13 Ocak 2010 Çarşamba

DÖNEL AYNALARDAN DÖNENCE MASALI -5-

DÖNEL AYNALARDAN DÖNENCE MASALI -5-
Nur Cihan
Allahrasulü demiş ya:” eğer insanın insana secde emri olsaydı ,kadının kocasına secdesini isterdim…”işte nefs (dişi-çokluk-kesret)gelini ,ruh (vahdet-er-birlik)eşine boyun eğmiş galiba ve düğün de başlamışşşş…çocuk uzun olur Ehl-i Beyt’in düğünü sözlerini hatırlamış nedense..
ne diyeceğimi  bilemiyorum..tüm hayallerimi- masallarımı gerçekleştiriyorsun ve hep şükredeceğim yeni yeni yenilikler halk ediyorsun..hiç akledemediğimi, en basitliğin içinden  çıkarıyorsun.. şunu anlıyorum:”her güçlükle bir kolaylık, hayrın içinde şer- şerrin içindeyse hayır vardır.. boşuna üzülüp sevinmeyiniz..”ne güzel.. ama insan fark edebilmek  adına olaylara bakmayınca; asla, bu izan, kişiye açılmıyor değil mi?izan sahibi olmak ise, ancak” İZ-AN” a gelmekle oluyormuş…
Hazreti Kur’an ı anlama Arapça dersimizi bize veren Ahsen Hocamızı yetiştiren..İngiltere’de yaşayan, Tunus’lu Şeyh Abdullah  Tijani bu memlekete gelmiş, biliyor musun?ve ilk işi bize- bir avuç dolusu öğrencisine bir söyleşi yapmak oldu..O’nu görünce yanına gittim..O, pek çok lisana vakıftı.. oysa ben Türkçeyi bile doğru düzgün konuşamıyordum..tercümana rica ettim:benim söyleyeceklerimi aynen O’na çevirin olur mu?sakın değiştirmeyin dedim:)..çünkü ,kitap çevirmenlerinin nasıl kitap yazarlarının fikirlerini gasp ettiklerini biliyordum..mesela bir arkadaşım var.. o yabancı kökenli..ve başka lisanda düşünüp yazıyor.. bilmem kaç kitabı var ve ben birini bile okuyamadım..çünkü arkadaşımı tanıdığım gibi yazmıyor o kitaplar...onun sesini duyarak-onun anlatımından okuyamıyorum..yada onun ana dilindeki düşündüğü kelimeleri bilemediğim için belki bilmiyorum…onun ilmi değil yazanlar..hep alıntı sanki..ona ait olmayan tasvirlerle -çevirmenin ağdalı kitap aktarımları var..ben, öyle bir kitabı okumam tabii.tercüme kurbanı olmamak için tedbirden yazdım:).. şu sıra yine kitap okumaya başladım ya,bu kibir, o yüzden…
“tamam” dedi çarşambayı sel aldı tercüman efendi:)çocuk:ilk evvela Ahsen Hocayı yetiştirip, bize bu kolay tekniği öğrettiği için teşekkür ediyorum..çocuk  derin  LAMel e dönüşmüş, o kara mercek gözlerdeki nur a baktı ve devam etti..”benim adım çocuk..ben, Kur’an a büyük bir sevgi duyuyorum..fakat sizin anlattığınız biçimde ne yazık ki öğrenemiyorum..kendimce, harflerin şekline bakıyor ve resmiyle öğrenebiliyorum..rica etsem bana kolayca öğrenebilmem için himmet eder misiniz?..birde sizi  en çok etkileyen ayeti bana yazmanızı rica ediyorum ve altına, imzanızı da istiyorum..”tercüman çeviriyor..Abdullah Tijan’i Hoca çok hoş gülüyor..ayeti duyunca gözlerine yaşlar hücum ediyor.. nasıl doluyor hayret .. hemen yazıyor.. yazısı nı bitirince çocuğa dönerek: eğer bu ayeti hakikatte anlarsa, tüm hayatının değişeceğini ve aslında şimdiye dek Kur’anı hiç anlamadığını anlayacağını söylüyor.
89 - Biz o gün, her ümmet içinde, kendilerinden kendi üzerlerine bir şahit göndereceğiz. Seni de onların üzerine şahit getireceğiz. Bu kitabı da, her şeyi açıklayan ve müslümanlara doğruyu gösteren bir rehber, bir rahmet kaynağı ve bir müjdeleyici olarak indirdik.
