21 Aralık 2008 Pazar

İcazet Kasidesi- Ahmed KUDDÛSÎ Hz.




İCAZET KASİDESİ- Ahmed KUDDÛSÎ Hz.

Selamlar efendim.....
İlk önce yazımı üstte yazdığım için, Kuddusi hz lerinden özür diliyorum.
Lakin yazdığım şeyi açıklamak için buna mecburdum..


Bayram dolayısı ile aileme gitmiştim ve yeni tanıştığımız meşreb-i melamiyeden Ehl-i Beyt aşığı bir aileye ziyarete gitmeye karar verdik..Ne kadar güzel ihtiyar olmuş bir çift, anlatamam .Hüseyin Dede bize Ehl-i Beyt’i anlatıp ağladı ..Daha Ehl-i Beyt’i anarken gözleri dolan bu zat-ı muhterem, bizi utandırdı tabii..Eşi Şükran Hanımefendi de çok özel bir hanımdı..Yeşil gözleri gözbebeklerine karışmış ,iyice saydamlaşmıştı..En sevdiğim merceklerden yanii.

Şükran Hanım; geleceğim için, bendenizden bahsettiği bir hanımı da davet etmiş..Niğde –Bor’lu Kuddusi Hazretlerinin torununun yetiştirdiği bu hanımı anlatıyordu bize..Bu hanım memleketimizde bir ilk olarak ,çok özel bir zatın türbedarlığını yapıyordu aynı zamanda..Şu sıra hep yaşayan ölüler hayatıma giriyor nedense:) Niğde- Bor adını duyduğumda, hemen heyecanlandım tabii..Daha geçen hafta, ehlime anlattığım rüyalarımın, Niğde-Bor ekseninde ki hanımla tanışacağımı sezdim.Hatta öyle bir sezişten eminlikti ki, hemen kardeşime telefon açıp gelmesini bile söyledim.. Ben yazarak kaydediyordum, o ise sesli ve görüntülü kayıttaydı:)

Şükran Hanımefendi; Bor’lu hanımın ona hediye ettiği Kuddusi Divanını gösterdi..Öyle tuhaftı ki herşey, içimden:" keşke bu kitabı bana hediye etseler de, Bor’lu hanım, ona yenisini getirse" dedim bilmeden..Şükran Hanımefendiye rehberini sordum..”Benim rehberim ilahiler” dedi..O, çok güzel bir sesle ilahiler okuyabiliyordu..”En çok size rehberlik eden ilahiler kime ait peki" dedim..Beni şaşkınlığa sürükleyen cevabı ise” Ahmed Kuddusi Hz leri” demesiydi..Aslında onun gözlerinden, bu birlikteliği bilerek sağladığını okuyordum..

Neyse, rüyalarımın sultanı geldi..Bu, “iki kutbul arifin sandukanın, ya vedud esmalı- manalı kadınıydı”..Aynı hayalimdeki gibi baştan ayağa siyah giyinmişti..Gözlerinden tanıdım tabii onu ve çıkık elmacık kemiklerinden..O’nu arap sanmıştım, sordum “arap kökenlimisiniz”,” hayır Horasan’lıymışız” dedi..

Gayri ihtiyari, sanki ezelden tanıdığım bu kadının yüzünü tuttum..İki elimi, iki çekik gözlerinin kenarlarına koydum ve dedim ki:”Bu gözler sizin mi?” “Evet “dedi..Ne zamandır? dedim..:)”Kendimi bildiğimden beri” dedi..”Hep böyle miydi” dedim.” Evet hep böyle idi” dedi..Bu simsiyah gözbebekleri ile irisi ayrışmayan, karanlık gözlü kadının gözlerindeki ışık inanılmazdı..Hur-huri kelimesinin bir manası da; göz bebeğinin karalığındaki ışık da demekmiş..Ve, evet karanlığın içinde ışık vardı, bu hanım da öyle ışıyordu işte:)

Sanki birbirimizi hep tanıyorduk..Hemen konuşmaya başladık..İnanılmazdı,kaderimizdeki diğer şahsıda telefonla aradık, O’nla da tanıştı..Ve aşağıdaki”icazetname kasidesinin beyit bölümlerini O yazdı,” açıklamalarını bendeniz yazmaya çalıştım.. hakim dostumuzdaki Kuddusi Divanı çok eski idi ve onun yazdığı bir beyit, bendeki yeni türkçeye çevrilmiş Divanda yoktu..Ben yine de ekledim, çünkü mana olarak konmuştu ve aynı sıralamada idi..Hata varsa hepsi bendendir affola...Gece gözlü hanım, bana Kuddusi Divanı’nı hediye etti..Şükran Hanım’a sabahleyin yenisini getirmiş ,sonra öğrendim..

