99 ACVE HURMASI (akik taşlarının) MASALI 74
MAVİ GÜNEŞ'E İTHAFTIRJ
eğer güneş
maviyse
neden
zevkin rengi sarı
ve güneş
eğer maviyse
beyaz neden
gözükür sarı
ve mavi
eğer kötüyse
iyilik dolu olan beyaz
neden zevke bulanarak
sarıca parlar, sarıca ışıldar
(14.11.2013…10 muharrem)
Merhaba Sevdiğim ve Merhaba.. şimdi gülüyorum çünkü, ne yazacağımı ve nasıl yazmam
gerektiğini hala bulamadım.. elimde sadece mavi bir güneş var, o kadar.. dilerim ki, o gelip, kendisini bize
anlatsın. ve mavi
güneş Sevgilimin ruhu için bir fatihaJ lütfen..evet ..yazımı garanti altına alıp belgeleyerek hafta
takibine geçiyoruz.. evvela, celali muharrem
ayının akşamlarındaki ev halime; zavallı çocuklarım üzerindeki korkunç ses
tahrifatı şeklinde benden zuhur edişine bakalım.. çocuklarla aynı meşrep değiliz.. dinlemekten zevk aldığım her şeyden doğal olarak nefret ediyorlar.. hele dereotu
oğlum korkunç tepki veriyor ve etkili
tepkilerimiz çok zalimce, karşılıklı şiddetli sessel- bağırtı şeklinde oluyor.. anne
olduğum için tabiiki ben kazanıyorum ama tüüm keyfimde kaçıyor.. bu kadar asabiyetle
çıkan o korkunç bağırtıları nasıl
yapıyorum bilemiyorum ama bana çook iyi geldiği, boğazıma tıkanan nefesimin
açıldığı ve çoook rahatladığımı gayet iyi biliyorumJ..keşke böyle sinirli olmasaydım.. genelde aşırı sakin, habire gülen ,çok huzurlu ve dertsiz tasasız bilinen bir zahiri
görüntüm var(insanlar bana, bu kadar geniş
meşrepli-tepkisiz ve ilgisiz olmayı nasıl becerebildiğimi daima sorarlar mesela)..
oysa sabrım taşınca ben bile kendimden korkuyorum ki, kimse bunu bilmiyor.. akıl
almaz sakinlikte ve sabırlı olup, insanların her şeyini sineye çekebilirim amma
bir gün gelir, arkamdan çevirdikleri dolaplarına, onları bir daha kalbime
almamak üzere kilitlemeyi de çok iyi bilirim..
11 kasım pazartesi..Sevdiğim..biz bu sene arkadaşlarla değişik bir
tasavvuf dersi yapıyoruz.. geçende yerçekimi filmine gittik.. sonra da yemek
yerken, filmin bizdeki tefekkürünü didikledikJ..bu yıl bizi ilgilendireceğini düşündüğümüz, canlı
performanslı derslere aktive olacağız sanırım. yani biz, çağdaş, newmodern
zamanların, don lastiği elastikiyeti meşrep sufilerinden olarak, eski sufi lisanına göre çerağa
çıktıkJ…..
ve bu hafta içinde, Alvarlı Efe hz nin torununu arayarak, O’nu ziyaret etmek
istediğimizi söyledim.. çok sevineceğini, bizi ağırlamaktan zevk alacaklarını, ister
hanelerine, ister okullarına teşrif etmemizi söylediler. şimdi, Onların henüz
yapım aşamasında olan okullarındayız.. ev sahibemiz harikulade bir
hanımefendi..O, tanıdığım en has aşık kadın.. öyle bir derya ki; mensup
olduğu nakkaş terbiyesi ve yetiştirilme tarzı dolayısıyla, kendisini daima en
arka plana koyup, saklamayı başarmış olsa da, bu hali, tabii ki coşkun aşkından
dolayı farklı yansıyor ..O, istediği kadar kendisini sırlasın, AŞKI O’NU ELE
VERİP, İFŞA EDİYORJ.O, çok hassas bir bilgiye ve edebi bir lisana da
sahip… okuduğu eski devir şiirlerini, okuması bitince öyle doğal şerh ediyor
ki, onları yaşamaması zaten imkansız.. bence, Efe hz, O’na aşkını miras bırakmış ve bu olağanüstü hazineyi
korusun diye de Kutlu hocayı yetiştirip mirasına tayin etmişJ)..bunu okuyunca gülümseyeceksiniz biliyorum hocam
ve sizi selamlıyorumJ…lütfen bir sonraki camide,yerin altına değilde, kubbe kısmında, cihannüma
şeklinde bir hanımlar bölümü yaparsanız çook sevineceğim ve şimdiden teşekkürler..
