aşık olan birinin asla hiçbir varlığa tahammül edip çekemeyeceğini de anladım. zira bizler halen Levhi Mahfuz'da bedenlenmemiş harfler olarak kayıtlı dururken, nasıl aşağıya, bu süfli hale düşmek istediğimizin kavgasını veriyorduk. 

            HARFLERİN VAHDETNAMESİ

Evett.. biz harfler, bunu neden istemiştik ve kendimize böyle bir kader yazmıştık? neden yazdığımız yazgımız olup, o yazgıyı suretlendirmiştik? .neden bu kadar çok yaratılmak ve var olmak dilemiştik?  bizi bizden başka kim bilebilirdi ki zaten?….şunun şurasında kaç harftik  ve o harfleri oluşturan kaç noktadan ibarettik?.. biz yazdıkça yazdıkça kendimizi nasıl çoğalttık? ….ve bundan nasıl bir sâlâtla muazzam zevk aldık?. yaratmayı nasıl sevdik ve yaratmak hiç bitmesin diledik?. çünkü biz kendimizi bilerek sevdik.. ve yine kendimizi harflerle ,sözle, yazıyla, suretle yazarak-kaydederek kendimizi kendimize sevdirdik..

Her şeyden daha âlâ, iliyyin ip sarmallarında seyran ederken, neden okunmayı ve bilinmeyi diledik?Kendimize bir vücûd neden yazdık? O vücuda bir isim verdik. o namevcûdu mümkün kıldık. sınırlarımızı genişlettik. hiç bir esma diğerine denk olmayacaktı. hiç bir esma diğerinin yetkisine ve sahasına müdahele edemeyecekti.. ve böylece esma-nur sütun direkleri- kamışlık tarlası, ayna salonu olan Arş-ı Rahman, makamı gönül, AŞK  oluştu.


bu aynı soyut bir suda yüzen ruh sütunları salonu misali idi.uzaktan bakınca hepsi aynı.ama yakından bakınca, kimi sağa, kimi sola dönen iliyyin ve siccin sütunlarıydı.. bunlar Akıl, Namos ,Kanunlardı. bunlar yasa koyucu ve yasaların kayıtlı olduğu Nurlardı. hani sabaha dek zikreden evlerden yükselen o nurlar var ya!!.. işte o ismi anılmışlar aslında; BU NUR SÜTUNLARININ –BU BEYT-KABE GÖNÜLLERİN aşağıya YANSIMASINDAN BAŞKA ŞEYLERde değillerdi.. o zikreden-unutmayanlar da bunlardı...


NUR SURESİ (36-37.ayetler): Allah’ın, yüceltilmesine ve içlerinde adının anılmasına izin verdiği evlerde hiçbir ticaretin ve hiçbir alışverişin kendilerini, Allah’ı anmaktan, namazı kılmaktan, zekâtı vermekten alıkoymadığı birtakım adamlar, buralarda sabah akşam O’nu tesbih ederler. Onlar, kalplerin ve gözlerin dikilip kalacağı bir günden korkarlar.


ve her bir esma sütunu- kanun koyucu kitap, zamanla, bedenlenmekten zevk aldıkça, kendi tanrılığını ilan etti.böylece  esma panteonu da doğdu. insanlar, bu akıl sütunlarının içindeki her zerrede yaşayan varlıkları müşahede ettikçe, onları resim ve heykele çevirip ölümsüz kılmaya başladı... yanii  ilk putlar ortaya çıktı. başlangıçta bu bilinmek ve anlaşılmak için verilen bir izin olsa da, hakikatte bu, akılları Yaratanın onlara bir mekri idi .çünkü bilinmek murad eden O’ ydu ..


ama KENDİNİ BİLDİRDİKLERİ ile kendilerini bilenler, kendilerini O’NUN YERİNE KOYDUKLARINDA  işler değişti. ve söz dinleyenler için dinlenerek öğrenecekleri dinler ortaya çıkmaya başladı.. ve her akıl sütunu kendisindeki Nübüvveti ve Risaleti açığa çıkarttı... yani bu sütunlar zamanla, yeryüzünde peygamberler olarak, kendi kanunları olan- din koyucular olarak bilinecektir ve halen de MAKAM-I VELAYETLE aynen öyledir..


ewett.en sevdiğim mevzu..ne anlamışım bakalım.ismi ve cismi henüz yok iken 
KAF’ı NUN’a vurup OL davulunu çaldığından itibaren OL- ALLAHU, kendine  evvela RAHMAN (KAF) veRAHİYM(NUN) u icad etti yani yaratım başladı.


