13 Aralık 2010 Pazartesi

ZAMAN DEĞİRMENİNDE ZAMANE TEFEKKÜRLERİ MASALI – 15



ZAMAN DEĞİRMENİNDE ZAMANE TEFEKKÜRLERİ MASALI – 15
BEN YAŞADIKÇA KUR'AN'IN BENDESİYİM
BEN, HZ. MUHAMMED MUSTAFA'NIN YOLUNUN TOZUYUM
BİRİ BENDEN BUNDAN BAŞKASINI NAKLEDERSE
ONDAN DA ŞİKAYETÇİYİM, O SÖZDEN DE ŞİKAYETÇİYİM

Hz. Mevlana Celal-ed-Din Muhammed Rumi (k.s)


bu masal  ZAT-I A’Lİ,RUH’U A’Lİ,MEKAN-I A’Lİ ,MAKAM-I A’Lİ OLANLARA-kendisindeki bu yüksek manayı çıkartabilmiş “YÜKSEK- YÜCE RUHLAR ın  SEMASINA  ADANMIŞTIR.”


Hurşidimden Mürşidime bir tutinin güncesi..Sevdiğim Merhaba…işte geldik hep korktuğum, yüzleşmekten kaçtığım o yazıya..biliyorsun  üç sene evvel Konya gezisini müteakip haftalar içinde, ilk yazımı yazmıştım..yazılarımdan çok korkup,ağlıyor ve utanıyordum ..kimseyle görüşmüyordum..sanki alnımda o secde yazıyordu..sanki herkes görüp anlıyor sanıyordum..yazmamak için çok direniyor lakin bir şekilde de yazmadan duramıyordum..bazen korkumdan yataktan çıkmıyordum..ama sabaha dek bir şey beni rahat bırakmıyordu..koşa koşa gidip bir defada yazıyor,  ancak sonra uyuyabiliyordum..yazdıklarımda sadece kelime hatalarını düzeltiyor, başka hiçbir şeye dokunmuyordum..ve üstelik ben pc de ne dosya açmayı ,nede teknik manada yazı yazmayı da bilmiyordum..ama o yazar kasaya takır takır iner gibi - dosya dosya gelen- inen harfler..harfler ..harfler…

ve Sevdiğim anlamıştım ki ben yazısal bir mirac yazıyordum..gelgelelim bana göre 10. yazı mirac olacaktı ve aşağı iniş olan 11 le de bitecekti.lakin 10. Mirac yazısı kurgumu hiçbir şekilde bulamıyordum..taa ki bir perşembe tektaştaydık.. nette geziyordum. birden karşıma Nat-ı Ali klibi çıktı..belki 50 defa ağlaya zırlaya dinledim..bu neydi?..neyi anlatıyordu hiç haberim yoktu..oysa tüm bedenimi saran bir tesir her şeyi kaplamıştı işte..ve o gece tüm hücrelerimin uyandığı “bizi bırakma” dediği bir salat  yaşadım..insan kendisine öyle sımsıkı sarılır mı ?evet..evet..kendini bırakabilir mi?neler oluyordu ..

ve ertesi gün Cuma… Terzi Osman Amca beni evine cemi Cuma vaktine davet etmişti.. ilk defa gittiğim bu evde elime bir kitap tutuşturdu.sayfayı işaretlemiş, bir cümlenin altını da çizmişti..siz okuyun dedim..”hayır sen okuyacaksın ..sesli oku” dedi..Divan-ı Kebirden Nat-ı Ali yi okumaya başladım..ilk defa görüyordum..hem okuyor hem de nedense ağlıyordum..dün gece yüzünden şok geçirdim herhalde. veda edeceğimiz zaman yine aynı kitabı getirdi.. “aynı yeri bir daha oku ve sesli” dedi..başkası okusun dedim..”hayır sen okuyacaksın “dedi ..okudum ve ağladım..sonra anladım ki 10. Masalım buydu..tek harfini bile yazmadığım  şey..öyle cahil ve korkaktım ki ;yazıyı yarım almıştım, Hilmi Dede Baba nın nefesini de..bugünse bu yarımlığı tamamlayacak kadar korkusuzum.. çünkü neden bu yazılar insanları dehşete düşürüyor ve kendinden kaçırtıyor anladım.. cahillik  tabii… gerçeğe uyanınca korku muhabbete dönüşüyor ve tek korku kalıyor.. onu sana vereni üzüp incitmemek..başka hiçbir sorun yok..
ve bu yazı hakkında başka şeylerde yazacağım Sevdiğim..bunu ilk yazdığımda öyle çok alevi –bektaşi bana mektup yazmıştı ki Evvel Zamanıma anlatmıştım. . “sizin adınız Ali .. bende Sizi çok seviyorum ya.. işte o yüzden onlarda Sizi Seviyorlar “demiştim..Evvel Zaman ise gülümseyerek şöyle demişti:Bizim adımız sadece Ali..ve herkesin adı Ali olabilir..ismimizin Ali olması hiç önemli değildir.. maksat A’Lİ-YÜCE-YÜKSEK olabilmektir..


ve Sevdiğim..bu yazıyı yine unutmuştum, ne ilginç ki bir mail geldi.. bu yazıyı tekrarlamamı istedi..yazmayacaktım tabii..ama çok tuhaf bir şey oldu ve son masal aldı beni bu Noktayı Velayete=MÜRŞİD-i kamil e  savurdu Sevdiğim.(yani salik öyle bir noktaya geliyordu ki ;her ne görürse mürşidinden -Mürşidi A’li nin a’li ilminden görüyordu..nereye baksa Onu görüyor ve Onu anlıyordu..)

YANİ  o esnada, zaten kendisi de yetişmiş bir İnsan-ı Kamil-Mürşid olan hz. pir Mevlana; nat-ı nın sonunda yazdığı gibi, tüm o yazdıklarını= yeni farklı bir esma ile yükselişini -  sohbet şeyhi olan hz. pir ŞEMS-i PERVANE de görüp yaşıyordu. ……
**
ve Sevdiğim çok tuhaftı.. ok yaydan çıkmıştı..yine ne yazacağımı bilmiyordum.. sadece iliyyun ve aluyyunlar hakkında sorularım vardı.. son masalım bittiği gün 7 aralık-1 muharrem di..akşama içinden Hızır geçen adam gelecekmiş.Ya Rabbim ya.. Sevdiğim beni yalnız bırakmayacağını,  gerçek bir ehil elden bana anlatacağını biliyordum. . öyle emindim ki ,onu gördüğümde bir sayfa dolusu soruyu önüne koydum ve anlattım.. anlattım..sorularımdan bazıları:beyinleri kiraya verilmiş Belialoğulları =MANKURTLAŞTIRILMAK?..VE ÖZGÜR KALPLER ÜLKESİNE HİCRET ETMEK..ve insan avcılığı?= Getirileri?tavus kuşu kuyruğu ilmi..?gerçekte vuslat yok mu..?
3  yıldız dairemi gösterdim..teorimi anlattım ..evet doğru dediler..içinden Hızır geçen masalı takdim ettim..”çok beğendim,devam edin, istenilen buydu,doğru hizmet bu “ dediler..ve bu sefer ses kaydını da silmemi istemedi:)ve Sevdiğim iliyyun ve aluyyunlar için düşündüklerimin doğru olduğunu –hz. ALİ’YE HÜRMETEN İSMİ ALİ OLAN BİR MAKAM OLDUĞUNU söyledi= mürşid… yani  HZ PİR ‘de, NAT-I ALİ  de KENDİSİNDEKİ ALİ MAKAMINI ANLATMIŞTI sadece…tabii kendi yüksek manasını =AYNI NURDAN olduğunu-ancak kendisi gibi olan saf bir aynada yani hz.TEBRİZLİ ŞEMS de görebilmişti..(tasavvufta denirmiş ki Allah’ın sayısız isminden biridir Ali..evet Ali Allah tır bu bakımdan..ama Allah Ali değildir..çünkü O’NUN ESMASINA SINIR YOKTUR..VE TÜM ESMALAR YARATILMIŞTIR..ve ALLAH YARATANDIR..

sonuç.. yani herkesin en tepede “tek olduğu bir manası varmış”..hoca derste sorularımı anlatacağını ,vakti gelince işaret edeceğini ve dikkat etmemi söyledi..ve bir başka arkadaşımda kristal çocukları sormuş.. ona da derste cevabı alacağı söylenmiş…Sana bu dersten derlediklerimi sonra yazacağım Sevdiğim..bana korkularımı bildirerek -kalbimde ise anlayarak ferahlık verdiğin için çook teşekkür ediyorum.biliyorum ki bu yer-nokta-  hz Pirimiz Mevlanamızın dediği : AŞK’ın karşısında akıl eşeğinin çamura saplandığı ve çıkamadığı yerdi.. o yüzden de, lütfen okuyup anlayamayanlar kalplerini bozmasınlar..çünkü  anlamak için, aklın kalbin hükmüne girmesinden başka çareleri yok  da ondan…sadece benim gibi seyretsinler..sabırla beklesinler..o mana kendisini, vakti gelince o kişiye de, onun anlayabileceği esma terkibiyle anlatır değil mi Sevdiğim..

Sevdiğim..tüm bunlar olurken birbirimizden çok uzak olsak ta, ben Seni hiiç göremesem de, hep benimle olduğunu biliyorum..beni bu kadar zor-sarp sivri –uçurumlarda yalnız bırakmadığın için, şuan Sana bunları ağlayarak yazıyor ve teşekkür ediyorum..ben bunlara hiç layık değilim biliyorsun değil mi?hak etmiyorum…hem de hiiiçç..neden benim başıma geldi bilmiyorum..Evvel  Zamanım çalışarak yani sonradan olmadığını söylemişti.belki hak etmediğim için-tenezüllen ,En Yücenin en aşağıdakine eğilmesiyle yazıyorumdur değil mi?bilmiyorummm..Sadece Seni Seviyorum..Senden Sana Sığınmaktan başka çare bulamıyorum.. lütfen beni bana bırakma ….ve Sevdiğim HurşidimdenMürşidime cümlesinin de A’. dan A’.. ya olduğunu da bu hafta idrak ettim teşekkür ediyorum..
ve Sevdiğim haftaya açıklaması üzerinde konuşacağımız o yazıya geldik..seni Ali den Ali’ye seviyorum..semada…semahanede..
*************************
                                     NA’AT-I    ALİ
 (•=nokta=0=Noktayı Kübra Şah-ı Velayet Hazreti Ali Keremullahi Veche)
(
mart 2008 )
‘Ruh’u gördükten sonra da Allah yoluna gitmek gereklidir ki, Allah gözle görülebilsin. «Bu hayatta ve bu dünyadayken,» görür demiyorum. Dünyadaki cevherlerin birer perdeleri varsa da her cevherin bir de ışığı vardır ki dışarı vurur…
Olgun görüşlü olanlar, dışarıya vuran bu ışığı görürler. Ama dışarıya vurmayan ışığı görüp bilmemelerine de şaşılamaz. Ancak dışarı vuran, avuçlarının içinde ve karşılarında bulunan ışığı göremeyenlere şaşılır. Yoksa Sokrat’ın, Hipokratesin, îhvanı Safa derneğinin, Yunan filozoflarının söz ve fikirleri Hazreti Muhammed’le (S.A.), onun evlâdı, torunları, can ve gönülden ona uymuş olan kimselerin sözlerine benzemez. Hatta sudan ve topraktan yaratılmış insanoğlunun sözlerine de benzemez. Bunlar, «Allah hazırdır,» derler.”
 (hz.Pir-i A’Lİ  Şems-i TEBRİZİ
…………………………………………………..
MEVLANA’NIN DİLİNDEN HZ. ALİ (“NA’AT-I ALİ”)
 O açıklayıcı imam, o Tanrı velisi safa ehlinin vücut güneşidir. Yerde, gökte, mekanda, zamanda Hak’la duran o imamın zatı, iç ve dış temizliği ile vasıflanmak vaciptir. Çünkü küfürden, ikiyüzlülükten kurtulmuştur, temizdir…
Onun toprağı birlik alemidir. O, insanın hakikati ve canı gibiydi. Her şey fanidir, fakat can yaşar, ölmez. Onun hareketi kendinden diri olan ezeli varlıktandır. Beka çevresinde döner dolaşır, yaratıkları Yaratanın Zatı gibi O bakidir. Hakkın yüksek sıfatları Ali’nin vasfıdır. Hakk’ın sıfatları zaten ayrı değildir. O, Tanrı’nın zatına yapışmış “O” olmuştur. Hani duyduğun lahutun gizli hazinesi yok mu; işte O odur. Çünkü O, Hak’tan Hak’la görünmüştür. O hazinenin nakdi, tükenmez ilimdi. İşte o ilimden maksat, yüce Ali’dir. Hakkın hikmetini ondan başka kimse bilemez. Zira O hakimdir, her şeyin bilginidir.
İptidasız evvel O idi, sonsuz ahir de O olur. Peygamberlere yardım eden O idi, velilerin gören gözü de hakikaten O’dur. Yüzünün nurlu parıltısı, kendi ziyasından bir güneş yarattı. O, Hak iledir; Hak Ondan görünür. Hakka ki, O Hak ile ebedidir.
Adem’in toprağı O’nun nurundan idi, o sebeple meleklerin tacı oldu; Allah’ın isimleri Ondan belirdi. O temiz ve yüce imamın ilmi sayesinde Adem, her şeyi anladı. O nur tek olan Yaratanın nuru olduğu içindir ki, melekler Onun huzurunda secde ettiler. Evet, muhakkak ki, Adem, O imamın nuru ile bütün ilahi isimleri bildi…
Şit, kendinde Ali’nin nurunu gördü ve yüksek alemi öğrendi. Nuh, kendini yüksek menzile ulaştırıncaya kadar, istediğini hep Ondan buldu. Gene Ondandır ki kurtuluşa eren Nuh, dehirde gayret tufanını buldu da beladan kurtulmuş oldu. Halil peygamber, dostlukla Onu andı da, ateş ona al lale oldu. Nemrud’un ateşi, o Allah’ın dostuna hep gül, nesrin, lale oldu. Gene O idi ki, keyfiyle kendi koyununu İsmail’e kurban etti. Yusuf kuyuda Onu andı da, o saltanat mülkünü süsleyen tahtı buldu. Yakup, onun önünde birçok inledi de Yusuf’un kokusunu alıp gözleri açıldı. İmran’ın oğlu Musa, Onun nurunu gördü de uzun geceler hayran kaldı. Kırk gece kendinden geçti; kavuşma ve görüşme zevkine daldı. Sonra dedi ki: “Yarabbi! Bana bu lütfundan bir alamet ver.” Hak ona: “İşte sana nurlu eli verdim” dedi. Gene Ali’nin vergisidir ki, Meryem’e arkadaş oldu da İsa vücuda geldi…
O, şeriatte ilim şehrinin kapısıdır. Hakikatte ise iki cihanın beyidir. İki cihanın sultanı Muhammed, hakka yakınlık gecesinde, Allaha kavuşmanın harem yerinde onun sırrını gördü. Ali’nin nutkunu, Ali’den dinledi. Ali ile birleşilen o yerde Ali’den başka bulunmaz.(1)
Allah yolunda gidenler isteyicidirler; Ali istenilendir. Söyleyenler söylerler, susarlar. O, susmaz, söyler. Ebedi ilim, onun göğsünde parlayıp göründü. Vahyolunanların sırlarını, o hakikat olarak bildi ve bildirdi. Ümmetlere haykırdı:
-Allah yolunda Ali, sizin kılavuzunuzdur.
Allah’a içi doğru olanlar yüzlerini ona çevirmişlerdir. Zira o şahtır, doğru yolu gösterendir, efendidir…
O, bütün peygamberlerin sırrında idi. Cenabı Mustafa:
-Benimle açıkça beraber bulundu, dedi.(2)
Dinde evvel, ahır o idi. Allah ile içli dışlı o idi…
İşte bunları söyledim ki, bu yüksek mananın nüktesini öğrenesin de yüksek velayete eresin. Sence apaçık bilinsin ki, hakikatte yüce olan O’dur.
Ey efendi, benimle boşuna kavga etme. Bu böyledir. Hakikat budur ki, hepimiz bir zerreyiz, güneş odur. Biz hepimiz damlayız, deniz O’dur.
Cihan var oldukça Ali var olur ..Cihan var olurken de Ali vardı. Cihanın temeli suret buluncaya kadar var olan Ali idi. Yer resmedilinceye, zaman husule gelinceye kadar var olan Ali 'idi. Veli, vasiy olan? ah Ali, cömertliğin, keremin, bağışın sultanı Ali idi. Ali'den ötürü melekler Ademe secde ettiler. Adem bir kıble gibi idi, secde olunan Ali idi., Adem’de, Şit’te, Eyyüb’te, İdris’de,
Yusuf’ta, Yunus’ta, Hud’da, Musa’da, İsa’da, İlyas da, Salih peygamber de, Davud’da Ali idi.

