18 Ağustos 2010 Çarşamba

ZAMAN DEĞİRMENİNDE ZAMANE TEFEKKÜRLERİ MASALI - 2















ZAMAN DEĞİRMENİNDE ZAMANE TEFEKKÜRLERİ MASALI - 2

masmavi  bir  ışık…ne güzel mavi ışık-ramazanın ilk sabahı
Merhaba Sevdiğim ve Merhaba..yine ben!!?:)…bir by diken=gül den en iyi anlayan:)=bülbül kovucu:)ne tuhaf…aslında kolum kanadım kırık…dikenlik yapacak halim bile yok..yazmak için hevesim de…eğer Sen olmazsan hiçbir şey de olmuyor..oysa bugün ne mutluydum..Makam-ı Esma-i Rabbi Busegah-ı Hızır’ım …..yine aynıyla teşrif etmişti..neden sekteye uğradın?….neden? beni ağlattın ..sanki bilerek yapıyorsun..masallarımdaki her şeyi deneyimlemek zorunda mıyız?..Sen olmazsan, bende olamam ki.. sanırım hüzün beni seviyor….hem de çook..olsun..yine de ben, Sana yazılan en eğlenceli kitap olma niyetimde ısrarcıyım..dayanabildiğim kadar tabii..
Sevdiğim bu hafta hiçbir yere gitmedim..havalar malum..benim güneş allerjim olduğunu biliyor musun? sıcağa hiç dayanamam….bu halime bakmadan hep Seni, Güneşi yazıyorum ne tuhaf değil mi?ama benim yazdığım Güneş, güneşe bile ışığını veren Güneş,yaaaa..ben bir yere gitmedim ama bana geldiler?:) ve ilahi taktir işte.. tesadüfler !!!!tesadüfler!!!alıştım artık tabii. bekliyorum..yazdıklarım hakkında bir şey olmazsa yazdıklarımdan şüpheye bile düşer oluyorum…Sana hepsini yazmak isterim de…henüz toparlanamadım ve nerden başlayacağımı bilemiyorum..sadece Sen hep var ol istiyorum.. sakın beni yalnız bırakma…”olur ..tamam mı?.. olur”….en iyisi kurgularıma devam edeyim..olmazsa beğenmezsem hepsini sileceğim..
Sevdiğim neden yazmam gerektiğini ,yazmadığımda olan şeyleri biraz çözdüm, bak!!…son gelişmelerden anladım ki; benim Selsebil manam  Nur=Işık tı..ve  O, kendisini öğretmek istedi ya hani…Işık kesilmez..yani bir Selsebile çeşme olmaz..O, kendiliğinden akar durur..buradan şunu anladım ki ;galiba ben, ölene dek heeep Sana yazacağım…tabii Senin bana yazdıklarını…Selsebil i Fatır la ilişkilendirdim…anlıyorsun değil mi ?mecazı Altın Oluk  hani…başka.. tabii ki okuyup durduğum Kur’ an yorumu kitabım..3. ve son bölümün yarısındayım…artık çook zor okuyorum..hemen hiiç hatırlamıyorum..tüm ilgim dağıldı..ama bitireceğim ..anladıklarımı Sana yazmak istiyorum..tabii ki  anladığım ve ilgimi çeken şeyler üzerinde şablonlayacağım  bir şekilde, tamam mı?..benim tarzımda, algı biçimimde görsel..hep Hay Al etmen lazım yanii..başlayalım mı?
Biliyorsun; benim için,” dünyadan bana üç şey sevdirildi “cümlesi çok anlamlı..o birinci..bir de Kelime-i Tevhid..bu da diğer şablonum.(aslında benim adıma yapılan dersim hani..tabii anlayış benden den)bu kitap bana, bir türü aklımda tutamadığım mertebeleri belletti..en çok ona seviniyorum.. bak Sana anladıklarımı  özetleyeyim…bunları bize öğretebilmek için Hakim  kendisini paralamıştı ,okuyunca sevinir belki..