ev sahibemiz, benim hiçbir zaman olamayacağım incelik ve zarafette. O,
köklü bir tasavvuf terbiyesi ile doğup büyümüş ve geleceğin valide sultanı
olmak üzere yetiştirilmiş ..onların vazifeleri çok ağır.. Allahtan ki, hep
gönüllü ve dışarlıklı kalacağım ve böyle ağır vazifelerden daima muhafaza
edileceğim.. benim akıl almaz geniş meşrep rahatlığım onlarca da bilindiğinden,
bugün iki taraf içinde daha ilginç aslında (bunu
ev sahibemizin kendisinden dinlemek ve karşılıklı tezahürlerimizin aşkın yansıması
şaşkınlığına,bu zıtlığın ondaki tezahür hislerine gülümsemek çok
güzel.. onu şaşırtabilmek ve içinden geçenleri, böyle mahremen, daha sonrada telefonda, kendisinden öğrenmekse
hoş bir ayrıcalık tabiiJ)..yani
biz hepimiz ,Turûku Âli ,ilkel etnik meşrepleri olarak, birbirimize çok
ilginç geliyoruz..
ben, Onların disiplininde olamam ..zaten hiç söz dinleyemeyen, başına buyruk yabani organik bir tabiata sahibim ve bu yüzden de-hiçbir yere monte olamadığımdan -hiç kimse beni kabul etmiyor malum.. nev-i şahsına münhasır bir yolcuyum.. tek yoldaşım Sensin.. ve Onlar, bu olağanüstü titiz prensipli disiplinleri sayesinde; Allah’ın kendilerine verdiği vazifeyi, en ince nakkaşlıkla, her bulundukları ortama ince ince zerk ediyorlar.. Onlara hayranım, Allah kolaylık versin diyorum..
az sonra yanımıza Kutlu hoca da teşrif ediyor.. harika bir sohbet oluyor.. ev sahibemiz O’na çook güzel aşkla bakıyor..sık sık göz göze gelip, gülümsüyorlar .. hepimizin sorularına en içten şekilde cevaplar geliyor...
bizim için hazırlanmışlar..mekan olağanüstü.. eskiden, Ataullah ve Ubeydullah hz nin tekkesi imiş ve vakfiyede tek şart varmış” burada hatme yapılacak”..Kutlu Hoca, burayı ilk haline en uygun şekilde binbir emekle yeniden inşa etmiş.. her şeyi aslına en uygun tasarlamış, aslı tamamen ahşapmış .. mahzenlerine varana dek yapmış.. tevhithanesi sekizgen (8’gen daireye en yakın şekilmişJ).. her yerde semboller var ki, zaten Kutlu hoca da bu konuda ehil.. isterim ki, öyle bir eser yapsın ve içinde tüm semboller kendisini yine kendisi bize anlatsın ve aminn.
İleride,
külliye bittiğinde müze gibi olacak. bahçedeki Osmanlı tarzı çiçek tarhlarından
mesela gül; sembolen tasavvufi anlamını
kendisi bize anlatacak ve diğer yanındaki otağı hümayünsa 450 kişilik filan
olacakmış.. sohbetler, kurslar ve diğer aktiviteler için iki yanına kurulacak
daha küçük çadırlarla bezenecekmiş.. ve ayrıca unsurlardan, eşya yiyeceğinin; insan bedenine
gelinceye dek, insan olabilmek için geçirdiği safhaların tekamülleri anlatılacak bir bölümde olacakmış..
mesela binbir emekle yetişen nadide bir yiyeceğin, insana kavuşabilmek ve insan
sandığı varlığa girince de yaşadığı hayal kırıklığı bu anlatımda
yansıtılabilecekmiş ki, Kutlu Hoca buradaki düş kırıklığını harika anlatıyorJ..dilerim ki devlet, tüm vakıf tadilat işlerini Kutlu Hoca ve ekibine versin ve dünya sanat eseri , bilim, teknoloji ve İMAN ESTETİĞİ nedir seyretsin .. aminnn..
buradaki
eski Osmanlı Türkçe dersine bazı arkadaşlarımızı kaydettirdik ve sağ olsunlar
bizi kırmadılar .. çünkü onlar çok iyi bilirler ki, herkese kapı açıktır amma
istikrar edip, kapıda sadık kalansa her daim çook nadirdir ..
sonra Hoca bizi bahçeye çıkarttı. gezdik ve şimdi olağanüstü güzel tasarlayıp
inşa ettiği camideyiz.. çeşmenin mermerleri su redifli misali.. beyaz üzerinde
gri su dalgaları var ki, çok özel bir kesim sayesinde böyle bir tablo elde
edilmiş.. ayakkabılıklar camdan.. dış çephe de olduğu gibi, içerisi de,
harikulade kaplamalı dev ebatlı camlarla tamamlanmış .. halıların rengi hiçbir
yerde yokmuş, çinilerdeki turkuazla aynı tonda yaptırılmış.. cam kandillerin
üzerindeki ayetler hocaya aitmiş.. ve tabii ki görkemli ayet avizede.. camii
nasıl biliyor musun Sevdiğim..çok ferah ve huzurlu. insan içinden çıkmak
istemiyor. aynı eski türk evlerine benziyor. her alanı özel değerlendirilmiş, atıl
hiçbir yer yok.. her taraftan ,her yönden görüş var.. tam benim sevdiğim gibi
çok büyük camlı..