Hayat hikayesini kısaca anlattı..ikimizinde, DOSTlarımızı bulduğumuz anda, başımıza gelmeyen kalmamıştı:)Ama bundan mutluyduk şimdi ve hamdediyorduk ki O’nları tanımıştık..Vedud manalı o hanım;Kuddusi hz lerinin özelliklerini anlattı ve Kuddusi Divanı’nı açtı..O’nun mürşid bulamayanlara vermiş olduğu izni hepimize okudu ve açıkladı..zira sahte mürşidlerden çok canı yanmışlar için ve dahi çok istemesine rağmen, bir türlü böyle bir manaya henüz erememişlere de açılmış bir nasip kapısıydı bu..ya nasip deyüp kapıdan içeri adım atabilirse ve samimi olursa muhakkak ki gerçek mürşidler de gelip o kişiyi bulup alırlardı.. Ve bazı kasidelerin özelliklerini de anlattı..Bendeniz de, istedim ki, böyle bir sıkıntıya düçar olan kardeşlerimiz varsa paylaşayım.. onlara, Allah’tan böyle kolay bir çözüm sunulmuş ki; haber vereyim 
J………

Çift kutupların aşığı olan ve aşık olunan bu hanıma, bu yazımı ithaf ediyorum..O’nu tanıdığımız için çok bahtiyarız..Allah, hepimize dostlarını bol bol yollasın inşallah ve aminnn..


ŞİMDİ SÖZ, AHMED KUDDUSİ HAZRETLERİNİN........

İcazet Kasidesi- Ahmed KUDDÛSÎ Hz.


Salika! Dinle beni, diyem sana bir hoşça raz!
Çün, gereklidir begayet eyle gönülde rikaz..
Ey doğru yolda olan kişi!Dinle beni,sana güzel bir sır vereceğim.
Söyleyeceğim sır çok önemlidir, bu sırra gönülden bağlan.


Hak Teala Hazreti buyurdu: "Gizli kenz idüm,
Halkı yarattum ki, bilsünler Beni, bi-inhicaz!"
Hakk teala hazretleri buyurdu ki:”Ben gizli bir hazine idim.
Halkı beni hakkıyla bilsinler diye yarattım.”


Bildiler A'nı, bilenler, oldular üç taife
Birisinin bildiği çok, biri evsat, biri az
O’nu bilenler bildiler.O’nu bilenler üç sınıfa ayrılırlar;
Bir sınıf çok iyi,bir sınıf orta, bir sınıf ta az bilir.


Biri taklid ile bildi, biri istidlal ile
Biri tahkik ile bilüp etti Hakk'a inhıyaz
Birisi delil ve senet olmaksızın bildi,birisi delil ile anladı,
birisi araştırarak Hakk’ı anladı,bildi ve bağlandı.


Şol mukallidler ki, elden işidüb bildi A'nı
Müstedil naklen ve aklen bilüben oldı türaz.
Taklit edenler ise;Hakk’ı gerçekten çok iyi bilen kişilerden,işitip bildi.
Dileyen rivayet ve hikaye ederek akıl yolu ile buldu O’nu.


Bildi Allah'ı muhakkak, bi- güman, ayne'l yakin
Cümlesinden ala eyledi bi-niyaz.
Şüphesiz ki, Allah’ın yarattıklarına bakıp,eşyada ve olaylarda Allah’ı görenler,hem kalp yolu ile müşahede edenler,Allah Tealayı daha iyi bildiler ve daha iyi tanıdılar.


Kim ki, bu sırra olursa aşina, Hakk'ı bilür
Hakk'ı bilmek diler isen, bunı levh-i dilde yaz.:)

 Kim ki bu sırra sıkıca sahip olursa, Hakk’ı bilir.
Hakk’ı bilmek istersen bu sırrı kalp levhana nakşet.


Ma’rifet verildi insana hemin gayrıda yok
Anın içün, oldı, insan, cümle mahluktan firaz.

Allah,insanlara diğer yarattığı mahlukatlardan ayrı olarak marifet vermiştir.
Bunun içindir ki, insanoğlu diğer mahlukatlardan farklıdır.


