20 Ekim 2014 Pazartesi

30 (O’tuz) KUŞ ,30 HARF OLAN ÂNKA ‘ NIN RÜYASI MASALI 11

eski yıllardan:masa başında hüzünle oturan ana kız..Ali Ulvi Amca nın kerimesi Sare Abla geliyor.elindeki torbadan iki saat çıkartıyor..birini anneye veriyor..her yeri sax mavisi zeit marka kol saatini de çocuğa hediye ediyor..çocuk mavinin tonunu beğenmediği için mutlu değil,almak istemiyor..Sare Abla diyor ki:sen bu saatin nasıl değerli olduğunu bir bilsen..al bunu..
30 (O’tuz)  KUŞ ,30 HARF OLAN ÂNKA ‘ NIN RÜYASI  MASALI  11

Târık suresi: Bismillâhirrahmânirrahîm
1, 2, 3, 4. Gökyüzüne ve târıka (sabah yıldızına ) yemin ederim. Târıkın ne olduğunu nereden bileceksin? (O, karanlığı) delen yıldızdır. Hiç kimse yoktur ki üzerinde bir koruyucu, bir denetleyici bulunmasın.

5, 6, 7, 8. İnsan neden yaratıldığına bir baksın! Atılan bir sudan yaratıldı. (O su) sırt ile göğüs kafesi arasından çıkar. İşte Allah (başlangıçta bu şekilde yarattığı) insanı tekrar yaratmaya da kadirdir.

9, 10. Gizlenenlerin ortaya döküldüğü günde insan için ne bir güç ne de bir yardımcı vardır.

11, 12, 13, 14, 15, 16, 17. Dönüş sahibi olan (yağmur yağdıran) göğe, (nebat ile) yarılan yere yemin ederim ki Kur'an, (hak ile bâtılı) ayıran bir sözdür. O, asla bir şaka değildir. Onlar bir tuzak kurarlar, ben de bir tuzak kurarım. Kâfirlere mühlet ver, onları biraz kendi hallerine bırak (pek yakında desteğimiz sana gelecek).


Bir var mıış bir yok muuşş. İlla La olalı yokmuş.. karanlıklar içinde bir ışık olan TARİK karanlığı delip, açığa çıkarak aşikar olmuş.. karanlık kendi içinden çıkan aşkın ışıkla kendisini bilip, kendini ışıkla seyre başlamış…ışık karanlığa tutulup; nar-ı nur suda yanıp, ikisi birleşmiş.. sular kararır..kabz. ve âsâ suyu olan; hazine-i 7 genci bekleyen, haznedar kundalin yılan yolu huzurla uyur… içindeki ışıkla oynaşan karanlık mağaradaki 7 uyurlar olgunlaşıp, kemal bulup uyansın diye, bu defa da mağaranın içine zıt kutbun kıskanç ışığı vurur... çünkü içeride neler oluyor 2. eş bilmek ister J.. ve engereğin kuyruğundaki çan sesi çalar.. tüm hücreler büyük bir korkulu dehşetle ölerek uyanırlar. Kıyametleri kopup uyanan 7 uyurlarsa  dış dünyaya çıkarlar….geriye döndüklerinde, tam teslimiyetle uyurken  var olmanın ve varlığa nüfus etmenin erdemini anlayıp, yine uyumak için dua ederler ve mağara yine karanlığa , karanlığın içindeki ışıkla zevkusefaya ,her dem hazza devam edegelir - edegider....


MASONLAR VE DERVİŞLER KİTABI
FETA "gençlik, kahramanlık, cömertlik"; dostların kusuruna bakmayıp herkesle iyi geçinmek ve herkesle barışık olup, sofrasında yemek yiyen müminle kâfir arasında ayırım gözetmemek, insanlara eziyet etmekten kaçınıp bol bol ikramda bulunma gibi yiğitlik ve mertlik anlamındadır.. mesela hz İbrahim bir FETA dır..Kehf suresindeki gençler FETA dır. peygamberimiz bir FETA dır ve AHİ kardeşim deyip kendisine seçtiği FETA hz Ali kv dir..

*bir belde nin fethedilmesi ki; bu ülke olur ,insan olur hiç fark etmez. oraya giren sultanın, o ülke bedenini yerle bir ederek öldürüp, kıyametini kopartması ve o sultanın kendisiyle, o belde-i vücudu kendinde diriltmesidir .böyle feth edilen bir yer artık daima islamdır..O VÜCÛDUN HAKİKİ SAHİBİ DE O ‘DUR.


*"Ulu peygamberlerden 17 büyük peygamber şedd kuşanmıştır: 1. ADEM :cennetten çıktıktan sonra beline asma çubuğu sarınmıştır..2.Şit, 3.İdris, 4.Nuh, 5.İbrahim, 6.Yakup,7.Yusuf, 8. Davud,9.Şuayb, 10.Musa, 11.Yuşa,12, Salih,13.Hud, 14.Zülkif,15.Zekeriyya,16.İsa,17.Muhammed (aleyhisselamlar)


Allah buyurdu ki "şakird"(öğrenci )olmayınca bu ilim tahsil edilmez. Şeriat hz Muhammed'den tarikat hz Ali'den öğrenilmiştir.
ve Allah'ın emri ile Cebrail Tac-ı Saadet ve Hulle-i Selamet ve Kemer-i Gayreti getirip Miraç gecesi Harem-i Kabe'de Hz Muhammed Mustafa'nın belini bağladı ve o gece beraberinde alıp Miraca çıkarıp, Allah'a götürdü.”