90 - Şüphesiz ki Allah, size adaleti, iyilik yapmayı ve yakınlara bakmayı emreder; hayasızlıktan, fenalıktan ve azgınlıktan nehyeder. Öğüt almanız için size böyle öğüt verir.
91 - Bir de anlaşma yaptığınızda Allah'ın ahdini yerine getirin ve pekiştirdikten sonra yeminleri bozmayın. Allah'ı üzerinize şahid tuttuğunuz halde, nasıl olur da bozarsınız! Şüphesiz ki Allah yaptıklarınızı bilir.
(ELMALILI MUHAMMED HAMDİ YAZIR)
16-Nahl Suresi:Mekke döneminde inmiştir. 128 âyettir. Sûre, adını 68. âyette geçen "en-Nahl" kelimesinden almıştır. "en-Nahl" bal arısı demektir. Sûrede başlıca, kâinatta Allah'ın varlığını ve birliğini gösteren deliller, vahiy, öldükten sonra dirilme gibi konular yer almaktadır.
aslında Hoca; Arapça olarak, sadece 89. Ayeti yazıyor.. yanına evde incelemem için 90.ve 91. ayeti de okumam gerektiğinden, onların ayet numaralarını da ekliyor.. bende bir bütün olarak yazdım.. tefekkür için… selamlaşıyoruz ve ders başlıyor..biz birbirimizin lisanlarıyla konuşamasak da, ruhlarımızın lisanı ile anlaşıyoruz..o gözler birbirlerini tanıyor, o kadar..

Hocamız ufak tefek biri. siyah uzun entarisi var ve beyaz takkeli.yaşı yüksek ama cildi bir genç kız kadar pembe-kırışıksız ve taptaze..hele gözleri öyle ışıklı ve kuvvetli ki inanılmaz… O, ışıktan bir dev misali.. çocuk için, saf-i nura dönüşmüş bir çift göz..O Kur’an a kesmiş bir göz nuru yani..derse, çocuğa yazdığı ayeti okuyarak başlıyor.. onun anlamını anlatıyor..O anlatırken, tercüman çeviriyor..ve hayatında hemen hiçbir şey ezberleyememiş olan çocuğa sesleniyor:çocuk sen çok iyi bir hafız olabilirsin.. evet sen bir hafız olabilirsin.. bu çok kolay çünkü.. benim talebelerimden, sonradan Müslüman olan 62 ve 65 yaşındaki iki kişi hafız oldular…çok kolaydır.. Kur’anın mucizesidir bu..eğer bir kişi hiç  Arapça bilmese ve öğrenemese bile; sadece Kur’an-ı öğrenmek istese, Allaha sığınsa: O, bana ne demiş diye.. işte o vakit  Kur’an, ona, hiç Arapça öğrenmeden bile kendini öğretir..anlamlarını açar..ve Tijani Hoca arada ayetler okuyor.. O’nun ayetleri şarkı gibi okuması çocuğa dokunuyor ve hep ağlatıyor.. Tijani Hoca, nurlu gözleri ile çocuğa bakıp, yükselmiş bir bir ışık gibi daha vecdle ayetleri terennüm ediyor..çocuk Kabe’yi tavaf ederken ki- elinde asası ile şarkı söyler gibi ayetleri okuyan- o meçhul-Kuzey Afrikalı olduğunu sandığı ihtiyarı hatırlıyor aniden ..hani sadaka vermesi gerektiği hissi ile perişanken, biranda çıkıp gelen o ihtiyar..çocuğun yanına gelince elini cebine sokup oradan bir riyal çıkartıp düzelten… çocuk sadakasını uzattığında, aynı eli ile alıp- aynı şarkılarla tavaftan çıkan adam..çocuk hep ağlıyor, Tijani coşuyor..anlatırken ellerini göğe kaldırıp ayetleri şakıyor ki, ne hoş duruyor..sanki Kur’an yeniden iniyor..çıkıyor..iniyor..yükseliyor.. bir dua gibi.. aşk gibi.. doluyor  ve boşalıyor..kalp gibi-nabız gibi –nefes gibi.. hemdem oluyor..
