12 Haziran 2015 Cuma

30 (O’tuz) KUŞ ,30 HARF OLAN ÂNKA ‘ NIN RÜYASI MASALI 26


30 (O’tuz)  KUŞ ,30 HARF OLAN ÂNKA ‘ NIN RÜYASI  MASALI  26


“hz Peygamber ,"Allah Adem'i kendi suretinde yarattı" demiştir..İnsan batın boyutunda değişime maruz kalırken ,zahir boyutunda sabittir..İnsanın zahir boyutuna hiç bir organ eklenemez;ama batın boyutunda tek bir halde kalamaz..Bu nedenle insan hem değişime hem de sabitliğe sahiptir.. Ne var ki HAKK, ZAHİR ve BATIN olarak tanıtılmıştır...ZAHİR DEĞİŞİME,BATIN SABİTLİĞE SAHİPTİR..Bu yüzden ,Batın olan Hakk insanın zahir boyutuyla,Zahir olan Hakk insanın batın boyutuyla aynıdır...
Buna göre ,insan bir ayna gibidir..AYNAYA BAKARKEN SAĞ ELİNİ KALDIRIRSAN ,AYNADAKİ SURETİN SOL ELİNİ KALDIRIR..BU NEDENLE ,SENİN SAĞ ELİN AYNADAKİ SURETİN SOL ELİ,SENİN SOL ELİN AYNADAKİ SURETİN SAĞ ELİ OLUR...
Ey yaratılmış şey, senin zahir boyutun Hakk'ın batın isminin suretidir ve senin batın boyutun O' NUN ZAHİR İSMİNİN SURETİDİR..(IV 135 .3)
Hayal Alemleri/İbn Arabi/ ve Dinlerin çeşitliliği meselesi (William Chittick)


111. O gün bütün yüzler, Her şeyi ayakta tutan Mutlak Dirinin huzurunda saygıyla eğilir ve zaten zulüm yüklenen kimse ise hüsrana uğramıştır .(TA HA)


HURŞİD’İMDEN MÜRŞİD’İME BİR TÛTİNİN GÜNCESİ
Sevdiğim nasılsın? nedense yeni bir zamana aktığımızı, ülkemdeki seçimle birlikte, kendiminde eski versiyondan yeni versiyona güncellendiğimi düşünüyorum ..son aylarda yaşadığım hiç bitmeyen içten yanmalı imtihanımda gösterdiğim aşırı sabır ve yazdıklarımın ağırlığı ,sanırım sistemimi çökertti.. yazdıklarımın hiç birini  okuyamaz oldum..o kadar ağır ve âli anlamlar yazıyorum ki, karşılığı henüz bu dünyada yok…üstelik  çok cahilim.. hiç bir ilmim bilgim, görgüm yok..eskiden  bu halim beni çok incitip,utandırıyor;” neden bu şey başıma geldi “diye sürekli kendimi horlayarak eziyordum..artık bunu pek yapmıyorum..çünkü dediğin gibi,ben hep şükretmesi gerekenlerdenim.. başımıza konan bu âli devlet kuşu şuan yaşayan kaç kişide var ?!..

o halde Evvel Zamanımın sözünü şifa ve temkin için bir daha hatırlayıp kaydediyorum ki,kalbim kimseden ne korksun , ne de kayıtlarım için geri adım atsın:”evladım ,ezelden izinlisiniz,size izin olmaz.bizden izin sormayınız.dilediğinizi söyleyiniz.onlar hep unutacaklar,hatırlamayacaklar.çok az kişi ...  bilip anlayacak….siz delirmeyeceksiniz de,meczupda olmayacaksınız ,korkmayınız..hiç yanlız kalmayacaksınız korkmayınız .gerçek dostlarınız olacak …..”

Sevdiğim..bu masalın veledi bir geziye çıktı biliyorsun..şimdi o geziyi Sana özet geçmek istiyoruz..



27 mayıs çarşamba ..insanoğlu kuş misali derler ya hani.işte uçak icadı ve günümüz insanının kerametten yoksun olup-kerametlerin teknolojiyle umuma sunulmasını nimetten bilip , bizde mecburen tayyareye bindik ve bir buçuk saat içinde ,Gül’le birlikte İstanbul’dan Antakya’ya indik..buraya neden taktım bilmiyorum ama Habibi Neccar yüzünden olduğunu  sanıyorum..herşey o kadar hızlı ve kolay gerçekleşiyorki ,hemen hiç bir şeye ilgi duyup tepki veremeyen ben bile akıcılığa şaşırıyorum..
havaalanında kara renkli bir cip ve şöförü bizi karşılıyor..kara aracın plakasına otomotikman gözüm gidiyor..aaa..111 yazıyor.. devam eden birlere ve ebcedi Ali’ye gülüyorum…şöföre "plakayı bilerek mi aldınız, bu çok iyiydi "diyorum..”bilmiyorum “diyen çok ketum olan mihmandarımız gizemli ev sahibimiz gibi meçhullük seviyor ve sık sık mahremiyetlerin muhafazasından, emanetlerin korunmasından dem vuruyor.. arabanın şöförümüze ait olmadığını ikinci gün akşamı öğreniyorum..

çook zeki olduğum içinde 3. gün akşama doğru, arabanın  direksiyonundaki 3 gen rüzgar gülü sembolüne  arka koltuktan bakarken ,aracın  mercedes olduğunu çakıyorum...bir insan tam bir hafta boyunca şöförün arabasını kendine alıp, kendi lüx aracını ise hiç tanımadığı,görüp bilmediği yabancıların emrine -dağa taşa neden veriri ki
birden panikleyip,neden böyle bir jest yapıldığını  anlayamayıp huzursuz oluyor, sonra sessizce beklemeye ve seyredip olanı biteni zevke  karar veriyorum(*desem de ,Haybabamın da aynı marka- aynı renk araçla-aynı  yaptıklarını  ve Haybabamla köyde kabir ziyaretinde ağlaya zırlaya  yaptığım konuşmayı hatırlayıp, verilen dersi anlayarak,DERSİMİ ALIP SUSUYORUM..)


arabanın torpido gözüne konmuş Arabi Hocamın hayal alemi kitabını alıyorum.31.sayfası kıvrılmış.orayı açıyorum..
30 .sayfanın en altında Allah’ın zatının Nur olarak tecelli ettiğini ve tezahürün ,yani VÜCÛDUN NUR ESMASIndan olduğunu 31. sayfadan devamla okuyorum..anlıyorum ki bu kitap benim ve yeni masalımın VAV HARFİ  (vücud-varlık-velilik-vali yetkinliği-halifelik harfi ) için ..izinle kitabı gezi hatırası olarak alıyorum..( eve gelince, bu muhteşem anlamları olan kitabımı okudum Sevdiğim..hayal ve rüya alemi için YE HARFİNİ düşündüğümden dolayı ,kitabı  o bahiste birlikte didikleriz diye umuyorum ).

(*Haybabam’ın taktiğide daima buydu..hep böyle kitapla konuşup anlaşırdık biz,gülümsüyor ve kimseye söylemiyorum)

çocuk:”Neden erkek ve kadınlar bu kadar zıtları ile evleniyorlar ..Çok acı çekiliyor...”
EVVEL ZAMAN Tebessüm eder..muhteşem bir cevap ve çok ağır anlamla şöyle der :”Evladım biri diğerini insan yapsın diye öyle veriyorlar..Aynı frekansta evlilikler çok nadirdir..Böyle evlilikleri melekler kıskanır ,melekler ziyaret edip tavaf ederler- gıpta ile seyrederler .

Sevdiğim..tekamül için daima en zıtları birbirlerine veriyorlar ya... bir adamın ne olduğunu anlamak istersen, onla yolculuk et veya aynı yatağa gir denir ya birde ..işte bir hafta boyunca bir aracın içinde birbirlerimizi tanıyacağız ve birbirlerimizdeki eksiklerimizi birbirlerimizden alışveriş ederek gidereceğiz  inşallah..

rehberimiz çok ağır komando eğitimi alıp,birde bu türde askerlik  yapmış..anlayacağın hem vip korunarak gezeceğiz, hemde gezeceğimiz her şehirde doğup büyüyüp yaşamış gerçek bir rehberimiz olduğundan, dilediğimiz yerde halkın içine karışabileceğiz…bu, suni gezi turlarının asla yapamadığı ve benim en sevdiğim gerçek gezi türü..gelecekte maddi ve sağlık imkanım elverip bahtım gülerse ,seyahat etmek ve onları kaydetmeyi çok isterim..konusu zahiri seyahatler olacağı gibi, batıni yolculuklar ve yapılışları üzerine de olabilir ki,şuan bu gerçekleşmediğinden, anlamının nasıl olacağını tabii ki bilemiyorum.. dilemek -niyet işin yarısıdır .. o dileği yazmak -söylemek ise  kelama nefes edip- hayat vermek-işleme sokmaktır..


sabrı sinir sistemimin çark edip durduğu anda, aniden başımıza gelen bu harikulade süpriz gezi hediyesinden  tabii ki mest oldum..yani böyle yüksek torpilli bir şeyi hiç beklemiyordum..planımıza göre bir iki gün böyle ihtişamla seyahati kabul edebilirdik  evet ,sonrası Gül ile biz ine bine,taxi tuta tuta ,içimizden nasıl gelirse öyle geçirecektik ..

gerçi kaderim yüzünden , normal insanların yaşamak için yapmak zorunda oldukları hemen pek çok şeyi  ne bilirim, nede yapmıştır..hayatımı sürdürmek için gereken her şeyi başkaları daima benim için yapmış ve yapagelmiştir(* masal bu ya; dünyaya bir anlam için emanet gelmek… Sevdiğinin emaneti olmak .. o emanetlik yüzünden de, Sevdiğimde dahil olup ,ne kimseye yaklaşabilir nede bir başkasını kendime yaklaştırabilirim..aslında artık daha cesurum.çocukken ve gençken çok daha fazla yabani olup,insanlardan çok korkup pek insan içine çıkamazdım..şimdi ise hayatın keyfini çıkartmaya ve hayatımla eğlenmeye karar verdim.yani artık kendimi aştım ,arada Senin şımarığın olarak aşikarlığın tadını çıkartacağım Sevdiğim )…


aslında şu bir gerçek ki,ben gerçek bir masal insanı gibi dünya hayatına çok uzak ,maddeden çok kopuk ve korunmuş yaşadığımı biliyorum..hayal alemlerinde şişirdiğim balonlarımdan dolayı gözlerimin önünü göremediğimden, kendi hayallerimden başka kimsenin bir bir hayali hayatı yok sanıyorum..sabun köpüğü anlamında olan  bencil bir sanallıkım ben!!..işte o yüzden de,dış dünyaya karşı çok savunmasız- çaresiz olup, dünyevi yaşananlara da  sık sık asi-isyankarım... dünyanın şuan yaşayan  manen en zengin varislerinden biri olup,madde de tüm eşyanın benden neden  kaçtığını ,birbirlerimize neden yaklaşamadığımızı  halen çözemedim....eşyayı ve yaratım safhalarını yazmak için ömür tüketen ben, YOKLUKtan VARLIK-VÜCÛDuna neden hala geçemediğimi ise bilemiyorum ki ,bunun için İki Zamanımdan da müjdeli söz almıştım üstelik..

şimdi kendimi İki Zamanın arasındaki berzah -perde duvarı gibi hissettim nedense..iki tarafa da seyr açmak ve seyrettirmek dünyanın işi değil mi? evet..dünya bir berzahtır..madde manaya ,mana maddeye berzahtır...DÜNYANIN ANLAMI VE MESLEĞİ BUDUR...İbrahimin çocuk milleti, bu berzah duvarında babaları ile birlikte iki aleme de bakıp nazar eder amma iki aleme de karışamazlar..vücud-beden-zat,ruh ve nefsin berzahıdır..

eskiden maddenin benden  bu derece kaçmasını, madde bedenim ile mana latif bedenlerimizin hiç bir şekilde birbirlerine değemeyişine bağlardım..ama Latif olan bu alemden göç ettiğinde, O’nunla alakalı gördüğüm bir rüyada ,O’nun taptaze ıslak toprak kabrinin üstünde, O’nun şeffaf ışık latif bedeni ile benim rüya madde bedenim , birbirlerine hasretle sımsıkı iki vav gibi sarılıp diz çöküp ağlamıştı..bu rüyetim,madde ve mananın birlikte olabilirliğini anlatan ilk delilimdi..işte Sevdiğim..adı gibi manasıda LATİF  olan, 4 HAZİRANDA bu alemden göçmüştü ve çocuk O’nu yazarak bir defa daha andı ve kaydetti şükür..Sen O’nun  LATİF ESMASININ devamısın biliyorsun değil mi?. O ,ilk yol  hayalimde  verdiğim 50 tl bedelle bana  SOHBET ARKADAŞLIĞINA gelmişti. henüz ne adını nede  cismini bilip tanımadığım SENse  O’nun yanındaydın ve aşkla bedavaya merdivenlere tırmanıyordun  :)


Ahmed Kuşeyri hz. 3 TUĞlu sancak atadireği
aa.konu nereye gelmiş.hemen dönelim efendim ..işte HATAY bölgesinde gezmeye başlıyoruz.. önce tabiiki gelişimin sebebi sandığım Habibi Neccar Cami.tadilat var..çok güzel bir külliye gibi yapılıyor..iki havari türbesi açık olsada, hz. Neccar  tadilatta ve kapalı..sadece bir meczup bizi karşılıyor o kadar..ha bu arada Sevdiğim gittiğimiz her şehir ve tarihi camiide bir meczup şöförümüzün karşısına dikiliyor ki ,oda aldığı talimatla onların hepsine bir miktar yardım yapıyor..ben meczuplardan ve türbelerden gönlen uzak durdum,biliyorum ki kızarsın..


