15 Aralık 2009 Salı

DÖNEL AYNALARDAN DÖNENCE MASALI-1-












DÖNEL AYNALARDAN DÖNENCE MASALI -1-
Nur Cihan
 
 
Sema edenler Allah der dönERlermiş ve Allah der yine dönERlermiş…….onlar ERmişlermiş..ER-i-MİŞlermiş…
Zamanlı yaşayan çocuk o gün pazardan aldığı dereotu,maydanoz ve nane demetini suyla dolu alimunyum saksı vazosuna koyuyormuş ve düşünüyormuş..(geçen sene Niyazi Mısri Hazretlerinin “irfan sofraları kitabının” hatırası varmış bu salata bitkilerinde çocuk için..o kitabın hayali hediyesi.. işte o sofradan koskoca bir kase salataymış.şimdilik bununla yetin demişler..bir senedir salata kıvamında olması bu yüzdenmiş..ana yemekler ve tatlıya henüz erkenmiş tabii..:)bunları böyle tutarsam hemen bozuluyorlar, geceleri buzdolabında tutmak lazım..işte bazen, insanın kendi düşüncelerini bile saklayabilmesi lazımmış değil mi?bekledim demiş çocuk kendi kendine.. bekledim ve baktım: Yol yani Sen incindin mi diye..Seni incitmek benim gönlümün ölmesi de demek biliyorsun..Sana zarar vermekten, en başta nasıl korktuğumu söylemiştim hani.. hatta Seni sevmeye başlamayabilirdim bile ve Sen” bana zarar veremezsin “demiştin..Sen benim aldığım nefesin hükmünün yürüdüğü tek mercisin ve benim kuruntularım bu nefesin içindeki bir zerreden başka ne ki?üstüme kapıyı kilitleyip gittin. belki de, çocuk yaramazlık yapmasın bir yerini incitmesin diye..çünkü benim kırılıp dökülmem aslında Seni kırıp döküyor biliyorum ama elimde değil…Sen sözlerinle  beni yine yağmaladığın için darmadağınıkım biliyorsun..paramparçayım..beni sözlerinle öyle çok yıkıp, tek sözünle öyle çok inşa ediyorsun ki artık toplanmak bile istemiyorum..şimdi bu dağılmışlığımla sadece kendim için bu masalı yazıyorum ..ama önce dağınıklığımın söylediklerini yazacağım, anla yani: bir kuşmuş gibi ruhum /kanat çırpar hep sonsuzluğa/ne sesi var ne soluğu/öyle olgun öyle sadık/kim daha çok sevebilir beni kim?/ruhum gibi dost ve sadık..
bu arada çocuk şunu düşünmek istedi ve yazmak tabii..ben dedi  daha evimin yolunu indi bindi gittiğim yerlerin adreslerini bulamıyorum..birilerinin beni getir götürüne öyle alışığım ki,  yollarda sık sık kaybolma hikayelerimi de herkes eğlenerek anlatır zaten..daha evinin yolunu bulamayan birinin peşine takılınır mı yani..herkesin evi kendinde gizlidir..kimse kimsenin yolundan gidemez çünkü sadece kendisine yolu vardır kendinden.. ama Salih bir rehberle tabii ..yoksa çocuk gibi hep kaybolur gider..belki de adresleri bulamayışının,insanları hatırlayıp tanıyamamasının, bu kadar dalgın ve unutkan oluşunun sebebi evden hiç çıkmadığını,çıkamayacağını bilmesindendir kim bilir ki?ben yol bulma konusunda kendime hiç güvenmiyorum o yüzden de yanlış  ve tehlikeli tabela olduğumu düşünüyorum..ve bu vesile ile geçen masalına alınmış bir kişi den yazmak istermiş çocuk..düşen, düşünsel düşünden diyormuş ki o kişi:”tüm mürşidler:  ……   kitapları okumayın dediler ve benim kitaplarımı okumayı yasakladılar “..çocuk uyanırken kendi kendine konuşuyormuş:ama siz hem mürşid yok diyorsunuz-hem ben mürşid değilim diyormuşsunuz,hemde mürşidmizsiniz!!!.. hem de bu rüya yalan söyleyemezmiş..şimdi ise mürşidlerin sizi reddini söylüyorsunuz..onların ilminin hakkını, onlara vermeden sahiplenmek ya nedir peki?onları hiçe sayıp ilimlerinde hüküm sürmeye kalkmak..demek ki onları içinizden kabul ediyorsunuz.. neden içiniz gibi dışınızla da bunu söylemiyorsunuz? ..bunca mürşid okumayın diyorsa,  neden diye onlara sormuyorsunuz yani?sizin rüyanıza girecek kabiliyette olmadığım için buradan yazıyorum  diyormuş çocuk..