Nefsin tamamından ötürü cihan sofrası üzerinde elini bulaştırmayan kahraman aslan Ali idi. Kur'an ın yer yer, ayetlerinde Tanrı'nın ismetini vasıf ile övdüğü Kur'an sırlarının kasifi Ali idi.Kapısının toprağı kadir ve kıymette Arşın semasından daha ileri geçen, o durmadan hakka secde eden arif Ali idi. İslam’ın
yolunda is düzelmedikçe, durup dinlenmeyen o şerefli, vakarlı şah Ali idi. Hayber kalesinin kapısını bir hamlede koparıp açan o kalalar fatihi Ali idi.
Afaka her bakışımda gördüm ki, yakin yüzünden her varlıkta var olan Ali idi. Bu küfür olmaz, küfr olan bu söz değildir.

Cihan var oldukça Ali var olur, cihan var olurken de Ali vardı.Tebriz'in Şems-ül Hakkı cihanin gizli ve açık sırlarından her ne gösterdinse hepside Ali idi.
hz. Pir-i  A’Lİ  MEVLANA CELALETTİNİ RUMİ

………………………………………………
Aynayı tuttum yüzüme
Ali göründü gözüme
Nazar kıldım ben özüme
Ali göründü gözüme

Adem Baba Havva ile
Hem allemsel esma ile
Çarhı felek sama ile
Ali göründü gözüme

Hazreti Nuh Neciyullah
Hem İbrahim Halilullah
Sina'daki Kelimullah
Ali göründü gözüme

İsayi Ruhullah odur
İki alemde şah odur
Cümlemize penah odur
Ali göründü gözüme

Ali evvel Ali ahir
Ali batın Ali zahir
Ali tayyip Ali tahir
Ali göründü gözüme

Ali candır Ali canan
Ali dindir Ali iman
Ali rahim Ali rahman
Ali göründü gözüme

Hilmi gadayi bir kemter
Görür gözüm dilim söyler
Her nereye kılsam nazar
Ali göründü gözüme    (Hilmi Dede Baba)


****************************************
ANAHTARCILAR İÇİN (1haziran2008)
Bismillahirrahmanirrahim
1, 2- Rahman Kur’an-ı öğretti.
3- İnsanı yarattı.
4- Ona beyanı(düşünüp ifade etmeyi) öğretti.
ALİ ÖZ-TAYLAN VE O’NUNLA AYNI KİŞİ OLDUĞUNA İNANDIĞIM ŞİMDİ EBEDİYYEN HAY OLAN LATİF BAL-TUTAN HATIRASINA İTHAFTIR..
Mekanımız Ak-saray-Beyaz-zıt
okulumuz Nur’dur bizim
kitabımız A’li dir bizim
rehberimiz İmam ALİ oğlu İmam Ali’dir bizim
* * *
Sizleri yeryüzünde iki melek olarak tanımıştım
tanıdığınız herkese melekliği yaşatıyordunuz
aluyyun veli A’li melektiniz siz
iki ayrı bedende tek ruh gibiydiniz
A’li ruhlar zaten aynıdır değil mi?
sizde tektiniz benim için
beni insan yapan sizin mananızdan akan feyizlerdi
ey LatifAli Sultan
sizi son gördüğümde nurdan bir sütun gibiydiniz
size bakarken ağladım ne kadar yüceydiniz
sanki bambaşka biriydiniz
yoktunuz, sanki ışıkdan biriydiniz
şimdi her daim konseydesiniz ve biz sizlere muhtacız
siz bana rüyamda gelen dosttunuz
dost terk etmez bilirim her daim bizlesiniz
artık konuşma arkadaşım yok mu?.
……..
Ya AliLatif Sultan kalbim yağmalandı…
tam birlemişken parçalandı…
sizi de son gördüğüm aynı günde
sanki “seherin tanıkları” gibi sadece elbiseydiniz
ve sanki o hırkadan başka bir şey de değildiniz
Rahman’ın gelini gibiydiniz aynı anda
sizi kollarıma alıp yükselmek yükselmek istedim o anda
biliyorum bu gece bir yıldız daha kayıp düştü denize
ve seherin tanığı kayıkçı sefere çıktı yine
düşüp akan o yıldızı avuçladı denizden
ve sandalına aldı yeniden
ölüm sizler için değil biliyorum
Hay olan ölür mü hiç;
sadece tesbihin A’li tanesinden
İmam-ı Muhammed’e(s.a.v.) dost olur
siz dost olarak aynı Nur’dan yaratılmışsınız
siz bize gökten inmiş aluyyun veli meleksiniz
aluyyun veli dost melek ne yapar?
hep sema eder o aşktan sarhoştur bilmez hiçbir şey
o perdedir seyran edilir üzerinde seyrin mekanıdır
bir LatifAli daha CemAli oldu
Şeb-i Arus O’na Rahmanın Gelini oldu….
……..
Sizi yaşadığım müddetçe daima kalbimde muhabbetle yaşatacağım ve sizle hep sohbet edeceğim..
nur cihan
13/12/2010

7 Aralık 2010 Salı

ZAMAN DEĞİRMENİNDE ZAMANE TEFEKKÜRLERİ MASALI – 14



ZAMAN DEĞİRMENİNDE ZAMANE TEFEKKÜRLERİ MASALI – 14

Leyla’nın mahallesinde çadır kuran adamlar,
Aşkın yolunda varılacak en son yere varanlar!
Hasan’ın soyundanım, “Has Oda”dır makamım,
Ricalin boyunları üstündedir ayaklarım!
 (has oda sakinlerinden Hz..ABDÜLKADİR GEYLANİ)

Bu masal Hacı Bektaş-i Veli hz. ve tüm HORASAN ERLERİ ne adanmıştır..

Merhaba Sevdiğim ve Merhaba..yine bir hatırayı yad vaktinde ve tabii ilk 10. yazının  (O.=KilitaNahtar:) yeni açılımlarındayız..bu defa korkmuyorum inşallah. tekrar etmekten hep korkup kaçtığım ve bir kelimesini bile yazmadığıma doğru akıyormuşuz..SİCCİN den İLİYYİNE- kaynağı saadet bir mekandayız yani:) Sevdiğim bak, bugünkü konumuz şu: umreden dönenin bir yanı hep o mekanda kalmış..hayalleri hep orada ve Konya hattında geziyormuş nedense. yeni yoldan gelen, hasta ve bitkin uyuyormuş.mekan  Arafat’ın etekleri. bir geniş daire etrafında sohbet halakası..tam ortada  ateş yerinde; çocuk tarafından konmuş, kenarlarında buzdan camkırıları olan kocaman pembebeyaz kalpten bir pasta varmış.çocuğun yanında ise,iki ihtiyar gri yelekli Hacıbektaşoğlu dervişi, birbirleriyle Alilik üzerine  sohbet ediyorlarmış..birden çocuğa bakıp: siz bize Alilik nedir anlatır mısınız? demişler..çocuk hayalinde öğrendiği gibi anlatmış... başlarını eğerek  tebessüm eden dervişler:evet doğrudur demişler..


Sevdiğim kızmayacağını biliyorum o yüzden yazıyorum..öğrendiğime göre bugün  bektaşilik dahil pek çok tarikatın tam icracısı hemen hiç kalmamış.. 40 mektupta Hacı Bektaş-i Veli dönemi ibadetlerini okudum..öyle ağır ki… nedense bektaşi fıkraları  da beni hiç etkilememiştir…bektaşiliğin çok sert ve kuralcı bir disiplin olduğuna inanıyorum..Sevdiğim bildiğin gibi, Sen benim için Tek Bektaşisin.. yani Tek Taş Alyansımsın:)Seni  öyle görüyorum  hep biliyorsun..
…….
bu hafta fütüvvetin “Mürüvet ya Ali Mürüvvet” denen cümleyle eşdeğer olduğunu anladım..adab-ı muaşeret kuralları,İslam’ın nezaket –incelik-süzme bir din olduğunu da..ve fütüvvetin hz. (s.a.v)Efendimizin “RABBİM BENİ EDEPLENDİRDİ” dediği Eline,Diline,Beline sahip olmak olduğunu da..bunun Kur’an ahlakı olduğunu..bu öğretinin; taa Esma Talimini Yaratıcısından ilk alan hz Adem Babamızla başlayan tasavvuf öğretisinin esası olduğunu da..