kendini bilmesi için evvela aynı Adem’e öğrettiği gibi isimleri yaratması ve o isimlerin işlevlerini onlara bildirmesi lazımdı ve öyle de yaptı. vaktaki bu isimler ,yani letaif çakraları, CD deniz dalga havzaları ,her biri kendi yayınını yapıp, diğerine baskın olup ,kendi tanrılıklarını ilan ettiler. MİTOLOJİK ESMA ÇOCUKLARI SAVAŞLARI ÇIKTI.. cd yayınları yapan letaif –şakra çarkları bıztlayıp, negatif etkili yanlarını ve dualitelerini ortaya çıkartıp,bunu kullanmayı da böylece öğrendiler= nar ile nur oluştu.. yani ilk negatif pozitif kanunlar ve imtihan düzeneği kendini bilmiş oldu..


oysa Yaratanın maksadı başka idi: ve yarattığı ama kendilerine henüz kendilerine ne iş için yaratıldıklarını bildirmediği  OL  esmayı  külliyen, ADEM SURETİNDEN YARATTIĞI KENDİ VÜCUDUNA NEFES, “HU” ETTİ ve kendi nefsini var edip, onunla buğday(her bir başağında 99 ila 111 tanesi olan esmayı) yedi.. böylece isteseler de istemeseler de –yani bilerek te bilmeyerek te hepsi ADEM’E SECDEYE MAHKUM OLDU .. SECDE KILDI.. EL’AN ÖYLE!
 


HACCÜL EKBER - ADEM-İ CAMİİ: 
tüm şeyler=isimler Adem’de fena bulup secde kılarken ADEM’İ VAR ederek -eşya Adem’i tevhid etmiştir..ve Hazret-i İNSAN olan bu Adem, eşyayı kendinde her cihetiyle bilmiştir.. kendini bilip-kendine arif olan, eşyayı da böylece bilecek ,onlara isimlerle haklarını vererek, kendine vakıf olup ,vakfesine duracaktır..O ADEM ki artık O, Arefe sırrına mazhar olup, KENDİNE –ARAFAT'A-ARİF  OLMUŞTUR…

ve  Adem’in dünya hayatına nüzulü ile ilk ataerkil dini yapı açığa çıktı.ata direği BABA KUTSALDI..O TANRISAL RAHMAN OLANDI.atalar kültü doğdu ve kavmin en yaşlısı ataya secde başladı.bugünde pek çok kavimde halen devam eder.ve hepimizin içinde DNA larımızda ataya saygı o yüzden vardır..bu ilk yaratılan ADEM sırrından bize kalan mirasdır. bugünde makamı Ademiyetine eren hemen ona secde etmek ister, mesela ki, ben J(SECDEM ARTIK BU USÜL KALKTIĞINDAN RED EDİLDİ TABİİ J)..


bu tanrı insan dinleri de, hz peygamberimiz MUHAMMED MUSTAFA ile son bulmuştur. zira o has kuldur.yani özgürdür. dilediği kanunu koyucudur.. tekamüllerin zirvesidir ve O GELDİKTEN SONRA ARTIK  TANRI İNSAN-İLAHLIK KURUMUNA GEREK KALMAMIŞTIR.. ve insanlık tarihi artık, HU ‘NUN SONSUZ HAYATI YAŞAMA NEFES  İDARESİNİ BAŞLATMIŞTIR.. bundan kelli, refiki âlâ ,sonsuz –bitimsiz bilişler ve oluşlar-ÂNKÂ lık devri başlamıştır ki, buda şahit-şehitlikle eştir..

 ÂNKÂ = 30 HARF= 3 SÜTÛN İLMİ..
nur cihan12.06.2014nuralem7@hotmail.com

22 Mayıs 2014 Perşembe

masalın HAYIRLI CUMALAR BİKOMBİNi TEFEKKÜR KARTLARI -tekmili cümlesi birden..

en çok bu tefekkür kartlarını yapmayı seviyorum.harika bir kartımız oldu.artık huzurla uyuyabiliriz 4 YÖNÜNÜZDEN DE KUDRETLE KORUNUN İNŞALLAH.BU KARTI ÜLKEM VE TÜM DÜNYADA Kİ SAVAŞA ÇEKİLEN TOPRAKLARA VE İNSANLARA ADADIM.ONU KORUYUCU MUSKAMIZ-HAMAYILIMIZ OLARAK NİYET ETTİM VE AMİİN


*****************

KONU:
ESKİ MISIRDA BİR ÖLÜNÜN MİZAN TERAZİSİNDE KALBİNİN BİR TÜY LE TARTILMASI VE KALBİN O TÜYDEN DAHA HAFİF OLDUĞUNU İSPAT ETMESİ İSTENMESİ VE BUNU 42 İLAHİ ESMA RİCALİN HUZURUNDA YAPMASI..