FÜTÜVVETNAMEDE AHİLİK: AHİLİK KURUMU hz Ali'yi temel alır. Hazreti MuhammedAli'ye "Sen benim yoldaşımsın, ben Cebrail'in yoldaşıyım , Cebrail de Allah'ın yoldaşıdır" diyor. Sonra Salmân-ı Fârisî'ye Ali'ye yoldaş olmasını söylüyor. Salmân-ı Fârisî'de Ali'nin elinden tuzlu su içerek ona yoldaş oluyor. Bundan sonra Peygamber MuhammedHazreti Ali'ye: "Ya Ali ben seni tamamlıyorum ve olgunlaştırıyorum," diyerek şalvarını giydiriyor (hizmette ustalık ünvanı olan şedd –peştamal-önlük)  ve beline bağlıyor. Bu tören eski  islam tasavvufundaki temel tarikatların olmazsa olmazı imiş. daha sonra ise bu şedd’e ek olarak tesbih, takke, destar, hırka, post eklenerek derviş çeyizi geleneği sürmüştür.

tasavvuf aslında maddenin ardına geçmek, batınılik sanatında üstad olup, maddeye simya ederek olaylara hükmetmek de demektir. bir anlamda devletin en derûni âli yönetim kademesinin yetiştirilme siyasi örgütüdür... fütüvvet ; sanatkar, zanaatkar, siyaset, ilim, askeriye vb gibi tüm ilimleri tek bir kurum altında toplayıp, kişinin rabbi has esması kabiliyetine göre tam potansiyel nakşedilerek, yetiştirilme sanatıdır.. eskiden, bu kendini bilme okulları olan tekke zaviyeleri bozulmadan evvel oralarda gerçek adamlar yetiştirip; o adamları adam gibi iş yapsınlar, adam gibi memleketi ,aileyi, işleri idare etsinler diye tam kapasite yetiştirirler ve lazım olan diyarlara, onları da uyandırıp insan yapsınlar diye gönderirlerdi.. ne yazık ki şimdi yetişen adam gibi adam neredeyse parmakla gösterilecek kadar bile yok?!.o yüzden de insan olmayı düşünmeyi akıl edip,  “BENİ İNSAN YAPIN “diye kendini bilme okuluna gitmek isteyecek kimse de ne yazık ki pek yok (olanlar var olduğunu çok şükür ki biliyorum amma onlara nazar değsin istemiyorum .selam çocuklar J) ..


Ahilik ilk kurumlaşmasını  Abbasiler devrinde  yapmıştır.. bir Türk mutasavvıfı olan Ahi Evren’de  Bağdat'da derviş iken fütüvvete girmiş ve bu tarikatte yetişip, öğrendiklerini Anadolu Ahi teşkilatını kurarak uygulamıştır.. böylece tasavvufta iş ,emek,özgürlük ilk defa birleşmiş. usta, kalfa, çırak hiyerarşisi kurumlaşmıştır.. bektaşi tekkesinde biat törenine dahi bu seremoniyle girmiştir ki, halk ait olduğu yolu bilip, yola ihanet etmeyip, birliğin hayrına çalışarak yaşasın tarzı, ancak  türklere bu şekilde sevdirilerek  kabul ettirebilmiştir... birimiz hepimiz için, hepimiz birimiz için ayna olalım. kim başarırsa ona ,onun nezdinde yola devam edelim süregelmiştir..

*AHİ
=hintçe yılan,arapça kardeş demektir.. EVREN= kainat…kanatlı ejder yılanı olan simurg ANKA olma sanatına sahip-simyager ejder bilgesi demektir.. sürüngenden göklerin melekütüne eriş..


Anadolu o esnada bir imparatorluk hayali peşinde olan manevi erenlerin istilasına uğramıştır..onların tek gayesi vardır; Peygamberimiz(sav) müjdesi fethi gerçekleştirecek olan Türk milletine ellerinden gelen her desteği vermek (bu fetih her sahabenin, her Müslümanın en büyük hayalidir.. pek çok kişi KONSTANTİNOPOL  fethedilirken şehit olabilmek için bu topraklarda can vermiştir). Ve Devleti Âli nin yeryüzünde bir benzerini kurma işine elbirliği ile girişilir..


