15 Ocak 2012 Pazar

ŞEY’ lerin GÖRECELİ TEKAMÜLLERİ MASALI 40 + 1 = O


ŞEY’ lerin  GÖRECELİ TEKAMÜLLERİ MASALI   40 + 1 = O

Tanımlayan  Tamlığıma………
varlığın ilk hali Sensin Ya RasulAllah
varlığın kokusu,Ruh’u,göz aydınlığı,süruru Sensin Ya RasulAllah
yokluğa delil, Sensin varlığınla
yokluğu yok ettin Nur’u aydınlığınla
yok tu hiçbir şey, Sen zuhur etmeden evvel
Bildi o an, kendini seyretti cihan, hem dem oldun bize ayan
biz Seninle var olduk, birleştik, BİR  olduk
Bir ve Tek ,hep beraber, hemdem  hem hal olduk o an
her şey bir andı..bir an..işte  dem bu dem ..
Rahman Sensin..Rahim de Sen..sırda Sensin.. aşikarda Sen..
yoktu hiçbir şey A’MAda..
A’ma, bilmezdi ki kendini; kendinden evveli amada..
ve irade etti, bilmek istedi kendini
işte O irade Sensin
Kaf ile Nun, “KüN” SENSİN….
Aldığım nefes Sensin  makam-ı velayet Ya RasulALLAH….



Merhaba Sevdiğim ve Merhaba…nasılsın?ben göreceli iyiyim..tüm hafta bekledim..ne yazacağımı bilmediğimden, bu masalım için hiçbir araştırma da yapmadım tabii.. ve ..şimdi bu başlık altındaki ilk masalımın tarihine baktım..12.1.2011 de başlamışım..bugün 14.1.2012.. yani tam bir sene boyunca 40+1 tane masal yazmış oluyorum..ve toplamda 5. Seneye girdik..bu benim için ne demek biliyor musun Sevdiğim..nefret ettiğim,hiçbir zaman  kabul etmediğimi sandığım istikrar ve sorumluluk demek..bu iş;tüm hayatım boyunca yaptığım en istikrarlı,disiplinli,  her harfi bilfiil hayat bulan capcanlı bir eylemdi…ben kaderimden-HARFLERİMDEN  asla kaçamayacağımı aslında çok iyi biliyorum..bir insanı en iyi Allah, sonra kendisi bilirmiş ya haniii..işte aslında hepimiz, kendimizin ne halt olduğumuzu ve manamızı da bilirmişiz..ama bilmiyormuş gibi yapıp, başkalarının rollerini çalmak isteriz ya hep..işte öyle bir şey aslında Sevdiğim…velhasılı kelam, Sevdiğim ..insan olmak, sadece vebal için bile çok  ağır bir şey….hepimiz sureta insanız.. ama gel gör ki; içlerimizdeki  hayvani tabiat-ı huylarımıza esir oldukça, bir hayvanat bahçesi hükmündeyiz..ne vakit ki hayvanat-ı  tabiatı asliyemize gem vururuz ;işte o vakit, ormanlar kralı aslan biz oluruz..Burcu Şahı Merdan oluruz yani..


Sevdiğimm..her şeyim.. şiirimdeki  “İşte o irade Sensin “ metnini yazmıştım ki elektrikler gitti ve şarzımız bitti.. J.. 6 saat filan sürdü..tüm şehir sönmüş sanırım..acaip  AMAsal tefekkürler yaptım..kar yağıyor..masalımın son bölümünün makamından dolayı, birden yağmaya başlayan  kardan mesuttum..tüm günahlarımızı setredip örtecek” sonsuz tane bir” kar meleği-mülk-KA(MiKAilJ)milki beka dan  aşağı iniyordu..her bir kar tanesi, eşsiz benzersiz bir mücevher yıldız suretine de sahipti üstelik..ve, bunu, hiç birimiz görüp bilemiyorduk birde..bizim körlüğümüz, bu alemde sadece bir tek biz varız , bunca şey bir tek bizim için  yaratıldı sanmamızdaydı..oysaki biz insanlarda, diğer varlık şeyler-eşyalar için yaratılmıştık…fifti fiftiydik yani..

şimdi kar yağıyordu ve saf nurun tecessüm etmiş hali gibiydik aslında..her kar tanesi;her yıldız gülünün aslıydı belki de..ve gökten yeryüzüne yağıyordu..sanki helva idi..sanki rahmani tohumlardı..sanki yeryüzünde yeni yeni yetişecek varlığın Mührü Süleyman-ı nişanı ve kitabıydılar..

ve elektrikler gitti SevdiğimmJ..dersimi çalışamadım tabii…incindim..”o şiiri yazmasaydım ,layık değilim ki” bile dedim…bekledim…düşündüm..üstelik;bir hediyenin reddi ile, tüme verilen cezayı da anladım hemen…sustum..korktumm..ağladım..özür diledim..kıskançlık damarım kabardı…çaresizdim..geri dönmem ,terk etmem yasaktı..ben kim oluyordum ki verilmiş bir şeyi reddediyordum..ben kimdim ki?neyim vardı ki” her şeyimi aldılar” diyordum birde..ben kimdim ki?!!!.. “bana neden vermediler ki?” asla diyemeyeceğim gibi , verilmiş bir şeyi de asla ret edemezdik…gözlerindeki çaresiz öfkeyi,sesindeki o  ihtimamlı ürkek temkini hatırlıyorum Sevdiğimm.. …. .. ”ben hiçbir şey yapmayacağım.her şeyi Siz yapacaksınız..ben sadece Sizi seveceğim” diyen o çocuğu düşündüm..alt dudağındaki o utangaç,heyecanlı, uçucu tebessümünü düşündüm.. .. özledimmm..

veee..”karanlığın içinde ışık var” dedim kendime..karanlığın içinde de kendi kendimizi bilebilirdik değil mi Sevdiğim.. offff.. elektrikler gelmiyor..her yan karanlık..ıssız.. soğuk.. saatler geçti.. biz ,elektriğe –ışığın açığa çıkışına öyle alışmışız ki Sevdiğim, hayatımızı yöneten o olmuş ..her şeyimiz elektrikli..ısı,su,aydınlanma,çay-kahve-ocak,iletişim,ulaşım,sağlık … inanılmaz bir şey bu..her şeyi bizim adımıza yapan elektrik-ışıkmış meğerse değil mi?..o kadar hayatın içinde zuhur etmiş ki hakikati anlayamıyorduk ..biz ışığın içindeki amalar idik..FİLi tanıyamıyorduk..
kaç aydır kahve makinesinde kahve yaptığımdan, emektar sapı kırık cezvemi çıkarttım .. ocakta, mum ışığında kahve yaptımJ..saatler geçti ve  elektrik ışığımızda nihayet uyandı Sevdiğimm..masalımı bitirmem gerektiği için; 1.masalımın en sonunu okudum birden..ve bak, Sana alıntılıyorum..bir yıl sonrada  aynı acılarla kıvranmışım, hayret etmeden göreceksin..
…………………
Sevdiğim neler yazdığımı henüz okumadım.. artık konumuza nasılsa başladık..ve sözleştiğimiz gibi  hiiç bitmeyecek yolculuğumuz yeniden başladı..ben Sana yine yazmayacaktım.. başaramayacağımı zaten yazmıştım.. ama yine de denemek istedim..hayallerimde Sen ve Haybabam benle konuşmuyordunuz..Sen bana kendini göstermedin……………………
ve sürekli aklımda olduğun için, iki hafta sonra yazmaya karar verdim.. dün bir haftaya indim.. akşamleyin birkaç gün sonraya.. ve sonuç Sevdiğim..gece yarısı oturdum ve bir defada Sana bunları yazdım..gözlerini benim masallarımla aç diye..benle uyan diye
J..Seni, Senden gelen her şeyi, şey’leri ,tüm tekamül aşamalarıyla beraber seviyorum..çünkü bana Seni öğretip anlatıyorlar..Seni Senle beraber deneyimleyip, zevk etmenin, en lezzetli hazlarını acısıyla tatlısıyla birlikte yaşatıyorlar……… 12-1-2011
…………………………….

gördüğün gibi Sevdiğim, yıllardır kaçamayışlarım sürüyor..öylede böylede, herkes gibi bende, bendeki tecelliyi yaşamak zorundayım ..neyse.. biz, güncemize kaldığımız yerden devam edelim.pazartesi... Demirli hocamızı dinlemeye gittik..:) ders yine pazartesiye çekilmiş..ama ayda bir defa..olsun..ne yapalım..Allah hepimizi elindeki yetkiyi nefsi için kullananların şerrinden muhafaza etsin ve aminnn..Salı günü ..Anadolu Medeniyetleri dersine gittim..Sümer tarihine artık boğulmadan dalmamız gerektiğine kani oldum J.. derse sene başında gitmedim..çünkü, ben evden çıkmaktan hiç hoşlanmıyorum..hem bu hocanın anlatımını öğrendiğim içinde içim çekmemişti..ama Sümerli atalarımdan dolayı ;oraya da gideceğimizi ,rüya-masallarımdan bildiğimden ,elimde mahkumdu tabii.. derse hoca ile beraber girdim..kimse yok.. samimi.. konuşuyor..başımdaki bez parçası yüzünden, genelde, böyle durumlarda çok tuhaf karşılanışım da var tabii… böyle şeylere ilgi duymamı nedense hiiç anlayamıyorlar..tabii bende anlayamıyorum :-)

ders başladı..hoca oturarak ders anlatmıyor..masa kenara çekilmiş..o ayakta..tek eli göğsünde..bir eli şöööle yukarıda..gözleri hafif kapalı ..sırtı dimdik..anlatıyor…süper..Ya Rabbim..Sevdiğimm..hep istediğim o eski İskenderiye’de insiye olmuş, eski  yunan -hikmet sever  tarzıJ eğitimin tam içindeyim..ondaki, o inanılmaz azametli kibri zevkle seyrediyorum. olağanüstü..muhteşem..o,dünyadaki birkaç Sümerologdan biriymiş..vaktiyle sahasında tek öğrenciymiş.. muazzez İslam tevhid inancının (TÜM DİNLER İSLAMDIR) ,üstüne bir çığ gibi düşmüş bir ilmi hilkat garibesinden  de senelerce ders görmüşmüş..Sevdiğimm..o, bize nasıl ders veriyor biliyor musun?..böyle eski yunan senatosunda merdivenlere çıkmış; ve bize, aşağıya, tebayı halkına hitap ediyorcasına vakur ve asil....ne mi anlatıyor?:)..tabii ki eski yabancı sevgililerini,eşlerini,bu ilimde bir ve tek kendisinin olduğunu ama nedense kadri kıymetinin bilinemediğini..bu mevzuda ve hemen tüm akademik camiada nasıl adam kayrıldığını,hak edenin değil de ,kullanılacak elemanların işe nasıl atandığını(kiii ;Sevdiğim, bendende bu nevii olayları gayet ii bilir nedense,hiç diploması olmasa dahiii.bu Allah’ın bir lütfu keremi:)…ve bizim bu sahada yetişmiş nadir elemanlarımızın yurt dışına tahsil ve kariyer için gidişlerinde: neden ve nasıl alkole müptela kılındırıldıklarını ve işe yaramaz hale getirilip atıl bırakıldıklarını da  dinliyoruz..