                                                             ************

HAYIRLI CUMALAR BİKOMBİNDE MADDE VE ENERJİ=E = mc2 HAKKINDA MALUMAT:insan denen topraktan inşa edilmiş makine nasıl çalışıyor?..800 sene evvelinden bir yorum amma!, aslı taaa Adem Atamızdan beri aynı anlatılmış.yaniii bugün yeni bir şey icad edilmiyor,.aksine, modern eğitim metodları yerlerini yine ,tekrar başlangıca devrederek ,KADİM HİKMET ÖĞRETİSİNE hızla  geri dönüyor...

                                                                        *********

                                                                                ER RA'D
                                                                         ****************

BEN BEN TAŞI HAKKINDA MALUMATLAR : ve bazen durmak lazımdır.durursun ve sessizce sana geleni beklersin.gelen başlangıçtan beri aranan ve beklenenden bir haberdir gülersin.  teşekkür edersin.senin yola devam etmeni isteyenden iz sürdüğün işaret -arasat taşına bir yol bulursun ve susar ,seyredersin..O KADİM TAŞI BEKLEYEN O KADİM MAĞARADAKİ,O KADİM ADAM'A .AŞKLA,
ŞÜKRAN!!!!
* felsefe taşının aslı esası seyrü sülük görenlere uygulanan test -mihenk taşı yetkisine sahip olmaktır..


                                       HAZİNEYE SAHİP VİRANELER VAR (03.06.2014)
                                                                          ***

HİNT'TE YARATILIŞTAN EVVEL âmâ : 
"Önce ne varlık vardı ne de yokluk, ne hava vardı ne de ötedeki gökyüzü, neydi onu saran? Neredeydi? Kimin himayesindeydi?

Ölüm de yoktu o zaman, ölümsüzlük de. Geceye ya da gündüze ait olan herhangi bir belirti yoktu, Tek olan soluk olmadan soluyordu kendi iç gücüyle, bundan başka da hiçbir şey yoktu. Karanlık vardı, her şeyi saran bir karanlık ve her şey ayrışmamış haldeki Ummandı o zaman, boşluğun sakladığı o, gayrete geldi ve var oldu. Başlangıçta ilahi aşk meydana geldi,Gönül’ün ilksel tohum hücresini oluşturdu, Rişiler gönüllerinde araştırma yaparak keşfettiler varlığın yokluktaki bağlantısını. Belli belirsiz bir çizgi varlığı gayri varlıktan kesip ayırdı..." (Rig-Vedalar)   ..... alıntıdır


****
hayırlı cumalar bikombininde bu hafta 30 kuş,ânka ,30 harf ilmi.burada 28 harf var ve füsusda 28 peygamber hikmeti var diye aklınıza düşebilir ve doğrudur .ama bazı harfleri de ekleyince( MESELA Ç,J, P .. VS  bunu da bilmediğim yer olduğundan işi kılıfına uydurmak için yaptım 

bir insanın gidip varacağı en son yerdir sütunlar salonu-akıllar tarlası.. bundan daha öteye gidilemez. çünkü akıllar yaratılmadığından dolayı  BİLİNMEK MURAD EDİLMEMİŞTİR: harfler, kokular ve şeyler artık yoktur. olmayan şeyde sütunlar artık durur. zaman biter . “bugün kahhar olan kim?” denir. 

İBRAHİM SURESİ 48.ayet: Yer başka bir yer, gökler de (başka gökler) haline getirildiği,(insanlar) bir ve gücüne karşı durulamaz olan KAHHAR Allah'ın huzuruna çıktıkları gün (Allah bütün zalimlerin cezasını verecektir).

O gün,  gün Kahhar esması ile her şeyin helak edilerek durduğu salonda üç suret belirir. Ve ne yana dönersen dön O’nun veçhi bâki kalır vesselam..