Ma’rifet dedikleri, bir feyz-i Rabbanidürür
İlm-i zahir ile ancak, kişi onu bulamaz.

Marifet dedikleri, Allah yolunda ilerlemeyi sağlayıcı Rabbani bir lutuftur.
Müslümanlar,marifeti gözle görülen ilimlerle bulamaz.


İlm-i batın zakirin kalbinde tez hasıl olur
Zühd ü takva etmek ile kimse arif olamaz.

Devamlı Allah Teala Hazretlerini zikreden zakirin kalbinde,
gizli alemin sırları çabucak hasıl olur.Sadece Zühd hayatı yaşayanda olmaz.


Okursan bin cild kitabı, eylesen bin yıl amel
Ma’rifetten zerre tammaz kalbine, gel etme naz!
Bin cilt kitap okusan,okuduklarınla bin yıl amel etsen,
kalbine marifetullahtan bir damla bile damlamaz.


Hem bu denlü olsa ömrün, eylesen hac her sene
Her gece kılsan kamu şart ile bin re’kat namaz,
Hem bin sene ömrün olsa,her sene hac’ca gitsen,
her gece bütün şartlarına riayet ederek bin rekat namaz kılsan,


Sa’im olsan her gün, asla yemesen, hem içmesen
Can kulağı ders-i irfan noktasını duyamaz.
Oruçlu olsan her gün,yemesen,içmesen;
Kalbin marifet,keşf,hads,ilham,sezgi,manevi ve ruhani tecrübe ile elde edilen bilgi noktasına gelemez.


Cümle halk olsa muhibbin, etseler i'zaz seni
Anı izzet sanma! Çün, Hak ile olur i'tizaz.
Bütün halk senin sevenin olsa,sana ikram ve lütufta bulunsalar,
sen bunları değerli sanma!Çünkü aziz olmak sadece Hakk ile olur.


Der isen kim; "Nice tahsil olunur bu marifet?"
Canu dilden dinle: Diyem sana, eyle iktinaz.
Eğer bana sorarsan ki:bu marifet dediğin nasıl öğrenilir?
Beni,can-ı gönülden dinle ve hemen dediklerimi uygulamaya başla.


Marifet gönülde doğar cezbe ile gün gibi,
Cezbe de, zikr ile dolub kalbe eder ihtizaz.
Zikrin envaı dahi çokdur, kamunun efdali
Nefy ile isbat!" buyurdu sakin-i Arz-ı Hicaz.


Allah Teala hazretlerini zikretmenin,O’nu güzelce anmanın,şanını yüceltmenin çeşidi çoktur.
Fakat,kainatın Efendisi Muhammed(s.a.v)Efendimiz,zikirlerin en güzelinin “La ilahe İllallah-Allah’tan başka ilah yoktur.”kelime-i tevhid’inin olduğunu buyurmuştur.

Bu yola şeyhsiz süluk etmekte var havf u hatar
Bir icazet sahibi şeyhden izin al, kıl cihaz.


Bu yola şeyhsiz girmek,korkulu ve tehlikelidir,
icazet sahibi bir şeyh’ten izin alıp yola devam etmek gerekir..


BULAMAZSAN SEYHİ, SANA BENDEN OLSUN İZN-İ TAM,
Eyle imdi zikri bihadd, etme asla ihtiraz.
Eğer olgun bir şeyh bulamaz isen,ben sana tam eksiksiz izin verdim.Şu andan itibaren Allah’ın zikrini dilinden düşürme ve asla itiraz etme.


Bu icazet-i ammedir, virdüm izin isteyene
Ta Kıyamet gününe dek, zakirine var icaz.


Bu icazet,bütün halk için geçerlidir,izin isteyene izin verdim.
Taa kıyamet gününe kadar,zikredenin,”La ilahe İllallah-Allah’tan başka ilah yoktur.”
demesi,bu Kelime-i Tevhid’i söylemeyen inançsızları,gaflette bulunanları benzerini yapmakta aciz bırakacak,yenilgiye uğratacak,olağanüstü güçlü bir cümledir.



YAZANA, OKUYANA, DİNLEYENE VERDÜM İZİN,
Bu, hakikat emridir, zann etmeniz emr-i mecaz
.
Yazana,okuyana,dinleyene izin verdim,
Bu bir hakikat sahibinin emridir,mecazi bir emir sanmayınız
.



Dedi Peygamber ki:"Taşa, hüsn-i zan eden dahi
Nef'ini bulur, o taşın, menzili olur nişaz."