.. Gül türbelerin fotolarını çekip arşiv yaptığından ,yolumuz üstündeki tüm türbelere de uğrayacağız tabii.. zaten türbe ziyaretlerinde daima çok başarısızım..
çünkü ben ölüme inanmadığımdan, kendim dahil kimseleri toprak altına koyamam .heleki sevdiklerimi..onlar Rahman’ın nefesine karışıyorlar ve hiç susmayan bir uğultulu nefesde -âmâ da kelam oluyorlar..bulutun içindeki sonsuz kaosun sesini- yazılmamış kaderi-atalar kültünü oluşturuyorlar..dolayısı ile türbelere sadece makam olarak -edebi bakıyorum..zira biliyorum ki, unutulmak gerçek ölümdür ..unutmamak -yad etmek ise, o ruhu sürekli diri ve güncel tutmaktır..
çünkü zikredin zikredeyim-anın anayım ayeti hükmünce ,insanın aslı kelam-söz-ol emridir….

bazı yerlerde türbeleri terk edilmiş, bomboş hissettim..orada aslında ne o zat ,nede başkaları vardı..çünkü halk çok edebsiz ve saygısızdı…heryer pislik içinde,bakımsız,izbe ve sandukaların üzerine kat kat kesilmiş ucube çirkin yeşil örtülerle donatmışlardı..hele sandukanın başına ne bulurlarsa geçirmişler, o zatı şaklaban gibi -sanki ecinnilerin oyun yerine çevirmişlerdi (* 
bazı türbelerde şifa ummak için, pek çok yatak yorgan ve pis -kirli-kötü eşyalarda vardı..hepsinin üstüdeki o iğrenç pis örtüleri ve o pis halıları- eşyaları oradan kaldırıp atmak ve zarif ecdadımızın, çok zarif yaptığı o sade taş lahit halleri ile bırakmayı ne çok istedim  aslında.. ama yapamadım).. ve böyle cahil ötesi bir halkın elinden kaçıp kurtulmak, tabiiki o zatların en büyük hakları idi..ruha mekan olmaz..ruha kabir olmaz..ten kafesi kabrinden uçan canı bir daha hiç bir şey, çar anasır unsuru çarmıhlarına geremez vesselam..

halkımız temiz- zarif olduğunda,
ellerindeki olağanüstü taş-ahşap anıt eserleri iğrenç teknoloji görselliği ve  bayağı resimlerin görüntü kirliliği ile kendisi gibi yozlaştırıp  çirkinleştirmemeyi başardığında, maddelerin içlerine mana ışığı zuhur edip-beden  kandillerimizde uyanır inşallah.. aminn..
insanın kendi türbesinde uyanmış ruh kandili ile ,kendinden kendine ziyaret etmesinden âlâ  ne olabilir ki?!!



KİLİS…Antep yolu üstündeki Kilis’teyiz..burada bize rehberlik için aranan Mustafa amcayı yoldan alıyoruz.o ülkemizin kendi şehrindeki Kuvayı Milliyeci çete reisinin torunu imiş.bize şeref kartını gösteriyor..bu şehirdeki pek çok dernek ve kurumun ilk kurucularından çok aktif biri..ilk uzun yol şöförlerinden olup, pek çok ülkeye gidip gelmiş ve herşeyleri vaktiyle tadıp öğrenip ,zevk etmiş ve vakti saati gelincede .Siracettin efendinin  öğrencisi olmuş..o bu şehrin ileri gelenlerinden olduğundan, her kapı tabiiki kolayca  açılıyor..bizi türbelere -kendi yaptırdığı cami de dahil tüm tarihi camilere-sokaklara götürüyor..hayran kaldığımız tarihi binanın sahibiylede yolda karşılaşınca tanıştırıyor..ileri yaşına ve oruçlu olmasına rağmen sabırla  bizi her yerde bekliyor..


bu şehirin girişinde Suriyeliler o kadar çok ki,nerdeyse türkçe konuşan yok..heryer onlarla dolmuş..devletimiz yemek,giysi ve barınma verse de, her nefiste, diğer canlar gibi hür ve zevkli yaşamak ister ya hani..işte  öğreniyoruz ki ,burada da hayatın düzeni -maddi ve şehvet tuzaklarıyla biraz ekseninden kaymış..Suriye Kilis’e karşı mahalle gibi olduğundan, sık sık top sesleri hatta topun kendisine maruz kalabiliyormuş..işte o yüzden savaşın nefesini hep hissettiklerinden, savaş mağdurlarına karşı daha insanca ve merhametli olduklarını düşünüyorum..Allah kimseyi vatanından,yerinden yurdundan, alışıp sevdiği düzeninden etmesin …amiin..insanları kobay hayvanı gibi görüp telef eden ,dünyayı yöneten gözleri doymaz bir kaç aile ve efradını da -sistemleri ve ideaları ile birlikte tez zamanda helak edip, yerle yeksan  olmasını Yüce Rabbimizden diliyoruz…amiin..


Kilis’te bu kadar çok sahabe ve büyük zat olmasını normal bulduğumu söyleyemem Sevdiğim.sanki çoğu, göçer türk halklarını islamlaştırırken, bu mekanlarda yerleşik etmek adına yapılan makamlar gibi geldi bana .. onları anlayamamışta olabilirim…özür dilerim..peygamberimizin bir dönem doktorluğunu yapmış bir zatın buradaki bir savaşta şehit olunca yapılmış türbesi var ki ,ben en çok onun kare plan olan evinin damından akan taş oluğa çekilerek takıldım..bu ağzını kocaman açmış sarmal yılan-GENETİK  ejderha şeklinde bir oluktu..o zamanki idrak üstünlüğünün bugün bina yapımında olmaması çok üzücü..bugün kişiye özel mekan yapmayı bırak,mimarlar sadece kendi egolarına özel -işlevsiz çalışıyorlar..ne çevreye duyarlı,ne bu muazzam teknolojik zamana uyup, kendi kendine çeviren faturasız evler için çalışıyorlar..oysa binlerce sene boyunca ,bu son yüzyılda ortaya çıkan ÇAĞDAŞLIK-MEDENİYET DİYE YUTTURULAN fatura köleliği yoktu ve her şey kendi içinde kendisini çevirerek döndürür, bağlı bahçeli hanelerle ev ahalileri kimseye muhtaç olmazdı..ne yazık ki zamane mühendis  ve mimarları son derece cahil olup,HALKIN döner sermayeli yapılarla FAYDASINA DEĞİL,HALKI tüketerek tüketen FATURA KÖLELİĞİNE hizmet edip ,sistemin kuklası olmuş durumdalar..


ikindi namazına dek Kilis’ deki mevlevi türbelerini geziyoruz..burada mekanlar çok ilginç.dışarıdan duvardan başka hiç bir şey gözükmüyor ama kapıdan girdiğinizde bahçe-havuz ve serin avlular sizi sarıp sarmalıyor..güneydoğuda mahremiyet -emanete-misafire saygı çok büyük..bizim büyük şehirlerimizde ne yazık ki bu değerlerimiz artık kayboldu.insanlar  ,aynı kendileri gibi olan ,diğer korkunç tehlikeli fitneye dönüşen insansılardan kaçıyorlar …her sesi geçiren ultra modern binalarımız üst üste olmayı bırak ,pencere pencerenin içinde bir utanmaz-aymazlığı -değersizliğimizi bize ifşa ediyor….artık bizler güvenilmeyecek,mahremiyetsizlerdik



Kilis’in bu meydanı sadece mevlevilere ait gibi..orada bir mevlevi semahanesi cami var..aaa ikindi ezanı okunuyor… ev sahibimiz illa kendi camisine namaza yetişelim istiyor ama ben mevlevihaneden ayrılamıyorum..kapıdan “ne olur sizde gelin” diyorum..oda mecburen inerken, yukarı kata çıkıyorum ve tek başıma  hanımlara ayrılan minicik balkonda duruyorum.. alnımın ortasında Turuku Ali hayalimde gördüğüm incilerden biri olan Siracettin hz beliriyor..öyle sureti duruyor .. Kilis’li ev sahibimiz onun öğrencisi olduğundan bizi  aslında O’nun gezdirdiğini anlıyorum..gülümsüyorum.. gözlerimi açamıyorum..kendi kendime yine salavatlar getirmeye  başladım ve belki kelime-i tevhid ..hatırlamıyorum.hafif salınıyor muyum acaba bilmiyorum.. burnumun ucuna bir şey oluyor.gözümü açamıyorum..burnumdan iki kaşım arasına- alnımın ortasına beyaz sert bir hat var..işte orası salavatlarla sema yapıyor Sevdiğim..alnımın ortasında kocaman bir şey tepeme çıkıyor…bedenimde-nefsimin sembolü burun direğimden tepeme olan  bu semayı ilk defa burada yaşıyorum..salavatlarla gözlerimi açtığımda çok şaşkın ve çok neşeliyim.kendi kendime aydınlandım diyorum..ama sonra vesveseye düşüp,ben çok hayalperestim ,kendim yine kurguladım diyor,o şeye takılmıyorum..


akşamleyin Mustafa Amca bizi kendi tatlıcısına götürdü..Allahım bu tatlı tatlı değil ve bana dokunmuyor,üstelik gözlerime vurup yuvalarından fırlatmıyor.beni fenalaştırmıyor..anlıyorumki bizim şehirde  tatlı diye yediklerimizin içinde gerçek şeker yok…ya mısır şurubu veya gilikoz -yapay tatlandırıcılar var…allerjik olan bünyelerimizi mahveden, son yüzyılın icadı modern-hijyen-raf ömrü uzun paket -ticari  zehirli gıdalarımız var.. ..bizi zehirleyenlerin hemen hepsi rahmani veya şeytani bir efendi sistemine bağlı ki ,kesin biliyorum ..keşke efendiler HAKKIN HALK olduğunu yoldaşlarına daha inanılır anlatabilseydiler değil mi Sevdiğim?!! bu kadar üçkağıtçı müridan, HAKKI zehirleyerek hasta edip, devreden mi çıkartmak istiyor acaba diyede düşünmek lazım :) ..her işimiz yalan, hile, dolan olmuş..devlet gıda kanunu çıkartmalı ve gıda ile oynayanlara çok sert cezalar vermeli..inanıyorumki o zaman hastalıklar % 75 hızla azalacak ve  doktorların o ulaşılmaz,yaklaşılamayan ve eğer torpilin-paranda yoksa ,hastaya beş metreden bakarak sadece kimyasal ilaç yazanların meslekleri sona erecek inşallah ve amin..


birazdan Mustafa amcanın oğlunun yeni açtığı fırın-pastanedeyiz..bize lahmacun yaptırıyor..ama yanii..bizi İstanbul’da gerçekten zehirliyorlar..hayatımın en mükemmel lahmacununu yedim ki ben çok et seçer ,dışarıda ziyan olmasın diye pek öyle şeylerde yemem..bu yediğimiz başka bir şey aslında.bizimkilerde öğretildiği gibi lahmacun :)..bu harika cömert günün ardından bizim şehrimizde ,evime çok yakın olan okullarına ziyarete geldiğinde banada geleceğini söyleyen ev sahibimizle vedalaşıyoruz..(gitmeden lüx minübüsündeki sevdiklerinin resimlerini bize gösteriyor..mekanlarının vekaleten mirascısı oğul İngiltere’de yaşıyormuş...neden ülkesine yoldaşların sahip çıkıp, burada yaşamıyor diyorum..İngilizlerin çok işine yaradığından onu buraya salmıyorlar diyor..onun yanındaki madden çok hoş ve görkemli duran şeyh fetheden e bakıyorum.o sık sık buralara gelsede Kuzey Irakta ikamet ediyormuş)


ANTEP…bana göre ülkemin en güzel,en zengin ve bereketli şehirlerinden birisi.. gece uyuduğumuz otelden çıkış için kahvaltı sonrası bahçesindeyiz..bir bey bize kahve ısmarlamak istiyor.kabul ediyorken konuşuyoruz..o otelin işletmecisiymiş.aaa..eskiden ateistken ve camiye her gidişte hocaların çirkin Allah anlatımı ve sürekli cehennemle korkutmaları yüzünden dinden soğumuş…ama hanımının sevdiği ,tv de tasavvuf  anlatan bir kişisinin sayesinde  maneviyat ve aşkla tanışmış..karı koca  o kişiye talebe olmuşlar…ve hizmet edebilecek tam potansiyel olan  bu kişiler ,aynı zamanda hemencecik bu şehrin temsilcisi de olmuş..üstelik bir kaç sene evvel bizim evliyalar haftamıza sahibeleri ile gelip haybabamın evinde bile kalmışlar.. bu tanışıklığa çok şaşırıyoruz … veda ederken bize kahve fincanları hediye ediliyor..