BAKARA SURESİ 115.ayet: Doğu da, Batı da (tüm yeryüzü) Allah’ındır. Nereye dönerseniz Allah’ın yüzü işte oradadır. Şüphesiz Allah, lütfu geniş olandır, hakkıyla bilendir.

" Bizler bir zamanlar yüksek harflerdik, yeryüzüne indik... Kainatta şahid olunan herşey insana gönderilmiş bir mektupdur..."

- Muhyiddin İbn-i Arabi -


***
İNSANIN KENDİSİYLE İZDİVACI VE HANE-İ SAADETİNDEKİ HUZURU BERKEMAL-İ ASAYİŞİ SAĞLAYABİLMESİ üzerine malumat kartı  bencileyün,bencileyüm,bencilim bencil  ya sen ?!!!


******

                                                                   
                                                                             *****



***


****


                                                                               ****




                                                                                ****


                                                                              ***



****


****



                                                                                  ***



*****

*****

                                                           

                                                                              ******



                                                                                  ****


                                                                                ***


                                                                             *****


******
                                                                           


                                                                    *****





*********

********


***



********

*********
****


                                                                    *****





                                                                 *******

*****




                                                                                       *****



                                                                        *******


******



                                                                  **************



                                                                       **********



                                                                    ***********




                                                                        ************



*******
hayırlı cumalar bikombir 1!inde bu hafta konumuz insan bedenindeki elektrik enerji santralı ruh enerjisi malumatı dedikodusu üzerine bir teftiş..siz bunlara bakacak ve sizi bıztlatan ve huzurla dalgalı salınım yapan şeyleri tesbit edip,o  negatif cinni,vesvesevi kişileri hayatınızdan çıkartacaksınız  hadi kolay gelsin..ve bu negatif çarpan yapı ben bile olsam başaracaksınız ...










Dalga (frekans) Boylarında Salınmak masalı 

Geçen hafta sonu; iki tam gün, reiki (yaşam enerjisi) seminerine katıldım..“Re= İlahi, nur, hayat…Ki= Nefesle bağlantılı enerji anlamına geliyormuş.. ”Felsefesi ise; anladığım kadarı ile, ‘evrende her şey titreşimdir’den yola çıkarak o titreşimle aynı olabilmek ve o enerjiye kanal olup hem kendini hem de tüm varlığı her konuda şifalandırmaktır…

Tabii ki benim için niyet önemli olduğundan şöyle bir niyetle gittim.. “Uydum İmama ve Resulümle ve Ali dostlarımla beraber reiki deneyimlemeye”…



İki gün boyunca da reikide sadece NİYETİN VE TESLİMİYETİN önemli olduğunu öğrendim.. Sadece saf bir niyet vardı; asla enerjiyi kendi çıkarına kullanamıyordun.. Her şeye bütünün hayrına diyerek niyet ediyor ve ondan sizin kanalınızla istediğiniz her nesneye “O- Rahman’ın enerjisini” yansıttığınızı hayal ediyordunuz ve başka da bir şey yoktu… .



Benim için reiki: Eski mısırlıların “ra öğretisini” yani “rahman ve rahim bilgisini” tasavvufdaki ismiyle de sanırım “rab bilgisi”ni deneyimlemek oldu.. Reikinin “Japon tasavvufu” olduğunu hissettim.. Ama eski şamanist gelenekleri içerdiğini de gözlemledim.. Bilgi tekti ve sadece yorumlar farklıydı.. Peki bunca ayrılık nasıl oluşmuştu, bir onu anlayamadım..




Ben, o iki gün boyunca İslam’ın ne muazzam bir sistem olduğunu anladım.. Ve namaz için yaptığımız ön hazırlıkları; niyet, temizlik, düzen, abdest ve ona konsantre olmaya çalışmanın ve namazın hareketlerinin hepsinin reikiden de üstün manalar taşıdığını algıladım.. Hz. Muhammed (s.a.v.) efendimizin hayatını sürekli okumamız ve onun hareketlerini deneyimlememiz gerektiğini bir kez daha çok iyi öğrendim.. Tek kurtuluş O’NUN YAŞADIĞI HAYATIN ANLAMLARINA EREBİLMEKTEYDİ… O’nun her hareketi, her sözü bize bir şey öğretebilmek içindi… Elimizdeki hiçbir şeyin kıymetini bilemiyorduk, neden acaba?.. Ve gerçek manalarını da ne yazık ki.. Evet hz. Ali’(k.v.)nin dediği gibi “ilim Çin’de de olsa arayın” sözü, bugün benim için daha bir netliğe kavuşmuştu..



