8 Aralık 2012 Cumartesi

99 ACVE HURMASI (akik taşlarının) MASALI 37


kürevi dünyanın merkezi neresi?J

99 ACVE HURMASI (akik taşlarının) MASALI 37

Âli’ler erdir,
Âli’ler ışıktır,
Onlar yıldızdır,
Her biri, bir harfin içindeki
Ölçü noktasıdır.
Âli’ler yıldızlardan ayet yazarlar.
Âlidir  Âliler
Hepsi farklı gözükse de
Aslında tek’tir ÂLİLER.  (22-1-2008 )

Merhaba Sevdiğim ve Merhaba.. biraz dertleşelim mi ne olur..işte gerçek hayatın memat bölümü olan bu maddi dünya çok ağır bir şey değil mi?!.insanların birbirlerini üzüp incitmeden ,birbirlerine zarar vermeden yaşaması ise namümkün..üstelik artık bu alemde hiçbir kimseye kan bağı  dahil, hiç bir şekilde bir sıhhıyeti olmadığını  görerek öğrenip, idrak etmiş kişiler için.. kulluk vazifesi icabı rollere devam etmek.. nedense manevi şeylere meraklı kişilerin, genelde en yakınlarıyla sert ve haşin imtihanı ise çok zor oluyor be Sevdiğim.. insanın canını en çok kendi kanından, kendi sütünden ,kendi etinden ,kendi nefesinden hayat bulanlar acıtabilir değil mi ve öylede zaten.. dışardaki daima dış kapının mandalı aslında.. onlardan kurtulmak kolay amma onların dışarıdan fitnesi ile fişeklenenlerin, seni içeriden, sürekli darmaduman  etmesi ise katlanabilir bir şeyde değil.. ne yapalım bu ezeli bir kanun..hepimiz çevremizle aynı çemberin içindeyiz.. Adem babamız evlatları olan büyük ağabeylerimiz ve ablalalarımızla bu imtihan başlayıp, diğer peygamberlerin eşleri  ve evlatları ile daima süregelmiştir.. bugünde etrafımızda tanıdığımız  genel manada(istisnalar kaideyi güçlendirir)insan-ı kamillerin eşlerine ,evlatlarına, etraflarını saran Taifli taifelerine bir baksak  durumu hemen kavrayabiliriz (ve zaten hepimiz aslında kendimizin ne halt olduğunu yaşadıklarımızla da ayan beyan biliriz de, kendi kendimize bile itiraf edemeyiz değil mi?)


neyse.. bu yazım içimdeki zehri acıyı biraz alır inşallah ve aminn..bunu neden yazdım Sevdiğim. çünkü yine dibe vurup, kendimden öyle utandım ki  inan ve yine her şeyden vazgeçtim tabii.. ben daha kendi ilk dairemde zerre başarılı olamamıştım. kaldı ki, diğer erişilmez mevzulara ulaşmaya çalışıyor, üstelik birde onları hiçbir şey bilmeden yazıyorum ya hani.. kendimi kınayarak, çok ayıplıyorum bilmiş ol..amma  velakin; Perşembe gecesi öyle çok incinmiş ve hüzünle erkenden uyuyan ben, cuma sabahı üç defa aynı anlamla uyandım. Sana bunları birazdan yazacağım tabii..yani yine yazarak yola devam ediyoruz Sevdiğim.. kaderimden kaçamam biliyorum. ama asilikte huyum biliyorsun. fıtratım belki de ..ve Sen değişemeyen beni, böyle, olduğum gibi kabul etmiştin. hatırla lütfenJ.. teşekkür ediyorum. Seni hala öyle bildiğin anlamda seviyorum… bakalım mı, bu haftamızda neler idrak etmişiz..


İ.O.Anar’ın yedinci gün kitabını bitirdim.. bildiğin gibi bu kitaptan HİKMET HAKKINDA çok şey beklemiştim..
lakin,istediğim küre-i ideaların, istediğim anlamını onda bulamadığım için hayal kırıklığına da uğradım ki ;kitabın bittiği gecenin sabahı, işte, aşağıda yazacağım kümesel küreler rüyası ile uyandım
J.. bu kitabın yazdıklarından daha çok, yazanı aslında beni ilgilendiriyordu tabiki..çünkü nedense henüz 2. kitabını okuduğum bu kişi ile bizim tarzımızda benzeyen şeyler vardı (uzuuun ve karışık cümlelerin haricindeJ) ve onu çözemiyordum.. bu yazarın idealarında  nereye dek çıkabildiğini anlamak istemiştim..
onun kahramanları, olayları hep kutsal kitaplardan, peygamberlerden, tasavvuftan birer semboldü ve kendisi asıl merkezdi tabii..yani İnsan-ı Kamil İdris İhsan=Als İkh KanJ oydu...hepimizin kendi içimizde hissettiğini, o, yazıyor-çiziyor, bundan para kazanıyordu . oysa, benim beklediğim anlamdaki hikmet küreciklerinden bu kitapta zerre yoktu.. varsa da ben anlayamamış olabilirim.. çünkü o bir felsefeci.. hikmetten başka ne yazabilir ki zaten?!..vahy misali ilhamla yazılmasını umduğum bu yazılı metin, son derece lügat kaosuna sahip ve yorucu  idi..yani bir gecede kendisini okutacak gibi sürükleyici ,cezbedici, ilhamsal da değildi..sadece ilk sahifelerdeki bir lodos rüzgarı tanımı vardı ki muazzamdı.. ve harflerin yerlerinden sökülüp savruluşunu dahi izlemiştim acizaneJ..sayfalar ilerledikçe ise, toplama- çalışma ilimlerinde olan o sıkıcı hal vardı ( bunu da en iyi, kendimin, oradan buradan toplayıp, derleyip, yazdıklarımın üzerimdeki baskısından biliyorum tabiiJ).. her ne kadar bu kitabı eleştirecekler için en son sahifede kötü bir eleştiri varsa da, o şeyleri dahi üstüme alınarak, bilerek bunları yazdım- kabul ettim ..eyvallah HUU J..
**
Dürr-i  Yekta
arı duru bir su ve içinde derin mavi bir alem
görünmeyen kudretin eli döndürdükçe döndürüyor
herkes gözünü dikmiş Seni arıyor..
Seni keşfeden göz bunu herkesten saklıyor
derin maviliğin içinde pırıltılı ışığı var
hem dışı hem içi aynı.. mana Sen…
… .. içindeki ışık dışarı sızan.(17 aralık  2009..şeb-i arus..1 muharrem )
**

5 aralık çarşamba..
hayalimde Cihan’a  bir şey soruyorum. O’da, arkası karanlık ve buğulu  bir camın üzerine parmağı ile çizerek  bana anlatıyor..önce bir yamuk daire çizip içine bir şeyler yazıyor.. sonra o küme daireden bir ok çıkartıp çiziyor ve okun bağlandığı yeni bir 2.yamuk daire çiziyor.. onun içine de bir şey yazıp, oradan da bir ok çıkartarak, 3.bir yamuk daire çiziyor..ve uyanıyorum Sevdiğim.. O ->O ->O


 henüz ne anlamam gerektiğini bilmiyorum ama aklıma geçen yıllarda yazdığım kahve yapma konum geliyor tabii..yanii, sabah uyandım .henüz aklım bomboş  ve ne yapacağımı bilmiyorum..BİR İDEA BALONCUĞU OLUŞTURUYORUM=düşünüyorum.. vee..İDEA BALONCUĞUMUN İÇİNE DÜŞÜNCEMİ YAZIYORUM=”aa.. kahve içmem lazım değil mi?” ben kahve içeyim diye, dünyanın bilmem kaç ülkesinden, bilmem kaç yüzlerce kişi kahve çekirdekleri ekip büyüterek  ağaç yapmışlar , kaç  hasat  mevsimi ihtiyarlamışlardı üstelik.. ve kahve bizim ülkemize geldiğinde; onu içebilmem için gerekli fincanım içinde kim bilir kaç kişi ve kaç türlü malzeme ne zahmetlerle, uğraşılarla, kaç senede tekamül ederek oluşmuştu.. şekerim, suyum ,diğer tüm alet edevatımda aynı seyr-ü sülükten geçmişti ve halende geçiyorduk
J…..


