6 Temmuz 2014 Pazar

30 (O’tuz) KUŞ ,30 HARF OLAN ÂNKA ‘ NIN RÜYASI MASALI 3

30 (O’tuz)  KUŞ ,30 HARF OLAN ÂNKA ‘ NIN RÜYASI  MASALI 3

birleşince birler aralarından bir padişah seçmişler...birlikte, içlerinde ki O Bir ’e bakmışlar ve etrafını çevirdikleri Devran-ı Dairede ol Adem’e secde kılmışlar ... birlerin birliğinden kudret dalgası açığa çıkınca, birler denizi bu çoşku ile hûşa gelerek dalgalanıp, birlik denizindeyken birlikte bir olan bu tümden gelip  tüme giden bir bir dalgaları, tümden  sahile vurmaya başlamışlar... sahile ilk çıkan “bir ben varım benden içerû!!” diye bağırmış… onu gören ve denizin dışında da hayat olduğunu anlayan denizdeki tüüm bir bir damlaları hızla dalgalanıp, köpüklerini kabartarak sahile akın etmişler… ama hiç birisi sahile ilk çıkan gibi olamamış.. ve Akl-ı Evvel olan O’na, NUR-İ MUHAMMEDİ demişler..


İnsan hayatta daima var olduğunu kendisine ispat etmek için yaşar. “ben varım, ben varım” der.oysa esas var olanın, varlık vücudunda, sadece bir hücre-odacıktan biri olduğunu ne yazık ki kabul edemez.bugün biyolojik hücreleri anladığımız gibi, sanal alemdeki hücre odacıkları da tefekkürlerimize katmalıyız. hepimiz sanal hücre odacıklarımızdan başkalarının evleri olan hücre odalarının açık pencerelerinden birbirlerimizi gözetliyoruz değil mi?..evvet!… bu çağın getirdiği bir şey olsa da, hakikatte en eski komin hayat olan klansal kabile yaşamına denktir. RasulAllah devrinde de o kabileler, evlere pencerelerinden izinsiz girer,kapı kullanmazlardı. hz peygamberimiz bunu şiddetle men etmiş ve ayet gelmiştir…


Kur’an şöyle der“4 - (Resülüm!) Sana odaların arkasından bağıranların çokları, aklı ermez kimselerdir. 49-HUCURAT “ 

Bu ayet; olan hallerimizin, dışarıdan gördüğümüzün görmek istediğimiz olacağına delil olup, hakikatinse sadece İLLA  EDEB ile idrak edileceğini de bize anlatır.. günümüz modernizminde ki açıklık ve şeffaflık politikası, kişisel hakların yok edilip, mahremiyet duygusunun kaldırılmasından dolayı ,herkesin aynı hücurat suresindeki en edebsiz halde birbirlerine nüfus etmesine de denk gelir. oysa cümle alem aynı eşya ve O’da ALLAH= ALEM= ADEM ise,  bunu idrak edemeyen bizler için yapacak bir şeyde yok aslında..


bugün  sanal alemde ve normal hayatta tüm bilgiler, tüm ilimler sonuna dek saçıp savruluyor..yaşanmayan; sadece dilden dile şehvetle konuşulan manevi ilimler, çılgınca bir tasavvuf modası ile gittikçe değerinden düşüyor…  emeksizce başkalarından çalınmış, hak edilmemiş bu ilimler, tabi ki o kişiyi asla kalben tatmin-mutmain edip- sekine- huzur verip, mutlu etmiyor..kendi kaynağından beslenemeyen mana, daima vampirliğe muhtaç kalır. başkasının esma hüllesi ancak o kişiye göre kesilip, biçilip, dikilip sadece ona özel giydirilir. başkasının ten kokusunu almış, başkasının tenine karışmış bir mana kaç kişiye eş olabilir ki?!.. Sevdiğimm, geçende bu halin eldiven giymek gibi olduğunun sohbetini dinledim.. ve o zaman O, HU ESMASI HAKKINDA sohbet yapanın halini ilk defa hissedip, O’nu az biraz çaktım
J. Sana HE –HU harfine geldiğimizde o sohbetten alıntılar yaparım inşallah.




HU…HÜVE..ESMA-İLAHLAR-TANRILAR MİTOLOJİSİ SANAT TARİHİNDE HARFLERİN SEYRÜ SÜLÜĞÜ

TE: Harf değeri 400 ( RİSALET)..  ELİF (özne) Aklı Kül, kendisini bilmek isteyip, BE-Aklı Cüz'ü  ile , kendisine bir vücûd teknesi inşa edip, içine BENLİĞİ olan ENE sinin BE ile evliliğinden oluşan  SEN yansımasını koyar..

ve ona –yeni yarattığı  3.tekil şahıs olan- SEN DEDİĞİ yeni kendisine- kendi ZÂT’INDAN ZÂT’INA MÜRŞİD OLUP :  “İKRA-oku” der..

böylece  ben-sen davası yansıması ile karşılıklı ilk  mukabele  başlar..  yani Külli Akıl Cebrail as ile Külli Nefs olan MUHAMMEDİYET ’in  ruh & beden= FİİLLER-YARATIM-KUR’AN KURGU vuslatı = aşkın  ilk teslisi olan  AŞIK,MAŞUK ve RAKİP üçlüsü de  sahneye çıkar..

TE harfi, bize gerekli olan maddelerin soyuttan somuta katılaşarak yaşama sahasına uygun vücûd bulması olan  Nefsi Küldür..

her şey 4+1 ile birleştiğinde meydana gelir hükmünce; tasavvufta sayılar 1 ve 2 arakamı ile değil de, 3 rakamı ile başlarmış.
yani 3. olan her şey, aslında –III- 3'ü bir tek hükmünce TEKBİR'dir..

dolayısı ile harflerde aynı rakamlar gibi düşünüldüğünde; ENE ELİF ile  BEN EGO BE  harf ikilisinin vuslatı ile oluşan  SEN = TE harfinin doğumu gerçekleşir.. böylece ilk üçlü teslis -temel sac ayağı kurularak  sistem başlar. ilk kelimeler ve beraberinde cümleler içinde start verilmiş olur..

ELİF harfi
gavs ise,  BE harfi ve TE harfi onun iki sağ ve sol kutbudur.



KADIN NEDEN KOCAYA SECDE EDER’İN (nefs’in ruh’a secdesi) MALUMATI ESASI

*Öyleyse
(yaşarken de ölümlü olduğu bilinen insanlara) secde etmeyin. Eğer bir kimseye secde edilmesini emredecek olsaydım, Allah, kadınlara karşı erkeğe bir hak verdiği için ona secde etmelerini emrederdim.(HADİS)


İnsan’ın atası olan ADEM babamız yanlızdı.
Kendisini, Rabbi’nin kendini bilmeyi dilemesi misali bilmek diledi...ve Hak Teâla Ruh’undan yarattığı-esmayı üflediği ADEM-YOKLUĞUNA, varlığını, yine kendisinden var etti..


Adem dünyevi hayatında topraktan yaratılmıştı.. oysa O’nun hevesi yani, nefsi ile kendisini bilmek dileği olan İnsan KADINI ise, Adem’den yaratılacaktı. ADEM TEKİL MAKAMINDAYKEN,
kendisini tanımak isteği ile, kendinde saklı-bâtîn-mahrem olan HAVVASÜL HEVESİ KADINI HAVVA’ sını, yine kendi sağ sırt kaburgasından latif halde doğurdu.

aslında ikisi de henüz cennetteydi ve cevher ruhu –latif haldeydiler
( belki ana karnındaki CENİN sureti misaliydiler ).yani madde bedenleri henüz yoktu. aynı saydam yakmayan katı nur gibiydiler. böyleyken dahi ruhsal aşk-ruhsal muhabbet ve kendini var etme duygusu uyandı...çünkü Hak Teala İnsanı bedenlendirip, DÜNYA-AŞAĞILIKİSTAN’a O’nunla şeref vermek istedi..


ve nefsin surete bürünmüş hali olan Ruh’un içinde, Nefis Nefesi dürülüydü.


Allah, sizi bir tek nefisten yaratan ve kendisi ile huzur bulsun diye eşini
de ondan var edendir. (İnsan) eşiyle birleşince eşi hafif bir yük yüklenir (gebe kalır) ve (bir müddet) onu taşır. Gebeliği ağırlaşınca her ikisi de Rableri Allah’a, “Eğer bize iyi ve sağlıklı bir çocuk verirsen, elbette şükredenlerden olacağız” diye dua ederler. 7 / A'RÂF - 189



Mesela hayata üfleyen bu Nefes, cennetten gelen Sâbâ Rüzgarı misali, Mülk’ ün Süleyman’ını kendisini bilmek tutkusuyla uykusundan etmişti.. Süleyman’ın Ruh’u Hüd Hüd kuşu olup, gece uykusundaki Belkıs’a gitti ve O’na ait olduğu yere gelip secde kılmasını emretti. BELKIS bu ilmi bildiğinden emre itaat etti ve Adem makamı olan Süleyman’a mülkünü terk etti. Süleyman’da kendisine secde eden=ASLINI BİLEN VE EVE GERİYE DÖNEN NEFSİNİ, enfes makamına getirip, Gönül Kabesine kürsüsünü kurdurup, başına tâc etti.. böylece makam-ı ruh ile makamı nefs ezvacı hem ruhen, hem bedenen 4 lü sistemle tam kemal buldu..