Habiloulları(ışığı temsil eden Bir’in oğulları) ve Kabiloğulları (Belialoğulları) hala devam ettiğini de..hz. Adem’in oğlu dokumacılar piri Şit a.s ile önlük-  şalvar-kuşak- şed bağlamayı başlattığını da..ve ala silsiletihim bunun hz. (s.a.v) Efendimiz in, hz Ali’ye şed bağlaması ile devam edip Horasan Erenleriyle = Ahilik Teşkilatı olarak Anadolu’nun damarlarında hayat bulan kan oluşunu da..bugün hemen hiç kalmayan esnafcılığın; toplumsal dayanışmanın, birkaç yabancı şirket-ailenin insafından, tekrar acilen, bireylerin özgürleştirilmesine-uyandırılmasına geçilmesi lazım geldiğini de..çünkü anladım ki medeniyet diye bizi köleleştirmişler..
…..
yaaa Sevdiğim- bir de o una bulanmış değirmendeki üç uzun, beyaz önlüklü nurlu ataların izini de sürdüğümüzü anladım..(ve bizim nil yeşili kloş atlas  bir eteğimiz oldu Sevdiğim).. tabii bu yazdıklarımın içinde masonlar ve dervişleri henüz yazmadığım halde Senin yazmadıklarımı okuyarak bana anlatacağını da biliyorum..bunu nasıl yapıyorsun hep hayret ediyorum…konu devam edeceğinden  daha iyi anlamak için bazı alıntılar yazacağım Sana .. bunlar üzerinde  derinleşebilmemiz için lazım çünkü.

ve bir düzeltme …evet..neymiş hatam?..zikir ehli ve tesbihat ehli tabii..edeben tesbihimi tekrar yazmalıyım demek ki..öyle anladım.. Geylani Hocanın ilk başlayan çocuklara  verilen tesbihatı tabii..zikir ise ehline aitmiş:)

ve ikinci bir edebe riayet hatırlaması
..çok ilginç bir tarihe girdik ve her şey tam zamanında seyrediyor..hayretler içindeyim Sevdiğim..üç sene evvel şeb-i arus  günü çocuk, sandukanın önünde görünmeyen devasa bir mıknatısa yakalanmış hani..kömür tozuna dönüştüğü için sandukaya bakarak inanılmaz bir ağlayışla öylece kalakalmış..o esnada yerel bir hanım gelmiş yanına .habire anlatıyormuş. bana dua et..şimdi ..bana dua ettin mi diye soran biri..çocuk konuşamadığından başını sallıyormuş hep..o anlatıyormuş ..biz her dileğimiz için buraya geliriz sende dile..ama edeben önce Sadrettin Konevi hz ne gideriz, sonra Şemsi Tebrizi hz. sonrada buraya hz. Mevlanaya geliriz.. sende öyle yaptın değil mi?çocuk olumsuz başını sallamış..o zaman buradan çıkınca hemen oraya git demiş.. adres tarifi yapmış..işte….en son hatırladığı aramıza hoş geldin diyenin birden yok olmasıymış..bugün bu hiç aklımdan çıkmadığı için Sevdiğim yazmam gerektiğin düşündüm..
……..
NOT:lütfen, bu  masalı okuyan iştirakçiler için…haftaya dek okuduklarımızla yüzleşeceğiz olur mu?..yani bizim halvetimizde bu olacak..yani biz fütüvvet sahibi miyiz yoksa Kabil’in izinden mi gidiyoruz anlayacağız.. bakacağız kaç masumun canına, ırzina, malına, emanetine göz dikip ihanet etmişiz..kaç yuvayı yıkıp ortalığı karıştırmışız..kaç kalp kırıp yağmalamış, ağlatmışız..bizim yüzümüzden tüm hayatı mahvolmuş ve başkalarının elinde ziyan edilmiş kaç kurbanımız var..başımıza gelenler ve gelecek olanlarda ne kadar bunların etkisi olabilir?biz en iyi kendimizi bilebiliriz değil mi?kimsenin bilmediği en derin çıkmaz bataklıklarımızı.. onları nasıl kurutup yeşillendirebiliriz tefekkür edeceğiz değil mi?tefekkürümüzde bu siccinimiz olsun..bakalım iliyyün bize kitabını açacak mı?

ve SEN SEVDİĞİM yazdıklarımı okuduğun ve eğlendiğin  için günaha girdiğini sakın düşünme lütfen:)..Sen güldükçe bende gülüyorum çünkü..  tüm günahlar benden.. SEN  ÖZGÜRLÜĞÜN  saf ışıktan yapılmış ŞUA –ı TAC-ı ŞERİF i sin..

**************
Sülemî, fütüvvetnâmesinde bunu şöyle açıklamaktadır:

Cüneyd Bağdadî "fütüvvet Şam'dadır, lisan Irak'tadır, sıdk ve doğruluk Horasan'dadır." diyerek fütüvvetin sosyal bir kurum haline geldiğini ortaya koymaktadır. Taeschner, fütüvvet ocaklarının Hicretin birinci asrında bile var olduğu ve başta bu sosyal kuruluşlara sadece gençlerin alındığını ve "fityan" adının bunun için kullanıldığını ileri sürer.

FÜTÜVVET, lügatte cömert ve asalet sahibi olmak, yiğitlik, delikanlılık, mertlik anlamlarına gelmektedir. Genç insana da aynı kelime kökünden ‘Feta’ denilmektedir. Fetâ’nın Arapça’da çoğulu, fityân ve fitye’dir. Eski Araplar fetâ terimiyle, zihninde yaşattığı asaletli ve tam anlamıyla ideal insanı tanımlarlardı.
….
…Böylece Mekke'de ilk sosyal müessese kurulur. Kurulan örgüte,
faziletlerin yemini anlamına gelen Hılf'ul-Fudul denilmiştir.Hılf'ul-Fudul ile ilgili toplantıdaki tören ve davranışlar, fütüvvette görülen tören ve davranışların benzeridir. Toplantıya katılanların yemek vermeleri, haksızlıkla mücadeleye yemin etmeleri, fütüvvet ve daha sonra Ahî birliklerinde görülen "âdâb"dan farklı değildir. Bu toplantıya Hz.  Muhammed de katılmıştır.
.."Şurbî"olanların büyükleri adına tuzlu şerbet içtikleri, kötü fütüvvet  sahibi olanların ise büyükleri adına şarap içtikleri anlatılır.Hz. Muhammed'in amcası Ebûcehil'in fütüvvet sahibi olduğu ve onun adına dörtyüz kişinin şarap içtiği belirtilir. Arkadaşları, Hz. Muhammed'e gelerek, kendisinin Ebûcehl'den yüce bir şahsiyet olduğunu ve onun adına fütüvvet yoluna girmek istediklerini söyledikleri, Hz. Muhammed'in de bu durumu kabul ettiği, ancak şarap yerine tuzlu suyun içilmesini şart koştuğu rivayet edilir. Bu olayın Ebûcehl'i çok kızdırdığı ve adamlarını Hz. Muhammed adına şerbet içenlerin üzerine gönderdiği anlatılır. Böylece fütüvvet sahipliği iki gruba ayrılmış olur. Kötü fütüvvete sahip olanların Ebûcehl'in, iyi fütüvvete sahip olanların ise Hz. Muhammed'in izinde gittikleri belirtilir.


"Fütüvvet davetine ilk koşanların, mürüvvet, ahlâk ve şerefini koruyanların  ilki, (yeryüzü anlamındaki) edîmden gelen Âdem'dir ki, ismi irade mahallinde sabit, cismi haşmet evinde sakin, nurlarla ve masumlukla desteklenmiş, kerâmet tacıyla taçlanmış, selamet evine girmiştir. Fütüvveti Kabil kovunca Habil onu kabul etti. Şît, onun hakkını yerine getirdi, onu her türlü çirkin şeylerden korudu, İdris de onunla yüksek mekâna çıkartıldı, İblîs' in tuzağından kurtarıldı.Fütüvvet sevgisi ile Nuh, çok inledi ve üzerinde fütüvvetin nûru parladı. Âd onunla isimlendirildi, kibre dönmedi, fütüvvet ile Hûd, ahidlere güzel vefâ gösterdi, fütüvvetle, Salih kötülüklerden kurtuldu, İbrahim Halîl, fütüvvetle nâm alıp putların ve heykellerin başlarını kırdı. Fütüvvetle, İsmâil yüce Padişah'ın emrine kurban oldu, fütüvvetle, Lût inişi olmayan yüce makâma çıktı, fütüvvetle, İshak'da buluşma gününe kadar (ibadetle) kaim oldu, Ya'kub (fütüvvet) sebeplerine yapıştı, fütüvvetle, Eyyub'un hastalığı açıldı. Fütüvvetle doğru Yusuf, yolların en güzelinde yürüdü, onunla her zaman başarıya ulaştı, Zülkifl (a.s.), fütüvvetin yüce rütbesine uyup güzel, hoşnut edici işlerini yaptı. Şu’ayb (a.s.) onun (yarış alanındaki) kamışlarını kaparak (erlikte birincilik) aldı, her şüpheden ve kusurdan uzak kaldı. Musa (a.s.) fütüvvet kaftanını giyip çalımlandı, Harun (a.s.) ona uyup güzel söz söyledi. Ashâb-ı Kehf ve Rakîm onunla şereflendi, kurtuldu ve nimet evine erdi; Davud (a.s.)’un kalbi onunla hayat buldu; fütüvvet yüzünden kendisine rükû ve sücud tatlı geldi. Fütüvveti Davud’dan Süleyman (a.s.) aldı, insanlar ve cinler fütüvvet yüzünden Süleyman’ın emrine verildi. Fütüvvet şartları kendisine sahih yapılan Yûnus (a.s.), fütüvvetin gereklerine uydu. Zekeriyya (a.s.) fütüvvetle safâ yurduna girdi. Yahya (a.s.) fütüvvete sadık olup tasadan kurtuldu, zor şartlarda fütüvvete sarıldı da üzüntüye ve ızdıraba düşmedi. İsa (a.s.) onunla açık bir nur alıp parladı, Ruh ve Mesih onunla ünvan aldı. Fütüvvetle Muhammed (s.a.v)’e açık fetih verildi, iki kardeş (Ebubekir-Ömer)’i ve amcası oğlu Ali’yi fütüvvet emini yaptı. (alıntı)
***********************

Sevdiğim şimdi bu manalarda biraz gezinelim mi?ilk evvela ben şunları idrak ettim..levheşim..Füsusta ve Fütüvvet eserlerinde bu konuyu anlatmış değil mi? O’nu okuyup anlayamayan bana, bu şekilde öğrettiğin için çok teşekkür ediyorum.. ve tabii hz İdris Nebi…O, yıldız ilmi ve tasavvuf okulu ders sisteminin piriymiş..riyazatlarına meleklerin hayran kalıp görmek istedikleri kişi..O,hulle giydirirmiş hani..nedense O’nu konseyle düşünebiliyorum..O, eski Mısır’da ToT muş..(bu arada Sevdiğim eskiden okumuştum ki, eski Mısır kitabelerinde tanrı kelimesi yokmuş.. ilahi varlık =aziz-evliya gibi kelimesi varmış aslında.. çeviren bilim adamları bilerek bunu tanrı kelimesi olarak tercüme etmişler, bilmiyorum doğrumu?)sembolü İbis Kuşu imiş.. mürekkebi, kalemi,yazı ile alakalı her şeyi bilgeliği sembolize edermiş..Tot eski Yunan tarafından öğrenilince adı Hermes olarak değiştirilmiş.. neden bilmiyorum  Sevdiğim, Hermes bana hep HIZIR ilmini çağrıştırıyor.doğru mu?. içime doğan  bir şeyi  hatalıdır diye yazmamıştım. bu şeyleri araştırırken doğru hissettiğimi öğrendim..şimdi yazıyorum..ben,her şeyin tekamülleri üzerine düşünmekteyim ne zamandır..işte Bağdat’ın= buğdayla tekamül olduğunu = Mısır’ında aslında buğday demek olduğunu tefekkür etmiştim..Sen bana gülersin diye yazmamıştım…geçen gün bir yerde okudum ki Mısır buğdayına mısır denirmiş:) …mesela incirin farklı  amma zeytin ve hurmanın da aynı iki kumru meyve olduğunu tefekkür ettim..
………
yukarıdaki fütüvvetle alakalı metinlerde beni en çok etkileyen hikmetin babası olan Ebu Cehil’inde fütüvvet sahibi olarak, ona bağlı –biatlileriyle şarap içmesi oldu…bu halen devam ediyor o meşreptekilerde değil mi?onlar  VAMPİR MÜRŞİDLER-haramiler-her türlü yolsuzluk sahipleri kanseverlerdi.. çünkü onlar  Kabiloğulları beliallerdi..ve tuz..eski masallardan..ne idim? ne oldum? ne olacağım ?tuz kadar sevmek hani?her şeyin su olması…su buharlaşınca  tuzun kalması misali..kristalleşmek..güneşe parlamak..aynalaşmak…balıklarda tuzlu su severler..salamura tuzla olur..deri tuzla tabaklanır..tuz kalıcılık misali..tuz ve insan nutfesi ?:) ..ve Sevdiğim,alıntılara devam edelim mi?
*******
Seyyid Ali Hemedânî ,Fütüvvetle ilgili olarak buyurdular ki: "Ey azîz! Ahî (kardeşlik) sözü halk arasında kullanılan bir lafızdır. Bunun yüksek bir mânâsı ve geniş bir hakîkati vardır. Tasavvuf ehli kardeşliği üç mertebede açıkla­mışlardır. Birincisi, anne ve babası bir olan kimseler. İkincisi müminlerin kardeşliğidir. Âyet-i kerîmede meâlen;
"Şüphesiz ki, müminler kardeştir." (Hucurât sûresi:13) buyruldu. Üçüncü mertebe ise gönül ehli ve hakîkate erenler arasındaki kardeşliktir. Bu makâma fütüvvet denir. Bir kimse cö­mertlikle, af, emânete riâyet, şefkât ve hilm (yumuşak huyluluk), tevâzu ve takvâ ile vasıflanırsa, fütüvvet ehli böyle kimseye (ahî) kardeş adı vermişlerdir. Fütüvvet her ne kadar fakr makâmından bir makam ise de bütün makamların aslıdır. Bütün makamlar ona bağlıdır.
****************
Anadolu Ahilerinin örgütlü bir güç haline gelmelerini Horasan erenlerinden bir Yesevi olan Ahi Evren Veli sağlamıştır….künyesi Nasıruddin Mahmud B. Ahmed'dir. (1171-1262) 1220'li yıllarda Moğolların, Türk Harzemşahlar ülkesini yakıp yıktıkları sırada oralardan Anadolu'ya gelmiştir. Ahi Evren, Anadolu’ya geldikten sonra Konya’ya gitmiş ve orada, Mevlana Celaleddin Rumi’nin can dostu Şems Tebrizi’ye biat ederek tasavvuf dersi almış ve bir derviş olmuştur. ……….. ardında, Selçuklu başkenti Konya’da çok güçlü bir örgüt bırakmıştır. Şems Tebrizi’nin öldürülmesinden sonra, Mevlana’nın en yakın dostu konumuna, Ahi Evren’in sağ kolu olan Sadrettin geçmiş ve bu dostluk neticesinde Mevlevilik ve Ahilik gibi iki Batıni ekol Anadolu’ya damgasını vurmuştur. (alıntı)
********