ben  ona hayran oldum....o 72 yaşında.. pek çok lisana haiz..sadece Sümerce okuyabilmek için eski ve yeni Akatça ve Babil dili bilmek gerekiyormuş..ve çivi yazısı çok zormuş..bugün, bu ülkenin, bize Sümerolog diye tanıtılan en meşhur kişisi dahi Sümerce okuyup yazamıyormuş.. gelsin ispat etsin dahi diyor hocamız hocasına..o, yabancı memleketlerde yaşamış ve eserleri ne yazık ki hep onların dilindeymiş.. Sevdiğim bu utanç verici bir şey değil mi?bir ilimde yetkin ol ve kendi ülkene hizmet edeme,aldığın o eşsiz ilimden hiç kimseyi nasibdar edeme,aldığını  veremeden bu alemden ayrıl..ne felaket…

işte Sevdiğim..ben yeni dönemde Sümer ve Babil tarihi öğrenmek istedim..böyle eşi benzeri olmayan bir hocam olacağı için minnettarım tabii..benimde, böyle bir ilmi baht açıklığım var biliyorsun..((sadece maddi servetlerim ve sağlığım sonuna dek kapalı o kadarJ…oda üç kuruşun haberini alır almaz, havam bile değişince, her şeyimin askıya alınması ile açığa çıkmış oldu tabiiJ))

hocamız, konusunda tam kemal bulmuş, grup vakti güneşi misaliydi (tohuma dönüşmek üzere.. )ama hocanın ders dışında her şeyi anlatışı ve sınıfın 8 kişilik  doğasından dolayı ikinci dönemde iptal olacakmış..hocamız :” 10  kişiyi tamamlarsanız gelirim” dedi Sevdiğimm, haberin olsun..ben onu ve dersi çok sevdim..öbür türlü anlattığı şeyleri de..  aslında bizi gerçek tarihin içine dahil ediyordu…o, bence dünya çapında nadir bir eser; de ,dersi henüz göremedik tabiiJ..



ama inanılmaz bir hediye-i zuhur oldu Sevdiğimm..acaipti..çok heyecan vericiydi..hoca yanında çamur getirmiş..kil halinde..daha evvel sınıfın yarısına  kilden yapılmış tabletlere isimlerini yazmışmış..işte bugünde diğer yarısına yazacakmış..veee  ben, böyle bir günde, “ders nasıl bir şey?” diye dinlemeye gelmişim..baalball yani..işte Sevdiğim..kendi toprak kil parçamı elime alıyorum..yoğuruyorum..içinde sert-kuru –topaklaşmış bir yer var..yandaki cıvık çamurdan biraz alıp tablet hamuruma katıyorum..bütün ellerim çamur içinde.. avuçlarımı açıp bakıyorum Sevdiğim..elimdeki toprak levhama..birden duruyorum.. “bu inanılmaz ..rüyam gerçekleşiyor” diyorum..Sevdiğimm..çok tuhaftı,gerçekten..işte herkes  çocuklarının ve kendilerinin ismini yazdırdı tabii..hocamız, Çinlilerin yemek yedikleri çubukların keskin kenarları ile, yumuşak tabletlere çivi yazısı-sümer harfleri çiziyordu..kral katibi olarak da kendi adını yazıp, tarih atıyorduJ.. pek çok nikah akdi de yazmış.. ve yazdığı akitlerde henüz hiç bozulan olmamış..bende böyle bir şey yazdırabilirim aslında.
(kendi hayali akdimi nedense hatırladım..henüz anlamını çözemediğim şeyi..İki Zaman’ın arasında, çocuk dahi henüz çocukken-hiçbir şeyden haberi yok iken- imzalanmış yazılı o metni) sıramı beklerken ne yazdıracağımı düşünüyorum?!..

düşünmedim bile Sevdiğimm..yalan söyledim.. ben;kendi varlığımın olmadığını,hiçbir şey bile olmadığımı ve bu alemde hiç bir şeye sahip olmadığım gibi olamayacağımı da çok iyi  biliyorum biliyorsunJ.tabletimi hocaya uzattım..”RAHMANIN NEFESİ HÜKMÜRA    …… ….. ….. yazar mısınız?” dedim..ve hocam yazdı .. katip …. yazdı ..yan tarafına tarih attı ..hoca:” çocuk,sen bana neler yazdırdın” öyle dedi…kimse kalmamıştı..hoca:siz dindar bir hanımsınız değil mi?..çocuk:ben tasavvuf severim hocam..yaratılmış her şey Allahın isimlerinden olmuş ya hani.. eski uygarlıklarda onları,peygamberleri,melekleri,evliyaları putlaştırıp tapmışlar ya birde..işte ben bunları öğrendiğimden; şimdi de yerinde seyredip zevk etmek için buraya geldim dedi..hoca:biliyorsunuz değil mi, başlangıç çok tanrılıydı..tek tanrı inancı çooook sonra ortaya çıkmıştır…Sevdiğimmm..ne diyeyim..güldüm..muazzez islamın üstüne bir çığ gibi düşen ehli cehalet maddeci bir ilim sahibinin,manevi  tefekkür bilim sanatına  verdiği zararı düşündüm…”hoşçakalın” dedim..iyi ki Sen varsın Sevdiğim..benim bu halimi biliyorsun ki Senden başka hiç kimse kabul edip kaldırmazdı..Sen beni himaye etmeseydin ben olmayan aklımı yitirirdimJ!!!??.........

ve Sevdiğim.evime gelince, üzerinde, kalbimin efendisinin adı yazılı olan  levha-i tabletimin arkasını çevirdim..oraya bir üçgen çizip, içine de bir göz yaptım..kitap dolabıma koydum.. kuruyor..bir gün Sende benim gibi bedenli olduğunda onu Sana hediye edeceğim..yakın gelecekte olmasını da dilerim tabii
J..bu hediyemin anlamını ben biliyorum..umarım Sende anlamışsındır…sözleşmeyi bozmak için yapman gereken şey ise şu imiş Sevdiğim..ya tableti kıracakmışsın yada suya bırakıp un oluşunu izleyecekmişsin…

Salı akşamı ..bir davet var..çok yorgunum aslında..ama faceye yazmışlar…”sanır mısın ki gelmezler,bilmezler ki komazlar”..kendimi çok kötü hissediyorum.. ve  ayaklarım yağmura bata çıka, o programa beni götürüyor..onun sesi muhteşem..bildiğin gibi,  Yaratıcım bana  matematiksel zeka , mantık,yön duygusu,ses ve musiki ilmi nasip etmemiş..ve doğal olarak hafıza kaydı da tabii..nasıl yaşadığıma ben hala inanamıyorum biliyor musun Sevdiğim J..onun facede ;yazdığı kitaptaki ,o akıl almaz sözlere yaptığı klipleri var mesela..sembollere giydirilmiş görsellikler  filan..ama esas ses ve vurgu…(hanii kitabını okurken uyuyakalmıştım ..parmağında;  bende kırmızısı olan,ondaki ise yeşil mercandan iki gül biçimli yüzüğümü takan birini görmüştüm ya.. ve o kitabı asıl yazdıranı anlamıştım hanii..işte o.) dolayısıylee, onca tanıtıma da  öyle acaip görkemli  bişi bekliyordum tabii..ne bileyim?..içeri girdim.. aaa.. Salahi beyde buradaymış..dışarıda dağıtılan kitaplardan zaten onu tanımıştımJ.. yanına çağırıyor...yanındayım..işte seyrediyoruz.. dinliyoruz..bitti..o,bana eğildi ve şöyle dedi: ”geçen gün bendeydi.. yerlere yattık gülmekten..inanılmazdı. ben de anlattıklarından dolayı acaip bir program bekliyordum..neden böyle oldu anlayamadım  ki”?!!!yağmur..uzun süre araç  bekleyiş ve o yokuşu tırmanış..Ya Rabbim evimdeyim..inşallah gittiğim kabul olmuştur ve amin..

Çarşamba..mısır tarihi dersimdeyiz..hocamız jest yapmış..hepimize papirüsler üzerine birer tane Ra’ın gözü çizip boyamış..ve altlarına çok güzel şeyler yazmış..Sevdiğim bizim hocalarımız tarihi eserleri birebir kopya yapabiliyorlar biliyor musun?..eski müfredat tam kapasite adam yetiştiriyormuş değil mi?ve ölüler kitabını getirmiş..30 yıl evvelinin ruh ve maddecilerince Fransızcadan çevrilmiş  hali..hocam:”
çok saçma ..ne anlatmak istedikleri anlaşılmıyor ve okunmuyor ..ben okuyamadım mesela..okumak isteyen var mı?” dedi…kim aldı?tabii ki bennn..Sen okumak istersin diye düşündüm…J

Perşembe akşamı kargo geliyor..paketimi veriyorum.. şaşırmasın diye gönül anneye  de; Cuma  günü msn den not yazıp,  son masalımın o rüyalı kısmını copy pastedliyorum..tel geldi..Gönül anne.. Kamil Amcana da anlat dedi..O istemiş.. şahıs ismi vermeden anlattım.. beni ısrarla baharda memleketlerine davet ettiler Sevdiğim..inşallah gidebilirim değil mi?!!?.. hıı?..birazdan yine telefon geldi.. Gönül anne ..Cuma saatiymiş..yeleği giymiş tam üstüne göre olmuş..altın yeşili rengindeki şalı sordu..oda duvarların rengindeydi dedim
J”anladım yavrum.. anladım” dedi…

akşam..arkadaşımla kızı geldi... umreye gideceklermiş..arapça  dersimdekilerde komple gidiyorlar..ve galiba gitmeyen bir ben varımJ her zamanki gibi…..benim adımı hiçbir yere gidemeyen, ,bir yere gidemesin diye tüm maddiyatı mühürlenen,tüm kapılar üzerine kilitlenen koyalım mı Sevdiğimm :)…
*ben oraya KRALın daveti ile gideceğime hep inandığımdan dolayı buradan KRALı selamlıyorum:)....

cumartesi sabahı..Fatma teyzemdeyim..Tacettin eniştem tüf taşı üzerine siyah kalemle  acaip antik resimler ve haritalar çiziyor..bu taşlar çok nadir ,eskiymiş..bende çizmek istiyorum.çünkü çok kolay işlenebiliyor.”elimdekilerden başka yok,  ama bulabiliriz” diyor.. dışarıdayım. bir kaza olmuş..yerde yatanın bedenine salavat getirerek elimle sıvazlıyorum Sevdiğim..o, öyle yapınca iyileşecekmiş, biliyor musun?…. ve uyanınca, netten, tüf taşı var mı diye tıkladım..aaa varmış..tipide-rengi de aynı.bej.. içi süngerimsi.. ponza- volkan taşı da deniyormuş. volkanı okuyunca rahatsız oldum ,bilmeni isterim Sevdiğimm…


HURşitimden MÜRşitime bir tutinin güncesi…ve geldik bu masal dizimizin en sonuna..tüm esma mitolojisi sanat tarihimizi en kestirme şekilde toparlamak istiyorum Sevdiğim.. bu arada Çarşamba gününden beri 110 sayfalık eski mısır ölüler-kapılar kitabını okumakla meşguldüm.. onu birkaç saatte okuyacağımı sandım..ama tam 4 günde zor bela bitirdim..pek çok yerini görmeden ,anlamadan okudum..en başta dualarla ,Senle okumaya niyet etmiştim üstelik..böyle boğuyor,uyutuyor,nefes aldırmıyor..okudukça anladım ki ,bu kitap diriler için değildi ve ölülere aitti..ve tamamen sihirli HEKA idi..sık sık okumayı bırakarak, nas-felak okuyarak, esnemekten helak olarak ve namaz aralarında okudumJ(çünkü zamanlarımın dediği gibi, onlar bu masal çocuğuna yaklaşamazlardı….)o kitap bitmeden, bu masalı asla yazmamaya bile karar verdim üstelik..bir anlam arıyordum ve onu bulmalıydım. . çünkü bu son masal için her şey ortaya çıkmalıydı..Sana  o kitaptan aldığım notları da eklemek istiyorum..haa bu arada: bende 39. Masalda mumya yapmıştım ya haniii.işte, o masal beni boğmuştu..yazdıktan tam 3 gün sonra okuyabildim..ama hiçbir zaman diğer masallarım gibi akıcı değil..böyle diğerleri gibi ;oku oku doyamamışcasına hiç değildi.. bölüm bölüm okuyabilmiştim ..nedenini bu kitabı okuyunca anladım Sevdiğim..çünkü alıntıladığım pek çok şey bu ölüler –kapılar  kitabından yazılmıştıJ bu kitabı rahatça okuyacak, kolay kolay normal bir insan çıkacağını da hiç sanmıyorum …