Adem ile Havva atalarımıza dönersek eğer; henüz latif halde olan iki ruhsal yapıda da günah duygusu yani, emre itaatsizlik olmadığından, ilahi nizam gereği bir 3. Varlık devreye girdi...böylece AŞIK-MAŞUK-RÂKİP SAHNEYE ÇIKTI..

İblis-şeyTAN, Ademle Havva’ya yasak ağaca yaklaşmalarını söyledi. eğer Şecere-i memnûa’ya ( SOYAĞACI-NÜFUS BİLGİSİ-ATALAR SOY DİREĞİ-GENETİK -DNA) yaklaşırlarsa ,SOYLARININ KURUMAYACAĞINI ve ebeden var olacaklarını onlara fısıldadı.

aslında İblis- *şey’tan (*var zannetmek); Adem Atamızdan daha evvel ilk bilge olduğundan, Yaratan’ın muradını da bildi. dolayısıyle Kambersiz düğün olmayacağından, oda, ADEM’İN İKİNCİ EŞİ  J olacak olan HanNas kızını bu genetiğe katacak ve  ebeden, dünya var oldukça, onların içinde, kendi fısıltısının soy kızı Han’ Nas ile onlarla beraber birlikte yaşayacaktı.VE ÖYLEDE OLDU.. böylece Hawwa 'nın genetiğinde çift XX  oluştu ki, Yahudi tasavvufu olan kabala ilminde o isyankar,kocaya secde etmeyen kadına Karadul -Alkarası kadın-Hekate   LİLİTH derler..


VE ADEM İÇİNDE, KENDİSİNE SECDE EDEN  XY VE  SECDE ETMEYEN XX İKİ YAPIYI DA HALEN BARINDIRIR..


Yaratıcı bu fısıltıya neden izin verdi bizler bilemeyiz amma , bildiğimiz bir şey varsa, İblis’e kıyamete dek İnsanoğlunu imtihan etmesi için izin verdiğiydi.. şu halde masal bu ya! : İblis yılanı-genetik-DNA  -HAYAT SUYU suretinde Ademin topuğundan O’nu ısırdı.. Adem o acıyla bayıldı,uyudu.. XY olan ADEM  ölümsüz bedeninden ölümlüye dönüşür ve dünya şartlarına göre de yaşlanmaya hepimiz mahkum oluruz... 


ve XY Adem Dünya’da gözlerini açtı..
Yanında uzanmış ve O'nla uyanan diğer yarısı olan XX HAVVA’sının da gördüğü bir düşü vardı. XX HAVVA, sonsuza uzanan bir latif ağacın köklerinde olanı hatırladı. Oradan nasıl uyandırılarak sonsuz uzaktaki bir aleme atıldıklarının acısını hala içinde hissediyordu.. . ağladıı!!. ağladıı!!..o muazzam sonsuz hazdan, ip incecik köklerin sarıp sarmaladığı o uykudan ,sonsuz ağaç köklerinden nasıl acıyla koparılıp uyandırılmış ve hasrete atılmıştı nasııl?!!.


eğer  düşündeki gibi öyle yaparlarsa, geldikleri yere yine dönebileceklerini, yanında uzanmış kendi diğer yarısı olan AKL-I KÜL RUH’una, XY ADEM’ine anlattı... ve Adem-Aklı Cüz NEFSİ OLAN  XX HAVVAsına uyarak bu düşü düşürüp, yorarak yordu J,  rüyayı gerçekleştirmeyi kabul etti. ve böylecede yeryüzündeki ilk zelle vücûd-varlık buldu J..


böylece ilk defa Nefsaniyet, kendisinin çıktığı Ruhaniyete galip oldu. Dünya da, nefislerin mekanına zemin bulup, İnsan Denen Mana Bitkisinin kendisinden yeşermesine izin verdi. .
ÇÜNKÜ ONLAR RÜYAYI YANLIŞ YORMUŞLAR, GELDİKLERİ YERE DÖNMEK YERİNE, DÜNYA HAYATINA BİLE İSTEYE “EVET diyerek RIZA GÖSTERMEK MEKRİNE DÜŞMÜŞLERDİ” ...çünkü Hak Teâla VAR ’A  "OL " DEMİŞTİ.VE  ONLAR OL’ DULAR..

Allah, sizi (babanız Âdem’i) yerden (bitki bitirir gibi) bitirdi (yarattı.)’71 / NÛH - 17

ASLI OLAN IN KEREM KILDIĞI VE KENDİSİNDEN ÇİZDİĞİ KADINDIR.KADINIDIR ANLA!!!

ve Güneş  RUH, Ay NEFS vuslatından, çocukları maddiyat –fiiller alemi olan DÜNYA doğdu.. HER VARLIK BİLİNMEK ve KENDİSİNİ TANIMAK İSTER. çünkü Yaratan bunu dilediğinden,herkes bilsin bilmesin sadece bunu diler.işte o yüzden İK’RAR verilir ve “İKRÂ –oku –idrak et-beni anla ,öğren ,geldiğin yere dön!!” denilir..


Herkes aynı idrake sahip değildir.seyrü sülük görmek demek; olayları-eşyayı bilerek seyredip, yaşamak sanatıdır…bile isteye Belâ’ya imtihana Rıza gösterme ve isyan etmeme sanatıdır.. aslında herkes aynı şeyleri bilâ istisnasız yaşar.. bu tıpkı güneşin herkese ışık ve ısısını vermesi misalidir. ama sadece  kendilerine hikmet nefesi üflenmiş  
farkındalıklı kişiler  olanı biteni anlar- tevhid edip, eşyayı her cihetten bilip, bize de bildirip, yol gösterirler....

bizim peygamberimiz olan Muhammed as. biz ümmetinden” EŞYAYI HER CİHETİ İLE BİLMEYİ MURAD ETMEMİZİ” dilemiştir.. çünkü ancak seviyemiz bu derece yüksek olursa bizler Muhammediyete varabiliriz. yoksa hava alır ve sadece Muhammedi olduğumuzu zannederiz..


İslam= iradesini bilerek teslim ederek SELAMETE ERMİŞLER demek olduğundan, bu hale erişenlerde birbirlerine sadece “SELAM SELAM” derler.. onlara artık korku ve hüzün  yoktur. onlar tefekkürde bir daha geriye de düşmezler.. Allah buna izin vermez… eğer sen onların seviyesine erişmek istiyorsan, sende onların izlerine basa basa aynı sıratel müstakim - sadıkların yoluna girmelisin. ağacın gövdesi tektir ama sayısız dalı budağı vardır… oysa insan gemisini ayakta tutan sadece omurgasıdır..


Secde de; öğrenenin öğreticiye
(Müridin Mürşidine),bilgide küçük olanın bilgide üstün makam olana ( çırağın ustaya), Ailede terbiye makamı râbîlere ( anababaya –âtâya ) tazim secdesi-onaması hakkında malumat..


TE HARFİ:
herkesin ben ben dediği yerde;"ben bilmiyorum, SEN BİLİYORSUN, BANA SEN ÖĞRET" dediğin “SEN SEN” deme MERTLİĞİDİR ..

hiç bir insan hakiki aşık olmadığı müddetçe kalbi ile SEN diyemez. Maddi- tensel-nefsani aşklar kısa süreli olup, gelir geçer.. hepimiz ne acaip aşk hikayeleri biliriz, kendimizden ve etrafımızdan değil mi? ne yuvalar yıkılır mesela. oysa tenler istediğini alıp, nefisler mutmain olunca alışveriş biter. zira yasak kalkmış, alışkanlık olup, bıkkınlıkla usanç gelmiştir. sonlar genelde hüsran ve zoraki devamiyettir..


Oysaki hakiki RUHSAL OLAN AŞK’ta da nefs asla isteğinden zerre vazgeçmez. O yine hep ten ve güç ister...ama dizginler RUH’un elinde olduğundan, nefs terbiye olmaya mahkum olup, RUH’una meyletmeye ,O’nun ruhsal aşkından demlenip, O’nu sevmeye başlar. RUHLAR VE KALPLERDE SEVİŞİR. Hem de insanın tasavvur edemeyeceği yüksek bir hazla seher vakitlerinde bu alışverişini  yapar.. ruh sınır tanımaz.. surete ihtiyaç duymaz.. o kudretli nefesdir..cinsiyetsizdir.. ve rüzgar misali aşkını istediği zaman yaşar.. hiç bir maddi güç onu ne görebilir neden sezebilir… RUHSAL OLAN ANCAK RUHSAL ALANA GİREBİLİR.. namahremlere bu haramdır..