kahve çekirdeği 01
işte şimdi kahvemiz pişiyor ve fincanımızda..hıım..gözüm açıldı..idrakim parladı. bunu okuyan sizlerin de tabiiJ ..merhabaJ..bir masalın içindeyiz. ve bunu okuduğunuz sürece bir masal kahramanı olduğunuzu da unutmayınız lütfen..ve şimdi kahve fincanı dudağımızda ..secde halindeler..hımm ..kahve içimizde.. secde vuku bulup kabul oldu..kahvemiz Adem, yani Biz, yani İnsan oldu.. işbu, ilk iki kürevi daire baloncuğumuz şu süreçte gerçekleşmiş olup, J TA-HAyyündenJ maddi aleme inkişaf olmak üzere (Canım ALLAHIM yaa..bak neler yazıyorum ve kendiliğinden ne anlam ortaya çıktı..sonsuz teşekkürler Sevdiğim)..hıımm..kahve hücrelerimize canlılık, enerji, hayat verdi ve gören gözümüzden ışık, tutan elimizden fiiller, yürüyen ayağımızdan hayırlı işlerde ameller ,konuşan GÖNÜL-dilimizden hikmetler olarak cereyan-ı celal-i zuhur olarak hayat buldu değil mi?..işte insani KünFeyeküNün yaratım aşamalarıda sanki bir nebze birazda böyle, değil mi?..evvet..


Sevdiğim,bu düşüncelerim benim için yetersiz olduğundan ve bunları kaç senedir kaç defa tekrar tekrar işlediğimizden, başka bir anlamı olmalı diye Cihan’a telefon açtım.. rüyamı anlatmadım.. küreler hakkında bir şey biliyor mu diye sordum. ”bilmiyorum” dedi..dakka bir gollJ..cep telime Demirli Hocadan mesaj geldi..”küre tamlık demektir yazmış saolsun..Ya Rabbim çok sevindim.hemen aradım ..ikisi birliktelermiş yineJ.. hoca:” sen neden bunlarla meşgulsün?!..senin şeyhin böyle şeylerle ilgileniyor mu hiç?!..sen O’nun ilgilenmediği bir şeyle nasıl ilgilenirsin?!” diyor.. çocuk: ”ilgileniyordur bence. O ilgilenmezse ben böyle şeylere hiç ilgi duyabilir miyim ki?!” ..hoca: olmaz öyle şey..ilgilenmiyordur ..senin böyle şeylerle ilgilendiğini bilse çok kızar.. hem ben küreler hakkında bir şey bilmiyorum. sen Ömer’i ara .o küreler hakkında senle konuşabilir” diyor.(aslında Ömer’in sabır tekamülü için beni ona musallat ettiler biliyorum.. yani, O’nu Sana  getirdim SevdiğimJ)..hoca O’nun telefonunu verdi.. aradım.. kürelerimi ve Bektaşilikte siyah postun yanında birde küre olduğunu ve hikmetini sordum ..hoca:”ben rüya tabir edemem. iznim yok..dur bir sorayımJ, ararım” dedi.. çocuk: ”hayır ..ben rüya anlatmayacağım ki, yorum istemiyorum. Sadece hikmet ve küreler hakkında bildiklerinizi öğrenmek istiyorum” dedi.. Sevdiğimm, bir İslam Felsefecisi olan Türker,  şu not etmeye çalıştıklarımı kısaca telefonda anlattı.. bak şimdi:


alem küresel bir şekle sahiptir.. cisimler alemi küresel şekilde iç içe geçmiş kürelerden oluşur..en dıştada hepsini içine alan kuşatıcı bir küre vardır....birbirlerine devinimle- hareketsel- küresel- sürekli bir hareket oluştururlar.. küre maddenin bir halidir.. her kürenin bir ruhu vardır.. kürenin hareketi sayesinde o ruh kemale eriyor.. tam mutlak kemal için bu küreler elzemdir.. ve bir ruh  ne kadar kemal sahibi olursa olsun; bu yüksek ruhlar yine de bağlı oldukları kürelerinden kurtulamazlar...çocuk:”neden küre?”.. hoca:”çünkü küre basit ve yalındır ve bozulmaz tek şekildir.. ruhu bağlar.. beden bozulur.. çünkü beden, küresel değil bileşiktir.. eskiden bu bozulmaz-yalın ve değişmezi GÜNEŞle ilişkilendirmişlerdir.. oysa insan  ruhu potansiyel  olarak güneşten daha yüksektir..ama aktif olarak değildir.. manevidir..
akıl suya erince

Tanrı’nın yaratımında ilk olarak AKIL ortaya  çıkar.. bu akıldan bir RUH ortaya çıkar. Ve sonrada bir KÜRE ortaya çıkar.. 1. olan AKIL aslında manevi varlıktır.. o cevher.. her şeyin bir ruhu vardır ama o ruhların yükselebilme kabiliyeti yoktur.. bir tek insanın ruhu maddeden kurtulma kabiliyetine sahiptir..” çocuk: ”masonluk ve kabala-yahudi tasavvufu da sadece sefirot –kürelerle ilgileniyor. yani neredeyse her şeyimiz neden aynı peki?”  hoca: “çünkü onlar bu ilmi İslam tasavvufundan aldılar da ondan aynı “diyor..




İşte Sevdiğim.. şimdi bir misafiri olan hoca, bana bunun hakkında, yine vakti olduğunda konuşabileceğimizi söyledi.. ne şanslıyım değil mi? ben çook cahil olduğum için, hep akademisyenler  tedrisatı Aliyemiz için devreye girmek zorunda kalıyorlar
J..EL MECBURLAR yani.. çünkü olan biten işi bilmiyorlar tabii. Veee..şimdi ben, bu kürelerle ilgili, Sana kendim ne düşündüm yazmak zorundayım değil mi?.. amma işte buraya gelince tıkanıp kaldım.. yani ben bu konu hakkında hiçbir şey bilmiyordum ki nasıl yazayım. üstelik birde bunu, resimsel bir film gibi Sana nasıl aktarayım?! ..Sevdiğim amma ne anladım biliyor musun ..hani usta film oyuncuları işlerinde ilerlediklerinde; kimselerin beğenmeyeceği, hor göreceği, zor ve çirkin ve kötü karakterleri oynamak isterler ya hanii..işte sanki bizde bazı konularda ustalaştıkça, yazması ve anlatımı çok zor şeylere doğru kendiliğimizden çekiliyorduk değil mi?.bilmiyorum.


işin hülasası Sevdiğim: ben bu KÜRELER İLMİNİN, felsefe denilen derslerle okullarda okutulduğunu öğrenince çok incinip, kendimden utandım biliyor musun..yanii herkesin okuyarak bilebileceği şeylerden ben senelerdir hiç haberdar değildim.. ve onca cehaletimle ne ucubeler döktürüp Sana ukalaca, bilmiş bilmiş yazıp duruyordum.. nerdeyse utancımdan yerin dibine geçecektim.. sonra öğlen salatına durdum.. ve kuuddayken bir şeyi tekrar yaşadım..


kendi kendime:” bir bilinen ,DANIŞIP KONUŞABİLECEĞİM maddi şeyhim olsaydı gerçekten; bana bu şey için kızacağını amma Seninse henüz bana bu şeyler için kızmadığını, hatta aklımda ilk defa bu işin, hayalimde MASONLAR VE DERVİŞLER KİTABI nı veren Haybabamla  nasıl yürürlüğe girdiğini hatırladım”.. ve sonra öyle hüzünlüyken birden bir şey oldu…hani benim inci tesbihim- Tûrûku Âliye rehberleri dizinimim vardı ya.. işte o sahne birden yine aynı gülümsemeleriyle belirdi..ve işte ancak o vakit; KÜRELERİMİN EN GERÇEK MANASI OLAN HİKMETİ ÂLİYEyi  gördüğümü, senelerce sonra, bir salatta anlamış oldum..