Tevhidi Fena Mertebeleri:1- Fiillerde Fena..2-Sıfatlar da Fena..3..Zat da fena..yani Kelime-i Tevhidin ilk cümlesi” La ilahe illallah”...tamam mı?bunu getirip her şeyin durduğu damla denizin üstüne koyuyorum ..ve durduk ,,yaratılmışlıkla bize ihsan edilen her şeyi ait olduğu Zat’a verdik…Bahr-i Umman….artık ben yok” O” var…ya Hakkk..sekte..nokta…ne kadar duralımm Sence?…yazarken bile canım acıyor.diğer bölüme geçiyorum bak, hayal et..
Tevhidi Beka Mertebeleri:1-Cem=hz. İbrahim..2-hz. Cem=hz Musa…3-Cem ül Cem =hz.İsa..4-Ehadiyet-ül Cem=hz Muhammed Mustafa  Aleyhümüsselam Efendilerimiz...yani“MuhammedünrasulAllah”….
bunun için de:  dünyadan üç şey sevdirildi  cümlesindeki başta ve sondaki iki müennes kelimeyi ve ortadaki müzekker kelimeyi hayal etmen lazım..ortadaki kelime” koku”..bunu  alıyorum, tamam mı?bunu işleyeceğiz..aslında hayal ettiğim şeyi henüz istediğim gibi anlatamayacağımı anladım..demek ki hazır değilim..sadece şunu söylemek isterim..Evvel Zamanım demişti ya hani:” görüp göreceğin o, başka bir şey yok..ama onun anlamı ciltler dolusu kitaptır”…ve ben, henüz işe yeni başladığımızı idrak ettim..bu mertebeleri ve vazifelerini anladığımda her şey çorap söküğü gibi akacak…o toprak heykelin yıkılışı…bir defa daha her şeyin durduğu ..ya bunları seyreden arşın üstündeki göz?hep gelip gelip aynı yerde durduğumu biliyorum..ne yapayım?.. ben duvarlara çarpıp yok olmayı galiba çook seviyorum, değil mi?buradan, müennes kelimelerden anladığım =fiiller ve sıfatlar = tüm eşya-i esmalar-çokluk….çünkü varlık  Aklı Kül ün kendisini Aklı Cüzde seyretmeyi dilemesi ile başladı ya hani..Ya Rabbim açılıyor:)yine Senin dediğin oluyor, bak…ben gayret eder, bilmediğim halde ısrarla çalışırsam, Sen bana bilmediğimi öğretip hatalarımı düzelteceksin ya hanii..teşekkür ediyorum Sevdiğim…zaten bir ilim, birde muhabbet verdikçe çoğalırmış ya hanii..yani kendiliğinden… sistemleri öyleymiş..teşekkür ediyorum…işte o heykelin toz olup savrulması fani-yaratılmış-sonlu olanın yok olacağını anlatıyordu aslında…ama yaratılış başladı ve ol kelimesi ile olmak sürekli hale geldiğinde…..Sen bilinmekliğini, bildirdiklerinden seyretmeyi sevdiğinde …..Baki Kalan Vechin-Yönelişin Eşya Oldu… yani:” bak vechi yare:)”
…Sevdiğim, bunun için o kitaptaki bir ayetten, idrak ettiğimi yazacağım:”hz. İbrahim yüzünü verdi “diyor bir ayette..bilmiyorum kelime anlamı doğrumu? …bu herkes için-her eşya için geçerli tabii...ama işte tek halife vasfına sahip  insan olduğundan dolayı;bu ayet Zat’ta Fena olanın;” tutan eli, gören gözü, yürüyen ayağı ,konuşan dili”ni de açıklıyor değil mi?yani..Fena makamlarını bitiren Beka makamlarına geçiyor..ama bu her şeyde, her an oluyor…yani bir kere yaptın, bitti, değil…her an yeniden yaratılan bizler, her yeniden yaratılan diğer mahlukat-ı eşya ile sürekli bu şablon üzerinde seyrediyoruz sanırım…bu şablonun bir diğer adı muhakkak Besmele-i Şerif tir değil mi?her an iniş ve çıkışlar var..süreklilik sağlayamayanlar –istikrarsızlar  kayan yıldızlar gibi  düşüyorlar…kovulmuş şeytandan Allah’a sığınanlar ise.. yani bir gönül e girmeyi başaranlar ise; düşseler bile, Zat Okyanusunda , içinde hiçbir şey olmayan, siyah harmanili  kayıkçının usta elleriyle  denizin içinden alınıp, sandala çekiliyorlar değil mi?