30 Aralık 2009 Çarşamba

DÖNEL AYNALARDAN DÖNENCE MASALI -3-



DÖNEL AYNALARDAN DÖNENCE MASALI -3-


Hazret-i İmam-ı Hasan-ı mücteba ve Hazret-i İmam-ı Hüseyn-i mazlum-u şehid-i Kerbela’nın ve muhibban-ı ehl-i beyt-i Mustafa’nın ve cemi aşıkların ruhları için el-fatiha
………………………………………..
Bir masala en yakışır biçimde masallarımı gerçekleştiriyorsun..zuhurat, nasıl olurmuş gösteriyorsun..saraydan kız kaçırma yada bir peri masalı gibi…şükrümün sonsuza dek süreceğini anlıyorum ve teşekkür ediyorum..Zuhuratımın “yorgun gözlerine” bakıyorum.. ilerleyen vakitte , O’nu ,hepimizden kurtarmak istiyorum ve  Zuhurumu, hayallerimle hapsederek, nihayetlendiriyorum:)..
Ertesi akşam eve doğru yürüyorum..o mersiye beni ne hale getirdi..tüm hayallerime, cevabı, bir mersiye ile vermiştin ..yağmur atıştırıyor.. damlalar çok iri..ağlıyorum kaç saattir..”beni sev” diyorum yağmura.. sonra, gülerek, kendim cevap veriyorum”tepene tepene yağıyorum işte, seviyorum ya” diyorum..”yetmez” diyorum “daha çok yağ.. gönlüme yağ” ve yağmur şiddetleniyor ama nasıl!!.. yumuşak, kocaman kocaman yağıyor rahmet ,bilsen. bir iki dakika içinde sırılsıklam oluyorum.. gözyaşlarımla yağmur birbirine karışıyor ki, bunu yaşamak çok hoştu..bilmiyorum seni sevdiğimi hiç söylemiş miydim..işte seni öyle, nefesim gibi seviyorum….artık sorularımı başkalarına sormak istemiyorum.. neden hayallerimden dünyama gelip, benimle sohbet etmiyorsun:)
ben, hayatım boyunca insanların hiçbir şeylerini merak edip, ilgi duymadım biliyor musun?..sevdiklerimi de daima, hiç tanımadan sevdim..tanırsam sevemem diye korktum belki de.. hiç öğrenmek istemedim hiç..aynı Seni tanımak istemeyi reddedişim gibi..oysa tanırsam daha çok severmişim şimdi anlıyorum..ve tanıdıkça korkmazmışım..korkum, kendi zanlarıma yenik düşmem tabii ki..yakınlaşmak..bunun ne tehlikeli olacağının farkındayım..Senin Eminliğinde olduğumu bilmek, beni rahatlatıyor sadece…
….….  içini ve dışını anlattığın o dersin zuhuru..sabahı dar ettiğim, içinden çıkamadığım ders..tanışıyorum.. ilk adım..görür görmez seviyorum..O’nun mutlu olması demek, benim mutlu olmam demek, hissediyorum..O’nun gülmesi ve Seni sevmesi, benim sevgimden daha paha biçilmez mesela.. O’nun yakınlığı ile benim upuzak yakınlığım ne muazzam bir fark değil mi?..O, iki kere yakın.. oysa ben upuzakım upuzak-yaban-yabancı-el…ilk evvela bunu anladım..O, sadece Senin için yaratılmıştı.. adından belliydi bir kere..ilk kez Seni kıskanmadım..daha tanıyacağım,  biliyorum ve ne kadar sıradan ve basit bir hayatın içinde, ne paha biçilmez servetler olduğumuzu idrak edeceğim..Eşsiz ve Tek olan bu Cevher.. bu kadar içindeyken ve dışındayken  anlaşılamıyor, hayret…Lapis Küremizi her cihetten tanıtacaksın biliyorum..ama aslında, nihayet tüm cihetlerden-tüm kayıtlardan azadeleşeceğiz…….bu arada Seni sevdiğimi söylemediğimi fark ettim..Seni tanıyınca daha farklı sevmeyi öğreniyorum mesela…bu sevgi türünü, henüz anlamlandıramadığım için anlatamayacağım..sürekli hüznüm artıyor..gittikçe bu sevginin,fedakarlığın,kendini diğerine fena etmenin hüznü yoğunlaşıyor..bunu aşamıyorum ve bu aşka daha çok ağlıyorum…hiçbirimiz hak etmiyoruz ki..hiiiç hem de..