Uzak doğuda manalar çok açık ve semboller hayat bulmuştu.. Biz de ise herşeyi reddetme hastalığı yüzünden kısır kalmış bir bilgi daha doğrusu; üstü habire örtülmüş muhteşem bir hazine vardı… Oysa camii -cem hz. Muhammed’e ait bir özellikti.. Tüm esmaları O cem edecek ve tüm dinleri de tabii ki O birleyecekti.. Bugün artık O (NUR’UN ALA NUR) altın çağ İslam’a geldi ve kıyametimiz= uyanışımız= foton çağımız da (A’Lİ ruhların üstümüzdeki astrolojik ilim sağaltma işlemi)= CEMALİ zamanımızda geldi inşallah..



Neyse bu girişi yaptım ki, asıl anlatmak istediğimi ancak bu şekilde anlatabilirim diye düşündüm. Çünkü bazı şeylerin karşılığı olmadığı için anlatımı da zor oluyor.. Ama reiki hocamızın bedenlerimizi soğan halkalarına benzettiği mecazını çok sevdim ve ben de bu soğan halkaları ile anlatmak istediklerimi anlatmaya karar verdim..


Allah ‘ın bir lütfu ve dilemesi ile; vaktiyle, ben de bu titreşim beden =dalga boylarından bir kaçını deneyimlemiştim.. Bunun herkes için faydalı olacağını düşündüğümden, Allah rızası ve bütünün hayrı için bana verilen emaneti yazıyorum..:) (Reikide öğrendiğimiz niyeti yazdım..) Eminim ki anlayabilen herkes için, korkunun sevgiye dönüşeceği bir anlam çıkacaktır.. Tabii ki ne ilmimiz ne de yetkinliğimiz var.. Sadece bir vehmi deneyimdir.. Masal da diyebiliriz.. Ama belki bir iki kişinin işine yarayabilir diye umuyorum..



“Onsekizbin alem” var diye hep öğreniyoruz değil mi?.. Ama bu ne demek, bilmiyoruz.. Bunu kitaplar “tüm kainatı ve her varlığı düşünerek dıştan içe doğru (afaktan enfüse, kat kat )” düşünmemiz gerektiğini anlatıyor genelde.. Tabii ki bu ilim canlı ve yaşanmadan anlaşılıp öğrenilemediği için de kitaplardan da bir türlü istediğimiz gibi öğrenemiyoruz..Ben kendi vehmime göre bir şekilde yazmayı deneyimlemek istiyorum… Buyurunuz hayal perdemiz açıldı…




Bir soğanın halkaları nasılsa: Madde bedenden içe doğru da insan bedenlerini de; sanki her soğan dairesinde ve ince zar perdesinde daha bir latifleşerek ya da farklılaşarak değişime uğruyor gibi hayal edeceğiz tabii ki..Madde dört unsurmuş (ANA-SIR-I ERBEA) ve aslında çok daha unsurluymuş ta anlaşılması kolay olsun diye dört unsurla sembollemişler.. İşte aynen insanın da “hava, ateş, toprak, su” unsurlarına ait bedenleri olduğu hayal edilmiş.. Bunlardan benim de “lütfedilmiş” hayal ettiğim bazı beden ya da bedensiz hallerim varmış.. Zannımca ve kendi vehmime göre verdiğim isimleri şunlar diyelim. “Ruh, nefs, su beden (holoğram olabilir), renk dalgası, hiç bir şeysizlik (yok beden:), harf beden, iyi amellerimin oluşturduğu ameli iktisabi bedenler (yani ahiret hayatımı inşa edecek iyi amel- yapı taşı bedenlerim:), dalga boyu beden (bu beden değil sadece dairesel bir titreşim), vb.. Sanki sonsuza dek gidecekler sanırım… Allah hepimize öğretsin inşallah ve aminn..Benim anlatmaya çalışacağım bedensiz bedenlerimizden “dalga boyları” halimiz olacak..