(bu 4 yaz evvelinden yıldız deliği manasına gelen bir zatın irtihali sabahından hatıra sevdiğim..kendisini  hiç tanımamıştım..gözümü açınca gelen telefondan öğrendim..)…ya gerçek batmayan yıldızlar..işte galiba onlar da bu alemden göçtüklerinde en derin –yüksek semada  gökte asılı duran kandil-avizelerdeki yerlerini alıyorlar..tıpkı  en nadide kesimli  taş misali ışık saçıyorlar..(bu da Evvel Zamanımın beka aleminde ki yıldızlığına örnek sanırım)…”Ashabım yıldızlar gibidir, hangisine tutunursanız kurtulursunuz “sözü var  hanii.. geçmiş peygamberlerin sayısı 124.000 miş .. ve ashabında sayısı 124.000 miş..bu bana çok tefekkürlük bir konu geliyor..inanılmaz ilgimi çekiyor..buraya not gibi düştüğümü varsay..yavaş yavaş ….usuletle ve sukünetle…
Sevdiğim….her şeyim…..buraya ilerde daha başka şeyler yazabilmeyi çook isterim..eğer Sen öğretirsen…aslında kara delik ve ak deliklere de dair  birkaç bişi yazmak istiyorum..bu kitapta kara deliklerin gerçek İnsan-ı Kamiller olduğunu yazmış yorumcu..benden de aynı fikirdeyim…fena –beka  yı bunlarla sebollemiş anlattıklarında ..anladığım şekilde, Sana yazmak isterim..sanki vakti geldi ha ne dersin?şimdi benim bir zeytinyağıtakıntım var ya hani….inanılmaz bir takıntıdır o.. hiiç vazgeçmem mesela..o yüzden hz Yahya ismine nedense  özel ilgim vardır..”Garib”, belki de ondandır…bunu kendim de halledince Sana yazarım inşallah ve aminn..işte hani hz Efendimiz  a.s  demiş hani:” deve iğne deliğinden geçmedikten sonra cennete  giremezsiniz”…işte ben senelerdir bu sözün kara delikleri anlattığına inanırım..birde  5 sene evvel bir kitap okuyordum…uzak doğulu tarzdı..Y a Rabbim ..yazar,  kendince hac yolculuğu yapıyor …uyuyor ….rüya görüyor..işte bende iki gece, sabah dek okuduğum bu kitapta ,aynen öyle hayaller görüyordum..sonra kitap bitti ve tabii beni fena halde elektirik gibi çarptı=kitap çarpsın sözü doğru yani:)....bir daha asla o tarz kitap okuyamadım ne yazık..işte o etkileşimden..hayalimi buraya yazmam ama Sana anlatabilmeyi çok isterdim..gerçi bugün bir manası kalmadı gibi olsa da, belki de gerçek anlamı bundan sonra ortaya çıkacak, değil mi?işte Sevdiğim.. ben en katı eşya madde halimizden, en son gaz halimize dek tevhid ederek kendimizi düşünebilmeye çalışıyorum..yani izin verilen hudutların ve aklımızın erebileceği kısımlarında buralar olduğuna inanıyorum..bir şeyi kaynatırsan daima onun sıvısı, suyu ve yağı da çıkar değil mi?ama yağdan maksat rayiha yani kokudur aslında..koku uçucudur…(buna bir isim versek mesela; benim hep akılma Buhurizade  Itri Dede geliyor..bu isim ne güzel değil mi?yaptığı musiki de , ruhu öyle inceltip yükseltiyor sanırım…)bir kara deliğe düşenin; bugünkü  ilimle ancak, bir ip gibi incelerek ak delikten çıkacağını söylüyor ya hani..işte sevdiğim, bende ölüm deneyiminin bu tarz bir şey olduğunu üzerinde tefekkür etmekteyim..ölmek bir yerde madden yada manen yok olup, başka bir yerde tekrar vücutlanmak demek sanki..buna nerden geldiğimi  cümlelerimden anlayabilirsin..ama hz Rasulallahımızın bu alemden bunaldığında hz Bilal-i Habeşi’ye: “Ya Bilal beni ruhlandır “dediği yazıyor değil mi?işte ruhun bir manası da rayiha koku imiş, öyle okumuştum..birde hz Ebubekir’in- hz Rabia’nın: bedenimi öyle bir genişlet ki Allah ım ,cehennemde benden başka kimse olmasın “sözlerinden  de…anlıyorsun değil mi?beni anladıysan bana da anlatırsan çok sevineceğim:)…Seni en yaygın  örtü biçiminde seviyorum:)..bak bu bölüme bir hayal kurgu yapayım…