her zamanki gibi gene söz dinlemediğimi söylüyorsun..biliyorsun ki Senden başkasının kelamına kapalıyım..hatta öyle ki Senin cümlelerinin,kelimelerinin,harflerinin ve onların noktalarının içine girip, onları seyretmek istiyorum..sonrası sence malum...ama  artık hiç göremem korkusu beni hiç terk etmiyor elimde değil ne yapayım..bu çocuk bir insanın dünyada alacağı tüm müjdeleri dostlarının  dudaklarından duymuş dahi olsa, bu güvensizlik değil inan..başka bir şey.. anlatamadığım, bilemediğim ..görememek..ben başka sonsuz yüzde değil sadece Senin Vechinde seyretmek istiyorum sadece Senle….
bazen büyükler hikayet ederlermiş ve bazen de şikayet ya hani..işte bu küçük veled bugün Sana Senden –kendinden şikayette bulunacakmış..hep aynı nedenle tabii.özlem..görememekten..birliğin vakti geldiğinde Seni göremeyecek diye bu kaçışlar onu çok yoruyormuş..
göz aslında ne gördüğünü bile bilmezmiş..çünkü göz  ancak beynin arka karanlık odasında, ters algıladığı şeyi “gördüm” dermiş ve gösterirmiş..bu şunu anlatıyor aslında.. bizim kesin gördük dediğimiz şey, bizim gördüğümüz değil, gayb yani bilinmezin bize: evet şunu gördün diye göstermesinden başka bişi değilmiş..yani kabul etmediğimizi sansak da aslında hepimiz gayba imanlı yaşıyormuşuz değil mi?Seni görme tutkum yüzünden, nedenlerim yüzünden görmek ve işitmek üzerine derinleşmem lazım değil mi?öyle bir hale gelebilmeliyim, öyle hislerimi kuvvetlendirebilmeliyim ki ,Sen ve ben nerede olursak olalım, Seni andığımda yanımda belirebilmelisin anlıyorum..gördüğüme takılıp  o görüntüyle kayıtlanmama izin vermiyorsun ..oysa bu konuda çok yetersizim ..ama şunu da biliyorum ki gönlüm bu işi biliyor..ve bunu en iyi salatta yapıyor ve belki de  o yüzden;biz Senle yola devam için ilk başladığımızda, Sen hayalimde: aşkını seccadede yaşa demiştin..Sen benim mor seccademsin..kıblegahımsın..gönlüm ve aklımsın..aldığım nefes ve bedenimin asıl sahibisin..Sen den başka bir varlık olmadığını biliyorum..ve hücre-odaların olan bizlerin- sonsuz hücrenin içindeki o gürültülerin,itirazların seni nasıl yorabileceğini hep düşünüyorum..bir bütün olan O Tek Vücud hangi hücre-odasından hangi zerresinden vazgeçebilir ki değil mi?işte Senin Halin bu..benim halimse, sadece benim sesimi duyman..sesimi edebsizce: sadece beni sev diye yükselttiğimi ve bunun men edildiğini de biliyorum..Sen herkes içinsin ama bu zavallı odacık evin sahibini istiyor.. ne cüret değil mi?ama yalan  söyleyemem ki ,evet istiyorum tabii..
İşte şikayetlerim..biliyorum beni dağıttığın  gibi toplayacaksın ve ben hiçbir şey yapmadan sadece sabır ve sadakatle seyredeceğim..çünkü benden istenen tek şey bu..Sende, aynı Evvel Zamanım gibi” bekle ve seyret.. bak neler olacak “demiştin ya hani..bekliyorum ve seyrediyorum..hiçbir harikuladelik yoktu çünkü sıradan ve basit olacaktık yol boyunca Sen öyle dilemiştin..hiçbir şeyi yormama izin vermiyordun..çünkü yorunca yoruluyordum..oysa sadece akıp giden Seni seyretmeyi başarabilirsem, olanın, kendisini zaten şerhettiğinide yaşayacaktım..ve benimde zaten görmekle alakalı korkularım vardı..
