8 Ocak 2012 Pazar

ŞEY’ lerin GÖRECELİ TEKAMÜLLERİ MASALI 40



ŞEY’ lerin  GÖRECELİ TEKAMÜLLERİ MASALI  40

Bu masal, bir dağın tepesinde, bir  zeytin ağacının altında oturan, iki kat kırmızı giyinen rüyalarımın sahibi içindir..Hz. Meryem a.s a ithaftır..

Merhaba Sevdiğim ve Merhaba..bilmiyorum, belki de özür dilemem gerekiyordur.. yapmamam gereken bir şeyi yaptığıma nedense inanıyorum ..içgüdüsel bir dürtüydü. çocukluğumdan beri merak ettiğim bir yere gitmek istedim diyelim..bu bana çok kolay geldiği için, bir kaçış  olduğunun farkındayım..ve buna izin vermediğini-verilmeyeceğini de anladım..ama beni, neden o kadar karanlık bir yalnızlığa mahkum ettiğini ise anlamadım..çok ağır ve zor ,kapkaranlık, hastalık dolu bir haftaydı…Sana anlatmak isterim tabii.. senenin ilk günü hasta yatağımdan şunu yazmışım:

Ben, dün hesabı ile öldüm ve bugün dirildim sanırım..ve yaşım bu modern zamanlara göre 2012 ama esasında takvim icat olunmadığı yaştayım:)çok sıkıcı bir haftaydı..ve rengi griydi..kokusu soba isi gibiydi..ve müziği ölümdü...ve belki dirilme eylemim yeşil olur..belki de her renkten renksizliği seçerim..şimdi kan kaybediyorum ve halsizim..o yüzden de yaşamın rengi üzerinde hayalleniyorum. . hayallerimi çiçeklendirebilirsem eğer, bizim horoz öterek sabahı haber verecek.


kendime çok yabancıyım ben, biliyor musun..kendimi hiç tanımadığımı anladım..ve kendimden korktuğumu da tabii..kendimle hiç geçinemediğimi söylememe gerek bile yok zaten?ve Senn..Sevdiğimm,Senn..ben hala Seni ölesiye kıskanıyorum..binlerce kere tövbe edip bozduğum halime bir defa daha döndüm üstelik.Seni terk  edecektim.giderken de Sana,  Senin esas istediklerini ellerimle getirip, kendime dönecektim..öyle kararlıydım ki,pek çok atılım bile yaptım ve bir kısmı gerçekleşti…ama bugün Seni yine dayanılmaz biçimde özlemeye başladım..bundan nefret ediyorum.. Sana karşı olan bu tutkumdan da.. (tüm bu olup bitenlerin benim vesvesevi hayallerim-fıss fıslarım  olduğunu düşünüyorum..) istikrarsız çizgim;  biliyorum ki, bana çook zarar veriyor..biiillmii yorummm..hiiç ilerleyemiyorum ..sanki yolum bitti..yollar bitmeyeceği için=  tabii ki ben bittim..

yıllar evvel bir çocuk:ben sizden çok korkuyorum ve sizi çok tehlikeli buluyorum.Zaman gülerek:sen mi benden korkuyorsun?!!!:) çok belli oluyor?!!:)

ve Sevdiğim..hastayımm..ayaklarımın altı yine nüksetti..dayanılmaz bir şey..ve tüm baştan aşağı sağ yanım..sağ simetrimde ayar bozukluğu var sankiJ.ayaklarımızla alakalı o kadar acaip şeyler var ki Sevdiğim inanılmaz…ben zaten her hücremin aynı ben gibi biri olduğuna inandığım için, her hücremin ayrı bir zekası olduğuna da tabii ki inanırım =HÜCCURAT SURESİ=bir gönle sığmış sayısız odacıktık ya birde…ve…neyse.. bu ilim sonsuz, lakin ben sınırlıyım.. işte öyle halsiz yatarken bir an şöyle oldu..benim vücudum sanki bir su küpüydü ve içim suyla doluydu..ve her hücrem hastaydı..her su hücremin acısını hissettim..bu dayanılmazdı.. bir şey anladım..ve kaçmak istedim.ben böyle bir şeye dayanamam ki ama.kimse dayanamaz. tüm varlığın hüznüne ve sevincine ortak olup onu hissedip yaşamak.. sorumlu olmak- etkilediğinin tepkisi olmak…bu  korkunç bir şey..iyi ki biz unutkan ve gafil insanlarız bence..yani böylesi bizim gibiler için daha iyi..bilmiyorum..

Sen nasıl böyle bir şeye dayanıyorsun,Sen nesin?Sen kimsin Sevdiğim?neden kendine bunu yapıyorsun,neden?!!!ben nasıl bir şeye gönül verdim?. hiç bir zaman ulaşamayacağım bir şey için nasıl ve neden bu kadar acı çekiyordum ki? nedennn? ve Senin öyle sayısız yüzün var ki Sevdiğim..öyle tehlikeli cazip, çekici güzelsin ki..tüm yönlerimle Sana yönelsem de, her şeyi zıttı ile anlamak gibi ağır ve acılı bir tedrisattan geçsem de, Seni hala çok travmatik bir şekilde seviyorum..galiba ben acı çekmeyi seviyorum, bilmiyorum.. aslında benim nalet yapımı biliyorsun ..ben, Senle şimdi kavga etmek istiyorum…çünkü karşılaştığım her şeyin arkasından Sen çıkıyorsun… çünkü Seni ne görebiliyor nede konuşabiliyorum…ben yine göğsünü yumruklamak,yerlerde tepinerek ağlamak istiyorum …buna çok ihtiyacım var..anladıklarımı hiç kimseyle konuşamam ki..kendime bile söyleyemem..  işte….. bak bunu biliyorum, hem de çok iyiJ….o yüzden de bazen çıldırıyorum tabiiii..belki daha düzgün amellere sahip, daha sevilen,daha hoş bir kul olabilseydim Seni görebilirdim değil mi?

* bir yerdeyim..mağara gibi..arkeolog ve birkaç dostu var .. onun yüzü, başlangıçtan beri yaşayan, hisleri olmayan biri gibiydi..o,bazı okuduğumuz negatif etkilerce yazdırılmış kitaplardan ve negatif etkili kişileri dinlediğimizde  bize geçen- çarpan elektrik dalga boylarının tesirlerini çıkartan- tehlikeli simalı doktorların yüz ifadesine sahip Sevdiğim..o adamın oturduğu yerin arkasında, başının üzerinde, koskocaman bir dağ piramit var..simsiyah bir kaya kütlesi..kat kat kitabe-i resimli yazı.. seyrederek okuyorum..ve en üstü henüz yazılmamış duruyor..ama aslında bir an yazı beliriyor ve onu da okuyorum..o arkeologlar, sanırım bunu okuyup çözememişler.. tabii hiçbir kelime hatırlamıyorum her zamanki gibi..ve bir antik taş lahit ,çok büyük küvet.içinde ölü gibi biri ,suyun üstünde  yatıyor..ve silme su dolu.. karanlık ve ürpertici..angelina elini suya sokmuş,eli suda olarak lahtin etrafında dolanıyor..bir ritüel yapıyor..bunu hatırlıyorum ama yazmam Sevdiğim..


*ertesi gün kumsaldayım..pek çok kişi var..yürüyorum..karşıdaki ağaçlık bir yere kimi gidiyor, kimi geliyor..ayaklarım kuma bata çıka gidiyor..benim henüz gittiğim yerden yeni dönen Zekiye arkadaşımın parmağındaki çok iri beyaz inci yüzüğü görüyorum..sağ elime bakıyorum.. aaa.. benim parmağımda da zemini geniş, sedef renkli,  kenarları yumuşatılmış baklava biçiminde bir yüzük var..60 liraya almışım..o sedef gibi inciden mamul.üzerinde pembe ve gri üç tane inci var..inciler parmak hizama doğru dizili.. hiç benim tarzım olmayan bu yüzüğü, her zamanki gibi çok nankör olduğumdan J beğenmediğim halde almışım. çünkü o,çok değerli ve ben alabileyim diye fiyatı ucuzlatılmışmış.. Sevdiğim,bak ama ..madeni bile olmayan –iletkensiz- ışıldayıp parlayamayan- yaniii, renk bile veremeyen bir şey almışım değil mi?çok enteresan tabii..neden koskocaman tek taş bir cevher bana düşmemiş ki?:)... saflaşamadığımın delili değil mi?..illa içimde bir kum zerresi olacak..illa tanrısallık=secde-i ademiyet mevzuumuz devam edecek sanki..off!!. ahhh!!..

ve gözlerimi açıyorum Sevdiğim..ama gözlerimin önünde hani bembeyaz kumlardan faytonuyla gelen beyaz cellabesi içinde acaip  grimavi gözleri gözlerime giren adam vardı ya..işte o..hep aklımda ..onu hala tanıyamadım değil mi?

*Perşembe..bugün toprağa basıyorum..yerler ıslak..kil,çamur,toprak.elimde  dikdörtgen bir blok  şeklinde  killi kalıp toprak var..öyle duruyorum..Sevdiğim..bence daha fazla öğrenmesem iyi olacak değil mi?ben çok cahilim ve hiçbir ilme sahip değilim biliyorsun..hem hak etmiyorum da zaten..ve korkuyorum..ama bilmekten değil inan..sorumluluktan..ben sorumluluk istemem ki, kabul de etmem..ne olur?..lütfen..eğer öğrenmek yazgımsa lütfen sorumluluksuz olsun Sevdiğim..ne olur….birde herkesin altın-gümüş-değişik madenlerden tuğlası olur, benimki toprak.. ama, yani?..yaniii…



*Cuma.arkadaşım arabasının anahtarını  iki gündür bulamadığı için asasız Musa bizi tektaşa götürüyor..yolda arabanın lastiği patlamış ve metali yerden ateş çıkartacak hale gelmişti ki;çok tehlikeli bir yerde durup lastiği değiştirdi..işte sefer ayı malum :)  tektaştayız..neptün misali Şahinler hoca var: ”beni masalına yazacaksın değil mi ?”diyor..çocuk:masalımı buraya gelmeden yazdım, bitti..eğer isterseniz sizi de yazarım.. hoca:beni de yaz o hikayeye diyor yine..çocuk:peki..istediğim gibi yazacağım ama,tamam mı? hoca:istediğini yaz.tamam diyor ve anlaşarak,gülüyoruz Sevdiğim..ve bu bölüm özel istekle eklenmiştirJ merhaba hocam ve sevgiler…ve teşekkürler.. Sevdiğimmm..canımm..her şeyim..Senin sevdiğini nasıl ben seviyorsam, benim sevdiğimi de Sen seversin nasılsa değil mi?.ve çok enteresan ..aa..hoca Hüccurat suresininin ilk 9 ayetini seyrü sülükün meratipsel anlamını  anlattı..tabiiki Hz.Muhammed s.a.v efendimize karşı takınmamız gereken edebi..ALLAH la istediğimiz kadar şımarabilirdik ama O’nun mahremi olan Zat’a edebimizle yakınlaşabilir ve asla ve kat’a O’nun yerine kendimizi koyamazdık..dolayısıyle Sevdiğim, O’nun ayağının tozu olma şerefineyse nail olabilirdik vesselam..ve hücre içindekiler ve hücre dışındakilerde var tabiii..tabii ki Hocamız; topluluğa konuştuğu için, genel manalar üzerinde dolaştı..O, çok cömert biliyorsun. her öğrendiğini bizimle paylaşıyor.. bunu herkes yapmaz mesela..