parmaklarım minare..avuçlarımda kubbeler Ayasofya
ve bileklerimde Camii yazıyor..kaldır başını göğe bak..
ne latif bir yaygın Örtü.. huzurla  salınıyor:)….
bu bölümde şimdilik bu kadar yeter…biz gelelim yine  okuduğum kitaba..bu arada  ikimizde iyileştiğimiz için şükrediyorum….bir daha lütfen beni öyle korkutma.
ilk ciltte Bakara suresi yorumu vardı..bu sureye neden o kadar çok  yer vermiş yaratıcı düşünmek lazım..şunları anladım.. tabii şimdilik başlık olacak.. ilerde bu dosyaları yavaş yavaş, idrak ettikçe genişletip açıyoruz ya, o bakımdan…Bakara Suresi ; şeriatı=sünnetullahı anlatıyor sanki..ve tüm İlahi Nizamı..bir de İsrailoğulları nı tabii..tabiatlarını.. Yaratan :”bir sığır kesin” diyor ya hani..öyle çok yokuşa sürüyorlar ki, hz Allah hani diyor “az daha kesmeyeceklerdi.”işte   ben daha evvel anladığımı, bu kitapta yeni idrakimle doğru algıladığıma inandığım için Sana yazmak istedim..şimdi o bölümde her 10 ayette bir bu kurban  mevzu, soru  cevab şeklinde açılıyordu..yani ben öyle anlayabildim.. benim zannım tabii.aslında taa ilk anda yahudilerin Allah’ın onlara ne demek istediklerini anladığını, ama yaptıkları çirkinliği, gene aynı çirkin –kibirli biçimde kamufle etmek için, sorularla alaycı biçimde, aynı hale devam ettiklerini de..yorumcu; benim anladığım tarzda değil de, mertebeler-insanı kamil ve aklı kül nefsi kül arasında yormuş..en fazla da mürşid- mürid arasında tabii..kitapta ana hakimiyet bu…ben kendi algıma dönmek isterim..işte o istenen boyunduruğa girmemiş ,sarı ,ne genç ne yaşlı  sığır aslında onların katlettikleri peygamberlerin mecazıydı(yahudiler eski putperest gelenekleriyle daima boğaya tapınmayı sevmişler demek ki= neden?çünkü dünya bir öküzün boynuzları arasında dönüyor ya o bakımdan..:) VE yahudiler pek çok peygamberlerini öldürmüşlerdir..oysa ki öldürdükleri Allah ın yöneldiği-kendisine ayna seçtiği ve kendisini temsilen emirlerini dinlemeleri  gereken kişilerdi..  bu bölüme unutmamak için şunu da eklemek istiyorum..hz.İbrahim’in ilk zevcesinden İsrailoğulları oluyor hani..ve hemen tümü hükümran-peygamber…bir tek hz Hacer annemizden İsmail ve ondan da sadece Efendimiz as. dünyaya geliyor..bu bana çok ilginç geliyor..birde esas ilginç gelen:” Ashabım, İsrailoğullarının nebileri -peygamberleri gibidir” diyor ya hani..işte burası tam tefekkürlük bence…sanırım bir ayette vardı ya hani..biz İsrailoğulları na dünya nimetlerini verdik diye.. biz yahudilerle  İsrailoğullarını birbirine karıştırıyor olabilir miyiz ? sevdiğim..?bunu da anlayabilmeyi istiyorum ..bu da bu kadar kalsın olur mu ?…başka…başkaa..çok şey var..ama ben iyi değilim..öbür bölüme geçelim ..dedikodu faslına yani..