Sana aldığım notlardan yazmak istiyorum.. tabii bizimkilerle birleştireceğimJ :ölüler ,batıdan doğuya –uluhiyete doğru- Osirisle birleşip, onda “o” olmak için  seyahat ederler..  KİTABIN ANA TEMASI BUDUR…ölünün cenaze merasimi boyunca bu ritüel, safha safha uygulanır..aslında bu ritüeller: firavun ,asiller ve  rahipler gibi insiye olanları;bu aşamalardan geçmemiş vasat halkla  diğer alemde eşit kılardı..  yaniii,normal basit sıradan köleye dahi tanrısallaşma-insiye edilip –osirisin ruhu ile bir olup, gökte yıldızlaşabilmesi-her gün doğup batan güneşin içinde ışık olup etrafa ışık saçabilmesi  için yapılan  ayinsel törendi.. yani hızlandırılmış irşad  da demişlerJ…


osirisin oğlu horusun 4 yönü(doğu-batı-kuzey ve güney) ve 4 yüzü (çakal, şahin, insan, maymun) vardır..piRAmitin önündeki sfenks doğunun ufkunun horusu- RA’nın ruhudur..…RA’nın ruhu= BENNOU(osirisin ruh kuşu)- HERAKLİOPOLİS’in ZÜMRÜDÜ ANKA-  serbest ruh-insan başlı,insan elli güzel kuştur.. insan 6 alemde oluşurdu..üçü maddeydi:beden,isim,gölge…üçü ruh’a aitti=ankh,ba,ka ……Osirisin ruhu  Horusun gözbebeğinde saklıdırJ.

ve YEŞİLMAVİ  TENLİ MUMYA ptah(ilk yaratıcı esma) KALP ve DİL (vedud)demekmiş..ve mumya tipi bildiğin gibi aslında ruhu simgeliyor Sevdiğim ki, bunu en son yazmak istediğim için şimdi yazıyorum
J..ve bu ilahsal esma için ölüler kitabında; küçük ekmek lokmaları ve bira vererek ruh kuşlarını besliyorlar (HRİSTİYANLIKTAKİ ŞARAP VE EKMEK)eski mısırda bira, bugünü bozaya benzeyen bir içecekmiş..ve ilahların içeceği olduğu düşünülürmüş.. mumya olacak içi boşalmış bedenlerse, isisin kanı olduğuna inanılan şarapla yıkanıyormuş.



ve bir ruhun  ila nihaye ulaşabileceği en son yer İALOU –ALTIN SALONLAR-KAMIŞ –adak TARLALARIYDI..(  sal 10 :)burayı seyredeceklerdi.:) burasını: jed-osirisin bel kemiklerini gören ölülerin  ruhu, aynı firavunun ruhu gibi, geb kazı misali gak gaklarmışJJJ…(leyleklerde tak takk takk  der değil mi Sevdiğim)
*((kaz osirisin sembol hayvanıdır ve başında beyaz kaz tüyü taşır..ve Sevdiğimmm..eğer onlar hakikatte kamışlık tarlasını seyredebilseler di o vakit sema çizimleri de olmaz mıydı peki?çünkü bu insanlar bildikleri her şeyi yazıp, çizip, heykelleştirmişler... bence bu konuda sorun var...ben burayı anlayamadım henüz biliyor musun....))


*birde Sevdiğim..bir yer var bu ruhsal yolculukta..tüm kafaları alınmış bedenler bir üst seviyeler için bekliyorlar..hiç birinin başı yok...asla bir insanın daha yukarı çıkamayacağı bir yermiş burası...

güneşin doğumu ve batımı kızıldır ve tüüm doğumlar kızıldır..işte o yüzden de Ra’nın simgesi kırmızı bir daire noktadır.Sevdiğimm..her şeyin bittiği yerdeki kızıl kahve noktamı hatırladım biliyor musun ve AKİK  taşı rengini tabii..


Sevdiğim ben en enteresan ne buldum biliyor musun?karnında skarabe-kalp taşıyan ölü duasını…bunu bildiğin gibi hiçbir kitapta ve sohbette henüz öğrenemedim..bazı insanlar için mide-BATIN-karın kötü sanılsa da, benim için anlamı henüz çözülmemiş yüce bir muammadır.. ve Yaratıcımız en pis şeyleri ve yeryüzünde halife kılacağı varlığı birbirlerine karıştırmadan bir yerde orada tutmuştur…ve tabii hazinelerini de….


tabut…sandık..tüm kainat bir tabuttu..ve osirisin ruhu o tabutta hapisti..ama diğer bir manası da şu idi..o ışıktan olan osirisin bedeni,uluhiyetini örten GÖMLEĞİ idi..ve Sevdiğim tarihte gömleği ilk icat edenlerde mısırlılarmış bilmeni isterim…


RUHunsa özetle tanımı şu idi Sevdiğim…RUH: Rayiha=koku..ferahlanmak..ve RUH, HOR’us un GÖZÜ demektir.(Ruh’un gözü yani)…ölmek için doğmuş sayısız varlık RA’nın GÖZBEBEKLERİnden ilk ve dölleyici ışıkla beraber fışkırmıştı..bütün ruhlar bu tanrısal ve evrensel ruh olan HORus’un gözbebeğinde eriyerek ona karışırlar..doğdukları yere dönerek, O olurlar..ruhlarının kokusu O,gözbebeğinin kokusu O,sesi O olarak eşleşirler..

HUR: "renk, geri dönüş ve bir şeyin kendi ekseninde dönüp dolaşması"dır…tekil olarak  havrâ:  gözün beyazlığı ile göz bebeğinin karalığının yarattığı görsel zıtlık, parlaklıktır. "beyazlık" veya moral olarak "sağlık" anlamına gelir. "hûr" gerek eril gerekse dişil formun çoğuludur. GÖZ AYDINLIĞI, KALP SEVİNCİ.tabbi ki Sevdiğim, RUHdan dolayı güzel koku ile de muhakkak alakası var değil mi Hur’un..(Arapça da O sesi olmadığını da hatırlamak lazım tabiiJ)..

 Mür:İlaç ve parfüm olarak kullanılan değerli hoş kokulu bir yağ..

ve neler anladık bakalım mı?..ilk insan hz. Adem Aleyhisselam, ilk derviş ve ilk  İslam kişisi idi..ve O’na esma-isimler-eşya ilmini de yaratıcısı Allah öğretti..ve yeryüzünde ilk bina Beyt-Evi de ona Mekke’de KABE ADIYLA inşa ettirdi..burayı daha evvelden melekler inşa etmişti…ama artık yeryüzü  yeni bir seyirle tekamül edip dönüşmüş insana aitti ve insanca bir ham  maddeden yapılmalıydı..ve ilk hali bugünkü hatim bölgesi de içine dahil olmak üzere mihrabi bir dikdörtgendi..şuan içinde var olan 3 sütun muhakkak ki o vakitte var idi..ve kapının sağ kenarındaki siyah taş..Hacer ül Esved…

ve Sevdiğim.. BA-KA-RA  yı düşün şimdi tamam mı?..ve yeryüzündeki ilk ev Beyt ül Haramı… Hacerül Esved – Kabe- Makam-ı İbrahim J…..

ve dünya ADEMOĞULLARI  ile ŞEYTANOĞULLARININ yeni mekanıydı..DOĞU=ışık-osirisin  ve BATI=karanlık setin çocukları..ezoterik esma mitolojisi benim için  böyle anlatırJ.. yeryüzüne dağılan insanlar ilk beyt-ev bildikleri yapıyı hiçbir zaman unutmadılar…o zaman şu andan daha çok bilgiye sahiplerdi.. belki de daha çok güce de..çünkü yeryüzünde kaçıncı Adem çocukları olduğumuzu henüz bizler bilemiyoruz..neden?çünkü geçmişimizden kültürel anlamda tamamen koparıldık..bu işten hiç anlamayan adamları okutup, yetki sahibi kıldık..halbuki onların çoğu zenaatkar olmalıydı..organik tarım yapmalıydılar...alimlik çok  özel bir şeydi…ve onların çevirileri ile yalan yanlış tarihler yazdık ve inandırıldık..adam dinden imandan anlamıyor ve tamamen dine dayalı-SEMBOLLE ŞİFRELENMİŞ -TİNSEL bir tarihi yoruyor ….olur mu? OLMAAAZZ… OLMADI DA ZATEN…J

dünyada;sadece son bir 100 yıldır din dışı  sandığımız bir ilim var olduğundan kaçımız haberdar acaba?.. üstelik boğazına dek dine gark olmuş bir ilimken… bir yüzyıl evveline dek var olan tüm ilimlerin; en baştan beri manevi ilim sahipleriyle yürüdüğünü bugün kaç kişi biliyor acaba? hemen tüm icatları,var olan kitap,harita,mimari,resim,heykel,müzik vs.. yi …bunların tamamının manevi irşat tedrisatı için=kişideki var olan- en mükemmel esmasının ortaya çıkıp-tam kapasite ile KULLUK  edebilmesi için olduğunu ya kaç kişi biliyor?...


mesela bugün unutulmayan: o asla vazgeçemediğimiz, nerdeyse yüzyıllık olmak üzere olan, genci yaşlısı ,dicoda,barda meyhanede hep bir ağızdan söylediğimiz  şarkıların, aslında eski tekke dervişlerinin manevi irşad esnasında yaşadıkları şeylerin-rüyaların-hallerin  anlamı olduğunun kaç kişi farkında acaba?…neden bugünkü anlamsız ve beş para etmez sözler kalıcı olamıyor peki?istedikleri kadar soyunsunlar,istedikleri ameliyatlar olsunlar, birer hiçler… çünkü sahipleri gibi içleri de bom boşşş.. tınnn tınnn da ondan….

ve geçmiş; aynı hepimiz gibi, sütten çıkmış ak kaşık değildi…o ilmi kötüye yorup- kullanıp- tanrılık tasladıkları için;kurunun yanında yaş da yanmış ve cezası verilmişti..insanlığa bu ilim unutturularak ceza kesilmiştir..ama bugün, bu ilim tekrar uyanırken Sevdiğim, ben dikkatle takip ediyorum.. Allah her an yeni bir şanda, yeni bir yaratma ile yeni oluşumda ya hani..aslında  tüm iyi-kötü, doğru- yanlış tüüm öğretilerin tezgah altından yürüdüğünü ve  devam ettiğini de gözlemledim…türlü dernekler ,vakıflar,mekanlar,klüpler,gruplar,partiler,medya,okullar,kurslar,kuruluşlar, …   şeytanın çocukları ile ademin çocukları top yekün ,tam kapasite iş  başındaydılar..çünkü isimler mekanlar değişir ama varlık sahası-imtihan alemindeki oyun değişmezdi..taaa ne zamana dekk.. santraç tahtası kapatılıp tüm piyonlar,vezir ve şah kutuya girene dek tabii….kimse kaçamazdı..kimse..çünkü her şey yaratılmıştı…düşünceler bile yaratılıyordu..hem de her an..

ve Allah kendisini  her türlü şekilde yad edip ananı asla unutmazdı …ahde vefa..dostt..