şu hikayeyi de özellikle masalıma kaydetmemi istedi..Leyla  köyün gençlerine çorba dağıtıyormuş elinde kepçe ile..sıra mecnuna gelince ona çorba vermemiş ve kepçe ile vurmuş..Mecnun sıranın sonuna geçip yine ,tekrar tekrar aynı hakareti yaşamış..ve herkes ona acıyla karışık  hüzünlenmiş:”ya, yeter senin bu Leyla’dan çektiğin.. neden seni istemeyen birine kendine bu kadar zulüm ettiriyorsun ki “demişler..Mecnun:”siz manayı anlamıyorsunuz..Leyla hepinize çorba verdi ama bana çorba vermediği gibi, kepçesi ile başıma da vurdu.demek ki o da bana ilgi duyuyor.çünkü bana sizden farklı davrandı  ”..  yani Sevdiğim,Neptün misali hocam bunu boşuna söylemiş olamaz değil mi..Sende benim başıma sürekli kepçe ile vurup duruyorsun ya haniJ.şimdi hakikat hangisi peki?KEPÇE mi SENsin ,SENmi KEPÇE-İ MEZURSUN….kös sesi..düm teka düm tek..kaç ölçü birimi tabii müzikten hiç anlamadığım için bilemiyorum Sevdiğim.:)

Hoca gerçek irşadın 5. Mertebede başladığını söyledi..ve gerçek biatta o vakit olurmuş..o vakte dek  seyir yatay olduğundan mürid isterse yoldan ayrılabilirmiş ..ama 5. Mertebeden sonra bu çok zormuş.. çünkü dikey seyir başlarmış..(Sevdiğim bu arada, benim hangi esmada  ,renkte, müzikte ve değerde olduğumu hala bildirecek kimsem yok, biliyorsun değil mi?..en son aldığımız bildirgeye göre rengarenk takılmamız istenmiş..buna çingil rengi deniyor haberin olsun ve Seniii çingil renkinde seviyorumm ..yaniii..bilgineJ…bir buçuk biatli birinin de rengi bencede, buçuk renki cingil olurJ)



Hocamızın,Hüccurat suresi ile hz Meryem’i dönüşümlü anlatması da ayrıca şaşırtıcıydı biliyor musun Sevdiğim…sanki biri bizi gözetliyorduJ..Hz Meryem gönül.. gönül makamı tamam olunca, kalp çocuğu ruh doğarmış ve artık nefis den bahsetmezmiş sure..artık hz. İSA DOĞMUŞ çünkü.ve Sevdiğim ne tesadüf ki, hep hayret ediyorum..bu sahada, bize önderlik edecek gerçek mana adamları, çok nadir, tam kemal olarak yetişebiliyor biliyorsun..işte biz çok şanslıyız ya hani.. hocamızı ilk tanıdığımda ,O’na bilmeden götürdüğüm hediye tabakta; yunus balıkları ve ufak balıklar vardı.. benim o haftaki masalımın konu resmi de ,denizden insan balıkları sandalına çeken balıkçıydı ya..ve ben Sana delice hasretken hani; O’nun bize ilk dersini dinleyip eve döndüğümde, sabaha karşı ,kalbim dışarı çıkmış Senin adınla inliyordu ya birde..ve denizin içinde sayısız minik balıktık.inanılmaz zeki gözlerimiz vardı.. ve ben hangisiydim ya birde…ne dehşetti ve ne muhteşem, teşekkürler..

bu akşam ona getirdiğim hediye sembolüm ne biliyor musun?. Beyaz bir güvercin biblosu-BA kocaman sedef bir midye kabuğu-KA içinde bir avuç işlenmiş kristal-RA .tasarım: by Senin muzurunJ…..SEVDİĞİMİN HİMMETİ ALİYELERİ ÜZERİNİZE SAYABAN OLSUN EFENDİM demek  yaniii..belki de Şahinler hocamıza Denizden Gelen Adam demek daha doğru olur değil mi Sevdiğim..

*ve Sevdiğim dersin sonunda sorduğum sorular için pek çok teşekkür aldım…semarkant beni tebrik etti..siz Fütuhatı Mekkiye okudunuz mu? dedi..çocuk:hayır hiç okumadım.semarkant  : ” şimdi sizi çözüp anladım..siz Arabi hoca meşrebindesiniz..aynısınız..ama yapayanlızsınız.. kimse sizi anlamaz ki..bu acı verir..size bir kitap getireceğim..adı Neden Muhiddin Arabiyi Sevdim..onu okursanız size iyi gelecektir..hocamız sizin sorularınızı bilse de,bu toplulukta onu cevaplatmaz,engellerler..bunlar herkes için değildir”  dedi.Ya Rabbim..çok sevindim Sevdiğim.. ilk defa levheşimden bana haber veren olmuştu..ama sustum.çünkü geçen yıl yine böyle Arabi hocama doğru kaymak  üzereyken ,rüyamda mesneviden ve hz.Mevlana’dan devam etmem için uyarılışımı hatırladım  birden.ne yapiiim ama, çooook sevindim… teşekkür ediyorum..gece, aşık Murat ve Semarkantın eşsiz müzikleri ile sabaha doğru nihayetlendi..



  *ha, bu arada tektaş da, kardeşim bana çok özel bir hediye vereceğini söyledi Sevdiğim.. nasıl bir şey? dedim..her ne istersen o işe yarar..muhteşem bişi dedi..ben ağır mı,büyük mü?  dedim..hem çok büyük hem de elinde bile taşıyacağın kadar hafif dedi..eee dedim ,yoksa o meşhur cincirdan mı aldın bana?..her ne istersek o amaç için kullanacaktık ya hani..yok dedi kardeşim ondan daha özel..laptopmu aldın yoksa? dedi çocuk..hayır,daha değerli bir şey.. alll!!  ..bakk!!.aaa.!!.ne tuhaf ya huu.!!.Sevdiğim.. takvimi inkar edişimi yazıp gelmişim ve elime hediye olarak 2012 nin takvimi veriliyor..ne kadar değerli ki, diye bakıyorum.. hııımm..hımmm.:.)bu nadir ve çok değerli hediyem için teşekkür ediyorum tabii..bundan az sayıda üretilmiş.. bilmiyorum ,doğrumu?aslında Sevdiğim,ben  bilmeden masallarımda ,zamanın takvimine göre yazmış olduğum kişi ve olaylara çok defa şahit oldum, bildiğin gibi..korktuğum için hiiç bahsetmedim..bunlar nasıl denk gelip oluyor, hep merak ettim tabii..zamanı öğrenmek için takvime ihtiyaç varmış demek ki..Ahsen-i Takvim üzere yaratılmış her insan- Zamanın kaydı içinde O’nun dişlileri arasında un olurken, zevkten saatler geçmek bilmiyor tabiiJ
ve şimdi eğer benimde bir takvim suretim varsa Sevdiğim;o vakit ben artık hiiiiiç kitap okumasam,masal yazmasam,tefekkür etmesem ,sadece Ahsen-i Takvim üzere yaratılmışı seyretsem, O’ndan bana şerha şerha şerhi yansır mı ola?J!!!...

Cumartesi  öğlen vakti..Mısır’da bir müzedeyim..ama modern bir otel odası..bu zamanın insanları hadise çıkartmışlar..ölüler balkonda beyaz gömlekleri ile yüz üstü yatıyor..müzeden-içeriden, hiddetle birkaç mumya lahit(tam ortadan kapakları açılmış, dereceli sanduka ve sargıları gözükür  halde)ayakta dikey biçimde içeri giriyorlar..onları suçlayan bir adamı yargılıyorlar. öyle hiddetle acaip bir lisanla savunma yapıyorlar ki: karşılarındaki adamın, sanki vücudunun içinden menisi yükselip kusmuğa dönüşerek ve boğazına takılarak-BOĞULUR GİBİ- onu cezalandırıyor..ben o lisanı anlıyor ama sonra unutuyorum Sevdiğimm. O adamın,mumyaya karşı cevap verebilmesi mümkün değil..ve o ilahları temsil ettiği bugün bize söylenen mumyalar, savunma işlerini bitirince ,müzeye yerlerine dönüyorlar..ve müze bahçesindeyim.. Mısırlı Müslüman tesettürlü görevli bir hanım, bana,  henüz içi açılmamış deniz tarağı istiridyesi hediye ediyor..ısrarla  veriyor..üzerinde antik -soluk renklerde- bir kuş resmi çizili..aynından bir tane daha sepetten görüp alıyorum..çünkü edeben bunun parasını olsun  ona vermek istiyorum, ondan.ve sonra birden komşu arkadaşımı görüyorum ..Senin ona “şakkul kamer” hakkındaki emrini söylüyor..kıskançlıktan kıvranarak uyanıyorum tabii.. Sevdiğimm..ama bekleyeyim bakalım ne olacak değil mi?


cumartesi akşamı…yağmur..yollar
..((arabasının anahtarını bulan arkadaşıma  hayalimi anlatıyorum..onun böyle ilmi varmış biliyorsun.. benimse yok tabii..diyor ki :”onlar ayrıydılar ,artık velayet mirasını tamamen kopartmışlar” demek ki diyor..bende:” bu imkansız ki; o kopartmak istese de ,ne kadar güçlü olduğunu sansa da ,kopartamaz…o, sahip olduğunu zannettiklerine bile, oradan izin verildiği için sahip olabilir” diyorum..arkadaşım itiraz ediyor..ben ona katılmıyorum bu konuda Sevdiğim..))ve sevdiğimiz, çook uzakda bir yerde müzikhanedeyiz. . bize inanılmaz zarif davranıyorlar.. kaç ay oldu..artık istersek haftada iki gün bile gideceğimiz  yakınımızda bir araba dahi çıktı ..onlara, bizleri de,  ne zaman istersek oraya getirmeleri söylendi..burada sohbet muazzam.. anında naklen yayın gibi tecelli ediyor biliyorsun..havasında aşk var ,o yüzden sanırımJ

*Sevdiğim..ben burada Kelime-i Tevhidle alakalı çok acaip şeyler anladım..ve sabahki rüyamla da tabii..bak şöyle idi..o mumyalar demek istiyorlardı ki..biz binlerce yıldır diriyiz..ve sizden haberimiz var.. siz bizi yargılayamazsınız..siz bizi ancak sizin ölçü bilgilerinize göre yorumlayabilirsiniz..bizi rahatsız etmeyin,bizi rahat bırakın..bizim inancımız bize, bizim devrimize, bizim zamanımıza göre olan bir tecelliydi..ve biz binlerce yıl bize öğretilen ve yaşadığımız ve inanarak  öldüğümüz halde yargılanacağız..ikilik,çokluk olmasaydı siz asla birliği ,tevhidi ,anlayamazdınız..Sıfatlar olmadan& Zat ı bilemezdiniz..BİZ LAİLAHEİLLALLAHız..sizin tekamülünüz için alt yapıydık..ve sizin şimdiki halinizede..

ve Sevdiğim..” şakkul kamer "den ben göz değmesi-kıskançlık –nazar anlamıştım aslında biliyor musun ..ilk hissim oydu..işte oğul Horus’un bir gözünü amcası karanlığı temsil eden set parçaladığı için; ona ,baba Osiris kendi bir gözünü veriyor ya hani..ve horusun adı artık  HorusRA oluyordu..ve bir gözünden güneş bir gözünden ay olarak bakıyordu..

İSRAseyirle  gece yürüyüşü..isimlerin anlamlarını-seyrü sülüğünü-RABbin GÖZÜ ile  seyrederek tekamül etme....birleme....seyir= gördüğünü aynel yakın yaşarken bilip anlamak da demek olduğunu burada idrak ettim, sayende, teşekkür ediyorum..ve Kelime-i Tevhidin ilk bölümü Lailaheillallah ın=  nirvana-osiris-HİÇliğe denk geldiğini de; geçen gittiğimiz bir mekanda, sandalyeler üzerine konan, sarısı daha fazla olduğu için  orman yeşilinden daha güzel tondaki bir kitapçıkta okudum SevdiğimJ..ve gece anladım ki; MuhammedürRAsulAllah  ikinci kısım olmasına rağmen, birinci kısımdan ayrı değildi..bu bir dairesel seyirdi.helozonik bir yükseliş..dereceli..ama halaka halaka..HİÇliğine gelen ve  AYN’el  YAKİN müşahede ile bilip- görüp –hissedip- anlayan -KULluk makamı olan BAKA ya geçebiliyordu ki ;bu Muhammed-i Nuru keşfedenler içindi..maddi her şey topraktı ve yokluğa-TOZ olmaya mahkumdu.. yoktu.. hiçti..var olan sadece bir ve tek O’nun  NUR’u RA idi vesselam…


işte sabaha doğru eve dönmemiz lazım..komşu arkadaşımla benim yol kaybetmemiz çok meşhurdur mesela Sevdiğim, de ,bu defa acaiptiJ.. karşıya geçerken bir anda kendimizi Üsküdar Harem’de bulduk..panikledik..”biz nasıl buraya geldik” diye.. oradan yokuşu çıktık....aa..az evvel,çok korkunç bir kaza olmuş..henüz,şimdi, 4 araba birbirlerini darmadağınık etmişler..yolun ortasında öylece bakıyorlar..vee.. aaa bir anda İdealtepe’deydik..bu kadar kısa sürede yine aynı yere nasıl dönmüştük ki..saate baktık..müzikevinden çıkalı 10 dakika ancak olmuş..belki 15 dakka diyelim..arkadaşımın  aklı durdu..benim aklım zaten hiç yok biliyorsun:)..arabayı çekip biraz bekledik.. yola çıktık..bu defada evimizi kaybedip, taaaaa ilerilere doğru gittik..sonra yolu doğrultup evimize vardık... 