tabii yeni tesadüflerimiz var:)nasıl oluyorsa işte takdiri denk:)ben bu kitabı okumaya başladığımda bana bu kitabı ilk veren akrabamın kardeşine  ablam taile gitti..işe bak ki  bu kitabın yorumcusu da egedeymiş..ve ablam orada yaşayan bir baba dostuna  küçük bir ziyarette bulunmuş..ve akrabamız olan kişi onu tektaş alyans sınıfına davet etmesi için ablamı aramış..isim…tel…Gönül Annenin yardımları ile bulmuşlar…ve bir davet..ismiyle müsemma Kamil Amca ,Muhteremleri ve bizimkiler:)……çay içmişler..3 saat vakit geçirmişler..işte iki kız kardeşim bir gün evvel bendeydiler ve mevzularımızdan biri buydu…dün Gönül Anneyi aradım..hata yapmamak için.. O na, ilk andaki hislerini  sordum..kalbim bozulmasın diye…O da, eşi ve kendilerinin izlenimlerini anlattı..buna ihtiyacım var biliyorsun..”masalını bize de yolla “bile dedi:)bir insanı okurken onu da aslında okuyoruz değil mi?aynileşiyoruz..ne yazacağımı bilemiyorum Sevdiğim..ama bir defa daha şunu anladım..aslında en başında anladığım şeyi artık gönül rahatlığı ile yazabilirim…şimdi bu kitap neden feyizsizdi biliyor musun? çünkü o tüm mertebeleri getirip getiriip hep beyne bağlıyordu..yani sadece beyni anlatıyordu..aşkı anlatırken de mürşidinin gönlünü kullanıyordu..yani bunları tevhid edemiyordu..ama benim bir türlü öğrenemediğim  mertebeleri acaip biçimde her halde anlatıp durabiliyordu..oysaki  ben anladığım her şeyi; gönlün –arşı rahmanın yani  insan-ı kamilin gönlünde mertebelendirip anlayabiliyordum..işte burada onla benim tevhidimiz uyuşmuyordu...bilmiyorum..bu bölümü de daha sonra didikleriz tamam mı?
birde kitabın yorumcusu “ hakikat ilmi öğrenildiğinde şeriatın hükmü kalmadığını” yazmış.. o zaman duruyor ve diyorsun ki :ya hz. Peygamber neci?..boşuna mı namaz kıldı,oruç tuttu ve diğer şer-i kurallara kılı kırk yararcasına uydu.. ya hz. Ali..Ali yi sevdiklerini söyleyip, Ali’nin sevdiklerini sevemeyen  bu insanlar alevi değiller ki..sahte onlar.ancak hz Ali gibi hz Ebu Bekir’i,hz Ömer’i ,hz. Osman ı sevdiklerinde Ali kapısından içeri girebileceklerini bir türlü anlayamıyorlar..hz Ali’nin camide şehit olmasını bahane edip camiye gitmiyorlarmış ..hz. Ali  hiç namazını bıraktı mı ?düşünmek isterler mi acaba?demek ki hakikat kolay… asıl zor olan ise şeriatmış…asıl savaş nefis ile tabii ,o bakımdan..onların binalarının da şeriat temeli olmadığı için binaları da yükselemiyor tabii..insan her şeyi bilebilir ama bilmek yaşamak değil biliyorsun..çok az şey bilip onu zevk edip hazla yaşamak , her şeyi  bildiğini sanıp hiç tad almadan öyle gelip gitmekten bin kez iyi bence, değil mi?bazı kişiler var “İLAH-Tanrı yok” diyorlar ama onların türlerine bir bakıyorsun ki ilmini ve cismini tanrı ettikleri kişiden başkasını göremiyorlar…onlara bakınca hep diyorum ki bu ne perhiz bu ne lahana turşusu…baştan ayağa ilimlerinin kuklası olmuşlar..zaten ahir zamanda her şey bilinecek ama ilmi ile amel eden olmayacakmış deniyor ya hani?sanki bunlar onun heykelleşmiş sembolleri..öyle duygusuz ve katı ilimler.. bu benim öğrenim tarzım olmadığı için sana ne kadar şükretsem az..belki bende onlar gibi çook şey bildiğimi sanıp hiç Seni öğrenemeden bu alemden gidebilirim değil mi Sevdiğim..ben tüm cahilliğimle ancak Sana sığınırım..teşekkür ediyorum..