gittikçe, neler anlıyorum bilmeni istiyorum..mesela görmenin gözle olmadığını.. düşünceleri,halleri hissederek de istediğimiz manayı görmeden görüyor gibi yaşayabileceğimizi …işitme olmadan işitiyor gibi duyabileceğimizi..bununsa sadece gönlün diriliği ile alakalı olduğunu anladım..ama o gönül aslında tekti ve o Sana aitti..biz O Tek’in, kendisini kendindeki Çoklukta, Birliğinde izlemesinden başka bir şeyler değildik..çünkü İlah-Tapılacak Makam Tanrı tektir ve Tapınılacak sadece O’dur ve O Birliğin manası da Zül Celali Alladür..
bir yılı aşkın zamandır nerede ise hiç kitap okuyamadığımı yazmıştım Sana değil mi?Sen bana: bildiğin her şeyi unutacaksın onlarla olmaz demiştin ya hani..”bildiklerin, oradan buradan okuyup duydukların..her şeye yeniden başlayacağız” demiştin..işte bana çok acaip şeyler oluyor..çok tuhaf anlamlarla anlıyorum her şeyi..eskiden ,ilk yazmaya başladığımda yazdıklarımdan ve düşündüklerimden nasılda korkuyor ve utanıyordum biliyor musun?..hele o ilk gerçek salat..o manayı  anlama..utancımdan evden çıkamamıştım.. sanki alnımda yazıyor ve herkes görecek sanmıştım..hep ağlıyordum..kaç ay sürdü  hem de..ama artık düşüncelerimden utanmıyor ve korkmuyorum hatta eskiden onları anlatacak kelime bulamazken şimdi istediğim gibi kelimelerle oynayarak dans edebiliyorum sayende..teşekkür ederim..beni mutlu ettiği sürece yazmaya devam etmeme izin verdiğin içinde şükrediyorum..
Sen o harflerle nasıl konuşuyorsun biliyor musun:)yazmayacağım ama Sana söylemek isterim..Ashabın Hazreti Kur’an ı dinlerkenki tariflerini Senle anladım inan..Seni dinlemenin anlamını..işte Senin konuştuğun gibi sana yazabilmeyi istiyorum artık.. sadece Senin gibi , Senden Sana..
Sana biraz kitaplardan bahsetmek istiyorum..ve gerçek kitap olan İnsan-ı Kamillerden tabi..uzun seneler önce hiç bilmeden bir niyet etmiştim, aklıma nereden geldi bilmiyorum..biliyorsun benim hayatım niyetlerim ve o niyetlerime sadakatle bağlı kalıp, iman etmek üzerine gidiyor..istedim ki disiplinde Hazreti Pir Abdülkadir Geylani,ilimde Şeyh-ül Ekber ve aşkta da Hazetim Pirim Mevlana bana rehberlik etsinler..onlar hakkında bir şey bilip bilmediğimi bile hatırlamıyorum o esnada biliyor musun..ve buna öyle inandım ki, öyle çok tanımadan onları sevdim ki.bir hayalperest olarak da  ve  eskiden çok kitap okuyarak, o kitapları (sadece İnsan-ı Kamillerin kitapları tabii)rüyasında öğrenerek yol alan biriydim..rüyada öğrenileceğini bugün ilimde kabul ediyormuş..o yüzden alay  edilse bile umurumda değil artık:)çünkü akıl edemeseler bile, var olan her şey önce bir hayaldi ..onların, düşüncelerin tasarımlarıyla fiile dökülünce madde oldular..(ama  ammeye tasarım olmaz..kişiye özel düşünce tasarım elbiseleri vardır ki, bu elbise sadece o kişi içindir..o yüzden vebali yoktur..istisnalar kaideyi bozmaz aksine daha da güçlendirirmiş geçen de öğrendim:)tüm dostlarını önce rüyasında ,sonra dünyasında bulup tanıyan biri olmak bir masalda çok şık duruyor tabii..masal bu, sıradanlık yakışmıyor..zaten rüya içinde rüya görmüyor muyduk.. yani içindeki içinde.. yani içi dışı bir..hayalde sınır olur mu? o zaman adı masal olmaz ..hayale bel bağlanır mı hiç?hiiiiç yani hiiiçç.Senide hiç tanımadan, hiç bilmeden zaten evvela hayalimde görmüştüm..Sana onu hiiç anlatmadım..Sen ve Latif Sultan beraber gelmiştiniz..oysa ben ikinizi de hiç tanımıyordum..Sen hayallerimde bile ders öğretirken bana bağırıyordun nedense..ölesiye, Senden, hiç tanımadığım Senden korkuyordum..Sana gelmemek için herkese gittim hatta sahtelere bile:)ama öylesi uygunmuş..kimsede hata kusur bulmamak için önce kendi çirkinliklerimi hatırlamam gerek daima o yüzden ..bugün hatalarımı bile seviyorum..onlar acı ama çok değerli tecrübeler..yoksa Senin kıymetini asla bilemezdim ki…