Peygamberimiz buyurmuştur ki:”Taşa sevgi ile bakan,o taştan fayda bulur”.


Her kim eyler bu icazetnameye hoş hüsni zan
Anı Allah, ehl-i irfandan eder, mahrum komaz.
Her kim ki bu icazetnameye sevgi ile hoş bakarsa,
Allah,onu irfan ehli zümresine katar ve mahrum bırakmaz.


GİRMEK İSTERSEN, ERENLER ZÜMRESİNE EY AZİZ!
DURMA DAİM, EYLE TEVHİD, GİCE, GÜNDÜZ KIŞ U YAZ!

Ey aziz! Eğer erenler zümresine girmek istersen,
Durma,daima gece-gündüz,kış-yaz demeden kelime-i tevhidi tekrarla.


Dört neferden uzlet eylersen bulursun tez murad
Ehl-i dünya, ehl-i gaflet, ehli bidat, hilebaz.
Eğer,dört askerden kaçarsan isteklerine çabucak ulaşırsın:
Dünyayı sevenlerden, gaflette olanlardan,dinimizin özünü bozanlardan,hile yapanlardan-iki yüzlülükle ibadet edenlerden.


Kesme dilden her nefes, her dem, beher hal zikri sen,
Zakirin kalbine Şeytan masivayı koyamaz.

Dilinden her an,her nefeste”La İlahe İllallah” zikrini düşürme.Çünkü zikredenin kalbine şeytan musallat olup ta dünya sevgisini,günahın,suçları sokamaz.


BULMADIN BİR ŞEYH DİYÜ TERK ETME ZİKRULLAHI,
ÇÜN,SANA KUDDÛSÎ İCAZET VERDİ, OLDUN SEN MÜCAZ.

Kamil bir şeyh bulamadım diye,sakın!Zikrullah’ı terk etme,bu Kuddusi artık sana izin verdi.Sen benim dediklerimi tutup yoluna devam edersen,devamlı izinli olur ve sonunda da irfan ehli olup,mezun olursun.


”KUDDUSİ DİVANI TERCÜMESİ”nden alıntıdır..(Bor’lu Ahmed Kuddusi Vakfı-BOR/NİĞDE)

Hz. Ahmed  Kuddusi’nin Bazı Özellikleri

Hz. Kuddusi’nin diğer farklı bir özelliği de, hem Nakşilik, hem de Kadirilik yönünün olmasıdır. O, Kayseri ulemasından ve şeyhlerinden Mehmet Sadık Efendiye gönderdiği bir mektubunda, bunu şöyle ifade ediyor:

“Peder Efendimiz, fakire, Muhammed Bahaüddin Nakşibendi (k.s) tarikından icazet verdiği için, ben de, ihvanımıza onun evradını okumağa icazet verdim. Birkaç seneden beri de, Şeyh Abdulkadir Geylani (k.s)’un tarikı üzere icazet verir oldum. Nakşi Tarikatında, zühd, takva ve riyazet olmadıkça ve şüpheli şeylerden gereği gibi sakınmadıkça, feyz almanın ve yararlanmanın zorluğu tecrübe ile sabit bulunduğundan, bir gece eşref vakitte, Semi, Basir, Karib ve Mücib olan Allah Teala ve Tekaddes Hazretleri’ne tazarru ve niyaz eyleyip dedim ki :

Ya Rab! Senin veli kulun Bahaüddin’in tarikı pek güzeldir. Fakat biz ve ihvanımız, bir takım gafiller cahiller ve şaşkınlarız. Kalplerimiz masiva kirleriyle bulandı, halkın çoğu dünya zinetine yöneldi ve zikirlerimizde halavat ve huzur kalmadı. Bizler, salih amelli geçmişlerimiz gibi mücahede edemedik. Veli kulun Şeyh Abdulkadir’in tarikı ise, çok geniştir. Kendisinin himmeti, avama ve havassa şamildir. Müridlerine karşı çok derece şefkatlidir ve şöyle demiştir:

”Hayatımda ve vefatımdan sonra, karada ve denizde zorda kalanlara –benden yardım talep etseler yardım ederim. Halifelerimden inabe ederlerse, ben onları, ruhaniyetimle irşad ederim, halifelerim karışmasınlar. Beni çağıran salih kişi olsun, fasık kişi olsun yermem, yardım ederim.