çocuk: ”hocam,
sizde hanımları camiden atmadınız değil mi?” diyor gülerek. hoca :”atar mıyız
,aşağıda onlara özel yer yaptık”..çocuk:” ama hocam sizde mi?!..hanımlara neden
bu eziyet yapılıyor ve onlar bu güzelliklerden neden mahrum ediliyor”.. hoca:” bu
hanımların bir türlü camii adabını ve susmayı öğrenememesinden” diyor ve çok
büyük bir tarihi camide, kadınların üst giysilerini nasıl paravanların üstüne
atıp, canım tezyinatı ,incelik ve zarafeti her dem katledebildiklerine hep
hayret ettiğini, haklı olarak belirtiyor ve bizi aşağıya, hanımların bölümüne
indiriyor.
aaa..süper..
burası yerin altında..aaa az ileride bir sekizgen yıldız içinde, sekizgen
dairevi formlu lotus sembolü su havuzu var.. etrafı koskoca bir alan
dikdörtgen..içi yeşilliklerle dolu.. hoca fıskıyeyi de açıyor.. ve başımızı havuzlu
bahçenin yukarısı tavana doğru hayranlıkla kaldırıyoruz.. tavan boydan boya camJ.. öyle sakin ve dinginki, gayri ihtiyarı şöyle
diyorum:” hocam burası en güzel kadın sığınma evi gibi..eğer bir gün çok
incinir, kendimi korumak istersem, gece de
dahil buraya sığınabilir miyim ”.. hoca gülüyor: ”ne zaman istersen kapı açık” diyor..
arkadaşlarımla çok memnun bir halde onlara veda edip, daha sonra tekrar tekrar
görüşebilmek ümidi ile oradan ayrılıyoruz. bize böyle âli dostlar nasip ettiğin
içinde teşekkür ediyoruz ..
Sevdiğim.. aslında biz neyi görmüştük biliyor musun?..bize unutturulan gerçek İslam
medeniyetini, gerçek uygarlığı, zarafeti, insana yakışır bir hayatın yaşam
standardını seyretmiştik. .bizler bir vakitler bu derece inceliklere, bu derece
yüksek bilim, felsefe, teknoloji, mimari, sanat ilimlerine sahipken, nasıl
olmuştu da, bu seviyesiz kaba hoşgörüsüzlüğe, kültürsüzlüğe, en kaba saba
eşyalara-sefertası misali iğrenç beton tarlalarına hapsolmaya razı olmuştuk, hayret
edilecek bir şeydi..
12 kasım Salı ..bir aydır hz Abdülaziz Debbağ’ın katibinin yazdığı
acaip uçuk kaçık kitabı okuyorum.. tam sonuna geldim ki, ruhlar bahsi malum.
kitap ilerlemiyor ve hep ağırlık basıyor, uyuyakalıyorum.. işte şu arapça
sözleri söyler ve okurken uyanıyor, kaydediyorum.. Talibün Tayyü Hay??!…
bugün telefonla bir davet alıyorum..hatırla.. 2 yıl
kadar evvel ziyaret ettiğimiz bir zaman vardı ya.. onun sekreteri. her zamanki
gibi çok ince.. eğer gelmek istersem, ne zaman dilersem gelip, istediğim saatte
alınıp, geriye getirileceğimi yine
söylüyor.. onu incitmem artık doğru değil bence.. arkadaşlarımla bizi kabul
ederlerse gelebileceğimizi ve ziyaret edebileceğimiz gün ve saatleri
söylüyorum.. ertesi gün “hepsine evet” haberi geliyor.. Sevdiğim ,lütfen.. izninle..ne olur kızma..ve öbür hafta yanımda ol
..
siccinler ve iliyyinler..
13 kasım Çarşamba (10 muharrem .sabah 10J).. bugün kitabı bitirmek istiyorum.. sabah, çocuklar gidince, dün gece kafamın karıştığı parlak maviden siyaha çalan iplikleri olan kötü ruhlarla, beyaz ipleri olan iyi ruhları bir daha okuyorum.. parlak (değişmeyen)mavi rengin neden kötü olduğunu anlamaya çalışıyor ama düşündükçe, maviye dair yazdığım her şeyi nasıl bulup silebileceğimi idrak edemiyor ve boşluğa düşüyorum.. mavi neden kötüydü?.o zaman indigo velet denenler de mi kötüydü?.ya mavi ışık bedenlim? offf..yine uykum geldi? oysa daha az evvel uyanmıştım.. uyuyorum..yakaza..masmavi bir güneş gelip tam karşımda, üstümde duruyor.. gözlerim açık öylece kalakalıyorum. şimdi ne yapacağım.. tevhidimin mavi yıldızı ,bu defa mavi bir güneşe dönüşmüştü ve o iyimi kötümü bilip anlayamıyor, kalbimi bozmadan nasıl kalacağımı hala bilemiyordum..