ve anladık ki Sevdiğim, geçmişteki masallar:beydaba,binbir gece masalları,efsaneler,Anadolu masalları,mitolojiler meğerse; taaa hz Adem babamızdan beri hiç değişmeyen ilk suhufların, ilk kitapların,ilk dönem acaip varlıklarının ,ilk derviş irşadlarının seyrü sülük  halleriymiş.. yaşadıklarını,rüyalarını hep masal yapıp bebeklerin kulaklarına doğduklarından itibaren anlatmışlar…ve başlarından geçecek seyr-ü seferide böylece geleceğe  kodlamış olmuşlar tabii..:)ve tüm bu anlatılanlar, hep aynı mesela..hiç biri değişik değildir..isimler-mekanlar değişse de hikaye hep aynıdır.. denizdeki tabut-sandık ve içindeki kişiler..tüm ömrünce  çalışıp  biriktirdiği kazancını , senelerce sonra köyüne dönerken “bir hikmete- söze  satan” ve o SÖZ-HİKMETLE hayatı kurtulan yiğitler mesela..ve kazanan her daim dürüstlük, özgüven, altın bilezikli meslek sahipleridir..

eski masallar bize özgüven aşılar..geçmiş binlerce senenin tecrübesidir onlar..sihirli hap gibidir…cesur olmayı öğretir....bir keloğlan “padişahın kızını isteyebilir “mesela..ve bir genç” 7 başlı ejderi öldürüp ülkeyi SUya gark edebilir “… biri düştüğü” kuyunun içindeki yeşil ışıkta “senelerce seyrü sülük görüp, yeryüzüne hükümdar olarak çıkabilir..sıradan birinin başına senede bir defa uçurulan hüma-anka-devlet kuşu konduğunda neler olacağını da öğreniriz…demek ki bugün de manalar aynı  şekilde sürüyormuş..

ya bugün ki masalları hiç açıp okuyanınız var mı peki?hiç bir şey anlatıp bir idea verdiğini gördünüz mü peki?..bir çocuğun hayalini diri ve hay tutacak bir öğreti var mı peki?.....ve neden geçmişin masallarından bir türlü vazgeçemediğimizi ve vazgeçemeyeceğimizi düşünenimiz var mı peki?neden eskiden bir öğretmen tüm dersleri öğretebilirken ve  okuması karar verilmiş bir öğrenci tam kapasite yetişirken, bugün tüm branşlarda uzmanlaşmış pek çok öğretmenden tahsil gören bin bir türlü imkana sahip bir öğrenciden hemen hiçbir şey zuhur etmiyor  acaba?..neden onca zaman ve emek-para kaybından bir şey öğrenemeyip birde dershaneye gitmeye mahkum ediliyorlar peki?..okulda öğretemeyen aynı hoca dershane de nasıl öğretiyor peki?DERSHANELER NE ZAMAN KAPATILACAK PEKİ?:)

belkide, esasında şöyle düşünmeliyiz…bugünkü çocuklar her türlü görsel medya-internet ve teknolojik oyuncaklarla öyle çok  bilgiye sahip ki ,basit bir şekilde- onlara; hissiz, duyarsız, ders gibi öğretilen bu ilkel metodu ret ediyorlardı:)..nerden biliyorum..çünkü bende; ezberci- illa öğrettiğimiz doğru diyen bu tedrisatta okuyamayan ve okulunu terk edenlerdenim…bana inanmadığım-yalan yanlış bir tarihi zorla öğretiyorlar...bana başka türlü düşünerek bulduğum aynı şeyin yanlış olduğunu,sadece onların kabul edip formüllendirdiği  şeyin doğru olduğu salakllığını kabul ettirmeye çalışıyorlar..HER ŞEY NOKTA İSE VE DAİREYSE, O ZAMAN ,HER NASIL VE HER NE BİÇİMDE BULACAĞIMIZ HER ŞEY, AYNI NOKTAYA GELMİYOR MU PEKİ?BU SALAK MÜFREDATI DÜZENLEYENLERİN AKLI KÖŞELİ İSE, BİZİM GİBİ FARKLI ALGILAMALI YARATILMIŞ ÇOCUKLAR NE YAPACAK PEKİ???!!!!bu; her şeyi bildiğini sanan yeni nesili, ancak ve ancak hikmet sahibi kişiler elinde tutabilir..o kişiler caziptir ..mıknatısına yakalanan kaçamaz..ve kendinde var olan esmayı çıkartana dek mesleği esmasını kazmak zorundadırlar...bu öğreticiler rahmanide olur, şeytanide..bugün hepimiz etrafımıza ve dünya medyası olaylarına baksak gerçeği görürüz…

bugünkü neslin yüksek potansiyelli seviyesini anlamak için: dar görüşlü siyasilerin ve öğretmenlerin çizgi  filmlere ve bilgisayar oyunlarına biraz bakması lazımdır..hemen tüm beğenilen çizgi filmler putperest-paganist-enerjilere tapan Uzakdoğululara aittir..ve bu çizgi filmlerin hemen hepsi onların dini insiye-şamanlaşma seyrüsülükleridir..ve bizim çocuklarımız senelerdir onlar tarafından insiye olmuş, tam tasavvufa girecek kıvama getirilmişlerdir:)..o yüzden bu ilme sahip yeni nesil çocuklarına hiçbir maddi ilim sahibi kişi yeterli gelmeyecektir..o yüzden de intiharlar, sapkınlıklar bu kadar çoktur..bu öğretiler kişiye tanrı olmayı,ilah olmayı öğretir..ama ne yazık ki bu gerçekte asla olmayacaktır..çünkü insan tanrılar asla olmamış ve olmayacaktır…

günümüzde hemen pek çok kişi kişisel Uzakdoğu öğretilerinde insiye olmuş kişilerden binlerce dolara ders alıyor..sonuç hüsran..sana hiçliği öğretecek olan guruna-yaşam koçuna binlerce dolar veriyorsun mesela..hiçlikte seviyen arttıkça dolarların nedense miktarı da artıyor…hiç düşünmüyorlar hiçin hiç parası oloour?!! :)….tabii bu hiçliğe düşenleri daha sonra başka yol kesen –haydut harami vampirler bekliyor..şanslılarsa gerçek bir insan-ı kamile düşen de oluyor tabiiii..çünkü o bilmese de, bir manevi yolculuğa başlıyor..istese de istemese de niyet devrini sürdürüyor yaniii..



 ve SEVDİĞİMM..canımm..hep aynı şeyleri binlerce defa yazdığımı biliyorsun..maksat muhabbet olsun..benim harflerim hiiç bitmez..çünkü Sen bizi okuyorsun..bizi yoruyorsun..biz Seni yorduk senelerdir..sürçüli lisan ettikse affola…masallarımın bana bir hatırası var.. artık gözlüksüz hiçbir yazıyı okuyamaz hale geldim..yazdıklarım, ne yazık ki bana göz ışığı olmadı yaniiiJ. vee..yarın nelere gebe hiç bilemiyorum..pek çok defa, bildiğin gibi ,yalancı çıktım..ben Sana karşı iradeSİZİM biliyorsun..Seni Seviyorum.. hoşça kal..yaptığım tüm edepsizlikler için özür dilerim..Sen emanetine en güzel şekilde sahip çıkansın…teşekkür ediyorum..bir mucizeyi ,birlikte, apaçık bir şekilde beraber gerçekleştirdik ve kimsenin ruhu duymadı Sevdiğimmm …. öptüm..
15.1.2012

8 Ocak 2012 Pazar

ŞEY’ lerin GÖRECELİ TEKAMÜLLERİ MASALI 40



ŞEY’ lerin  GÖRECELİ TEKAMÜLLERİ MASALI  40

Bu masal, bir dağın tepesinde, bir  zeytin ağacının altında oturan, iki kat kırmızı giyinen rüyalarımın sahibi içindir..Hz. Meryem a.s a ithaftır..

Merhaba Sevdiğim ve Merhaba..bilmiyorum, belki de özür dilemem gerekiyordur.. yapmamam gereken bir şeyi yaptığıma nedense inanıyorum ..içgüdüsel bir dürtüydü. çocukluğumdan beri merak ettiğim bir yere gitmek istedim diyelim..bu bana çok kolay geldiği için, bir kaçış  olduğunun farkındayım..ve buna izin vermediğini-verilmeyeceğini de anladım..ama beni, neden o kadar karanlık bir yalnızlığa mahkum ettiğini ise anlamadım..çok ağır ve zor ,kapkaranlık, hastalık dolu bir haftaydı…Sana anlatmak isterim tabii.. senenin ilk günü hasta yatağımdan şunu yazmışım:

Ben, dün hesabı ile öldüm ve bugün dirildim sanırım..ve yaşım bu modern zamanlara göre 2012 ama esasında takvim icat olunmadığı yaştayım:)çok sıkıcı bir haftaydı..ve rengi griydi..kokusu soba isi gibiydi..ve müziği ölümdü...ve belki dirilme eylemim yeşil olur..belki de her renkten renksizliği seçerim..şimdi kan kaybediyorum ve halsizim..o yüzden de yaşamın rengi üzerinde hayalleniyorum. . hayallerimi çiçeklendirebilirsem eğer, bizim horoz öterek sabahı haber verecek.


kendime çok yabancıyım ben, biliyor musun..kendimi hiç tanımadığımı anladım..ve kendimden korktuğumu da tabii..kendimle hiç geçinemediğimi söylememe gerek bile yok zaten?ve Senn..Sevdiğimm,Senn..ben hala Seni ölesiye kıskanıyorum..binlerce kere tövbe edip bozduğum halime bir defa daha döndüm üstelik.Seni terk  edecektim.giderken de Sana,  Senin esas istediklerini ellerimle getirip, kendime dönecektim..öyle kararlıydım ki,pek çok atılım bile yaptım ve bir kısmı gerçekleşti…ama bugün Seni yine dayanılmaz biçimde özlemeye başladım..bundan nefret ediyorum.. Sana karşı olan bu tutkumdan da.. (tüm bu olup bitenlerin benim vesvesevi hayallerim-fıss fıslarım  olduğunu düşünüyorum..) istikrarsız çizgim;  biliyorum ki, bana çook zarar veriyor..biiillmii yorummm..hiiç ilerleyemiyorum ..sanki yolum bitti..yollar bitmeyeceği için=  tabii ki ben bittim..

yıllar evvel bir çocuk:ben sizden çok korkuyorum ve sizi çok tehlikeli buluyorum.Zaman gülerek:sen mi benden korkuyorsun?!!!:) çok belli oluyor?!!:)

ve Sevdiğim..hastayımm..ayaklarımın altı yine nüksetti..dayanılmaz bir şey..ve tüm baştan aşağı sağ yanım..sağ simetrimde ayar bozukluğu var sankiJ.ayaklarımızla alakalı o kadar acaip şeyler var ki Sevdiğim inanılmaz…ben zaten her hücremin aynı ben gibi biri olduğuna inandığım için, her hücremin ayrı bir zekası olduğuna da tabii ki inanırım =HÜCCURAT SURESİ=bir gönle sığmış sayısız odacıktık ya birde…ve…neyse.. bu ilim sonsuz, lakin ben sınırlıyım.. işte öyle halsiz yatarken bir an şöyle oldu..benim vücudum sanki bir su küpüydü ve içim suyla doluydu..ve her hücrem hastaydı..her su hücremin acısını hissettim..bu dayanılmazdı.. bir şey anladım..ve kaçmak istedim.ben böyle bir şeye dayanamam ki ama.kimse dayanamaz. tüm varlığın hüznüne ve sevincine ortak olup onu hissedip yaşamak.. sorumlu olmak- etkilediğinin tepkisi olmak…bu  korkunç bir şey..iyi ki biz unutkan ve gafil insanlarız bence..yani böylesi bizim gibiler için daha iyi..bilmiyorum..