……………….
Hazreti Kur’an-ı Kerim’i anlama Arapçası dersimden yazmak istiyorum..arkadaşlarım bayağı ilerlediler..ben bir kere bile açıp bakmadığım için hiç ilerleyemiyorum..sadece harflere ve kelimelere bakıyorum:)Allahtan, karşıma çıkan dostlarım hep, ayaklı kütüphane türündenler..benim tercihim, dev bir lugat gibi olana daha meyyal …ne sorsam, anında, tık tık cevaplayabiliyorlar ve bu beni daha serkeş bir tembel yapıyor.. bana, sadece anlamları birleştirmek kalıyor..Ahsen  Hoca kelimeleri tahtaya yazıyor.. birden uyanıyorum..sad harfi tabii..ahhh..yaaaaarr..sadık-sırat-ı müstakim-sala-salat-sadaka….Ahsen Hocaya: bana, salkelimesine bakar mısınız sözlükten? diyorum..O,her zamanki gibi, itiraz etmeden sevgiyle bakıyor…benim istediğim mana çıkmıyor tabii..çıkmıyor, velakin ruhum susmuyor, ne yapayım..çok mutluyum…gayri ihtiyari ,başparmağım ve işaret parmağımı birleştirip, sağ gözüme gözlük yapıyorum..ayyy.. çok komik.. Ahsen Hoca da şaşkınlıkla aynını yapıp bana bakıyor:söyleyin, bizde bilelim diyor..çok hoş ..hepimiz gülüyoruz.. aynı vaziyetteyiz ..Hocada aynı halde, öyle bakışıyoruz..göz göze- gözlükle:)herkes: hadi söyle diyor..gülüyorum ..”söyleyemem” diyorum..ne güzel.. sad salli ala seyyidina  al-i Muhammed değil mi?seni seviyorum ve şükrediyorum…
Ahsen Hoca, üçüncü sınıfların durumlarını anlatan dersin fotokopisini gösteriyor..tam sayfa ayetler var..diyorum ki:Hocam, biz şimdi harflerin ve kelimelerin fotoğrafını çekiyoruz.. üçüncü sınıfta filmini seyredeceğiz..Hoca:inşallah diyor ve gülüyor.. inşallah ve aminnnn..
*****
dünyanın en sabırlı öğreticilerinden Ahsen hocam için bir ek:)bugün ki derste, ilk kez ödev verince(belki daha evvelde ödev vermiştir.. ben, bu defa fark etim:)çocuk:hocam ben  ders çalışmamak kaydıyla buraya geldim biliyorsunuz, ben ödev yapamam diyor…Hocası:tek şartla olur..benim için, bir masal daha yazacaksınız, okeyyy:)çocuk :halasss:)yazdım bile ..hoca:bu sefer adımı da yazın  olur mu?kayıtçı çocuk :yazdım bile ,akşama okursunuz demiş..çocuk , bugün çok tellim telalim olduğu için; bir haftadır ,nette görüp hayran kaldığı bir şarkı-duayı okumak istemiş ..bu inanılmaz bir duvarın yerle bir olması gibiymiş aslında..ilk kez birilerine yüksek sesle ve isteyerek şarkı söyleyecekmiş ve baştan sona ezberlediği nadir kelimelerdenmiş üstelik..arkadaşı:”hadi ,arabada gelirken, bize hiç durmadan söylediğini, Ahsen Hocama da oku..”tamam” demiş çocuk ve okumuş..ve hiç utanmamış,üstelik sesini bilem beğenmiş:)sonra o  sözlerin nereye ait olduğundan, okuduklarından başlık atmış sadece .dolayısıyla” Hazreti Selman-ı  Farisi “es geçemezmiş..O’nu; O, Ehl-i Beyt-i Mustafa’nın Hırkası’nın altından tutulan O Mübarek Elini anlatmış..O’nu sevenlerinde, aynı O’nun gibi olacakları yoldan da………………………….
Biz üüçç baci idikkkkk,güruhu naci idikkk,
Kırkların kapısındaaaaa süpürgeciii idik.
Süpürgeciiii Selmannnn, ….. olsuuun Mervan
Zuhur edeeeeceeeek  Mehdiiii sahibi Zamannnn,