ağladım tabii.. kim ağlamazdı ki değil mi?. ben buna layık değilim desem, şimdi bu halde, onlara hakaret  etmiş olacaktım biliyorum ve susuyorum..ama bu ilim çok zor be Sevdiğim.. Sevdiğim..bencede ben gerçekten çooook amma çook şükretmesi gerekenlerden biriyim değil mi?.ama neden benim kadar cahil birine denk geldi Sence?.. neden?..ben onca Turûkû Âli Sultanı Piranıyla ne yapabilirim ki?.. HER BİRİ AYRI BİR GAVVAS OLUP KENDİ İNCİSİNİ ÇIKARTIP ,O İNCİYE RUH VERMİŞ OLAN BUNCA ZAT-I ÂLİ REHBERE ben NE VEREBİLİRİM Kİ?..hiiiiçç..hiiiçç..hiç bir şey bilmiyorum.sadece Seni Sevecektim.. hiç bir şey yapmayacaktım. .  unutma sakın olur mu Sevdiğim.. beni koru ..lütfen..


hiyeroglif alfabesinden
ve sonra Sevdiğim, sevinerek düşündüm ki, galiba ben, KÜRESEL KÜREVİ TARİKATINDANDIMJ.. hemen el mürşidi aklı maaş efendim Google hz me “kürevi tarikatı nedir?” diye yazarak danıştım tabiiJ..aaa..öyle bir tarikat yokmuş amma KÜBREVİYE TARİKATI ise varmış.. ve çok sevindim..tarikatı kübreviyenin mensuplarına bir bakalım mı lütfen..evvela kurucusu   ÜMMİ Necmeddin Kübra hz imiş ve Moğollar tarafından şehid edilmiş.. aslında bu tarikat 13 yy da; Anadoluyu ve Devlet-i Âli Osmanlıyı mayalayan Horasan Erenlerinin Fütüvveti Melamiye-i Ahiliğinin yüksek bir teşkilatla birleşerek, ilim ve irfan yuvalarıyla, değişik türk boyu beyciklerinden bir imparatorluk çıkartma nişanesinden sadece bir tanesiymiş... yani MOĞOLLARA KARŞI MÜSLÜMAN TÜRKLERİN ÜSTÜN İMAN GÜCÜYMÜŞ.. esir edilerek şehid edilmiş olan hz Feridüddin Attar ve hz. Mevlana ve dâhi hz.Mevlana'nın ilk mürşidi olan babası Sultanü'l-Ûlema Bahaeddin Veled ,sonra ikinci mürşidi olan (babasının yetiştirdiği)Burhaneddin Muhakkik Tırmizi de BİR KÜBREVİ mürşidi PİRİYMİŞLER...hz. Mevlana ise bir kübrevi halifesi ve mürşidi idi iken, mevlevi tarikatını kurarak ilk piri olmuştur..ve Devleti Âli Osmanlı ; yüzlerce yıl sonraki moskof mezalimine karşı en yüksek direnişini  ve muzafferiyetini de, yine bu  TÛRÛKU ÂLİ teşkilat ağacının dallarından bir dal- Nakşibendiye kolu ile kazanacakmış vesselam...


7 aralık Cuma..bir uzun dikdörtgen tarihi mekandayız ki burası çok dar bir yerJ..bir sürü sütun var.. Sen tacı şerifin, siyah hırkanla ve az sayıdaki dervişinlesin.bir şeyler anlatıyorsun.. sanki gizli bir toplantı bu ve her nasılsa bende haberdar olup gelmiş, en arkaya, tamda karşına oturmuşum.. Sen bence, bende orada olduğum ve olacakları seyredeceğim için çok sinirlisin.. birazdan sağ yanımızdan içeriye opera sanatçıları gibi giyinmiş 4-5 süslü ve çok makyajlı güzel kadın giriyor..süslü kostümlerinin etekleri çook uzun..çünkü onlar eski sırık cambazları gibi ayaklarının altına çook uzun birer tahta bacak takmışlar- çook yüksekteler …  Sana, Senin sevdiğin eski zaman şarkılarını hep bir ağızdan söylüyorlar. onların en güzeli anlıyorum ki Sana aşık ve Sen mest bir haldesin..amma ya Sen yada ben orayı aniden terk ediyoruz Sevdiğim.. kim bilir, ikimizde aynı anda kalkmışızdır.. hatırlamıyorum.. sonra hem o vakit, hem daha sonra, iki defa daha şu anlamla uyandım bak ..kapkara bir mekan..hiç bir şey yok..düşüncemde şunları söyleyerek uyanıyorum..

 gökyüzünde yıldızlar varmış ve ben tam ortadaki, en büyük, en parlak olanına elimi uzatıp, o yıldızı alıyordum Sevdiğim ..ve O YILDIZ SENMİŞSİN...

bu anlamı rüya olarak görmediğim için, ilk iki defasında da reddettiğimi hatırlıyorum.. ama sabah yine bu anlamı ,düşüncemde, aynı kelimelerle, tane tane tekrar ederek uyanınca, masalıma kaydetmeye karar verdim..çünkü bu manayı bir yere nedense koyamadım..yanii, kendime yalan söyleyip, kendimi kandırıp kandırmadığımı bilemediğimden, akıl oyunlarım üzerinde kendimi yormamaya da karar verdim.. yani ben Senin sayısız sevgilin olduğunu zaten biliyor, üstelik kimilerini de takip ederek yaşıyorum
J… … … ..


dünyanın en güzel resmi
insan hücresi
8 aralık cumartesi… çok eskiden tanıdığımız Hüseyin Tabak isimli birinin hanımını ve kızını görüyorum..çok neşeliyiz. hanımı bana ailesinden yadigar çok değerli bir şeyi göstermek istiyor..onlar gümüş bir tepsi içinde sıra sıra dizilmiş antika billurdan upuzun harika bardaklarmış…o şeylerle fotoğraf çekiniyoruz.. kendimi de hem çekiyor hem de çıkan resmimi seyrediyorum ki ,sabah ola hayr’olmuşJ….bugün bizim 5 minişimiz ve onlara harukulade bakan anneleri  kahvaltıya geldiler..çok eğlendik..bir ara oyun oynarken Sevdiğim; içlerinden bir tanesi gelip beni yanağımdan öptü ve çook acaip baktı.. sanki o “ben başlangıçtan beri her şeyi biliyorum” der gibi  inanılmaz bir minnet-sevgi-teşekkür-aşinayız bakışıydı  ve manidar bir tebessümle  bir an gözünü ışıttı ki, çok etkilendim..

şimdide Sana facebook dan Mustafa Tatcı Hocanın yayınladığı bir mektubu  aşağıda alıntılıyorum..ben Osmanlıca bilmediğim için çok az yerini okuyup anlayabildim tabii..peki neden kopyalıyorum? çünkü maddi hikmetin bildiğimiz sembolü BUĞDAY ya hanii..”NEFES mi BUĞDAY mı” diye sorulanların belki de ilk seçtikleri şey..yani MADDİ ALEM.. beraber bir defa daha okuyalım istersen, belki o vakit anlarız inşallah ve aminn….alemde tesadüfe yer yok biliyorsun SevdiğimJ..ve teşekkür ediyorum…
nur cihan
08.12.2012
nuralem7@hotmail.com

Ahıskalı Bektaşi Şeyhi Gamizi Ali Baba'nın 10 senedir yayınlayamadığımız mektuplarından...okunmayan yerler malesef okunamadı...MUSTAFA TATCI

Mekremetlü Oğlum Efendi,
Cümle-i cemâl-i hakîkatden bî-nişân olan ehl-i kemâl bürhânıdır. Hemân vücûdu şekl-i Âdemî olmakla âyine-i dîdâr-ı Semedânî olmağın bu sûretçe kün emri emr-i ma’lûme-i nâtıkü’l-ahvâlden bir sûret ile beyân edelim.