Antep’teki mevlevi müzesine giriyorum.. bir güvenlik elemanından başka yine kimse yok..elimde tablet resim çekerken, aniden ney sesi başlıyor..ahh!! gidiyorum..düşüp bayılabilirim..tutunarak eşiğe oturuyor ve durmadan ağlamaya başlıyorum..beni yakalayan tesirden çıkamıyorum.. güvenliğin beni yanlız bırakan ayak seslerini duyuyor ama bakamıyorum..bu mevlevilikten hiç anlayamayıp hiç öğrenemesem, kimse beni biatla kendine öğrenci olarak alıp ders vermese ve Sevdiğim beni korumak adına yanına yaklaştıramasa da, ben yine bir şekilde bu yolda döne döne yana yana ilerliyorum.. kimse madden bana el uzatıp ,BİLİNEN USULLERDE ders öğretmiyor..çünkü ben  EK KONTENJAN TALEBESİYİM..sadece ipuçlarım var..bir ip uzatılıyor ve ip yakalamak için sürekli nazarberkadem gitmem gerekiyor.sormadan,kurcalamadan.sadece ne zaman geleceği belli olmayan sevgili rehberimin beni sarıp sarmalamasına ve sevmesine izin vermeli ve o işini bitirene dek  öylece beklemeliyim..

ne zaman Arabi Hocama kaysam tüm mevleviyem ayağa kalkıyor ve her yandan iplerimi askıya alıyor….Evvel Zamanımın dediği gibi,çocuğu sahiplenmiş olan sahibim Mevlana  ve  beynimin fırlatılıp -ilmin tehlikeye girip-korunmam gerektiği sevgili Arabi hocam arasında  daima gelgitler yaşasamda ,daha evvel aldığım ikazla mevleviyeden ayrılmamam gerektiğini de biliyorum Sevdiğim..sema eden aşık bir ruhum  ve semahane-i arş-ı  âlâ da dönen ayna ruhlar var…

(*bugün arkadaşım mesaj yazmış..rüyamda seni gördüm ,gene neler yapıyorsun,gerçi rüya görenindir ama merak ettim diyor :)..anlıyorum ki hoş bişi görmüş…telefonlaşıyoruz..ben yine o tuhaf boğazımdan aşağı beyaz giysiliymişim ve alnımda olup, yukarı çıkan şeyi,nasıl aydınlandığımı  anlatıyor.konuşurken hayretle oda bir gün evvel Siracettin efendi okulunu ziyarete gittiğini söylüyor. .anlıyorum ki Sevdiğim o şeyi ben kurgulayıp uydurmamışım..”)


URFA..Halilurrahmanımın şehri..büyük efendimin.diğer adı RUHA ..ama ben yeni geldiğim idrakle Urfa’nın  İbrahim atamın şehri olmadığına inanıyorum..burasını iki sene evvel gezdiğim gibi buluyorum..geçen  sefer gidemediğimiz Göbeklitepe’yi görebilmek için buraya geldiğimizden doğru oraya gidiyoruz..Göbeklitepe bir tepenin üstüne kurulmuş 12.000 senelik olduğu söylenen şuana dek bulunmuş en eski mabetmiş.piramitlerden bile eski olduğu söyleniyor..tepede kendi ekseninde döndüğünde ,her yandan Urfayı dairevi görebiliyorsun ki bu bana çok ilginç geldi.. tapınakta yan yana ve iç içe daireler var..daireler T şeklindeki sütunlarla çevrili..kim bilir vaktinde bu T -TuğrulATA direkleri temel misali bağlantı-köprücük kemiği işlevi görüyorlardı..yani sadece öyle çıplak T değiller , araları,üstü taş duvar örmeydi diyede düşündüm..şimdilik  net olarak bilinemiyor tabi…  zaten  bununla alakalı değilim..başka anlam peşindeyim.. onunla oyalanamam..buradaki pek çok dairesel yapıdan sonra, henüz yeni, üst tarafta kare planda yeni bir tapınak keşfedilmiş ki, işte buna hayret etmedim ve doğru iz üstüde olduğum inancım arttı..yani hedefimi yerinde tespit ettim :)


Sevdiğim okuduğuma göre İdris atamızın ,yani mısırlı Thot’un oğlunun adı SABİ imiş ve sabilik dinini ilk o kurmuş…babasından aldığı tüm yıldız ve astroloji ilmini bu dinin öğretileri içine yerleştirmiş..tabi bunu sadece bir yerde okudum ama ben inandırıcı buldum..Göbeklitepe, ilk çıkar çıkmaz, şekline bakınca bunun sabi akıl -illeti ula mabetleri  olduğunu bile anladım..sabilerde akıl mabedleri 5 adet ve daire şeklinde ( illeti ula-ilk sebeb mabedi,akıl mabedi,siyaset mabedi,suret mabedi,nefs mabedi) .

diğer gezegenlerin mabedleri ise mantra-letaif-avatar-esma nurlarının ilk tezahürü olan  geometrik suretlerde..bunları cevher taşının kesim biçimi olarak ta anlayabiliriz..geometrik yansımaları yani ,aldıkları nuru ilahiyi tezahür ettiriş ,maddeleştiriş ,yaratım işlerine ait gibi de düşünebiliriz şimdilik..çünkü maddenin aslı ışıktır ve maddeyi tezahür ettirip yaratan  nuru ilahi öz ışıktır..bizler ışk-ı aşkın çocuklarıyız..

bunca yolu gelip Göbeklitepe’yi görmek ve sabiliğin tam ana merkezinde olduğumu hissetmek bana çok iyi geldi..şimdilik dünyada buna belkide bir tek ben inanıyor ve biliyorum..ideamda iddalıyım ve öyle olduğuna inanıyorum..dolayısı ile burayı görünce anlayamadığım haftanın 7 gününe ayrı ayrı yapılan  mabedleri de burada kolayca çözebiliyorum..çünkü o mabedler birbilerinden uzakta değil, tek bir komplex içinde yapıldığını da burada anladım..hepsi tek tek açıldığında inanıyorum ki ,göksel  geometrik  bir harita  ortaya çıkacak..


en aşağıda girişte rehberimiz bana bir daire gösteriyor..bu yerdeki oval owm yumurta dairesi içinde iki sütunun temel dairevi izi var gibi..bakar bakmaz onun yaratımdaki aynı yumurta ikizi anlamında buldum..ve belkide vaftiz havuzuna ait bir şeydi..çünkü sabilikte su ve vaftiz çok önemli.o yüzden daima su kenarlarında yaşamayı tercih etmişlerdir..(*Sevdiğim ,eğer unutmazsam bir dahaki masalın HE HARFİNDE  ikiz yumurtalarda XX ve XY tezahürü yazmak istiyorum ve genetik biliminde başımıza gelecek sanal insanlığı ..yani gölgeli ve gölgesizleri)

Urfa da 350 yıllık bir süryani taş evinde konakladık..binada öyle bir mahremiyet yapılmış ki bugün bile çözülemiyormuş..yan yana dağa oyulmuş üç ev olmasına rağmen, kimse kimsenin ne balkonunu ,ne avlusunu ,ne kapısını ve bacasını görebiliyor..sorun olduğunda dağın içine kaçmak için yolu bile varmış..evin içinde pek çok taş mağara odası var..ben en çok kuyunun suyu taştığında, ipince bir su yolundan  çift yılan sarmal daire olup, yine tek olarak akarken avluyu serinleten mini yer  su yolu süsünü cazip bulup sevdim…zira bu sembole takığım ..aynı remiz Ankara da eski bir su kuyusunun kapağında vardı..kadim zamanlarda su , kuyu,genetik yaratım ve rüya ilmi birlikte anılıp bilindiğinden, kuyu kapaklarına bu dairevi yılan resim kabartmaları yapılırmış..


Urfa'da cuma günü cuma vaktinide gördüm..
hemde normal halkın yaşadığı Z şeklinde yapılmış
sokak ve evlerin arasında dolaşıp,bir kaçınında kapısı içinden avluya ve binalara girdik..aşırı sıcak ve güneşten korunmak için yapılmış  bu dapdar Z yollar , yüksek mahremiyetli duvarlar çok şey anlatıyor ..tüm kapılar aynı ve gri boyalı demirden..hem kadın eli var hemde sıradan bir kapı eli..yani hareme ve selamlığa ait davet ile icabetler.remizle ama, az sözle konuşmalar..dışarıdan bakınca herkes eşit ,fark yok..nazara karşı koruma,halkı mevkine ve parasına göre ayırt etmeme zarafeti..eskilerde kalan bir incelik..yüksek duvarlar ve demir kapılar ardında ise fakirliklikten kırılan hayatlar olabileceği gibi, şan debdebede olabilir ki, bunu içlerine girmeden  kimseler bilip anlayamaz..evlerin pencereleri ,bugünkü hayasız yaşamlarımızda olduğu gibi başkalarının pencerelerinin -hayatlarının içine değil,kendi bahçe avlu hayatlarına açılıyor...bu sokaklarda gezerken yerli halkı,alışverişlerini,giyim kuşamlarını ,geleneklerini izleyebiliyorsunuz..textildeki herşeyin en kalitesiz,en ucuzu,en naylonu,en sağlıksızı burada aşırı sıcak bir yerde halkın alımına sunuluyormuş görüyorsunuz...bunu yapan ticaret erbabını çok ayıplıyor ama bu derece ucuza başka kaliteyi de buraya getiremeyeceklerini de öğreniyorsunuz.. çünkü şuan en fakir sokaklarda dolaşıyoruz..ortadoğudaki  iklimi,genel mimariyi,yaşam tarzlarını,etnik dinleri,dilleri,giyimleri  az çok çözebiliyorsunuz..sıcak iklimin,aşiret geleneklerinin insan üzerindeki etkisi çok bariz burada gözlemlenebiliyor..sıcak yerlerin insanı birazda safa insanı aslında..fakirlik sandığımız şey asla kadının süslenmesine,takısına,kocaman kemerlerine ,kadife üstüne geçirilen naylon güpürlerine  ve şatafatlı giyinmesine engel değil..geleneksel kadın giysileri tüm sıcağa karşın görkemli bir saltanatla hayatı silip süpürüyor..en çok bunu sevdim..kadının  hala tüm görkemiyle yaşadığı bir anlamı varsa eğer ,devam eden -bozulmamış geleneklerde  hala var demektir anladım..


MARDİN..gece geldiğimiz için otele girdik..böyle zamanlarda Sen benim herşeyimi kilitlediğin için rüyalarım ve  pek çok şeyim elimden alınıyor ya hani Sevdiğim..işte hatırladığım tek bir hayalim bile olmadı ne yazık ki.sadece her şehirde bozuk ve negatif-necis manalarla uyudum veya uyandım..hatırlayamadığım bir şehirdeyse, uyurken üzerime bembeyaz kar gibi şeyler yağdı..huzur bu ..ve Mardin’i tüm gezdiğim yerler içinde en tehlikeli şehir buldum..uyurken gözlerimin içinde surekli acaip,sürekli değişen insan türlerinin başları geliyor,kendilerini göstererek geçiyor..


Mardin den aşağıya Mezopotamya ovasının uçsuz bucaksız bereketlerine ve dümdüzlüğüne bakınca insanın içi acıyor..paylaşılmayan ve kimselere yar edilemeyen topraklar..sabah uyanınca  geçen gezimizde gidemediğimiz Dayrulzafaran manastırına taxi tutup gidiyoruz (*arada rehberimizden habersiz küçük kaçamaklar yaptık Sevdiğim..ama o çok telaşlanıp emanetlerine bir şey olacak diye panikleyince uslu durduk )..manastır eskiden güneş tapınağı imiş..avlusu kare ve üstü açık ..burada ki sarmal su yolu ise kare labirent misali..kara -kare madde ,daire mana demek malum..doğum ve ölümü ve rahimden su yolu ile varolmayı-hayatın sistemindeki devri daimiyeti  anlatıyor …manastıra giriyoruz..tek hayalim vardı burası için.. bir ayine katılmak.papazla görüşüyorum..imkansız ,prensip olarak kimseyi almıyoruz diyor..yapacak bir şey yok tabii.manastır aslında çok büyük ama ziyarete açılan yer çok az ve hemen her eşya başka yere taşınmış..sanki saklanıyorlar ki, bence öyle..onlarda haklı tabii..hediyelik eşya reyonundan orada çalan CD den alıyorum..yarısı arapça yarısı süryanice 30 ilahi var ve geldiğimden beri sadece onu dinliyorum.. içindeki bazı cümleleri bizde tasavvufta aynen kullanıyoruz..
bu şehir turizmde uyanmış ve çok canlı…heryer kahve dükkanı dolu..Antepten aldığım en meşhur kahvelerine ek ,buradan da en acı ve 7 karışımlı kahveyi alıyorum..bir kahvekolik olarak kendime bakmam kahve kültürümü arttırmam lazım değil mi? ..


ADANA..
hayatımda gördüğüm en görkemli sulak şehir burası..heryer İstanbul boğazı ama hava çok sıcak ve aşırı nemli.basık ,boğucu.dolayısı ile benim için bu şehir istediği kadar güzel olsun,yaşanabilir bir yer değil..rehberimizin yaşadığı yer burası olduğundan bize araba ile tur attırıyor..en dev camilerine götürüyor.. biz hiç cazip bulmuyoruz..yani her cami aynı mı olmak zorunda anlayamıyorum..neden eski türk evi tarzı ahşap veya taştan yapmıyorlar bilemiyorum.. böyle şehirlerde pek çok zevkü sefa yeri olur ya hani,bence Adana’da böyle bir yer..