Sen nasıl böyle bir şeye dayanıyorsun,Sen nesin?Sen kimsin Sevdiğim?neden kendine bunu yapıyorsun,neden?!!!ben nasıl bir şeye gönül verdim?. hiç bir zaman ulaşamayacağım bir şey için nasıl ve neden bu kadar acı çekiyordum ki? nedennn? ve Senin öyle sayısız yüzün var ki Sevdiğim..öyle tehlikeli cazip, çekici güzelsin ki..tüm yönlerimle Sana yönelsem de, her şeyi zıttı ile anlamak gibi ağır ve acılı bir tedrisattan geçsem de, Seni hala çok travmatik bir şekilde seviyorum..galiba ben acı çekmeyi seviyorum, bilmiyorum.. aslında benim nalet yapımı biliyorsun ..ben, Senle şimdi kavga etmek istiyorum…çünkü karşılaştığım her şeyin arkasından Sen çıkıyorsun… çünkü Seni ne görebiliyor nede konuşabiliyorum…ben yine göğsünü yumruklamak,yerlerde tepinerek ağlamak istiyorum …buna çok ihtiyacım var..anladıklarımı hiç kimseyle konuşamam ki..kendime bile söyleyemem..  işte….. bak bunu biliyorum, hem de çok iyiJ….o yüzden de bazen çıldırıyorum tabiiii..belki daha düzgün amellere sahip, daha sevilen,daha hoş bir kul olabilseydim Seni görebilirdim değil mi?

* bir yerdeyim..mağara gibi..arkeolog ve birkaç dostu var .. onun yüzü, başlangıçtan beri yaşayan, hisleri olmayan biri gibiydi..o,bazı okuduğumuz negatif etkilerce yazdırılmış kitaplardan ve negatif etkili kişileri dinlediğimizde  bize geçen- çarpan elektrik dalga boylarının tesirlerini çıkartan- tehlikeli simalı doktorların yüz ifadesine sahip Sevdiğim..o adamın oturduğu yerin arkasında, başının üzerinde, koskocaman bir dağ piramit var..simsiyah bir kaya kütlesi..kat kat kitabe-i resimli yazı.. seyrederek okuyorum..ve en üstü henüz yazılmamış duruyor..ama aslında bir an yazı beliriyor ve onu da okuyorum..o arkeologlar, sanırım bunu okuyup çözememişler.. tabii hiçbir kelime hatırlamıyorum her zamanki gibi..ve bir antik taş lahit ,çok büyük küvet.içinde ölü gibi biri ,suyun üstünde  yatıyor..ve silme su dolu.. karanlık ve ürpertici..angelina elini suya sokmuş,eli suda olarak lahtin etrafında dolanıyor..bir ritüel yapıyor..bunu hatırlıyorum ama yazmam Sevdiğim..


*ertesi gün kumsaldayım..pek çok kişi var..yürüyorum..karşıdaki ağaçlık bir yere kimi gidiyor, kimi geliyor..ayaklarım kuma bata çıka gidiyor..benim henüz gittiğim yerden yeni dönen Zekiye arkadaşımın parmağındaki çok iri beyaz inci yüzüğü görüyorum..sağ elime bakıyorum.. aaa.. benim parmağımda da zemini geniş, sedef renkli,  kenarları yumuşatılmış baklava biçiminde bir yüzük var..60 liraya almışım..o sedef gibi inciden mamul.üzerinde pembe ve gri üç tane inci var..inciler parmak hizama doğru dizili.. hiç benim tarzım olmayan bu yüzüğü, her zamanki gibi çok nankör olduğumdan J beğenmediğim halde almışım. çünkü o,çok değerli ve ben alabileyim diye fiyatı ucuzlatılmışmış.. Sevdiğim,bak ama ..madeni bile olmayan –iletkensiz- ışıldayıp parlayamayan- yaniii, renk bile veremeyen bir şey almışım değil mi?çok enteresan tabii..neden koskocaman tek taş bir cevher bana düşmemiş ki?:)... saflaşamadığımın delili değil mi?..illa içimde bir kum zerresi olacak..illa tanrısallık=secde-i ademiyet mevzuumuz devam edecek sanki..off!!. ahhh!!..

ve gözlerimi açıyorum Sevdiğim..ama gözlerimin önünde hani bembeyaz kumlardan faytonuyla gelen beyaz cellabesi içinde acaip  grimavi gözleri gözlerime giren adam vardı ya..işte o..hep aklımda ..onu hala tanıyamadım değil mi?

*Perşembe..bugün toprağa basıyorum..yerler ıslak..kil,çamur,toprak.elimde  dikdörtgen bir blok  şeklinde  killi kalıp toprak var..öyle duruyorum..Sevdiğim..bence daha fazla öğrenmesem iyi olacak değil mi?ben çok cahilim ve hiçbir ilme sahip değilim biliyorsun..hem hak etmiyorum da zaten..ve korkuyorum..ama bilmekten değil inan..sorumluluktan..ben sorumluluk istemem ki, kabul de etmem..ne olur?..lütfen..eğer öğrenmek yazgımsa lütfen sorumluluksuz olsun Sevdiğim..ne olur….birde herkesin altın-gümüş-değişik madenlerden tuğlası olur, benimki toprak.. ama, yani?..yaniii…



*Cuma.arkadaşım arabasının anahtarını  iki gündür bulamadığı için asasız Musa bizi tektaşa götürüyor..yolda arabanın lastiği patlamış ve metali yerden ateş çıkartacak hale gelmişti ki;çok tehlikeli bir yerde durup lastiği değiştirdi..işte sefer ayı malum :)  tektaştayız..neptün misali Şahinler hoca var: ”beni masalına yazacaksın değil mi ?”diyor..çocuk:masalımı buraya gelmeden yazdım, bitti..eğer isterseniz sizi de yazarım.. hoca:beni de yaz o hikayeye diyor yine..çocuk:peki..istediğim gibi yazacağım ama,tamam mı? hoca:istediğini yaz.tamam diyor ve anlaşarak,gülüyoruz Sevdiğim..ve bu bölüm özel istekle eklenmiştirJ merhaba hocam ve sevgiler…ve teşekkürler.. Sevdiğimmm..canımm..her şeyim..Senin sevdiğini nasıl ben seviyorsam, benim sevdiğimi de Sen seversin nasılsa değil mi?.ve çok enteresan ..aa..hoca Hüccurat suresininin ilk 9 ayetini seyrü sülükün meratipsel anlamını  anlattı..tabiiki Hz.Muhammed s.a.v efendimize karşı takınmamız gereken edebi..ALLAH la istediğimiz kadar şımarabilirdik ama O’nun mahremi olan Zat’a edebimizle yakınlaşabilir ve asla ve kat’a O’nun yerine kendimizi koyamazdık..dolayısıyle Sevdiğim, O’nun ayağının tozu olma şerefineyse nail olabilirdik vesselam..ve hücre içindekiler ve hücre dışındakilerde var tabiii..tabii ki Hocamız; topluluğa konuştuğu için, genel manalar üzerinde dolaştı..O, çok cömert biliyorsun. her öğrendiğini bizimle paylaşıyor.. bunu herkes yapmaz mesela..

şu hikayeyi de özellikle masalıma kaydetmemi istedi..Leyla  köyün gençlerine çorba dağıtıyormuş elinde kepçe ile..sıra mecnuna gelince ona çorba vermemiş ve kepçe ile vurmuş..Mecnun sıranın sonuna geçip yine ,tekrar tekrar aynı hakareti yaşamış..ve herkes ona acıyla karışık  hüzünlenmiş:”ya, yeter senin bu Leyla’dan çektiğin.. neden seni istemeyen birine kendine bu kadar zulüm ettiriyorsun ki “demişler..Mecnun:”siz manayı anlamıyorsunuz..Leyla hepinize çorba verdi ama bana çorba vermediği gibi, kepçesi ile başıma da vurdu.demek ki o da bana ilgi duyuyor.çünkü bana sizden farklı davrandı  ”..  yani Sevdiğim,Neptün misali hocam bunu boşuna söylemiş olamaz değil mi..Sende benim başıma sürekli kepçe ile vurup duruyorsun ya haniJ.şimdi hakikat hangisi peki?KEPÇE mi SENsin ,SENmi KEPÇE-İ MEZURSUN….kös sesi..düm teka düm tek..kaç ölçü birimi tabii müzikten hiç anlamadığım için bilemiyorum Sevdiğim.:)

Hoca gerçek irşadın 5. Mertebede başladığını söyledi..ve gerçek biatta o vakit olurmuş..o vakte dek  seyir yatay olduğundan mürid isterse yoldan ayrılabilirmiş ..ama 5. Mertebeden sonra bu çok zormuş.. çünkü dikey seyir başlarmış..(Sevdiğim bu arada, benim hangi esmada  ,renkte, müzikte ve değerde olduğumu hala bildirecek kimsem yok, biliyorsun değil mi?..en son aldığımız bildirgeye göre rengarenk takılmamız istenmiş..buna çingil rengi deniyor haberin olsun ve Seniii çingil renkinde seviyorumm ..yaniii..bilgineJ…bir buçuk biatli birinin de rengi bencede, buçuk renki cingil olurJ)



Hocamızın,Hüccurat suresi ile hz Meryem’i dönüşümlü anlatması da ayrıca şaşırtıcıydı biliyor musun Sevdiğim…sanki biri bizi gözetliyorduJ..Hz Meryem gönül.. gönül makamı tamam olunca, kalp çocuğu ruh doğarmış ve artık nefis den bahsetmezmiş sure..artık hz. İSA DOĞMUŞ çünkü.ve Sevdiğim ne tesadüf ki, hep hayret ediyorum..bu sahada, bize önderlik edecek gerçek mana adamları, çok nadir, tam kemal olarak yetişebiliyor biliyorsun..işte biz çok şanslıyız ya hani.. hocamızı ilk tanıdığımda ,O’na bilmeden götürdüğüm hediye tabakta; yunus balıkları ve ufak balıklar vardı.. benim o haftaki masalımın konu resmi de ,denizden insan balıkları sandalına çeken balıkçıydı ya..ve ben Sana delice hasretken hani; O’nun bize ilk dersini dinleyip eve döndüğümde, sabaha karşı ,kalbim dışarı çıkmış Senin adınla inliyordu ya birde..ve denizin içinde sayısız minik balıktık.inanılmaz zeki gözlerimiz vardı.. ve ben hangisiydim ya birde…ne dehşetti ve ne muhteşem, teşekkürler..

bu akşam ona getirdiğim hediye sembolüm ne biliyor musun?. Beyaz bir güvercin biblosu-BA kocaman sedef bir midye kabuğu-KA içinde bir avuç işlenmiş kristal-RA .tasarım: by Senin muzurunJ…..SEVDİĞİMİN HİMMETİ ALİYELERİ ÜZERİNİZE SAYABAN OLSUN EFENDİM demek  yaniii..belki de Şahinler hocamıza Denizden Gelen Adam demek daha doğru olur değil mi Sevdiğim..

*ve Sevdiğim dersin sonunda sorduğum sorular için pek çok teşekkür aldım…semarkant beni tebrik etti..siz Fütuhatı Mekkiye okudunuz mu? dedi..çocuk:hayır hiç okumadım.semarkant  : ” şimdi sizi çözüp anladım..siz Arabi hoca meşrebindesiniz..aynısınız..ama yapayanlızsınız.. kimse sizi anlamaz ki..bu acı verir..size bir kitap getireceğim..adı Neden Muhiddin Arabiyi Sevdim..onu okursanız size iyi gelecektir..hocamız sizin sorularınızı bilse de,bu toplulukta onu cevaplatmaz,engellerler..bunlar herkes için değildir”  dedi.Ya Rabbim..çok sevindim Sevdiğim.. ilk defa levheşimden bana haber veren olmuştu..ama sustum.çünkü geçen yıl yine böyle Arabi hocama doğru kaymak  üzereyken ,rüyamda mesneviden ve hz.Mevlana’dan devam etmem için uyarılışımı hatırladım  birden.ne yapiiim ama, çooook sevindim… teşekkür ediyorum..gece, aşık Murat ve Semarkantın eşsiz müzikleri ile sabaha doğru nihayetlendi..