önce aklı maaş hz Google efendime, mavi güneş var mı diye bakıyorum .. aa..evvet var. üstelik resmi bile şahane.. şimdiye dek kaydedilmiş 5 tane mavi renkli güneş bahsi varmış.. en sonuncusu yakın geçmişte mısır piramitleri üzerinde zuhur etmiş.. atmosferdeki gazlardan dolayı, güneş ışığındaki kırılma onu böyle mavi gösteriyormuş..
aynı mavi sabah yıldızının, gecenin siyahından, en koyu maviyle ilk ayrılışı, şafak sökerken ki ilk rengi gibi.. yani şey-lerin, tan yeri ağarırken, kendilerine varlık atfederek doğuş vakti misali.. belki de bu, mavi-siyah şafak vakti; âmânın örtüsünü ilk kaldıran renk olduğundan, varlık(şeyler-eşya) adına ne var sanılırsa, o şeylerin, tan yeri ağarıp, güneş yükselip, âmâdan çıkmasıyla, kendilerine varlık atfedip, şeytan adını almalarıydı..
ve
iblis ise başka bir varlıktı(bizler
hata yapıyor iblisi şeytan sanıyoruz
oysa iblis başkaydı).. ve buna sebepse,
sabahı bize haber verip ,işaret eden sabah yıldızı zühre- isisdi.. ve isis maviydi..srius-şira da maviydi..ve
osiris ölümü-ahireti simgelediğinden onun bedeni de maviydi. gerçekte ise isis ,varlığı, dünya hayatını simgelediğinden, altın rengi-sarı bir bedene sahipti..
sonra, face den Tatcı hocaya Bizim YUNUS’ta “mavi güneş var mı?” diye soruyorum. .”hiç rastlamadım” diyor hoca. .”olması lazım” diyorum ,”yok” diyor. halbuki elimde mühri Süleyman tutaram, ferman benim diyen O..mavi güneşi O anlatmayacak da kim anlatacak ki?bence henüz O’nun mavi güneşli şiirleri açığa çıkmadı.. sonra faceden arkadaşım Suna’ya yazıyorum.. eşi, eski türk dilcisi M. Kaçalin’e mavi güneş hakkında bizim mitolojimizde bilgi var mı soruyorum..taaa Tiran’dan, sabahın köründe cevap yazılıyor ki, öyle bir şey yokmuş.. gördün mü Sevdiğim, Senin masal ceon nasıl uluslararası akademik çalışıyor.. bak.. bu bölüm, iki kanatlı gidebilmek adınaydı.. denge şart..
ve kafam, kötü maviden dolayı fitne fesata düşmeden,
kendimi, içinden Hızır geçen adamı ararken buluyorum.. misafirlikteymişJ
olsun ben berbatım ama.. dinliyor.. diyor ki” o maviden siyaha
giden ruh ipleriyle, mavi güneşi sakın birbirine karıştırma..o başka bir bahis..bununla
hiç alakası yok..bu çok güzel bir şey..mavi güneş vardır..bizim güneşimizden
2000 derece daha fazla ışık ve ısı etkilidir.. derecesi çok yüksektir.. zaten bizim
istediğimiz budur.. istenen de renginin açılması değil daha da
koyulaşması, siyah olmasıdır.. bu mavi güneş bulunulan derecelerle alakalı.. diğer ipler
başka.. çok güzel.. korkmayın.kerbela ile bağ kurmanız ise derece
yüksekliğindendir”..
yaniii kalbim ferahladı, teşekkürler Sevdiğim.. bazen, Âlicemgiz üstadımdan şüpheye düşüyorum biliyorsun , çünkü O, çook tehlikeli bir oyunbaz efendi..
yaniii kalbim ferahladı, teşekkürler Sevdiğim.. bazen, Âlicemgiz üstadımdan şüpheye düşüyorum biliyorsun , çünkü O, çook tehlikeli bir oyunbaz efendi..
ayrıca araştırmam esnasında en yüksek ısılı rengin mavi olduğunu, bize sıcak renk diye kırmızıyı yanlış öğretip, kakaladıklarını öğrendim.. aslında mormavi ; tevhid-i aşkın rengi, sıcak renkti ve dolayısıyla kırmızı soğuk renk oluyordu..ismi celal in nuru kırmızı idi.. ve zuhur mekanıydı ki, kan da o yüzden kırmızıdır..efendiler genelde kırmızı posta oturur..Hüdai hz mavi post sahibiymiş..ve kara kıtmir kumaşı post ise hz Hızır'a..