Allah eyvallahhhhhhhhhhh….nefes pirrdendir
……
Bu gece tek taş alyans sınıfındaki derse geç kaldık tabii..yeni biruşşak-i Melami Hoca var..daha doğrusu, ben, ilk kez görüyorum..böyle, antik Neptün tipinde..ama son sistem laptopu var masada..O, atom mühendisi rehberiyle ikiz gibi olmuş, ne ilginç..ayaklarım öyle yerden kesik ve leylayım ki, O’nu duymuyorum-duymayı da istemiyorum bile..yanımda kanaat Murat var..O’nun da muzurluğu üstünde.. ikide bir, bana, online biatten bahsediyor ve bende bu muzurluğu derse taşırmak istiyorum..Neptünvari -dinin yıldızı hoca anlatıyor:bu zamanda- bu yüzyıldaki teknolojik ve zamanın gelişimleri içindeyken……günümüz  insan-ı kamilleri- mürşitleri de bu devre uygun olmalıdır ..onlar dervişlerine çile çektirmezler..zaten hayat koşulları çok ağır.. onlar,  tüm çekilmiş sıkıntıları, riyazata saydırtan tefekkürleri yaşatırlar..hayatı zorlaştırmazlar.. aksine kolaylaştırırlar.. yükleri alırlar diyor..”öyle binlerce şu tesbihi çek.. sonra binlerce şunu çek..çek Allah çek..(Allah çektirmesin:) eee sonrada, başına geleceklerden korunmak(=kafayı yemek-üşütmek-cinlenmek) için korunma dualarını çek..hiç böyle şey olur mu? diyor rehber..bir mürşit, müridleriyle tek tek ilgilenir ..umumi irşad olur mu hiç?..umumi esma olur mu?..bir mürşid,irşad için kaç kişiyle ilgilenebilir ki?silsilesi olmayan ve başladığından beri aynı yere gelen herkesin, aynı rüyayı gördüğü bir yolu olmayan, yol olur mu?
ben soruyorum..kanaat Murat’la konuşmalarımızı aktarıyorum:hocam online  biat varmış..buradan tam gaz konu eğlenceli hale dönüyor.. hocada bunu bekliyor gibi seviniyor..hocaya söylemeyip, kendi aramızda konuştuklarımızda yazacağım ki sen gül..Murat:online biat alınıyor…artık öyle..çocuk: kaçıncı mertebede elini ekrandan çıkarıyor…kanaat:dörtte..çocuk:bence şu hale gelince, ekrana tık tık yapıp post rengi seçip,  o posttan da verebilmeli….”oda olur.. her şey mümkün” diyor Murat..ders curcunaya dönüşse de, aslında bu hepimizin hali..hayal değil, gerçek biliyorsun, o yüzden yazdım:) bu arada, ayaklarım yerden bir karış yukarıda ..beş karış yukarıya da çıkabilmek isterim…ve Seni bin kez daha fazla seviyorum…..
…………………………………………………………………….
"Allah'ım! Cenab-ı Fatıma'ya, Babasına, Kocasına, Çocuklarına sonsuz ilminin kuşattığı şeyler adedince salat ve selam et! Allah'ım! İnsan şeklinde tecelli eden Kudsi Cevher, Külli Ruhun sureti, akıl aleminin biriciği, nebevi hakikatin parçası, alevi nurların parıldama yeri,Fatıma sırlar kaynağının özü,cehennemden kurtulan ve sevenlerini cehennemden kurtaran,yakin ağacının meyvesi,kadınlar aleminin sultanı,kadri yüce,kabri meçhul,Resuller Sultanın göz nuru,Betül Zehra’ya salat ve selam et!!amin..İbn-i Arabi’nin Hazreti Fatıma’ya ilticayı esas alan Salat-ı Şerifesi 
………………………………………………………………………….
İki ay evveli kardeşi aramış çocuğu..artık bize gelmiyorsun.. bak bu gece kim gelecek..üçüncüye gelen yeni misafiri; bu sefer, iç sesini dinleyen çocuk da görmek istemiş..meşrebi ABDULLAHmış:)içinden Hızır geçen Bir Adammış galiba..