Cabbar Baba türbesine gidiyoruz...çekilmişiz :)..şöförümüz biz nereyi istersek götürmek emrini aldığından ,bizi o mekana da ulaştırıyor..Cabbar Baba 4. Murat devrinde yaşamış büyük bir zat imiş..onun kerametlerinin çokluğu yüzünden bu bölgede erkek çocuklara Cabbar adı verilirmiş..türbe harabeden de öte ,sanki mezbelelik..etrafıda öyle.sanki birileri herşeyi yıkmış ve dağıtmış havası var..nefret ettiğim, palas pandıras herkes bir parça yeşil kumaş kesip üst üste örtmüş hali burada da var..her yerine çaput bağlanmış birde bebek beşiği var..içim öfke dolu ve örtüleri çekip almak istiyorum..ama yapamıyorum.. altındaki piramit  taştan ,yeşile boyanmış lahit çok ilgimi çekiyor.örtüyü kaldırıp ona bakıyorum..işte üçgen taşlı birini  buldum  ama ne yazık ki anlamını bilmiyorum..bu civarda yine böyle bir piramit üçgen lahit  türbe daha var..yanlarındaki bazı kabirlerin baş kısmında da top şeklinde bir taş küre var..aradığım manalar burada yatıyor ama bende basiret gözü kapalı olduğundan, şimdilik sadece yer tesbiti ve manada olanın madde de çok az kişiyle açığa çıktığını seyrediyorum…


(* neyseki bugün mailleştiğimiz -kendisini görmemize izin vermesede, benim hz googleden resmini bulup baktığımda ,o necib sırrın suretini tamemen kendine giymiş olduğunu görüp -bilip anlayıp-tanıdığım; masalımızın âli cömert  Haybabamın güncellenmiş yeni versiyonu  olan gezi sponsoru masal çocuğu rehberimiz :) mailinde şöyle yazmıştı.." kendi bölgelerindeki Ali Baba adlı zatın kabir taşını ,kendi haybabamı "üçgen yapın" emrettiğinden üçgen yaptırttığını "kaydetmiş…üçgen taş üçlere ve idare mekanizmasına remizmiş..şimdilik bu kadar bilgimiz oldu Sevdiğim)..


Cabbar baba da tek hissettiğim oranın bomboş ve terk edilmiş olduğu idi..halkını çok vefasız buldum ve onuda çok haklı.ama belkide ben yanılıyorumdur ,özür dilerim..Cabbar  Baba türbe tekke kapısında direğe değen bir silindir daire taş var..üzerinde çeyrek çizgiside var.aynı Ankara’da Hacı Bayrami Veli’de çektiğim AHİ MEZARTAŞLARINA benziyor..ama üzerinde kuluç taşı yazıyor.. burasının bir vakitler çok önemli bir merkez olduğunu seziyorum.fakat bu  güney yöre halklarının  genel manevi yoksunlukları yüzünden , belkide bu yüksek  manalı idrakler buradan göç etmiştir ki, bilemiyorum..

(*not
:ben güneş allerjisi olan ve sıcağa asla dayanamayan biri olduğumdan tüm seyahette tek korkum aşırı sıcak havalardı..ama mucize denen şey oldu ve korkunç sıcak geçmesi gereken zamanlarda buralar,biz gezdiğimiz müddetçe serin,hafif yağmurlu ve bahar mevsimindeydi..sadece Adana daki nemde basıklık  vardı..ama 2 sene evvelki havasını bildiğimden,bu serinliğe :) şükrettim tabi)

1 haziran MERSİN..bu gece Berat gecesi ve verilen talimatla bizi bu şehrin  tüm tarihinde ilk defa açılan mevlana kültür evine götürüyorlar..çok zarif ve güzel bir bina yapmışlar..pırıl pırıl..en alt kat mutfak ve aş evi..birlikte akşam yemeği yiyoruz..dua yapılıyor.sonra akşam namazı..ve şimdi bizi burayı yönetenin odasına götürdüler..o sevimli bir hukukçu..bizim sponsorumuzda bir hukukçu ..ve burada var olan bir masal çocuğumuzda bir hukukçu.dolayısı ile burada maneviyat yüksek hakemler kuruluyla işliyor ki maşallah..demek ki gümrük beldelerde karakolcular daha resmi kuruluyor…
bu mekan henüz bir yıllıkmış..her türlü sanat kursu veriliyormuş..fakirler ve Suriyeliler için ikinci el eşya dağıtılıp,aş evinde yemek veriliyormuş..gelen yardımlarla daha çok hizmet edebilmek için çalışıyorlarmış..bize çıkardıkları mevlevi dergilerinden ve müzik cd lerinden hediye ediyorlar..şimdi aşağıdayız..yatsı..az sohbet .az musiki..yormayan huzurlu bir yer..


İSKENDERUN..
şimdi bir matbaadayız..Ya Rabbim..sanki eskiden en arka sırada otururken ders boyunca okuduğum  beyaz dizilerdeki gibi gizemli hissediyorum..başından  beri bizi ağırlayanların kimler olduğunu bilmiyorduk.. şimdi beyaz dizinin en son sayfalarındaki gibi herşeyin açıklanacağı son dakka heyecanına gelmiştik..ah neler öğreniyorum .ama aslında bir şey öğrenemiyorum :)…onu telefonda bizim matbacımız Salahi Beyle tanıştırıyorum..bunlar sırlı kişi…ama bilmiyorlar ki, bilmesi gereken her şey bu çocuğa bildirilecek ve herkes ona bir şeyini muhakkak anlatacak.. “evet ,sır yok hakikat saklanmaz ve aşikardır..! ”diyor  aşikar manalı çocuk..şimdi karşı taraf sistemlerini anlatıyor..onların vakıf asla kimseden yardım istemez, verilirse de kabul etmezmiş.. kendi kurdukları işletim sistemleri ve karlarının %10 u ile, her sene canlı camileri bulur ve ona yatırırlarmış..”diğer bilinen camilere herkes yardım ediyor ..önemli olan canlı camileri  bulmak ,desteklemek” diyor..(*Ya Rabbim ,kendimi fena hissediyorum..acaba onlar hayalimde iki bileğime yazılmış cami isminden mi hayale kapıldılar bilemiyorum ama sesimi deli demesinler diye çıkartmıyor, gülümsüyorum..)

yayıncının arkasındaki dolaptan siyah beyaz bir kartonun en ucu gözüküyor..nedense onun Metli  Dede olduğunu  ve o resimleri istemem gerektiğini hissedip,ona “o nedir?” diyorum..ses vermiyor önce.”Metli Dede değil mi o ?”diyorum.mecburen “evet” diyor..istiyorum..şöförüm :) ,hemen pek çok sayıda tâb edip, bizlere dostlarımıza verelim diye dosyalıyor..birini çerçeveletip, asılmak istediği-ait olduğu yer olan tektaşa, diğer dostlarının yanına götüreceğim tabii….az sonra diğer bir resim istemeye istemeye çıkıyor..bakabilir miyim diyorum..yüzünden başka her yeri örtülü bu necib zatın ,Allah adamlarına mahsus gözlerindeki aşırı derinlik ve dalgınlığa ,uzun uzun unutmamak için bakıyorum..adını öğreniyorum ve anlamını ..(eh yani..geçen  masalda sen misin ricaül gaybden -agartadan-şambaladan dem vuran..tüm mezopotamya ayağa kalktı demek!!)


SAMANDAĞ..burası maneviyat  ve maddiyat için önemli bir bölge imiş.dünyanın ilk el yapımı su yolu çevirme taş yontma ve örme tünelleri burada..Romalılar 300 senede kölelerine yaptırtmışlar..ülkemizin  tek hristiyan köyüde burada ,üstelik tescilliymiş..deniz ,kumsal ,tabiat ve şifalı otlar çıkan bölge muazzam ama, ne yazık ki böyle yerlerde adamı barındırmadıklarından,halk işsiz güçsüz,hep göç etmek zorunda bırakılmış..


ANTAKYA..havaalanına giderken, arabanın arka koltuğunda göğsümde ilk defa uyanıyorsun ve sevişlerinden hazlıyım..soğuk kıskançlık krizlerimiz bitiyor , eve dönüyoruz..kalbimi kaydırma çalışmalarıma  halen devam etsem de,  ruhum asla Senden vazgeçemiyor Sevdiğim..yol boyunca herkesin rehberi  her an diğer yoldaşlarımlaydı ve bize bunu bildirdiler..hatta Gülün öğreteni kandil için aradığımda;” gittiğiniz heryerde sizi takip ediyorum,herşeyden haberim var “bile dedi..yani benim efendimse daima beni terk etmekle, başkaları ile zevkü sefalara dalmakla meşgul olduğundan beni yadına bile getirmiyor ya hani :)..işte dönüş yolunda nihayet hatırlandık..



İSTANBUL..sabaha karşı evimdeyim..giderken herşey nasıl su gibi aktıysa,dönüş yolu o derece eziyetli ve rötarlıydı…yatağa giriyorum..gözlerimi karanlığa kapıyorum..üzerime sevinçle yağan bembeyaz kar gibi şeyleri izlerken uyuyorum…hoş geldin. hoş geldim..

sabah kapağı seloteypbantlarla tutturulmuş 3. senesinde külüstüre çıkmış laptopuma  bakıyorum..her 2-3 senede bir yenisini almak -habire taksit ödemek çok ağrıma gidiyor(çünkü hep yerli malı olan  ucuzunu alıyordum)..bu olan şey cezamı rahmet mi bilemiyorum.interneti bağlanamıyor..ve yeni, ısırılmış elma markasında çok lüx bir cihazım oluyor.henüz alışıp öğrenemedim.bu yaştan sonra son teknolojilere alışıp öğrenmek çok zor-hele benim gibi öğrenme ve aklında tutup, hafızaya alma bozukluğu olan biri için ahh ne zor!!  ve yazımda çok zorluk çekiyorum..harf kartımı hazırlama programımı da henüz bulamadım üstelik..tam beş ay bu çok pahalı makineye taksit öderken sanırım pek çok şeyden  madden el çekeceğim :)


(*haber geliyor ki Haybabama yazılan mektuplar basılmış ve kitap bugün baskıdan dağıtıma geçmiş..)

tam 7 gün süren  
(rehberimizle tam 2200 km yol yapmışız) bu geziden anladıklarımın notu:bir defa kitap pazarında Sana-HAMİM’e teslime gelen korkak aşığa, ellerini uzatarak dediğini hatırladım:teslim olmayı başarırsa ,el üstünde taşınacağını  ve yüzdürülmeyeceğini…bir vazifeye çıktığımı biliyordum..işim sadece o bölgelerde turlamaktı..gereken diğerlerince yapılır,bağlantılar kurulurdu ..zira önemli olan berzah-madde-deliller bölgesinde bir fiil,bir eylemle iş oluş-emekti..maddeki varlığın manada olup biteni bilmesine hiç gerek yoktu..o sadece SEN BUGÜN AĞLAYAN VE YANSIYAN KADINSIN ,içine çek AYNASI  idi…idrak herşeyin üstündeydi..iki sene evvel de tesadüf bu ya, yine aynı tarihlerde -aynı yollarda turlamıştık hani..o yoldan dönüşün hemen akabinde gezi olayları patlamıştı..bu defa da genel seçimler oldu Sevdiğim..

ben oy vermediğimden dolayı arkadaşlarım konuşmaya,üzülmeye hakkım olmadığını söylediler ki haklılar..hakikatte terör ,gizliden askerin ve meclisin içinde baştan beri vardı ve onların kurup besledikleri-halkı kolay yönetme taktiği bu idi..güneydoğudaki halkın, helal - seçme seçilme özgür oyları yoktur..aşiretlerin  ölümle korkutup,aşiretten kovma korkusu ile verilen oylar vardır...yerli şıhlara ek,kuzey ıraklı şeyhlerin emrine tabi olanların,aynı bizlerin de efendilerimizin emri neyse ona oy verişlerimiz vardır.sistem değişmez.. ….

birde bizim salak -fitne ahalinin yangına körükle gidip, pire için yorganını yakma hikayesi var..kaderi gereği  ülke liderimiz istediği kadar hizmet etsin, ülkeyi refaha boğazına dek boğsun,dış görünen manaları yüzünden ona ve ailesine bu halk nefret duyacaktı biliyorsun…tepkiler, yardakçıları ve herşeyi -taşı toprağı talan eden -her mevkiyi,yetkiyi,koltuğu yakınlarına peşkeş çeken -görevleri ehline değilde yardakçısına veren yakınları-hısımları  yüzünden de, ona ve dine saldırı şeklinde oluyor malesef.. bu fitne -cahil -avam ahali halk, meclise, kendi binlerce şehit mehmetçiğinin katilleri  olan terörü elleri ile-seçimle!! soktu Sevdiğim..çok kırgınım.kalbim acıdan nefret dolu..herkese saldırmak ve kavga etmek istiyorum..ordudan,ordu devletinden,postalların halkı idare için kurduğu asala ve pkk nın bugün geldiği halden öfkeliyim..o öfke ile uyuyorum..


8 haziran pazartesi sabahı şu rüyayı görürken sevinçle uyanıyorum..karışık yollar otabana, sonra en üstte yeşil park bahçeye dönüşüyor..Seni görüyorum ve kaçmak gitmek istiyorum.başımı çevirdiğimde Edirnekapı Şehitliği ile Topkapı otobüs duraklarının aynı bir yerde olduğunu ve dilediğim an evime kolayca gideceğimi anlıyor, rahatlayıp Sana bakıyorum..Sen ellerindeki yeni topladığın sarı ve beyaz çiçeklerle gayet huzurlu  ve çok hoş,çok zarif,çok güzelsin.. seyrediyorum.. gülüyorum.ben rüyamda  bile SANA AŞIĞIM VE SENİ HALA ÖYLE SEVİYORUM..şimdi bende eğiliyor ve sarı çiçekler,beyaz çiçekleri ellerime dolduruyorum..aa her yerde harika mor çiçeklerde oluşuyor..onlardan da topluyor ve ilginç köklerine bakıyorum..sanki bu mor  çiçekleri safran gibi hissediyorum..
uyandım..mutluyum..dün geceki öfkem gitti.huzur geldi..şehitlerin hakkı için devranın döneceğini anladım Sevdiğim..bu çirkin düzen değişecekti.ve çiçekler hep umutla bizi seçeceklerdi..