zaten hep iniyor, fark etmek lazım değil mi?anlatıyor ..anlatıyor…sadece Kur’an-ı Kerim’in okunuşuna hayran olup: bu okuduğunuz şarkıyı ,yine okur musunuz diye gelip Müslüman olan yabancılardan -dersi bir kere dinleyip, bu alfebenin-bu kelimelerin üzerindeki ilahi ahenge aşık olup, birden Müslüman olan yabancılardan bahsediyor..(bu aslında sır gibi gözüküyor oradan değil mi? hayır asla değil..sır nedir ki?..sır bir şeyin üzerindeki tabakaya ya da cila ya da denir değil midir?..işte kişinin kalbindeki ,kendi sır-ı cilası değimlidir?..yani görüp bulduğun, senin kendi sırr-ı ilahi ayn’an-an daki yansımandır..yani herkesin kendisindeki bilişi ve buluşu.. kendi hür iradesiyle-iyi yada kötü zannı)…Tijani Hoca;bunu öğrenmek isteyen herkese, hiçbir ücret istemeden, ölene dek hizmet edeceğini de yineliyor:ne zaman isterseniz… Ben, size öğretmek için gelirim diyor birde..Çin’de medreseleri olan Hoca, Çin’de İslam ın nasıl hızla yayıldığını anlatıyor..insan, Allah’a hizmet edince, O’nun sohbeti Kur’an la hallenince ve O’nun bedenleşmiş hali Allahrasulü’ne uyunca, tüm zorluklar kolaylaşıp O’na hizmet ediyor değil mi?tek başına bir ordu ve tek başına bir komutan oluyor.. tek başına devlet yani..capcanlı bir örnek bu.. kendinden hiçbir şey kalmamış Abdullah Tijani Hocaydı bence..O’nu selamlıyorum ve hürmet ediyorum..Allah, O’nun açtığı bu yolu öyle genişletip kolaylaştırsın ki,tüm insanlığın istifadesiyle de ziyadeleştirsin.. amiiinnnnnnnn.. ve tabii Tijani Hocam gitmeden evvel, kendisi için tabağa konmuş poğaçayı çocuk yesin istemiş..”sen ye” diye işaret etmiş.. çocuk sevinçle o poğaçayı almış..ilk evvela siz buyurunuz demiş..”sen kopart” demiş Hoca “az olsun.. “nimetinin ucundan Tijani’ye kopartmış.. O yemiş.. hemen iki arkadaşı gelmiş ve poğaçasının ortakları çoğalmadan aralarında halletmişler tabii:)..bunun içinde teşekkürler..
bir gün,  Tijani Hocama bir hayalimi anlatmak isterim. ama bu masalı ona hediye olarak yollayacağım için buraya yazacağım.. böylece zuhurumuz tamamlanmış olsun..O’nun bunu okuması, benim için çok önemli çünkü..daha evvel çekindiğim için masalıma uyarlayıp yazmıştım.. şimdi tam yerine denk geldi yani:)Efendim,benim bir hayalim var..yazdığımda, Zamanla daima gerçekleşeceğini bildiğim bir hayal..bu hayal de ön seziye dayandığı için, Zamanıma yazıyorum aslında..Sen den Sana..
ben, Kur’ana ,Hazreti Kur’an demekten çok keyif alırım.. çünkü O’nun bir gün, benim için bedenleneceğine iman ediyorum..O’nu yeterince sevmeyi başardığımda tabii..Hak ettiğimde Hakkın Zuhur etmesi gibi ..kaçınılmaz kanun yani..işte bu.. hepimiz için, yani umuma nasıl olur diye düşündüm..bugünkü ilim bunu olabilir kılıyor değil mi?güçlü bir bilgisayar yazılımıyla tabii..tüm harfler en doğru okunuşuyla-tecvidle- çekimleri en doğru yapılmış hali ile pc ye yüklenirse ve tüm harfler, harekeler notalara dönüştürülürse … tabii bu çekimlerde ve ahenkteki notalarda renklendirilirse.. bu okunuşun filminin izlenebileceğini düşünmekte ve iman etmekteyim..ama bunun her tarz okunuşta ve her bir yazı tipinde yeni bir filme dönüşeceğini de bilmekteyim..yani kufi yazıda başka, nesirde başka, talikte başka, rik’a da başka,sülüste başka, celi sülüste başka ..acaba istif de nasıl olur diye çok da merak etmekteyim ki ;cemi cami olsa gerek, sıkıştırılmış mp3 misali herhalde:)mesela bu yazıdaki film olsun.. birde milletlerin şiveleri- okuyuşlarındaki ahenkli bölüm var ki ,buda siyasi etnik haller- renklilik olsun..gelenekler örfler gibi..tavırlar-duruşlar..aslında musiki anlamı çıktı değil mi?ilahi musikinin muhakkak ki bir kokusu da vardır değil mi? aslında din ve siyaset yada yaşam…bizim halimiz.. her halimiz..tüm yaşamın filmi.. her andaki değişik tecelliler sanki….mevsimler gibi..mana –vurgu;okuyuşlarda -yazılarda gizli- sırlı belki de, değil mi?ama sadece gözler sınır tanımaz..göz göze geldiğinizde hiçbir lisan yetmez-gerekmez de..sadece gözler konuşur..tıpkı gözün akı ile renginin asla ayrılamayacağını söyleyen hadis gibi değil mi?ayetler ve hadisler..farzlar ve sünnetler misali…