işte sonra öğlen vakti  şöyle uyandım…benim sevdiğim gibi kocaman mutfak salonumdayız.. akrabam ve eski okul arkadaşım Hanife Güler ve arkadaşım yan yana sağ yanımda koltukta oturuyor..ben ayaktayım..sol yanımda, misafirlerimin tam karşısında,” onu yanlış kullanıyorsunuz!..” hitabına maruz bıraktığım;  elinde tutarak gösterdiği halde  hilye-i şerif takvim tablosunu bana vermeyen oturuyordu Sevdiğim..(o zaman vermediği hilye-i şerif takvimim aynı bugün geldi, ne tuhaf değil mi Sevdiğim:)o kendisini savunuyor..çok üzgün..anlatıyor..o karşısında oturana  aşık..ben ona kahve yapmak istiyorum..kahve kavanozuma bakıyorum.kahve ve toz şekerini karıştırmışım, kahveye benzemiyor.. yeni kahve eklemek istiyorum..mutfağımın duvarları omzuma kadar orman yeşiline boyanmış..üstü sarımsı bej.. (amazon yeşilinin mavisi daha çok olduğu için ,dikkatini çekerim ki,boğucu bir yeşildir buJ)  arkadaşım o anlatandan dolayı hüzünlü..onların birbirlerine muhabbeti yüksek biliyorsun..gelip bana yeşil duvarımı gösteriyor..sana bu duvara altın varakla boyanmış bir VAV  harfi hat levhası vermek istiyorum..ama arayıp bulmam lazım diyor..(o VAV hat levhasını arkadaşıma, o vermişti ki, biliyorum ) bende:istemiyorum, eskiden benim evimin her yeri hat koleksiyonu ile doluydu,benim için önemli değil diyorum..ve Gönül anneye bu anlatılanlarla alakalı ; o kişinin özür mektubunu yazıyorum bir yandan da Sevdiğim..hem hediye siyah bir yelekde yollayacakmışım ki omuzlarında böyle derviş yeleği gibi şeyler var ya, ondan(ve gerçektende bunu yapacağım biliyor musun Sevdiğim..çünkü o yeleği  kendime almıştım ama  bana çok büyük geldiği için ona niyet etmiştim. öyle duruyordu, bu hafta yollarım inşallah..J)


Hurşidimden Mürşidime bir tutinin güncesi..evvet.. masalımızın antik esma mitolojisi seyrü seferü dersimize devam ediyoruz Sevdiğimm.. konumuz DOĞUM..geçen sene ölen takvim bu sene yine doğdu mesela J..ben ne saatlere nede takvime inanırım biliyor musun Sevdiğim.. senelerdir saat kullanmam,takvime bakmam..sadece lüzum hissettiğimde kullanırım..çünkü  eskiden her ülkenin takvimi başkaymış..ama şuan egemen güç batıda olduğu için, eski pagan düzeni takvimini yaşamak zorundaymışız..mesela benim BabAnnem  okuma yazma bilmez bir köylü kadındı..ama güneşe bakarak namaz saatlerini bilir,havaya bakıp yarınki hava durumunu anlar ,rüzgarı dinleyip  yönleri ve rüzgarların adını söyleyebilirdi.. tarladan kaldırması  gereken şeylere ve ürünlere ne yapması gerektiğini de böylece tahsil ederdi.. tohumlara bakıp hangi bitkiye ait olduğunu,hangi hayvanın döl vakti olduğunu da bilebilirdi.. tabiatı ve zamanı harfsiz sözsüz okuyabilirdi..çünkü o hemen hiiç konuşmazdıJ. ve geçmişin insanları hep böyle idi…onlar bilge idiler .. öğrendikleri her şeyi hayata geçirebildikleri için sembolleri de eşyalarından seçmişlerdi..

onlar alfabe için acele etmiyorlardı..çünkü kainat bir kitaptı ve içinde ki her şey bir sembol lisanına haizdi.. elinde, Osirisin belkemiği ile İsisin düğümü DNA(ÇİFT SARMAL) olan ankh= FATİHA ANAHTARInı almış kişiler için her şeyi açmak zaten kolaydı ve işleri de buydu…ve kainatı okumak için ankh-fatiha anahtarı O kilidinde çevrilerek besmelenin B sinin zuhuru için çalışılırdı..iş.. emek..  tertuzu …


ve ÖKÜZ…8-arapça çatı-çadır misalidir..(OKUZ-oklaşmak-VAHYe mazhar olup aklı MAAT leşmek demektir..hak ile batılı ayırt edecek hale  getirilmek..)eski mısırdaki adaletin sembolü tanrısal maat de CebRAil ilmini temsil ediyordu ve nihai karar akılla değil vahiyle alınıyordu..işte o yüzden de eski mısırda ölüm ötesi için maddi beyne ihtiyaç duyulmuyordu.. çünkü, vahiy kalbe geldiği için, esas Akl-ı Küll -soyut kalp -gönüldür.. ve onun FuAd noktası ; eskiden RA’nın GÖZÜ ,bugün bizim GÖNÜLGÖZÜ dediğimiz şeydi..ve gerçek beyinde burasıydı…mesela beyni zikir olmaz …ama kalbi zikir olur değil mi SevdiğimJ…çünkü beyin araçtır ama KALP AMAÇTIR…kalbimizin anladığını yine dil=gönül kabesi ile söze dökeriz gibi gibi…

 iki boynuzu bakara sığırı da A-ELİF  HARFİ (RAHMAN)oluyordu dolayısıyle.. BAKARA insana yardım eden en büyük sermaye idi o vakit..bugün bakaranın sadece adı: insan-para-makam-ilim-eşya-araba-uçak-sanayi-iş gücü olarak değişmiş olsa da kullanım manası ile insan BaKaRA sı hep aynıdır vesselamJ.
ve eski bilge insanlar için bu harfin(A-ELİF) -(8 )-(RAHMAN) evin çatısı direğinin içinden geçen tam zıttı olan :İSİS YILDIZI (7) - (RAHİYM) ,KÜB ,GÖNÜL oluyordu. .bunu söylemelerine gerek de yoktu.. çünkü yaşıyorlardı…. ve yaba-kürek-otağ-evin direği belkemiği merdOK  baba-RAHMAN dı..ER di..erlik di. ..ve su küpü  RAHİYM ,kalp, kadın evin ve her yerin efendisiydi..susuz bir hayat olamazdı.. 




kuştüyü OK..adalet ve hak ile batılı ayıran otorite babaydı.ve okun saplandığı kalp -babanın otoritesini yumuşatan anneydi…ve ikisinden çıkan şualar çocuklarıydı.. bunlar onların fiilleriydi=Süleymanın mührü BismillahirrRahmaniRahim..
bu sembol lisanı konuşmadan binlerce yıl bayraklarına, halılara, kilimlere,duvarlara,küplere , tabak çanağa, eşyalarına çizdiler ,çizdiler..ama biz hep onları cahil,geri kalmış ,ilkel sandık.. halbuki İLK EL in kıymetini ancak sıfatlardan zata varan antikacı bilir değil mi?.alıcıya göre verici olur zaten…çok ilkeliz  ama ilkeli ve erdemli henüz değiliz, değil mi Sevdiğim?


ya bizz… bize,medyamızda ve okullarımızda yöneticilerimiz(az kısmı müstesna) şimdiye dek hep dediler ki: eskiden biz kara cahildik,toplu iğne bile yapmayı bilmiyorduk..simsiyah çarşaflar içindeydik,herkesler bizle alay ederdi..şimdi herkes okuyup yazıyor ve moderniz.. çağcılız..asriyiz..başka ırkları;  yaptıkları katliamlarla yok eden ,lisanlarını kültürlerini çalıp onları kimliksizleştirerek  teknolojik oyuncaklarla beyinlerini uyuşturan,gösterdiği çirkin görüntülerle kalplerimizi kör eden, sürekli insanlık suçu işleyen, vampir ,hırsız, hür ülkeler gibiyiz... artık onlara benzedik ....biz şimdi bedeni medeniyiz değil mi Sevdiğimm....

oysa bugün geldiğimiz nokta ise şu oldu.. şaşırtıcı ,tüyleri diken diken edecek kadarda acıydı.. geçmişle asla bağımızı kopartamayız..çünküü,  köksüz ağaç ,yaprak,meyve  olmaz. köklerimizle varız ve meyveler olgunlaşıp, kopup, işini bitirip ölünce, yine köklenerek doğarlara misaliz..işte sadece bu yüzden inşallah okullarımıza Türk Osmanlıcası lisanı dersleri konur ve amin..osmanlıca adı bazı kişilere gıcık yapabilir tabii ..adını değiştirir, hamburger çocukları için  Amerikan  bilgisayar yazılım Osmanlıcası deriz belkiJ……ve o zaman herkes dedesinin mezar taşını ,mektubunu ,tapusunu,geçmişinin evrelerini kolayca okur yazar çizer=YAŞAR VE ONLARLA ZENGİNLEŞEREK ÜRETEREK DAHA GÜZEL ÇOĞALIR….

bugünkü bilgisayar programları geçmiş atalarımıza IO mağlup mesela değil mi Sevdiğim… ama biz 2012 =O yılında tamamen O yılına da girdik belki de..hepimizin bel küreği var nasılsaJ..


Sevdiğim, biz geçen yıl İstanbul tarihi dersimizin yerinde keşfi için Beyoğlu gezisi yapmıştık ya..işte binlerce yılın birikmiş kültürünün,sembollerinin,estetiğinin,inançlarının mükemmel ahenkli birliğini ilk defa orada görmüştüm hani..ve sonra 60-70 yıl evvel; bir gecede, binlerce yıllık kültür mirasımızdan öksüz ve yetim bırakılıp, o kara tahtadaki LaTin harflerine mahkumiyetimiz başlamıştı haniii..ve işte Beyoğlu’ndaki bu yeni dönem binaları  şöyle haykırıyordu:ben yontulmamış kalas-kütük odunum..ben, o, bugün adı bile anılmayan” İslam-Ezan-Hz. Kur’an düşmanı” bir adamın ve yandaşlarının  ESERİYİM.. ben, bugün, ismi  faşizimsel koministizmi  bile kalmayan milyonları katleden,kültürleri yok eden rejiminin betonarme işaret taşıyım.. ve sizin içinizi oydum-sizin içinizi  kültürünüzü boşalttım-birbirinize sizi düşman edici ayrılık nifak tohumlarını ekip yaydım,besledim ,büyüttüm diye nasıl bas bas bağırıyor değil mi?çünkü o adam duymadığı için, biz halkını da asla duyup  anlayamamıştı..kör peygamber varmış ama asla sağır peygamber olmamış mesela….”

 *ve geçen bir dostum şöyle dedi:yabancı bir ilim adamı bir toplantıda eğilerek bana şunu fısıldadı..”sizin en büyük hatanız Latin harflerini alırken geçmiş alfabenizi ret etmenizdir..eğer bugün sizin çocuklarınız  Latin harflerinin yanında geçmiş lisanına da sahip olsaydı, bugün, dünya üstünde sizin seviyenize kimse erişemezdi..”

İşte Sevdiğim..konumuz DOĞUM.bazen, çocuk babanın sırrıdır dan dolayı peygamber –evliya  -alim çocukları ,kendi mirasçıları olabildiği gibi, bazen de tam zıttı ile zalim birer cahilde olabiliyordu..bu her şeyde böyledir..ülkelerde ölür ve yeniden doğarlar.. her yükselişin bir batışı vardır..her kıta zamanla batar ve denizin içinden başka bir kıta yükselir Jdenizin içinde magma kaynar..su da yanar ve hayat bu aşkın içinde ilk başlar….her doğan ölür.. çünkü GÜNEŞİN DOĞASI BÖYLEDİR..KELİMELERDE  DOĞAR VE ÖLÜRLER..manalarda- BATI-BATINIMIZ-İÇİMİZDEN DOĞARLAR VE ONLARI AĞZIMIZDAN  dilimizle SÖYLEYEREK DOĞURURUZ..ve dilde küreğe benzer..dilin kemiği ise yok..o sapsız merdOK turJ…ve doğan –ağzımızdan her çıkan sözcük bizim yüklediğimiz güç kadar farkındalık kazanarak bedenlenir..işte bizim mana çocuklarımız batınımızdan böyle fiiller halinde şekle dönüşür.. her an tövbede olabilmemiz, işte bu bilmeden yaptığımız kelebek etkisi  farkındalığı içindir.. buda insanca bir yaratımdır..insan yeryüzünde Allahın halifesi ve vekilidir..O ALLAH,daha dilerken, anında, bir insanı yaratırJ ..önce sessiz sözsüz kitabından okur-diler-irade eder..latif levhası-kartuşu-çipi gelir..ve latifi..ve latifede fena olur..İNSAN ANCAK İNSANDA FENA BULUR& İNSAN ANCAK İNSANDA BEKA BULUR..