bu  bölüme ekler yapıyorum..geçen  bahar da tektaş alyans sınıfına yeni bir grup gelmişti..kendilerini bektaşi melami diye adlandırmışlar.çok felsefik entel,sanatsaldılar…daha sonra birde yaftalarının içinde alevi de olduğunu öğrenmiştik…önce yemek vardı tabii..ilk defa çok tuhaf bişey oldu..yemeklerin hepsi dondurucudan çıkmıştı ve henüz çözülmemişlerdi..ve kimse sesini çıkartmadı ..yemeklerden hiçbir tat ve keyif alınamadan çoğu da bırakılarak kalkılmıştı..ben daha yemekleri görür görmez demiştim ki “akşamki ders şimdiden belli oldu”..ve Haybabam odasından bir defa bile tüm ısrarlara rağmen çıkmamıştı..selamlamak ve tanışmak için bile ..birbirlerini hiiç görmeden gittiler..derste anlatıcı öyle antik semboller tarihler tüm mistik kitaplardan anlatıyordu ki ,benim hayran kalmamam imkansızdı..tam benim tarzımdı..ama bir şey eksikti işte..o hep kendi rehberinden bahsediyor ve sürekli mürşid olmadığını ima ediyor ve sürekli alt manalarla gelin ben rehberim,  bir ben biliyorum diyordu..bir ara yatsı okundu…görmen lazımdı..o grurp nasıl huşu ile nerdeyse tüm yüzlerinde kocaman bir gülümseme-gözler kapalı ve teslimiyetle  ezanı dinliyorlardı..hepimiz onların bu takvalı hallerine mest seyrediyorduk ve kendimizden utanıyorduk…hayatının tümünü neredeyse ibadet ve riyazetle geçiren, kendine ibadet adına yapmadığı eziyeti bırakmayan bir arkadaşımda habire ağlıyordu..onlar gibi ezan dinleyemediği içinmiş:)..ve sonra bizimkiler namaza kalktılar.. tabii bu bu ehli karizma takvai grup “tıııın “bile demedi..şimdi bunu neden yazdım biliyor musun..hz..Bektaşi Veli bana göre şeriatte çok sert ..mesela bir kuyuya bir damla içki düşse o kuyunun suyu haramdır ve ondan sulanan  otu otlayan  koyunun eti yenmez demiş ya hani..ve şimdikilere bir bak..o bir Pir… Pirlik öyle kolay olmasa gerek değil mi?