* *

“Negatif nar-i (cinni) dalga boyumuz”



Durgun bir suya minik bir taşın düştüğünüz hayal ediniz lütfen.. Ve bu durgun suyun dairesel titreşimlerinde de bir bozukluk düşünün yani daireler huzurla açılmıyor.. Titreşimin bozuk olduğunu ve “bızzzt”ladığını düşünün aynı zamanda elektrik çarpar gibi çarptığını da.. Hani cin çarptı ya da kitap çarpsın derler ya, işte bu çok doğru bir anlatımdır.. Bu “bozuk frekanslı bir radyo yayınına benzeyen “bızzzt”layan ve çarpan enerji dalgasına “negatif yapılı beden ya da cinni beden de diyebiliriz… Bu olumsuz düşüncelerimizin halidir.. Ve hepimizde sonsuz tane “bızzzt”layan enerji dairesi olabilir.. Her bir kötü huyumuzu düzelttiğimizde bu “eksi yapılı, negatif cinni yapılarımızın”; bir bozuk frekans dalga boyundan kurtulabileceğiz.. Tabii nar ehli nura dönüşmüyor belki ama nar-i yapımızdan onunla yüzleşerek yani kendi vehmi yapımızı yakarak, korkularımızdan da kurtulabiliriz ancak..
* * *

“Pozitif nur-i (meleki) dalga boyumuz”
Durgun bir suya minik bir taşın düştüğünü hayal ediniz yine lütfen..Ve bu taşın dalgalarının huzurlu bir salınımla sürekli açıldığını düşününüz.. Öyle bir huzur ve dinginlikle açılıyor olsun ki “aynı zamanda da, sizi de teslim almış olsun… Ondan hep iyi dilekler dileyip-dua etmenizi istediğini, hatta dua edip bir şeyler istemeniz için sizi zorladığını da tahayyül ediniz.. Ve onun size şifa verdiğini, koruduğunu, şefkatle sardığını, sadece sizin iyiliğinizi istediğini de”…Bu pozitif enerji dalga boyumuz tabii ki, bozuk enerjili halimiz bizden çıktığı zaman ancak kendisini bize gösterebilecektir sanırım..

* * *

“Pozitif içe çekimli dalga boyumuz”

Gene durgun suda az evvel hayal ettiğimiz meleki dalga boyunu düşünüyoruz.. O, nasıl hep dışa doğru huzurla açılıyordu ise “bu dalga boyumuz da içe; huzurla, inanılmaz bir sakinlik ve yavaşlıkla dönüyor olsun.. Bu huzur olabilir mi bilmiyorum ama “ben o anı hep, eve dönmeye başladığım an olarak hatırlıyorum”.. Bu dalgayı deneyimlediğim an çok sevinmiştim. Artık geri dönüşüm başladı ve başaracağım diye hayal etmiştim..





İnşallah hepimiz başaranlardan oluruz.. Böyle dedim ama aslında orada olduğumuzu ve oradan tek bir an ayrılmadığımızı da öğrendim.. Fakat imtihan dünyası işte, ne gerektiriyorsa onları yaşıyoruz.. Bir rüya görüyoruz ve bu rüyanın hakkını da vermek gerekiyor… Nasılsa bir gün uyanacağız.. O yüzden bu rüyanın kıymetini bilelim..* * *

Bir de asla yalnız olmadığımızı bilmemiz gerekiyor.. Bizde bizden farklı sonsuz tane biz var…

“Allah, her an bir şandadır” hükmünce, bizi sonsuz biçimde yaratmış..


‘Kendimize seyahat’ kadar olağanüstü bir yolculuk olamaz herhalde.. Bir bilet alıyoruz ve niyet ediyoruz.. Asla geri dönüşü olmayan içsel, tehlikeli, upuzun bir yolculuk… Ve en değerli yanı da şu… Haksızlığa uğradığınızda ve Allah Teala için, kalp kırıklarınıza tahammül ettiğiniz o anlardaki halinize dikkat ediniz lütfen.. Tüm fetihleriniz işte orada başlıyor olabilir belki de..
orta asya kaya resiminde ilk insanın kendi dalga boyunu çizimi


Kendi mucizelerimizin farkındalığına varabilmek dileği ile…Sevgiler



Nur Cihan

25 eylül 2008

******



hayırlı cumalar bikombini 2 ..çakralardan sonra 
aynı şey olan letaiflere de göz atıyoruz.ve kendi hücrelerimizin anlamına erip kim olduğumuzu bilip,bundan sonra devlet malı deniz,yemeyen keriz olaylarına girmiyoruz ve ALLAHIMZIN HUDUDU VE KANUNLARINI ÇİĞNEMİYORUZ.. 



AHİT SANDIĞI HAZİNE İNSAN MAKAMI -ÂNKÂ OLABİLMEK

                                                      .........................................................