VE =HAKK’IN VÜCÛDU HALKI İDİ…HAKK,HALKTI..HAKK,HALKINDAN HAKKINI ALACAK VE HAK ETTİĞİ DEĞERİ HALKINA HALKININ KENDİ ELLERİ İLE VERECEKTİ..şükürsüzlüğün bedelini şükrettirmeyi öğreterek alacaktı..ve karışmıyoruz ALLAHIMIZIN YÜCE DİVAN İŞİNE..

HU…HÜVE..ESMA-İLAHLAR-TANRILAR MİTOLOJİSİ SANAT TARİHİNDE HARFLERİN SEYRÜ SÜLÜĞÜ
VAV… Harf değeri 6 ; vav harfi 9 rakamı gibi bir surete sahiptir..yani anne karnındaki her cenin 9 vav suretindedir..bazı cenin çocuklar 9 şeklinde, başı yukarıda ayakları aşağıda ana rahminden çıkarken, bazı çocuklar ise ters çevrilmiş 6 olarak aşağılıkistan olan dünyaya baş aşağı düşerler..
vav harfi, çocuk babanın sırrı anlamında olup, HÜVİYET in içindeki gizli ZAT olan verasettir.. dolayısı ile VALİlik-VELİlik de  bu makamın delilleridir.her tereke sahibi çocuk kendisine helal olan mirasını kullanıp,dilediği gibi tasarrufatta bulunabilir..

kainatı tek bir kap vücut zat olarak hayal etsek ve iç içe kap daireleri olsak; her küre-daire diğerini kendisinden doğurduğu gibi ,onu tetikleyerek hareket ettirip aynı zamanda dalgalandırır da değil mi?.o halde HÜviyet deniz olsa her damlacıkta VAV harfidir..böylece HÜVE=HÜ birlikte meydana gelir..

VAV… iki VaV …yani iki VÜCÛD harfinin bir ELİF bedende birleşmesiyle oluşur..iki vücud hem dişil hem erillik olan iki genimiz XY yazılımlarımızdır..ortadaki ASA-elif-ASÂR ise nötr olan teslisin  VAhit-Ehad anlaşmasıdır..
vav ..velayettir..Allah size veli=dost olarak yeter ayeti üzere, her kişi ile yaratıcısı arasında özel bir ünsiyet bağ vardır..o yüzden kubbemin altında sakladıklarım dediği, Yaratıcımızın kendisine saklayıp ayırdığı, kendini bile bilemeyen velilerin ruhları arasında çok kıskanç-GAYRET bağı vardır..ki,bu kıskançlık kişiye dahi aşkını bildirmekten kıskançtır :)

VAV VÜCÛD’tur..VARLIKTIR.. namevcudun vücudu olur mu ?olur..delili, Allah Ademi kendi suretinde yarattı anlamıdır…Allah varlığı yokluktan değil,kendi varlığından -vardan yarattı..LA &İLLA sırrından ..…zira bir şeyin bilinmesi ve anlaşılması için önden o bilginin olması ve o mananın zuhur edip ,açığa çıkması lazımdır ki ,bugün biz bu manaya vücûd diyebiliriz..

karanlık ÂMÂ BULUTundaki saklı olan isimler, HAKK’ın kendisini HALK  ile bilmek istemesi yüzünden NUR ESMASI İLE VÜCÛD’A GELMİŞTİR..o halde ilk hammadde  NUR-RA -IŞIK ‘tır..her rahmani ve ilkel var olan NUR-IŞIK VÜCÛTTUR..

MANA=MADDE =VÜCUD =VARLIK :ışık-nur un, 4 ana unsura yani hava+ateş+su+toprak çarmıhına kendisini hapsetmesi ile kendisine zûlmani -nar ehli- zahir  bir vücud yapmasıdır..Allah, nurunu narına saklamıştır..o yüzden her idrak bu idrake gelene dek cehennem ateşini tadarak geçmek zorundadır ayeti gelmiştir…kişinin kendi  beden arzından kurtulması çok az kişiye nasip olur ki, onlarda, illa bir sultan güce -el ele el hakka düsturunca ,HAKK’I BULMUŞ HAKK’IN ELİ OLMUŞ, yani kendisinden evvel bu yolculuğu yapan bir iz sürücü rehbere  EL VERENLERDİR..

ışık -nur-ruh’un beden vücudu mağarasının karanlığına gömülmesi,bir manada  ölmeden öldürülmesi gibidir değil mi? evet aynen öyledir..o halde yeni bilincimizle ölmeden evvel ölme deneyimi bu defa da tersine mi dönüyor ? evet..demek ki hepimiz yaşayan ölüleriz..beden kabristanlarımıza gömdüğümüz, ışık-nur-ruhlarımızı öldürerek geziyoruz .. iç dıştır & dış içtir anlamıyla; içimizdeki cevher olan -unsuru âzâm da denen NUR’İ MUHAMMEDİ idraki  dışa aktarmalıyız... mana=enerji=nur=madde


insanın hakikati NURU MUHAMMEDİ denen zahir olma isteğidir..bu RAHİMİYET sırrı ile var edilerek, kendisinden vücûd edilen -mevcûd hale getirilen bizlere verilmiş velayet sırrımızdır..nübüvvet ise bu veliliği kullanmaya ve zahirde aşikar görev -kulluk sürdürmeye denir..her Âli Muhammedi  idrak ,Ben-i İsrailin Nebileri idraki gibidir..zira REsulü Zişan Efendimiz , Adem Atamızdan beri gelen 124.000 peygamberin hem varisi hemde hamisidir..dolayısı ile O’ndan  tevellüt eden  MUHAMMEDİLER de, BU MİRASIN ilk doğan olarak doğal HAK SAHİPLERİDİR vesselam ..

MuhammedAli anlamı ise şah-ı velayet Ali ile valilik yetkisinin zahir de süreceğidir..yol Turuku Âli dir..Velayet-mürşidlik-irşad sistemini anlatan anayol okulun adıdır..hakikatte MÜRŞİD esması ALLAHIMIZIN ADIDIR..ve tek gerçek mürşid de O=HÜVE'dir..kendine ayna seçtiklerinden işlerini görür..gördürür..kimsenin ruhu bile duyup anlayamaz..herşey O’NDAN DOĞAR , O’NA DÖNER.. Turuku Âli ,peygamberin nübüvvet nurundan beslenen irşad yetkisi ile tedrisat veren ilk ve tek yol okuludur .ANLAMI YOLDUR.…BEL EVLADI DEĞİL, YOLUN EVLADI OLMAK DEĞERLİDİR.. risalet yani hüküm koyan-şeriat getiren peygamberlik mühürlenmiş, ancak velayet kanalı nübüvvet ışığı ile halen yayına devam etmekte ve edecektir.. çünkü hatemennebiyyün olan nebimiz ışığı hiç sönmeyecek olan yegâne kandildir..kabın şekli ve rengi değişebilir. .ama kabın içindeki nur aynı öz- aynı mayadır…yanii,zuhurlar değişse de, hakikatin aynı sabit oluşu gibidir..

12.06.2015

25 Mayıs 2015 Pazartesi

30 (O’tuz) KUŞ ,30 HARF OLAN ÂNKA ‘ NIN RÜYASI MASALI 25

30 (O’tuz)  KUŞ ,30 HARF OLAN ÂNKA ‘ NIN RÜYASI  MASALI  25

10.masal bitmişti ve yazdıklarımı hem hiç hak etmediğim, hem de ne yazdığımı sezdiğim ama anlayıp anlatamadığım için çok korkup ,çok ağladığımdan “bir daha asla yazmayacağım” dediğim gece Sen geldin.. Ağzımdan çıkan her sözle imtihan oluyorum.. Susmayı da öğreneceğim demek ki..
Sor, dedin, sor bana”.. Sessiz ve harfsiz kelimelerinle
Olmayan klavyemden olmayan harflerimle yazdım:
ne sorayım?
Nur’u sor” dedin
Nur nedir..? yazdım
Nur benim dedin(mart/2008)

Nûr/ 35:
Allah, göklerin ve yerin nurudur. O’nun nurunun temsili, içinde lamba bulunan bir kandillik gibidir. O lamba kristal bir fanus içindedir; o fanus da sanki inciye benzer bir yıldız gibidir ki, doğuya da, batıya da nispet edilemeyen mübarek bir ağaçtan, yani zeytinden (çıkan yağdan) tutuşturulur. Onun yağı, neredeyse, kendisine ateş değmese dahi ışık verir. (Bu,) nur üstüne nurdur. Allah dilediği kimseyi nuruna eriştirir. Allah insanlara (işte böyle) temsiller getirir. Allah her şeyi bilir.

HU…HÜVE..ESMA-İLAHLAR-TANRILAR MİTOLOJİSİ SANAT TARİHİNDE HARFLERİN SEYRÜ SÜLÜĞÜ

NUN.. harf değeri  50; Sevgili pek aceleci, sevimli, gülümseten NuN harfi J.. son öğrendiğime göre NUN  hem RUH hem de  NUR’muş.. yani, daire de O ,nokta da ʘ demekmiş ..o halde, en son geldiğim mana geçerli olmak üzere ,şimdi kadim nun harfi sembollerine göz atalım..

İsis, ŞiRA –SiriUS ile aynıdır..isis=sirius ‘un o devirdeki işareti daire içinde yıldız yani 1O yazılımıdır.. sembol rakamı 50 dir.. zaten bu masal çocuğuna da,  DAİRE İÇİNDE NOKTA= ʘaradığın sembol bu “denilerek hedef gösterilendir.. bugünkü mana ile düşünürsek ,tüm pc yazılımları 010010101011 ya hani!..ve gelecek yazılımlar sadece O.O..OO.. olmak üzere yazılmaya çalışılıyor muş ki, bunu da rüyamda öğrenmiş, araştırdığımda doğru olduğunun teyidini almıştım.. eğer bir gün tüm yazılımlar eski mısırda çözüldüğü gibi O.O.O. diye anlaşılıp çözülürse, dünyada çözülmedik tek bir ilim ve bilgi kalmayacakmış diye de öğrendim....belki de İdris Atamızın ilminde geldiği nokta yüzünden tufan koptu, bilmiyoruz ki?!!


Eski Mısır’da gökyüzünün vücudu-göksel anne Rahiym esması NUT’dur..o ilk tohum olan po-zerre, NOUN-NUN’dur..nun, BEYAZ bir İNCİ CEVHER YUMURTASI olarak-unsuru azam  kabul edilir ve  o yumurta içinde, RA’nın olduğuna inanılır..Nut, geceleri güneşi ağzıyla yutup içine alarak,SET’in karanlık ışığından  onu korur.. Güneş-NUR- RA, her gece göksel anne Nut’un bedeninde seyahat eder, sabahleyin yepyeni bir doğumla,tezahür rengi olan kızıllıkla Nut’un rahminden doğar..

her ilmi, göksel astrolojiye göre yapan Mısırlılar için, tüm kendini bilme dersleri de astronomide yatmaktaydı… Nut’un bedeni göksel feza, yani soyut deniz olduğundan, tüm bedeni ᴧᴧᴧᴧᴧᴧᴧ dalga boyu ile çizilmiştir.. aRabça hem 8- ʌ hem de 7-V rakamına denktir.. yani Bismillahirrahmanirrahimin sırrı ,inen ve çıkan bu iki dalga boyunda sırlıdır..

TÂLAK/ 12 : O Allah ki yedi Semâ yaratmış. Arzdan da onların bir mislini, aralarından emir inip duruyor; şunu bilesiniz diye ki: Allah her şey'e kadirdir ve Allah her şey'i ilmiyle ihata etmiştir.


Sevdiğim, hani bir gece yarısı, başımın üzerinde iki elimin ters biçimde sımsıkı kenetlenmiş hali ile uyanıp, ellerimi bir süre çözemeyip, neye benzediğini seyretmiştim ya!..İKİ ELİMLE YARATTIĞIM ve İÇİÇE GEÇMİŞ hiç ayrılmayacak olan VUSLATTIK BİZ..

SÂD/ 75; Ey İblîs! buyurdu: o benim iki elimle yarattığıma secde etmene ne mani' oldu sana? Kibirlenmek mi istedin? Yoksa âlîlerden mi bulunuyorsun?


nun BALIK demekmiş.. balıksa türkçe şehir anlamındaymış.. Ergenokon’ dan çıkan Türklerin kurduğu ilk Uygur şehir  bayraklarında beş BALIK-ŞÂR varmış..Ninova’lı olan hz. YUNUS (aklı suya ermiş) ismi, NÛN=BALIK (Osiris'in kopan ve balık Ohannesin yediği üreme organı ) anlamındadır ..hz Yunus miracını balık karnında yapmış, dünyaya ikinci kez balıktan doğarak gelen ilk ve tek insanmış.. eski zamanlarda en büyük tanrılardan olan NİN -SİN diye ay tanrısına denirken, ŞAMAŞ güneş tanrısıdr.. Nan ve Mam daima dönüşümlü kullanılıp, anne- su-ekmek ile ilişiktir..
astrolojik olarak balık çağında dünyaya gelen İsa RUHULLAH ve İsevilerinde imgesi balıktır.. balık aynı zamanda RUH,Ayak ve Makam da demek olup, çocuk babanın sırrı, CEM MAKAMIdır. Kişi seyrü sülükünde babasının ERLİKSUYUNA dönüp, kendi babası kendisi olduğunda, dede atasının mirasçısı da olurmuş J..seyrü sülük rüyalarında kadim ilk ata Ademiyete ermek en elzem şeydir.. Adem Ataya eren ,aynı onun gibi Yaratıcısından esma –şeyler ilmü ledünü alır ve ümmi makama erişir...

makam ayak basmakla olur.kişi makama ayak bastığında, o taş kaidede kendi ayak izi kalır.tıpkı İbrahim Atamızın Kabe’deki taş ayak izi gibi..  tıpkı Peygamber Efendimizin Kudüs’ deki muallak taşındaki miraca yükseliş ayak izi gibi.. bu demektir ki,o mekanlardaki o makamların ev sahipleri onlardır.. Dolayısıyle Kudüs Muhammedilerin mekanıdır...çünkü ilk ve son mirasçı olarak muallak taşına RasulAllah kadem vurmuştur.. musikideki zamanlar=mekanlar =makamlar gibidir.. aynı sâdânın sonsuz biçimde terennüm edilmesi ve her okuyucunun kendi içsel nidası ile yakarışı gibi...