Sana bir şey söyliyeyim mi Sevdiğim.. bu yazdığım kitabın benim kitabım
olmadığını, Senin kitabını Sana okuduğumu biliyorum aslında, çaktırmıyorum.. çünkü
ben, dört duvar arasında yaşayan ,ne tv ne haber hak getire ve hiiç umursamayan
biriyim..yani hayatta hiçbir şey kolay kolay benim ilgimi çekmiyor ki, ona
yöneleyim.. işte bu anormal durumların tezahürlerinin ve yazılı bilinen hiç bir kayıtta olmayan, sadece Senin yaşadığın şeylerin, benim ruhumda
bıraktığı deriin tesirlerin izleri olduğunu da biliyorum..
benim körkütük aşık ruhum, Seni her yerde takip ediyor
ve RA’NIN GÖZÜ misali kaydedip, unutmamak adına, sembolen bana da gösterip,
kendi bildiği bir lisanla her şeyi kaydettiriyordu.bunları bizler asla
anlayamazdık.. sadece ruh dili bilenler okuduğunda bu sembolleri çözeceklerdi..
çünkü mavi güneş aslında mavi nurlu ruha
ait idi..
(tevhidimin mavi yıldızı Senmişsin, bugün anladım
tevhidimin mavi yıldızını selamlarımJ)
(tevhidimin mavi yıldızı Senmişsin, bugün anladım
tevhidimin mavi yıldızını selamlarımJ)
Sevdiğim.. senelerdir aynı masalı yazarken birde şu kesinleşti
..ZAMAN DAİRE SARMALI ŞEKLİNDE.. ve
ben her sene, bileyim bilmeyeyim aynı dönemde, aynı sembollerle, aynı rüyanın
bir değişik versiyonunu görüyor ve aynı sembolü değişik bakış açısıyla
öğrenerek okuyor yazıyordum.. ayrıca takvimdeki,
manada önemli kişilerin yıldönümlerini bir şekilde nedense öğreniyordum ki,
benim böyle şeylerle asla alakam dahi yok..ama Sen, nedense nefesin hükümdarı
olarak ,onların özel günlerine çok önem veriyorsun..
ve zaman daireviydi.. yani benim yaşımda dolayısıyle daire şeklindeydi.. her sene takıldığım düğüm olan yerde, yine yine, diğer senelerde de aynı semboller ve aynı rüyalarla takılıyordum.. ne zamanki o düğüm çözülüyor ve yeni bir idrak perdesi ile olaya bakıyordum..işte o zaman bir üst seviyedeki bilgi, yeni sembolüyle tezahür ederek programını indiriyor, bu defa da o bilginin peşine koşuyordum.. aslında düşününce Sevdiğim, ben kadar hayatta her şeye ilgisiz, pasif ve meraksız biri için tek seçilebilecek, en mükemmel öğretiş şeklide ancak bu olabilirdi.. eminim ki, başka hiçbir türlü yolda yürüyemezdim..
ve zaman daireviydi.. yani benim yaşımda dolayısıyle daire şeklindeydi.. her sene takıldığım düğüm olan yerde, yine yine, diğer senelerde de aynı semboller ve aynı rüyalarla takılıyordum.. ne zamanki o düğüm çözülüyor ve yeni bir idrak perdesi ile olaya bakıyordum..işte o zaman bir üst seviyedeki bilgi, yeni sembolüyle tezahür ederek programını indiriyor, bu defa da o bilginin peşine koşuyordum.. aslında düşününce Sevdiğim, ben kadar hayatta her şeye ilgisiz, pasif ve meraksız biri için tek seçilebilecek, en mükemmel öğretiş şeklide ancak bu olabilirdi.. eminim ki, başka hiçbir türlü yolda yürüyemezdim..
Ve
bir itiraf Sevdiğim..artık benim için harikulade halleri
olanların hemen hiç değerleri kalmadı biliyor musun..onların hemen çoğunun
yolda kalmış istidraç kalıntıları olduğunu bu kitapla daha iyi anladım.. çünkü ilim tekti ve rahmaniler kadar, aynı
ilme sahip şeytanilerde vardı.. yani dünyanın her yerinde kaydedilen tüm o anormal
durum halleri gerçekti.. ama bazı fetih yapılmış kişiler ki; dinli dinsiz
hiç fark etmiyormuş ki bunlar, yolda kalıp ,fethini
kendi çıkarına kullanan şeytanilermiş.. bunların meslekleri de genelde sihirbazlık, kehanetçi
büyücülük ve olağanüstü haller olup, hakikat kapısı onlara ebeden kapalıymış....
oysa tüm o halleri sergileyen gerçek hak erenleri ise,
bunları kamufle eder ve bunlardan kazanç sağlamazlarmış ..mesela Sevdiğim Sen, AliCemGiz üstadı efendim.. kendini zerrelere
çözüp oradan oraya tayyi zaman-mekan yapabildiğin ,girme ve çıkma ilmine sahip
olduğun halde, bunu bir defa dahi ne belli ediyor, nede bahsediyorsun.. oysa
böyle şeyin zerresi ben gibi zavallılarda olsa, davul zurnayla ilan ederiz
değil miJ?..işte o yüzden bize hiçbir mana
açılmıyor… haremin haremeynine alınmıyoruz..