Sevdiğim son alıntıların bazı yerlerini kestim..neden?çünkü bugün masonlar aleviliği kullanarak bizim üzerimizde oyun oynuyorlar..en son alıntıda-yazım tarzlarından-kelime oyunlarından=ezoterik çıkarımlarından çaktıklarımı(yani BİZ MASON-ALEVİ-BEKTAŞİ-MELAMİYİZİ =yani hem meyveli gazoz,çay,kahveyizi:)… içinde  ilk defa bulduğum masonluk manası olduğu halde yazıma almadım:).. ve alevilik Bektaşilik değilmiş.. öyle bir şey yokmuş..biz hz.Ali’yi onlardan daha fazla severiz şükür..Çünkü hz. Ali’nin sevdiklerini de severiz.. yaptığı ibadetleri yapamasak da reddetmez yapabildiğimiz kadar riayet etmeye çalışırız..ve hz Ali Hakkın yanındadır..O, hırsız değildir..bugün Alisever- Ehl-i Beyt sever görünüp Ehl-i Beytin işlerine gelmeyen üyelerini reddedenler mi alevi? değil  tabii..hz Mevlanayı,hz. Yeseviyi, Ahi evreni,Hacı Bektaş Veliyi hangi yüzle kendilerine mal edebildiklerini birileri kalkıp onlara sormalı değil mi?neden uyutulmayı bu kadar seviyoruz ?NEDEN?


Ve Sevdiğim..gelelim geçen haftaki sempozyumun devamına..bu hafta Mustafa Tatçı hocanın sohbetini izin alarak yazıya geçirdim..O’nu NiyazımMısri den hatırlıyorum..tüm tasavvuf severler gibi neş’eli ,hızlı bir sezgi dolu kalbe sahip..O’nun senelerdir süren  herkese açık bir YUNUS EMRE OKULU varmış.. yeni öğrendim, ne ayıp değil mi?anlattıklarını hak etmediğimizden buraya yazmayacaktım.. lakin o gece tv de bir falcı astrolog kişi gördüm..dinleyince  dehşete düştüm..diyordu ki:”biliyorum ben seçilmişim.. görevliyim..sizin için iyi şeylere niyet edip kendimi  uyumladım.. ben çok güzelim ve çok iyiyim..yakında kitapevlerinde niyet kartlarım ve keseciklerim sizle buluşacak..hep sizin iyiliğiniz için çalışıyorum .. bunları diyen kişi botoxtan yüz hatları görünmeyen kendine tapınma NLP sine uyumlanmış-niyetlenmiş bir zavallı idi Sevdiğim ve ona  ve onun gibilere bizi uyuşturmaları için  birileri saatlerce program yaptırıyordu... tabii o kartları-kesecikleri kaça alacağımızı kendimizi daha salak  hissetmeyelim    diye söylemedi..
bunu izleyince Hocanın namahremlere  haram olan sohbetini eklemeye karar verdim..yazıyı bitirdiğim   gece hayalimde O’nun Dedesinin bir Şeyh Efendi olduğunu öğrendim. Sordum, doğru dediler..nasıl da her şeyden haberdar olup hatıralarına sahip çıkıyorlar değil mi Sevdiğim.. bazı kişilerin yanına korunma duaları okunarak girilir hani ..ve bazı  ERENLER in yanına da DESTURla-izinle..bu yazı gusülsüz –abdestsiz bile okunmamalı bence.. zaten Allah onu hak etmeyene unutturur biliyorum..SENİ MİLYON BALONCUK GİBİ SEVİYORUM……
.....
Yunus Emre Sempozyumu(27-11-2010)/konuşmacı:Mustafa Tatçı

…..şu anda çok bariz şekilde tarikatlar tarafından uygulanmayan bir kavram vardır..halvet kavramı.teknik manada tenhada Cenab-ı Hakkı zikretmek demektir..ama halvetle encümen =cemiyet içinde halvet olursa; hem Hakk’la sın hem halklasın olur..şimdi İshak Efendi diye dedemin bir arkadaşı vardı.. Efendisi bu zatı halvete koymuş..halvet tecrübe isteyen bir  şey..1.gün yağsız tuzsuz bir çorba,2.,3. gün öyle..derken 4. günden itibaren pek istemez artık insan..çünkü yavaş yavaş perdeler açılır.tek başına yaparsa insan   halisünasyon    görür..bir kamil mürşid kontrolünde yaparsa ise GERÇEKLERİ görmeye başlar..1. 5.15. gün derken hiçbir şey ağzından girmez olmuş..ve 17. günde kelam açılmış.. Kur’an da peygamberlere dikkat edilirse her birinin çok bariz özellikleri vardır … Musa Kelimullah,İsa Ruhullah gibi.. ….17.günden itibaren tuluat başlamış İshak Efendide..her halvette; özellikle ikindi namazlarından  sonra Efendi hz gelir, dervişini alır, dünya kelamını konuşmadan huzuruna getirir. ya kendisi, ya bir görevlisi, yada sabi bir çocuk getirir..bazı şeyleri de öğrenmiş olun böylece ..ve demiş:söyle bakalım İshak?” tuluat başladı ..bana bir defter bir kalem”..bir tomar kağıt vermişler birde kalem.. yağmur gibi tuluat geliyor İshak efendi durmadan yazıyor..yine ara sıra farka geliyor ya ben ne imişim be abi ya  oluyor ..benden benliğim gitti hep mülkümü dost tuttu diyecek Yunus ..ondan sonra konuştuğu kelam kime ait olduğunu kendiniz çıkaracaksınız ..İlahi olacak.. Allaha ait olacak..koca tomarlar şiiirleşmiş..4O gün tamamlandıktan sonra: İshak Efendi getir bakalım şu  yazdıklarını birde kibrit getir..yakıyor Efendi hz ..bu zat ilk mektep sahibi bile değil,ama her sözü altın değerinde..ne oldu..içteki  yaşadığı tecrübeler dışa çıktı, yansıdı..işte  çok merak ediyorsanız İbn ül Arabi hz de böyle eserlerini yazdı.. hep fütühatla..onun arkasında yoğun açlık,yoğun ibadet,yoğun zikrullah böyle Çanakkale tabiriyle glu gibi ,akşama kadar düşünüp de, sabah şiir yazanlar değiller onlar..


Yunusun şiirini kim yazdı?hala Yunus’u  anlatıyorum ha..hep,tüm Yunuslar böyledir..hayatımın 40 senesini Yunus’a verdim..inanıyorsanız bu böyle.. dedemin arkadaşlarından bir zat Ali Rıza Efendi..oda halvete girmiş..Efendi hz.. çağırmış..1.2.3. gün çağırıyor hep..eşek oğlum gel eşek oğlum git.. erenler öyle çok serttirler..eğitimleri de çok serttir..kök söktürürler adama..öyle cesurdurlar. aşıklar cesurdurlar..serttirler..çünkü nefsin yaptığını Amerikan ordusu yapamaz.. nefs eğitimi yapıyorsun.bir günde beş günde olacak bir şey değil mirac..39.gün böyle sürmüş..

halvet odasını saray odası gibi düşünmeyin..mezar odası kadar ..ışık görmez.. vardır mesela Kastamonu’da Şeyh Şaban Veli Camiinde halvet odaları..bir sürü..şimdi modernize edilmiş tabii..birde bakıyor ki  Ali Rıza Efendi kendisi burada kapıda içeride bir tane daha Ali Rıza Efendi oturuyor.işte ayanı sabite o adamdır ..o seccadenin üzerinde oturandır..biz o varlığı arıyoruz..şimdi Yunus’ta bir ben var  bende benden içeri..içimdeki ben dışımdaki benle aynileşti..taa ezel bezminde ki orjini ,işte o orijini..inanıyorsanız budur.. selamünaleyküm.. aleyküm selam..sen kimsin?..Hallac-ı Mansurdan  cevap veriyorum..senim ben..o an sorsan sen kimsin? Ali Rıza Efendi sen kimsin?içindeki Ali Rıza Efendi diyecek ki senim ben..


şimdi menakıbnameye geri dönüyorum..konudan çıktık ama olsun bütün konular Yunus..hani dedi ya: emek çek hizmet et,istediğin anahtarı  verelim demişti Taptuk Emre..40 sene Yunus.40 senenin sonunda bir günde doğdu..o bir yanılsama olur.hz Peygamber dışında tüm peygamberlerde bile bir yanılsama olur..yanılsama kelimesini doğru kullandım mı onu da bilmiyorum ya..yıldızları gördüm benim Rabbimdir dedi.. yanıldı, yanıldı, yanılmamayı öğrendi..gerçekle yüzleşince o zaman yanılmamayı öğrendi.. Yunus ta yanılır gibi oldu..tekliği terk etti demeyelim, Efendi hz de benim kıymetimi anlayamadı dedi..dışarı çıktı.. sonra ben taşrada  arar iken o can içinde can imiş diyecek ..geri dönecek.. işte malum hikaye..yolda 2 kişi yada 7 kişi denir..biz 2 kişi –yoldaş alalım.. bir sofra hikayesi..Maide diye bir sure var Kur’an da,ondan kinaye..Mısri “irfan sofrası” diyor..1. gün bir sofra geldi..2. gün bir sofra geldi.. 3. gün kendisi dua etti..2 sofra geldi..o yoldaşlar kimdi?.hani Ali Rıza Efendinin  içerde sen kimsin dediği, orijini,aslı..aslım bana burhan imiş..aslı neyse onun 4 de 2 si idi..yani 4 melaike-i kiram dan ikisi idi o yoldaşlar..onların 2 içte 2 si dıştadır..dıştakileri-içtekileri dışarı çıkartmak lazım ki “sen kimsin dediğinde toplamı  ben senim diyebile..ve 4 ün toplamı yani Yunus’un aslı, sen kimsin dediğinde ben senim “dedi..bir ben vardı Yunus’ta  sokakta gezen..birde içinde habersiz olduğu benden içeri.o dışarı çıktı.işte Yunusun divanını içindeki yazdı..


ne diyoruz şimdi..aşık dilin bilmeyen  ya delidir ya dehri..ben kuş dilin bilirem, söyler Süleyman bana..yani artık benim varlığı yorumlayacak hale gelen aslım benim her soruma cevap veriyor..eline  kalemi almadan..Yunus bu kuş dilidir.. kuş dili de  ..Neml Suresi 16. Ayet..kuş erenler sembolüdür..özellikle kastedilen kuş göçmen kuşlarıdır..onlar  sair kuşlar gibi nefsi emmare sahibi değildirler. . göçmen kuşlar maddeden manaya göç ederlerin sembolüdür…leylekler, kırlangıçlar erenlere benzer..şaşırtıcı uçarlar..leyleklerin özel bir  sebebi vardır.. kuş dilinden maksat leylek dili veya göçebe kuşlar dilidir..Yunus  bu kuş dilidir.bunu Süleyman bilir..gerçek eren bu yolda ne dediğin sezer.. hepsi aynı pencereden bakar onların..yani aynı sembolleri kullanırlar..Yunus bildi halinden söyledi kuş dilinden..halinden bildi,eğitildi, eğitildi..seyrü sülük mertebelerini atladı.. ve söyledi kuş dilinden..yani kendi orjinalinden sorular sordu ,kendi orjinalinden cevaplar aldı..onları aktardı..söylenecek  söz budur bu aşıklar içinde.tasavvufta bir sürü makam isimleri söylenir..arkadaşlarımda söyledi, bende çalıştım..bunların hepsi dedikodudan ibarettir.. şu kelime bu kavram filan..çoğaldıkça derdin artar.. ben üç makamdan  bahsedeyim..biz vahdet halinde farklıyız.. eğer tasavvufi  ilim yoluna  talip olursak yavaş yavaş ilerleriz, cem  makamına doğru  yükseliriz ..eğer onu becerebilirsek tekrar farka geliriz..çünkü cem Allah ta olma halidir..ve Allah Allahlığını kimseye vermez..dön bakalım derler..farka gelirsin..o zaman insan başta elmayken şimdi elma şekeri  gibi olmuştur.. Sıbgatullah olur..artık hem elma olduğunu hem de şeker olduğunu  bilir durur..ama dışarıdaki  insan bunu sezmez..şimdi Yunus farkta şiir yazıp söylememiştir..cem de söylemiştir..şimdi tekrar geri dönelim..şiiri söyleyen kimdir  Yunus’un iç benidir..bir ben vardır benden içeri, suretim boş gezer dondan içeri.. bu elbisenin içi boştur..içini dolduran Allah’tan ibarettir..dışı Rasul içi Allah..işte hadise bundan ibarettir..kısaca buna kuş dili demişler..