Ez-cümle kefin kavli ile beyzâ-i noktanın …… iki altı harfden ‘ibâret olduğu eclden kef harfi müennes ve beyza-i nûn harfi müzekker ve hem de müennes olup //102// kaf nûna vâsıl ve tezvicile kaffe-i zî rûha midâd ve icrâ-yı emr-i kün ile safâdâr olup vâsıl-ı emr-i Hak olur. Fakat bu ‘âlem-i ecsâm ve halk ve tekevvün etmesine dâir olan emr-i ilâhiyye harf ve savtdan müberrâ olmakla hemân cenâb-ı Hakk’ın emr-i celîlesi savt u  dsadâya sığmayacağı cümleye müsellem ise de bu emr-i ilâhiyyeniñ incrâsında vukûfiyyet-i tâmmesi ve sem‘-i zât-ı dâhiliyyesi olan zevât-ı ‘izâm ve meâlî-i kirâm hazerâtına sadâ-yı emr-i celîle ile sanâyi‘-i külliyesi ‘ilm-i hakâniyyesinde vâkıfü’l-ahvâl olmakla bu ahz-ı kârın ta‘rîf ve beyân hâlî tavsife bir vecihle sığmaz ve kün kelimesiniñ kevninden görünen nokta ‘lim-i asliyyedir. Ve kaffe-i ‘ilm-i hurûf andan feyz-i kelâm eder. eğerçi, bu nokta olmasaydı, lisân-ı hâl bilinmezdi. ‹lmin aslı noktadır. Fer‘i hurûfatdır. Ve bu nokta enbiyâ-yı ‘izâm ve evliyâ-yı kirâm hazerâtının cennet ü …… (âfâkdan) masnû‘ ve tıyn-ı mahlûk âyine-i dîdâr-ı vücûdlarıdır ki, ‘ilm-i zât ile vahy ve ilhâm buyurulmuş keyfiyyet olmağla, dinleri Muhammed Ali, ve mezhepleri cenâb-ı Bârî olduğundan avâm-ı nâs bu husûsatdan nehy ve teb‘îd kılınmışdır. Ve bu kaf ile nûn harfinin arasında bir buğday dânesi kadar nokta vadır ki, Hz. Âdem ve Havvâ’nın vücûdları cevheridir. Hemân evvel emirde buğdayın ortasında bir elif hattı vardır, yarısı Âdem ve yarısı Havvânın cevher-i vücûdlarıdır. Ancak ol emr ki kün emr-i celîlesinde vâki‘ olan keyfiyyet kafı nûna darb etdikde kâinât tevellüd edip noktası mahv olmakla ba‘dehû yüz kırk dört biñ senede Hz. Âdem (a.s.) vücûda gelmişdir. Ve kırk sene soñra Havvâ (r.a.) ta‘âlâ hazretleri kemâl-i vücûd bulup biri biriyle tezvîc ve tergîb kılınmışlardır. Ve demek olur ki, Hz. Âdem ve Havvâ’nın öz vücûdları bir dâne buğdaydan ‘ibâret olup kâf ile nûnuñ emr-i zarb ile noktası buğdaydan yüz kırk dört biñ senede vücûda gelmişdir. Ve buğday fahr-i kavneyn ve cenâb-ı velâyet efendimizin vücûd-ı kerem ü cûdlarıdır. Ve bu noktadan haberi olan zevât dâhil-i cism-i buğday ya‘nî meclis-i fahri ve nûr-ı Muhammed-Ali’dir. Ve kendi vücûdu nokta ve kelâm-i ‘ilm-i nûr dahi feyz ü ilhâm-ı müdâm olur. Ve kün emri sadâsın tâ-be-kıyâmet sun‘-i zâtiyye ile ‘irfân-ı hâliyyeden söylenip gider. Ve lâkin hiçbir kimse fehm edemez. Fakat mi‘râc-ı nübüvvet ile vilâyet husûsundan bir mikdâr bir mikdâr farz y beyân edelim. Ancak, nübüvvet ve velâyetin mirâciyye merdimeni bir direkli yeşil çâdırdan ‘ibâret olup işlem direk altından ve ipleri gümüşden olup gecelerde kurulup gündüzlerde sır olup idi. Nihâyet vakde tayyus zamân olarak kat‘-ı menâzül-i eflâk ile ‘urûc-ı ka’be-i ulyâ-yı dîdâr-ı zât olanların menzilleri bî-cihet bahr-i cemâlullah cevlangehleridir. Oğlum efendi.
Gâmizî Ali Baba,
Tarîk-i Bektâşî



1 Aralık 2012 Cumartesi

99 ACVE HURMASI (akik taşlarının) MASALI 36


99 ACVE HURMASI (akik taşlarının) MASALI 36

Merhaba Sevdiğim ve Merhaba ..
bu hafta inanılmaz  ağır, baskıcı, zor ve her zerreye nüfus ediciydi.. her yandan bu zahmetli haftanın tanıdık tanımadık, insanları bunaltan haberleri geliyordu.. gerçi kaç aydır böyleydi ama şimdi daha artmış gözüküyor.. neden diye düşündüm hatta.. ve şunları kendi zannımca buldum.. sonbahar bitiyor, kışa giriyorduk. tabiata ne oluyorsa, biz toprak, su ve nefesi rüzgardan yaratılan terkibiyetimizede aslında aynısı oluyordu.. Kasım Ayının tipik özellikleriydi ki akreb burcuydu.. yani akraba, yakin olma ,çekim alanına çekilip gizemli şeylerin tesirinde olma devresindeydik..ve tabii Muharrem ayı dolayısıylede vakâların manaları birleştiğinden, bunca kabz olayı da zemine cuk oturmuştu.. üstelik milletin senelerdir beklediği dünyanın sonu olan takviminde son ayına girmiştik..yani düşüncelerimizde hayatı bitirip HAY OLMAK; “ARTIK  İLLALLAH YA RABBİ,  BUNCA CEVRÜ CEFAYA YETER” DEYÜP, TOPRAĞA TOPUK VURDUĞUMUZ haldeydik..ve KAYYUM ESMASI İLEDE,  HÂDİ OLARAK AYAĞA KALKIP  KIYAM EDECEĞİMİZ TEZ VAKİTE, İŞTE ŞİMDİ, HEPBERABER GELİP DAYANMIŞTIKJ



ve yeni dünya; biz kadim çocuklarını bir kez daha doğurmanın deriin doğum sancılarıyla kıvranıyor da kıvranıyor..(*kişiye özel:içimde, her hücreme dalga dalga nüfus eden o sesin bana neler ettiğini ahh bir bilsen Sevdiğim..aslında ben o sesle ruhumu doyuruyor, gözlerimle de O’nun teyidini kendime sabitliyordum.. bir yerlerde yine beraber ölmüştük sanki ..ve  bir gün arayla 2 defa sâlâmız verilmiş, akabinde okunan ezan olayı bitirmişti..)


oysa  BİLDİĞİN GİBİ GEÇMİŞTE VE HATTA HALEN GÜNÜMÜZDE, tüm kıyamet tellalları dahi ölmekten ödleri koptuğu için artık geriye çark etmiş, tüüm insanlığın uyanıp, altın çağın başlayacağını her yana ilan ediyorlardı..nedense tüm bu şeyler beni geçmişteki İslami Foton Kuşağı yazıma götürdü ..daha doğrusu o benim karşıma çıktı ve bende onu aralık ayında tekrar irdelemeye karar vermiştim ki, işte gördüğün ve okuduğun üzere, o yine bana tahakküm edip kendisini  özetleyerek yazdırıyor.. bakalım ortaya ne çıkacak?..