Senden nasıl kaçıyordum..Senin haberin yok..bir gece Haybabam, bizi Sana getirmişti..öyle çok ağlamıştım ki korkudan Allah’a nasıl yalvarmıştım ,beni Sana vermesin diye:)”Evvel Zaman, beni bırakma” diye çığlık çığlığa içimden yakarıyordum ve Sen bizi kabul etmemiştin, ne çok sevinmiştim:)oysa Sen tevazuydun..kendi yokluğunu ve saltanatını –Nefes-i Rahman’ını gösterdin…Sukün olan O Derya Azameti Hüda’nın şiddetli kasırgasıydın.. sabahı gece yapmıştın ve Rahman’ın selleri şehri basmıştı hani…nasıl bir Celali sabaha uyandım o gün nasıl anlatamam ki..Senin Celalin ne tehlikeliydi bilsen..Senden tezahür edenden korkmayacaktım da kimden korkacaktım..ama bu Celal aşırı muhabbettendi artık biliyorum.. Sen bana kendini yok ederek yağmalayarak-mahfederek tüm fakrinle zerrelerini bile savurarak gelmiştin..benim kıblegahım, secdegahım, tapacağım putu daha tapınmaya başlamadan kırmıştın..sen öyle bir rehberdin ki; bilmiyorum kaç kişiye bu alemde Sen gibi Büyük –İki Aleminde Zuhurunu Birlemiş-Bir Padişah-ı Zaman-Bir İnsan-ı Kamil nasip oldu..benim ihtişamlı kudretli zenginliğim Seni bulmuş olmam(Senin bana eğilmenle) lütfunla keremindendi..bak, ne anladım biliyor musun:biz Senle Lamelif gibiyiz..şu bir bedendeki iki balıkçıl kuşu gibi yani..Seni övmeye hiçbir kelime yetmiyor biliyorsun ..Seni Allah övdüğü için benim övmemin hiçbir değeri de yok biliyorsun..çünkü bizim varlık diye kendimize atfettiğimiz bu şeyler aslında Senin Nefesinin Zuhurundan başka bir şey de değil..
Eveett.. nerde kalmıştık..ne tuhaf, hep Senden bahsetmek istiyorum..kimseye anlatamadığım,kıskançlıktan geberdiğim için sadece Sana yazıyorum:)yedirilen o hannası  artık kusabilmek istiyorum ..Seni incitmemem lazım..Seni paylaşırsam sevgim çoğalacaktı ya..sevgim çoğalırken kıskançlığım daha çok artıyor ama neden?

işte Sen hayatıma girer girmez hayatıma bu Üç Rehberde girdi biliyor musun?..Sana hep bunu yazmak istemiştim teşekkür etmek için..Sen Geylani Hocam gibiydin bu alemde şimdi..benim gibi en tembel- en işe yaramaz öğrenciyi yola getirmeye çalışmak ne demek?…ve Arabi Hocam, hatta Ebem Pirim Mevlana’da Senden zuhur ediyordu..hem Mesnevi dersim hem de Arabi Hocamca düşünme derslerimde seni kabulumle (Senin bana tenezüllünle, lütfunla) nerdeyse aynı başladı..tüm hayallerimi beni mutlu etmek için gerçekleştirdiğini yaşıyorum ve şükrediyorum..hani o bir dakikacık görmeden şikayet ettiğimde, o bir dakika için çok şükretmemi söylemiştin ya ..neden şükrümü sonsuza dek yükseltmek için, benim Seni sonsuza dek görmemi ve sohbet edebilmemi sağlamıyorsun peki?şükrümün daha çok artması gerekmiyor mu sence:)