7 aralık 2010(1 muharrem)
nur cihan

30 Kasım 2010 Salı

ZAMAN DEĞİRMENİNDE ZAMANE TEFEKKÜRLERİ MASALI – 13


ZAMAN DEĞİRMENİNDE ZAMANE TEFEKKÜRLERİ MASALI – 13

Allah göklerin ve yerin nurudur.nurunun misali(örneği),içinde misbah (kandil) bulunan bir mişkata(duvardaki kandil bölmesine) benzer . (O) misbah ,bir züccace,bir inci yıldız gibidir sanki!ne doğu ne batı ile alakası olmayan mübarek  bir zeytin ağacından tutuşturulur.bir nar (ateş) değmese bile,onun zeytin(yağı yakıtı)neredeyse kendisini aydınlatacak(ışık verecek)!Allah dilediğini nuruna kavuşturur.Allah,insanlara misaller verir.Allah her şeyi bilir.nur/35(“sırların çözümü ve hazinelerin anahtarları “EL-MAKSİDİ)
************
35. mektup…..”hani mescitlerde mihrabın içerisinde kandil uyandırırlar..o kandil sadece imamın namaz kıldığı makamı aydınlatmak için değildir..yahut kıble istikameti belli olsun diye düşünülmemiştir.mescitlerdeki mihrab vücuddaki  kalb makamındadır.mihrabın içerisindeki o çerağ iman nuruna ve Muhammedi muhabbete işarettir.lakin o nurun daimi aydınlanması için kulun sırat-ı müstakim üzre cihad etmesi yani nefsani ve şeytani düşmanlara karşı daima uyanık olması lazımdır..işte bu cihada remiz olduğundan imamın namaz kıldırdığı yere mihrab denir ki nefisle ve zulmetle cenk makamı demektir”……
40 mektup/M.Fatih Çıtlak
******************************
Merhaba Sevdiğim Merhaba.. Sevdiğim ne yapıyorum ben diye düşünmek bile istemiyorum..ama şunun dilediği oluyor sanki değil mi?

Masal bitmişti ve bir daha asla yazmayacağım dediğim gece Sen geldin.. Ağzımdan çıkan her sözle imtihan oluyorum.. Susmayı da öğreneceğim demek ki.
“sor, dedin, sor Bana”..sessiz ve harfsiz kelimelerinle……
olmayan klavyemden olmayan harflerimle yazdım………
“ne sorayım?”……“Nur’u sor” dedin……“Nur nedir..? yazdım ….“Nur benim” dedin..

…..
ne yazacağımı bilmiyorum gerçekten..korkmamam lazım..Sen varsın ya . yapacağım tüm hataları affedip doğruyu öğretirsin diye..bu yaptığımın normal dışı olduğunu biliyorum. fakat ,işte bu bir masal değil mi Sevdiğim.. sadece bir masal..bu yazıyı istediğim halde,yazmam için izin olmadığını; çünkü bilmeme –anlamama henüz izin verilmediğini anladım..şimdi, bir şeyin ışık duvarına bir defa daha -tekrar çarparak dağılmanın yeni zevkini yaşayacağız değil mi?bu defa ağlamıyorum.. gülümsüyorum hatta..elimden geldiğince keyifli yazmak istiyorum..belki aslında hemen peşi sıra olan şey..ilk masalıma dönmem lazım  değil mi Sevdiğim..bana bir defa daha öyle aşkla bakar mısın lütfen:)

bir defa, bu masal dairevi ,tamam mı? her şeyi, her manayı yuvarlak   düşünmelisin.. iki türlü…1. O 1 tane ..2.“ …” Sayamadığımız kadar çok..BU MASAL DA TEKİLİZ ama, UNUTMA LÜTFEN..avuçlarımda kubbeler var ya.. işte o, Ayasofya..Ayasofya hikmet evi demekmiş, eskiden öyle okumuştum.. bence hikmet evi - GÖNÜL demek Sevdiğim..yani “buğday mı nefes mi “bahsi var ya..buğday maddesinin hakikati nefes..yani himmet daireleri..ışık ilmini..aşk ehlini..başka?.. kokusu nasıl?. az evvel en üstteki ayeti yazarken ki bir an gelen koku olsun.. gül suyu dökülmüş topraki karışım..rengi de aslında siyahbeyaz lakin,izdüşümü; dün gece bir kuş kondu-uçtu,  güzeldi. saksağanımsı. rengi sarı-kırmızı ve kuyruğu uzundu:).. ardından kıvılcımlar kavisle fırladı…
Ya Rabbim ya.. nasılsa başaramayacağım bir şey üzerinde gidip gidip gelerek salınmak .bakalım. .harfleri dizerek kelimeler yaparsam- karalama tefekkürleri  çizersem belki bişeyler çıkar değil mi Sevdiğim?insan zorlanınca daima şiir yazmalı bence..

Mekan=Has Oda…..Hücre-i Saadet:)

makam-ı kadimi=ŞEMSİYE/ newzuhuru =DÜRR ü NURİYE:)
               O.
Ne kadar hüzünlü bir ağlayış
Derinden.. ne ses var.. ne gözyaşı
Öyle acı ağlayan kim peki?
karşıdan yaklaşan canlı  kara nokta
nefes alıyor… içindesin..  karanlık..kapkaranlık..
Birden.. derinden.. içten içe ışıyan o ışık
……..
İşte Sevdiğim filmin koptuğu O yer.
insan güneşe çıplak gözle bakabilir miymiş? bakarsa ne olurmuş?tabii ki kör..miradı Muhammed’ten görünen O oldu hasıl ı bulmak lazımmış ki, olmak olsun değil mi Sevdiğim?geçen Or.. Babaya hayalinde tanıdık biri kadeh uzatmış ..” bak bunu yaz” dedi, o yüzden ..tam yeri..O,bu kadehi sana veren ve içecek olan aynı demiş ..yaa işte böyle Sevdiğim.. ne zor şeyler değil mi?”küsuf”..lakin bunu tam anlatamayacağını düşündüm.vuslat olabilir ..hatırlanmayan bir vuslatın ne anlamı olabilir ki değil mi Sevdiğim?  halvet yani.. aa!! Tabii.. asıl halveti yazmalıyız..bundan seneler evveli bir kitap okunmuş..biliyorsun bazı kitaplar çok fazla irşad edici ve canlı.. kendini mehdi, rEsul,yenileyici,KURTarıcı sanan vampir mürşidler yerine bu  tür kitaplara yönelmek bence daha önemli..



kitabın adı halvette 40 gün dü..ilk başladığı gece iki kaşı arasından  görünmez bir kurşunla dannn diye vurulmuş..Ya Rabbim ya..daha uyanıkım yani!..ara, tara, vuranı ne görebilirsin nede dann diye delinen yerde izi bulabilirsin değil mi?..ve hala yaşıyoruz ya huu?!!:) kitabın ortası.. uyku ile uyanıklık arası:benim güzel sabun köpüğü baloncuklarım ..ne güzel, ne latif ,ne eşsiz, ne benzersiz..ne suküün..”POFFF”…açılan delikten kalblerine doğru akıyorlar..ve kitab bittiği sabah aynı hal..ne ses ne görüntü.. ”zikir başlanmış..hamisinin adı..ve hak ile batılı ayıracakmış”.. Sevdiğim hak ile batılı ayırmayı başarabilirsem, kendimin de batıl olduğumu bilmez miyim peki?kendimde ki batılı hak olandan  ayırmak? kolay mı ya huu? Ya ben o zaman ne olacağım?:)

geçen sabah uyanırken bir şiir söylüyordu ama çok akıllıydı yani..şiiir Yunusların tarzındaydı(sempozyumda öğrendim ki” bir ben var bende içerü “şimdilerde BEN ötesi psikolojinde işleniyormuş:).. söylerken her kelimenin farkındaydı ve şöyle düşünüyordu.. “bunu unutmalıyım.. bunu hatırlamayacağım nasılsa” ve gerçekten hatırlamıyorum ve çook huzurluyum Sevdiğim:)başka,o eski rihter devinimli zamanlardayız tabii... o kadar lafı birebir, o preslenmiş=KABZ olmuş NUTUK lar da, nasıl bulup söylüyorsun= BAS-ı şerh ediyorsun?! .. hep hayret ediyorum  yani:)Seni öyle balık balık yani alık alık seviyorum..

işte o eski richter de, sağında koskocaman  Kelime-i Tevhid yazılmış ve denmiş ki “zikir tamam” oldu.. şimdi Kelime-i Tevhidinde bir daire olduğunu idrak ettim..ne anlarsam Kelime-i Tevhidi zevk ederek   gerçekleştirebileceğimi  de..iyi ki benim başka tesbihatım yok ..buna daha yeni alıştım..bir sürü esma ile, izinsiz, sahte rehberlerle kendi kendine uğraşanların halini hep merak ediyorum .Allah çektirmesin-kurtarsın inşallah..

başka, işte.. bu kitabın en sonunda minik yazılarla dipnotlar vardı..halvet kelimesinin bir manası da sıfır-0-boşluk demekmiş biliyor musun?..yaaa..gel de çık işin içinden..tabii bunun zerre ilmi olduğunu düşünüyorum..şimdi buna foton deniyor galiba..çok çağcıl bir isim..ilerde bence, başka başka isimlerde diyecekler..ama biz Yaratıcımıza dua ederken:”Ya Rabbim bana fotonlarınla, kuantsal boyutlarınla, holoğrafik-halisünasyon olarak yansı” demeyiz değil mi?neden?ilki maddi bilimin dilinin ayrı -mana alemi dilinin ayrı oluşundan tabii. çünkü Yaratıcı en güzel isimlerle zaten kendisini bize bildirmiş..bana böyle yakar, böyle dua et diye de kitabında öğretmiş ..O’nu ancak o hakkıyla bileceği için bizde O’nun bildirdiği ve sevdiği biçimde O’na yöneliriz.. çok mantıksal ve çok fazla ölçüp biçen Ebu Cehil ayeti tarzında ise??..biliyorsun… Ebu Cehil aslında zamanında hikmetin babası olarak bilinen saf beyin bir adammış..ama  ilmi ona kibir tanrısı olduğunda; Allah’ı  bilmemiş değil-inadından:size tek İLAH benim- Ben sizin İLAHINIZIM dediği halde TEK TANRI OLARAK ALLAH’ı kabul etmemiş.. o yüzden de cahil perdeli olmuş..

Allah, kendi ZERRE  ilmine şimdilik anladığım kadarı ile NUR  demiş..ve NOKTA ilmi olarak anlaşılmış..amma noktanın içine girdiğimizde bugünkü bilimde galiba yine siccin-iplikçikler var ..Sevdiğim bu hatalı bir yaklaşım olabilir belki ama kalbim böyle diyor..çünkü ben siccini DNA habli metin olarak tefekkür edebiliyorum..ve miraç gibi, bu metinde mademki merdivensel-dairevi bir sarmal?:)..?doğrusunu öğretmen için hatamı bilmen lazım değil  mi?kaç nokta bir elif(I) oluyordu?.. tabii ki 7... noktayı ise hamse(0)gibi düşünebiliyorum biliyorsun .. ben öyle herkes gibi kolayca öğrenip anlayamıyorum ki:)..