şimdi, hatırladığımız kadarıyle o devrede anadoluyu mayalamak için gelen giden ve birbirleriyle haberleşenlere bir bakalım mı? mesela  Muhyiddin Arabi Konya’ya gelir ve bir türk olan Sadreddin Konevi’nin annesi ile evlenerek bu mücevher çocuğu bizzat yetiştirip, Malatya'ya geçer.. Türkmen Kocası Hoca Ahmed Yesevi ise kendisine emanetli hz Hüseyn’e ait olduğu söylenen siyah postu(Hızır postuHacı Bektaşi Veli’ye Kırşehir’e yollamıştır.  Horasan’dan gelen melamet erleri; Rumelinde (ANADOLU) o müjdeli çağa gelindiğini bildiklerinden, tüm bilgileri ve doğuda edindikleri tüüm hazineleri bu Rumeline, Çin’li sanatkarların işlediği duvara aynalık yapacak RÛMİ erenlerinin diyarına aksettirmeye başlarlar... Bahaddin Veled; oğlu ve müridi olan Mevlana Celaleddin ve müridi ve Mevlananın babasından sonra mürşidi olan Seyyid Burhaneddin Tırmizi ve sohbet şeyhi Şemsi Tebrizi.. Taptuk Emre, Yunus Emre .. DAHA NİCELERİ.. böylece ilim Çin’de de olsa alınız gerçekleşmiş, islam tasavvufu ile kadim uzak doğu tasavvufu birleşerek tüm dünya insanlarının hücrelerine işleyecek inceliğe getirilip, vitrine çıkartılmıştır…


ahilerin ve masonların en önemli sembolü olan ilk  ŞEDD-İ hz ŞİD icad etmiş ve oğlu hz.  İDRİS’e -Enok (sümer)- Thot(mısır)- Hermes’ e(yunan) hizmet kuşağı takmıştır....


Turuk u ÂLİ DEVLETİ de AHİLİK ve FETA TEŞKİLATI dır..bu tesbihi âli yolunun imamesi altın ışıklar içindeki nur olan tek gerçek melamet eri âhi Muhammed Mustafa (sav) dır.. bu yönetimin yeryüzünde gölgesi olarak kurulacak olan Devleti Âli Turki’ nin de kuruluş meşreb tarikatı yine fütüvveti ahilik olarak seçilmiştir. çünkü sürekli göçen , oba oba dağınık kavgalı beylikler halinde yaşayan bu hırçın şamanik inançlı savaşçı milleti; tek bir millet, tek bir bayrak, tek bir din altında toplamak için evvela onları yerleşik hayata ehlîleştirerek geçirtmek lazımdı.. ve şimdiye dek kimse türklerde bunu başaramamıştı.. oysa islam tasavvufu ahilik kurumu bunu kökten halletmiş, saraya, orduya, esnafa ve ailelere nüfus edebilmişti.. kabalıkları ,vahşilikleri ile herkesi korkutan barbar türkleri ise, Devleti Âli Osmanoğulları adıyla asırlar boyu sürecek incelik ve zarafete mahkum etmiş ,dünya gezginlerini büyülemiş ve onların yazıp çizdikleri eserlerle de Avrupa’da Osmanlı türki hayranlığı moda akımını başlatmıştır.. 


taaa ki yy evveli, Türkler ellerindeki hazineyi masonlara devredene dek bu zarafet ve merdü hüda erliği sürmüştür..ne zamanki haçlılar ile Kudüs’e giren Avrupa’nın en sefil hırsızları geri dönmeyip burada kalmışlar ve tekkelerde seyrü sülük görüp ,tüm mana bilgileri ile birlikte Kudüsü soyup soğana çevirip ülkelerine dönmüşler ,işte o vakit ilk masonlar da teşkilatlanmaya başlamışlardır.. bugün Amerika,İngiltere ve Fransa ahiliğin aynı olan masonluk teşkilatı ile tüm dünyayı yönetmektedir ve tüm icadlarda bunların yetiştirdiği dervişlerce olmaktadır..günümüzde de bizim uyuyan devletimiz hele şükür ki uyanmış; aldığım bir duyuma göre de, ahiliği kendi özel iç denetiminde yine eskisi gibi uyandırarak, bugünkü siyasi başarıları elde etmeye başlamıştır…ve ahilik yine devletin meşrebi olarak iş başı yapmıştır
J..


yani türklerdeki yiğitlik ve mertlik cevheri islamla süslenip inceltilmiş, ham taş mücevhere dönüşmüştür.. buda, tüm ahi Bektaşiler ve onların kopyasının negatif versiyonu olan masonluktaki en büyük hedeftir. ham taşın mücevher olup; daha da incelerek o cevherin ruhunu, o cevher ruhunun enerjisini ele geçirme ilmi, yanii simya-i kimya. Yani manayı maddeye ,maddeyi manaya dönüştürerek olaylara hükmetme siyaseti.. sırrı âli..

*fütüvvet ve mürüvvet' se; adamlık, erlik ile gelen hak erenlerin lûtfu  ihsanlarına denmiştir.. zira el emeği, alın teri ile kazanılan her şey değerlidir, bereketlidir, helal ömürlü yani sonsuz getirilidir. .o yüzdende başı fütüvvet sonu ihsanı mürüvvet denmiştir..