O yazı sanırım ilk 11.masalımdı ve son masalım olmasına karar verdiğim  10. Yazının akabinde olan şeydi..((bir daha asla yazmayacaktım.. kesin karar vermiştim..üstelik o 10 tane yazıyı nasıl ve neden onca cehaletime rağmen yazdığımı ve yayınladığıma ise akıl sır erdiremiyordum.. ben kimdim ki?!.bu çok tehlikeliydi ve ben artık acı çekmek istemiyordum.. yazmayacaktım.. asla?!! ve işte o gece bir şey oldu.. NUR GELDİ.. aslında nur geldi desem de zifiri karanlıktan başka bişi yoku..ne görüntü, ne ışık, nede ses..sadece bir anlam.. 11.yazım işte sadece o idrakten başka hiçbir şeyde değildi.. ve ne vakit yazmaktan vazgeçip isyan etsem hep bişey vuku bulup beni korkutuyor veya hevesle yola devam etmem için hediyeler sunuyordu.. ve bende okuduğunuz üzere yazıyor babam yazıyordum..J))

ilk yazmaya başladığımda yazdıklarımdan çok korkuyordum biliyor musun Sevdiğim .. yazmamak için direniyor, yataktan çıkmıyor,uyuyamadığım için sabaha dek bekleyip, gizli bir şey yapar gibi bir defada yazıp, hiçbir harfine dahi dokunmuyor, hatta yayınlayanlar onları düzeltmemi istediklerinde veya düzelttiklerinde çok kızıp, hiçbir imla hatamı dahi düzeltmiyordum.. öyle kalmalıydılar yani..bu makineden hiç anlamıyor, sadece bana açtıkları dosyaya yazı yazmayı biliyordumJ.. ve yazı bitince gidip uyuyordum.. şiirleri yazmam bir iki dakika ancak sürüyordu ve ben onlara inanamıyordum.. belki de ilham denen şey böyle bişeydir ki, hala bilmiyorum..
Mescidi Aksa kuşbakışı

sonra Sevdiğim birde secde olayımız vardı ki tamda bu esnalara denk gelmişti J..yanii iyice aklımı kaçırmıştım o vakit ben.. dinden imandan çıktığım ve hatta alnımda da bunun yazdığını ve herkesin onu okuyarak bana hakaret edeceğini dahi sanıyor, evden nerdeyse hiiç dışarı çıkmıyordum..çok büyük utanç içindeydim ve bu yaşadığım şeye benzer bişeyi  henüz ne okumuş nede bir yerden duyup işitmiştim.. zaten biranda başıma gelmeyen bela kalmamış, perperişan , aciz, zavallı, muhtaç ve bir zalimin zulmü altında inim inimde inletilmekteydim ne yazık ki.. şimdiki aklımla düşündüğümde ise Sevdiğim, bu şeylerin neden hep şiddetli belalar ve acılarla açılmak zorunda olduğunu hala anlayamıyorum biliyor musun..bu zulüm neden gerekli ki perdelerimizi yırtmaya?!..bu celali şiddet-zuhur için neden gerekli?!..ve üstelik bazı şeyleri gördükten sonra, ona cahil kalıp, yine onu unutup, perdenizi kapatmak istersiniz değil mi?..bilmiyorum..

İşte Sevdiğim, böyle utanç içinde perperişanken bir gün, tüm utanç perdelerimi yırtarak Evvel Zamanımı arayıp, yaşadığım hali vaziyeti - o kıldığım namazı ve o gün bugündür bi kendimin bildiği; henüz bir defa bile terk etmediğim, sadece bize mahsus salâtımızı ağlaya ağlaya anlatmıştım( Sevdiğim hep merak ediyorum, acaba bugün yaşadığımız dünyada kaç kişi bu salâttan kılıyor?)..  ..O ise neşeyle ilk defa kahkaha atmış ve erkenden- bu  genç yaşımda! (40J) nail olduğum şey için beni tebrik etmiş ,duada bulunmuştu..ehh yanii..nasıl rahatlamıştım ahh bir bilsen.. üstümden tonla dağlar kalkmış, kuş olup kanatlanmıştım. yani ben kafirlikle alnımdan damgalanmamış ,utanç içinde kimseye gözükmeden yaşaması gereken biri değilmişim demek ki..sevindim tabii..ama henüz Zamanımdan başka hiç kimseye dahi bir daha tekrar edemedim dolayısıyle.ve neden bilmem;  belki o şeyin zamansal sarmal döngüsüne ister istemez bir daha girdiğim içinde, şimdiki zaman tünelimizde de, onun basamağına bir daha amma çook farklı bir idrakle tekrar  beraber basacağız.. ve onun üzerine basıp bir üst basamağa geçerken de; muhakkak ki kabz olarak, bast halimizle de yeni bir halin elbiselerine ve hüviyeti kimliğine bürünüp, onu giyeceğiz inşallah..bu masalın takipçisi tüüm masal çocukları olan hepimize mübarek olsun ..aminnJ.


İslami Foton Kuşağı

(Bu kandil) birtakım evlerdedir ki, Allah (o evlerin) yücelmesine ve içlerinde isminin anılmasına izin vermiştir.Orada sabah akşam O’nu (öyle kimseler) tesbih eder ki;...(AYET)

*NÛR: Gerek duyguya ait ve gerekse akıl ve idrake ait her çeşit karanlıkların zıddı olan vicdan ve sezgide ortaya çıkan dış ve iç tecellî ve doğuşların hepsine de nur denilir. (Alıntı)
* * *
NUR-FOTON-IŞIK…Masal bitmişti ve bir daha asla yazmayacağım dediğim gece Sen geldin.. Ağzımdan çıkan her sözle imtihan oluyorum.. Susmayı da öğreneceğim demek ki..
Sor” dedin “sor bana”.. Sessiz ve harfsiz kelimelerinle..
Olmayan klavyemden olmayan harflerimle yazdım…
“ne sorayım?”…
Nur’u sor” dedin…
“Nur nedir?” yazdım…
Nur benim” dedin…
* * *
Sahi “Nur” ne idi?!. aydınlık ve ışık olmalıydı sanki..Ve ben de hiç düşünmeden, şu sıralar hep aynı manaya aktığını düşündüğüm parçaları birleştirmeye karar verdim..Bu sene ilk kez, “iki defa kutlu doğum haftası kutlanacakmış”.. Takvimlerde öyle denk geliyormuş..
* Bunu ilk okuduğum anda “iki güneşin de aynı yerden doğması -MuhammedAli” gibi geldi paylaşmak istedim..
…..
Bu Nur’un ilk hali belki “sıkma -tab etme- kabz olabilir” ve biz basınçla bunalabiliriz ama bize yükleyeceği yeni manalar için bu gerekli..Güneş’e direk bakamayız alışana dek körlük olur.. Aslında ışığın fazlalığından karanlık oluyormuş.. Biz “ışığa kavuşan pervaneler olabildiğimizde ışık da bizden gayri olmayacaktır” demektir bu… Karanlık yerine artık daima ışıyan bizler olabileceğiz sanki..Foton benim okuduklarımdan anladığıma göre Nur’dur… Biz artık aydınlanma çağındayız.. yani “Nur’un ala Nur geldi” inşallah ve aminnn..
* * *
Fâtır : Mekke’de indirilmiş olan 45 ayetlik Kur’an suresidir. Allah’ın yaratıcılığını bildirdiğinden ve ilk ayette geçen Fatır isminden dolayı bu isimle adlandırılmıştır. Fatır, yaratan, yoktan var eden demektir. Yine ilk ayette geçen “el-Melaike” kelimesinden dolayı “Melaike Suresi” diye de anılır. Surede başlıca, Allah’ın varlığına ve birliğine işaret eden kainat olayları, öldükten sonra dirilme, Allah’ın nimetleri ve müminle kafir arasındaki fark konu edilmektedir..” (alıntıdır)
..