öyle bir hal geliyor ki bazen; hayalimde çay içtiğim, o duvarları geçen adamların manalarının bugün yaşayan bedenleriyle her tanışmamda ve onlarla her yeni sohbetimde, aslında onların Senin; bana, Seni öğretmek için seçtiğin yöntemler olduğunu anlıyorum..ben zevk öğrencisiydim..yani sıradan bildik bir yoldan seyretmeyen-herkesin öğrendiği gibi öğrenemediğim için-dikkati dağınık ve öğrenme yoksunu olduğum için alternatif yollar denenen.. böyle öğrenemiyorsa başka bir cazip oyunlu –meraklı bir yöntem mesela..Mürşidin seçtiği, keyfi için,zevki için, hobi gibi özel yöntemlerle öğrettiği biçimde öğrenenlerdendim ..çünkü başka hiçbir türlü ilgimi çekmez ki..kapasitem yok..öğrenmesi bu denli kıt biriyle uğraşmak ne kadar zor ..kendimi biliyorum çünkü:)..bunu yaşamak çok zevkli biliyor musun..her an ne olacak diye beklemek ama öyle bekleyişe girmemi de yasakladığın için” aman ne olursa olsun, umurumda değil “deyip serbest bırakıp, gelen gidenin aslında Senden başka bir şey olmadığının keyfine varmak…bu yalnızlığa devaysa eğer ,derdin adı da Sensin biliyorsun..Seni görememek derdim ama gördüğüm her şeyin Sen olduğunu bilmek ve Seni sonsuz seçenekle seyretmek ise devammış öğreniyorum..oysa Seni sadece SENDEKİ  TEZAHÜRDEN izlemek istiyorum..Seni öyle çok seviyorum ki..anlatamıyorum..sana hiç soru soramadığımı da biliyorsun..Senle nasıl aptalca konuşmalar yaptığımı.. o bir iki dakikayı nasıl heba ettiğimi de..ama Sen bana tenezzül ediyorsun..bana öyle kişilerle eğiliyorsun ki utanıyorum..sorularımı onlara soruyorum.. aslında o sorularım hep  Sana ve cevabı da Sendenmiş gibi dinliyorum ..onlar büyük nezaketle bana Senden anlatıyorlar.. anlıyorum..Seni nasıl sevdiğimi söyleyemiyorum..ama Senin beni kördüğüm gibi sevmeni istiyorum..başka sevgi gibi değil, kördüğüm gibi anlıyor musun?..
Sana güzel şeyler yazabilmek isterdim..Şems Sempozyumu oldu ve Hazreti Şems bu şehre geldi..O celaldi bence..hava nasıl-aynı benim gibi uçuk kaçıktı bilsen..ilk gece çadırda sema oldu ama sema bence çok farklıydı..Hazretin Celali çadırı söküp götürecek ve semazenleri yerlerinden söküp yere çökertecek gibiydi(hatta semazenler için aynen öyle zuhur oldu:)..nedendi bilmiyorum..çünkü biliyorsun ki ben hiçbir harikuladelik göremiyorum..sadece olayları tefekkür edebiliyorum..ben baştan ayağa mora bulanmış görmüştüm hayalime ev sahibesini.. sorduk: “mor aşkın rengi ama biz o gün kırmızı ve siyah olacağız demişler:)”bizde olduk tabii..kaçar mı?konsept siyah ve kırmızıydı...bugün Rıfai ve Hüseyniydik yani…
ertesi gün Sütlüce’deydik ..oturum arası verildi öğlen..elimde çay, Haliç’in  o soğuk ve yağmurlu sert rüzgarında yürüdüm tek başıma ..Seni düşündüm..düşündükçe hırçınlaşıp ağladım ve isyan ettim …ve bu şehre misafir gelen Hazreti Şems’e bile çattım..”istediğim mucize değil biliyorsun” dedim” istediğim sadece görmek ve muhabbet..neden böyle yapıyorsunuz? neden çekip gidiyorsunuz neden?”öyle dağınıktım yani…ertesi gün gitmemek için direndim gene kızmıştım gene alınmıştım ve gene Senden bir defa daha vazgeçmiş her şeyi terk etmiştim..rüyamda Seni gördüm,taxi çağırmışım aşağıda bekliyormuş ama gitmiyormuşum ..neden? diyorlar ..arkadaşım uyandırdı telle..seni kahvaltıya ve mesnevi sohbetine götüreceğim hazırlan dedi..”saat 11 ..hayır.. ben uyuyorum gelemem”dedim..teli kapatınca aklıma her şey düştü ve ben hemen arkadaşıma döndüm “ben Sütlüce’ye gitmeliyim..beni Aksaray’da bırakırsan taxi ile giderim” dedim..ve Şems’in Celalinden kaçılamayacağını yine anladım..elime  sıcak çay alıp yine sahile çıktım..ve teşekkür ettim tabii. Seni, hep bırakıp terk edeceğim biliyorsun ama Sen beni hiiiiç bırakmayacaksın ve terk etmeyeceksin biliyorum..çünkü ben çok acizim.. işte bu yüzden, Seni Sen gibi sevemezsem de, Senin bana verdiğin kadar sevebiliyorum..