İşbu, elinin emeği ile toprağı işleyerek yaşamak isteyip, medeniyet denilen şehirleşmeye adım atılmış, lakin, bu defada toprak mülkiyeti feodalizm  başlamıştır. sürekli bir yerden bir yere göçen türk kavimleri hayvan sürüleri için otlatacak yer bulamıyor, daima çatışma çıkıyormuş.. yerleşik hayatı sevenler olduğu gibi, göçebelikten vazgeçemeyenlerde  varmış.. aşiretlerdeki binler senedir halen devam eden –sen yöneteceksin ben yöneteceğim kardeş kavgaları- mal canın yongası toprak savaşları yüzünden günümüzde süregeldiği gibi, o devirde de dirlik düzen  hiç kalmamış..

Bizans’ı fethedecek bu Aziz Milleti  İbrahim’i, en az o seviyede ileri maddi manevi gelişmişliğe götürecek tek bağlayıcı ve birleştirici kurum ise fütüvveti ahilik olacakmış..


böylece, tasavvuf sayesinde, şamanlıktan bir türlü vazgeçip tam İslamlaşamayan türkler, yavaş yavaş her yanda açılan kendini bilme okulları ile her koldan idraken ve sanatsal olarak başlarında KAM ‘ları ile yükselmeye başladılar J.. bunu en mükemmel yapanlarsa alperenler olup, fethedilecek topraklara ön keşifçi vitrin aileler olarak gönderilir. bunlar parmakla gösterilecek güzellikte ve her konuda tam donanımlı yetkin fütüvvet adamlarıdır..


ve tekkelerdeki komin hayatsa yerleşiklik gerektiriyordu.. imece usulü kardeşlikse esastı.. edeb denen eline ,diline, beline hakim olmaksa zirveye çıkmıştı..göçebe şaman türklerin en vahşi olanlarını İslamlaştırıp, şiilerrin elinden alıp  sünnileştirebilmek içinde, onlara tasavvufu daha bir efsanevi- eski mitolojik öykü elbiseleri giydirerek sundular.. bugün hala bu öykülerden vazgeçip gerçek islamı ne yazık ki ne öğrenmek, nede tanımak istiyorlar.. onlar hala kan davası ve anaokulu çocukları misali efsane peşindeler.. oysa tekamüller ilme kaymalıydı ..bilime yükselmeli ve o maddeye dökülebilmeli ki; bugün bu seviyeye sadece ahi mason dervişleri tekamül edebilmişler ,islam tasavvufi ahiliği ise hep manada kalmıştır (belki de sıra onlara geçmişti ,bilmiyorum
J) ..

günümüzde kadim mana ilmini bize, beyaz perdeden, sanal alemden, cep telefonlarındaki facebook konuşma baloncuklarından birebir rabıta olarak yaşatan bu insanlar, bu ilmi çalışarak mı kazandılar sanıyorsunuz ?!.o ilim zaten taaa en baştan beri vardı. onlara açığa çıkartmaları için izin verildi o kadar.. şunu unutmayın ki; asla böyle ilimler  ne çalışarak öğrenilir, nede icat edilebilir..müslümanlar çalışmadıkları ve gayret etmediklerinden tüm hazinelerini haçlı denen =hem maddede hem de manada  hırsız olan masonlara; Osmanlıya ilk mason asker paşalarının gelişi ve onları Galata mevlevihanesinin kabulü ile, hilafet dahil ,her ilmin yetkisini çaldırttılar. inşallah yakında geriye alabiliriz. amin..


Milleti İbrahim misalidir Türk Milleti..
bir uyanıp doğrultsa Ejderi
 Asayı Turuk u A’'li gibidir Türk Milleti….

AMAZON KADINLARIN ANADOLU DEVAMI olan AHİ BACIYAN-I RUM(Anadolu kadınlar birliği) TEŞKİLATI; Hacı Bektaş-i Veli nin bir müridi olan Fatma Bacı isminde tasavvuf ehlinin kurduğu bir kadın teşkilâtı'dır. Bu kurum kadınlar arasındaki yardımseverlik, konukseverlik, doğruluk ve merhametin gelişmesine, türk dilinin, türk kültürünün ve islam anlayışının kadınlar arasında yayılmasını hızlandırmıştır. ahilikte erkeklere ''eline-beline-diline sahip ol'' öğüdü verilirken, bâcıyân-ı rûm teşkilâtın da kadınlara “aşına-işine-eşine sahip ol” öğüdü verilmiştir.


OĞUZLAR:(*OK-UZ=vahyi bilgi alan bir peygamberi olan halk ,(* öküz) OĞUZ boyu KAYI aşiretinden Osmanoğulları bu iş için seçilir ve bir ahi şeyhi olan Şeyh EdebAli tarafından, kendi soyunu onun soyuna katıp bizzat yetiştirilir… mürüvvet, fütüvvetin esasıdır.. mürüvvetse fütüvvetin sonudur… böylece kurulacak olan Devleti Âli Osmanoğulları yönetimi  ilk baştan, tasavvufi MANEVİ fetih ile kurulup döllenmiştir. o tohum koca çınar olup, MADDİ MANEVİ FETİHLERLE NİCE DAL BUDAK SALMIŞTIR…