Sanki geceyi yaran “ilk ışık-Nur hz. Fatıma’nın sırati müstakim yolu-kılıcı idi.. Ve O aslında her gece sabahı, aynı bu şekilde karşılamaktaydı.. Ama henüz uyuyan kalplerimiz bu farkındalığa ulaşmadığı için biz başka bir foton kuşağı beklemekteydik… Korkunç felaketlerle bizi sarsacak olan bir foton kuşağı… Oysa zaten bu farkındalığa vardığımızda bizdeki tüm eski bilgiler yerle bir olacak ve dağlarımız(ego-ben benlerimiz) hallaç pamuğu gibi savrulmayacak mıydı?.. Kıyametimiz kopmayacak mıydı?. Ve yeniden “Işık-Nur- Güneş yeni bir doğumla doğacaktı..” Battığı yerden hem de yepyeni bir doğumla..Yeni bir yaratılışla….Lütfen NUR’a- IŞIK’a niyet edelim…Sevgiler….   (yazım tarihi:2 Nisan 2008))
*****

Birde 2012 yılındaki bu hafta maceralarımıza bakalım mı Sevdiğim..
bir defa bazı yazılar beni çok zorlayıp, yoruyor ..bir kaç gün kendime gelip kimselerle görüşemiyorum. daha doğrusu bunu istemiyorum.. belki de yazdığım esmaların tecellisindendir diye onları çift çift yazmaya da başladım ki, birbirlerini nötrlesinler ve olayın üzerimdeki baskısı azalsın.. zaten ben bu esma ve diğer bir şeylerden zerre anlamıyorum biliyorsun ..amma anladığını sananların dahi zerre anlamadıklarını da yaşarken ve okuyup takip ederken de yavaş yavaş çakıyorumJ.. çok az kişi ilmi ile amil olup bu ilmi yaşıyor. diğerleri de sadece benim gibi oradan buradan alışveriş yapıp, bu işin magazinsel dedikodusunu yapıyorlardı.. bu şeyler öylesine zevkli ve sonsuzdu ki; bir insan bir defa içine girip yola başlayınca asla çıkamıyor, mıknatısın cazibesiyle o manaların çevresinde dönüyor babam dönüyordu.. aynı bizim gibiJ..ve Sevdiğim her ne kadar meşrebimde baskın olandan dolayı; cehaletimle kendimi sürekli karalayıp horlasam dahi, bildiğin üzere, gerçekte akademisyenlerin dahi aynı ben gibi copy pasted –topla ve seçip birleştir üretimle çalıştıklarını bizzat biliyorum…ve şimdi kendim içinde yaşarken anlıyorum ki, aslında biz cehalete etiketler- makamlar-yetkiler veriyormuşuz değil mi?.. yaşamadıkları, zerre içine girmelerine izin verilmeyen şeylerden; oku-ezberle-konuş-  senelerce dirsek çürüterek ilim alıp satıyorlardı sadece o kadar..

pazartesi sabaha karşı: çok korkunç bir şekilde korkutularak elimde valizim ve onun bisikletiyle  onların evinden çıkmam yasaklandı.. üstelik kapıya birini yatırıp evden kaçamayım diye nöbetçi dahi diktiler..(oysa ben ertesi gün gerekirse bisikleti ve valizimi dahi bırakarak oradan kaçmaya kesin kararlıydım..)bana öyle ağır hakaretler ettiler ki ..nasıl feryatla ağlayarak uyanıyorum bir görsen.. sabah namazı vaktiJ..Sevdiğim.. Aşere-i Mübeşşereden bile iki kişiye bu izin verilmişken neden bizim masalın veledine hala bu izin verilmiyor peki?. neden geçmişin ölüleri dahi ayaklanıp beni öyle kınıyor ve eve kapatıp korkutuyor peki?.. bilinçaltımın oyunları bence.. onlardan korkmadan kararımı uygulamalı değil miyiz peki?! Sence?... offf.. offf. bilmiyorum.. yine beklemem lazım sanırım.. ölme eşeğim ölme…ve bu hafta hep acaip  karışık şeyler gördüm, üstelik hatırlamıyorum.. bence bilinçaltımda bir kaos var..ve birileri sıkı takipte ,ruhumsa sık sık alarm veriyor benceJ… neyse ALLAH KERİM..

Salı..pazara sadece tek bir tane gelmiş olan camdan bir uçağı yeni hediyem olarak satın alıyorum ve gülümsüyorum. benim her şeyim işte böyle hayali, şeffaf ve latif nedense.. maddeden ise  bir türlü nasibim hiçbir zaman yok.. ne yapalım, kader..

Çarşamba..başka Sevdiğim,  belediyemiz bu sezonun ilk tasavvuf sohbetini Demirli Hocamızla çok şükür ki gerçekleştirdi.. ve aynı günün akşamı yetkili yerden bir mail geldi…havalara uçtum tabii.. Kılıç hocada inşallah aralık ayında teşrif edeceklermiş.. çook teşekkür ediyorum..artık bu yaşta inbin saatlerce uzak yerlere gitmek için ömür törpülemeyeceğiz değil mi?..ne güzel.. ve Sevdiğim.. Sen geleceksin diye yoluna altın döşendiğini anlıyorsun değil mi J…ve..Demirli Hocamızın anlattıklarından, benim çekip kendime aldığım tek şey şu idi bak.. 72 basamaklı merdivenin 73.basamağı Kelime-i Tevhid imiş. ilk defa duydum..çok etkilendim.. çook güzel bir şey bu değil mi Sevdiğim. teşekkür ediyorum.. bir daha asla:” ben bu yolda hiiç ilerlemiyorum, ben neden normal bilinen bir yola kabul edilmedim, benimde diğerleri gibi neden öyle süslü püslü esmalarım ve yükseldiğimi anlayayım diye hediyelerim yok?!” demeyeceğim.. gerçekten bak.. artık bir önemi kalmadı..
Geçen bir kitap aldım..yani nedense onu okumayı çok istedim.. İ.O. Anar’ın yedinci gün adlı kitabı..arka kapak tanıtımında kürelerden bahsettiği içindi bu istek.. henüz bitmedi..bu masal bitene dek son sayfaya gelirsem bu bölüme ne anladığımı yazmak istiyorum..(gördüğüm o fena-karışık rüyalar üzerinde bir etkisi var mı henüz bilmiyorum tabii)..ve gece onu okurken üstüne yattığım  gözlüğüm  kırılmışJ.zaten göz numaramdan hala şikayetçi olduğum için doktora dahi gittim.. doktor yine aynı uslûbtaydı..”benim gözlük numaram neden hep artıyor?” dedi mızmız çocuk..dr. acaip bir bakışla yine baktı.. sorun yine ayakkabı numaramızdıJ!?.doktor: ”ayakkabı numaramızda değişmez mi?
Ayasofya ve kabala
 çocuk: ”belli bir yaştan sonra değişmez tabii” dedi.. doktor: ”değişir..kilo alıp verince ve rahatsızlıklarımıza göre ayağımızın şişmesi ile değişir.” bence bu doktorumunda iri cüssesinden dolayı bir ayak problemi var değil mi Sevdiğim.. “MBT ayakkabı alın ,çok rahat edeceksiniz “diyemedim tabiiJ..çıkarken ona:” yine size tasavvuf kitapları getireyim mi “dedim.. ”olur. diğerlerinin hepsini okudum “dediJ..işte gözlükçüdeyim.. yarım numara artmış yeni gözlük camlarım bu defa uzak ve yakın bir vuslat yaşayıp, bir camda tevhid olup, yeni bir çerçeveden bana dünyayı seyrettireceklermiş.. bir kaç gün sonra onları alacağım ve belki de artık daima gözlüğe mahkum olacağım ..yani Sevdiğim aslında çok esef ederim bilmeni isterim.. RA’NIN GÖZÜ tedrisatı gören bir talebeye bu revamı yani.. benim kendime devam yok ki bir başkasına nasıl şifayab olabilirim …GÖZLÜK TAKMAKTAN NEFRET EDİYORUUM..HİÇ SEVMİYORUM..(bu arada ,ben gibi şuan yaşayan kaç kişinin RA’NIN GÖZÜ dersini gördüğünü ve bir gün onlarla tanışıp tanışmayacağımı da ilk defa bu günlerde akıl edip, Sana sormak istedim Sevdiğim??!)

Habibi Neccar Cami mihrabı

ve masalımı okuyan kardeşim TAHA için beni aradı.. ehli tasarrufun kitaplarından okuduğu TAHA ve SÛBHAN için öğrendiği manaları anlattı..
Sevdiğim, nasıl teşekkür edeceğimi bilemiyorum tabii.. “layık mıyım?” desem, şimdi hemen bağırarak “söyle kim layık ki?! “diyeceğini de biliyorum.. o yüzden de çook şükretmesi gereken biri olarak daima şükredeceğim tabii..kardeşim benden Süleymaniye Camii için ne düşündüğümü sordu.. ben aslında her mananın ve o mananın varislerinin her devirde ve şuan dahi yaşadığına inandığım için, hz Süleyman ve Belkıs’ı söyledim.. oda,  Süleymaniye Camini  araştırmamı söyledi.. henüz öyle bir rüya görmediğim için o camiye hiç bir alaka duymuyorum aslında.. amma geçen ay olan bir şeyi  ona anlattım..