((Hz. Meryem a.s ın esas mucizesi babasız bir erkek çocuk dünyaya getirmesi sırrındadır..bir kadın tek başına ilmen üreyebilir.. ama bu ancak kız çocuk olurdu.yani “AnneAnne XX” misali..ama erkek çocuk “BabaAnne XY “misaliydi..))

ama bu dünyalı BEŞER İNSan: bir erkek,bir kadın ve ikisinin birliğinden bir  çocukla ancak yaratabilir = BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM..bu ” KÜN=kaf ile nun” emrinin şerhi gibidir aslında.. anlayabilirsek mesela..KÜN  bir tohum olsa..o tohumun gittikçe şerha şerha açılan,  büyüyen, dal, budak ,kol salan ağacı bizdik..rüzgarlar eser ve tohumları taşırlar..bütün varlığı var eden nefesin rüzgarıdır..o hayata her an nefes-i hawa üfler..sabah onunla bad-ı sabadan haber verir..taptaze,capcanlı bir soluk bir sefer sizi yalar geçer..aldığımız her nefesi hikmetin içinde bir toprak zerresi tozu da yutarız..ve belki de o bizimle olması gereken şeyin levhasıdır..

ve Sevdiğim ben Seni işte ilk böyle tanımıştım hatırlıyor musun?..ve Sen: işte, tüüm varlığın sesini nefesine alıp katarak tüm güçleri  BİRLEŞTİRİP  taşıyan Nuh’un gemisiyken-HU iken ben Sana aşık olmuştum..içinden geçmişten bugüne tüüüm yaratılmışların sesleri geliyordu..ben yeryüzünde Senin  bulutunun altında korku ile koşuyordum..Senin o kudretli sesin bu rüzgar-tohum bulutunun hükmedeni olduğunu söylemeden anlatıyordu…ve yüksek sesle şu söyleniyordu..Allahümme salli alaaaa seyyiidinaaa Muhammediinnebiii ümmiyim ve alaaa aaaliihiii ve sahbihii ve sellimmmm… pencerem rüzgarla sonuna dek açılmış,kapılar şiddetle çarpmış,yağmur uçuşan tüllerimi ıslatmıştı…nasıl dehşetle yataktan fırlayıp pencereyi kapatmış ve sabahın apaçık aydınlığını bir anda kapkara geceye çevirişini izlemiştim değil mi?..ne gündü Sevdiğimm..ve ben şimdi senin şımarığın olarak ;SENİ HER HALİNDE HER ZAMAN SEVECEĞİMİ YİNE SÖYLEMEK İSTİYORUMM…

insanın ne doğumu nede ölümü hiç bitmeyecek belki de..çünkü maksat devamlılık.. süreklilik..nazar berkadem üzere olmak..ve şimdi…hepimiz elimizdeki çaya,kahveye,yemeğe bakalım..onlar tohumken toprakta ölüp  yağmurla tekrar dirildiler değil mi?..toprağın içinde ölen tohum yeryüzüne dirildi bak ..şimdi…aaaa..dalken ölüp yeşil yaprak verdi..yeşil yaprakken ölüp çiçek olarak doğdu..çiçeklikten ölüp meyve olarak doğdu ve ağaçtan öldü bir ailenin rızkı için para olarak döndü..onu satın alan kişide,yenilerek öldü.. aynı zamanda,artık o adamın gören gözü,tutan eli,düşünen aklı,anlayan kalbi olarak İNSAN OLARAK DOĞDU..ve gerçekte, onu yiyen adamda, aslında o meyvede öldü..meyveyle birleşerek –meyveyi tevhidi vuslat ederek meyve oldu
J..bitki iken, hayvani yaşamımızdan ,insanlığa tekamül etti...


mesela sevgili Nasreddin hocamızın kazan doğurdu ve kazan öldü hikayesi de buna izdüşüm olabilir..tefekkür bir zevktir..canımız ne isterse alır tüüm aşamalardan geçirir ve yine en başa döndürebilir ve yine alır değişik yerlerde seyahat ettirerek ,her yola sokup çıkarıp ,onu en sonunda temizleyerek ve bu olgunlaşmış, feleğin çarkından geçmiş-her renkten ve sesten ve her kokudan bize hitap edebilen has cariye hesabımız olan şeyi baş tacı edebilirizJ.. =muzurun…ama masumiyet kadar güzel hiçbir şeyde yoktur ….da ..deriz..


günümüzden, yeni tür evrimleşmiş bir insanı inceleyelim mi Sevdiğim?..o bir vücut dönüştürücü..genelde Amerika da yaşayan  yeni  tür bir nesil.içlerindeki hayvanın gücüne yenik düşmüş alt tür bir sınıf=hayvandan daha aşağılar..….içlerindeki hayvana benzemek için vücutlarına sürekli ameliyatlar yaptırıyorlar..yaşadıkları ülkede bu dönüştürme ameliyatları yasak olduğu için Meksika ya gidiyorlar..onların çoğu çok kültürlü,zeki,yaşanacak her şeyi yaşayıp tüketmiş, heyecanları kalmamış en bedeni medeni insanlar.o yüzden de bedenlerinden nefret ediyorlar.içlerindeki yaratık her an vücut bulmak istiyor..önce dövme ile başlamış hepsi.. sonra o yetmeyince dağlatmışlar kendilerini..ama buda yetmeyince deri altına kesip biçilerek metal parçaları koydurtmaya başlamışlar.aksesuarları da var,,hayvan postları,kuyruklar,boynuzlar,kulaklar, yüze takılan tüyler..internette kendi gibilerle grup kurmuşlar  ve arada buluşup gizli toplantılar yapıyorlarmış.. bunu bir belgeselde izlemiştim Sevdiğim..insan hep hazları peşinde gider ya hani…bunların hiç birisi o korkunç işkenceli ameliyeler esnasında kendilerini yada derilerini uyuşturtmuyorlardı  biliyor musun..çünkü o acıdan çok büyük zevk alıyorlarmış..sadece o yüzdenmiş her an daha yüksek ,daha ağır bu işkenceler..hz Kur’an da der ya haniii..tadın azabı..onlar cehennemi tadacaklar..demek ki her varlık kendi içindeki manayı açığa çıkartmak için yaşıyordu.


ve Sevdiğim ben Senden şunu öğrenmek istiyorum,lütfen.. her varlık içinde Zerre-i Maya-ı Tohumu Muhammediyet  taşıyor ve onu açığa çıkarmak istiyordu ya..biz bu alemde aslında şerh edilmiş bir kur’an-ı kerimdik de..ama anlayamıyorduk değil mi Sevdiğim..işte bu vücud dönüştürücüler yada onların başka türü; genetikle-tohumlarla-beyin proglama-hafıza teknikleri ile oynayarak  insanlık suçu işleyen dünya bilim adamları kimlerdir?”bu tür varlığın içindeki de hakikati Muhammedi nur ise, o zaman ,diğerleriyle arasındaki fark nedir Sevdiğim?”... inşallah öğreteceğin şey acısız ve kolay ve anlaşılır olur ve aminnn…

…ve DOĞUM A ESKİ MISIR DAN DEVAM.. ((… sadece hathor rahibeleri fahişelik yapabiliyordu..birde asla başkasına izin verilmeyen bir hakları varmış bu rahibelerin.dövme yaptırmak.. dövmeye eski mısırda çok kötü bir suç olarak bakılırmış normalde..buda bana tuhaf geldi mesela…)) Sevdiğim eski mısırda duvarlara işlenmiş doğum sahneleri beni çok etkiledi.isis-hathor tapınağı aynı zamanda doğumevi gibiymiş mesela.. TAPINAKTA bir MİHRAB düşün..dapdar..işte doğum yapacak kadınlar, eğer, evde doğurmayacaklarsa bu hastane tapınağa gelirler ve hathor rahibeleri eşliğinde, bu tek kişilik mihrabın içinde , doğum taburesinde oturarak doğururlarmış..ve Sümer de iştar ın aynı böyle mihrabın içinde oturmuş doğum sahnesi var..bence bunlar çok anlamlı Sevdiğim.. anlıyorsun değil mi?


orada bir duvar resminde bir çocuk doğuyordu..işte o çocuk o hali ile skarabe-yengeçe benziyordu Sevdiğim..çok enteresan geldi bana..ve Sümer de takvim marduk la mart-nevrozda başlarken- Babil astrolojisinde takvim marduk=tammuzu= ball yani temmuz ayının sonuna doğru başlıyordu..buda ;birinin, doğum ve bu dünyadan ayrılma tarihlerine nedense denk geliyordu SevdiğimmJ..ve eski mısır da çizilmiş en eski horoskopta da anlaşılamayan bir biçimde yengeç neredeyse en içteymiş..ve boğa takım yıldızı ile yengecin şira- siruusla alakası da varmış..işte Sevdiğim çok sıkıcı olan astrolojide de bu konuyla alakalı ancak bunları öğrenebildim….ama dün birden aklıma çintemani den dolayı bir şeye bakmak geldi.. Çin yaratılış mitolojisini el mürşidi aklı maaş google efendimden tıkladım…ilim Çin de de olsa gidip alacaktık ya hani..masalım bitiyordu ve ben hala Çin’e çintemani masalımdan beri gitmiştimJ..orada ne buldum bak..şahmaranımı tabii..ama orada daha farklı yani..anlamı ise bence aynı….


((Nu-gua: İnsanları yaratan Tanrıça. Efsaneye göre, Pengu Yin ve Yangı oluşturduktan sonra ölür. öldükten sonra sol gözünden güneş, sağ gözünden ay, kanından denizler, saçlarından ormanlar, gövdesinden yeryüzü, son soluğundan da rüzgarlar meydana gelmiş. Daha sonra çürüyen bedenimde kaynaşan böceklerden de insanlar oluşur. Zamanla gökyüzünün bir bölümü denizlere düşerek insanlığı yok etti. Bunun üzerine Tanrıça Nu-gua, yengeç elleriyle gökyüzünü yukarıya kaldırdı, denizleri yeniden sınırlarına itti ve çamurdan yeni bir insan türü yarattı.Tanrı Fu Xi onun kocası ve kardeşidir. Kardeşi gibi vücudunun aşağı kısmı ejder şeklindedir. Nu-gua bir elinde yerin sembolü olan pusula tutar.”alıntıdır” ))



haaa..bu arada Sevdiğim,bazen yazdığım şeyler karşıma çıkıyor ve bende onları masalımın hediyesi olarak satın alıyorum ya.:) Salı günü pazara gittim..aaa..Mardin’ den bir adam bakır getirmiş..öyle tuhaftı ki..ona gülerek işaret ettiğim şey için şöyle dedim:o soba bacası kapağı  ne kadar? Adam cahilliğime acır gibi:o baca deliği kapağı değil hanımefendi..o kalaylanmış bakır üzerine dövme, siyah kalem işi şahmaran tablosudur dedi..çocuk gülerek:biliyorum …onu almak istiyorum dedi.Sevdiğim teşekkür ediyorum..üzerinde birde Mardin hatırası yazıyor biliyor musun..ve şahmaranın başındaki tacı “iç içe üç hilal-çintemani “yani sancak için çizdiğim modeldi..ve şahmaranın kuyruğundaki erkek yılan başında da başka türlü bir  Rumili taç vardı..ve ikisinin tam orta üstünde bir gül yapılmıştı..onu eve getirdim ve Şeyh Şaban Veli hz tam karşısındaki tesbihçi dedeye;bir vakitler ben çocukken, boyarım diye yaptırttığım –geçmişte yaldızladığım yekpare daire çerçevenin tam içine yapıştırdım..şimdi tabloma baktım:en az 25 yıla, binlerce sene sığmıştı yani..benim ŞAHMARANIM  İslam dairesine girerek HALVETİ  OLMUŞTU..şimdi çok hoş bir hatıra olarak bize bakıyorJ.

başkaa.mesela aldığımız her nefes havada ölüyor bizde ise doğuyor..verdiğimiz her nefes ise bizde ölüp havada tekrar hayat buluyordu..yani ölüm ve doğum kaçınılmaz bir biçimde her an bizde vardı..biz bilimsel olarak da bugün bilinen zerrelerin bir vücut halindeki camisiyiz..ve her an Cuma olup toplanıp, cemi vücut halvet olup, anlayamayacağız kadar anda dağılıp –çözülüp, yine aynı hızla, her an kıyametimiz kopup, yeniden inşirah olup, inşa olan insan binalarıydık..mesela Arapçada fiil çekimleri olan emseleye de bina denir değil mi Sevdiğim..your for exempel..muzurum,muzursun,muzuruz,muzurdular..muzurdadılarJ

eşeyli üreme ve eşeysiz üreme,baskın bezelye ve baskısız bezelye durumları da var tabii..bizim cilt derimiz her gün dökülür.. mesela benim en büyük baş alerjim kendi dökülen bu derilerimeymiş…işte o yüzden kendimle hiç geçinemiyorum yaa.. ve yeni cildimiz bize yepyeni elbisemiz olarak merhaba der..üzerimizde her an  eşeysiz bir halde çiftleşen sevgili hücresel dokularımız; nasıl bizim iç organlarımızı kimseye göstermemek için bizi süsleyip giydirerek örtüyorsa=sürekli bize giysi dokuyorsa, işte bizlerinde bu manaya-bu idrake  erdiğimizde hücrelerimizin mahremiyetine saygı duyup onları örtüp giydirip  namahremden sakınmalıyızJ….böylece Allah emretti  diye konuya inanıp vakıf olamayanlar; bilim, teknik ,beyinsel takıntısı olan kişiler dahi, belki ,laboratuar deneyi ile ispat edilmiş bir emre iman ederler.. GAYBE İMAN ETMEYEN AŞİKARA HİÇ İMAN ETMEZE EN GÜZEL TEST DELİL BENCE ŞİMDİLİK BU yetersiz idrakimdir Sevdiğimm
..…
bu bilimsel ve irticai  bir kasıtlı anlam değil..ama bizi getirdiği nokta irtica..yaniii..bana irtica et…İRCİİİ…dön gell..gell..bana gell..:)nasıl gel..dönüşerek,idrak edip,seni bırakıp BENİ anlayarak gelll…
nur cihan
nuralem7@hotmail.com
8.1.2012


31 Aralık 2011 Cumartesi

ŞEY’ lerin GÖRECELİ TEKAMÜLLERİ MASALI 39


ŞEY’ lerin  GÖRECELİ TEKAMÜLLERİ MASALI  39

LATİF LATİFEYİ SEVER..LATİFEDE LATİF’İNİ SEVER..