Oğuzlara Araplar Guz, Bizanslılar Uz, Ruslar Torki derler. Oğuz Kağan Destanı'nda; 24 Oğuz boyu önce iki kola (Bozoklar ve Üçoklar) daha sonra Oğuz Han'ın 6 oğluna ve son olarak da onların 4 oğluna ayrılır.. batıda Göktürk Devleti'ni (6.yy) kurarlar.bu devlet zayıflayıp Çin karşısında çöküp, 745 yılında İkinci Doğu Göktürk Devleti de yıkılınca, batıya ve Çin'e göçmüş birçok Oğuz Boyu da Ötüken'e geri dönerek, Kutluk Bilge Kağan'ın kurduğu Uygur Devletiyle birleşir..  Altaylar'ın batısı ve Tanrı Dağlarındaki Oğuzlar ise, Gök Türklerin batı kolu olan Türgiş- Türkeş Kağanlığına bağlı olup, 760'da Karluk boyunun kurduğu devlete biat ederler.  10.yy ‘da Hazar Denizi doğusunda Oğuz Yabgu ile ilk devlet kurulur. 1000 yılında Kıpçaklar’ın yıktığı bu devletten sonra Oğuzlar ikiye bölünür.. bir kısmı kuzeye giderek bugünkü Kırım, Kazak, Bulgar ve Tatarların atası olurlar; bir kısmı da Selçuk bey önderliğinde güneye inerek islamiyeti kabul edip, Anadoluya fetihler yaptılar ve islamı yaymak için çalıştılar..

*KAYI: kayı kelimesi; ‚muhkem, kuvvet ve kudret sahibi‛ demektir. Kayı boyunun damgası, iki ok ve bir yaydan ibaretti. Oğuz Han oğlu Gün Han oğlu Kayı'nın, bu boyun ceddi olduğu söylenir.



HU…HÜVE..ESMA-İLAHLAR-TANRILAR MİTOLOJİSİ SANAT TARİHİNDE HARFLERİN SEYRÜ SÜLÜĞÜ

“20-TAHA suresi: 5 - O Rahmân (kudret ve hakimiyyetiyle) Arş'a istiva etti-hakim oldu.
6 - Bütün göklerde olanlar, bütün yerdekiler, bu ikisinin arasında ve toprağın altıda bulunanlar O'nundur.”

ŞIN HARFİ.. harf değeri 300..  BİR CİSMİN TA SOYUTİ ALEMDEKİ”  İLK NEDEN “ AŞK HALİDİR
 ARŞ kelimesindeki ŞIN harfi aynı zamanda kendinden evvelki  *AYIN ve *RA harfini de içinde barındırarak  İLM-İ  İLAHİ de bizler birlikte vardık der.. ve biz eşya ilimleri; bu gizli hazine RA gücü enerjisi ile  SÂD  SALLİ  ÂLÂ =maya-i tohumu  AŞK-ı Muhammed’den, ARŞ  AYNASINA  AKS ETTİK..

İki III harfli kelime olan AŞK,ARŞ..  aşk  arş’ta tezahür eder..  yere göğe sığmayan Allah Teâla bir mümin kulunun kalbine aşk ihsan ettiğinde, orayı kendisine arş ilan eder ve kürsüsünü de o aşk mabedi olan kabe-i ûla gönüle kurar. saf bir kalp aynası, yaratıcısının kendisini görmek ve bilmek istediği tek yerdir. sadakat sabırla sınanır ve aşk çok kıskançtır.  aşk tek kişiliktir. o yüzden aşk-ı celali de daima kerbela vardır. .Arş bâst’ ta sudur amma , aşk-ı kabz’ da  kendisine susuzdur…ve aşk kendisinden hiç usanmaz.  aşk kendisine aşıktır. aşk kerem kılıp, kendisini yine kendi aslı’nda seyreder..

ve şın insana şeytanı da çağrıştırır..  şeytanın ve dervişin ve şükrün ebced hesabı ise 520 (7) imiş…


ben Aşk’ın çocuğuyum ..benim Anam AŞK” der, mesela hz Mevlana…

Süleyman Çelebi ise  mevlidi şerifinde şöyle der ;
Allâh adın zikredelim evvelâ / Vâcib oldur cümle işte her kulâ
Allah adın her kim ol evvel anâ / Her işi âsân eder Allah anâ


hepimiz -her an – salatı daim olan bir AŞK ÜZERE VARIZ.. buda bizim hızına  ve yapısına asla akıl sır erdiremeyeceğimiz RAHMAN’IN NEFESİ HUUU ile OL’ maktadır.. hakikatte bizler; yediğimiz gıdalarla değil, hava-i nefes ile besleniriz..  hepimiz, nefesin enfes birer zuhurundan başka bişeyde  değiliz..


ve herkes anlasın anlamasın; tüüm cehaletleriyle  o alay ettikleri HUUCU üfürükçünün ta kendisidir.. ve bilsin bilmesin her hücresi her nefes de sadece Yaratıcısının HUU ismini zikreder.. hem de her haltı işlerken dahii. .yaaa…hepimiz HAY ve HU  adındaki 2 nefeslik salatı secdenin içe alma ve nefesi dışarı verme, giriş ve çıkış-itme ve çekme eyleminin maddeleşmiş çocuklarıyız değil mi?.. nefesimiz bir kesilse hayatta biter, varlıkta değil mi?...
demek ki neymiş  ŞIN HARFİ , her derde tek deva olan AŞK mış AŞK…