Hurşidimden Mürşidime bir tutinin güncesi:
Sevdiğim önce bayram.. bizimkilerdeyiz..Demirli hocamda var, yemekteyiz..OOO!!…biliyorsun ben kıskançlık krizine girince her şeyi reddediyorum.. bir seyr-i arefe-i kaçırmışım o esnada..bana onu anlatıyorlar..masal kahramanlarını yanında görmek bir zevk de ,ben orada Salahaddin’i de görmek isterim yani:)..işte.. hocamla kardeşim, arefede ve bayramın ilk günkü KAZA –i KADER tesadüflerinden dem vuruyorlar . Ya Rabbim ya ..çok ayıp bence..diyorum ki O’na : ben, beraber aynı yolda yürüme duama red duası yapmaya karar verdim dün gece ..”neden yahu” diyor hoca..çünkü diyorum” siz çok kıskançsınız, ee bende çok kıskancım.. ne olacak sonra?..siz alimsiniz üstelik..ben vazgeçtim” diyorum.. hoca:”sakın ha, o duayı yapma” diyor:)birde masallarda hep bir kişiyi yazıyorsun hiç beni yazmıyorsun diyor..belki bunun, ondan son bahsedişim olacağını söylüyorum:) ”ben kıskanç değilim, yapma “diyor..göreceğiz bakalım..şimdilik halimiz böyle Sevdiğim.. hoca da herkes gibi çocuğun maddi haline değiniyor” bu nasıl oluyor?” diye.. çocuk: yoldan..bana bakın..bu karşınızdaki dünyanın en zenginlerinden.. bana sorarsanız en zengini ama bu maddi değil, anlatabiliyor muyum diyor.. etrafımdaki herkese olan şey bana olmuyor nedense:).Sevdiğim bir türlü gerçekleşmeyen o acaip zenginlim için:”neden hep maddi düşünüyorsunuz,  birde başka türlü düşünün” demiştin ya ..hani bende çark-ı çak ederek şikayet-i gözyaşlarımda sevinç ışığı ile ağlarken birden gülerek: ”biliyorum o zenginlik Sizsiniz” demiştim ya..bak artık hizaya minicik gelmişim değil mi?ve tabbbi o dikenli sarmaşık=by bülbül kovucu..o dediğin bir kere hayaldi..ben gerçeğini istiyorum..ayrıca onların lebi derya-i muhabbetlerinden şunu anladım..bülbüle tersten baktım..lüblüb oldu:)Sen hüphüp  diyebilirsin istersen…

.. yola çıktık.hocam telde..beni yazmıyorsun diyor yine…çağcıl hocam..ilk dersinizdi hani, şöyle .. demiştiniz ya onu yazacağım diyorum.. Sevdiğim bak dinle.. Haybabamın hastalığı pek celalli dönemlerdi..2 sene evveli..dedi ki ilk derste hocamız:öyle celal olmaz!!o adamı dr. götürsen bir muayene olsa,  ya şeker hastası çıkar ya tansiyon..birde kalkıp o celalin evliyalıktan-melametten olduğunu söylüyorlar..işte biz tüm sınıf çok gülmüştük, çünkü aslında doğru söylüyordu:).. birde hocam, eşyayı -ne olursa öpüp saygı gösterilmesini de anlayamıyormuş ve buna takıkmış Sevdiğim haberin olsun :) .. Ya Rabbim çook kıskancım..hoca:”evet “diyor. hala aynı düşüncedeyim.. ona şu an tefekkürde geldiğim noktanın sürek avları üzerinde yoğunlaştığını ve bunu kendisinde  gözlemlediğimi ,zevkle takip ettiğimi anlatıyorum..eee diyor hocam, ne kadar sürecek peki?”oldu bitti bile hocam” ..şimdi seyrediyoruz diyorum hoşuna gidiyor..O hiiiiç üzülüp incinmesin inşallah..her anı böyle cömert , tevazulu, neşeli ve hoşgörülü geçsin ve amiinn.



yaşlandıkça köyü sevmeye başlıyorum galiba.aylar önce geldiğimde karşıma çıkan öylece bakıp bıraktığım o üç daireyi yatağımın başucunda yine görüyorum Sevdiğim..o zaman anlamlarından habersizdim..ve burada öylece sere serpe duruşlarından anladım ki kimsenin de onların anlamından haberi yok.. çünkü bende onların ne olduğunu derviş çeyizi kitabından yeni öğrendim..o,herkesin uzakdoğu bilge hikayesi gibi anlattığı,bir kase suyun üzerine gül koymanın; aslında Hz.Abdülkadir Geylani  ye ait hikayesi ile başlayan GÜL  SEMBOLİZMİ ni.. tabii biz sürekli aşağılanıp horlanarak; kendimizi beğenmeme hastalığına yakalandırılıp,  sembollerimize sahip çıkamadığımız içinde, tüm mirasımız gibi bunu da çalmışlar..ve kendi malları gibi tüm dünyaya şimdi pazarlıyorlar..bizde: ahhh.. ahhh!! biz ne geriyiz bak.. onlar ne bilgelermiş diyoruz.

 Sevdiğim güller 3 tane.. Kadiri Gülleri sanırım.. biri diğerlerinden daha büyük.. bu sefer onları istiyor ve alıyorum...biliyorsun bunları neyle bağladığımı değil mi?..avuca konan 18 numaralı anahtar-avuçtaki o yıldızla.. masonlar ve dervişler kitabıyla…bunların fütüvvetle alakalı olduğunu nedense düşünürken; aa!!.. bir bakıyorum kardeşimin elinde eski bir kitap var..ismi Tasavvufta Fütüvvet(yazan: Ebu Abdü’r Rahman Muhammed-İbn el- Hüseyn es SÜLEMİ- çeviren S.Ateş)..çizmemek ve karalamamak kaydıyla:)ödünç alabildim..  bir sonraki masal için olduğunu nedense düşündüm..
 ve güller..biri daha büyük ..ortası yeşil.en dış kenarı siyah.içiçe geçmeli kırmızı ipten 5 uçlu yıldızı var..onun dışında 11 kırmızı 11 beyaz dilim var..onun dışında sarı baklavalar şeklinde 22 dilim var..bir altın simli baklava, bir beyaz işli baklava şeklinde açılan gül..diğeri  18 dilimli.ortası kırmızı üstüne beyaz yıldız.sarı bal  petekleri işli..dış çeperi koyu fes renginde..bir siyah,bir kahverengi,bir lila,bir kırmızı,2 beyaz üçgenle açılıyor..beyaz üçgenlerden birinin kenarı açık maviye boyanmış..diğeri de 18 terkli..ortası kırmızı üstüne 5 köşeli yıldız..çeperi açık fes rengi..2 beyaz,2 siyah,2 yavru ağzı üçgenle açılıyor.

Sevdiğim bunlar minberlerdeki ve mimarideki o grift YILDIZ-feza=İnsan-ı Kamil  sistemini anlatıyor değil mi?tabii bilinen, sembolik manalarının yanında..



sonra İstanbul..Yunus Emre Sempozyumu var..aaa kimi görüyorum? Salahaddin..gözleri parlıyor..gidip ona yemek alıyorum..nedense onu çocuğum gibi hissediyorum..arada kafeye gittik. bu masalda faydalanmak için O’nu öyle çok kışkırtıp öyle kelimelerle tahrik ettim ki yok!! Şems Suresinden başka hiç bişey anlatmadı..(birde benimde düşündüğüm o “kalbine gelince bileceksin, boşuna dilini yorma” diyen ayeti okudu…bende artık pes ettim..çünkü öyle olduğunu bildiğim halde kendime eziyet ediyordum..)bazen anlatsın diye sarf ettiğim kelimelerden gözleri öyle çok çakmaklaşıyordu ki ,o zaman gözlerimi kaçırıp salavat getiriyordum:)..O, çook popüler olmuş..etrafı dolu..Demirli hocamla tanıştırıyorum..hocam: ooo.. Salahaddin ağbi derslerime geliyor, himayesindeyiz ya huu diyor..arkadaşım 80 lerinde sanırım..sadece adını biliyorum biliyorsun..bir ara kumrulardan bahsediyor..ona kumrular hakkındaki gözlemlerimi anlatıyorum hep “Allahuekber” diyor..ama ben bir kargayım diyor..az evvel emniyetin bahçesinde karga gördüm.. polise dedim ki :”bak karga var, sana bütün alemlerdeki her zerreden bilgi getiriyor ne duruyorsun- harekete geçsene “ adam bana öööle baktı.. “hala duruyor yahuu.. karga neler diyor halbuki “diyor..O’na karga hakkında ne desem beğenmedi..kargalar tek olurmuş,hırsız ve parlak şeylere düşkünlermiş..bir kuzguni siyah birde alacalı olurmuş.eski mısıra bak dedi..jandarmaymışlar ..


diyor ki “bugün batı bilimin söylediği o bigbang teorisi kökten yanlış..hala anlayamadılar..öyle patlama falan yok..bir gül gibi açılmak var..bir dairenin bir yıldızın açılışı gibi”…Şems Suresinde ilk ayette ki vav atıfını anlatıyor..içerde hat ve tezhip sergisi var..şems suresi daire şeklinde tezyin edilmiş..hep beraber başındayız.. o bize anlatıyor..dairenin kenarları 7 vav la çevrili..hz. Kur’an da vav la ve ile başlayan ayetlerden bir şeyler söylüyor..Şems suresini oku diyor..henüz okumadım..sadece Şems kelimesinin suretine baktım=Ayna-Arş-ı Rahmanı Gönül ü Hikmeti Himmeti Muhammedi yi anladım Sevdiğim..sonra başka bir ara..kokteyl masasının başında etrafını saranlara neşeyle anlatıyor..bir anda onu fıçı ve Diyojen gibi  hissediyorum ve söylüyorum çok hoşuna gidiyor..ona Niyazımmisri masalını veriyorum..teşekkür ediyorum..Emin Işık hoca ya da aynı masalın kahramanı olduğu için masalını hediye ediyorum..yeni konuşması muazzamdı..dedim ki:izin verirseniz bunu yazmak istiyorum..öyle değerli ki kaybolmasın..tamam yaz ve ismini de kendini arayan millet koy dedi.. teşekkürler..bu konuşmanın fütüvvetle  birebir alakalı olduğunun farkında olduğum için bunu yapıyorum Sevdiğim.. söz demek yaşamaya çizilmek demek ..


KENDİNİ ARAYAN MİLLET
(Yunus Emre Sempozyumu/27-11-2010)
konuşmacı:Emin Işık
Tasavvuf mistizm değildir.tasavvuf kendine ait ,yüzlerce senelerden beri devam eden irfani bir gelenektir..bizim milletimiz bunun eseridir… Anadolu’daki Türk toplumu, tasavvuf ulularının yetiştirdiği bir toplumdur..bizim hayatımızda,  millet olmamızda en büyük etken, en büyük unsur dinimizdir..ve  Yunus Emre gibi, Hacı Bayramlar gibi akla kim gelirse…Burhaneddin Muhakkak ki Tırmizi gibi, Mevlana gibi,Arabi gibi.. bu memlekete manevi feyiz vermek için emek vermiş o büyüklerin, İslam Ulularının emekleri neticesinde biz millet olmuşuz..biz sanayi toplumu değiliz..tüccar bir toplum değiliz..yani İngilizlere benzemeyiz, Almanlara benzemeyiz,Fransızlara benzemeyiz..ve dünyanın merkezi olan bir coğrafya da yaşıyoruz..vatan dediğimiz Anadolu toprakları dünyanın kilit noktası..burada ne ekonomini, ne devletini, ne siyasetini, ne kültürünü sana bırakmazlar..bunu tahrip etmek için her yandan düşman vardır.. bir taraftan bitler biter- kurt yer,bir taraftan üstten- gökten- üstüne musibetler yağar..bir taraftan içerden bölmeye çalışırlar, bir taraftan dışarıdan saldırırlar..

biri az evvel aradı:”hocam aydın kelimesini yanlış kullanmışsınız şurada “ dedi.. hayır dedim yanlış kullanmadım..aydın kelimesi?!!Türk aydını yoktur bugün.. Türk aydını demek Türkün tarihini, bilimini, kültürünü, tasarrufunu, manevi  değerlerini bilen,çalışan bunlar üzerinde etüt eden aydın kişi demektir..peki Türk aydını dediğin zaman; filanca yabancı mekteplerde yetişmiş,Avrupa görmüş,Avrupa dili ile bize bir takım köşe yazarlarının anlattıkları şeylerdir…..Türklerin bugünkü meselesi.. mesela demokrasi,laiklik,insan hakları falan….sen insan olmadıktan sonra o hakka sahip olmuşsun ne yarar??!!!… o hakka sahip olmamışsın ne yarar?!!.(salon=alkışşşşşşşş)


oğlum eşek misin? diyor ..yani artık gönüllüsün semere…evvela insan olmak..evvela bizim insanımız.. Türk ,Anadolu insanımız olacaksın..o zaman tüm haklar senindir..o zaman hak kavgası yapmaya gerek kalmaz..biz kendi insanımızı, Türk insanımızı Türk gibi yetiştirmekten korkuyoruz ve kaçıyoruz…o  zaman  tabi ki senin  dinine düşman olurlar..evvela yabancılaşacaktır,sonrada düşman olacaktır..işte bunun için Yunusların  verdikleri iş-emek, Yunusların rikkati..bizim en büyük millet olmamızda en büyük   gayreti  gösteren o insanlardır..feyiz bakımından bütün Anadolu’yu dolaşmışlardır..o ozanlar,o dervişler şarkılarıyla ,türküleriyle,besteleriyle,sazlarıyla sözleriyle…..  televizyonun, telefonun, radyonun,hiçbir teknolojik iletişim vasıtasının olmadığı bir devirde.. taaaaa Viyana-Üsküp’ten taaa İran’a kadar Balkanları ve  Anadolu’yu maneviyatları ile doldurmuşlar-donatmışlar ve bizi millet yapmışlardır..biz şimdi bu sermayeyi tüketmekle ve çarçur etmekle meşgulüz.. çünkü kendimizi bilmiyoruz.. şimdi Yunus gibi büyük adamı olan bir milletin henüz Yunus Emre araştırma  ensitüsü olmaması ayıp değil midir bu millet için?( bu esnada Demirli Hoca Ankara’da bu Ensitünün kurulduğunu lakin içinde  ise hiçbir şey henüz olmadığını anlattı:)….(salon=alkışşşşşş:)