Merhaba Sevdiğim ve Merhaba..yeni senemiz SAĞLIKLI,HUZURLU,BEREKETLİ MUTLU AŞK OLSUN İNŞALLAH ve amin…bu hafta nasıl geçti?çok kolaydı ve halen nefes alarak yaşıyorum.. halvetilikle alakalı bir programa gittim..orada pek çok  tanıdık simayı gördüm..önce arabacı İsmailağanın torunuyla muhabbet ettim..az evvel benimle grup halinde konuşanlardan ,devam eden gölgelerin bizim şehir temsilcisini ,onunla tanıştırdım..onlar tüm musıkışinas halvetiler olarak cümleten buradaydılar.Kılınç hoca bile vardı.ve beni gözleri ile oyan..ona “merhaba “ dedim.. Sevdiğimm..  yüzünün halini bir görmeliydin..inanılmazdı..teşekkür ediyorum..sonra onun yanında oturanı gördüm..ve bugün semahanede onu birini korurken gördüm Sevdiğim..meğer ben nasıl sert balyozlara çatmışım tüm cehaletimle değil mi?gerçektende cahil cesur olura en güzel örnek bir bendim değil mi?Sen beni Seni bile koruyanlardan koruyabilir misin peki?...bilmiyorum..yazmamam daha doğru sanki..ve benim sol ucunda oturduğum sıranın- bir diğer bir basamak sağ ucunda da tanıdık biri vardı.. aramızda sadece bir basamak vardı..ne acaip bir çekim değil mi?!!.. ama o benim hiç farkımda olmadı tabii..ve Sevdiğimm, purusya mavisi zemin üzerinden soluk çin imparatorluk sarısıyla akıp geçen harfler..görsellik hemen hiç yoktu..çünkü kanunen bu yasakmış..çok enteresan tabii..dönmeyen hiçbir şey yok ki..neden dönmeyi yasaklamışlar hayret yani.. ortalık dönme kaynıyorken üstelikJ..
ve ŞUNU ANLADIM SEVDİĞİM,İLK DEFA.. TEŞEKKÜR EDİYORUM..hani ben sesli hiçbir hatırlayışa eşlik edemiyorum ama gözlerimi kapattığımda iki kaşım arasındaki semazenim hep dönüyor ya..işte onun sola doğru döndüğünü ilk defa burada keşfettim..(ve Barış Manço’yu yine hatırladım.. ekvator çizgisinin iki yanında da dökülen su, SAĞ ve SOL farklı yönlere dönerek akıp gidiyordu hanii..)işte benden de o hali ,o tek bir anın, içinde her şeyin olduğu seyir mekanında eskiden gözlemlemişti ya..ve çözemiyordum birde..ben ne yana dönenlerdim?!.. ve orada aslında hiçbir farkı da yoktu..ama ya dünyada peki?!!!:) gece eve gelişim zahmetli olsa da değdi…teşekkürler….Allah ,inşallah artık bana bu konuda merhamet eder..
Sevdiğim.Öney benim için oo00OOoo sıfırlı yazılım programı olup olmadığını öğrenecekti ya hanii..işte gerçekten de varmış..ama henüz hiç kimse nasıl bir şey olduğunu bilmiyormuş..tasarım aşamasındaymış..şuan sadece 10101010..programı kullanılabiliyormuş..işte bu OO00o sıfırlı progamı yapabilirlerse birde tek başına 1111 ve diğeri ile 101010 kapı kilit kapı kilit  3 lü bir sistem yazılım olacakmış.ve bu korkunç pahalı birşey olacağından halk için olmayacakmış..birde bu gerçekleşirse dünyada pek çok değişecekmiş ..

sefer ayının ilk gün sabahı..ev sahibem güler hanım bir sene içinde evinden taşınacağımı söylüyor..Sevdiiğiim..ama yani..çok yorgunum ama…bu sefer düz ayak bir ev olsun..ve bahçeye açılan baştan sona sürgülü pencereleri de..koskocaman ağaçlar ve apaçık bir gökyüzü inşallah …tabii mutfak yine böyle  ferah feza….
ve sonra..bizim yakınımızda bir beldede sema ritüeli varmış..kızlarla oraya gittik..çok kalabalık..en arkalardayız..çocukların cips paketlerinin iç çökerten sesleri,korkunç hanzo görevlilerin sandalyeleri sürükleme sesleri,hiç durmadan çene çalan insanlar ve türlü görgüsüzlükler.. acaba sema izlemek ne demek ;muhteşem bir görsel sunumla gösterilip anlatılsa da, kolayca öğrenilecek bir şey mi, bilmiyorum..zaten tıka basa dolu salon gittikçe boşalırken  ne beklediklerini ve ne alıp gittiklerini de sanki anlıyorsun değil mi Sevdiğim..

Perşembe..Demirli hocam aradı..çok hoş şeyler söyledi..ocak ayı itibari ile ayda bir defa da olsa derslerimiz devam edecekmiş..çok teşekkürler Sevdiğim.artık bizimde kültür merkezimiz açıldı.. gidip yönetim başına talepte bulunacağım yakında..çünkü yorgunum ve yaşlanıyorum. belki ,bize de, Sevdiklerimiz tenezzül edip gelirler ve biz saatlerce yollarda öyle perişan olmayız ,değil mi?



Cuma..Sevdiğim..bu hafta kaç defa hayallerimde bembeyaz mumya  osirisi, o yargılarken ki halini gördüm..(dudağım da uçuk çıktı biliyor musun?!!J)tabii hemen hiçbir şey hatırlamıyorum..sadece kartuş-imzaların aynı padişah portreleri gibi anlamda olduklarını  seyrederek anladım..birde osirisle- o içimizde uyanan şeyin anlamı aynı sanırım..ve hz. Muhammed Mustafa sallalaHUU aleyhi ve sellim. Ve Sevdiğim bu Cuma çok acaip şeyler görüp anlayıp  unuttum tabii yine..ama ekmeği hatırladım.EKMEK…Mısır’ın ekmeği böyle küçük yuvarlak ve yassıymış eskiden..işte hayalimde İtalyanların PİTA ekmeğinin aslında eski mısıra-PTAH a  ait olduğunu anladım…bu çok değerli bence..çünkü PTAH=MUMYA OSİRİS=BATAN olgun kemal bulmuş GÜNEŞ KHNUM-ÇÖMLEKÇİLER VE YARATIM –TASARIM –SANATÇILIK ESMASINA AİTTİ..VE  yüzü YEŞİLMAVİ-beden RENGİ DE BEYAZDI…ve sabah bir türlü hatırlayamadığım bu detayı Cuma mektupları yazan birümit in paylaşımını okurken hatırladım.. o yüzden, o hatırlatıcıyı, tüm kalbimle buraya alıntılıyorum..ve selamlıyorum..


Can, harman yerine yine geldik. Doğan kuşu gibi padişaha doğru yine uçtuk geldik. Gariplikten, ayrılıktan bıktık; aslımızın, başlangıcımızın yanına geldik. Sırra mahrem olanların sofrasında can besleyelim. Çünkü bizler sır perdelerinin arkasına geçtik. Takdir ezel kemendi attı, bizi kendine çekti. Böylece biz de sebepleri hazırlayanın yanına geldik. Sebeplere ihtiyacımız kalmadı. Ecel beden evini yıkmadan, biz beden evini yapana kavuştuk. Allah’a hamdolsun, biz “Ölümden evvel ölünüz!” sırrına mazhar olduk. Somunumuz pişti, kokusu burnumuza geliyor. Biz o kokuyu aldık da ekmekçinin yanına geldik. Artık sen sus da, can, duygularımıza tercümanlık etsin; “Kötülüklerden, kirliliklerden, bayağılıklardan kurtulduk, yücelikten yüceliklere ulaştık.” desin. [Hz. Pir Mevlana]

ve semahaneme bu defa Orhan amcalar,semarkant ve arkadaşlarımla gittik..ben çok ağladım belki de..çünkü o damlaların hiçbirinin diğerine karışmasına imkan yok. hatta değemiyorlar ya Sevdiğim..o yalnızlığın hüznü beni mahvediyor her defasında…çok acı..çok ağır..

İnsan ZAMAN dan, ZAMAN PiRAmitler den korkar  :-)  (Arap Atasözü)

Hurşidimden Mürşidime bir tutinin güncesi..Sevdiğimm..çok ilginç bir şey oldu ..bu hafta mumya dersimizin son etabını işleyecektik ;lakin sabah haber geldi ki ders iptalmiş.. hocamızın hanesindeki kalorifer borusu infilak etmişJ..işte bende kendi kendime ,efendi google den bu mevzuu hakkında okudum..şimdiii, gelelim sadede..önce ,tekraren geçmişimizi dürüyoruz Sevdiğim.. bu hafta neler idrak ettim? ..belki okuyanlar benim cehaletimi ayıplarlar.. ama, içimde kalırsa da, ben, beni kınarım ..Sevdiğim bu şeylerin göreceli tekamülleri masalına başladığım ilk hafta; hani, bir anda tepeden tırnağa metalik mavi renkli- saçları diken diken bir haldeyken- bana bakarak dil çıkaran mason dervişi aynıştaynı görmüştüm  ya.. belki altı ay evvel ki bir idrakimde, bende ona masalımdan dilimi çıkartmıştım hani ..ve  şimdi ikimiz birbirimize dilimizi çıkartacağız sanırımJ..

Sevdiğimm, ben anladım ki atom hiiç parçalanmadıJGÜLLLMEEEJ vee..hiç bir vakitte parçalanamayacak..çünnküü… o zaten ilk başta –OSİRİS OLARAK parçalandı..O SIR  İSMİNİ BULANDA DA TEKRAR BÜTÜNLEŞİYORDU  TABİİ…kozmik arkadaşım Salahattin; “miskale zerretin kelimesindeki zerrenin artık bölünemez olduğunu söylemişti”..ve bende o belli belirsiz toz- tuzundan aynı öyle anlamıştım..toz parçalanmaz.. (diğer algım için henüz erken Sevdiğim)lakin buharlaşabilir değil miJ?!! (deniz buharlaşınca ise tuzun tadı kalırJ)
vee.. maksat önyargı-şartlanmışlıklar putu haline gelen kuantumsal tanrı ATOUM atomunu parçalamaktı ve bu daha zordu ,zaten öyle de demişler eskiden eskiler..(bunu ise, hz. Peygamberimiz Efendimiz omzuna çıkarttığına parçalattı ve zerre ilmi  ilk defa faş oldu)


biz sürekli parçalı bulutlu -damlalı denizli yaşarken dahi, her an atom parçalanıp tekrar dürülüyordu..yani bu elan olan bir şeydi.. patlamış mısır gibiydik her birimiz.. nutfe-i dane iken ,kızgın saç da  kar tanesi gülü olup  açılıp,saçılmıştık..işbu ki ;bizden istenen,tekrar daneye geri dürülelim..imkan var mı?bakacağız Sevdiğim..KARANLIK maddi varlık=skarabe ;makrodan mikrobiolojiye doğru seyrü sefer halinde..AMA BU ASLA VE KAT’A REANKARNOSYON DEĞİLLLL..sicimler-DNA habli metinlerin yazılı metninin okunuşu….gübre, yakıt ,azot…ve tohum ..ve nadas..ve verim..ve hasat..döngü..bilinemeyen karanlık madde bizdik işte..çünkü kişi kendini göremez..:)Kadıköy&amalar körler ülkesindeydik tabii…ve kendimizi tanımak için şehrin karşı yakasına ( boğa zeUS ile, zeusun inek şekline soktuğu sevgilisi İO yu ,mısırda hamile bırakıp -çift boynuz haliçte dünyaya getirttiği)  oğlu Bizans a geçtikJ


YA IŞIK ruhsal varlık?
………

((*mumyaya, eski Mısır SeHOU (yani SeHU) denirmiş...mumya kelimesi Arapça da balmumu, mum anlamında olup Türkçeye buradan geçmiştir. Farsçada ise"içeni bütün hastalıklarından kurtaran ilaç" anlamında dır. Eskiden mumyalar ilaç olarak aktarlarda  parça parça satılırmış mesela..))

eski mısırda sihir ve büyü=HEKA, firavundan köleye, sürekli, her an, herkesi meşgul eden bir şeymiş..daha doğrusu dinleri bunun üzerine kuruluymuş.. (o yüzden de hz. Musa a.s ın mucizeleri o derece güçlü kılınmıştı..) vee Sevdiğimm.. nerde kalmıştık ?Osirisleşme de..amma, daha evvel, osirisleşmek isteyen eski Mısırlı atalarımıza bir göz atmamız ve neden mumya olmak istediklerini anlamamız lazım değil mi?
Mısır ülkesi :mekanı ve eşyayı tabiat şartlarından muhafaza eden  iklimi ile bir ucu deniz ,diğer her yanı çölle korunmuş- içinden hayat damarı NİL akan,Yaratıcımızın bize örnek olarak sakladığı bir kitap bölgeymiş.. ülke, firavun isminde başarılı biri tarafından yönetilince, tüm krallara firavun deme adeti gelmiş..ayrıca ironisi de şu..firavunlar,iğneden ipliğe her şeyi kaydettikleri halde ;Allah’ın onlara yolladığı hiçbir peygamberin adını kitabelerine kaydetmediler..işte o yüzden, yüce YARATICI DA, KENDİ KİTABINDA HİÇ BİR  PiRAVUNUN ADINI ZİKRETMEDİ.. BUNUN  NE DEMEK OLDUĞUNU ANCAK ONLARIN İNANCINI ÖĞRENİRSEK ANLAYABİLECEĞİZ TABİİJ..