Şûra da Şira da 
Aşk’ın azaları var
Yüce konseyin kutsal Sâkiye Sidurisi
Kadehleri çevirdi bu gece
Hazine-i genci kendi eliyle içirdi bu gece


HURŞİD’İMDEN MÜRŞİD’İME BİR TÛTİNİN GÜNCESİ

Merhaba Sevdiğim ve Merhaba, nasılsın? Beni özledin mi? bence özlemedin ama dedikodularımı merak ettin..ewet öyle.işte geldim. henüz kavuşmadık..artık kavuşma ümidim olmadığından sanırım sık sık durmaya başladım.durdu kadınla duran adam olarak öylece bekliyoruz ya hani bazı bazı..hadi Sen duruyorsun da, neden benim saatimi de durduruyorsun hiç anlamıyorum..ve senenin belli dönemlerinde o karenin içine hapsedilmem gerektiğini de artık öğrendim..bunu neden yapmak lazım bir onu öğrenemedim ki, sanırım vakit ham dersin yine J..


Sevdiğim Seni çok özledim. ve üst bölümleri, sadece alıntı oldukları için çok zor yazdım her zamanki gibi.. alıntılı bölümlerden nefret ediyorum.ama bir şey bilemediğim için kopyala yapıştıra mecburum..onları ne okuyabiliyor, nede su gibi akarak yazabiliyorum.. bana çok sıkıntı yapıyorlar..ama kendi yazdıklarım ruhumu ve ellerimi kanatlandırıyor.


Aslında inadımdan Sana ait tek kelime yazmayacaktım amma şimdi, her şey değişti..kalbim Sen diyor ve ellerim klavyede uçarak Sana,merakla okuyan gözlerine uzanarak dokunmak istiyor.beni özledin şimdi değil miJ? gözündeki yaşı silmemi ister misin ? öptümm..bence hala beni seviyorsun …ewwet. öyle.. biliyorum..
Şimdi gelelim Sensiz zamanlarımda neler yaşamışım kaydetmeye..

25 eylül Perşembe.. masal sabahım .hayalimde masmavi bir denizin üzerindeyim.sağ ayağımın başparmağının üzerinde dimdik duruyorum.sol bacağım dizden kırık ve sağ bacağıma yapışık.böyle denizin üzerinde nasıl durabildiğime çok hayret ederken, aniden dönerek sema etmeye başlıyorum. her turda denizdeki dairem genişliyor..

26 eylül Cuma.. bugün bir masal çocuğunun tavsiyesi ile the giver –verici-seçilmiş  filmini tabletimden izledim.. her şeyin bembeyaz olduğu o okulda vazifeler dağıtılırken inanılmaz ağladım Sevdiğim.. Sana filmin konusunu kısaca yazıyorum bak. .bundan yüzlerce yıl sonra insanlar, duyguların, yani, kalbin insan doğasına zarar verdiğini düşünüp, kalbe ait her şeyi hayatlarından çıkartıyor ve sadece beyin tanrısının hizmetine giriyorlar. . önce renkleri kaldırıyorlar. Her şey siyah beyaz. başka renk yok.. böylece ırklar ve seninki- benimki daha güzel, daha farklı kavgası da yok. aşk- sevgi yok. yasak. bir yerden yenidoğan  bebekler geliyor. şartlara uymayanlar yok ediliyor. ölüm ve kem söz yok, yasak. ama ölüm ve kötülük aslında var..sadece  insanlara bunlar gösterilip öğretilmediğinden var olduğunu idrak edemiyorlar..insanlar robotlaşmış. hatıraları genlerinde uyanmasın diye de her sabah aşı olmak zorundalar.. işte bu mezun olan çocuklardan, kayıt dışı olan, en seçilmiş çocuk hatıra toplayıcı olarak seçiliyor.çünkü her şeyi toplayan camii esmasına o haiz de ondan J..ama bu en zor dersi şimdiye dek başaran hiç olmamış… sonu ölüm!?.. veya yeniden başlamak?!.. ve insan daima renkli-farklı olmayı nedense seçiyor ki, filmin püf noktası da bence bu…


Sonra..geçen masalımın ertesi günü kapağında sorun olan laptopumu tamire verdim.. bataryası da yenilenecekti..(tam üç hafta sonra onu tamir edilmemiş halde geri alabildim. istedikleri  fiyat 600 tl çoktu..şimdi kapağı şeffaf bantla yapışık ve hala çalışıyor. belki canım isterse yine yenisini alırım J) ..