çocuk Birine gidecekmiş, araba çağırmış..şirket, bu sefer, son zamanlar da sık sık yaptığı gibi, yine bir jest yapmış.. bir makam minübüsü yollamış..içi  bir salon gibi düzenlenmiş bir araç..çocukpirbir yere doğru gidiyormuş..inanılmaz bir trafik varmış.. yarım saatlik yol tam iki saat sürmüş..beklemekten nefret eden biri için bu cennet, cehennem demekmiş ki, bir tabelaya gözü ilişmiş..bir cep telefonu reklam panosu imiş ve şöyle yazıyormuş:biz birbirimizin kapsama alanındayız ..”Ya Rabbim yaaa..çok hoşsun” demiş çocuk gülerek..debdebeli saltanatının peşinden gelecek sıkıntıyı da tabii düşünüyormuş:)..hani meczubun biri, denize bakıp dalgaları sayıyormuş..sormuşlar: kaç dalga oldu..meczup: bir demiş..bu gelen biirr..işte gelen giden-giren çıkanın olmadığı bir şeymiş aslında anlatılan dimi..dalga bir fakat, köpükleri sayılamayacak kadar çok(ama onlarda hep köpük yanii:)…her yeni dalga, yeni bir.. birden başka sayı zaten hiç olmamış ki, olamazda..her yeni bir, diğer bire eklenerek, yeni isimli sayılar oluştursa da, aslında var olan hep bir miş değil mi?
işte çocuk, böyle saltanatla vahdete gidiyormuş..taaa ayak ucuna dek..kadem kademe..ruberu yaaa:)..doysun diye…iyi geldiği muhakkak ama yetmez ki, değil mi?dönüş yolu bir den birlik e geçişmiş.. saltanat bitmiş tabii..artık bir şabani halveti olan rakçı çocuk, hayatında hiç metrobüse binmemiş(pardon bu ikinci) çocuğu metrobüse bindirmiş.. nerede nasıl ineceğini anlatmış..Hak tan halka inişin naklen yayını gibiymiş.. izlemek istemiş çocuk.. bakalım neler olicek diye..metrobüsten  inince, taxiye binecekmiş ki vazgeçmiş.. hemen, orada bekleyen minübüse binmek istemiş …çok ilginç ve hoş şeyler yaşamış..hissettmiş..buradaki kendinden çook genç birkaç kişinin, aşırı beğeni dolu- iltifatlı nazarlarına uğramış ..ooo  demiş içinden onlara.. bana değil, Bir’e bakan bu yüze vuran O’nun nurunun yansımasına bakıyorlar..ve  bu şımartılmış ilgiyi içinden düşünmüş durmuş..bu geliş-gidişlerde çocuk için anlaması gereken ne var diye.?ve fark etmiş ki gepgenç minibüs şoförleri,yolcuları arabaya bindiren- muavinimtrak ve yolculardan bazıları, aynen onun çocukluğundaki hatıralarda kalanı yaşatanlarmış..hiiç değişmemişler… eski Türk filmlerindeki o minibüscüler-yolcular gibilermiş.. çaldıkları müziğe varana dek..konuşmaları,hareketleri,sigarayı kulak arkası yapan halleri, o ceketleri,oturuşları,kabadayı tavırları inanılmaz.. bir fiil halen devam eden bir gelenek..ve çocuk bir kez daha anlamış….eski kişiler gitse de, onun mirasçısı emanetçileri var ve o manalar hep yaşıyor. bu enkarne değil.. emanetin nakli…
aynen el vermek gibi..mesela yemek yapmayı öğrenirsiniz- lezzet katamazsınız(aynen benim halim).. ama ona lezzeti veren, bu konuda ehil birinden el almanız gibi..eli lezzetli olmak yani…o ne yapsa lezzetli olur..Rıfailerin ateşi yalamaları gibi.. onlara verilmiş eldir.. özel izin-ruhsat yani..bu konuda emanet ehli onlardır..ve Hazreti İsa’ya verilmiş şifa gibi.. onun muhibbi olanlarda bu varmış mesela.emanet yani sadece ehline verilen..demek ki neymiş, haller nakledilebiliyormuş..okuyarak değil.. irfan sahibinden verilen izinle oluyormuş.. hal nakli-el vermek de deniyormuş..çocuk, mesela  bugün bunu öğrenmiş..kötü hallerin mirasçıları olabildiği gibi ,yüksek manalı iyi miraslarda geçiyormuş…ilimde bir mirasmış..aslında çocuk görerek öğrenmiş ki; olup biten her şey bir lütuf ve vermeden başka bir şey değilmiş..çünkü aşk vermek mesleği olduğundan, Yaratan da her şeyini veriyormuş….kiminle alışveriş yaptığından gafil olan insanda, hep sinek avlıyormuş değil mi?