*”ve bugün benim bu şeyleri öğrendiğim maddi kişiler-meşhur tarihçilerin hemen hiç biri tarihte yazılı belgeyle kaydedilmedikleri için o peygamberlere, kitaplarına ve DİNe inanmıyorlar..hz. Yusuf  as.a eski devirde  JOZER  dendiğini ve çok büyük-  yüksek zeka bir vezir-mimar olduğunu kabul ettikleri halde peygamberliğinin efsane –hikaye-masal olduğunu da söylüyorlar..  hz.Musa as. ve dahi hz. İsa as….yani günümüzde de inanmayanlar için hz Kur’an der ya hani:”onlar geçmişin masalları derler.”

firavunlar tanrı gibi gibiydiler.. J başka hiçbir varlık onların adı gibi yazılıp resmedilip anılamazmış...ilk başlangıçta sadece firavun ve eşi mumyalanıp ka ve ba heykeline sahip olabiliyormuş..yani ölümden sonra hayata bir tek onlar erebiliyormuş..zamanla din adamları ve asillere de bu izin verilmiş..lakin bir süre sonra piramit yapmaktan gına gelen halk ayaklanmış ve mücadele etmiş..bizde mumyalanmak isterüz deyü kazan dahi kaldırmışlar..iyi ki ben o devirde yaşamamışım Sevdiğim ..Allah beni korumuşJ 

ve firavundan başka hiçbir insan tapınak duvarlarında-sütunlarda yüceltilemez..sadece onun ve eşinin adı tanrılar gibi imza= kartuş= çerçeve içinde =levha halinde yazılabilir..(işte SKARABE yumurtaları da aynı bir kartuş gibiymiş birde…)bir firavun tahta geçer geçmez ilk işi piramit yapımına başlamak ve ölüm ötesi hazinesi için hazırlanmak olurmuş..ne kadar zengin giderse öbür tarafta da öyle olacağına inanırmış
J( sen binlerce sene kumların altına saklan,sonra yunan ve roma ve ardından İslam ülkelerini ihya et..ama esas talan teknoloji ilerleyince tabii.. ve daha  sonra tüm doğu ülkeleri el ele ver; has hırsız başı görgüsüz koloni derebeylikleri olan  batıl batı ülkelerini topyekün  zengin et.. )



bir firavun öldüğünde mezar odası ve hazinesi hazır olmalıymış..yoksa kendinden  sonra gelen evladı asla onun için piramit filan yaptırmazmış..çünkü oda ilk iş, kendi öbür alemi için çalışmaya başlarmış..yani onların dinlerinde vefa yokmuş…ve o dönemde firavun, tek, en büyük insiye yani kamil kişiymiş..ayrıca kendisinin gölgesi misali temsilcisi ve yardımcısı olan kız kardeşkarısı ile bu işi götürüyormuş..zamanla   tapınaklar –tekkeler , rahipler güçlenince,  mumyalama bir ticarete dönüşünce ve pay oranı tavan yapınca niyetler bozulmuş..eee niyetler bozulunca amellerde bozulmuş..bakacağız tabii,  neler olmuş..bandaj keten bezi,muska çeşitleri,tabut sektörü,esanslar,baharatlar,ve türlü yan sanayi…yanii, sadece öbür alem için çalışır olmuşlar…ve ne var ne yok toprak altına gömmeye başlamışlar.bence, hayatta firavundan başka hiç kimsenin bir şeye sahip olamamasından kaynaklanan bir güvensizlikle ölüm ötesine bağlanmışlar ..bir ruhsal kaçış belki de..

Türk İslam Osmanlısında bu durum çok yararlı bir şekilde halledilmiş.. vakıflar ve hayratlar ile bu aleme hizmetin & ahret için de her an yeşil bir fidan dikmek olduğu hayata geçirilmiş mesela..


haaa..bu arada o meşhur 3 büyük piramit asla birer mezar değilmiş..unutmamak lazım..ve içlerinde ne resim nede bir yazı varmış..ama daha sonra piRAmitin altına oyulmuş mezar odalarından sürüyle mumya çıkmış..(yanii aynı bizdeki türbeler gibi…kabir zeminin altında…üstü makam..altı hal-i huzur mekanı!!?..)ve bu ilk 3 büyük piramitten evvel, 2 tanede beğenilmediği için yarım bırakılmış piramit daha var..ve onlarda mezar olarak yapılmamış..çünkü içleri dağ gibi dolguymuş..bunların biri basamaklı-dereceli piramittir ki masonlar onu sever…diğeri konik silindirseldir…o firavun inanılmaz zalimmiş mesela..3. piramiti- o meşhur olanını göremeden ölüp gitmiş..oğlu tamamlamış..

bu arada eski mısırda henüz gizem halini koruyan tek tanrı inancına sahip bir firavun akenaton da var tabii..ve onu da, inancını da biraz yad edelim madem..


**önce başkenti Orta Mısır'a Amarna'ya taşıdı ve ona "Aton'un Ufku" anlamına  gelen "AkhenAton" adi verildi  sonra Amon'un büyük rahipliği makamını kaldırdı.. Teb'de isyan çıktı ama ordu bastırdı.. IV.Amenofis  kararlıydı.. Yeni dinin esaslarını belirledi ve mistik şiirler yazdırdı.. inancın temelinde yalana karsı gelerek gerçeğe ulaşma düsturu vardı ve Tek Tanrı'ya  olan sevgi derin duygularla anlatılıyordu; mezar taşlarında "Ey   biricik Allah, senden başkası yoktur." yazıları bulunmuştur. 
IV.Amenofis. büyü ve sihri yasakladı.. ölümden sonra da tek hakimin Aton olduğuna inanıldı. Buna rağmen IV. Amenofis tanrı oğulluğu sıfatını reddetmedi ve yüzyıllar sonraki Hz İsa'yı anımsatan bir tür peygamberlik yaklaşımı içindeydi. Ama önemli bir yön daha vardı. kişi Tanrı'ya asla bir ihtiyacını  karşılamak için hitap etmezdi. aksine doğanın güzelliğine ve Yaratıcının  iyiliğine heyecan ve aşk duyan biri olmalıydı.. gökten akan ve yasamın kaynağı olan Nur'a tapılırdı.. eşit olarak yayılan aydınlıkk adalet kavramını simgelerdi ve bu Nur Gerçeklik Ülkesi'ne bağlıydı.. burada da Anadolu Tasavvufusun bazı çizgileri ister istemez akla gelir.

 Bir yazıtta söyle denir; "Ey yaşamın başlangıcı olan Aton
 yeryüzünü güzellikle doldurursun  ışığın  yarattığın her şeyi aydınlatır ve her şey senin aşkının bağlarıyla bağlanır  her göz kendi üstünde seni görür  Ey Sen ki  tek ilahsın ve hiçbir benzerin yoktur  sen dünyayı kalbinin istediği gibi yarattın ." 

Anlaşılıyor ki
 IV.Amenofis ,Tek Tanrı düşüncesinin simgesi olarak güneşi ve ışınlarını seçmişti. Tapılan bir heykel veya put yoktu. Bu yeni din; yuvarlak kırmızı bir güneş ve ondan çıkarak yere inen ve uçlarında EL şekilleri bulunan IŞINLAR olarak simgelendi.""Akhenaton, kendisi ve ailesi için yaptırdığı mezarda yapılan bütün incelemeler herhangi bir mumyalama işleminin gerçekleşmediğini göstermektedir. Onun ölümünden sonra, güçlü ruhban sınıfı eski çok tanrılı dinlerini canlandırdılar ve kendilerinden alınan iktidar gücünü geri kazandılar. "" (ALINTI)

mesela  şimdi,zengin bir mısırlı ölmüş olsun....evin hatunları hemen zılgıt çekip kendilerini sokağa atarak  ortalığı ayağa kaldırırlar, tüm mahalle kadınları da zılgıta başlarmış..eğer zenginlerse ağlayıcı kadınlar=KİTEN  tutarlarmış..erkekler saçlarını yas için uzatırlarmış.. Sevdiğim, ben uzun saçlı çok severim biliyor musun..düşünsene, mısırda erkekler normal hayatlarında saç uzatamıyorlar..dinen hoş karşılanıp doğru bulunmuyor..ama ne tuhaf ki peruka takıyorlarJ..ve saçını uzatmayacak erkeklerse,başlarını eşek tıraşı yaptırırlarmış. sonra aile fertleri nehrin karşı yakasındaki ölü tahnitçileri ile pazarlığa giderlermiş..bu öyle bir ekonomik pazara dönmüş ki nerdeyse mısırın tek meselesi haline gelmiş..buda mısırı  sadece batınıci  yapmış..aklı ve kalbi birleyemedikleri içinde saf sihir-saf büyü –saf  sırlar peşinde yitiipp gitmişler..  tek kanatla yol alınamadığının da delili oluyor değil mi Sevdiğim

(*bu arada Sevdiğim,Yahudi çocukların kafaları tıraşlı olup upuzun zülüfleri olur ya hani.işte o eski mısırlı oğlan çocuklarının geleneği..zülüf,horusun çocukluk döneminin sembolü..ve Yahudilik te mecbur olan  baş örtüsü-NAMES  yerine perukayı onaylamaları da taaa binlerce yıllık gelenekleri tabii..içgüdüsel dürtüler her daim yaşıyor demek=OLAYLAR-DÜRTÜLER  KARŞISINDA ESKİDEN -DNA’ndaki kayıtlardan atalarının ne YAPTIĞINI HATIRLAMAK-DEJAVU  içindir ve imtihan heep başka başka suretlerden olsa da, her daim aynıdır. :)



aileler paralarına göre mumya siparişi verirlermiş..eğer ölen çok güzel bir hanımsa onu birkaç gün evde kokana dek bekletirlermiş..çünkü ,o zamanda bu tür sapıklar o işin içinde çokmuş.. mumya işinde çalışanlar, nehrin diğer yaka halkının içine çok karışamazmış.. kimse onlarla evlenemez , bu hoş görülmezmiş..bunlar şehrin dışında aynı bugün ki gibi yaşarlarmış.. tırnaklarının içi simsiyah olur ,çok kötü ölüm kokarlar ve sevilmezlermiş..aynı vakitte  ölünce onlara muhtaç olduklarından  dolayı korkulan-çekinilen kişilermiş de.. bunlar kadavra üzerinde sürekli olarak çalıştıklarından, tabii ki ,en üstün doktorlarda onlarmış..

ve tarihte ilk kadavra ile serbest çalışanlarda eski mısırlılarmış..tıp da bugün bile kullanılan hemen pek çok aletin mucidi ve şifasal reçetenin de adıyla beraber sahibiymişler..diş dolgusundan köprüye, sünnete,doğum kontrolüne yaptıkları her şey bugüne ulaşmış ve kendini çok uygar sanan günümüz insanlığını her yeni okunan papirüs reçetesiyle tekrar hayrete düşürürlermiş..dünyada bilinen ilk sünnet, bir doktor rahibin mezar duvarında tüm detayıyla  kayıtlıymış mesela..çünkü ölenin tüm hatıra defteri neredeyse duvarlarına kaydedilir, ahrette de bu mesleğiyle  hayatın devamına inanılırmış..