ve
mavi güneşin, Kerbela vakası 10 MUHARREM de zuhur etmesi ikisi arasında bağ
kurmama sebep oluyor.. zaten astroloğumuzdan kerbela tarihi
için bir harita çıkartmasını rica etmiştim..oda, masalımız için, Kerbela’nın
yaşandığı tarihe denk gelen günün astro haritasını hazırlayıp, yorumu ile
yolladı.. haritada koskocaman bir üçgen var mesela..ve Sevdiğim "şimdi yorumuna
bakalım mı?"diyorum..astığım halde üzgünüm ki göremiyorsun..çünkü ikimizinde ortak kararı ile sildim:)
çünkü yorumlar her dem değişir..oysa olan şey hakikat ve gerçektir..bizler bu ilmin ,şekillerin ilminin, nasıl özel bir değeri olduğunu anladık.ve bu işin hakikatini ise, sadece Yaratıcı ve O'nun öğretmeyi diledikleri hakkıyla bilir ve bildirebilir vesselamm....
çünkü yorumlar her dem değişir..oysa olan şey hakikat ve gerçektir..bizler bu ilmin ,şekillerin ilminin, nasıl özel bir değeri olduğunu anladık.ve bu işin hakikatini ise, sadece Yaratıcı ve O'nun öğretmeyi diledikleri hakkıyla bilir ve bildirebilir vesselamm....
**
ve
tabii konu GÜNEŞ olunca Sevdiğim, üzerinde tüm bilindik en eski kayıtların
olduğu yegane sembol O, biliyorsun..şimdi kadim tarih
bize güneşi nasıl anlatmış bakalım mı?.
daire sembolü güneşe aittir.o mutlak tamlıktır.. egodur ,nefsdir..iki
kavsın birleşim halidir..daire içinde
nokta ise 50 rakamıdır.. ego nefs ,benlik içeriye alınmış ve tanrıya,
mutlak bene teslim edilmiştir..böylece güneş ve ay
tutulmuş, istenen halvet gerçekleşmiş
ve kadiri mutlak tezahür evladı, eşsiz mavi
inci, evlad-ı mekan, zuhuru dünya’ya hamile kalınmıştırJJJ..işte bu ilk bilinen teslistir.ben,sen ,o..3lü sacayak..baba güneş,ay anne, oğul dünya.. aile üçgeni..
dünyayı aydınlatan, ısıtan, eşyaya hayat veren bu
altın rengi şey, insana daima çok şeyi anlatmış, en kutsal sembol olarak baştaki yerini almış
ve rolü anababalık olmuştur..eski şamanlar güneşle irtibatlıdır.. Kam,
şaman demektir ve Kamil insan buradan gelir..şems misali..ve eski mısırda
kaplan veya aslan postu giyen şem-şam
adında baş rahip vardır..çünkü güneş
aslan burcunu temsil eder.. YARATILIŞ , GÜNEŞ -
PAZAR GÜNÜ BAŞLAMIŞTIR.. ve Herkül’ün 7 imtihanından biriside aslanı
öldürüp, altın post sahibi olmaktır. ve o artık
yarı tanrı, insiye bir derviştir.. bizde bu post Devlet-i Osmanlı’da kalenderi dervişlerinin
kıyafetlerindenmiş mesela..ilk devir post üste giyilirken,zamanla efendi şem ,makamı olan posta oturmuştur...
Işık ve gölge.. ruh ve nefs… yansıyan ve yansıtan..
eski tüm pagan inancalarında baş tanrı, güneşle
alakalıdır ve adı değişik olsa da hepsi güneşin yeryüzünde gölgesi-halifesidir:Hindu’da
Brahma, Pers’de Mitra, Mısır’da Athom, Amun, Phtha ve Osiris, Kalde’de
Bel,Bal, Fenike’de Adonais, Yunan’da Apollon.... 10=ON= om=anahtar kilit daima güneştir..
güneşin 3 vakit haricinde sürekli, her saat devreden evreleri vardır.. eski mısır da güneş ve ahiret aleminin rengi mavidir; güneşin her evresinin tezahür ismi, bir tanrı sayılıp , zamanla
tapınılmıştır . oysaki başlangıçta, saati ve
takvimi ancak böyle anlatmışlardı… 3 ana evre ise şunlardır..
1.doğuş.. mavisiyah şafakla-tan yeri ağarırken doğan güneş, sabah aynı bir bebeğin ana rahminden doğuşu gibi kıpkızıl doğar ve o şimdi yeni doğan zamandır.. büyümek..
2.gün ortası..sonra güneş tam tepededir ve güneş en genç en diri vaktinde gölgesizdir..saat 12..DUR RABBİN NAMAZDA..güneş bembeyazdır ve teslis burada da vardır.. olgunluk..
1.doğuş.. mavisiyah şafakla-tan yeri ağarırken doğan güneş, sabah aynı bir bebeğin ana rahminden doğuşu gibi kıpkızıl doğar ve o şimdi yeni doğan zamandır.. büyümek..