” Ya Rab Ya Rab! Şeyh Muhammed Bahaüddin kulun, bir suçumuz olsa bize küser. Şeyh Abdulkadir kulun ise, küsmez; olurda bir günah işleseler mühabbetten geçmez. Kamiller, me’muren fakir Ahmed kuluna onun tarikatından icazet-i kamile verdiler. Kendim halife-i kamile olmayıp terbiye ve seyrü sülük yaptırmaya gücüm yok ise de kamilleri taklit ederek taliplere Kadiri tarikından zikr-i şerife izin vermeyi evla ve ahsen ve ehem görüp veririm. Uzakta ve yakında, Arapta ve Acem’de her ne miktar münip ve me’zunlarım var ise, cümlesine huzur-u izzetinde Kadiri tarikından izin verdim.

İkinci gece rüyada Abdulkadir Efendimiz’i gördüm. Elime yeşil bir levha verdi. Ortasında güzel bir hat ile şu yazılı idi: “Bir kimse “ La ilahe illallah ” zikrini çoğaltırsa, sabikinden ve mukarrabinden olur.” Uyandım ve gördüm ki, gönül evime Tevhid nuru dolmuş ve lisanımda Nil nehri gibi zikir cereyan eder. Ahir zamanda cehalet, gaflet, tembellik, bid’at, zinet ve dünyevi meşguliyetler çok olduğundan dolayı Kadiri tarikı, bu ümmete rahmettir.”

Hz. Kuddusi’nin Nakşilik ve Kadiriliğini ifade ettikten sonra şunu belirtelim ki, hakikatte o, tarikat taassubundan uzak bütün tarikatları kucaklayan bir tevhid eridir.

Bunu bir beyitinde şöyle dile getiriyor:

“Yok ayrı gayrı evliya yollarının hak cümlesi,
Hem Halveti, hem Celveti, hem Kadiri, Hem Nakşiyem.”


                                                   Ahmed Kuddûsî (k.s) Vasiyetnâmesi

Ey evlâdım, eşim, akrabâ-ı taallukatım! Size vasiyet ederim ki: Allahü teâlâya ve Resûlüne sallallahü aleyhi ve sellem itâat edesiniz, benim için ağlamayasınız. Gece vefât edersem, gasl edip sabah namazının akabinde birkaç komşu ile cenâze namazımı kılıp, Eski Mezâr'da uygun bir yere defnedin. Halka zahmet olmasın. Beni medhetmeyin. Zîrâ kabirde bu söylenilen sıfatlar sende var mıydı diye melekler sorarlarmış. Hemen duâ ve istigfâr edin. Kur'ân-ı kerîm ve tevhîd okuyup, rûhuma hediye edersiniz. Nasîhat kitaplarımı okuyup, nasîhat alasınız. İnşâallah bana ve size faydalı olur. Beni seven talebelerim; evlâdıma nasîhat, hüsn-i nazar ve terbiye etsinler. Nasîhatta esrâr ve çok faydalar vardır. Zikr ederken Allahü teâlânın emrine yapışmak niyeti ile etmelidir.

Kefenimi Niğde bezinden yapın. Cesedime ve kefenime yazı yazmayın. Kabristanda tegannî ile Kur'ân-ı kerîm okuyarak, oradaki müslümanları bıktırmayın. Allahü teâlâ benden râzı olur ise, tegannîsiz üç İhlâs-ı şerîf yeter. Allah korusun râzı olmaz ise her biriniz bir hatm-i şerîf okusanız fayda vermez.

İlmi, tâliplerine ve fukarânın sâlihlerine verin. Dostlarınızın ne kadar kusurları çok olursa da, onlara muhabbet besleyin ve ihsân edin. Dervişlerin İslâm dînine uymayanlarından uzaklaşın. Ekseri sihir ve simyâ kullanarak herkesi aldatıp, mürşid-i kâmiliz derler. Kıyâmet, yeryüzünde âlim var iken kopmayıp, câhil üzerine ve Allahü teâlânın ism-i şerîfini bilip söylemeyen kimselerin üzerine kopacakdır. Siz bu durum karşısında mağrur olup, nefsin hevâsına tâbi ve Allahü teâlânın mekrinden emîn olmayasınız. İblis ve emsâlini düşünesiniz. Sâlih amel işledikten sonra hamd ve şükür etmeli. Beşeriyet sebebiyle günâh sâdır olur ise hemenn istigfâr etmeli, Allahü teâlânın rahmetinden ümîd kesmemeli. Bu vasiyetnâmemi mümin kardeşlere gösteresiniz...

nur cihan
nuralem7@hotmail.com