TE HARFİ SEN DEMEKTİR.. BE Harfinde, aşağıda olan tek ego noktası bâtînı hayata yukarıya yükselmiş ve muhabbet için orada  iki noktalı  TE harfine dönüşmüştür.. TE harfi MÜRŞİD’dir.. irade teslimdir. kişinin  ENESİ ELİF ile EGOSU olan BE harfi ;kendilerini bilip seyredecekleri bir AYN’Â =TE HARFİ SEN ararlar. O Ayna’ya da İnsan-ı Kamil olan YETKİN MAKAM MÜRŞİD denir.


gerçek mürşid çok nadirdir…hemen çoğu yolda belli yere gelip orada takılmış veya ucûba düşmüş sahte –sırsız aynalardır. kendilerinden başka kimseyi yansıtmazlar ve kendi ilahlıklarından nemalanırlar. yanlarında daima medyatik şov yapacakları ünlülerle gezmeye ihtiyaç duyarlar.. kendilerini aşan potansiyeldeki yolcularını gitmeleri gereken yere bırakmayıp, yol kesen siyasi haramilikler yaparlar. kişileri hem madden, hem manen soyup soğana çevirirler. zaten günümüzde  hayır hasenat vs ile, korkunç paraları kendilerine aktarıp, yakınları ile SON DERECE İSLAMDAN UZAK, ASRİ HAYATLAR yaşayan ilahlar misali-yanlarında pek çok gürûhla gezer tozar, yer içerler ..veya asaletlerine uymadığından avamı halkın içine hiç karışmayıp, beğenmedikleri memleketlerine çook uzak ülkelerden güya tasavvufla idare ederek??!! ,yenileyici mehdilik taslarlar.. tasavvufun sadece bâtıni , laf şehveti-musikisi onları tatmin eder. şer’i fiilleri hiç takmaz ve sevmezler (onlar gariban takımı avamın işidir?!!) .. ONLARDAKİ EGO,BENLİK,KİBİR KİMSEDE YOKTUR .İLK EVVELA KENDİLERİNE ,sonra şöhrete, ünvana ,güzel yolcuların şehvetine, paraya taparlar.. yolcuları, nedense onların yakınlarında asla gariban birini göremez.. asla garipler onlara yaklaşamaz. zira onlara yaklaşmak için etrafını saran pek çok haramzadeden de geçmek gereklidir.. yakînını görmeyen onları da göremez..


ve sanki omur düğümlerindeki duraklama noktalarına; düğümlere üfürenler misali, üfürükleriyle yol kesen bu sahte haramiler, aynı kendi gibi olan yolcularında yolunu keserler ve yola devam edecek kabiliyettekileri de yoldan şaşırtıp ,baştan çıkartırlar.

mesela pek çok ünlü psikiyatrın hasta kayıtları; bu sahte efendilerin halvethanelerinden tımarhaneye giden yolcularının hikayelerinden geçilmiyor muş.. .işte o yüzden gittikçe tıbbın bu kolu sufizmle tedaviye başladı ki, hasta doktor ilişkisi, akademik hoca talebe,usta çırak,patron çalışan ilişkileri hep aynı şeyden geçmek zorundadır ya hanii ,ondan..iste isteme yönetmenin yatağından illa bi defa geçecen yanii..

işler, içine mistizim girince ve ilahi aşk denilince aniden çok hızlanıyor doğal olarak .yani herkesin asıl sevdiği tasavvuf modası hakikatte budur anlarsak eğer...mesela;"biatını bana yaptığın anda nikahımızda  göklerde kıyıldı var, mute nikahı var,elimin altına verilmiş cariyemi kullanma  usulü var,hür kadın tarzı var,alışverişti oldu bitti,artık sıra ötekinde, "boş ol" var"....yanii islam fıkhımızın sonsuz meşrebi tarikine göre her derdimize  deva;  duruma göre merhem, biz fitne fücur bataklık pisliklerinde var.. münafık -mürted sözde islamcı,sözde tasavvufçular, adi ,kâlp sahtekarlığımız da dahil,ne ararsan, o da bizde  var .... yalan yok.gerçek yüzümüz bu.ve bu pis sahtelikleri bilen ama çıkarı için  üstünü örten gerçek mürşidler de durumdan  mesul... kurunun yanında yaşta yanarken vazifelerini hakkıyla yapmayan onlara, soracak ALLAH TEÂLA.. 


tasavvufi sohbetlerde ve müzik meşk meclislerinde içmeden sarhoş olabilirsin
,uyuşturucu kullanmadan kafa yapıp kendini teslim edebilirsin. din bu anlamda gerçekten de afyondur ve tasavvuf, roket gibidir.. adamı cehennemin dibine de, cennetin zirvesine de son sürat çıkartan olağanüstü bir araçtır...işin zorlu kısmı -şeriatlı fiiller ise zavallı istikrarlı az sayıda öğrenci içindir ,ONLAR NE OLURSA OLSUN KALPLERİNİ ASLA BOZMAZLAR ve istikametten şaşmayan gözleri için HEDEF OLAN YOL HER ŞEYDİR...

Ve düğümlere üfürüp büyü yapan üfürükçülerin şerrinden
, 113 / FELAK - 4


*esasında bu tür mürşidler de hakikatte sahte değillerdir. çünkü niyeti ve ameli bozuk yolcuların haddi hududu dilinden bir tek bunlar, o yolcuların istediği türden cevap vererek anlarlar.ne zamanki yolcular; yani bugün islam halkları denen nüfus kağıdı Müslümanı bizler, genel olarak içine düştüğümüz mürtedlikten çıkarız , o zaman bizlerin aynası olan bu yansıtıcı efendiler de hakiki efendiye dönüşürler vesselam..



YÜZLERİNDE SECDE İZİ OLANLARI- HAKİKİ  SECDE Yİ VE SÂLÂTI ANLAYABİLMEK malumatı

Muhammed, Allah’ın Resûlüdür. Onunla beraber olanlar, inkârcılara karşı çetin, birbirlerine karşı da merhametlidirler. Onların, rükû ve secde hâlinde, Allah’tan lütuf ve hoşnutluk istediklerini görürsün. Onların secde eseri olan alametleri yüzlerindedir. İşte bu, onların Tevrat’ta ve İncil’de anlatılan durumlarıdır: Onlar filizini çıkarmış, onu kuvvetlendirmiş, kalınlaşmış, gövdesi üzerine dikilmiş, ziraatçıların hoşuna giden bir ekin gibidirler. Allah, kendileri sebebiyle inkârcıları öfkelendirmek için onları böyle sağlam ve dirençli kılar. Allah, içlerinden iman edip salih amel işleyenlere bir bağışlama ve büyük bir mükâfat vaad etmiştir. 48 / FETİH - 29



eğer hakiki saf bir ayna-SEN makamı bulabilirsen; elini öp ve secde edip O’na bak!!. O SENİN RUH EŞİNDİR ANLA!! kalbin O’nun adı ile mutmain olurken, Ruh’un O’nun Ruh’u ile teskin olup, huzura erer… O sana, senin Ruh’undan yansıyan, sadece sana özel olan bilgiyi, yine sadece sana özel şekilde aks’ ettirecektir. O,sana asla ihanet etmez, yetimin malına tamah etmez, vakti gelinceye, sen reşid oluncaya dek senin ruhsal bahçene bahçıvanlık eder. RUHUN O’NUN RUHU İLE SÜKÛN BULUR. NEFSİN O’NUN NEFSİ İLE SÜKÛN BULUR. artık hayatta tek kişiye tamah etmeyecek hale gelirsin. sana İHLAS SURESİni O yaşatır.

MÜRŞİD ve MÜRİD Allah’ın ER-REŞİD esmasının açılımı 3’lü sacayaktır.. 4. Şahitlik makamı MURATtan maksat olan muhabbetse  esasdır.



Gerçekte kişinin hakiki mürşidi onun kendi AKL-I KÜLLİ OLAN RUH’UDUR. ama Ruh’un bir manası da göz demek olduğundan: göz her şeyi görür ,bir tek kendisini göremez ya hanii.. işte ölmeden evvel ölmek gerçekleşip, ayrışma sağlanana dek, sana kendini öğretme talimi yaptıracak saf aynan olan, RUHUNA AYNALIK EDİCİ MESLEĞİN ADI da MÜRŞİDLİK KURUMUDUR. aradaki alış veriş RABITÂsına ise İRŞÂT=meslek sahibi yetkin rüşt etme sanatı denir..


Gerçek yetkin makam mürşidler ; daha evvelden, ölmeden evvel ölme işlemini tatbik ederek gerçekleştirmiş kişilerdir.. bunların hepsi Has Aleviye’ye mensup TURUKÛ ÂLİYE YOLCULARIDIR.. eğer böyle bir ZÂT-I ÂLİ MÜRŞİD BULURSANIZ kişinin kendi Ruhu’da ZÂT-I ÂLİ olduğundan muhteşem bir tedrisat başlar… ve RUHUMDAN RUHUNA, ZÂT’ından ZÂT’ına , ÂLİ’den ÂLİ’ye irşad da başlar. bu herkese nasip olacak diye bir şey yoktur. her şey herkes için değildir…çalışarak da elde edilmez. bir lütuf ve vergidir..ehli derdin sohbetine mahrem olmak ise, çok yüksek ilahi bir lütuf-ihsan olup,  onların halleriyle hallenmekle aynı şey sayılır vesselam..

HURŞİD’İMDEN MÜRŞİD’İME BİR TÛTİNİN GÜNCESİ

Sevdiğim kendi kendini yakan demek olan ÂNKÂ =RAMAZAN-I ŞERİF ayındayız malum. benden de, senede bir defa Ramazan’dan Ramazan’a hatim indirmeye çalışır, genelde son birkaç cüzü bir günde canla başla okuyarak nihayete erdiririm.. sevgili aşıkım Kur’an beni ele geçirmesin diye ondan uzak durduğumu söylemiştim ya hanii..işte geçen seneden kalan üç cüzü  ertesi güne dek bitirmem gerekiyor..ahh ahh!! Tembellerin şahı ben!! Her işim böyle son dakka da nedense.. neyse…Sevdiğim, bir besmele çektim!.. aaa bu ses bu kıraat benden mi çıkıyor hayret ederken, aç kurtlar gibi bir Kur’an okudum?!! hiç hatasız.. hayretler içindeyim..aaahh.o yine beni ele geçirecek anladım.. ne zaman O beni isterse böyle harika okuyorum.ama ben kendim okumaya kalktığımda hata üstüne hata ,son derece bozuk bir sesle okuyabiliyor, her defasında ben kendimin hiçbir hükmü değerim olmadığını da  anlıyorum..