2.gün ortası..sonra güneş tam tepededir ve güneş en genç en diri vaktinde gölgesizdir..saat 12..DUR RABBİN NAMAZDA..güneş bembeyazdır ve teslis burada da vardır.. olgunluk..
3.batış..ve güneş yavaş yavaş sarıdan tekrar kızıl
bir topa dönüşerek gözden kaybolup batarak batına çekilir.. ölüm ve yok
oluş.
güneş, 12 (teslis) burcuda düzenle gezer ve bir ay boyunca her burç evinin suretini kendisine giyer ve o burcun rengine, kimliğine boyanır..böylece ilk takvimde oluşur..
güneş, 12 (teslis) burcuda düzenle gezer ve bir ay boyunca her burç evinin suretini kendisine giyer ve o burcun rengine, kimliğine boyanır..böylece ilk takvimde oluşur..
4 mevsim
vardır.. sarışın
olan yazdır… kızıl sonbahardır.. kış
daima beyaz veya siyahtır.. ölümdür..
ve yeşil(mavi) yeniden doğum, hayat, ilk
bahardır..
horusun gözü ra ,aslında zodyak-astroloji ilmidir.. hakiki anlamı ise Yaratıcının
Esmaları, isimlerinin hüllesini giyerek, o isimdeki tecellileri, o dönemde
zuhur ettirmektir.mesela güneş, boğa burcuna ilk girdiğinde, o devir mısırdaki adı apis, persdeki adı ise bel
bal olmuştur ve insanlar tarafından ; baş tanrı KAF HARFİ'NİN YERYÜZÜNDEKİ SURETİ,
KÛN EMRİ GİBİ ALGILANMIŞTIR.. çünkü o burcun yıldızı ve meleği ve diğer yaratıkları boğa suretinde
olduğu içindir bu.. bu tüm diğer esma panteonu içinde geçerlidir.. “kainatta toplu iğne başı kadar boş yer
yok” demiş hz Peygamber unutmayın lütfen..biz görüp anlamıyoruz diye koskoca
evren sadece bize vakfedilmiş
sanmayın..ve tüüm bu cümbüş, elan, şu yaşadığımız dünya denen, eşsiz mavi
incide aynen cevelan etmektedir vesselamJ…
masonlukta ise (Süleyman) SOL–OM–ON ismi üç farklı dilde Yüce Işık anlamına gelen kelimelerin birleşiminden oluşmuştur. Hiram
Abif, Kaldelilerin öldürülen Hiramı ise bir güneş tanrısıdır..yani, gece ve
gündüz birbirini takip eder. ne siyah beyaza ,ne beyaz siyaha yetişebilir. maksat
nur &ışık oyunlarıdır. görsel şölen..
Brezilya'-Rio de Janeiro. .hz.İsa heykeli üzerinde hilali AY |
Paganizmde 25 Aralık ta doğan Güneş İnsan, zamanla hz İSA’nın doğum günü olmuştur(Christmas). Paganlar artık kış bitip, güneş
yeniden yüzünü oğlak burcu-keçi suretinde gösterdiğinde oruç tutup, danslı ilahiler
eşliğinde ve kurbanlar keserek bu döngüyü kutlarlarmış(hz İsa’da oğlak burcudur.. bizim peygamberimiz
ise koç burcunda(hamel) doğmuştur)..
hz İsa doğduğu gece kadim astrologlar şunu
kaydetmişler:”Gece yarısı başucuna yükselen
Yengeçte Ahır ve Eşek takımyıldızı bulunur”. ve hz İsa hayatı boyunca sadece araç
olarak eşeğe binmiştir ne ilginçtir kiJ?.. ve Üzeyir peygamber de kayıtlara göre, eşeği sırtında gökyüzüne
yükselmiştir..
üç güneş: Kadimler, güneş küresini ve kamil insanı üç ayrı bedene ayırmışlar. böylece 3 güneş ve
3 ışık teorisi ortaya çıkmıştır..ruh, akıl ve beden(nefs )veya aşık, maşuk rakîp üçlüsü yani şira
yıldızı(sirius A,sirius B,sirius C)..veya ruh ,beden ,gölge
teslisi..veya baba,ana ,oğul üçlemesi.. Ka,
khu ve ba.. beden, gölge ve isim.. yani İSİM+SIFAT+FİİL=ZÂT
tasavvufta güneş, ilahi feyzin kaynağıdır ve hikmetin Ayasofya evidir..güneş saf altın ilimdir.ve herkese eşit bilgi ok ışınlarını verip yollar.. şuaları-nur-kuantsaldır ve kişiyi şuurlandırıp-nurla parlatır, üstün idrak verir..amma alıcılarda iş yoksa, güneşinde elindende hiçbir şey gelmez…
eski zamanlarda tanrı heykellerinin,kralların ve
ironik olarak hz İsa’nın başına geçirilen
dikenli taç aslında güneş babayı semboller..mesela bugün Amerika’daki o meşhur deniz feneri ,özgürlük isis heykelinin tacı, taaa en eski kadim tacın ta kendisi şeklidir ve hakikatte ruha aittir.. yani hakiki
mana güneşini imgeler…bu güneş ne doğar ne batar.. bu güneş yaratılmamıştır..
gökyüzünde nasılki mavi güneş zaman zaman gözüküyorsa,
kadim vakitlerde gökyüzünden birden çok güneşte gözlenip kaydedilmiştir. .mesela..