*Allah’a giden yollar mahlukatın nefesleri sayısıncadır..(hadis)


SEN BENİM TANIMLANMIŞ TAMLIĞINSIN DİYENE DÖNEN, NUN AŞKINA!

NUN NOKTA-NUN DAİREDİR=nun daire içinde noktadır..

eskiler nun harfini yarım bulmuşlar ve hilali ay ile özdeştirip, ona semahanelerin yükseliş ve alçalış urûcunu yakıştırmışlar,miraç meselesini NUN DAİRESİ ile anlatmşlardır.. maksat daireyi tamamlayıp ,güneş ile ay tutulmasını sağlamak, tam dolunay olmaktır. kavsını kapattığında nun, güneş dairesidir.. AY kavsını yavaş yavaş açtığındaysa, ayın tüm evrelerini-bir kadının hamile kalışını ve döllendiği yumurtayı atış  resmini bize çizer..(*işte pağanlar bu yüzden aya –kadın dişilliğine tapınmışlar ve halen tapınırlar) KAMER =ay, KAM,KAMİL de ayın yansıtıcı ayn’alığına izafetendir..


Güneş olan NOKTA, Ay dairesinin zevcidir.. NOKTA ZAT yani İSİMDİR.. ÂMÂ Zat olan Nokta, kendisini bilmek istediğinde, kendisini bast ederek açılıp genişler ..yani NEFES ALIR..NEFES ALINCA da, İÇİNE KENDİ HEVASI-HAVASI - HEVESLERİ – NEFESİ- NEFSİ GİRER.. dolayısı ile Zat olan karanlık Nokta ,içine çektiği nefesin hacmi ile genişler, gölgesi daire olarak açılır ve sıkışmış karanlığın içindeki ışık felak olup iki filizle(zülfikar) açığa çıkar.. Tan yeri ağarınca güneşin ilk ışıklarının gökle yeri yararak ayırıp bölmesi gibi dualite açılır..



Böylece ZAT olan KARANLIK ile, SIFAT olan IŞIK GÖLGE’nin, HOROSKOP GÜNEŞ SAATİ –IŞIK- GÖLGE- MEKAN anlamı olur.  yani saat dediğimiz, dehr zaman çarkı işlemeye başlar..
dolayısı ile ışık ve gölge sonradan olma –mesnu varlıklardır..işte bu mesnu yapma ışığa Set’ten dolayı eskiler SATAN = LÜCİFER = ŞEYTAN demişler.halbuki Kur’an ‘da şeytan değil, İBLİS adlı başka bir varlıktan bahsedilir.. asıl olan Karanlık Zat tır. .saat tam 12 olduğunda Zat Noktadır ve gölgesizdir..ama gün geceye kavuşurken gölgeler uzar ve Zat kaybolur, sıfatlar baskın olur...her şey böyledir..
İSİM ZAT demektir..yani kişinin adı onun zatıdır..aynı bizdeki İSMİ-İ ÂLİNİZ,ZAT-I ÂLİNİZ gibi..

İNSAN YERYÜZÜNDE ALLAH’IN ZÎL’Lİ-GÖLGESİ HALİFETULLAHTIR..
ve anlarız ki, dünyadaki her eşya ışığa göre gölgelidir.. hepsi mesnu-tan ışığı ile yaratılmış birer hayalden başka bir şey değildir.. sayesi-gölgesi yere düşmeyense asıl olandır.. o halde an-ı daim“DUR RABBİN NAMAZDA!” demek, saatin daima 12 de-gölgesiz –ASR ’da olması da demektir..

*Ben ve Ali iki nurduk ; ALLAH ı tesbih ediyorduk. O’na hamdediyor ve tehlil getiriyorduk. Meleklerde onu bizim tesbihimizle tesbih ediyorlardı. Adem yaratılınca onun alnına intikal ettik. Onun alnında sülbüne , sonra Şite intikal ettik.(Tefsiri Kebir)

AY dişidir.. çünkü 28 günlük bir kadınsal periotu vardır..yanı elifba harfleri gibi.. eskiler, ay ve güneş tutulmalarına izdivaç anlamı yüklemişler..her tutulmadan sonra ay,güneşten hamile kalır.. ve güneşten aldığı celali cemale çevirerek –yumuşak güzelliklerle süzerek ,yeryüzü dünya çocuklarına hayatiyetini verir..o yüzden ayın, dünya üzerinde etkisi-gel git hormonları güneşten çok daha fazladır..

ay ve güneş aslında  aynı yumurta ikizidir..islam tasavvufu bu manaya MuhammedAli  makamı demiştir (* RUH-NOKTA makamı ALİ’dir..kendisini bildiği makamı NEFS Nur-i Muhammed’dir)..ruh ve nefs birleşmiş, tek olup, ayrılmazdan evvelki ilk hallerine yani, bölünmemiş tek hücre odacıka -hâlâ halvethanesine-âmâ’ya dönmüşlerdir.. bugün buna, atomun içindeki bölünemez en küçük TOZ ÇEKİRDEK NÜVE si diyebiliriz..


Güneş kendisini, ışıklarını aşkı için söndürmüş olan tek yumurta ikizi Ay ayn’asından seyr’ eder.. Adem ile Havva atamızın ilk çocuklarının hep ikiz ve ayrı cinste doğma sırrı da budur..
mürid olan Ay , Güneş olan mürşidinin gözlerinden  ruhunu seyreder..mürşid de, müridinin gözlerinden kendisini seyr eder.. ASLI ile GÖRÜNEN-istenerek KEREM edilen IŞIK ve GÖLGE birbirlerini seyretmeye muhtaçtır.. ve bazen, karabulutlar gelip hevaya otursa da, ilahi bir nefes o kara bulutları üfürünce hava yine tertemiz- apaydınlık olur. onların ruhlarının birbirlerine olan ilahi aşkını seyir için, feleğin göbeğine yeni bir sahne kurulur..

Nun, eski devir harflerinde daima su dalgası
ᴧᴧᴧᴧᴧ, ≈≈≈≈ şeklinde resmedilmiştir..arapça 50 rakamı O. Yazılır..nokta dairenin merkezine girdiğinde, güneşin ve tanrının  sembolü “ʘ olagelmiştir..KüN emri NUN harfiyle kapanır..

dünyaya düşerek maddeleşen- nokta olan   BE  harfinin, işini bitirip, artık uruç edip geriye dönmesine NUN denilir ..o halde zahirde NUN ,batında BE harfi aynıdır.. Nun’u DİŞİ =doğurgan ilahi yumurta-dürri yekta  olarak algılıyorum.. nasıl ki, ilk miracında; 7 nokta üst üste  dizilip, ilk er harf olan ELİF’i meydana getirirse, elifin içindeki her nokta zerresinin içinde yine elif –ip-sicimler –yazılımlar-DNA-genetik merdivenlerimiz vardır..  o halde Adem’i yaratan da yine bir ANA olan ÂMÂ-NOKTA dır.

KARANLIĞIN İÇİNDE IŞIK VAR IŞIK!
bir damla su denize düştüğünde 7 daire halkası dışa açılıp, yine 7 daire içe dönüş halkası ile ilk başladığı noktaya dönermiş ya hani..işte o yüzden ilk hareketi başlatan noktadır.. evet,nokta karanlıktır.. çünkü o sıkışmış bir kara cevher nüvedir.. tıpkı demir tozu gibi.
ama ne zamanki kendisini seyretmek istedi ve girdiği kabz halinden çıkıp kendisine BAST etti, işte o zaman o nokta açılıp yayılmaya başlar. dolayısı ile bu devrede karanlığın içinde var olan sıkışmış ışık tezahür eder.. EHÂD VAHİD’E DÖNÜŞÜR..

ışık daima karanlıktan baskındır ve yayılır..ışığın-nurun tezahür ettiği- yayıldığı-açıldığı bir yerde, bir daha tam ve sonsuz karanlık olmaz..çünkü Tanrı teklik Ehad makamı yerini, Vahit birlik ALLAH daki HU(hüve) anlamına bırakmıştır..ve O vaadinden dönmez.. ÇÜNKÜ O BİLİNMEYİ VE BİLMEYİ,ARANMAYI VE ARAMAYI ÇOK SEVDİ!


Allah esması kadim zamanlarda yoktur.. ama O ,HÛ esması taaa başlangıçtan beri hep vardır.. çünkü o nefestir.. nefsine arif olan, hüve O yu da bilir.. şüphesiz ki, O’nun adı kadim zamanlardan beri geldiği gibi, her önüne gelenin her istediğinde ağzına alacağı bir isim asla değildir.. umuma verilmiş isimler yanında ,kişilerin ismi azam denilen kendi özel şifre isimleri de olabilir ki, kimse bunları kendi kendine bilip anlayamaz..Allah ile kulları ,yani nokta ile dairenin arasına kimse giremez..


nasıl ki, yeryüzü denizindeki sular, daireler şeklinde su damlacıkları olarak denizi oluşturursa, bizlerde göksel ,soyut feza ,ruhsal denizin,ruh damlacıklarıyız.... her birimiz kendi semahane-i nun dairemizin içindeki  RUH NOKTASIYIZ.. KENDİMİZDEN KENDİMİZE DÖNERİZ..hiçbir ruh- nokta damlasının seması, bir diğerine karışmaz.. bunların kimi sağa, kimi sola dönerler..tıpkı Ashab-ı Kehf in 7 uyurları gibi. onların maddi ve manevi fiillerde yaptıkları iş ve oluşlar kendilerinden değil-RAB’lerinin onları sağa ve sola çevirmesindendir. İşte bunlara iliyyin-aliyyûnlar denir ki, yaratıldıklarından dahi haberleri olmayan ayn’alardır.. çünkü onlar saf seyir ayn’aları, Rabbin gözleri, gözcüleridir..göz başkalarını görüp bilir, bir tek kendini görüp bilip anlatamaz ..

NUR ikiye ayrılmıştır. NAR ve NUR..aslında ikisi de birdir..ateş bazen yakar, bazen aydınlatır ,bazense ısıtır. ateş hayatın can’ıdır. can ısıda başlar. O halde insan batında CAN yani CİN’dir, zahirde İNS..bazen meleki nur, bazen cinni ateş ve ikisinin toplamı ins'an..


hazzın- zevkin fenasında nasıl acı varsa, acının fenasında da haz vardır.. her şey zıttı ile bilinip-neler olup bittiği anlaşılıp açığa çıktığından- ışık karanlığa,karanlık ışığa muhtaçtır..+ (pozitif) ve – (negatif) elektrik olmasaydı, yerçekimi diye bir şey olmayıp, hayatta olmazdı .zerrelerimiz birbirine tutamayacağından madde de oluşmaz, dolayısı ile, eşya denen biz isimlerin zuhuru da olmazdı.. o halde ne varlığa sevin, nede yokluğuna yerin. illa huu ,illa hu ‘dan başka ne var ki değil mi?


ateş’i su serinletir, su’yu nefes döller, üçü birlikte toprağa secde eder. neden?. çünkü toprak cevherlerin en alası HÂK makamıdır da ondan.. HÂK ’kın hukuku dava-i vatan toprağı ,SILA-İ RAHİYM’dir. herkes yaratıldığı toprağın toz-zerresini arar.. o toprak ki, tüm enerjileri-deva-letaif tesirlerini NÖTRler. o halde yaratımın sırrı- unsuru azam olan toprak, sıfır –O- nötr olan tarafsız sahamızdır..

HURŞİD’İMDEN MÜRŞİD’İME BİR TÛTİNİN GÜNCESİ
Merhaba Sevdiğim ve Merhaba.. son masalın bir ertesi sabahı şöyle uyandım.. Sen ve mahremin bizim mekanımıza yemeklerinizle gelip sofra kuruyorsunuz. Her zamanki gibi, sizi görünce hemen kalkıp gitmek istiyorum.ama Sen gülerek beni yanına çağırıyor ve elini öpmemi sesli söyleyip, elini bana uzatıyorsun.. yumuşuyor,sevinçle gelip eline uzanıyorum ..

gözlerimi açarken gülümsüyorum. sanırım yazımı okudun ve “madem herkesin elini öpüyorsun, birde benimkini de öp de, tam olsun” dedin..Sevdiğim, şunu hayal ediyorum.. hiç konuşmayan, gözleri ile Zamana bakan çocuk elini uzatır.. Zaman ne yapması gerektiğini anlayarak çocuğa elini verir.. çocuk o elin avucunda parmakları ile gezindikten sonra, o eli  çevirerek, büyük bir aşkla avucunun içini öper..


bugün olsa, yine hiç konuşmadan İKİ ELİMİ UZATIRDIM ve ELLERİNİN İÇİNE ELLERİMİN İÇİNİ KAPATIR, ÖYLECE AVUCUMUN İÇİNDEKİ MÜHÜRLÜ IŞIĞIN SANA AKMASINI BEKLERDİM…Seni seviyorum..ve galiba Seni çok fena özledim (*Sevdiğim, kırılması na mümkün olan eşek inadım ,keçi inadıma karıştı, özlemden gebersem bile Sana adım atmayacağım…zaman zaman ağlıyorum. sonra Senin dediğini hatırlıyorum. geçecek bunlar geçecek diyor ve gözyaşımı siliyorum)..