ve kaldığım yerden taberi tarihime gömüldüm.. uzun zamandır hiç kitap okuyamıyordum.. oo. peygamberimizin dünyadan ayrılışı, ilk halifeler, olan bitenler ve bir köşede oturan hz Ali.. okuyor okuyor ve karmakarışık oluyorum. sanırım yine ölüme çok yaklaştım. yaşamak istemiyorum. çok ağlıyorum ve sabrın bedenlenmiş haline inciniyorum.. ölmem lazım. bu cani dünyada, haksızlıklara sabretmek için yaşamaya mahkum olunmasına kızıyorum. neden hala ölemediğimi çözemiyorum.. Sevdiğim, bilir misin ben kendimi bildiğimden beri hep ölmek isterim nedense..o kadar ölümü sevmek ama burada mahkum olmak ne acaip bir bilsen.. sanırım buraya gelmeden kendi kitabımı okudum ve asla Sana ulaşıp kavuşamayacağımı ve bu turdan da elim boş döneceğimi anladım J..bari vakit çabuk geçsin diyor da olabilirim..


3 ekim Cuma.arefe günü.. sonra 4. Son cilde geçiyorum.Kerbela..herşey dağılıyor. ağlıyorum. ağlıyorum. çok kırgınım. bunu ne kabul edebiliyor nede anlayabiliyorum.. iyi değilim..Sevdiğim.. Sen olmasaydın ben aynı ehlibeyt aşığı Hüseyin amca gibi asi olurdum biliyor musun.bu şey galiba ondan bana geçti..yine hepsinden nefret ediyorum.. aslında Sana neler yaptıklarını tek tek şikayet edecektim. oysa şimdi susmam lazım..belki bir dahaki masalımda ahileri ve bu konuyu tekrar edebiliriz..


*bugün vakfeye duruldu..ikindi sâlâtı. salatta ilk defa aniden durduğum yerde yine dönmeye başlıyorum.. tavafı hissediyorum.. kendimi bir defa salıversem, kontrol etmesem ne olur bilemiyorum.. korkuyorum. ya geri gelmezsem.. dönmek çok zevkli. böyle için bomboş hissediyorsun..sen yoksun. zaman yok. bomboş bir dairede dönen bir topacın olmayan ipi var ..çoook zevkli.. dünyanın manyetik kutup alanında sanırım bir şeyler oluyor Sevdiğim.. bilmiyorum.. ama orta ve güneydoğu yine çok karıştı bugünlerde.. onları okuduğum taberi tarihindeki yaptıklarından dolayı affedemiyorum. sanırım hep kavga edecekler.. belki de ıslah edilirler. bilmiyorum..

4 ekim cumartesi kurban bayramı..
5 ekim Pazar.bayramın ikinci günü..uzun ama çok uzun yıllardır ilk defa eve yeni kurban eti geldi..dereotu oğlum, eti kendisi işlemek için istemiş.. tezgahın üzerine malzemelerini bırakıyorum. Aniden masa üzerindeki naylon poşete dokunarak ona ne yapacağını söylerken ,ellerim sanki Kabe’yi selamlar gibi havaya kalkıyor ve öyle kalakalıyorum.. çocuklar hemen anlıyor: ”anne çabuk buradan çık,sen et pişiriyorsun ama ne oldu?”  diyorlar.. çıkamıyorum ki!. öyle kalakaldım. ellerim  havada, gözlerim kapalı diyorum ki “ ama bu canlı,çok sıcak” ve biranda yüksek sesle ağlamaya başlıyorum..her şeye maydanoz kızım,  gözlerim kapalı, ellerim havada  bağırarak ağlayan beni sırtımdan iterek döndürüyor ve “yürü” diyor ve salona getirip bir koltuğa bırakıyor J..niye böyle oldum anlamıyorum Sevdiğim. o sıcak ete poşet üzerinden dokununca mahvoldum.. orada gözlerim kapalı; Haybabam etleri parçalarken ”Babaaaa!! Babaaa!! yapmaaaa!!!! “diye paramparça çığlıklar atanı hatırladım ve sabahı, Evvelzamanımın dileği ile bir rüyaya bir kurban parası sadaka verişimi de tabii..her mahalleye bir kasap lazım  ya hani,işte o kasap senin baban olmamalı!! bu arada dereotu oğlum en yüksek sesle açtığı mehter müziği eşliğinde et tahtasına korkunç darbeleri büyük neşelerle indiriyordu….biz gerçek saf türk ailesiyiz?!...Allahım yaaa!!


7 ekim salı..bayram ziyareti için Orhun amcadayım..oo kimler geliyor.. kitlesani basımevi ailesi ile kara gözlüklü tanıdık bir derviş…ilginç ve güzel bir gündü..ÂMÂ OL’AN giderken bana diyor ki.. her şeyi öğreneceksin ama ne zaman? Öğrenmek istemediğin zaman o sana gelecek J…kitapçı aile bizi özel meşk gecelerine davet ediyor..hanım ısrarla beni de istiyor..(kıskanmak yok )