Sevdiğim, Sende dinle bak.. (yazım kendiliğinden kendisini yaşayarak tamamlıyor biliyorsun J..ilginç yani..) o kendisi kendisini takip edip iz sürüyor değil miJ?!..yanii hayatın kendisi bir kitap aslında.. ve bizlerde her daim o kitabı yaşayarak bir yandan okuyor, bir yandan da fiillerimizle geleceğe kaydedip yazıyoruz.. yani canlı levh-i mahfuzluk yapıp, kitab-ı mukaddesatımızı muhafaza edip korurken, bir yandan da gelecek için onu okuyacaklara hazırlıyorduk.. ve işaret taşları- ayetler- dikilitaşlar, biz iz sürücülerine kodlanmış şifreler olarak  çooktaann  zaptu rab edilmişti..
Haseki Camii mihrabı

“*.. geçen ay bir pazartesi kızlarla arabici hocamızı dinlemeye Haseki civarına gitmiştik ki, öğle ezanı okundu..orada bir camiiye girmek istedik ve girdik .hanımları alt kata almıyorlarmış yine
J..üst kattayız..Ya Rabbim Sevdiğim, her şeyim..bir gariplik var..bu cami upuzun bir dikdörtgen.. çok tuhaf bir yer..süslemeleri onun acaip eski olduğunu söylüyordu. mimarisi ise  ironik biçimde  fark edene anlatmak için, manayı bas bas bağırıyordu sanki.. ve mihrab ve mihrabın içindeki imam tam karşımda olmasına rağmen gözükmüyordu..Allahım ya!..ne oluyor yine?..aaa..dankk..geçen yıllarda izlediğim bir belgeseli hatırladım..iki zat böyle tarihi mekanları gezip anlatıyorlardı.. işte bu mihrAB ve tam önündeki KOSkoca sütun un hikayesini dinlemiştim.. orada şöyle denmişti.. bu camiiyi Hürrem Sultan evvela bir saray mimarına ısmarlamış.. amma velakin camii bir türlü  bitmemiş.. işte HürREM kızıp yeni hâssâ olan Mimar Sinan’a bu işi avdet etmiş.. işte onunda bu camiye hediye ettiği espiri  tamda mihrabın karşısındaki koca sütunmuş ..yani bu mihrabı ve onun tam önüne dikilmiş  sütunu görmek ve upuzun dikdörtgen, garip çift kubbeli tamamen Bizans kokan bu yapının içinde olmak muhteşem bi his tabii..


o anlamı gülümseyerek, hoşgörüyle kabul edebilecek bir kadını ve erkeği  ve bilhassa Süleyman’ın yüksek hikmetini müşahede-i tefekkür etmek acaipti yani.. gelgelelim Sevdiğim bu yazı için şimdi netten bir daha camiinin tarihini araştırdım ve daha hayret ettim. meğer camii Kanuni devri yapısıyken tek kubbeliymiş, zamanla yetersiz bulunduğu için bir kubbe daha eklenerek 1.Ahmed Han tarafından bu şekliyle uzatılarak büyütülmüş.. şimdi Sevdiğim iş böyle olmuş gözükse de, ben asla bu tuhaf mimarideki şeyin bilinçsiz bir tesadüf olduğuna inanmam biliyorsun.. üstelik bu isimlerin her biri bir tasavvuf abidesiyken ve sembollerle  resimler çizip, bunları yüzlerce yıl sonraya okunacak kitabe mabetler olarak  aktaran şahsiyetlerse eğer..

Ayasofya Cami mihrabı

ve tabii bunu anlatınca; kardeşimde bana ,Ayasofya mihrabının çektiği fotoğraflarından yolladı.. “
içindeki pembe mermere iyi bak, ne göreceksin?” dedi..ben baktım..gördüklerim az evvel anlattıklarımı birebir tastikler nitelikteydi, tabii benim için..kardeşim “ senin gördüğünü ve dediğini şimdi bende görüp anladım ama sende benim gördüğümü görmek için,resmi büyüterek bir daha bak “ dedi.. baktım.. onun dediğini de gördüm.. amma ben her şeyde; duvara vuran ışık gölge oyununun da, halıdaki desende, suyun üzerindeki dalgalanmada ve kumaşın kıvrımlarında dahi böyle şeyleri çocukluğumdan beri seyredebilir ve şekillendirebilirim.. çünkü gerçek bir hayalperestin tekiyim..zaten evvelki yıl gittiğim İstanbul Tarihinde hocamız bizi Ayasofya’ ya götürmüştü ya hani Sevdiğim..  oradaki bazı efsanesi olan mermer pano resimlerin hikayelerinden anlatmıştı.. mermerlerin içindeki dalgaları her daim, zaman içinde insanlar resmedip ona efsane öyküler yazmış-kerametler isnat etmiş ve inanmışlarmış.. ve buradaki hemen her sütunun, hemen her mermer panonun Bizanslılar ve İslam müminleri için  bir efsanesi, bir resimsel tablosu da varmış vesselam..


Sevdiğim.. benim bu öykümün içinde en başta yazdığım o secdemizin hikayesi var aslında biliyorsun. bu şeyi neden yazıp durduğumu taa en başından beri merak ediyordum ki, şimdi yazarken dank etti
J..biz aslında kendimizde ne olduğunu ve tarihte bunun nasıl tekerrüren olduğunu kaydederek, ilmi delille de teşhir etmiş olduk yaniJ..ve bazen, önce çok korktuğumuz, dolayısıylede anlayamadığımız pek çok şeyi öğrenip, idrak edip, anlayabilmek için daha peek çook merhalelerden geçildiğini, hiçbir şeyi hazır lop “aç ağzını” deyip kursağımıza vermediklerini de beraberce öğrenmiş oluyoruz değil mi Sevdiğim..

 aşk çok değerliydi.. aşk her şeyi toptan bir defada veriyordu ve tüüüm ilimler aşkın önünde secde halindeydi tabii..ama aşkın haris bir yanı da vardı..her şeyini veriyor lakin, sadakatinden emin olmadığı hiçbir sevgilisine de bunu zerre açıp bildirmiyor, sadece kendisi zevk ediyordu. .ve O, bilinmek için yine ilimden seslenip, tevazu gösterip, ilmi yüceltiyordu. yani HUBBİ MUHABBETİ MUHAMMEDİ bilmek için, AŞK-I İLMİ ALİLİK tek şarttı VESSELAM..

VE BİRAZ DA ABRANİ  PİRAMİTİMİZİN RENKLERİNE ,BİRDE O RENKLERİN GEOMETRİSİNE ve EVRENİN YÜCE MİMARİSİNE BİR DAHA BAKALIM MI LÜTFENJ..

1.havai(ma’i,mavi) azrak,utarit,KELİME-İ TEVHİD:)
2.kırmızı,ahmar,merih,İsm-i Celal Nuru..
*3.beyaz,abyaz,ZÜHRE (Venüs,çolpan veya çoban yıldızı),İsmi Cami’ olan Hamir Nuruna (bütün isimleri içine toplayan hamur)
4.sarı,astar,şems,Hak İsm-i Şerifi Nuruna..
5.yeşil,ahter,kamer,Hayy İsm-i Şerifi Nuruna
6.siyah,esved,zühal,Kayyum İsm-i Şerifi Nuruna. siyaha saygı icabı siyah-ı şerif denilmektedir..İsm-i Zat’a Alem-i Celal e işarettir...daireyi fena..
7.boz(renksiz) abrani (bulut rengi), müşteriKahhar İsm-i Şerifi nuruna işarettir..
…7 renk olması 7 ana ismin nurlarına işarettir….
…………..