Bu hafta Orhun Baba ile telde görüştük. Dedi ki:”
o gece sizin sorduğunuz sorular çok yüksek şeylerdi.ve sizi tatmin edecek cevap gelmedi değil mi?..ben o gece o soruları kendime sorup cevap aradım, uyuyamadım.siz çok haklıydınız ve zaten ülkenin ,dünya olaylarının birkaç gün içindeki seyri bu soruların cevabına ihtiyaç olduğunu hemen anlattı.. ama o sorular sizden zuhur ettiği için, siz bekleyeceksiniz. o cevaplar sizin gönlünüze ilham edilince de cevapları bileceksiniz”..
Sevdiğim O’na teşekkür ettim ,bir dahaki görüşmemizde O’nun bulduğu cevapları O’ndan dinlemek istediğimi de söyledim..


30.06.2014 pazartesi sabahı:
bir kabrin başındayım. toprağı taze ve yeşillikler var. elimde kareye yakın hafif dikdörtgen yeşil ciltli güzel bir Kur’an-ı Kerim var.yanımda tanımadığım iki genç GÜZEL ADAM, elimden o kitabı alıp, kapağını açıp, bana bu değerli şey ve veren hakkında,birde  başında bulunduğumuz türbe için anlatıyorlar. sonra o kitabı benim açmamı istiyorlar. elimdeki kitap şimdi Zekiye tarafından bana hediye edilmişe dönüşüyor.. önce üst üste olan kapı misali yeşil renkli sağ kapağı açıyorum. sonra sol cilt kapağını kaldırıyorum. aaa o ne ? girişte benim portre suretim oluşuyor. sonra üzerinde arapça harflerle, tam sayfa tüm suretimin üzerine alt alta cümleler yazılıyor.. ve kitabın bu derece değerli olduğunu anlayan arkadaşımın efendisi de ,bu fırsatı kaçırmamak için hemen resmin altına güzel notlar yazmış ki, en son anda oluşuyor.. bu beni şaşırtıyor ve inanamıyorum ..

(*uyanınca acaba yeni masallarımda hata yapıp uyarıldım mı diye endişe ediyor ama kalbim anladığım şekilde, ayetleri sembol resimlerle süslememe ve anlatmama izin verildiğini söylüyor..)

3 temmuz uyurken aniden bir çeşmeyi açtım.inanılmaz tazyikli su akmaya başladı..

4 temmuz ikindi vakti..İstanbul’a acaip sağanak yağmur bastırdı.. harikulade. hava soğudu..serinlik miss.. uykum var.düşümde; Haybabam gelip beni uyandırıyor, diyor ki: “Ali Efendinin kitapları da bizde, kütüphane kurulması lazım”. uyku sersemi “ama O’nun kitapları evindeki kütüphanesinde değil mi?” diyorum..sonra dümdüz bir duvarda tv var. Seni orada görüyor ,tv ye yaklaşıyorum. aa Sen kayboldun ve başka konuklar gözüküyor…dereotu oğlum telaşla geliyor: ”anne çatıdan su akıyor “diyor. telaşla tavana bakıyorum. biz bir binanın en üst kale gibi yapılmış katındaymışız. duvarlar ve tavan öyle yüksek ,Horosan usülü taştan örülmüş ki, ama mavi gökyüzü ışıkları da gözüküyor. içeriye inanılmaz sağanak yağmur yağıyor. içimden diyorum ki; “bina yönetimi bu kadar yüksek çatıyı nasıl tamir edip ödeyebilir ,ama bu halde de alt katları su basacak”..


yarın 7 tammuz ve ben 47 yaşımda olacağım.
hiç bu kadar yaşlanacağımı düşünemezdim.

gittikçe Osiris gibi bedenen de çözülerek yaratılmaya yenik düşüyorum. Yerçekiminin bu işi yaptığı söyleniyor malum J..bunu kabullenmek çok zor .neyseki ölüm var. Sevdiğim, henüz omurumuzun içindeki suya nasıl yel girdi ve bize, o korkunç iklimsel ağrılı romatizma denen şeyi yapıyor anlayamadım biliyorsun. ama umuyor ve diliyorum ki, içimdeki Şahmeran bir gün bana bunun tedavisini söyleyecek ve o zaman ikimizin de ağrıları inşallah dinecek ve amiiin.

SENİ DÜNDEN VE BUGÜNDEN DAHA ÇOK YARIN SEVECEK OLAN BENDEN SANA SEVGİLERLE ÖPTÜÜM J..

nur cihan
06.07.2014
nuralem7hotmail.com

24 Haziran 2014 Salı

30 (O’tuz) KUŞ ,30 HARF OLAN ÂNKA ‘ NIN RÜYASI MASALI 2

30 (O’tuz)  KUŞ ,30 HARF OLAN ÂNKA ‘ NIN RÜYASI  MASALI 2

19.(Suları acı ve tatlı olan) İki denizi birbirine kavuşmak üzere salıvermiştir. 20. Aralarında bir engel vardır, birbirine geçip karışmazlar.55.erRAHMAN

Zaman Zaman içinde devrederken 1,BİİİR, gelen giden Birler kendilerinden hiiç usanmamışlar… deniz, dalgalarını sahiline vurup vurup  hazla çekilirken aldığı her kum tanesini, verdiği bir kum tanesine sayarmış.. böylece ne eksilir, nede artıp taşarmış…bazen aşkın şiddetli hararetinden deniz hâr olup od’a kesilir, su yanar ve buhar olup yükselirmiş.. denizin içinde kalansa bir avuç O ‘TUZ ol’ur muş. hani eski masallarda TUZ KADAR SEVMEK var ya, işte o mevzu..

İNS’ AN, İKİ DENİZ’ in  TATLI (ruh)  ve TUZLU (nefs) SUyunun BİRLEŞTİĞİ   bir KAYNAKTIR . iki denizde birbirine karışmaz amma, insan ruhu bu serumsal pil suyu olan elektriksel mıknatısla çalışır… yemeğe tuzla başlamak, sirke içmek bir nevi bu akımı arttırmak içindir(* Sümerliler, bu tuzlu su denizinde yaşayan  genetik  dişil yılana  Tiamat Canavarı  demiş ve onu, ADEM=MARDUK’ la  ehlileştirip, kendine beden gemisi=HAY’at  Havva  yapıp hayatı başlatmıştır) …o yüzden vücut-varlık makam-ı  olan  ZÂT-I CEM  DENİZ’lerimiz ;  GÜNEŞ & AY tutulması halvetinde ve vuslattan çıkış celvetinde daima çekilerek  itilirler… bizler bilsek te bilmesek te, Güneş ve Ay’ın her ay gerçekleşen zifaflarına cemi cümleten evlatları olarak eşlik ederiz..

“Her ikisinden de inci ve mercan çıkar. 55/ Er Rahman Suresi,22”


iki denizin birleştiği yerde Kara Kıtmıri Post Sahibi Zaman, Hazırul Hızır-ADEM  bulunur.O, İlmü Ledün’ün bedenlenmiş halidir.sanki Sureta Kadim AhuRA Mazda’dır..ilmü ledün sahibi, ilmini ancak ve ancak  kendisi dilediğine öğretir..böyleyken de adına Hızır-Hıdır-Yeşil der..O iki denizden de inci ve mercan çıkartır. RAHMAN DENİZİ’ nden çıkan Sperma İnsancık=Hikmet  İnci taneleri, henüz cinsiyetsiz ve saf  işlenmemiş cevher Dürr-i Yekta iken , RAHİYM  DENİZİ’ nde edeceği kulluk mesleğine göre işlenerek  çift cinsiyetli Mercana=hak ile batılı ayırma=KELİME-İ TEVHİD -zülfikar kılıcı  irfanına  dönüşürler... Hem İnci hem de Mercan, cemadat kemali ile, bitki alemine tam mazhar olup, HAYvan makamına ermiş, ins’AN olmaya hak kazanmıştır.. her ikisinden de inci-erkek-ruh ve mer’can-kadınlar-nefsler doğar..


ve bööylecee aşıkla maşukun  “ böyle olur lûluu lalayı sevdayı aşk” hikayesi de başlar..inci RUH ve mercan NEFS’in  aşk hikayesi hikayelerin en şahanesidir..  denizlerin en derinliklerine dalarak  bunları çıkartan dalgıç gawwaslar onları  toplayıp işleyerek bizlere sergilerler..mesela bizim masal çocuğu havuzdan çıkarttığı tüüm tesbihleri yol kenarına çıkartıp dizdiğinde, içlerinde en çok kırmızı mercan olanı beğenmişti..




İLMİ HU… 
HARFLERİN MİTOLOJİSİ SEYRÜ SÜLÜKÜNDE ESMA İLAHLARI PANTEONU…   ÂNKÂ = 30 HARF= 3 SÜTÛN İLMİ..