13 ekim pazartesi..
kızlarla bu yılın ilk tasavvuf dersine başladık..onlar yeni bir kitap okumuşlar.masada birlikte enerji topu yapmaya çalıştık J ben hiçbişi hissedemedim. mavi nokta resimli kitabı okuyanlarsa hissetti. sanırım ben mavi güneş yüzünden temkinliydim, hiçbişi olmadı J…Gülsüm nefes tekniği dersi aldığından, ilk öğrencileri ve denekleri olarak biz, bu sene ona öğrenci olacağız. en başarısız benim. bunca kilo ile hoplayıp zıplayamıyor, sigara içtiğim için nefes alamıyorum.. ve günde 1 lt den fazla şekersiz türk kahvesi içtiğim içinde beyni felç olmuş bir bağımlıyım nefescilere göre.. kafein yasakmış J..hıım.ben ek kontenjan talebesi olduğumdan bana her şey serbest tabii J ..



bu gece taxi çağırıyorum.Orhun amca ve hanımını da alıp ,dooğru Cerrahpaşa da ahşap bir konağa gidiyoruz..az sonra kara gözlüklü adam ve hanımı ve yabancı talebesi de geliyor. bir kaç kişi daha var..ev sahibimiz ve torunu aniden hastalanmış. alt kattalar. Yeni serum takmışlar .
J..Sevdiğiim. çok ayıp bence…ev sahibem Şam kökenliymiş.ayağa kalktığımda vitrinde bir resim gözüme çarpıyor:” bu kim?” diyorum.”Arabi” diyor. “fotoğraf çekebilir miyim?” diyorum..”içeri gel,daha büyüğü var,onu çek” diyor.aa..fotoyu önüme koyuyor ve ellerimi aniden kulaklarıma bastırıyorum.."ben O’nun kızıyım” diyen; bana O’nun arapça virdini veriyor ve “ben sana izin verdim, bunu oku” diyor J..ve hepimize Kerbela toprağından yapılmış tesbihler dağıtıp, oradan getirdiği sudan ikram ediyor.. bu hediyeleri geçen günkü ağlamalarıma oradan gelmiş bir jest olarak kabul ettiğimi sanırım söylememe lüzum yok Sevdiğim…az sonra kara gözlüklü adam udu çalmaya başlıyor, Semerkant bendir vuruyor ve yabancı hukukçu ney üflüyor ve meşk başlıyor..


16 ekim Perşembe..bu rüyamı yazmıyorum Sevdiğim.sadece bana yardımcı ol diye yarımay olmaya ramak kalmış bir lacivert taşı ve ehlibeyt arasındaki bağı sormak istiyorum?!!


17 ekim Cuma sabahı..hayalimde ekrandan akan yazıları görüyorum.. AHFA yazıyor..ama ahfa kelimesinde bir iki harf değişiyor ve aslı öyleymiş, yazarken anlıyorum.. uyanınca yine hepsini unuttum.  bunlar nedir Sevdiğim?.tasavvuf sözlüğüme baktım ve ben o hale uygun biri hiç değilim, acaba ne demek istedi ruhum bilemedim?!


20 ekim pazartesi ..Sevdiğim mademki Sen beni özledin ve Sana hala yazmamı diliyorsun ,o halde sıkı dur!! yazmak istediğim şeyler için yine asla kızmayacaksın olur mu ? lütfen..unutma bana söz verdin..ne dedin hatırla!. Kurt’a yem olmak isteyen kuzucuğa bakarak:” BEN SANA ZARAR VEREMEM ,SENİ ANCAK KORURUM !”demiştin değil mi?!


Sevdiğim, lütfen kızma. geldiğim yer bunu icab ediyor..geri dönemem.. biliyorsun ki ben geriye dönüşü olmayan sonsuz bir yola Senle çıktım.Sen benim emanetçim ve rehberimsin J.ve bende Senin sonuna dek şımarma izni olan , o yüzden de Sana yaklaşması, ulaşması imkansız kılınmış olanım. madem ki ben Sana zarar vermemek için Senden uzak duruyorum ve duracağım ,o halde Sende şimdi ve sonra ne kadar kızarsan kız bana zarar vermeyeceksin tamam mı ve tam  kapasite korunma istiyorum lütfen….O İÇİÇE siyah DAİRELİ BEYAZ  JAGUAR  FENA DEĞİLDİ, ŞAMAN RUH KORUYUCUSU OLARAK J..


sıkı dur!.. açıklıyorum.. canım Sevdiğim, tefekkürlerimde Şamanizm konusuna nihayet geldim.. tabii bunu şaman, şam, KAM ve KAMİL MÜRŞİD üzerinden inceleyeceğim ve tabii ki KAM DAVULU ile bendiri ,zilleri ,tütsüleri  vs .yani akla gelen her şeyi de.. ATA DİREĞİnde  yapılan ölüm ötesi yolculuğu, sabahın şahidi kayıkçı kyron ‘u..ve ölmeden evvel ölmeyi..Sevdiğiim buna mecburum. Mesleğimi tanımam lazım.. lütfen.. beraber yürüyoruz ya hanii!. birlikte başaracağız demiştin ya hanii!.. Elimi tut! ..ve bir elini kalbimin üstüne koy.. ne hissediyorsun?!.Sana devreden bir kalbin akan kanı Sana nasıl geçiyor söyle!! İşte öyle..işte böyle..görüşürüz J..

nur cihan
20.10.2014