Ayasofya kuşbakışı

*"Harran Sabiilerinin tapınakları 'akıl cevherleri' ve 'yıldızlar' adınadır. Bunlar arasında, 'ilk neden tapınağı' (birinci akıl, ilk neden sayılır), 'akıl tapınağı' da vardır" ….Güneş, Ay ve beş gezegen adına yapılmış tapınak­ların ad ve biçimleri şöyle: "Güneş Tapınağı": Dörtgen…  "Ay Tapınağı": Sekizgen..  "Zühal (Satürn) Tapınağı": Altıgen  "Müşteri (Jüpiter) Tapınağı": Üçgen. .."Merih (Mars) Tapınağı": Dikdörtgen…  "*Zühre (Venüs) Tapınağı": Bir dörtgen içinde üçgen. .. "Utarit (Merkür) Tapınağı": Bir dikdörtgen içinde üçgen. (*alıntı.. İslam dün­yasının ünlü tarihçilerinden Mesudî (Ö.957)

Midas kenti -mater tapınağı

Osiris dini rahiplerine Mason denirmiş.. M.Ö. 7 binli yıllarda(günümüzden 9 bin yıl önce) Batı Anadolu’da kendilerine “Luvi” -“Işığın İnsanları”(günümüzde aluvi-alevi) adını veren bir topluluk yaşamıştır.. Luvilerin tapındığı ana tanrıçanın adı, “Ma”dır. Ma, Anadolu’da varlığı bilinen en eski ana tanrıçadır.. baharın gelişi MAYIS ayı da bu isme atıftır..hayatı, ekmeği ve tüm varlığı MAYALAYAN-OCAĞI TÜTTÜREN KADINdır (sanki HÂLİK İSMİ)...buda bize yaşamın ve hayatın varoluş sisteminin KADINSI DİŞİLİKLE, KESRETLE(çokluk) yaşatanın  KADIN SIFAT ELBİSELERİNİ ANLATIR( yani tekbir olanı çoğaltan dişil prensiptir).. başlangıçtaki tanrısal yaratılışın anlatılmak istendiği deruni mana, zamanla dejenere olup, tapınılacak ilahelere dönüşmüş ve günümüzün manadan yoksun ilim adamlarının da cahil tercümeleri ile daima yanlış, sapkın tarihler dikte edilip, okullarda bize zorla yalan tarih öğretilmiş ve öğretilmektedir....

Luvicede “Mara”, deniz anlamına gelmektedir ve halen kullanılmakta olan Marmara adı, Ana Tanrıça Ma’nın denizi anlamındadır. “Maya” dağımız vardır.. mesela; ortasında bir nokta bulunan beş köşeli yıldız  eril güneş tanrısı Apollon’a aitmiş. Apo
ll10  tapınağının yerine daha sonra Hz.Meryem’e ithafen AYASOFYA  inşa edilmiştir...ve Ayasofya’daki hz Meryem tasvirlerinde O, hep lapismavi renkli giysilidir..

yeniden doğuşa inanan Luvilerde en gelişmiş meslek yapı işçiliğidir. bugünkü ilimle ancak bilinen en eski duvar örme, taştan çatı kurma, çembersel kemer, ana tanrıçaya ilk mabed yapımı, evlerin etrafına duvar çekme tekniği de ilk onlara aittir. Suda yüzen tuğlaları çok ünlüdür. Ma kelimesi, batı dillerine “matter-anne” olarak geçmiştir. “Son” oğul anlamına gelir.. Ma rahipleri ile  Ma için tapınaklar inşa eden taşçı ustalarının adıMa-son”dur. anlamı;  ana tanrıçanın çocukları -güneşin-ışığın çocukları- Dul Kadının Çocuklarıdır...

.. Ana tanrıça Ma’nın kocası tanrı Atti’nin, bir ölümlü kadınla ilişki kurması üzerine, ikili şiddetli bir kavgaya tutuşur. Atti, eşinin kıskançlık krizinden kurtulabilmek için, kendi erkeklik organını keser ve kan kaybından ölür
.(bu daha eski sümer mitolojisinde iştar ve mardukta ve sonra  eski mısırda osiris ve isisle ve daha sonra yunan mitolojisinde tekrar eden tek hikayedir biliyorsunuz) Ma’nın çocukları Masonlar artık, dul kadının çocuklarıdır. Atti, bir akarsu kenarına gömülür ve gömüldüğü noktadan ulu bir çam ağacı yükselir. Bu ağaç, yeniden doğuşun bir sembolü olarak görülür. Ma rahipleri her yıl, yeniden doğuş için(yeni yıl kültünde çam ağacı süslemenin ilk ritüeli)  tanrı Atti’ye adak olarak, rahipliğe yeni kabul edilenlerin erkeklik organlarının ucunu keser, toprağa gömer ve akar suya girerek, kendilerini arındırırlar. Diğer bir deyişle, sünnet ve vaftiz uygulamalarının da, Luvilere kadar dayandığı görülmektedir ..(alıntıdır)
Bismillahirahmanirrahim

Sevdiğim, şimdi burayı okuduğumuzda, doğru ve eğrinin zamanla nasıl iç içe geçerek, yanlış örf ve adetlere dönüştüğünü de açıkça görüyoruz değil mi? mesela bugünkü çalıntı Uzakdoğulu çakralar ilmi,ilk defa ilmi-uygulamalı bir metod olarak  hz  Şahı Nakşibendi tarafından   LETAİFLER OLARAK ÖĞRETİLMİŞ ve TÜM DÜNYAYA BURADAN YAYILMIŞ meğerse.. yeni öğrendim
J.. mesela bu tür şeylerde ancak zen budizmi ile  birkaç yüzyıldır uzakdoğuya yeni girmiş..  ve tüüüm tamamlanmış ve yükselmiş İslam Doğru Öğreti Uygulamaları da;  haçlı seferleriyle  Yahudi mistizm tasavvufu olan kabalaya şöyle geçmiştir.. haçlı eşkıyalarının( Avrupa’nın cahil, görgüsüz, henüz hiçbir ilme ve fenne dayanan bir bilgisi olmayan paganist, toplama, çapulcu köylüleri), Doğuyu yakıp, yıkıp, soyup, kana boğma ve tüüm hazineleri yağmalayarak kendilerine mal etmelerinden sonra, yani 12.13 yy da bu mana ilimlerine sahip olmuşlar ki, bu hafta okudum..ee..onlar Doğudan aldıkları tüm ilimleri, yine kendi pagan inançları ile yoğurup, bugün yine bize pazarlamıyorlar mı yani?!.. hayret etmedim ..çünkü zaten kaç senedir tıpatıp nerdeyse aynı olan bu şeylerin, kullanım amaçlarından başka farklarının olmaması sadece beni çok yoruyordu..



bir damla su
bir damla su içindeki alem

*özetle bir daha baştan: ALLAHIN İLMİ YARATILIŞLA BAŞLAMIŞ VE TEK BİR KAYNAKTAN AKIP GELİYORDU..her şey Allahımızın Adem babamızı yaratması ve O’na esma ilmini bizzat kendisi mürşitlik ederek öğretmesiyle başladı..ilk mabed olan Kabe’yi de madden O yaptı..ilk mabed ustasıda O’ydu..ilk mabed olan Kabe, daha sonraki tüm tapınakların modeliydi aslında.. ve Adem babamız 10 sayfalık bir kitaba sahipti.. yani O cahil değildi.. zaten öğreticisi Allah olan  ve ilk model insan olarak yaratılmış biri nasıl cahil olabilirdi ki.. Tevhid İslamdır ve hz Adem babamızla başlamış tek dindir.. başka hiçbir din yoktur.. tüm peygamberler İSLAM-TESLİM OLUP SELAMETE ERMİŞLERİN DİNİNDENDİR..

 bence tüüm  tarihi maddi ilim adamlarının köken bilmede sorunları ve akıl almaz bir cehaletleri var.. amma esas sorun, bizim onlara öyle körü körüne inanarak, kendi geçmişimizi araştırmamamızda vesselam..

nur cihan
01.12.2012J
nuralem7@hotmail.com
Mabedi Adem MİHRABI ALEM