16 mayıs cumartesi.. Salahi Beyin basımevindeyiz..buradaki harikulade müze tekke de, pembeciğin büyük kızının dini nikah merasimi var.. hasbelkader beklenen davetliler gelmeyince, elde kalan tek kişi bendeniz olduğumdan, hayatımın ilk nikah şahitliğini  kitapların basılıp dağıtıldığı ve ayrıca dünyanın her yanından gelen tekke eşyalarının sergilendiği özel bir mekanda nasibimce, Salahi beyden sonraki ikinci şahit olarak ifa  ettim..

..Evet ..masalın yeni bir matematikçi  çocuğu bu gece geldi..onun efendisi Suudi, Seyid el Alevi imiş. ama içindeki sıkıntı onu bize sürüklemiş..ona Kuddusi icazetini yolluyorum .daha okurken ve okuduktan sonra yaşadıklarını ise , izni ile buraya kaydediyorum.. çünkü, biliyorsun ki, bu masalın ilmi tarihi seyrü sülük rüya sembollerini sadece ben değil, tüm masal çocukları ortak hayallerimizle kollektif yazıyoruz..Evvel Zamanım bana sık sık”EVLADIM, AYNI RÜYAYI GÖRECEĞİNİZ DOSTLARINIZ OLSUN” diye dua etmişti ya..işte sanırım o dua kabul edilmiş J…birbirimizi takip eden ve tamamlayan ortak ilmi rüya düzeneğine girdiğimizi düşünüyorum..

18.05.2015 “Odam karanlıktı, sanki gözlerim kapalıydı, icazeti okuduğuma eminim ancak, biranda kendimi Ankara’da öğrenciliğimin geçtiği dergahta gördüm. bu kelimenin altını çizmek gerek gördüm, hissetmedim.Daha sonra telefonun ışığını açınca evimde olduğumu anladım.. Büyük bir heyecanla yattım..Mısır temalı rüyalar gördüm…Birçoğunu hatırlamıyorum..Hatırladığım şey ışık ve kaynağı..İnanılmaz muazzam bir ışık..İnsanlar gördüm giyimleri yerel halk. .Bir piramitten yayılan ışık ama gün ışığı değil, buna eminim..Yapayda değil..Bembeyaz bir ışık. ilk defa böylesine rastladım..Seyahat ediyorum..Sanırım yerden bir metre yukarıda.. İnsanlar bu ışıktan dağılıyor.. parça parça ayrılıp, yönlere gidiyorlar.Merak ediyorum.Oraya yönelip,kaynağı görmek için hareket ettiğimde birini gördüm..Çok alakasız geldi aslında ama Tam olarak şuna benziyordu(Google den Anübis’in resmini yolluyor J)..Çok ilginç bana yaklaştıkça arkasındaki piramit siyaha döndü..Sonrasında piramitten çıkan ışık artmaya her yeri sarmaya başladı..Bu kişi (Anübis) bana yaklaştıkça ışık arttı..O anda uyandım


*Sevdiğim ,şimdi geçen masalımda sakladığım,yazmadığım bir şeyi yazmak zorunda olduğumu hissettim.yani bu rüyayı dinlerken ilk bunu anladığım için kaydediyorum..evvelki masal için mısır ölüler kitabını okumuştum ya hani..okuduklarım rüyama giriyor ya bazen!!o kitap bittiği gece de yatıp, karanlığa gözlerimi yumar yummaz, kızıl bir ışık, mağara piramitin içi gibi –çok yüksekte olan bir yeri aydınlatmaya ve uzun kara gölgelerin ardından, çakal başlı kara Anübis ağır ağır gözükmeye başladı..nedense onu dev olarak algıladım.. onun ölüyü parçalayacağını düşünerek paniğe kapılıp, çok korktum ve öyle bir şeyi seyretmeyi red ettim.nas ve felak okurken salavat getirdim.tabii tüm görüntüler gitti..bende her zamanki gibi ölü gibi uyudum..korktuğum için yarım kalan ölmeden evvel deneyim anektodum,yeni gelen rüya ile, şimdilik bu kadar  tamamlandı değil mi?




Sevdiğim,aslında hep kaçtığım ve  Sana söylemediğim çok acaip bir manaya gidiyorum.. anlıyorum ki,büyük efendim yüzünden yaratım ve yaratım aşamaları ilmini öğrenmeye mecburum..kana bakamayıp kandan fenalaşan ,doktor korkusundan hastalıktan  inim inim inlese de doktora gidemeyen ben, gittikçe genetiğimdeki anlama yaklaşıyorum…yeni anladıklarımdan dehşet duyuyorum. insanlığın tekrar sürüklendiği bu yüksek bilginin yine sonumuzu getireceğini de seziyorum..


Bugün Azteklerin gizemli tıbbı adında bir kitap okudum..kısaca özetleyeyim.. bir defa Aztekler ve Mayalar sadece insan kurban etmiyor,ayrıca yamyamlık ederek o kurbanları yiyorlarmış(*gerçi eskiden Osmanlı idam edilenleri de dahil,son yüzyıla dek Avrupa ve Amerika da ölü-mumya –insan etini şifa ve güç için yemeyen ırk nerdeyse yok ya ,o başka!)..Azteklerin tıp konusunda hayli ileri olmaları çok normal..çünkü o bilgileri Mısır’dan aldıklarını biliyorum. hemen her şey aynı… Aztek ve Maya da tamamen şeytani ricali gayb hakim gibi..zaten onların eserlerinde ne güzel sevimli bir motif,nede bilinen insanca bir desen var.. sanki genetiklerine insan olmayan başka varlıklar nüfus etmiş..bilmiyorum ama,dünyada böyle farklı varlıklarla birleşmiş ırkların halen olduğuna da inanıyorum…belki de bilme tutkuları onların da diğerleri gibi sonlarını kendi elleri ile getirdi..

hatırlıyorum da,Seni ilk tanıdığımda,Sen rüyalarımın mandrake gibi siyah giyinen ve kırmızı astarlı siyah pelerinli - acaip şeyler ALİCEMGİZ oyunu üstadı efendimdin..


kitapta bana en ilginç geleni Sana basitçe aktarmak istiyorum.. tıpkı eski mısırda firavunun mumyasını bekleyen kara kıtmir anübis heykelinin üstüne kırmızı pelerin örtülmesi gibi, Azteklerde de sihirbazlar krala şöyle bir ilüzyon gösterisi yaparlarmış.. bir kırmızı pelerin altında bedenlerini paramparça yapıp ,sonra herkesin gözü önünde yine birleştirirlermiş.. bunu okurken o kadar çok şey anladım ve kalbim bulandı ki, Sana anlatamam Sevdiğim. kendimden nefret edebilirim.. Mısır ölüler kitabında mumya yapım sanatından evvel nasıl ölüleri parçalayıp, yapıştırıp, birleştirip, canlandırmaya çalıştıklarını hatırladım. İbrahim Atamın ,”nasıl diriltiyorsun göster “diyen şiddetli merakını gidermek için 4 yöne konan 4 değişik  parçalanmış kuşu düşünüyorum..ve Mısır dahil tüm dünya geleneklerine, kendini bilme okul metotlarına yerleşmiş, hatta şaman –kam-kamil olma rüyalarındaki öldürülüp diriltilme sembollerine- yani genlerimize işlemiş dehşete bakıyorum.. kaçmak istiyorum. kendimden kaçmak istiyorum… herkesten uzaklaşıp saklansam da, kendimden kaçıp kurtulamıyorum..

18 mayıs Salı.bugün de karşıma çıkan Agarta adındaki kitabı okudum..ruh ve maddeci - sirius plancılar yazmışlar..içeriği şu ki, geçen okuduğum Ramtha adlı Tibetli Budist rahibin dedikleri ile aynı..yani bizi ağarta adındaki Mu lular yaratmış.. onlar uzaydan gelmişler ve dünyanın göbeğinde , büyük ihtimalle Tibet'in en alt katmanında-Hindukuş dağı içindeler..ulaşım araçları için bir disk veya ufo kullanıp ,yeşil mavi bir ışıkla yer altında yaşıyorlarmış.. tüm dünyanın içinde olan yeraltı yol ve şehirlerini kullanıp,nadiren dünyaya müdahele ediyor ve çok nadirat zevatı insiye ediyorlarmış..dünya göbeğinde yaşayan gavs kutbuna, dünyanın rabbi-dünyanın efendisi deniliyor . peygamber ve vazifeli insiyatörleri o tayin ediyormuş..tabii ki asla islamdan ve bizim peygamberimizden yine bahsedilmeyip, sadece yine hz İsa’dan bahsedilip, ona atıf yapılıyor...

ee…başka kime böyle dünyanın efendisi diye hitap ediliyor? tabii ki Tibet’teki Dalay Lama’ya J..dolayısı ile işin perde arkası birbirlerine bağlı..kitapta, Şambala negatif kutuplar ile Ağarta pozitif kutupların aynı olduğunu da anladım.. zaten bu ricaül gayb ilk evvela Uygur budizminde ortaya çıkmış, hatta resmi hiyerarşisi dahi çizilmiş.. bunu en kolay Amak-ı Hayal-aynalı baba romanından anlayabiliriz.. HİNT’ de=YAHUDİ KABALASINDA, TİBET’te ve biz İSLAM TASAVVUFUnda   metod dersler=riyazatlar ve derviş çeyizi full eşya, üç aşağı beş yukarı tamamen aynı olduğu gibi, dolayısıyle  ricaül gaybimizde birdir.... hepsinde birebir,  tekke-mürşid mürid-esma-mantra –biat aynen var..

mesela Tibet, Uygur türkleri ile karışık olduğundan, pek çok geleneğimiz ve insan isimleri dahi Türkçe ve  aynıdır.. onlarında kutsal aydınlanmış ateş adında büyük bayramları dahi var ki, bu bize KANDİL (içinde korunmuş ateş yanan aydınlatan lamba)  olarak geçmiştir..
Uygur Mani dininde olan dervişlerin sikke dahil, hemen tüm hırka vs derviş kıyafetleri tamamı bizim sufizmimizde var.. kadim seyyahların birinin kaydına göre, bu bölgede karşılarına çıkan tuhaf giyimli  bir grup acaip adam, dönerek havaya yükseliyor ve ortadan kayboluyordu(törn-turna semahı).. mesela bu anekdot;  aynı yerde doğup yetişmiş  Şemsi TEBRİZİ ve çocukken böyle şeyler yapabildiğinden dolayı, ona verilen lakabı  ŞEMSİ PERVANE yi hemen aklıma  getirdi..
*peygamber efendimiz ashabına fetih savaşları için yola çıktıklarında, Şam civarında dağlık yerlerde inzivaya çekilmiş Allah adamlarını asla rahatsız etmemelerini ve onları öylece Yaratcıları ile özel ünsiyet hallerinde  bırakmalarını emretmiştir..hatta  hz Ömer bizzat askerlerine emredip,her gittikleri yerdeki münzevilere dokundurtmamıştır....ne yazık ki günümüz kominist Çin idaresi, budist münzevileri çıktıkları dağlardan-saklandıkları mağaralardan ,o trans hallerine bakmadan ,aniden güneş ışığına maruz bırakıp öldürebiliyor...


dolayısıyla mevleviyeye ait kıyafetler Japon,Kore  ezoterist ve dinsizlerinde de aynen var...o halde tarikat eşyaları peygamberimize ait değildir..zaten Mısır tapınak  insiyasyonu ve ritüel eşyalarıyla birlikte ritüeller de  bugünkü tekkelerin birebir aynı gibidir.. yine Eski Mısır ve Uygur Budizminden –o devrin Budizm merkezi olan Horasan –Afganistan Herat-Semerkant civarından, oranın kendini bilme okul  insiyeleriyle getirilmiş, bu defada islami anlamları o eşyalara yükleyerek giydirdikleri her derviş çeyizi sembolünü  Anadolu Rum Türklerine aktarmışlardır.. Adem Atamızdan beri tekamüller süren bu yükseliş ,yeni gelen islamla da kaynaştırılıp bütünleştirilerek, muazzam idraklerin açılmasına sebep olmuştur.. Allah hepsinden razı olsun.amin.