ve çocuk evinin kapısına gelmiş, arkadaşlarını görmüş..”bu ne böyle “demişler… “sana ne oldu ki ışıyorsun”..bu ışığın ziyasının ancak birkaç gün sürdüğünü bilen çocuk, erken davranmış yine…midye yemeğe gitmişler.. çünkü çocuk kirlenmek istemiş:)
Pazar- öğlen, kapı çalmış..kapıyı aynen hayalindeki gibi açan çocuk, misafirlerine hoş geldiniz demiş..merhaba.. hoş geldiniz..misafirlerini, Haybabamın bu işler için aldırdığı kocaman araçla getirense, tek taş alyans sınıfının aşçısı Cemal Ağbiymiş..açık kapıda, misafirlerini karşılarken çocuk:bu sabah ne hatırladım biliyor musunuz?..bir yıl evvelki rüyamın bugün sizle maddeleşip gerçekleştiğini…bir hayalim vardı..”yeni ve çook büyük bir eve taşınmışım haberim yok.. evim temizlenmiş.. mutfakta ailem yemekler yapıyor ve Cuma..kapı çalıyor.. açıyorum yaşlı zatlar: bizHacıbektaşoğullarıyız diyorlar..daha evvelden haber vermiştik..Kur’an okumaya geldik …ve salonumda Kur’an okuyorlar..” işte bugün çok şerefli bir gün benim için.. geldiğinize teşekkür ediyorum…Hüseyin Amca:aynı şey..biliyorsun ki zaten celvetiyiz ya..fark yok, ondan.. demiş ve bu rüyaya sevinmiş..Terzi Osman Amca da: “doğru” demiş.Annesi; Selamsızın Selamlısının çocuğa yolladı aşureyi vermiş… ne güzel hediyeymiş değil mi?bu evde bugün,Muharremin son günlerinde, mana aşuresi olmuş.. yani tüm meşrebler cem olmuş sanki..üstelik tarih 10-1-2010 muş..yani= beş:)kadiri-nakşi-halveti-uşşaki-rifai-celveti-melami-mevlevi-cerrahiler…=turuk-u  camii gibi yani..çocuğun ailesi ve dostları bugün toplanmışlar..çocuğun gizli bir niyeti varmış....bir  törenmiş bu aslında..Aşık Murat’da, ut u ve ney i ile teşrif etmiş..iki Ehl-i Beyt aşığı olan Şükran Teyze ve Hüseyin Amca beraber ilahiler okumuşlar..en çok Muhammed Mustafa’nın Ehlibeyt-i ve Kerbela ilahileri okunmuş.. Hüseyin Amca, Mevlid-i Şeriften “Bahri Nur” okumuş ve anlatmış..O’nun babası da fahri imammış ve sesi çok tatlı imiş..cami cemaatinin oybirliği ve isteği ile soyadı kanununda babasına, Tatlıses soy ismi verilmiş..Hüseyin Amcanın sesi de işte öyle çook tatlı.. sesine çok yakışan kasideler okumuş ve Hazreti Muhammed’e yazılmış bir kasideyi dört beş kere tekrar okuyarak ağlamış..”ahhh diyormuş ahhhh..biz ne şanslıyız ki O’nun ümmeti olduk..ne yaptık ki, hiçbir şey..ne kadar şükretsek azdır değil mi?”Biz Hüseynilerdeniz ilahisi sık sık değişik versiyonlarla söylenmiş..birinde Hacı Bektaşi Veli ve Hilmi Dede geçmiş ve gözyaşlarını silen Terzi Osman Amca ,çocuğa eğilerek: bak rüyan şimdi gerçekleşiyor işte demiş… Ehlibeyt’in RuhaniyetiTeşrif etti bu gün.. onların feyzi ile feyizlendik.. çok feyizli bir gün oldu demiş...Terzi Osman Amca :burada göremeyen sanmasın ki öbür tarafta görür, bulur..burada.. her şey burada ..bu dünya da..görmeyi öbür tarafa ancak  ……  bırakır..bütün isimler çok güzeldir ama tüm isimlerin içinde Hüseyin ismi bir başkadır..bunu duyan Hüseyin AmcaAllah demiş ve tutulup kalmış..Şükran Teyze:Hüseyin kendine gel- yapma demiş…birazdan gözlerini açarak:”tamam tamam “demiş Hüseyin Amca… nasıl bir bebek gibi duygulu-saf ve temizmiş değil mi?