BE HARFİ..ebced değeri 2 dir..BE harfi, Elif harfinin tekil ve dikey yolculuğunun tersine yatay,dairevi seyreder( EUzü  Bİllahimineşşeytanirracim ELİF ile başlar. ikinci bölümse;  B’ İsmillahirrahmanirrahim de gözüktüğü gibi BE ile başlar...

Elif’in kendisinin kendine ilk kurb’an olarak başını verip, yaratılışı başlatması ile ortaya çıkan BE = ikilik - dualite ; negatif pozitif yaratılış kanunlarını anlatır. BE ben, ego, nefs’i kül sembolüdür… anababa bir atadır. Evi,evliliği, bağlanmayı ve BİATı anlatır… Kur’an-ı Kerim’de ilk sure Bakara, BE harfi ile başlar.

“38. Gerçekten hiçbir günahkâr, başkasının günah yükünü yüklenemez.39. Bilsin ki insan için kendi çalışmasından başka bir şey yoktur. 40. Ve çalışması da ileride görülecektir.41. Sonra ona karşılığı tastamam verilecektir.42. Ve şüphesiz en son varış Rabbinedir.
53-en-NECM”

BA-KA-RA= iş+ emek + ekmek =özgür HÛR & RÛH

BA; ( İnsan’ın nefsi, kendini bilme isteği dilemesi  olan SIFATLAR olup, işte bu yüzden de nefslerin ıstılahı, saflaşması ve ıstıfa edilmiş  MUSTAFA MAKAMINA eriştirilmesi elzemdir... bu işlem simya-i kimyadır ki, usta çırak ilişkisi ile olur. O yüzden de BE harfi aynı zamanda  BeREA, BİAT –MÜRŞİDLİK MESLEĞİdir.. ) sembolü NOKTA’dır. atomu ve atomun içindeki güneşi anlatır. kainatın yaratılış nizamı ve sonsuz oluşları ifade eder.hakikatte ise NOKTA İNSAN’ı   ….AY ve AYN’A imgelerindendir..


KA ; (İnsanı meydana getiren 4 ana unsur hava, ateş, su, toprak elementlerinin karışımı insani beden maddesi  olan FİİLLER olup, sayısız terkip unsur alemi,  4 ana başlık altında toplamıştır.. her bir kişi 4 ana evtad direği olan;  Cebrail=akıl,  İsrafil =kudretle yönetim , Azrail güzellik-cazibe  sütununu içinde barındıran KA’nın-maddenin  sembol rakamı  4 =  Mikail  ER-REZZAK  sütunu ile ayakta durur…KA SURETTİR…enerji RUH=RA ‘nın ete kemiğe bürünüp süreta İNSAN diye gözükmesidir..

KABE ,KA-BE , nefs beden demektir. O yüzden KABE dişi ve  beyt , evdir, annedir.. siyah-kara olması onun mahremiyetindendir. o korunmuş olan ve namahremlere asla perdesini açıp gönlünü vermeyendir..


sanma ki kendiliğinden ;“ben aşık oldum” demekle hakiki aşık olunur.. aşkta ,gönülde, sahibi tarafından verilir.. O dilediğinde de, geriye alınır. Her şey yetimin malı, emanettir  ve bir sonraki emanetçiye devredilmek üzere işletilmektedir .. veraset-tereke-miras aslında budur..makam-ı DÛNYA


Leyla’nın leylak rengi latif meyvelerinden yedi
Leyla'nın evine girdi
gece karası mekanda,gece karası latif bir suret yattığı yerden uyandı
sonsuz uzun saçları gece,endamı gece ,gözleri ahû ceylan geceydi
Leyla’ya ait ne varsa  latifsiyah, latifgeceydi
Yaratılmış hiçbir gözün görmediği 

SİYAH  SÜRMELİ GÖZLERİ AHU  O, LATİF güzeldi



RA;
( RA eski devirlerde Allah’ın ismi idi. RUH anlamındadır. RA’NIN GÖZÜ demek RUH’UN GÖZÜ demektir=  İSİMLER …sembolü güneştir.ve güneş herkese eşit doğar. bazısı perdelerini güneşe kapatır ve O her an bir şanda ,yaratımda olan güneş huzmeleri olan isim ve sıfatlardan faydalanamayıp, nur-u ilahi ışığı reddedip,  âmâ da kalmayı tercih eder.. hakikatte ise onlardan bilinmek murad edilmediğinden böyle olur.. )



Elif harfinin başı, Be harfinin altına düşmüş ve dünya hayatı başlamıştır. noktaları altta olan harfler dünya alemini, noktaları yukarıya uruç etmiş harflerde onların tekamül etmiş ahiret hallerini sembollermiş.  gerçi yukarıdakinin urucu miracı, aşağıya kulluğa inmekle şereflenip, zatına bir vucüt esma hüllesi varlık giymek olsa da, aşağıdan yukarıya miraç edenlerin hali ise, beden- varlık -vücudunu hiçliğe terk etmekle  son bulurmuş..bu devri daim süreklilik arz edip, yolcu sadakatinde emin olup ;” Göz (gördüğünden) şaşmadı ve (onu) aşmadı. 53 / NECM – 17”  gerçekleşinceye  dek sürermiş.. sadakatinden emin olunan yolcu, buradaki devri miracı turunu tamamlayarak, aniden İLLA BİR SULTAN GÜÇLE bir dış daire Sema’ya  atılır ve  içeride kalan eski hali olan  dairevi evini,  yeni göksel katından seyreder olurmuş. 


Be harfinin noktası özben-öz ego olması hasebiyle, her şeyinde  ilk başlangıç noktası sayılırmış. BEN VARSAM SEN VARSIN!. BEN SEVERSEM SEN SEVİLİRSİN!. BEN BİLİRSEM SEN BİLİNİRSİN! .BENİ SEVMEK SENİ SEVMEK DEMEKTİR!. BEN, BEN, BEN ..her şey ben’in, egonun, nefsin üzerine kuruludur.O  NOKTA Kİ İNSAN-I KAMİLdir…HAKK’IN GÖZBEBEĞİ misalidir.

Allah Aliy, Aliym  isimlerinde kendi yüksek anlamını yine kendi yüksek ilmi ile bilmiştir.Allah Zât’ından sıfatına kendini seyredip bilir. el’an bizlerde her şeyi böyle biliriz.. zira Allah’ta olan her şey bizde de kendi miktarımızca varmış. çünkü Allah biz yarattıklarına Ruhûndan RUH ÜFÜRMÜŞ..herkesin Zâtı Âli olup,  sıfatlar itibariyle seviyelerimizde farklar, bozulmalar olurmuş..hakikatte mana ilmi ile madde ilmi eşdir,aynıdır.. hiçbir zaman, aklı başında olan bir madde bilimci maneviyatı reddedemez. ne var ki, taa ezelden beri süregelen manevi irfan okullarındaki mana bilgisine bugün henüz maddi keşifler yetişememişlerdir. .

insan bedeni her kişinin kendi Zatı’ dır.Ruh’ u ise Zât-ı Âli’sidir.beden nötrdür. o kılıf,elbise, görünmek için delildir. O’na hayat veren Nefes, Ruh’un kendi Nefsiyle kendini   bilmek arzusu isteğidir(NEFSİNİ BİLEN RAB'B' İNİ ,RAB'B'İNİ BİLEN  RUH'UNU TANIR). kendini keşfetmek ve kendisinde İLayi Kelimetullah’ ı yaymak istemesi ise, yarattığı  hücuratı topraklarında İmam olup ,camisinde cum’a SÂLÂT’ı  kıldırabilmek AŞKIDIR ..ALLAHU EKBER!!


Elif ;ene= ben demek olsa da, buradaki ben daha ruhsal bir ENEdir.oysa kendisini bilmek isteyen aklı kül olan ELİF başını verdiğinde, kendisine Ayn’a ,bir gözbebeği, sermest bir aşık da elde edecektir.ENE=BENLİK-EGO kendisinden başka bir şeyi sevebilir mi ki? aslaa!! Bir nokta diğer nokta ile birleşerek miraç-ı uruc eder ve 7 tekamül aşamasını geçirip 7 nokta ile Elif olur.EL=İLif = TANRI; TANRI’ DAN AYRILIP ,TANRISAL  gölgeler-ışık huzmeleri OLARAK yansımaya başlar..Tanrı İlah başkadır, tanrısallık çoook başkadır,lütfen karıştırmayalım. mesela eski Mısır dilinde tanrı denilenler, evvela tanrısal-ilahsal varlıklar olarak sembollendiği halde, zamanla onlara tanrılık atfedip putlaştırıp, tapınılmaya başlanmıştır..