insanların hayat süreleri çok  kısa,uzun yaşamsa nadirmiş.. tüm ömürleri, ahret hayatları için ruhlarına mumya beden hazırlamakla geçmiş diyebiliriz..bu insanlara baktığımızda bu da çok normal..çünkü bir firavun var ve o tanrı..halk binlerce yıl hep öyle bilegelmiş. hiyerogliflerle dolu tapınaklar, sınıf sınıf ,kademe kademe ve sır..çok az kişi yazıp okuyabiliyor.çok az kişi sırlara vakıf olabiliyor..çünkü kul lazım da o yüzden..:)ama halk bir şeyler çakmış sanki.. illaki, mumyalanıp osirisleşmek istiyorlarmış..ve firavuna karşı ayaklanmışlar..nihayet halkında mumya olup osirisleşebilmelerine izin çıkmış..ama  tebayı halk,KA ve BA hakkını çook sonra alabilmiş..ve hiçbir zaman firavun gibi bir mumyaya da sahip olamamışlar tabii..mesela firavun sandukaları yatay halde mezar odasında dururken, halkın tabutları toplu yer altı odalarında ayakta-dikey biçimde sıra sıra diziliyormuş..bugün tüm dünyadaki en büyük mezarlık ÖLÜ ŞEHİR mısırdaymış..altı ve üstü  her tür varlığın ölüsü-mumyası ile dolu bir gizemli ülkeymiş…


ve MASALIMIZIN MISIRLI MEVTASI,  ölüler kitabı ritüeli yolculuğuna başlıyor….nehrin karşı yakasındayız.. mumyacıların en yetkili  denetmen bas rahibi  Anubis’i (ölüler tanrısı) simgeleyen çakal suretinde bir maske takıyor..Anubis ayni zamanda, ölüler ülkesinde gerçekleştirilen kalbi teraziye koyma seremonisine de eşlik ederdi. ve bu cenaze ekibi, bizim ölümüzü, kaya tuzunda birkaç gün bekletiyor..sonra iç organları boşaltılıyor.. Göz ve yanakların çökmemesi için bu yumuşak kısımlara keten tamponlar-karabiber taneleri, baharatlar,otlar, v.s  konuluyor ,ölünün göz kapakları da kapatılıyor. karnın solu kesilerek mide, karaciğer, akciğer ve bağırsaklar çıkarılıyordu. erkeklik organı kesilerek mumyalanıp yine yerine konuyor..ve kişide bir sakatlık varsa-kolu bacağı yoksa mesela , tahtadan kol bacak yapılarak öbür tarafta tam bedenle dirilsin diye ölüye monte ediliyor..ve  beyin ise  genelde burundan çeşitli şekil ve kimyasallarla akıtılarak çıkartılıyormuş..asfalt, katran,zift, terebentin, kızgın yağlar v.s…ölünün saçlarına ve parmaklarına kına yakarlarmış..
((*yani cehennemi anlatan her şeyi eski mısırlılar zaten ölü bedenlerine fazlası ile yapıyorlarmış değil mi Sevdiğim…bugünde ölü tahnitleme pek çok uygar kabul edilen ülkede yapılmıyor mu?hemde ne büyük bir servete!!ne acıı..ne acıı..))


Organları saklayan Horus’un Dört Oğlu =Horus'un 4 yüzü idi...maymun,insan,köpek(çakal) ve şahin(atmaca) başlıydılar.. erkek olduğu için, onları korumakla görevlendirilenler de dengeli bir eşleştirme  için  her şey zıttıyla kaim  olarak dişiydiler.. 
böylece 4 manevi ana unsur-4 manevi  zıt unsuru ile birleşerek 8 li ssistemi çark ettiriyordu..İnsan şeklindeki İmseti, İsis tarafından korunuyordu. Babun Hapi’yi korumak Neftis’in göreviydi. Çakal Daumutef  Neith’in, Kebehsenuef’se Serket’in koruması altındaydılar.Orta Krallık’ta bir tabutun doğu tarafına İmseti ve Duamutef, batı tarafınaysa Hapi ve Kebehsenuef konmaktaydı. Tabutun doğu yüzünde bir çift göz çizilir ve mumya doğmakta olan güneşi görebilsin diye yüzü oraya çevrilirdi. Tüm bunların sonucu olarak Horus oğulları aynı zamanda yönlerle de özdeşleştirilmiş oldular: Hapi kuzey, İmseti güney, Duamutef doğu ve Kebehsenuef de batıyla özdeşleşti.



((*burada duralım mı Sevdiğim..bugün tüm dünya; eski mısırın o devirdeki erişilmez idraki ve ilmine hayranmış da-bugün maddi beden ilminin tek taptığı şey olan  beyne,  neden zerre kadar değer vermediklerini bir türlü çözemiyorlarmış biliyor musun?.. çünkü tıp konusunda da bugün dünyaya gerçek tıbbı bu insanlar öğretmişmiş.. bu konuda asla sınır tanımazlarmış mesela..bence Sen biliyorsun..bana da öğretir misin peki? :))


iç organlar kanope(gerçek adı değil,ilk vazoların bulunduğu yerin adı KANOPE)  adı verilen 4 adet çömlek-vazo içine konulurdu. bu kavanozlar osiris ve isis’in oğlu Horusun 4 oğlunun başını temsil eden figürlerdi.1. Cakal basli duamutef mideyi, 2.sahin basli quebehsenuef bagirsaklari, 3.hapy ise akcigeri, 4.insan basli olan imsety karaciğeri korurdu.
Kalp  vücudun içinde hesaplaşma için bir gece  bırakılıyordu. sonra, kalp kutsal sayıldığından  aortlarında kesilip yıkanarak temizlenip  sargı bezleri ile sarılarak tekrar yerine bırakılırken üzerine altın bir scarabe  tılsım  konuyordu..tüm beden hazırlanınca tütsülenir,kokulu yağlarla yağlanır ve 2,5 km bulabilen keten sargılarla bandajlanırmış..bu hallerini hocamız; kozasının içinden ahrette kelebek olarak çıkacak kelebeğe misal verdi Sevdiğim..erkekler sağ el solun üzerinde çaprazlama osiris duruşu şeklindeyken,kadınlar elleri göbeklerinin üzerinde namaz kılar misali yada nadiren yanlara salık sargılanırlarmış..erkekler kına ile toprak rengine -kadınlar safran ile sarıya boyanırlarmış. sonra makyajları yapılır.takıları takılır ve tılsımları üzerine konurmuş..bazı firavunların mumyalanması 10 ay sürebilirken;asillerin mumyalanma süreleri 70 günken, diğer zenginlerin 50 ila  40 gündür.. maddi durumu iyi olmayanlarınki de gittikçe kalitesi düşük mumyaları olacak kadar- birkaç güne dek düşerlermiş..


bu işlemden sonra mezar hazırlanır ve organların bulunduğu 4 çömlek , kişinin özel eşyaları , günlük kıyafetleri terlik, takı , yemekler , Uşebti ( ushabti) adli 365 gün için özel imal edilmiş 365 cin uşak heykeli ölüye ahret hayatında hizmet etmesi için konurdu..ve ölüyü diğer yaşama alışana dek tehlikelerden koruyacak olan  taylesan- tılsım-muskalarda  eklenirdi tabii..bu  takı-muskaları: yeniden doğuş= SKARABE, ANKH=isis düğümü= anahtar= haç,  JED=osirsin belkemiğiydi.…mumyanın başının altına, yastık görevi gören hilal seklinde bir  destek konurdu(böylece iki boynuz arasındaki güneş, mumyanın kendisi olurdu değil mi SevdiğimJ) ve en önemlisi, sırat köprüsünün tuzaklarında ölünün ruhu kaybolmadan ona rehberlik edecek,  sihir-dua ve-ilahilerle dolu olan ölüler kitabı papirüs rulolarıydı.
( BENCE İMAMIN ÖLÜYE VERDİĞİ TALKIM MİSALİ SEVDİĞİMM.)

daha sonra ise mumya, iç içe geçmiş dört tabutun içine konurdu. En içteki tabutun kapağı açıldığında Göksel  Nut veya Anne İsis kapakta ölüyü kucaklayacakmış gibi beklerdi. Bu tabut ikinci bir tabuta, ikinci tabutta üçüncü bir tabuta yerleştirilirdi. Her üç tabutta ahşaptan yapılmış olup “Andropoid” yani insan şeklinde TEKAMÜL DERECESİN GÖRE KAT KAT ve milimi milimine iç içe matruşkalar gibiydiler. Daha sonra bu üç tahta andropoid tabut, yine andropoid yapıda ama bu sefer taş bir lahitin içine yerleştirilirdi. .YANİ 4 UNSURUN GÖLGESİ İLE 8 Lİ SİSTEM TAMAMLANMIŞ OLURDU..((* tutankamonun 4  kendisi gibi mertebesel değişim sandukasının üzerine, 4 tanede kutu tabut sandığı yapılmıştır.böyle bir tekamül tabi ki sadece firavun için olabilirdi..))


Mısırda,insan altı elementten oluşurdu..maddesel elementler:BEDEN,GÖLGE ve  İSİM di..ruhsal elementleri: AKH, KA ve BA idi..Eski Misirlilar  için zaman sonsuz olduğundan inançları sadece o yöndeydi..onlar; insan ruhunun, ba, ka ve ankh  adli 3 ruhtan oluştuğuna inanıyordu. ölüm sonrasında kişinin tekrar dirilebilmesi için bu ruhları korumak zorundaydılar. özellikle üc ruhtan biri olan BA nin vücudu tanıması gerekliydi. Ruhlardan birinin ölümü diğerlerinin de yok olması anlamına geliyordu. BA adlı ruh, insan başlı kuşla tasvirlenir..  ve bu ruhun kişinin karakterini, kişiliğini temsil ettiğine inanılırdı. Ba nin mezar içinde yasadığını düşünürlerdi. Ba sürekli mezarda kalmaz , özgür hareket eder, tekrar mezara geri dönerdi. RuhBA kuşu kişiyi tanıyıp ona geri dönsün diye ölen kişinin suretinde küçük bir tahta heykel KA sı yapılırdı... Ka  alfabelerinde;insan şeklinde ve kolları kalkık olarak  olarak resmedilirdi.. 

((*veya sadece bir cift  kalkmış el olarak temsil edilirdi.aynı Allahu Ekber derken ki gibi mesela..ve eski mısırlılar dua ederlerken ellerini havaya göğüs hizasında aynı Hacer ül Esvedi selamlarken ki hareketi yaparak dua ederlermiş.yanii avuçları karşı tarafa doğru dönükmüş… ))


Ka vücuda yakın olmak zorunda olduğundan mezarı terk edemezdi. Ka’nın besine, içeceğe ve kıyafete ihtiyacı vardı, bu nedenle ölünün yakınları düzenli olarak mezarı ziyaret eder ve bu ihtiyacını  karşılardı.

Akh ise ölümsüzlüğü temsil ederdi ve ba gibi kus seklinde sembolize edilirdi(ANKALAŞMAK)=yani…ölümün sembolü olan batıda batarak ölen ÖLÜ;ÖLDÜĞÜ YER OLAN  RUH’UN-GÜNEŞİN BATTIĞI YERDEN TEKRAR DOĞUMLA, YENİ BİR GÜNEŞ OLARAK(skarabe-)BATIDAN DOĞARDI) kişinin ölümüyle ölüler  diyarına doğru yolculuğa çıkar ve diğer hayatta  derecesine göre yerini alırdı..

cenazeyi batı yakasına  almaya giden  kayıkta kurban edilecek hayvanları taşıyan “Saptis” denilen kişiler,üzerine panter veya kaplan postu takan “Sem” adli rahip ve ölü yakınları, ağlayarak dövünen kadınlar olurdu.. hep birlikte Nil' in mezarlar bölgesine batıya geçerlerdi….

ÖLÜLER KİTABI:kapılar kitabı...Pert Em Hru Gün ışığına çıkan, güne çıkan, günden açığa çıkan= “Khu’nun güçlendirilmesi (veya mükemmelleştirilmesi)  gibi karşılıklarla değişik şekillerde bugünün diline çevrilmiştir. Bununla beraber, bu ad Mısırlılara modern dilde karşılığı bulunmayan bir anlam ifade ediyordu..


ilk ölüler kitabı 453 bab ta toplanmış zamanla bu  bablar azalmıştır..190.bab  bu kitabı şöyle tanımlar:bu kitap tanrısallaşmış  Ruh’un,Ra’nın bağrındaki mükemmelleştirilmesini konu alır ve onu AMENTİ =AHİRETin efendisi Osiris nezdinde yüceltir,onu güçlü,saygıya layık kılar..bu kitap DOUAT’ın
((*Duat Mısır mitolojisinde yer altı dünyasıdır.Tuat  Akert veya Amenthes olarak da anılır.İnanca göre gece boyunca Güneş battığı batıdan doğuya doğru Duat'ta yolculuk eder.Ayrıca Duat ölü ruhların Osiris tarafından yargıladığı yerdir.Bu yargılama Hakikat'i temsil eden bir tüy yardımıyla yapılır.Günahları nedeniyle ağır gelen ruhlar Ammit tarafından yenir.))esrarlı yerlerinin gizli tuzaklarından korunma-sıratelmüstakim köprüsünden geçişi  dua-sihirlerini anlatır ve o kişiyi insiye ederek ,onu alt dünyanın sırlarına insiye edici bir rehber vazifesi görür..bu metinler kimin için okunduysa o parlak gün ışığı içine dolaşabilecektir…

ölüler kitabında Tanrı kendisini şöyle tanımlar.ben ,uzay ve sonu olmayan  bir sıvı okyanusu iken,gökyüzünün mekanlarının,zamanlarının Tanrısıyım..hiç kimse beni doğurmadı,çünkü her varlıktan daha önce doğmuştum..benim adlandırıldığım bütün isimlerin sihirli gücü sayesinde gök kademelerini ve kendi kendini yaratan maddeyi yarattım..ben Atoum’um,kozmik okyanusta hiçbir hayat izi yokken ben gene mevcuttum. . ben evrenin başlangıcı ve büyük tabutun içine uzanarak gerçekleşecek sonuyum..nehrin sularının silindiği  gibi çoktan silinmiş varlıkların pınarlarını yokluktan fışkırttım ve bedenimde yarının  sayısısız varlığını taşıyorum..ben Atoum’um ve biliyorum ki ölüler Osiriste ebedidirler…..