Terzi Osman Amca:alemler çok renklidir.. işte her şey bu rengarekliliği ile güzeldir.. böyle seyredip kabul etmek en güzelidirdemiş..Hüseyin Amca ,çocuğa çok anlamlı hediyeler getirmiş.. çocuk kaydetmek istemiş..bir tane kalplerle dolu hatip ebrusu..pazartesi günü gittiği hamzavimelamilerin sohbetinden ders notları.. konusu:ruh ve ölüm müş ki, ilk sayfasını da sesli okumuş..demiş ki çocuğa: bunları çok iyi oku..sadece ehli ile paylaş.. herkesle değil ..olur mu?ve birde O’nun odasının duvarlarını süsleyen manevi büyüklerinin resimlerini  dosya kağıdına bastırtmış ..işte her birinin arkasına el yazısı ile O Zat’ın ismini de yazmış..çocukta masalını bu isimlerle şereflendirmek istemiş..
Eyüp Bahariye Mevlevihanesi Çilekeşlerinden Sahibi Zaman Ali Fenai Dede  Hazretleri
Mevlevi Şeyhi Ahmed Celaleddin Dede Hazretleri
Üsküdar Özbekler Tekke Şeyhi Hazerfan Ethem Kamil Efendi Hazretleri
Büyük Efendim Eşref Dede Hazretleri*********
-Kim O'nun olursa, kuşkusuz emeline ulaşmıştır.
Muhyiddin İbn Arabi (k.s.)
başka bir şehirde yaşayan Hakim’de, telefonla, Aşık Murat’tan yayılan ses, ney ve ut tınılarını dinlemek için sohbete bağlanmış ..çocuk O’na demiş ki:misafirlerim bilmiyorlar.. biz, bugün aslında düğün yapıyoruz(alemin düğünü yani)..önemli olan gönüler bir olsun, gerisi hep boşmuş nasılsa..içi boş bir gönül nasıl ki?dolu dolu yaşamalı değil mi?doldurup doldurup içmeli:)kiminle içtiğine bağlı tabii…”Ben seninleydim.. ya sen kimleydin?” dermiş hani Hazreti Allah kuluna değil mi?Haybabam, sık sık söylerdi bu sözü mesela..
çocuk maddi aşçı olan hanım misafirlerinin yanı sıra, manevi aşçı olan beylerinde huzuruna, karınca kararınca kendi sunumlarıyla çıkmış..onlar yemeklere değil gönüllere bakarmış ve çocuk da bunu çook iyi bilirmiş..
masalım gittikçe zenginleşiyor ve ben bu zenginliğe gark olduğum için çok bahtiyarım biliyorsun…bunlar hep Senden.. Senin hediyelerin..hatta en son hediyene mestim..göremeyecek-ümitsizliğime yeşil ışık yakıyorsun ve anlıyorum ki göreceğim…buna çok seviniyorum..hani Sana anlattığım hayali hatırlıyorum:görünmeyen kitaptan okurken, kendini, anda yaratanı hayal ediyorum..hani :bunun için çook şükretmen lazım demiştin ya.. işte hep şükrediyorum:)o günü sabırsızlıkla bekliyorum..Seni sevmemi dilediğin için şükrediyorum..hamdetmeye korkuyorum ..şükrüm kesilir diye korkuyorum:)ve O,  gelen Gönül’den uyanırken söylediğimi nihayet hatırlıyorum..”gördük ve itaat ettik…”Seni seviyorum…on- yüz- bin-bir baloncuk kadar…..tüm masalım boyunca,iki gündür-misafirlerimden hatıra kalan gül  ben-İ gül kokularına gark edene,beni hep bu kokularla sarıp sarmalan için …. aşkla…..

Nur Cihan
12.01.2010
nuralem7@hotmail.com