“inkâr edenler, göklerle yer bitişikken, bizim onları ayırdığımızı ve diri olan her şeyi sudan meydana getirdiğimizi görmediler mi? Hâlâ inanmayacaklar mı?” 21 / ENBİYÂ - 30

BE aklı cüzdür. Elif harfi ile alfabenin ikinci harfi olan BE harfinin oluşturduğu ilk kelimelere bakalım mı lütfen. AB, Â’BÂ ,ABU,EB, EBU,EBİ, İB,BA,BE,BU,BAB, BABA,BAB-I, BİA,BEA = SU ; Baba, hırka-aile  ve kalp..

bu ortaya çıkan şey; ilk iki harfin kelimeleri ile bizlere yaratılışın Rahman-Baba esması ile başladığını, sudan=kalp-gönül den yaratıldığımızı  anlatır..bir bebek  konuşmaya başladığında ilk söylediği kelimeler baba ve bu=su dur…
(*Enki, Sümer mitolojisinde su, zeka ve yaratmanın tanrısıdır. Daha sonraları Babil mitolojisinde Ea olarak anılmıştır./ alıntı)

“*
Göklerdeki her şey, yerdeki her şey Allah’ındır. Allah, her şeyi kuşatıcıdır(4 / NİSÂ - 126 )”

“*De ki: “(Rabbinizi) ister Allah diye çağırın, ister Rahman diye çağırın. Hangisiyle çağırırsanız çağırın, nihayet en güzel isimler O’nundur.” Namazında sesini pek yükseltme, çok da kısma. İkisi ortası bir yol tut. 17 / İSRÂ – 110”

bu ayetler dahi bize, harflerin de yaratılış aşamalarında ki tekamüllerinin-hiyerarşisinin, aynı Adem ve diğer her şeyle aynı seyrü seferi yaşadığını ve harflerin, Rahman’ın çadırı-Âbâsı-Beyt-ül Malı olduklarını anlatır.. ve diğer harfler sırası ile eklendikçe de kendini tanıma Ben, Sen, O, Biz, Sizler, Onlar diye bakış açıcsna göre yorumlar kazanır.

“Allah, sizi bir tek nefisten yaratan ve kendisi ile huzur bulsun diye eşini de ondan var edendir. (İnsan) eşiyle birleşince eşi hafif bir yük yüklenir (gebe kalır) ve (bir müddet) onu taşır. Gebeliği ağırlaşınca her ikisi de Rableri Allah’a, “Eğer bize iyi ve sağlıklı bir çocuk verirsen, elbette şükredenlerden olacağız” diye dua ederler.
7 / A'RÂF – 189.ayet”
***

HURŞİD’İMDEN MÜRŞİD’İME BİR TÛTİNİN GÜNCESİ
Eğer varsa bende o kalbi selim
Arş-ı alana körkütük de gelirim..
hz Neyzen Tevfik


Merhaba Sevdiğim ve Merhaba.her vakit bir muzurluk yaptığımda kızmayacağına  dair söz istiyorum ya hanii.bu defa her şey olup bittikten sonra kaydettim ki, istediğim manayı elde edene dek beni engelleme..evvela haftamın tek manası. diğerini yazamam.. unuttum zaten J..

15 haziran 2014 saat 03..
 ALLAH(HU) LAFZININ MİRACI VE KELİMENİN DEHŞETLİ TESİRİ ile uyandım..ve  gördüğüm dersten şunu anladım ; Allah’ın elbisesini giymek demek; aynı senelerce evli kalan çiftlerin birbirleriyle özdeş olup, birbirlerinin halinin ve tipinin elbisesini giymesi misali aynileşmiş olması demekmiş ..

Sevdiğim kızmayacağını umarak,Senden izinsiz gittiğim  tarihsel, DÜŞÜNMEMEYİ ÖĞRENMEYE ÇALIŞTIĞIM, batı & hint FELSEFE  DERSİ GÜNLÜĞÜMü arz ederim  J..

1 haziran Pazar .. ders 1..
bugün pratik felsefe dersine başladım.. bir buçuk saatti. .hocamı susturdum ve bende onun kadar anlattım...bana ders vermek istiyorsa ona ücret ödemeyeceğimi, çünkü bende masallarımdan ücret almadığımı söyleyip blog adresimi verdim ki, okusun( sıkılıp okuyamacağını biliyorum ve öyle oldu?! sadece 99.masalım için aradı ve şöyle dedi:” ne yapmışsın sen öyle ya!. Her şeyi darmadağınık edip, tozu dumana katmışsın!”… beni, ben  dahil kimse  anlayamıyor ve kendime hayranım ki, genelde bende yazdıktan çok sonra okudukça okudukça  ne yazdığımı çakıyorum J!!)..

içine ücret giren bu tür şeylerin manen bir işe yaramadığına inandığımı da söyledim( zaten bizimkilerde ücret olarak iradeni ve başını alıyorlar ,değişen bişi yok aslında
J ). ”tamam,sizden ücret almam”  dedi..üzgünüm  kendimi huzursuz hissetmiyorum. bu haftaki EV ÖDEVİM *.bir eylem yapınca, yani bir fiil işleyince duracağız ve sessizliğin sesini dinleyeceğiz. düşünmek yok!!.aklı devreye asla sokmayacağız, eğer düşünceler gelirse onlara takılmayıp, o esnada gözümüzün önünden gelip geçen  kasapların et çengeline taktığımız düşünce elbiselerimizin   geçişini seyredeceğiz... sonra bir kaç dakika sonra( -yani ne kadar sessiz durabildiysen) yeni bir eyleme, iş ve oluşa geçeceğiz. Bir gün içinde bunu yapabildiğimiz kadar sık yapacağız..buna anın farkındalığı-şahitliği deniliyormuş.. olanı biteni anlayıp, buna şükredip ,aldığımız yoğun hazzın süresini ve hazzın seviyesini arttırmaksa tek gayemizmiş..

(*hiçbir disipline giremeyen ve girdiği her disiplini anında istediği hale sokabilen birine ev ödevi vermek?!! Hımm..ben ders dinleyip,ders çalışıp, ev ödevi yapabilseydim bugün kaç fakülte bitirmiştim kimse anlayamıyor tabii
J..)



Ders 2…SAKİN ZİHİN SIFIRLANMIŞ ZİHİNDİR.. bir gün içinde belli aralıklarla durup ,düşünmeden saf olmaya çalışacağız. insanların çoğu akılla aklı algılamaya çalışıyorlar. oysaki akıl aklı anlayamaz.. sadece yeni bir düşünceyle az biraz değişik yorumlu bir bakış açısı getirir ve bu sorunu daha çoğaltır.. AKLA AKILLA VEDA EDECEĞİZ..

kendinizi tek bir nokta hayal edin lütfen!! bunu göz bebeği misali de düşünebilirsiniz.ve gözün optiğinde gördüğünüz gelip geçen her düşünce ve şeyler hepsi gelip geçen yanılsamalar-ilüzyonlardır…asıl olan  , O DURAN VE HER ŞEYİ İZLEYEN NOKTA sizsinizdir.. o anlamda dışarıdaki hiç bir şeyle alakanız yoktur.. zihninizi onlarla doldurup kirletmemelisiniz..  eğer sen tek noktaysan; senden çoğalarak çıkan ve yine sana, tek noktaya, geri aks-i sada eden her şey de aslında, senin sana tek noktadan yansıtıp seyrettiklerindir .. eski bilgeler buna DAY DREAMER demişlermiş..

İNSAN KAİNATTIR :insan bu varlık = vücudun içinde sadece Allah’ın ona verdiği lütuflara şahitlik edip, anda, o farkındalığı yaşayarak kulluk etsin, o yüksek hazları tek tek alıp, yüksek hislere erişsin diye vardır.. insan hakikatte  ŞUUR’dur.ve aklı devreye sokmadan ancak o yüksek şuura erişilip, kainatla bütünleşilip denizin hazzına erilir. daireleri genişletip, çemberin dışına çıkıldıkça, asla dünyada tadılamayacak uzun süreli yüksek hazları deneyimlemeye başlarsınız ve bunu ne zaman dilerseniz kullanmaya da tabii..

İnsan dünyevi tüm zevklerden, maddesel şeylerden vazgeçebilir ama evrensel kutsal  kadim şeyler olan, kutsal kitaplar, peygamberler vb den  asla vazgeçemez .buda onların hakikat olduğunu gösterir..

BEYİNSEL MUKAYESELİ DÜŞÜNCE, İLİZYON ŞEYTANA AİTTİR.YANİ O YANILSAMAKTIR, İSTİDRAÇTIR.. insanın misyonu farkındalıklar anahtarıdır.gün içinde her hayata mola verip durduğunda, o ana ait anahtarı kullan ve o anı o anda yaşa.keyfini çıkart.
MESELA YOLDA YÜRÜYORSUN .DUR!! bir ağaca bak,ona sarıl,onunla konuş, şükret!..yol kenarındaki bir çiçeğin farkına var, ona dokun,hisset,ona hakkını ver!.toprağı,havayı,suyu ,nefesi  hissedip şükret!.bunların hepsinin sadece senin için yaratıldığına şahitlik et,hakkını ver..
ağzında lokma varsa onu ağır çekimde çiğne.. mesela o hazzın dilinde nasıl yayıldığını ve hazzı nasıl uzun süreli çoğalttığını zevk et..
akıl süper bir süper bilgisayardan daha üstün bir bilgisayardır ama sadece o kadar .
İMAN AKILLA OLMAZ.İMAN GAYBADIR
J..