peki Hacı Bayram Veli.. O,bu devletin  kurucularından ya huu..
Fatih’in daha beşikteyken müjdesini veren kişi..”bu çocuk  alacaktır İstanbul’u “diyor..şiirleri var.. çabaları var..fakirlerin ekin biçmesine gidiyor.yoksullara,düşkünlere,yolda kalmışlara sahip çıkıyor..bunlar devletin gerçek babası..babası demek doğru değil.. anası anası..Ankara’da özel yada değil, pek çok üniversite var ..nerede Hacı Bayram Veli Ensitüsü..üniversiteler sahip çıkmıyor,devlet sahip çıkmıyor, kültür bakanlığı sahip çıkmıyor..asıl bunlar bir  numaralı meseleleri olmalıdır. bilmem kimi dışarıdan  getirip  Dolmabahçe’de sahneye  çıkarmayı  kültürel faaliyet kabul ediyorlar...sen  Hacı Bayram Veliyi lüzumsuz görüyorsun.. işte geçende bir Sırp sinemacısını çağırdılar film festivaline..neyse, yavaş yavaş uyanıyoruz demek ki..bize söveni,bizi yıkanı- yıpratan insanları kahraman ilan ediyoruz..onları büyük paralarla,alkışlarla da memleketimize çağırıp konser verdiriyoruz..söz hakkı tanıyoruz..bize  sövmelerine,hor görmelerine izin veriyoruz..ne kadar büyük bir milletse bu millet, o kadar da  horlanmış hakaret görmüştür.. Türkün  kendisinden başka düşmanı yoktur,bunu siz iyice bilin….. (salon=alkııııışş:)

Babasını, ecdadını, soyunu  lüzumsuz ve değersiz gören kendiside öyle değersizdir..halbuki dünyanın gelmiş geçmiş en büyük milletiyiz.. ne Roma ne fravunlar.. ne İran, ne Çin..bu Osmanlı Devri Türkleri ile  insani değerlere saygı açısından hiçbirisi boy ölçüşemez ..bu anlamda bütün dünya milletleri onların tırnağı olamaz..İngiltere İngiltere diyoruz..güneş batmayan  imparatorluk!!? .. Allah aşkına İngiltere ne yaptı? ..insanlığa verdiği değer? ahlak bakımından ne verdi?..ne öğretmiştir bize?..haa şunu yapmıştır..nerde silahsız bir toplum varsa,nerde zavallı bir topluluk varsa!!..Güney Afrika’ya gitti, oradaki zencileri zayıf fakir buldu orayı işgal etti..gitti Uzak Doğuda Filipinler, Avustralya’yı, Amerika’yı.. orada Kızılderilileri yok etti..nerde silahsız zayıf bir millet varsa gittiler onları biçtiler..tükettiler, imha ettiler, katliam yaptılar,yok ettiler ve sonrada üzerine imparatorluk kurdular …

Türk  öylemi ya?…Türk milleti kuvvet nerdeyse hedef orasıydı..kızıl elma orası.. Kızıl Elma o demek..kızıl elma dünyanın merkez kuvvetine karşı..biz hiç  minder dışı güreşmedik ve adam gibi savaştık..ve adam gibi medeniyet kurduk ..adam gibi insanlık ettik..İngiltere yağma yaptı,talan etti,zayıfları ezdi..biz zalimlere,güçlü zalimlere karşı savaş verdik.. İngiltere masum ,zavallı zayıfları yok ederek imparatorluk kurdu.. ve bütün dünyaya   karşı tek başına savaşmış bir milletiz biz..sadece savaşları alsan bile türkün gücünü göstermeye yeter..

 haa bunlar..biz Viyana’ya neyle  gittik? Yahya kemal:mesnevi okuyarak ve bulgur pilavı yiyerek diyor..evett..bizim maddi gücümüz, öyle büyük zenginliğimiz  olmadı..refah  ülkesi olmadık  hiç...bir lale devri oldu, o da rezalettir?!!.. evett. Malazgirt’ten beri biz bulgur pilavı yiyerek,kuru fasulye ve kuru ekmekle ,ekmek zeytin,peynirle,çökelekle yaşayan,ayakta durmaya çalışan  bir milletiz..bu temeldir hiç değişmez..zaten yemek tabiri yoktur Türkiye’de ..ekmek yiyelim derler..ekmek yerler..çünkü öyle mükellef sofralar filan köylerde yok ..bal pekmez tabii aliyyül ala..fakir bir milletiz amma maneviyatımız büyüktür..

dervişlikk..gelelim Yunus’a.. istiklal mücadelesi verilirken; Gandi zamanında, bir İngiliz diyor ki.. soruyorlar lorda..Hindistan sizin için vazgeçilmez bir şey midir?hayır diyor..Hindistan bizim  için vazgeçilmez değildir..biz Shakespeare’nin çocuklarıyız..şekspir gibi bir büyük dehayı yetiştiren bir milletin her zaman Hindistan gibi sömürgeleri olabilir diyor..Mevlana’yı yetiştiren,Yunusları yetiştiren,Süleyman Çelebiyi yetiştiren bu milletin bugün dünya üzerinde nesi vardır??..hiç bir şeyi yoktur.. pekii hocam diyecek siniz..Mevlana’ya, Yunus’a Süleyman Çelebiye sahip çıkmadık mı? bunlara sahip çıktığımız anda tekrar büyük millet olacağız, bunu size müjdeliyorum. .atalarımıza, babalarımıza, tarihimize sahip çıktığımız gün tekrar Türkiye Büyük Millet olacaktır..ve bunun adımları atılmıştır..(salon=alkışşşş:)

Tanımak??!! kendimizi tanımaktır…manevi büyüklerimizi Manevi Ulularımızı tanıyacağız..Manevi Ulularımız vardır..uğrunda ölecek değerlerimiz vardır dediğinde Sen artık Büyük Milletsin..bir insanın büyüklüğü uğrunda ölünecek değerlerinin büyüklüğü ile ölçülür..eğer uğrunda ölecek  büyük değerlerin,yüce değerlerin,manevi değerlerin yoksa senin de değerin  yoktur..sende beş para etmezsin….(salon=alkışşşşşşşş:)
şimdi binaları tamir edip yapıyoruz ama içine konacak donanımda yetişmiş –uğraşacak adamımız yok..giderler orada kahve çay içerler.. geyik sohbeti yaparlar....mesnevi sohbeti falan yapılmaz orada ..ama adım atılmıştır iş başlamıştır..bu millet kendine gelmek mecburiyetindedir efendim!!.. sen kendine gelmezsen gördüğün  zulümlerle baskılarla başkaları zaten seni hizaya getirir..senin  kendin olmaktan başka çaren yoktur!!..bana diyorlar hocam nasıl  hızlanır?..bende:valla çabuk olmasını istiyorsan Amerika’nın biraz  daha baskı yapması lazımdır..çünkü bir musibet bin nasihatten   daha iyidir..Emin Hoca kırk sene konuşsa Amerika’nın bir baskısı kadar tesir etmez..yaaa!! demek  ki biz Türkmüşüz!!! yaaaa.!! Vay ya elin gavuru yaaa!!..dediğin nokta; bir Kıbrıs  çıkartması bizi kendimize getirmiştir..çok da iyi olmuştur..çok çok  faydalı olmuştur..işte Aliya İzzetbegoviç öyle diyor:BİZ SAVAŞI KAZANMADIK AMA SAVAŞ BİZİ KAZANDI .. Müslüman ve  Boşnak olduğumuzu bu savaşta-Sırpların bize yaptıkları sayesinde anladık diyor..Allah öyle büyük bir felaket versin istemiyorum ama biraz bizi sağdan soldan dürtüklemeleri lazım.oradan buradan büyük devletler.
,küçük devletler inekler,sinekler falan….bizi  böyle kimisi tepmeli,kimisi dürtmeli ki uyanalım.. (salon=alkışşş) ..çok sağolun.. çok teşekkürler çocuklar.

 nur cihan 

30 11 2010

28 Kasım 2010 Pazar

KENDİNİ ARAYAN MİLLET




KENDİNİ ARAYAN MİLLET

(Yunus Emre Sempozyumu/27-11-2010)
konuşmacı:Emin Işık

Tasavvuf mistizm değildir.tasavvuf kendine ait ,yüzlerce senelerden beri devam eden irfani bir gelenektir..bizim milletimiz bunun eseridir… Anadolu’daki Türk toplumu, tasavvuf ulularının yetiştirdiği bir toplumdur..bizim hayatımızda,  millet olmamızda en büyük etken, en büyük unsur dinimizdir..ve  Yunus Emre gibi, Hacı Bayramlar gibi akla kim gelirse…Burhaneddin Muhakkak ki Tırmizi gibi, Mevlana gibi,Arabi gibi.. bu memlekete manevi feyiz vermek için emek vermiş o büyüklerin, İslam Ulularının emekleri neticesinde biz millet olmuşuz..biz sanayi toplumu değiliz..tüccar bir toplum değiliz..yani İngilizlere benzemeyiz, Almanlara benzemeyiz,Fransızlara benzemeyiz..ve dünyanın merkezi olan bir coğrafya da yaşıyoruz..vatan dediğimiz Anadolu toprakları dünyanın kilit noktası..burada ne ekonomini, ne devletini, ne siyasetini, ne kültürünü sana bırakmazlar..bunu tahrip etmek için her yandan düşman vardır.. bir taraftan bitler biter- kurt yer,bir taraftan üstten- gökten- üstüne musibetler yağar..bir taraftan içerden bölmeye çalışırlar, bir taraftan dışarıdan saldırırlar..


biri az evvel aradı:”hocam aydın kelimesini yanlış kullanmışsınız şurada “ dedi.. hayır dedim yanlış kullanmadım..aydın kelimesi?!!Türk aydını yoktur bugün.. Türk aydını demek Türkün tarihini,bilimini,kültürünü,tasarrufunu, manevi  değerlerini bilen,çalışan bunlar üzerinde etüt eden aydın kişi demektir..peki Türk aydını dediğin zaman; filanca yabancı mekteplerde yetişmiş,Avrupa görmüş,Avrupa dili ile bize bir takım köşe yazarlarının anlattıkları şeylerdir…..Türklerin bugünkü meselesi.. mesela demokrasi,laiklik,insan hakları falan….sen insan olmadıktan sonra o hakka sahip olmuşsun ne yarar??!!!… o hakka sahip olmamışsın ne yarar?!!.(salon=alkışşşşşşşş)


oğlum eşek misin? diyor ..yani artık gönüllüsün semere…evvela insan olmak..evvela bizim insanımız.. Türk ,Anadolu insanımız olacaksın..o zaman tüm haklar senindir..o zaman hak kavgası yapmaya gerek kalmaz..biz kendi insanımızı, Türk insanımızı Türk gibi yetiştirmekten korkuyoruz ve kaçıyoruz…o  zaman  tabi ki senin  dinine düşman olurlar..evvela yabancılaşacaktır,sonrada düşman olacaktır..işte bunun için Yunusların  verdikleri iş-emek, Yunusların rikkati..bizim en büyük millet olmamızda en büyük   gayreti  gösteren o insanlardır..feyiz bakımından bütün Anadolu’yu dolaşmışlardır..o ozanlar,o dervişler şarkılarıyla ,türküleriyle,besteleriyle,sazlarıyla sözleriyle….. televizyonun,telefonun,radyonun,hiçbir teknolojik iletişim vasıtasının olmadığı bir devirde.. taaaaa Viyana-Üsküp’ten taaa İran’a kadar Balkanları ve  Anadolu’yu maneviyatları ile doldurmuşlar-donatmışlar ve bizi millet yapmışlardır..biz şimdi bu sermayeyi tüketmekle ve çarçur etmekle meşgulüz.. çünkü kendimizi bilmiyoruz.. şimdi Yunus gibi büyük adamı olan bir milletin henüz Yunus Emre araştırma  ensitüsü olmaması ayıp değil midir bu millet için?( bu esnada Demirli Hoca Ankara’da bu Ensitünün kurulduğunu lakin içinde  ise hiçbir şey henüz olmadığını anlattı:)….(salon=alkışşşşşş:)


peki Hacı Bayram Veli.. O,bu devletin  kurucularından ya huu..
Fatih’in daha beşikteyken müjdesini veren kişi..”bu çocuk  alacaktır İstanbul’u “diyor..şiirleri var.. çabaları var..fakirlerin ekin biçmesine gidiyor.yoksullara,düşkünlere,yolda kalmışlara sahip çıkıyor..bunlar devletin gerçek babası..babası demek doğru değil.. anası anası..Ankara’da özel yada değil, pek çok üniversite var ..nerede Hacı Bayram Veli Ensitüsü..üniversiteler sahip çıkmıyor,devlet sahip çıkmıyor, kültür bakanlığı sahip çıkmıyor..asıl bunlar bir  numaralı meseleleri olmalıdır. bilmem kimi dışarıdan  getirip  Dolmabahçe’de sahneye  çıkarmayı  kültürel faaliyet kabul ediyorlar...sen  Hacı Bayram Veliyi lüzumsuz görüyorsun.. işte geçende bir Sırp sinemacısını çağırdılar film festivaline..neyse, yavaş yavaş uyanıyoruz demek ki..bize söveni,bizi yıkanı- yıpratan insanları kahraman ilan ediyoruz..onları büyük paralarla,alkışlarla da memleketimize çağırıp konser verdiriyoruz..söz hakkı tanıyoruz..bize  sövmelerine,hor görmelerine izin veriyoruz..ne kadar büyük bir milletse bu millet, o kadar da  horlanmış hakaret görmüştür.. Türkün  kendisinden başka düşmanı yoktur,bunu siz iyice bilin….. (salon=alkııııışş:)