birde  hocalarımızdan biri demişti ki: hep melamiliklerinin ardına sığınıyorlar..oysaki melamilik diye bir tarikat yok..o yunusluk misali bir meslek..zaten Nur ul Arabi hz de öyle demiş..bu meşrep dekiler halkın genelde zıttı ile yaşıyorlarmış kendilerini belli etmemek için ya hani…işte demişti ki o zat mesela :”bugün, ben melami mesleğindenim diyen bir adamın herkes gibi olmaması lazım..herkesin yapamadığı bir şeyi yapması gidip Taksim Meydanında kimseden korkup çekinmeden  cübbe sarık namazlarını kılabilmesi lazım..o zaman örtülerinden herkesin şeriat ehli olduğu anlaşılıyormuş..bugünse herkes maşallah tasavvufla ilgileniyor ama hemen hiiç şeriatına giren yok..mesela bugün ben melamiyim diyenin örtünmesi lazım mış..yaaa işte Sevdiğim…yani hep birileri bizi kandırıyor..neden?çünkü biz okuyup araştırıp öğrenmiyoruz..bir adam bulup, neyin nesi kimin fesi araştırmadan peşine takılıp onu ilah edip gidiyoruz..halbuki Haybabam hep derdi ki :”dolar alırken o kadar sahtemi değil mi diye bakıyorsun da, neden mürşidin sahtemi değil mi araştırmıyorsun?”..ona bu yetkiyi veren icazetnameyi görmek en büyük hakkımızmış..dr ların diplomalarını görmüyor muyuz? ..diğer meslek sahiplerinin de..ee o zaman?….gerçi görsek bile bu icazetnameler gerçek mi değil mi anlayacak ilme de kaçımız sahibiz..ehli irfan, adamı görür görmez anlıyor tabii..bizde o idrak ne yazık ki yok.. ve çünkü biz hep başkalarındakine meylediyoruz..aynı cevherin bizde de olduğunu ve bizim terkibimizin ancak bize şifa olacağını hiiç bilemiyoruz…o adamın anladığı kendine…bizim anladığımız kendimize…tevhidin manası tüm değişik anlamlarında  kabulünü  de anlatır..mesela hep diyorlar ki her şey Hak..her şeyi Hak göreceksin..ama Hak makamında kaç kişi dayanıp durabilir ki?hakikatin sembolü hz.İsa bile bir adamın aptallığından kaçmamış mı?ve bizim Efendimiz as..marifet sahibi değil mi?Sevdiğim ben marifeti şöyle anladım bak.Marifet=Ahadiyet ül Cem …tüm çokluğu birlikte seyretme makamı fakat inceliği şu…her eşyaya hak ettiği hakkı vererek adaleti sağlama makamı..eğer bizim anladığımız manada olanı olduğu gibi gör olsaydı ne peygambere, ne kanuna ,ne kitaplara ihtiyaç olurdu değil mi?iki günde birbirimizin gözünü oyar, dünyanın suyuna da kibrit  çakardık ve biterdi..yaaa.. bak, bu konuyu da sonra sen bana, daha anlayacağım biçimde öğret inşallah, olur mu?
en önemli değerimiz akıl yaratılmıştır..akıl mukayeselerle zıtlıklarla ölçüp biçerek anlar..ancak öyle dili ile de ikrar eder yani kelam halinde söyler..ama ya kalp….kalp ne ölçer ne biçer..o sadece anlar ve kalbiyle kişi hep tastik eder..sever.. ve tasavvuf akıl işi değil gönül mesleğidir..bir de hz Kur an da kişilere derece derece hitap ediyor ya hani..işte  bir ayette akledenlere  ve kalp sahiplerine seslenirken bir yerde sadece kalp sahiplerine sesleniyormuş hz Allah değil mi?ama o kalp bizim bildiğimiz kalp değil…farsça da gönül =dil de deniyormuş hani..bu gönül kelimesi ile bizim şu Göynük ü tefekkür ettim geçen ben ve babaannemin olmuş meyveler için kullandığı şu kelime ile bağladım..göynümüş=çok olmuş:)gönül makamı insanın insan olduğu tek yer bence…kamil  mürşid de, müridini reşit kılmak yani oldurmak için gönlüne almak zorunda…Sen demiştin ya hani..o gönle giren bir daha çıkamaz diye..işte öyle bişey işte…aslında ben biliyorum ki tüm varlık o gönlün içinde..ama bunu idrak eden çok az..her şey ,ne olup bitiyorsa o gönlün içinde oluyor ve oradan seyrediliyor..ne girebilirsin ne de çıkabilirsin ..öye deruun ..öyle derun.. ancak yükselebilirsin..