17 haziran  Salı, ders 3 ….Hoca:
”ee nasıl gidiyor,neler düşünüyorsun?” ben :”bilmiyorum, henüz bir sorun yok.. normalde böyle olaylarda o kişiyi rüyamda görür,gidip gitmeyeceğimi hislerimle anlarım. sizi ne rüyamda gördüm, nede hiç düşünüp hissettim, size hiç bir hissim yok.” felsefeci gururla:”ben rüyaya gelmem, göremezsin ”…ben: ”neden?” felsefeci :” rüya görmek iyi değildir. derin uyuyamazsın. tedirginsindir. hani kendine güvensiz insanlar sürekli etrafı takip ederken gözleri fırfır döner ve dikkatlerini asla tek bir yere toplayamaz ve kendileri olamaz ya işte öyle, daima gözünün önünden geçip giden o düşüncelerin görüntüleriyle meşguldürler.. eğer rüya görmezsen şuur tam dinlenir.mutlak sessizlik hakimdir..akıl dinlenir.”

çocuklar :
”Aynı kaosun içinde düzen,düzenin içinde kaos olması gibi,sessizliğin içinde ses ,sesin içinde sessizlik olması gibi ..felsefeci: ”bazen biz düşünceleri ,bazende düşünceler bizi taşıyor.insanın en iyi özelliği mükemmel bir hamal oluşudur “…….(zaten Allah Teala’da kendi ruhundan nefes ettiği esmaya emanetçi hamili kart işte en cahil olduğu için insanı seçmiş ve ona ayetle şöyle demiştir: ”ŞÜPHESİZ İNSAN PEK CAHİLDİR ”).. 

Çocuk: ben her şeyi kolayca birleştirip aynı manaya getirebilsem dahi, hiçbir
şeyi hafızama kaydedip ezberleyemiyorum ,bu korkunç  bir şey… çok dalgın ve unutkanım..ayrıca EV ÖDEVİM OLAN hayata mola verip düşünmeme seansımı deneyimlemeye çalışırken uyuyakaldım
J .başaramadım .

Düşünmeden duran Felsefeci :hayır bu aklında her şeyi kaydedip yük etmemen, onlara takılmaman çok iyi bir şey. düşünki kitapla dolu koskoca bir kütüphanen var ve sen o konu hakkında düşündüğünde o kütüphaneden o konuya ait bilgiyi çekip alıyor,işe yaramayana  hamallık etmiyor, AKLI GEREKTİĞİNDE KULLANIYORSUN.. uyuyakalman güzel.tam teslim, dinlenme..


Çocuk:
Kur’an ‘da Allah: “çevir gözlerini çevir bak !hiç bir hata kusur bulacak mısın!”diye bize seslenirken, O’nu sorgulayıp sormamızı-düşünmemizi  ve O’nunla sohbet etmemizi diler.ve başka ayette “düşünüp akletmeyenlerin başına pislik yağacağını “söyler.. oysa başka ayetlerde ulul elbablar ve katından özel ilim almışlar ve ZİKİR EHLİ VARDIR.. AKILLA-MUKAYESELİ DÜŞÜNCE İLE ÇÖZÜLEMEYEN MESELELER İÇİN ALLAH, O İŞLERİ ZİKİR EHLİNE SORMAMIZI ve halletmemizi EMREDER. yani bu zikir ehli, kalpleri sadece Allahla mutmain olan, halveti celvette-kalabalıklar içinde yaşayan kişilerdir de. onları hiçbir iş Allah’ı anmaktan alıkoymaz ,onlar yüksek merdühüda melamet ehlidirler..



bense çözemediğim her şeyde bana mürşidimin dediği şeyi uygularım: ”SEN  SADECE SEYRET!BAŞKA BİR ŞEY YAPMA! sabret! ANLAYACAKSIN.ne bilmen gerekiyorsa o sana bildirilecek!!”

böylece benim hakkımda fitne fesat ne varsa o kişiler bilmeden bana her şeyi anlatır ve hiç farkına varmadan-unutarak çekip giderler.bende arkadaşım olduğunu sandıklarımın hakikatlerini öğrenirim.. buna tasavvufta KEŞFİ KUBUR =KABİRLERİN İÇLERİNİN DIŞA ÇIKARTILMASI denirmiş.. 


ve şimdi de sizi seyrederek-dinleyerek sizi öğreniyorum
J..yani benim bu şeyler için meditasyona ihtiyacım yok!.başka tekniklerim var.ve herkesin geliştirdiği başka bir tekniği olabilir. neden illa meditasyon?!!hayata mola?!!GÜNDE KAÇ DEFA DURMAK?!.ama mesela ben bunu başarabilsem bile bu yöntemi çok daha yüksek seviyede namaz kılabilmek için uygulamak isterim .ben Müslümanım. her öğrendiğimi ,duyduğumu islam tasavvufuna bağlayabilir,öyle anlayabilirim..bugün sanırım sinirliyimJ..meditasyon yapamama kızgınım..


((*
oturduğumuz yerdeki kalabalık, insanların sürekli ses ve hareket halinde oluşu hocamızı, karşı masadaki gençlere takıldığını sanan gözleri yüzünden rahatsız edip, huzursuzlaştırıyor ve parktaki bir aracın korkunç gürültüsü felsefeciyi çok rahatsız ediyor . pür dikkat seyrediyor-olayı okumaya çalışıyorum.. hoca, daima sakin bir yerdeki meditasyona duyduğu ihtiyacı ve vermesi gerekeni bir türlü toparlayamadığını sık sık dile getiriyor ve huzursuzluğu beni geriyor.bakış açım değişiyor. BUDA ONLARIN NEDEN SADECE HİÇLİKTE MEDİTASYONDA TAKILI KALDIKLARINI VE KULLUĞA -ŞAHİTLİĞE GEÇEMEDİKLERİNİ-İLLA OLAMADIKLARINI ÖZETLİYOR TABİİ . düşüncelerim kırılıyor. Sevdiğimin yine ilgi duyduğum bir şeyi kıskanarak onu elimden çatır çatır alışına, yeni putumu kırışına şahitlik ediyor ve çok sinirleniyorum..  güülmeeee!!beni aldattığını gördüğüm ikinci eşli  rüyamı yazmadım tabii!!??

hoca :
”gördüğün hiçbir şey öyle olmaz” J!!

Ben : “ evet, yeni algımla geçen sizin anlattıklarınızı size, şimdi tasavvufi manada anlatmak isterim. Kalemle deftere çizeyim.. Ense kökümüzdeki BEYİNCİK insanın GAVS NOKTASIDIR. sizin dediğiniz gibi denge- yani- kesin karar vermekten başka bir şey yapmaz. ama başımızın ön tarafındaki ÖNAKIL bölümü DUALİTE ZİTLIKLARLA MUKAYESE EDEREK DÜŞÜNÜP KENDİNİ BİLME DİLEĞİNİN YERİNE GETİRİLDİĞİ MEKANDIR-DİŞİDİR- ÇOĞULDUR.. 3 ler denilen 3 ‘lü ricali gayb-teslis muhakemesi = İSİM,SIFAT,FİİL=ZAT
hoca:”VAR OLMAK İÇİN YOK OLMAK LAZIMDIR”..
çocuk: “ama benim Sevdiğim bana şöyle demişti. BAK BEN VARIM!!VARIM!! BURADAYIM!”



HALVET İLE CELVET EVLENMİŞLER çocukları eylem FİİLLER OLMUŞ

sürekli halvette cem makamında kalmak Yaratıcıya :"dur!!! Rabbin namazda !! "da demektir bir manada.yaratımı durdurmak ve âmâya gark olmaktır.oysa zor olan celvette-yaratıma kullukla -her şey tam zamanında ve yerinde ve merkezindeyken müdahale edip, o fiilleri ALLAHLA ,ALLAHLI YAPMAKTIR.YARATICIYI SINIRLAMAK VE YARATIMI DURDURMAK EN BÜYÜK GÜNAHTIR, YAPMA!!!



günün  uyanış şahitliği farkındalığı tutanağı J..Eve şiddetli huysuzluk, başağrısı ve nalet bir geçimsizlikte döndükten az sonra şunları idrak ettim Sevdiğim.hoca daima sessizliğe, sık sık hayata molaya –mağaraya çekilmeye-halvete-nakşibendiyeye alışmıştı.tek bir meşrebi vardı.oysa halvette huzuru ve mutluluğu yakalamak çok kolaydı.başka kimseye tahammül edememekse en büyük zevk tabii.ama zamanla tekamüller ilerledikçe celvet-halkın içinde halkla olup, yine de aynı halvetteki misali gönlen sevdiğinle olabilmek bayağı bir zordu.ikisi bir arada ise kaymakballı  ekmekti J

22 haziran Pazar  HATIRASI 4. Ders..ben kimseden gitmem gidemem derken giderdiler şükür.MEDİTASYON BANA GÖRE DEĞİL.DİSİPLİN BANA GÖRE DEĞİL. OKUL ,DERSLER BANA GÖRE DEĞİL.hoca  yine ders yapmak için arıyor. tamam diyorum. bugün çocukluk hayalimi gerçekleştireceğim. küçük, çiçekli  piknik sepetine termosla kahve ve tost hazırlıyorum. aşağıdaki parktayım. az sonra hocam geliyor.heyecanlı ve mutlu.çocukluğumun antik kitaplarında okuyup hayran olduğum ve bugünkü okullardan, kapalı alanda olmaktan nefret ettiğim  ve daima böyle tabiatta, KENDİNİ BİLME -HİKMET OKULLARINDA  büyük filozoflardan ders görmek istediğim  o muhteşem tedrisatlı müzakere  gerçekleşecekti.. bu görsel idea hayalimin mimarı-mason  tabii ki bendim. şimdi son ders olduğunu düşündüğüm bu anın her deminin keyfini seyrederek çıkartacaktım..