1-Devre: Ölüm / Kurban
Bu bölüm, ölüyü ve mezara doğru ilerlemekte olan cenaze merasimini tarif eder. Ölünün kişiliği bitkisel hayata  gömülmüştür. Bu durum yara almaya çok uygun bir hal yaratır, çünkü o anda  ÖLÜLERİ YUTMAYA ÇALIŞAN KÖTÜ YILAN APOFİS’in zehrinin etkisiyle ölü atıl hale gelebilir. Apofis yer altı dünyasının ejderhasıdır ve ruhlara pusu kurup onları, Dünya’nın Kaotik Güçlerinin imajı olan uçuruma atandır.ama daima OSİRİSİN İYİ KALPLİ YILANI BUTO onu yener ve ölüyü kurtarır..Ölü, mezara yani alt dünyalara geldiği zaman sayısız tehlikeleri yenmek zorundadır..Bu devre “Nekropole Yürüyüş” veya  AMENTÜ=“Öte Dünya ile Karşılaşma” olarak tarif edilebilir.


2. Devre: Öte Dünyada Yeniden Diriliş
17-63 bölümleri sayesinde, mezarlığın gecesinde ölünün tekrar doğuşu meydana gelir ve ertesi sabah, genç sabah güneşi olarak tekrar dirilir. Alt dünyalardaki savaştan sonra doğan muzaffer Güneş’tir. Ra ile ifade bulması, kendi karanlığını (düşmanlarını) yenen kendi ışığı ile sembolize edilmesi anlamındadır. Ruh kendi üzerinde, kendi alt dünyalarında bir zafer kazanmış sayılır. Bu, öte dünyada tekrar dirilen ruh için bir arınmadır. Bu şekilde kendini arıtmış olan Ruh, Doğu Güneşi olarak doğar. Buna ölünün önceki kişiliğinin yeniden oluşması denir ve güneşin doğuşuyla öte dünyada aktif bir kimlik kazanır ve bir ismi olur. Bu ikinci bölüm gerçek bir kişiliğin yeniden oluşmasını anlatır.


Bu bölümde ölünün ağzının, kulağının ve gözünün açılması (BA SINI AÇMAK)törenleri yapılır. - Ölüye ağzının geri verilmesi:BA sının açılması ölünün vicdani hesaplaşmanın başlamasıdır. Bu ayinler dizisinin en önemli kısmı mumyanın ağzını  açma kısmıdır. Ankh anahtarı ile  hislerini geri getirdiklerine inanırlardı ..Böylece mumya ikinci hayatında yiyip, duyup görebilecekti. Ölenlere Osiris'in önünde konuşabilsin diye ağzı geri verilir. Ölü, Osiris'in  önüne, 42 ilahi ismin huzuruna çıkar. Ölüye yeryüzünde yaşarken yaptıklarını bilmesi için, belleği ve anımsama yetisi verilir. artık ölü bu haldeyken  birinci devredekinden çok uzaktır, çünkü o durumda ölü bitkisel haldedir.

((*Sevdiğim ben ankh –isis düğüm anahtarı HAY  esması sırrı ile ölünün basının açılmasını ona FATİHASININ VERİLMESİ OLARAK ANLADIM ,BİLMEM NE DERSİN? Ayrıca H harfi hiyeroglifte BURULMUŞ İP şeklinde..DNA misali..:))



3. Devre: Çoğulluğa Dönüşüm
Güneş, kayığında gündüz gökyüzünün izlediği parkuru kat eder ve aynı gece Osiris’in huzurunda yazgısıyla karşılaşmak üzere akşam güneşiyle alt dünyalara girer. Bu bölümde ölü ile ilk kez etkin bir şekilde “Gün Işığına” çıkışla yüzleşir. Bu parkur, ölünün Doğu ve Batı Güneşi’yle kimlik bulmasından, aynileşmesinden oluşmuştur.

Gündüz parkurunun bu 12 saati ;ruhun 12 dönüşümüne karşılık gelir ki ,burada ruh aktif ve çoğullukla ifade olunabilen, mevcudiyetin tüm yanlarını özümseyebilen bir kimliğe sahiptir. Bu dönüşümler 125. bölümdeki Psikostazi (Ölünün Kalbinin Tartılması) sahnesinde açıkça görülmektedir. ölünün kalbini terazinin bir kefesine koyardı. terazinin diğer tarafına da adaleti  ifade eden maatın beyaz tüyü konulurdu. Kalp, tüyden daha hafif olursa kişinin iyi bir hayat geçirdiği kabul edilirdi ve yeni hayatına geçişine izin verilirdi. Bu sırada bütün  olup biteni katip Thot-hermes  yazardı...
Ra’nın şekli olan Osiris’in önünde ölünün bilinçli kalbi tartılır.kitapta kalpten “bilinç” olarak bahsedilir. “Kalbim sayesinde yeni bir bilincim var.”eski mısırca da KALP-AB demektir ve hiyeroglif şekli iki yanı kulplu su küpüdür..yani KİBELE-RAHİYM
ve tüm anlayış,idraki sezgi merkezidir..zaten SU HİSLERİ-SEZGİYİ de anlatmaz mı?

ÖLÜNÜN KALBİ TERAZİNİN BİR KEFESİNE KONUR..DİĞERİNEDE ADALETİN-MAATIN TÜYÜ KONUR..her zaman tüm mezar duvarlarında bu eşit gelir..çünkü herkes er geç  eski mısır inancında cennete gider..ve terazinin başında duran canavar öcü  AMMİT=HEMHEM kalbi tüye karşı kötülükten ağır gelen hiç kimseyi asla bulamaz ve onu HAM HAM  yapıp yiyemez.. yani kişiyi unutulmaya mahkum edemez.çünkü ölü tüm törenlerini eksiksiz yapmıştır..onların inancında unutulmak ve hatırlanmamak cehennemdi.. hatırlanan unutulmayan kişi ancak var olabilirdi.. 

ölü savunma dualarının sonunda şöyle der:nefesim saf,kalbim saf,ellerim saftır..

o zaman ibis başlı thot,  ölüler tanrısı OSİRİS-RAHMANa  dönerek şöyle der:falanca ,terazide tartıldı..kalbi doğrudur;çünkü bu kalp bir tüyden daha ağır değil.”

üçüncü bölüm kitapta temeldir:çünkü, ruhun zaman kaydından kurtuluşuyla amaç olan gün ışığına çıkış burada meydana gelir. Zamandan kurtuluş şu ifadeyle anlatılmıştır:

 “Ben dünüm, ben bugünüm ve ben yarınım.”
 64. bölümde ruh, zamanın sınırında bulunmaktır. Zamanı aşmanın tek yolunun şartlanmalardan kurtularak, mümkün oldukça her şekil altında kendini ifade etmesidir. YANİ RENKSİZLEŞİP ŞEFFAF BİR PRİZMADAN HER BİÇİM VE RENKTE KENDİSİNİ SEYREDİP İFADE EDEBİLİR GİBİ GİBİ..

4. Devre: Yükseliş ve Şanlanma (veya İlahileşme)
Öte dünyanın yargısından geçip “Ateş Gölü”nde son defa arındıktan sonra ruh artık kendi isteğine göre parkuru geçebilecek olan Evrenin Hükümdarı durumunu elde eder. Bu durumda kutsal zamanın ve kutsal uzayın Demürg’ü (Platon felsefesine göre evreni düzenleyen Tanrı) olur;(eski Türklere göre ise YERLE GÖĞÜ BİRBİRNE BAĞLAYIP TUTAN ABDALLARDAN DEMİRKAZIK-insan-ı kamil -DAĞ OLUR..) mevcudiyetinin tüm bağlarından kurtulmuş olandır. 130-162. bölümler “Şanlanma” veya “İlahileşme” olarak adlandırılabilir. Artık o, kendini çoğullukla ifade eden ve evrenle BİR olmuş bir ruhtur.

Ka, khu ve ba bir bütündür= BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM

Khu: Akh, akhu, ikhu ya da sahu olarak da yazılır. Ölen kişinin ka ve ba’sının birleşimidir. Varlığın eski haline dönüşü söz konusudur.yani çember tamamlanmış ,başlanılan yere dönülmüştür.. Khu ölümden sonra ka’sının içine geri döner. Evrende düzeni sağlayan khu’dur. 
3-Khnum=Koç başlı tanrı,insan şekline giren çömlekçi çarkının ve kas sisteminin MUMYA  tanrısı. Khnum olarak  koç başı ile da Ra’nın akşam görüntüsüdür.Ra’nın farklı görüntülerinden maksat günün değişik saatlerinde oldukça genel fakat değişken olarak hükmetmesindendir.Kefri ve Khnum olmasıyla gün batımı ve gün doğumunda önde gelir,Ra sık sık güneşin tepeye dikildiği öğle vaktini de temsil etmektedir.


 

Sevdiğim, yukarıdaki pek çok alıntıya,kendi bugünkü anlayışımı da ekleyerek bu metni ortaya çıkardım..ve okudum..şimdilik bu kadar yeter bence..Sana, elde kalan idrakimi de yazmak isterim..bir defa, şu anki okul tedrisatımızın perişanlığı ve ilkelliği tüm kara cehalet çıplaklığı ile ortaya çıktı değil mi?..tüm okullara acilen, ilkokuldan itibaren; masal,mitoloji, efsaneler dersi konulmalı ve olayların tekamülünün seyri için hayal gücü ufkunu açma dersleri yapılmalıdırr..ve bu ders KENDİNİ BİLME-KENDİNİ TANIMA ADI ALTINDA OLUP, ÖĞRETMENİ SIRADAN BASİT EĞİTİLMİŞLERDEN DEĞİL  eline FATİHASI verilmiş ,kişileri BASS edebilecek kabiliyette İNSAN-I KAMİLLERDEN SEÇİLMELİ dir..eğer bunu başarabilen bir yönetim olursa ,bu insanlık ancak kurtularak İNSAN olur..yoksa mekanik robotluğumuz hayırlı olsun..

ve Kutsal kitaplar üzerinde çalışan herkesin mitolojiyi çok iyi bilmesi,geçmiş uygarlıkların geleneksel yaşayışlarını da anlaması lazım..işte ancak o vakit ayetleri seyreder gibi okuyabiliriz..ve dünü ve bugünü ve yarını tabii..aslında hiiç değişmemiş olduğumuza hayret üstüne hayret de ederiz…

Ve tüm bu anlamlardan çıkan has özetse şudur:
BAŞLANGIÇTAKİ YARATICI HİÇ BİR ŞEKLE VE SURETE VE ANLAMA SAHİP DEĞİLDİR,TANIMI YOKTUR..O, ALTI VE ÜSTÜ BOŞLUKTA OLAN AMA’DADIR VE ELAN ÖYLEDİR..AMA, O, BİLİNMEK İSTEDİ..VE BU BİLİNMEYİ ,BİZE DERECELİ ESMA İLMİNİ VEREREK ÖĞRETTİ..BİZİ BU ESMA İLE VAR ETTİ..KİŞİ ESMALAR-ŞEYLER-EŞYA İÇİNDEN, İLK BAŞLANGIÇ HALİNE SEYRÜ SEFER EDERKEN, İDRAKİ KADAR OLAYA GÖREREK –KATILIMCI OLARAK ŞAHİTLİK EDER VE OLAYLARA MUTTALİ OLUR.
(işte bu ilmi eskiden sadece en tepedeki baş rahip olan firavun ve onu temsil eden rahip şem biliyordu..ve bu ilmi kötüye yorup kendi tanrılıklarını ilan ettiler..biz iyiye yoranlardan olalım inşallah..)

SEVDİĞİMM..Haftaya yeni bir doğumla doğmak üzere RE kalJHUUU..
nur cihan
30.12.2011
nuralem7@hotmail.com