*kafası karışana özel not: ALLAH İNDİNDE TEK DİN VARDIR .O DA İSLAMDIR hükmünce, yaratılmış her varlık Allahımızın eşit adil ışığından lailaheillallah hükmünce eşittir.. MUHAMMEDURRESULALLAH HER KİŞİNİN DEĞİL ER KİŞİNİN HARCIDIR..kişinin inancının adı ne olursa olsun,her ilimden  ortak faydalanabilir.. bildiği ve anladığı halde,kendi fitnesinden dolayı bilip anlamak işine gelmeyenlere şunu söylemek vaciptir..bu manaları kötü anlayıp,kötüye yoran ve şer mahale hizmet kulu olan kişi vebal altındadır vesselam..


din=şeriat=dünyada yaşama kanunları olan sünnetullah  başka bir şeydir, kendini bilmek ilmi başka bir şey.. bir din; mensubu olan peygamberle, halkına şeriat-ilahi kanun –nizami düzenleri getirmek yeryüzü refahı içindir.. bunun içine çok şey, hatta her şey girer..ama kendini bilmek ilmi sadece kul ile Yaratıcısı arasında olup, dinin içinde değil ,dışında-dinler üstü bir kurumdur..


bu mana tıpatıp, şeriatın sembol şahsiyeti olan hz MUSA ile, Allahın kendini bilmek ilmini verdiği- mürşitlik kurumunu anlatan, ehli mana-kişiye açılan özel yol –ilmü ledün sırrı olan HIZIR’ın arasında olup biten, birbirlerine asla karışmayan tatlı su ve tuzlu su denizinin hikayesi gibidir..ikisi de denizdir ama birbirlerine karışmaz ve bozmazlar.. biri zahirdeki MUSA ŞERİATI denizidir, biri batındaki HIZIR  HAKİKATİ denizidir.. bu iki denizi birleyen ve istediği gibi tasarrufatına alıp kullanabilenlerse, sadece  MARİFETULLAH MAKAMI OLAN MUHAMMEDİLERDİR..

kendini bilmek ilmi çok acılı ama sonu çok tatlıdır.. kurallara uyulmazsa çok kolay hem sapıtıp, hem de sapıttırılacağından dolayı, tabiki  Musa şeriatı olan din dünya da evveldir ve gereklidir. o yüzden de dünyada Hızır , hz Musa’ya uymuş ve tabii olup, önceliği ona vermiştir ki, buda işin bilinmesi gereken kesin kuralıdır.. bir binek aracı olan vesile dininiz ve ulaşılacak bir TANRI-İLAH ALLAH hedefiniz yoksa eğer, hiçbir şekilde hakiki insan’a tekamül edemezsiniz..  

kendini bilme okulları, gelen her dine kendisini kolayca monte ederek,ADEMLİK MESLEĞİ olan ESMA ile KENDİNİ BİLME okul tedrisatını BUGÜNE dek GETİRMİŞ ve halen DEVAM ETTİRMEKTEDİR..yol TURUKU ALİ’dir…başka sıratel müstakim  ASA yolu yoktur vesselam..


21 mayıs Perşembe.. bugün yeni getirttiğim Fütûhat-ı Mekkîyye/Ekrem Demirli ,konu konu basılmış son versiyonundan HARFLERİN SIRRI kitabını bitirdim Sevdiğim.. keşke okumasaydım dedim tabii J resmen harflerden soğudum J .. çünkü Arabi hoca harfe ait ne kadar ilim varsa silmiş süpürmüş..inanıyorum ki dünyada kimseye tek bir şey bırakmamış.. yani arkadan gelen biz çömezler ,nal toplamak zorundayız..baktım baktım,okudum okudum. bu korkunç ötesi-kimselerin zerresini bilip duyup-aklına-hayaline dahi getiremeyeceği harf ilimlerini öğrenemeden doğup öldüğümüz bu darı dünyada- bu dehşetli ilme dair bende şöyle bir şey demek istedim..

"hey Arabi hocam ve harf ilmi!!..senelerdir hiç bir şey bilmeden sizi yazıp durduğum için özür dilerim..cahil olmayı hiç bu kadar sevmemiştim.. insan cahil olunca, çok cesur ve her şeyi bilir oluyor ya hanii!.işte ben cehaletimi ilk defa bu kadar güvenilir ve koruyucu buldum... şimdiye dek harfler hakkında ne yazdıysam hepsini feshediyor ama alfabem bitene dek serde yiğitlik var ÂSÂRrında (ÂSÂR mısırlıların Osiris’e kendi dillerinde söyledikleri isimdir J) yola devam ediyorum..."

ve Arabi hocamı da çok fazla " hey çocuk!! Sen çok cahilsin..sen hiçsin hiç!! Hatta sen HE harfi bile olamazsıncı buluyorum..bu harflerin ilmi kitabından dolayı da ,O’nu artık yaratılmış bir mahluk insan kategorisine koymayıp, başka bir alemden gelmiş ruhani bir vazifeli rehber olarak görüp, hürmetle selamlıyor,ellerinden ,gözlerinden, kalbinden öpüyorum..iyiki Allahımız seni bize yaratmış.. huuu



ayrıca, O’nun bilgilerini O’nun gibi görüp keşif yolu ile öğrenip okuyan, yazan ,anlayan nerdeyse yok derecesinde olduğundan dolayı da, bu ilmin  biz dünyalıları bağlamayacağını düşünüyorum.. işte, kendimi harflerle pek fena ilişki içinde sanan ben, kitabı hatmedince ve zerre anlayamayınca tarumar olup-yerle yeksan oldum..harflere ait ne kadar ilgim varsa tüm harf putlarım bu kitapla kırıldı.. kendimden, senelerdir harfler hakkında yazdığım her şeyden büyük utanç duydum.. neyse ki  az evvel bu utancım geçti J..çünkü bende eski mısır tasavvufunda, kendime üstat olma fırsatına halen sahibim..çünkü görüp takip ettiğim kadar binlerce senedir kimse bu konuya el atmamış.. o yüzden henüz bilen biri çıkmadığı için ,hala kendimi farklı biliyor sanabilirim..bu konudaki putumu kıran biri çıkana dek gir oyna-çık oyna meydan benim J ..bence Arabi hocada bizi takip ediyordur ve ben neden bu konuyu didiklemedim de, bu cahile bu azametli sahayı bıraktım diyordur..hayatı boyunca 500 tane birbirinden derin ve anlaşılamayan kitaplar yazmış bir varlığın, belki  de kaybolan yakılan kitapları içinde bu konularda vardır..ilerde çıkar inşallah..

evet, esas konu,kendi kitabını okumak ve yazmak=çizmek-inşa etmek,yani gelecek nesillere aktarılacak herhangi bir miras –tereke bırakmaktır ki,senden sonrakilerinde bir rızık ağacı olsun..rızık sadece yiyip içmek değildir.ilim en büyük rızıktır… her kişinin esma kutpu ve esma kombini o kişiye özeldir..kendi esması kabiliyetini anlayıp, kendinde tulum çıkartan kendisine hatemdir, yerine kimse geçemez.mubarek ola .hu J!! (*hadi yine iyiyiz,durumu kurtardık değil mi Sevdiğim )

22 mayıs Cuma.. bugün Arabi hocamın ALLAH ADAMLARI VE KUTUPLAR adlı kitabını da bitirdim..tabiiki anlayamadım.ama oradan buradan senelerdir dinlediklerim ve okuduğum tonla acaip şeyle birleştirdim.. madde olan ricaül gaybi bizim bilmemize gerek olmadığını  seneler evvel öğrenmiş, hiç bir zaman onları merak etmemişdim.. ben zaten TURUKU ALİ PARTİSİnden olup, oraya çalışıyorum J.. ayrıca hayatım boyunca onları tek tek tanıyacağıma inanıyorum ..yani ey okuyucu !!hepiniz rical olabilirsiniz!!.o yüzden temkinli yazıyorum ki,size şirin  gözüküp, kuvvetli şifa-i nazarlarınızı kendime celb edeyim..

neyse bizim meselemiz dışarıda, bizi ilgilendirmeyen rical ehli değildir.. kendi enfüsümüzdeki, kendi vücut ve o vücudun şifası kitabımızdaki ricaül gaybimiz olan duyular-hisler alemimize dikkatimizi çeviriyoruz..

kitapta ARABİ HOCA ricalin her birinden "NEFESLER İLMİ" NDEN NASİPLERİ OLANLAR OLARAK BAHSETMİŞ.. nefesler ilminin içinde kişide en kuvvetli açılan duyu-his organı ile her işi yapan ricalden bahsetmiş.. bunlardan; her iş ve oluşu duymak fiili ile yapanlar olduğu gibi, nazar- görmek ile her şeyi okuyan , bilen, iş bitirenler varmış.ayrıca kimileri diğer hisler olan dokunarak, vurarak, değerek, konuşarak, koklayarak, sezerek olaylara nüfus ederlermiş.. çok nadir kutup tüm bu hislerini tam kapasite ile kullanıp, her birisiyle işi görüp halledebilirmiş..


o halde bizler kulağımızdan girip çıkan sözlere, gözlerimizin baktığı ve anlattığı anlamlara, zihnimizden gelip geçen düşüncelere, kalbimizde uyanan manalara, dilimizden çıkan kelamın tedbirine, kalbimizde oluşan niyetin erdemine, tekvin sıfatının olduğu iki ellerimizle değip- kavrayıp- yapıp ürettiklerimize bundan sonra pür dikkat etmeliyiz, değil mi?. yaaa! işte bilmek ve öğrenmenin böyle ağır bir vebali vardır.. hey sen!! artık kendine cahil değilsin! Kendi kutbiyet dairende gölgesiz olana dek sadık dur!. başkalarının dairesine gölgeni uzatmaya sakın kalkma!!

*hamiş:Sevdiğim.Sen bu mektubumu okuduğunda ben tüm dinlerin ve ritüellerin halen cem olduğu Habibi Neccar  şehrinde bir haftalığına olacağım..umarım ki Senli oluruz.amin..
nur cihan
25.05.2015
nuralem7@hotmail.com

**
NİZAM & ARABİ 
İBN ARABİ'nin ,Ka’be ‘yi tavaf ederken başıma gelen çok ilginç bir öyküsü oldu:
Bir gece Ka’be ‘nin etrafında tavaf ediyordum..Vaktim güzel geçiyordu..Birden bana bir hâl oldu,titremeye başladım..Bu hâli bilirdim..Bu nedenle,tavaf yerinden çıktım,çünkü orada bir hayli kalabalık insan vardı..Bu kez kumlar üzerinde tavaf etmeye başladım..Tam o sırada bir ilham sağanağına yakalandım ve şiir söylemeye başladım.. Orada biri var idiyse oda duyabilirdi:

Ah bir bilseydim,ah bir bilseydim
Hangi kalbe sahipler,acaba biliyorlar mı?
Ah gönlüm bir bilseydi,bir bilseydi
Hangi yollara düştüler,nasıl aştılar dağları
Sen sağ salim mi görüyorsun onları?
Ya da helak olmuş,yok olmuş gibi mi onları?
Hayrete düştüler aşıklar,geçtiler kendilerinden
Aşk için yanıp yıkıldılar,şaşırdılar yolları

Öylesine kendimden geçmiştim ki,ipekten daha da yumuşak bir el sırtıma vurunca ancak kendime gelebildim..Sırtıma vuran kim diye dönüp baktım.Bir de ne göreyim,karşımda Rum kızlarından (min benâti’r r-rum) güzel genç bir kız duruyor..Ondan daha güzel yüzlü,ondan daha tatlı dilli,ondan daha narin ince yapılı,ondan daha latif yumuşak kalpli ve ince duygulu ,konuşması ondan daha kibar olan birini ömrümde görmedim.Zarafet ,edep,güzellik ve marifet yönünden akranlarının hepsinden üstündü..
Sonra bana “Efendim! Ne dediniz?” diye sordu..Ben de,

Ah bir bilseydim,ah bir bilseydim
Hangi kalbe sahipler,acaba biliyorlar mı?

dedim..Bunun üzerine “Hayret”dedi.”Sana şaştım kaldım.Sen ki çağının arifisin, böyle sözler söylüyorsun.İnsan bir şeye sahip olursa onun ne olduğunu bilmez mi? Ayrıca bir insan bir şeye ancak onu tanıdıktan sonra sahip olmaz mı? Bir şeyi bilmek istemek,onun yokluğunu düşünmeyi mi gerektirir?Oysa usul,hakkı söylemektir, hakkı düzgün bir dille anlatmaktır.Nasıl olur da senin gibi biri böyle bir şeye izin verir?Peki efendim,daha sonra ne dedin?” Ben de ona;

Ah gönlüm bir bilseydi,bir bilseydi
Hangi yollara düştüler,nasıl aştılar dağları

Dedim.Bunun üzerine oda bana,”Efendim”dedi,gönül ile gönlün içi arasındaki yollar ,insanın bunları bilmesine bir engel teşkil eder.Nasıl olur da ,senin gibi biri,ulaşılması mümkün olmayan bir şeyi temenni edebilir? Oysa usul hakkı söylemektir,düzgün bir dille anlatmaktır”.Ardından “Peki efendim,daha sonra ne dedin?”diye sordu ..Bende ona,

Hangi yollara düştüler,nasıl aştılar dağları
Sen sağ salim mi görüyorsun onları?
dedim.Bunun üzerine oda bana “Onları bırak,onlar sağ salim,kendi yolunda gidiyorlar.Fakat,asıl sen sor bakalım kendi kendine”sağ,sâlim misin,yoksa helâk olmuş,yok olmuş gibi misin?. Peki ,daha sonra ne dedin?” diye sordu bana.Ben de ,

Hayrete düştüler aşıklar,geçtiler kendilerinden
Aşk için yanıp yıkıldılar,şaşırdılar yolları

bunun üzerine, bir çığlık atarak,”Hayret,hayret!” dedi.”Aşka gönlünü kaptırmış biri hayrete düşsün,yolunu şaşırsın,bu nasıl olur?.Oysaki onun ilglendiği biricik işi aşktır; aşk insanın duygularını altüst eder;aklını başından alır;ruhunu dehşet ve ürperti içinde bırakır;aşk insanı öldürür;dolayısı ile öldükten sonra hayrete düşmek nasıl olur?Aşkta kim kalabilir ki yolunu şaşırsın?.Oysa usul,hakkı söylemektir,düzgün bir dille anlatmaktır.Senin gibi birinin bu şekilde konuşması uygun “değildir.” Bunun üzerine ben de “EY HALA KIZI ,SENİN ADIN NE ?”diye sordum.O da “KURRETÜ’L AYN!( GÖZ NURU) dedi.Ben de ona “SEN BENİM GÖZÜMÜN NURUSUN “dedim.Sonra selamlaştık ve ayrıldık..


Sonra,işte bu karşılaşmadan sonra ,ben onu tanıdım;onunla dost oldum.Ve onda bu dört beytin açıklamasını yapanın anlatamayacağı ve kelimelerle anlatılamayan nice marifet incelikleri (LETAYİF) gördüm.
İBN ARABİ/Arzuların Tercümanı/ Mahmut Kanık