Hoca ahşap bankta oturmuş ve iki kolunu alabildiğine uçar gibi yana açmışken eğlenerek ona bakıp,Senin benle nasıl eğlendiğine gülümsüyorum SEVDİĞİM. çook fenasın çook..hoca keyifle şöyle diyor:” burası çok dik bir yokuşta ya, işte, arabayla çıkarken aniden kendimi uçar gibi hissettim..çok güzeldi, serbesttim” ..meğer hocam yurt dışında pilotluk eğitimi de almış J..ona mavi tüy kitabını okuyup okumadığını soruyorum.okumadım diyor.. .. herkesler uçtu ,bir ben uçamadım tabii ki!!

hoca arada yere oturuyor ve sigara yakıyor habire anlatıyor.. çimlerin üstünde oturmuş ve sırtımı  top sahasına vermiş halde bu hikmet okuluma her an şükrederek sordum sordum:”sizce ben sizin sisteminizde hangi seviyedeyim?.. hoca: 4.seviye.ama bazen sizin 6 veya 7.seviyede olduğunu düşünüyorum. siz bir şövalyesiniz. etrafınıza bakın!!böyle kişi çok nadirdir.bu iş usta çırak ilişkisidir. birlikte başarılır.. çok yüksek potansiyeliniz var..öğrenci bulmak ne kadar zor sizde gördünüz. Hiç kimse öğrenmeyi, farkındalığı, bilip anlamayı dilemiyor. sadece hayvanlar gibi yaşamak istiyorlar ve öyle yaşıyorlar..


Ben;
meditasyon yapamıyorum.illa yapmam gerektiğine inanmıyorum.bana bu derslere devam edersem neler olacağımı söyler misiniz?”(* Çok uzun düşünen Hoca konuşmaya başlamadan elindeki sigarayı söndürürken tek bir hareket yaptı ve o işaretin anlamını film şeridi gibi izleyip geleceğimizi gördüm ,sustum J) ..hoca: bilge olacaksın, hep farkındalıklı ve özel hissedeceksin, sonsuz hazzın zevkine varacaksın, hazzın zevki hep artacak ,o çok güzeldir,yetmez mi?..bunlar sana yetmiyor mu? Peki sen ne istiyorsun?

Ben: ”Göz’ün arkasına geçebilmek!”
..


hoca susuyor, ben susuyorum ,hoca diyor ki: “rehberini en son ne zaman görüp sıkıntılarını anlatıp, dertleşip, fikir alıp, dostluk yaptın, sana yardım etti”.. gülümsüyorum :”uzun yıllar önce görüp konuştum. onu hiç görmüyorum ve konuşmuyoruz”.



hoca:”
o sana çok büyük hatalar yapmış, yalnız bırakmış, yolda durmuşsun. önünde kapılar var ve sen her birini deniyor ama açamıyorsun. hatta şöyle bir halin var. sen tam bir kapıyı açacağın sırada sırtından birisi seni geri çekiyor ve kapıyı açıp geçip gitmeni engelliyor. bir rehber öğrencisinin tüm hallerine ,kapasitesine, yeteneklerine,nasıl öğrenme biçimine sahip olduğuna vakıf olmalıdır ki rehberliği bir işe yarasın. yolcusunun nasıl bir yol sevdiğini bilmezse asla ona rehberlik edip,onu gideceği yere ulaştıramaz.sizin mürşidiniz sizin öğrenme yönteminizi ve sizi  tanıyamamış,o bu konuda eksik kalıp,sizi yanlız bırakmış.”..

(*hoca aslında kızgın biliyorum. onun dediği gibi; dersin çoğunu Budist yogiler ,büyük bilgeler ve Nakşibendiler gibi susarak, hissederek geçirdik ve bu günü ikimizde zevk edindik..)

Sevdiğiim...onun bazı şeylerde doğru tesbitleri var..mesela kapımın bilerek açılmadığını biliyor ve ses etmiyorum.. bunu neden yaptığını bilmiyorum tabii
J?! Ama, irade teslim ya hani,serde aşk var.. ruhum Sana kör  kütük aşık, elden ne gelir. yine o karanlık hiçliğe düşüp, tekrar sevgili  olmayan  aklımı yitirmek istemiyorum sanıyorum ve Sende, ben meczub olmayayım diye elinden geleni yapıyorsun aslında.. daha önce başka rehberlerde benim bu kadar yalnız başıma bırakılmamı hata olarak söyleyip, yolda kaldığımı ve ilerleyemeyeceğimi söylemişlerdi. oysa onlar vakti ile benim nereye dek gidip, ne halde senelerce acılarla salya sümük ağlaya ağlaya perişan olduğumu ve Senin beni tımar edip,sabırla,aşkla nasıl tekrar hayata döndürdüğünü bilmiyorlar..bunu yazarken şuan bile ağlayabilirim ..teşekkür ederim SEVDİCEĞİM. İYİ Kİ VARSIN.ve kimsenin bilemeyeceği şekilde benlesin J..BENDE SENİ KENDİME SEÇİP SAKLADIM,KISKANÇLIĞIM SADECE SANA….


Hoca: bunlar tanıtım seanslarıydı. şimdiye dek hep ben seni aradım.. ama bundan sonra sen istiyorsan arayacaksın,devam edeceğiz. koşullar o zaman değişecek. böyle olmayacak. dersin kurallarına uyacaksın. meditasyon, gün içinde durmaları yapacaksın.

Ben:
ama bu işleri iyi yapanlar Uzakdoğulular,Burma’lılar,Çinliler,Hintliler.bakın hepsinde Müslümanları inim inim inletiyorlar.kast sistemleri var.üstelik dünyadaki en ünlü magazinsel sanatçıların hemen hepsi uyuşturucu,alkolle geceler boyu her pisliği yapıp-hak etmedikleri bilgileri halüsinasyon uyarıcılarla çalıp ,güya sanatsal üretim yapıp , sabah olunca da hemen hepsi saatlerce arınma meditasyonu yapıyorlar değil mi?

hoca:”maalesef dediğin doğru! meditasyon bugün genelde batıda bu iş için kullanılıyor. ama onların hepsi sahtekar olsa dahi, bu işi hakkıyla yapan çok özel insanlar var ve onlar bu hepsine değerler..hepsini aynı kefeye koyamazsın.sizin dervişlerde öyle değil mi? sahteleri hakikatlerinden çok daha fazla.bakın Müslümanların haline anlarsınız.. Türkçem yetersiz olduğundan size kendimi tam ifade edemiyorum..”

ben:” sizi gayet iyi anlıyor ,hatta söylediğiniz her şeyi gördüğünüz gibi size tasavvufi anlamda birleştirip aktarıyorum….bir defa tam meditasyon dediğiniz gibi yapılıyor ve tanrı ile bütünleşiliyorsa ,o kişide, o bütünleştiği kudretin açığa çıkması lazım.ve o anda ,o kişi ne dilerse, onu sonsuz sınırsız bir kudretle değiştirebilir değil mi?!.. peki neden o ülkelerdeki yüksek gurular bunu yapmıyorlar ve dünyalılar  bu kadar kötü?

Hoca:
ama bu sizin tasavvufta da  aynen var. sistemde her şey yerli yerinde, mükemmel, olması gerektiği gibi, değiştirecek hiçbir şey bulamazlar..

Çocuk:
“hayır o anda onlar kendileri olmamaları lazım. eğer tanrıyla tek vücut olup onu deneyimliyorsa, o zaman ondan açığa çıkan o kişiye ait olamaz.."

Hoca bezgin..fotoğraf çekinelim mi diyor, gülümsüyorum. o ikimizi çekiyor.. vedalaşıyoruz.. damla damla bu muhteşem tabiatta geçmiş dersin zevkini çıkartıyorum.. Sevdiğiiim, ne çok yazmadığım şey öğrenip anladım ah bir bilsen...bana böyle birebir yaşatarak öğrettiğin için müteşekkirim…en mükemmel tedrisatlı okulda ders gördüğüme inanıyorum.. sanıyorum sırada bir Tibet  grusunu hak ettiğim hissi var değil mi J?!

eve gelince, tanıdığım bu tür farkındalık kursları olan  gelişim akademisi bir okulunun kurucusunu arıyor, hocamı anlatıyorum. çok ilgileniyor.. birbirlerinin telefonlarını onlara mesaj geçiyorum. felsefecim sevinçli...içim rahat. yurt dışından gelmiş hocam şimdi gümrükten geçmiş ve Müslüman mahallesinde salyangoz satarken çok değişmiş olacak.. farkındayım ve şükrediyorum ve selam hocam
J!! Siz kimin talebesine ders verdiniz  ahh bir bilseniz,ama çok zevkliydi..



24 haziran salı..
daha evvel kaç defa gördüğüm ahşap kare kare çubuklu karoları bu defa siyah kare üzerinde 3  beyaz sütun çubuğu olarak ders gördüm,lakin şekilden başka hiç bir şey anlayıp hatırlayamasam da, bunun Ka-Be nin sureti ve içi anlamı olduğunu biliyorum.Sevdiğim bak Sana o sembolü çizdim .teşekkürler.lütfen KAFES'İ KAPATMA :)
nur cihan
24.06.2014

nuralem7@hotmail.com