  *ha, bu arada tektaş da, kardeşim bana çok özel bir hediye vereceğini söyledi Sevdiğim.. nasıl bir şey? dedim..her ne istersen o işe yarar..muhteşem bişi dedi..ben ağır mı,büyük mü?  dedim..hem çok büyük hem de elinde bile taşıyacağın kadar hafif dedi..eee dedim ,yoksa o meşhur cincirdan mı aldın bana?..her ne istersek o amaç için kullanacaktık ya hani..yok dedi kardeşim ondan daha özel..laptopmu aldın yoksa? dedi çocuk..hayır,daha değerli bir şey.. alll!!  ..bakk!!.aaa.!!.ne tuhaf ya huu.!!.Sevdiğim.. takvimi inkar edişimi yazıp gelmişim ve elime hediye olarak 2012 nin takvimi veriliyor..ne kadar değerli ki, diye bakıyorum.. hııımm..hımmm.:.)bu nadir ve çok değerli hediyem için teşekkür ediyorum tabii..bundan az sayıda üretilmiş.. bilmiyorum ,doğrumu?aslında Sevdiğim,ben  bilmeden masallarımda ,zamanın takvimine göre yazmış olduğum kişi ve olaylara çok defa şahit oldum, bildiğin gibi..korktuğum için hiiç bahsetmedim..bunlar nasıl denk gelip oluyor, hep merak ettim tabii..zamanı öğrenmek için takvime ihtiyaç varmış demek ki..Ahsen-i Takvim üzere yaratılmış her insan- Zamanın kaydı içinde O’nun dişlileri arasında un olurken, zevkten saatler geçmek bilmiyor tabiiJ…
ve şimdi eğer benimde bir takvim suretim varsa Sevdiğim;o vakit ben artık hiiiiiç kitap okumasam,masal yazmasam,tefekkür etmesem ,sadece Ahsen-i Takvim üzere yaratılmışı seyretsem, O’ndan bana şerha şerha şerhi yansır mı ola?J!!!...

Cumartesi  öğlen vakti..Mısır’da bir müzedeyim..ama modern bir otel odası..bu zamanın insanları hadise çıkartmışlar..ölüler balkonda beyaz gömlekleri ile yüz üstü yatıyor..müzeden-içeriden, hiddetle birkaç mumya lahit(tam ortadan kapakları açılmış, dereceli sanduka ve sargıları gözükür  halde)ayakta dikey biçimde içeri giriyorlar..onları suçlayan bir adamı yargılıyorlar. öyle hiddetle acaip bir lisanla savunma yapıyorlar ki: karşılarındaki adamın, sanki vücudunun içinden menisi yükselip kusmuğa dönüşerek ve boğazına takılarak-BOĞULUR GİBİ- onu cezalandırıyor..ben o lisanı anlıyor ama sonra unutuyorum Sevdiğimm. O adamın,mumyaya karşı cevap verebilmesi mümkün değil..ve o ilahları temsil ettiği bugün bize söylenen mumyalar, savunma işlerini bitirince ,müzeye yerlerine dönüyorlar..ve müze bahçesindeyim.. Mısırlı Müslüman tesettürlü görevli bir hanım, bana,  henüz içi açılmamış deniz tarağı istiridyesi hediye ediyor..ısrarla  veriyor..üzerinde antik -soluk renklerde- bir kuş resmi çizili..aynından bir tane daha sepetten görüp alıyorum..çünkü edeben bunun parasını olsun  ona vermek istiyorum, ondan.ve sonra birden komşu arkadaşımı görüyorum ..Senin ona “şakkul kamer” hakkındaki emrini söylüyor..kıskançlıktan kıvranarak uyanıyorum tabii.. Sevdiğimm..ama bekleyeyim bakalım ne olacak değil mi?


cumartesi akşamı…yağmur..yollar
..((arabasının anahtarını bulan arkadaşıma  hayalimi anlatıyorum..onun böyle ilmi varmış biliyorsun.. benimse yok tabii..diyor ki :”onlar ayrıydılar ,artık velayet mirasını tamamen kopartmışlar” demek ki diyor..bende:” bu imkansız ki; o kopartmak istese de ,ne kadar güçlü olduğunu sansa da ,kopartamaz…o, sahip olduğunu zannettiklerine bile, oradan izin verildiği için sahip olabilir” diyorum..arkadaşım itiraz ediyor..ben ona katılmıyorum bu konuda Sevdiğim..)) …ve sevdiğimiz, çook uzakda bir yerde müzikhanedeyiz. . bize inanılmaz zarif davranıyorlar.. kaç ay oldu..artık istersek haftada iki gün bile gideceğimiz  yakınımızda bir araba dahi çıktı ..onlara, bizleri de,  ne zaman istersek oraya getirmeleri söylendi..burada sohbet muazzam.. anında naklen yayın gibi tecelli ediyor biliyorsun..havasında aşk var ,o yüzden sanırımJ…

*Sevdiğim..ben burada Kelime-i Tevhidle alakalı çok acaip şeyler anladım..ve sabahki rüyamla da tabii..bak şöyle idi..o mumyalar demek istiyorlardı ki..biz binlerce yıldır diriyiz..ve sizden haberimiz var.. siz bizi yargılayamazsınız..siz bizi ancak sizin ölçü bilgilerinize göre yorumlayabilirsiniz..bizi rahatsız etmeyin,bizi rahat bırakın..bizim inancımız bize, bizim devrimize, bizim zamanımıza göre olan bir tecelliydi..ve biz binlerce yıl bize öğretilen ve yaşadığımız ve inanarak  öldüğümüz halde yargılanacağız..ikilik,çokluk olmasaydı siz asla birliği ,tevhidi ,anlayamazdınız..Sıfatlar olmadan& Zat ı bilemezdiniz..BİZ LAİLAHEİLLALLAHız..sizin tekamülünüz için alt yapıydık..ve sizin şimdiki halinizede..

ve Sevdiğim..” şakkul kamer "den ben göz değmesi-kıskançlık –nazar anlamıştım aslında biliyor musun ..ilk hissim oydu..işte oğul Horus’un bir gözünü amcası karanlığı temsil eden set parçaladığı için; ona ,baba Osiris kendi bir gözünü veriyor ya hani..ve horusun adı artık  HorusRA oluyordu..ve bir gözünden güneş bir gözünden ay olarak bakıyordu..

İSRA…seyirle  gece yürüyüşü..isimlerin anlamlarını-seyrü sülüğünü-RABbin GÖZÜ ile  seyrederek tekamül etme....birleme....seyir= gördüğünü aynel yakın yaşarken bilip anlamak da demek olduğunu burada idrak ettim, sayende, teşekkür ediyorum..ve Kelime-i Tevhidin ilk bölümü Lailaheillallah ın=  nirvana-osiris-HİÇliğe denk geldiğini de; geçen gittiğimiz bir mekanda, sandalyeler üzerine konan, sarısı daha fazla olduğu için  orman yeşilinden daha güzel tondaki bir kitapçıkta okudum SevdiğimJ..ve gece anladım ki; MuhammedürRAsulAllah  ikinci kısım olmasına rağmen, birinci kısımdan ayrı değildi..bu bir dairesel seyirdi.helozonik bir yükseliş..dereceli..ama halaka halaka..HİÇliğine gelen ve  AYN’el  YAKİN müşahede ile bilip- görüp –hissedip- anlayan -KULluk makamı olan BAKA ya geçebiliyordu ki ;bu Muhammed-i Nuru keşfedenler içindi..maddi her şey topraktı ve yokluğa-TOZ olmaya mahkumdu.. yoktu.. hiçti..var olan sadece bir ve tek O’nun  NUR’u RA idi vesselam…


işte sabaha doğru eve dönmemiz lazım..komşu arkadaşımla benim yol kaybetmemiz çok meşhurdur mesela Sevdiğim, de ,bu defa acaiptiJ.. karşıya geçerken bir anda kendimizi Üsküdar Harem’de bulduk..panikledik..”biz nasıl buraya geldik” diye.. oradan yokuşu çıktık....aa..az evvel,çok korkunç bir kaza olmuş..henüz,şimdi, 4 araba birbirlerini darmadağınık etmişler..yolun ortasında öylece bakıyorlar..vee.. aaa bir anda İdealtepe’deydik..bu kadar kısa sürede yine aynı yere nasıl dönmüştük ki..saate baktık..müzikevinden çıkalı 10 dakika ancak olmuş..belki 15 dakka diyelim..arkadaşımın  aklı durdu..benim aklım zaten hiç yok biliyorsun:)..arabayı çekip biraz bekledik.. yola çıktık..bu defada evimizi kaybedip, taaaaa ilerilere doğru gittik..sonra yolu doğrultup evimize vardık... 

işte sonra öğlen vakti  şöyle uyandım…benim sevdiğim gibi kocaman mutfak salonumdayız.. akrabam ve eski okul arkadaşım Hanife Güler ve arkadaşım yan yana sağ yanımda koltukta oturuyor..ben ayaktayım..sol yanımda, misafirlerimin tam karşısında,” onu yanlış kullanıyorsunuz!..” hitabına maruz bıraktığım;  elinde tutarak gösterdiği halde  hilye-i şerif takvim tablosunu bana vermeyen oturuyordu Sevdiğim..(o zaman vermediği hilye-i şerif takvimim aynı bugün geldi, ne tuhaf değil mi Sevdiğim:)o kendisini savunuyor..çok üzgün..anlatıyor..o karşısında oturana  aşık..ben ona kahve yapmak istiyorum..kahve kavanozuma bakıyorum.kahve ve toz şekerini karıştırmışım, kahveye benzemiyor.. yeni kahve eklemek istiyorum..mutfağımın duvarları omzuma kadar orman yeşiline boyanmış..üstü sarımsı bej.. (amazon yeşilinin mavisi daha çok olduğu için ,dikkatini çekerim ki,boğucu bir yeşildir buJ)  arkadaşım o anlatandan dolayı hüzünlü..onların birbirlerine muhabbeti yüksek biliyorsun..gelip bana yeşil duvarımı gösteriyor..sana bu duvara altın varakla boyanmış bir VAV  harfi hat levhası vermek istiyorum..ama arayıp bulmam lazım diyor..(o VAV hat levhasını arkadaşıma, o vermişti ki, biliyorum ) bende:istemiyorum, eskiden benim evimin her yeri hat koleksiyonu ile doluydu,benim için önemli değil diyorum..ve Gönül anneye bu anlatılanlarla alakalı ; o kişinin özür mektubunu yazıyorum bir yandan da Sevdiğim..hem hediye siyah bir yelekde yollayacakmışım ki omuzlarında böyle derviş yeleği gibi şeyler var ya, ondan(ve gerçektende bunu yapacağım biliyor musun Sevdiğim..çünkü o yeleği  kendime almıştım ama  bana çok büyük geldiği için ona niyet etmiştim. öyle duruyordu, bu hafta yollarım inşallah..J)


Hurşidimden Mürşidime bir tutinin güncesi..evvet.. masalımızın antik esma mitolojisi seyrü seferü dersimize devam ediyoruz Sevdiğimm.. konumuz DOĞUM..geçen sene ölen takvim bu sene yine doğdu mesela J..ben ne saatlere nede takvime inanırım biliyor musun Sevdiğim.. senelerdir saat kullanmam,takvime bakmam..sadece lüzum hissettiğimde kullanırım..çünkü  eskiden her ülkenin takvimi başkaymış..ama şuan egemen güç batıda olduğu için, eski pagan düzeni takvimini yaşamak zorundaymışız..mesela benim BabAnnem  okuma yazma bilmez bir köylü kadındı..ama güneşe bakarak namaz saatlerini bilir,havaya bakıp yarınki hava durumunu anlar ,rüzgarı dinleyip  yönleri ve rüzgarların adını söyleyebilirdi.. tarladan kaldırması  gereken şeylere ve ürünlere ne yapması gerektiğini de böylece tahsil ederdi.. tohumlara bakıp hangi bitkiye ait olduğunu,hangi hayvanın döl vakti olduğunu da bilebilirdi.. tabiatı ve zamanı harfsiz sözsüz okuyabilirdi..çünkü o hemen hiiç konuşmazdıJ. ve geçmişin insanları hep böyle idi…onlar bilge idiler .. öğrendikleri her şeyi hayata geçirebildikleri için sembolleri de eşyalarından seçmişlerdi..