Işık Hoca gelmiş ve  demiş ki: bu gece sabaha dek buradayız ve çocuk anlamış ki erken kalkmamalı..çocuk, Işık Hocaya bakıyormuş..O; çok ağır(baştaki sohbetiyle) molla gözükse de, bir işadamı edasındaymış sanki.. O’nu,neden öyle spor ayakkabılı ve her an kalkıp neşelenecek bir genç çocuk gibi gördüğünü bir türlü anlayamıyormuş nedense..Hoca ilk birkaç saat inanılmaz ağır sohbet yapmış.. herkes uykudan gözlerini kapatmak üzereymiş.. çocuk zaten hiçbir şeyi hatırlamıyormuş..neyse, pek çok kişi ,gece yarısı olunca kalkmış..yarıdan aza inmiş ve Hoca: sabaha dek buradayız.. gitmek yok.. sorusu olan var mı? demiş.Ricali Gayb’e dair bir iki soru ..Hoca anlatmaya başlamış..kalanlar birden canlanmışlar tabii..

ve kutup nedir? demişler..Hoca: yeşil yol filmini izlediniz mi ?..işte o film, kutbu biraz anlatıyordu..insanların ağırlıklarını –sıkıntılarını alır ve ona da bu yükler ağırlık-hastalık yapar..ama o filmdeki zenci kutup, mesela, uyuyarak bu hali üzerinde atıyordu.. İslam tasavvufi inancında ise kalpler ancak Allah zikri ile rahatlar..işte kutup ta zikir ile o yükten-sıkıntılardan kurtulur demiş………………………………..
çocuğunda birkaç filme takıntısı varmış; çözemediği senelerdir, bu bir fırsatmış..biri “Titanik’in son sahnesi” ki, o denize kayıp gidiş sahnesinde çocuk, pirbir:) ağlamaya ve neden neden diye sormaya başlamış, taaa film bitmiş ve salonda hiç kimse kalmayana dek hıçkırıklarla ağlamış nedense.. sonra eve dek, sonra birkaç hafta.. (işte, bir daha, neden? diye sormayacağım dediği ilk zaman da bu anmış..bir yıl kadar sonra yine sormaya başlamış tabii:) bu kader bahsi belki de.. bu filmi merak ediyormuş.. birde hayatını alt üst eden” Matrix “filmini..çocuk sormuş..hocam matrixi izlediniz mi?... Hoca başını sallamış..çocuk:ondan konuşalım mı?..”evet” demiş Hoca..çocuk, anladıklarını, soru sorarak anlatmış..onun öğrenme şekli buymuş.. karşıdaki, eğer yetkin biriyse; birden, onun esmaları ile çocuğun içinde cevabı olan ama henüz anlayamadığı esması çarpışıyor ve çocuk aniden cevaplarını buluyormuş (ilahi cern yasası yani:) yine öyle olmuş işte..Hoca:o film İslam Tasavvufi düşüncesi ile değil yahudi kabalasına  göre yapıldığı için eksik ve bazı anlatımları “yeşil yol”daki gibi yetersiz kalmış demiş..ve anladıklarını anlatmış ama bu cevaplar değilmiş çocuğun istediği.. derken, öylece konuşurlarken, birden anlamış çocuk ve nerdeyse yerinden fırlamış: işte, o zaman biz Müslüman olduğumuza göre ve İslam tasavvufuna göre düşünürsek;matrix aslında Zamanın Kutbu ve  rehberleri de onun yetiştirmek için gelen Zamanın İmamlarıydı değil mi ?demiş..hoca da neredeyse yerinden fırlayacak gibi, ellerini işte bu der gibi keyifle havaya kaldırmış ve böylece  senelerdir aklını meşgul eden bir filmden kurtulmuş olmuş çocuk..çook büyük bir rahatlık, anlatılmaz..bir takıntılı düşünceden kurtulmak…
……………………………………………………………..
gece ilerlediği için, sınıfın bir bölümü daha kalkmış..ve Hoca dahil, toplam yedi kişi kalmışlar..çocuk:bir film izledim, Müslüman Hintlilere aitti..orada, beni çok etkileyen bir halk şarkısı vardı..onun hakkında konuşalım mı?..hoca ilgi ile başını sallamış..bu filmi birkaç ay evvel tv de izledim..dini eğitim alan bir çocuk sıkılıp okuldan kaçıyor… halk, bir ağacın altında toplanmış, sokak şarkıcılarını dinliyordu..folklorik bir şey ama beni çok etkiledi.. bunu anlatmanızı isterim:

Hazreti Ali, kendi erkeksi güzelliğine, ayna da hayran kaldı..
Oğlu Hazreti Hüseyn:Sen, Annemim güzelliğini, hiç, gerçekten gördün mü? dedi..
Hazreti Ali ,Hazreti Fatıma ‘ya döndü
Göster bana gerçek güzelliğini..Neden, gerçek güzelliğini bana göstermiyorsun?
Hazreti Fatıma dedi ki:”O” gözle görülür ,anlaşılır mı  sanıyorsun dedi..ve Allah’a yakardı..
Oğlum Hazreti Hüseyn’i al..Al ki, başka anaların yüreği yanmasın..ve Allah duasını kabul etti..Bir daha, hiçbir annenin yüreği, öyle yanmadı….