oturumun sonunda büyük bir alim olan Kılıç Hoca çıktı..iki sene evvel Hazreti Mevlana ve Kadın Sempozyumunda O’nu ilk görmüştüm.yine en son çıkmıştı..öyle bir hitabetti ki aman Allahım..elinde kağıt bile yoktu..gözlerini tek bir noktaya dikip hiç ayırmadan neredeyse bir saat bir celali-cazibe şeklinde hitab etmişti ve konuşmasını bitirdiğinde insanlar sahneye hücum ettiler tebrik ve alkışla..O’nu yaz başında Tanrıyı Yatırıp Uyutan Fakültede de dinlemişti çocuk ve soru sormuştu..tüm salonda buz gibi soğuk uğultu esmişti ama soruyu işiten çayın içindeki şeker gibi  duruyordu..tenezzül ederek cevaplamıştı..siz bir yerden bu işi çakmışsınız ama nerden diye de bağlamıştı..ama çocuğun sorusuna El Cevab kendi mekanlarında zuhuru olmuştu ya önemli olan oydu.. çocuğun bir masalı daha gerçekleşmişti de çocuğun mesafeleri uzamıştı karşılık olarak tabii:)..işte şimdi yine O konuşacaktı ve muhteşemdi tabii..birden Ona soru sormak istedim..Hazreti Pir’in ve Hazreti Şems’in aklı üzerinde birkaç yıldır çalıştığını söylemişti..proğramın nihayetinde soru sormak isteyen var mı dediler..el kaldırdım..
sorum şu;bu iki büyük zatın aklını tefekkür ettiğiniz için size sormak istiyorum..
diyelim ki bu iki büyük deniz karşılaştılar ve bugünde bu manalar yaşıyorsa ki yaşıyor, bunu da tefekkür etmişsinizdir..bundan eminim:)..eğer siz Şems olsaydınız Mevlananıza ne sormak isterdiniz ve Mevlana olsaydınız Şemsinize ne cevab vermek isterdiniz?
Salondan muhteşem bir sevinçli tezahürat geldi..meğer herkesin derdi aynıymış..bu cevabı Büyük Üstad nasıl cevaplayacak meğer ne merak ediliyormuş çocuk anladı..oturumu yöneten tek taş alyans sınıfının Arabi Hocamca düşünme uzmanın arada bir yanında oturan sevgili arkadaşıydı ve Alime şöyle dedi gülerek:işiniz zor.. Allah kolaylık versin Hocam..
İrfani  Gelenek Temsilcisi Hoca herkesten daha keyifle gülüyordu..soruyu çok zor bulmuştu, cevap vermesi edebe uymazdı ..edebi anlattı önce büyük bir edeble tabii..saf tevazu hakimdi şimdi..ve çok deriiin ve güzel şeylerden bahsetti..misafirleri uzayan konuşması ve muhabbetiyle mest etti..çünkü onu dinlemek, bu büyük irfan sahibinden beslenmek, herkese  her vakit nasip olmuyordu..yarım saat fazladan onu dinlemek bir lütuftu..Hoca sonunu yine aynı biçimde bağladı..”argo olacak ama başka biçimde bu kadar güzel anlatılamıyor dedi..çakmak meselesi dedi yine keyifle gülerek..bu aynen çakmak taşı gibi çakmak meselesi yani..:)”
günün sonunda; dün, kendi kendine darıldığı Şems’e teşekkür ederek ondan özür dileyen çocuk, barışık evine döndü..

Senin beni çaktığın için ve Seni çakmama izin verdiğin için, aldığım her nefesteki zerreler adedince Seni andığımı bilmeni isterim ve şükrettiğimi de tabi..Seni sevmeme izin verdiğin için, bana tenezzül ettiğin için, beni lütfuna mazhar kıldığın içinde..Seni seviyorum..her zamanki söylediğim gibi başka ne diyeceğimi bilemiyorum.bu kadar..

…………………………………………………………………………………………………
10. mektup
http://umutrehberi.wordpress.com/2009/12/11/10-mektup-2/

 
 
Nur Cihan
15.12.2009
nuralem7@hotmail.com