Babasını, ecdadını, soyunu  lüzumsuz ve değersiz gören kendiside öyle değersizdir..halbuki dünyanın gelmiş geçmiş en büyük milletiyiz.. ne Roma ne fravunlar.. ne İran, ne Çin..bu Osmanlı Devri Türkleri ile  insani değerlere saygı açısından hiçbirisi boy ölçüşemez ..bu anlamda bütün dünya milletleri onların tırnağı olamaz..İngiltere İngiltere diyoruz..güneş batmayan  imparatorluk!!? .. Allah aşkına İngiltere ne yaptı? ..insanlığa verdiği değer? ahlak bakımından ne verdi?..ne öğretmiştir bize?..haa şunu yapmıştır..nerde silahsız bir toplum varsa,nerde zavallı bir topluluk varsa!!..Güney Afrika’ya gitti, oradaki zencileri zayıf fakir buldu orayı işgal etti..gitti Uzak Doğuda Filipinler, Avustralya’yı, Amerika’yı.. orada Kızılderilileri yok etti..nerde silahsız zayıf bir millet varsa gittiler onları biçtiler..tükettiler, imha ettiler, katliam yaptılar,yok ettiler ve sonrada üzerine imparatorluk kurdular …



Türk  öylemi ya?…Türk milleti kuvvet nerdeyse hedef orasıydı..kızıl elma orası.. Kızıl Elma o demek..kızıl elma dünyanın merkez kuvvetine karşı..biz hiç  minder dışı güreşmedik ve adam gibi savaştık..ve adam gibi medeniyet kurduk ..adam gibi insanlık ettik..İngiltere yağma yaptı,talan etti,zayıfları ezdi..biz zalimlere  güçlü zalimlere karşı savaş verdik..İngiltere masum ,zavallı zayıfları yok ederek imparatorluk kurdu.. ve bütün dünyaya   karşı tek başına savaşmış bir milletiz biz..sadece savaşları alsan bile türkün gücünü göstermeye yeter..


 haa bunlar..biz Viyana’ya neyle  gittik? Yahya kemal:mesnevi okuyarak ve bulgur pilavı yiyerek diyor..evett..bizim maddi gücümüz, öyle büyük zenginliğimiz  olmadı..refah  ülkesi olmadık  hiç...bir lale devri oldu, o da rezalettir?!!.. evett. Malazgirt’ten beri biz bulgur pilavı yiyerek,kuru fasulye ve kuru ekmekle ,ekmek zeytin,peynirle,çökelekle yaşayan,ayakta durmaya çalışan  bir milletiz..bu temeldir hiç değişmez..zaten yemek tabiri yoktur Türkiye’de ..ekmek yiyelim derler..ekmek yerler..çünkü öyle mükellef sofralar filan köylerde yok ..bal pekmez tabii aliyyül ala..fakir bir milletiz amma maneviyatımız büyüktür..


dervişlikk..gelelim Yunus’a.. istiklal mücadelesi verilirken; Gandi zamanında, bir İngiliz diyor ki.. soruyorlar lorda..Hindistan sizin için vazgeçilmez bir şey midir?hayır diyor..Hindistan bizim  için vazgeçilmez değildir..biz Shakespeare’nin çocuklarıyız..şekspir gibi bir büyük dehayı yetiştiren bir milletin her zaman Hindistan gibi sömürgeleri olabilir diyor..Mevlana’yı yetiştiren,Yunusları yetiştiren,Süleyman Çelebiyi yetiştiren bu milletin bugün dünya üzerinde nesi vardır??..hiç bir şeyi yoktur.. pekii hocam diyecek siniz..Mevlana’ya, Yunus’a Süleyman Çelebiye sahip çıkmadık mı? bunlara sahip çıktığımız anda tekrar büyük millet olacağız, bunu size müjdeliyorum. .atalarımıza, babalarımıza, tarihimize sahip çıktığımız gün tekrar Türkiye Büyük Millet olacaktır..ve bunun adımları atılmıştır..(salon=alkışşşş:)



Tanımak??!! kendimizi tanımaktır…manevi büyüklerimizi Manevi Ulularımızı tanıyacağız..Manevi Ulularımız vardır..uğrunda ölecek değerlerimiz vardır dediğinde Sen artık Büyük Milletsin..bir insanın büyüklüğü uğrunda ölünecek değerlerinin büyüklüğü ile ölçülür..eğer uğrunda ölecek  büyük değerlerin,yüce değerlerin,manevi değerlerin yoksa senin de değerin  yoktur..sende beş para etmezsin….(salon=alkışşşşşşşş:)


şimdi binaları tamir edip yapıyoruz ama içine konacak donanımda yetişmiş –uğraşacak adamımız yok..giderler orada kahve çay içerler.. geyik sohbeti yaparlar....mesnevi sohbeti falan yapılmaz orada ..ama adım atılmıştır iş başlamıştır..bu millet kendine gelmek mecburiyetindedir efendim!!.. sen kendine gelmezsen gördüğün  zulümlerle baskılarla başkaları zaten seni hizaya getirir..senin  kendin olmaktan başka çaren yoktur!!..bana diyorlar hocam nasıl  hızlanır?..bende:valla çabuk olmasını istiyorsan Amerika’nın biraz  daha baskı yapması lazımdır..çünkü bir musibet bin nasihatten   daha iyidir..Emin Hoca kırk sene konuşsa Amerika’nın bir baskısı kadar tesir etmez..yaaa!! demek  ki biz Türkmüşüz!!! yaaaa.!! Vay ya elin gavuru yaaa!!..dediğin nokta; bir Kıbrıs  çıkartması bizi kendimize getirmiştir..çok da iyi olmuştur..çok çok  faydalı olmuştur..işte Aliya İzzetbegoviç öyle diyor:BİZ SAVAŞI KAZANMADIK AMA SAVAŞ BİZİ KAZANDI .. Müslüman ve  Boşnak olduğumuzu bu savaşta-Sırpların bize yaptıkları sayesinde anladık diyor..Allah öyle büyük bir felaket versin istemiyorum ama biraz bizi sağdan soldan dürtüklemeleri lazım.oradan buradan büyük devletler,küçük devletler inekler,sinekler falan….bizi  böyle kimisi tepmeli,kimisi dürtmeli ki uyanalım..(salon=alkışşş) ..çok sağolun.. çok teşekkürler çocuklar..

sohbeti yazıya döken nur cihan/28-10-2010
 Emin Işık Hoca  yazı başlığının da"kendini arayan millet" olmasını istemiştir:)
*****************************
ZAMAN DEĞİRMENİNDE ZAMANE TEFEKKÜRLERİ MASALI - 9'dan alıntıdır..

2010 NiyaziMısri Sempozyumu....




*Emin Işık:…. nefsin 7 mertebesi..70.00 mertebe ..rakam değildir..o sonsuz mertebedir..sonsuz boyuttadır ..her şey Allahtan dır..o içimizde dışımızdadır fakat biz Allah değiliz…kul kuldur ve Allahtan dır ama Allah değildir..bu tıpkı bir tohumun filiz, ağaç, çiçek ,meyve oluşu gibidir.. o  meyve topraktandır ama toprak değildir ..ayrı bir şeydir misali.tevhid de budur..tasavvuf mistisizm değildir..akıl- bilgi dediğimiz şey, danışma bürosu gibidir..ihtiyaç duyduğumuzda ona danışırız.24 saat kalp nasıl durmadan çalışıyorsa, duygu hayatımızda kesintisiz çalışır..bazen hüzünlüyüz,sebepsiz neşeleniriz,stresleniriz,kızarız….işte bunlar bizim kalp mimarlarımızdır.. kuyumcularımızdır..kalplerimizi işleyendir..eğer altın dediğimiz şey, toprağın altında kalsaydı hiçbir değeri olmaz ve hiçbir şeye yaramazdı..o kuyumcu elinden geçecek..bir defa haddeden geçip temizlenmesi lazım..mesela Şemsi Tebriz i  milyonlarca insandan daha değerlidir..onun için halvet ,inziva,tefekkür,mürşid lazım..kuyumcusuz mücevherat olmaz ..halk için yaşayan halkın içine karışır ve yok olur..ondan bir şey olmaz..Allah için yaşayacaksın…sen Allah a layık kul olamadıktan sonra ne olursan ol ,beş para etmezsin..
bütün tasavvuf, Fatiha suresindeki: ihdinas sırat el müstakim kelimesinin şeklidir yaşanmasıdır.çünkü Allah ta “sırat el müstakim üzeredir”.Allah ı bulmak isteyen kişide sıratı müstakim üzere olmalıdır..o yolda gitmeyen hiç kimse Allah ı bulamaz ,Allah la karşılaşamaz..insan gençliğinde öğrenir ihtiyarlayınca anlar derler ve bu doğrudur..daha derin anlayış için yaş almak önemlidir.içinde aşk olmayan hiçbir ibadet gerçek manada ibadet  değildir..içinde arpa olmayan samana benzer.işte bizim kıldığımız namazlar ve tuttuğumuz oruçlar genelde bu saman tadındadır..özü arpası yoktur..

muhabbetten kanat gerek..bu zevat sadece mürşid değil,sadece bilgi değil,alimler değil ,aşk ehlidirler…durulmuş hali Niyazi Mısri nin eğer buysa, herhalde Ümmi Sinan a rastlamasaydı ve onu böyle durultmasaydı kim bilir ne olacaktı?..ben derdim ki:hz. Mevlana’nın çok kuvvetli bir sinir sistemi olması lazımdı. Neden? dediler..dedim ki:öyle bir feyzi ilahiye mazhar ki..sürekli akan bir şelale altında oturmak gibi.. buna tahammül edebilmek için çelikten sinirleri olması gerekir adamın..yoksa gerçekten çıldırır..Niyazi Mısri de öyledir..aşk ehlidir.. vech ehlidir..iyi ki Ümmi Sinan la görüşmüş de böyle durulmuş..
bir yerdeyiz … gazelden okuyordum ki:”ey niyazi hal-i aşkı kimseye faş etme sen..sırrı haktır anı bigane haberdar olmasın”..dinleyenlerden Fahrettin Efendi dedi ki:  bakma öyle dediğine ..sırları faş etme der ama bütün sırları da kendi faş eder..bu evliyanın bir kısmı gerçekten sır ehlidir.. bir kısmı ise faş-ifşa ehlidir..onlar Allahın sözcüsüdürler..hükümet sözcüsü.. evliyaullahın bütünü adına konuşurlar..bakarlar!..millette uyuşukluk var..onları harekete geçirmek için faş etmek lazım..mesnevinin yazıldığı çağ  da öyledir.. bir ümitsizlik çağıdır.. Mısri’nin  dönemi de öyledir..duraklama zamanın sonu.. çöküş devrinin başlangıcıdır..öyle uyuşmuş bir milleti yeniden ateşlendirmek- heveslendirmek için Niyazi Mısri gibi adamalara ihtiyaç vardır.. şimdide öyledir..bugün,bu milletin buna ihtiyacı vardır..bu bilinenlerin yaşanılanların söylenmesine, ifşasına ihtiyaç vardır..yoksa gençlik elden gidiyor..Amerika nın taşra eyaleti oluyoruz..ben bile çocukluğumdan beri hollywood filmleri izliyorum..bir yerde dediler ki: kızarsak incirlik üstlerini kapatırız.. dedim ki: peki, benim beynimdeki incirlik üstlerini nasıl kapatacaksınız?.. ya çocukların beynindeki  Amerikan üstlerini?..küfrün pislikleri-virüsleri beynimizin içine girmiştir..evvela bunların ayıklanıp temizlenmesi lazım..Türk Maarifinin baştan sona tüm müfredatlarının değişmesi lazımdır………………..”alkışşşş…   KIYAMettt…”
Sevdiğim görecektin, salon alkıştan inledi..işte bende bu güzel konuşmayı kaydetmek için hoca dan izin aldım ve yazdım..inşallah olayın vehametine  vakıf olup-vakfederek durur ve arif olup maarife kavuşuruz ve amiiinnn:)