onlar alfabe için acele etmiyorlardı..çünkü kainat bir kitaptı ve içinde ki her şey bir sembol lisanına haizdi.. elinde, Osirisin belkemiği ile İsisin düğümü DNA(ÇİFT SARMAL) olan ankh= FATİHA ANAHTARInı almış kişiler için her şeyi açmak zaten kolaydı ve işleri de buydu…ve kainatı okumak için ankh-fatiha anahtarı O kilidinde çevrilerek besmelenin B sinin zuhuru için çalışılırdı..iş.. emek..  tertuzu …


ve ÖKÜZ…8-arapça çatı-çadır misalidir..(OKUZ-oklaşmak-VAHYe mazhar olup aklı MAAT leşmek demektir..hak ile batılı ayırt edecek hale  getirilmek..)eski mısırdaki adaletin sembolü tanrısal maat de CebRAil ilmini temsil ediyordu ve nihai karar akılla değil vahiyle alınıyordu..işte o yüzden de eski mısırda ölüm ötesi için maddi beyne ihtiyaç duyulmuyordu.. çünkü, vahiy kalbe geldiği için, esas Akl-ı Küll -soyut kalp -gönüldür.. ve onun FuAd noktası ; eskiden RA’nın GÖZÜ ,bugün bizim GÖNÜLGÖZÜ dediğimiz şeydi..ve gerçek beyinde burasıydı…mesela beyni zikir olmaz …ama kalbi zikir olur değil mi SevdiğimJ…çünkü beyin araçtır ama KALP AMAÇTIR…kalbimizin anladığını yine dil=gönül kabesi ile söze dökeriz gibi gibi…

 iki boynuzu bakara sığırı da A-ELİF  HARFİ (RAHMAN)oluyordu dolayısıyle.. BAKARA insana yardım eden en büyük sermaye idi o vakit..bugün bakaranın sadece adı: insan-para-makam-ilim-eşya-araba-uçak-sanayi-iş gücü olarak değişmiş olsa da kullanım manası ile insan BaKaRA sı hep aynıdır vesselamJ.
ve eski bilge insanlar için bu harfin(A-ELİF) -(8 )-(RAHMAN) evin çatısı direğinin içinden geçen tam zıttı olan :İSİS YILDIZI (7) - (RAHİYM) ,KÜB ,GÖNÜL oluyordu. .bunu söylemelerine gerek de yoktu.. çünkü yaşıyorlardı…. ve yaba-kürek-otağ-evin direği belkemiği merdOK  baba-RAHMAN dı..ER di..erlik di. ..ve su küpü  RAHİYM ,kalp, kadın evin ve her yerin efendisiydi..susuz bir hayat olamazdı.. 




kuştüyü OK..adalet ve hak ile batılı ayıran otorite babaydı.ve okun saplandığı kalp -babanın otoritesini yumuşatan anneydi…ve ikisinden çıkan şualar çocuklarıydı.. bunlar onların fiilleriydi=Süleymanın mührü BismillahirrRahmaniRahim..
bu sembol lisanı konuşmadan binlerce yıl bayraklarına, halılara, kilimlere,duvarlara,küplere , tabak çanağa, eşyalarına çizdiler ,çizdiler..ama biz hep onları cahil,geri kalmış ,ilkel sandık.. halbuki İLK EL in kıymetini ancak sıfatlardan zata varan antikacı bilir değil mi?.alıcıya göre verici olur zaten…çok ilkeliz  ama ilkeli ve erdemli henüz değiliz, değil mi Sevdiğim?


ya bizz… bize,medyamızda ve okullarımızda yöneticilerimiz(az kısmı müstesna) şimdiye dek hep dediler ki: eskiden biz kara cahildik,toplu iğne bile yapmayı bilmiyorduk..simsiyah çarşaflar içindeydik,herkesler bizle alay ederdi..şimdi herkes okuyup yazıyor ve moderniz.. çağcılız..asriyiz..başka ırkları;  yaptıkları katliamlarla yok eden ,lisanlarını kültürlerini çalıp onları kimliksizleştirerek  teknolojik oyuncaklarla beyinlerini uyuşturan,gösterdiği çirkin görüntülerle kalplerimizi kör eden, sürekli insanlık suçu işleyen, vampir ,hırsız, hür ülkeler gibiyiz... artık onlara benzedik ....biz şimdi bedeni medeniyiz değil mi Sevdiğimm....

oysa bugün geldiğimiz nokta ise şu oldu.. şaşırtıcı ,tüyleri diken diken edecek kadarda acıydı.. geçmişle asla bağımızı kopartamayız..çünküü,  köksüz ağaç ,yaprak,meyve  olmaz. köklerimizle varız ve meyveler olgunlaşıp, kopup, işini bitirip ölünce, yine köklenerek doğarlara misaliz..işte sadece bu yüzden inşallah okullarımıza Türk Osmanlıcası lisanı dersleri konur ve amin..osmanlıca adı bazı kişilere gıcık yapabilir tabii ..adını değiştirir, hamburger çocukları için  Amerikan  bilgisayar yazılım Osmanlıcası deriz belkiJ……ve o zaman herkes dedesinin mezar taşını ,mektubunu ,tapusunu,geçmişinin evrelerini kolayca okur yazar çizer=YAŞAR VE ONLARLA ZENGİNLEŞEREK ÜRETEREK DAHA GÜZEL ÇOĞALIR….

bugünkü bilgisayar programları geçmiş atalarımıza IO mağlup mesela değil mi Sevdiğim… ama biz 2012 =O yılında tamamen O yılına da girdik belki de..hepimizin bel küreği var nasılsaJ..


Sevdiğim, biz geçen yıl İstanbul tarihi dersimizin yerinde keşfi için Beyoğlu gezisi yapmıştık ya..işte binlerce yılın birikmiş kültürünün,sembollerinin,estetiğinin,inançlarının mükemmel ahenkli birliğini ilk defa orada görmüştüm hani..ve sonra 60-70 yıl evvel; bir gecede, binlerce yıllık kültür mirasımızdan öksüz ve yetim bırakılıp, o kara tahtadaki LaTin harflerine mahkumiyetimiz başlamıştı haniii..ve işte Beyoğlu’ndaki bu yeni dönem binaları  şöyle haykırıyordu:”ben yontulmamış kalas-kütük odunum..ben, o, bugün adı bile anılmayan” İslam-Ezan-Hz. Kur’an düşmanı” bir adamın ve yandaşlarının  ESERİYİM.. ben, bugün, ismi  faşizimsel koministizmi  bile kalmayan milyonları katleden,kültürleri yok eden rejiminin betonarme işaret taşıyım.. ve sizin içinizi oydum-sizin içinizi  kültürünüzü boşalttım-birbirinize sizi düşman edici ayrılık nifak tohumlarını ekip yaydım,besledim ,büyüttüm” diye nasıl bas bas bağırıyor değil mi?çünkü o adam duymadığı için, biz halkını da asla duyup  anlayamamıştı..kör peygamber varmış ama asla sağır peygamber olmamış mesela….”

 *ve geçen bir dostum şöyle dedi:yabancı bir ilim adamı bir toplantıda eğilerek bana şunu fısıldadı..”sizin en büyük hatanız Latin harflerini alırken geçmiş alfabenizi ret etmenizdir..eğer bugün sizin çocuklarınız  Latin harflerinin yanında geçmiş lisanına da sahip olsaydı, bugün, dünya üstünde sizin seviyenize kimse erişemezdi..”

İşte Sevdiğim..konumuz DOĞUM.bazen, çocuk babanın sırrıdır dan dolayı peygamber –evliya  -alim çocukları ,kendi mirasçıları olabildiği gibi, bazen de tam zıttı ile zalim birer cahilde olabiliyordu..bu her şeyde böyledir..ülkelerde ölür ve yeniden doğarlar.. her yükselişin bir batışı vardır..her kıta zamanla batar ve denizin içinden başka bir kıta yükselir J…denizin içinde magma kaynar..su da yanar ve hayat bu aşkın içinde ilk başlar….her doğan ölür.. çünkü GÜNEŞİN DOĞASI BÖYLEDİR..KELİMELERDE  DOĞAR VE ÖLÜRLER..manalarda- BATI-BATINIMIZ-İÇİMİZDEN DOĞARLAR VE ONLARI AĞZIMIZDAN  dilimizle SÖYLEYEREK DOĞURURUZ..ve dilde küreğe benzer..dilin kemiği ise yok..o sapsız merdOK turJ…ve doğan –ağzımızdan her çıkan sözcük bizim yüklediğimiz güç kadar farkındalık kazanarak bedenlenir..işte bizim mana çocuklarımız batınımızdan böyle fiiller halinde şekle dönüşür.. her an tövbede olabilmemiz, işte bu bilmeden yaptığımız kelebek etkisi  farkındalığı içindir.. buda insanca bir yaratımdır..insan yeryüzünde Allahın halifesi ve vekilidir..O ALLAH,daha dilerken, anında, bir insanı yaratırJ ..önce sessiz sözsüz kitabından okur-diler-irade eder..latif levhası-kartuşu-çipi gelir..ve latifi..ve latifede fena olur..İNSAN ANCAK İNSANDA FENA BULUR& İNSAN ANCAK İNSANDA BEKA BULUR..

((Hz. Meryem a.s ın esas mucizesi babasız bir erkek çocuk dünyaya getirmesi sırrındadır..bir kadın tek başına ilmen üreyebilir.. ama bu ancak kız çocuk olurdu.yani “AnneAnne XX” misali..ama erkek çocuk “BabaAnne XY “misaliydi..))

ama bu dünyalı BEŞER İNSan: bir erkek,bir kadın ve ikisinin birliğinden bir  çocukla ancak yaratabilir = BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM..bu ” KÜN=kaf ile nun” emrinin şerhi gibidir aslında.. anlayabilirsek mesela..KÜN  bir tohum olsa..o tohumun gittikçe şerha şerha açılan,  büyüyen, dal, budak ,kol salan ağacı bizdik..rüzgarlar eser ve tohumları taşırlar..bütün varlığı var eden nefesin rüzgarıdır..o hayata her an nefes-i hawa üfler..sabah onunla bad-ı sabadan haber verir..taptaze,capcanlı bir soluk bir sefer sizi yalar geçer..aldığımız her nefesi hikmetin içinde bir toprak zerresi tozu da yutarız..ve belki de o bizimle olması gereken şeyin levhasıdır..