Hoca tamam dedi.. başını salladı..ve çocuk: şimdi sorum dedi..bu gün bir arkadaşım Tırmizi Hazretlerinden…………  bir bölüm okudu ve ben çok etkilendim……………………neden olduğunu bilmiyorum..bana Hazret-i Fatıma Makamı   -………..+1 tüm sistem bununla olur, ne demek anlatır mısınız lütfen?.. Hoca tamam dedi ve anlatmaya başladı..Hazeti Fatıma’nın Nur’undan Akan Feyz’den bahsetti..bunları hiç bilmiyordu çocuk.. ne güzel şeylerdi.. ..(ve Altın Oluk’tan akan Feyz’i ..işte o an, minicik bir zanla anlamış tabii çocuk..ama sesini hiiçç çıkartmamış..çünkü bu bir zanmış…)

Hoca, bir mekanı tüm ayrıntılarıyla anlatmış önce… O anlatırken,çocuk, o mekanı hayalinde çizmiş..bu mekan ona Kabe  gibi gelmiş..çünkü Kabe’deyken; nedense ,Kabe’yi bir ayak gibi seyretmiş hep üst kattan.. ve Hazreti İbrahim Makamı’ndaki o iki ayağın bırakılıp; tek ayak –anahtar kilit olduğu yer gibi mesela..”hani Hazreti Nebi’nin miraçta bir ayağını diğeri üzerine koyarak: basacak yer yok demesi” misali bir lamekan sanki..O, bu aleme ayak bastığı için, ilk şereflenen mekandı belki..işte O anlatırken, çocuk hep hayalinde kurguluyor-çiziyormuş..O,Uğurlu Kademin önünde yani Hatim’indeki  Hilal-i Dairesel oturuşu …ve İmamları anlatmış Hoca…edeblerini….

Size soru soracağım.. kelimelerle oynayabilir miyim?”evet”  diyor Hoca gülümseyerek..” sizde, bana kelimelerle oynayarak cevap verin olur mu?”Hoca başını sallıyor?..çocuk:damla deniz derya tamam mı? hayal ediniz..Hoca başını sallıyor ve çocuk:Hazreti Peygamberimizin: Bana dünyanızdan üç şey sevdirildi, cümlesinin başı ve sonundaki müennesi ve ortadaki müzekkeri düşünün ..tamam diye başını salladı hoca..ve toz olup savrulan heykel?..buyrunuz…


çocuğun kardeşi itiraz etti:ama Hocam, daha biz soruyu anlamadık dedi..”sen anlama dedi çocuk kardeşine gülerek:)…Hoca tekrar: tamam dedi ve anlatmaya başladı…O anlattı ve çocuk dinledi.. birde dedi ki çocuk :benim Hazreti Hatice Annemize büyük zaafım var..sanki O, yeterince bilinmiyor ve takdir edilmiyor gibi değil mi?..O’nun ne Büyük ve Yüce biri olduğundan hiç bahsedilmiyor bence..Hoca olur mu?biliniyor ve övülüyor dedi..ve Hazreti Nebi; O’nu, daha fazla yüceltilemeyecek olan bir sözü ile anıyor”…………  ……….”.çocuğun kalbi rahatlıyor.. eğer bu sözü Hazreti Fahri Alemsöylemişse, O’nun üzerine zaten kimse çıkamazdı değil mi?isterdim ki tüm dünya Hazreti Hatice’nin ne muhteşem özelliklere sahip olduğunu bir kere okusun ve düşünsün..bende hiç bilmiyorum aslında.. lakin, çook kuvvetle, O’nun Büyüklüğünü yüreğimde hissediyorum nedense..o yüzden hiç olmazsa O’nu bir kerecik olsun anmak istedim..ve Selamlamak..

Hoca, Hazreti Hatice-i Kübrayı ve Hazreti Fatıma-ı Zehra’yı anlattı..Onların ne Yüce Kadınlar olduklarını..ve Hazreti Rasulü Kibriya Efendimizi..biz Bu Aileyi ne kadar sevsek az ve ne kadar övsek yetersiz, çocuk anladı. Hazreti Efendimiz, Ümmetine, sımsıksı sarılmaları gereken iki şey bırakmış değil mi?Onları seversek ve bırakmazsak kurtuluşa ereceğimiz iki şey… BirHazreti Kur’an.. diğeri de Ehl-i Beyt-i Mustafaymış..İnşaAlllah Onları Anlayarak-Bilerek-Tanıyarak Sevenlerden Oluruz ve Aminnnnnnnnnnn..

Nur Cihan
30.12.2009
nuralem7@hotmail.com