başka Kelebeğim:)şimdi gün ağardı..yeni bir gün daha merhaba dedi..ben birazdan uyuyacağım..ama yazım bitmedi..dün gece Hakimin  tayini çıktı…doğup büyüdüğü semtte Salacağın üstlerinde bir eve geçebilmeyi istiyor..konuştuk..masalıma yazayım mı ?dedim.. “yaz “dedi..belki Sen amin dersin de o da çook sevdiği semtine ve sevdiği kişilere komşu olur ve aminn..şimdi tel geldi kardeşim ve Demirli Hoca..bizim sınıfı masala yazıyor musun? dedi..dersler başlamadı ki dedim..ve kapı çaldı..komşum geldi..geçen masalımdaki ayın evrelerinden çok etkilenmiş..dedi ki :”sen büyük bir namaz kılıyorsun sanki masallarında”…aslında bu onun kendi yüksek idraki..ama bana böyle güzel şeyler duyurduğun için teşekkür ediyorum…hep kendimi yeriyorum ya, bu sefer öveyim dedim..
hep dinlerken ağladığım bir şarkı var Sana onu yazmak istiyorum..Arabi Hocadan mış..müzik ve ses harika ama esas sözler.tercümeler ne kadar doğru bilemem lakin Seni yani İnsan-ı Kamilin gönlünü anlattığı için yazacağım..
bugüne kadar  Ben’im le aynı evde oturan
Can Dost’umu görmezden gelmişim
Dinimin olmadığı şu anda,O’nun dinine tabiyim
Ve artık kalbim….Bütün suretleri kabul eder oldu..
Ceylanlara otlak….Rahiplere manastır…
Putlara tapınak…Hacılara kabe …
Tevratın levhaları…Kur’an ın sayfaları..
Aşk Dini’nin yolundan gidiyorum ben şimdi..
Ne tarafa yönelirse Aşk Kervanı
Aşk tır benim Dinim İmanım…..

(Amina Alaoui-aşk kervanı-ode ibn Arabi)
bu teferruatlarda Seni değişik başlıklar ve değişik mertebelerde seyredebilmeyi düşünüyorum..HER YENİ ALGIMIN HAKKINI VEREREK ALGILAYABİLMEYİ  UMUYORUM..ADALET biz insanlara göre başkadır..Allah ın adaleti  ise tam olduğu gibidir..aynı ezelde nurunu saçması misali sanki..yani kimini nura boğarken, kimine bir huzme, kimine bir güneş, kimine bir ay, kimine bir yıldız, kimine karanlık… ….Ay ın iki yüzü var biliyorsun..ancak Aşk her şeye tahammül edebildiği için;Yaratıcının  aşkı icad ettiğini  ve her şeyi de neden aşkından yarattığını anladım..tüm zıtlıkları birleyen sadece ancak O olabilir..tüm AliCemgiz oyunlarının Senden tezahür ettiğini biliyorum..Seni hala çok tehlikeli buluyorum..hala korkuyorum..ama işte seviyorum..tüm bu teferruatı da Seni anlayabilmek için yazdığımı biliyorsun değil mi? ama kalbimle de hissederek, ürpererek, tüm hücrelerimdeki mıknatısiyetle de sevebilmeyi..Seni tanırsam korkmam severim ya hani..o bakımdan..bir gün bin bir gece masallarındaki gibi masalımız bittiğinde bizimde Şehriyar ve Şehrazat gibi(sanki aklı kül  ve aklı cüz misali)Ne idim? Ne oldum? Ne olacağım? manalı çocuklarımız olur belki.:)çocuklara Sen bakarsın.. ben de bizi yazarım aynen şimdiki gibi..Bizi şimdiden seviyorum…Bizim O  halimizi ise daha çok seviyorum…

 
 
Nur Cihan
17.08.2010
nuralem7@hotmail.com