ve Sevdiğim ben Seni işte ilk böyle tanımıştım hatırlıyor musun?..ve Sen: işte, tüüm varlığın sesini nefesine alıp katarak tüm güçleri  BİRLEŞTİRİP  taşıyan Nuh’un gemisiyken-HU iken ben Sana aşık olmuştum..içinden geçmişten bugüne tüüüm yaratılmışların sesleri geliyordu..ben yeryüzünde Senin  bulutunun altında korku ile koşuyordum..Senin o kudretli sesin bu rüzgar-tohum bulutunun hükmedeni olduğunu söylemeden anlatıyordu…ve yüksek sesle şu söyleniyordu..Allahümme salli alaaaa seyyiidinaaa Muhammediinnebiii ümmiyim ve alaaa aaaliihiii ve sahbihii ve sellimmmm… pencerem rüzgarla sonuna dek açılmış,kapılar şiddetle çarpmış,yağmur uçuşan tüllerimi ıslatmıştı…nasıl dehşetle yataktan fırlayıp pencereyi kapatmış ve sabahın apaçık aydınlığını bir anda kapkara geceye çevirişini izlemiştim değil mi?..ne gündü Sevdiğimm..ve ben şimdi senin şımarığın olarak ;SENİ HER HALİNDE HER ZAMAN SEVECEĞİMİ YİNE SÖYLEMEK İSTİYORUMM…

insanın ne doğumu nede ölümü hiç bitmeyecek belki de..çünkü maksat devamlılık.. süreklilik..nazar berkadem üzere olmak..ve şimdi…hepimiz elimizdeki çaya,kahveye,yemeğe bakalım..onlar tohumken toprakta ölüp  yağmurla tekrar dirildiler değil mi?..toprağın içinde ölen tohum yeryüzüne dirildi bak ..şimdi…aaaa..dalken ölüp yeşil yaprak verdi..yeşil yaprakken ölüp çiçek olarak doğdu..çiçeklikten ölüp meyve olarak doğdu ve ağaçtan öldü bir ailenin rızkı için para olarak döndü..onu satın alan kişide,yenilerek öldü.. aynı zamanda,artık o adamın gören gözü,tutan eli,düşünen aklı,anlayan kalbi olarak İNSAN OLARAK DOĞDU..ve gerçekte, onu yiyen adamda, aslında o meyvede öldü..meyveyle birleşerek –meyveyi tevhidi vuslat ederek meyve oldu
J..bitki iken, hayvani yaşamımızdan ,insanlığa tekamül etti...


mesela sevgili Nasreddin hocamızın kazan doğurdu ve kazan öldü hikayesi de buna izdüşüm olabilir..tefekkür bir zevktir..canımız ne isterse alır tüüm aşamalardan geçirir ve yine en başa döndürebilir ve yine alır değişik yerlerde seyahat ettirerek ,her yola sokup çıkarıp ,onu en sonunda temizleyerek ve bu olgunlaşmış, feleğin çarkından geçmiş-her renkten ve sesten ve her kokudan bize hitap edebilen has cariye hesabımız olan şeyi baş tacı edebilirizJ.. =muzurun…ama masumiyet kadar güzel hiçbir şeyde yoktur ….da ..deriz..


günümüzden, yeni tür evrimleşmiş bir insanı inceleyelim mi Sevdiğim?..o bir vücut dönüştürücü..genelde Amerika da yaşayan  yeni  tür bir nesil.içlerindeki hayvanın gücüne yenik düşmüş alt tür bir sınıf=hayvandan daha aşağılar..….içlerindeki hayvana benzemek için vücutlarına sürekli ameliyatlar yaptırıyorlar..yaşadıkları ülkede bu dönüştürme ameliyatları yasak olduğu için Meksika ya gidiyorlar..onların çoğu çok kültürlü,zeki,yaşanacak her şeyi yaşayıp tüketmiş, heyecanları kalmamış en bedeni medeni insanlar.o yüzden de bedenlerinden nefret ediyorlar.içlerindeki yaratık her an vücut bulmak istiyor..önce dövme ile başlamış hepsi.. sonra o yetmeyince dağlatmışlar kendilerini..ama buda yetmeyince deri altına kesip biçilerek metal parçaları koydurtmaya başlamışlar.aksesuarları da var,,hayvan postları,kuyruklar,boynuzlar,kulaklar, yüze takılan tüyler..internette kendi gibilerle grup kurmuşlar  ve arada buluşup gizli toplantılar yapıyorlarmış.. bunu bir belgeselde izlemiştim Sevdiğim..insan hep hazları peşinde gider ya hani…bunların hiç birisi o korkunç işkenceli ameliyeler esnasında kendilerini yada derilerini uyuşturtmuyorlardı  biliyor musun..çünkü o acıdan çok büyük zevk alıyorlarmış..sadece o yüzdenmiş her an daha yüksek ,daha ağır bu işkenceler..hz Kur’an da der ya haniii..tadın azabı..onlar cehennemi tadacaklar..demek ki her varlık kendi içindeki manayı açığa çıkartmak için yaşıyordu.


ve Sevdiğim ben Senden şunu öğrenmek istiyorum,lütfen.. her varlık içinde Zerre-i Maya-ı Tohumu Muhammediyet  taşıyor ve onu açığa çıkarmak istiyordu ya..biz bu alemde aslında şerh edilmiş bir kur’an-ı kerimdik de..ama anlayamıyorduk değil mi Sevdiğim..işte bu vücud dönüştürücüler yada onların başka türü; genetikle-tohumlarla-beyin proglama-hafıza teknikleri ile oynayarak  insanlık suçu işleyen dünya bilim adamları kimlerdir?”bu tür varlığın içindeki de hakikati Muhammedi nur ise, o zaman ,diğerleriyle arasındaki fark nedir Sevdiğim?”... inşallah öğreteceğin şey acısız ve kolay ve anlaşılır olur ve aminnn…

…ve DOĞUM A ESKİ MISIR DAN DEVAM.. ((… sadece hathor rahibeleri fahişelik yapabiliyordu..birde asla başkasına izin verilmeyen bir hakları varmış bu rahibelerin.dövme yaptırmak.. dövmeye eski mısırda çok kötü bir suç olarak bakılırmış normalde..buda bana tuhaf geldi mesela…)) Sevdiğim eski mısırda duvarlara işlenmiş doğum sahneleri beni çok etkiledi.isis-hathor tapınağı aynı zamanda doğumevi gibiymiş mesela.. TAPINAKTA bir MİHRAB düşün..dapdar..işte doğum yapacak kadınlar, eğer, evde doğurmayacaklarsa bu hastane tapınağa gelirler ve hathor rahibeleri eşliğinde, bu tek kişilik mihrabın içinde , doğum taburesinde oturarak doğururlarmış..ve Sümer de iştar ın aynı böyle mihrabın içinde oturmuş doğum sahnesi var..bence bunlar çok anlamlı Sevdiğim.. anlıyorsun değil mi?


orada bir duvar resminde bir çocuk doğuyordu..işte o çocuk o hali ile skarabe-yengeçe benziyordu Sevdiğim..çok enteresan geldi bana..ve Sümer de takvim marduk la mart-nevrozda başlarken- Babil astrolojisinde takvim marduk=tammuzu= ball yani temmuz ayının sonuna doğru başlıyordu..buda ;birinin, doğum ve bu dünyadan ayrılma tarihlerine nedense denk geliyordu SevdiğimmJ..ve eski mısır da çizilmiş en eski horoskopta da anlaşılamayan bir biçimde yengeç neredeyse en içteymiş..ve boğa takım yıldızı ile yengecin şira- siruusla alakası da varmış..işte Sevdiğim çok sıkıcı olan astrolojide de bu konuyla alakalı ancak bunları öğrenebildim….ama dün birden aklıma çintemani den dolayı bir şeye bakmak geldi.. Çin yaratılış mitolojisini el mürşidi aklı maaş google efendimden tıkladım…ilim Çin de de olsa gidip alacaktık ya hani..masalım bitiyordu ve ben hala Çin’e çintemani masalımdan beri gitmiştimJ..orada ne buldum bak..şahmaranımı tabii..ama orada daha farklı yani..anlamı ise bence aynı….


((Nu-gua: İnsanları yaratan Tanrıça. Efsaneye göre, Pengu Yin ve Yangı oluşturduktan sonra ölür. öldükten sonra sol gözünden güneş, sağ gözünden ay, kanından denizler, saçlarından ormanlar, gövdesinden yeryüzü, son soluğundan da rüzgarlar meydana gelmiş. Daha sonra çürüyen bedenimde kaynaşan böceklerden de insanlar oluşur. Zamanla gökyüzünün bir bölümü denizlere düşerek insanlığı yok etti. Bunun üzerine Tanrıça Nu-gua, yengeç elleriyle gökyüzünü yukarıya kaldırdı, denizleri yeniden sınırlarına itti ve çamurdan yeni bir insan türü yarattı.Tanrı Fu Xi onun kocası ve kardeşidir. Kardeşi gibi vücudunun aşağı kısmı ejder şeklindedir. Nu-gua bir elinde yerin sembolü olan pusula tutar.”alıntıdır” ))



haaa..bu arada Sevdiğim,bazen yazdığım şeyler karşıma çıkıyor ve bende onları masalımın hediyesi olarak satın alıyorum ya.:) Salı günü pazara gittim..aaa..Mardin’ den bir adam bakır getirmiş..öyle tuhaftı ki..ona gülerek işaret ettiğim şey için şöyle dedim:o soba bacası kapağı  ne kadar? Adam cahilliğime acır gibi:o baca deliği kapağı değil hanımefendi..o kalaylanmış bakır üzerine dövme, siyah kalem işi şahmaran tablosudur dedi..çocuk gülerek:biliyorum …onu almak istiyorum dedi.Sevdiğim teşekkür ediyorum..üzerinde birde Mardin hatırası yazıyor biliyor musun..ve şahmaranın başındaki tacı “iç içe üç hilal-çintemani “yani sancak için çizdiğim modeldi..ve şahmaranın kuyruğundaki erkek yılan başında da başka türlü bir  Rumili taç vardı..ve ikisinin tam orta üstünde bir gül yapılmıştı..onu eve getirdim ve Şeyh Şaban Veli hz tam karşısındaki tesbihçi dedeye;bir vakitler ben çocukken, boyarım diye yaptırttığım –geçmişte yaldızladığım yekpare daire çerçevenin tam içine yapıştırdım..şimdi tabloma baktım:en az 25 yıla, binlerce sene sığmıştı yani..benim ŞAHMARANIM  İslam dairesine girerek HALVETİ  OLMUŞTU..şimdi çok hoş bir hatıra olarak bize bakıyorJ.

başkaa.mesela aldığımız her nefes havada ölüyor bizde ise doğuyor..verdiğimiz her nefes ise bizde ölüp havada tekrar hayat buluyordu..yani ölüm ve doğum kaçınılmaz bir biçimde her an bizde vardı..biz bilimsel olarak da bugün bilinen zerrelerin bir vücut halindeki camisiyiz..ve her an Cuma olup toplanıp, cemi vücut halvet olup, anlayamayacağız kadar anda dağılıp –çözülüp, yine aynı hızla, her an kıyametimiz kopup, yeniden inşirah olup, inşa olan insan binalarıydık..mesela Arapçada fiil çekimleri olan emseleye de bina denir değil mi Sevdiğim..your for exempel..muzurum,muzursun,muzuruz,muzurdular..muzurdadılarJ

eşeyli üreme ve eşeysiz üreme,baskın bezelye ve baskısız bezelye durumları da var tabii..bizim cilt derimiz her gün dökülür.. mesela benim en büyük baş alerjim kendi dökülen bu derilerimeymiş…işte o yüzden kendimle hiç geçinemiyorum yaa.. ve yeni cildimiz bize yepyeni elbisemiz olarak merhaba der..üzerimizde her an  eşeysiz bir halde çiftleşen sevgili hücresel dokularımız; nasıl bizim iç organlarımızı kimseye göstermemek için bizi süsleyip giydirerek örtüyorsa=sürekli bize giysi dokuyorsa, işte bizlerinde bu manaya-bu idrake  erdiğimizde hücrelerimizin mahremiyetine saygı duyup onları örtüp giydirip  namahremden sakınmalıyızJ….böylece Allah emretti  diye konuya inanıp vakıf olamayanlar; bilim, teknik ,beyinsel takıntısı olan kişiler dahi, belki ,laboratuar deneyi ile ispat edilmiş bir emre iman ederler.. GAYBE İMAN ETMEYEN AŞİKARA HİÇ İMAN ETMEZE EN GÜZEL TEST DELİL BENCE ŞİMDİLİK BU yetersiz idrakimdir Sevdiğimm
..…
bu bilimsel ve irticai  bir kasıtlı anlam değil..ama bizi getirdiği nokta irtica..yaniii..bana irtica et…İRCİİİ…dön gell..gell..bana gell..:)nasıl gel..dönüşerek,idrak edip,seni bırakıp BENİ anlayarak gelll…
nur cihan
nuralem7@hotmail.com
8.1.2012