İ.S.
51. de gökyüzünde aynı anda
üç güneş ,69. yılda gökyüzünde iki güneş ,daha sonra yine buna benzer 20 kadar
vakâ görülerek kaydedilmiştir..
masonlukta; günümüzde şeytan denen Lusifer, aslında sahte ışık
demekmiş.. yani lusifer akla ait-düşünülerek-göreceli öğrenilen bilgiymiş. yani ruhani vahye
dayanmamış, öğrenilerek kazanılmış geçici hipotez bilgilermiş..lusiferi aydınlığa
çıkaran kurtarıcıya ise ruhani akıl -
mesih denmiş..
Sevdiğim bu yukarıda okuduğumuz konuyu, mavi güneşi
ararken, bir mason-gül haç-illüminati( 3 defa
ululanmış hermeslik=uluhiyet) sayfasındaki alıntıdan alıp kurguladım.. biliyorsun,
masonlarda bu ilim; çapulcu Avrupalı eşkıya ataları olan aç
hırsız köylülerinin ,Kudüs’ü yakıp yıkıp, oradaki sufi
okullarındaki tahsilleriyle beraber , tüüm kitapları yanlarında ülkelerine götürüp, bu örgüt okullarını Avrupa'da kurmaları ile başladı.. ve dünyayı bu ilimle kolayca yönetir
hale geldiler.. bilgi aynıydı amma
çıkarcı yorumlar, kullanım sahaları farklıydı..onlar tanrıyı oynamayı seçtiler..
ve esasında, onların anlattığı o ışık topları-kuantlar-mini
güneş=nurlar olan öğreti kısmını ise buradan sildim..çünkü öğrendim ki, bilgi
tek ve aynı kaynaktandı..ama bunun kullanışı ve yorumlanışı kişideki rahmani
veya zulmani nurlara göre tecelli ediyordu..ve henüz bitirdiğim Debbağ hz
katibinin son anlattıkları, nedense ezoterist bilgelerinkine cuk oturuyordu..
fakat onlarda tam tarif,detay ve yüksek manalı tam bilgi yoktu.. sadece nurlar
o kadar.. işte, kitaba tekrar bakmadan, sadece bende kalan izleri unutmamak
adına buraya kaydedeceğim ..
Kitapta; kötü ruhların mavi siyah iplikleri ve iyi
ruhların beyaz şeffaf nurlu iplikleriyle çıkabildikleri yerlerin ardından, bu
olayın içinde geçtiği berzah alemine dalıyoruz Sevdiğim.. şimdi, Sen, yerin
altından arşın tepesine dek bir rahim üçgeni koni hayal et lütfen.. en alt dar
yer zulmanilerin yeri..yukarı çıktıkça ruhaniyet parlayarak artıyor..ve en son
üzerine bir çadır kondurup, deniz feneri gibi tahayyül ediyoruz ..belki de bir
muhteşem tek taş pırlanta yüzük misali.. yansıyan ve yansıtan..ve bu konik
tepeyi yine birbiri ile bağlanmış en yüksek cennetlere ayırıyoruz..Firdevs, İliyyin ve en tepe nokta Darülmezid-ALİYYE.. sanırım bu kadar
yeter Sevdiğim..
..geldiğim yer hüzün doluydu.. üzüleyim mi sevineyim mi bilmiyorum.. hayallerimde neden hiç suret göremediğim, dünyada maddi hiçbir şeye resmen sahip olamayışım,neden surete putlara bu derece düşkünüm; bunun bende neden affedilir oluşunu ve bir surete sahip olmanın benim için hiç gerçekleşemeyecek bahsinin nedenini de öğrendim.. bunu yazanın ağladığını anlayabilir misin Sevdiğim .. ama sakın Sen ağlama..
o zaman, benim eski doğum haritam ve böyle acaip bir tarihi merak edip; netten haritamı çıkaran, o dünya çapındaki adını dahi söylemeyen tanımadığım astrolog doğruydu.. hayatı boyunca, böyle maddi evi boş tek kimseyi görmediğini ve buna çok hayret ettiğini söylemişti.. hayreti ise, nasıl bu derece zengin olup, bunun maddeye yansımayışına idi. .. işte Sevdiğim hani demiştin ya ”neden o zenginliği dünyada sanıyor ve bekliyorsun”…artık anladım.. ve diğer bütün cennetlerde aklın alamayacağı nimetler, zengin eşya suretleri vardı.. ama bir mekan vardı ki, orada ne suret, nede bir nimet vardı.. hiç bir şey yoktu. buradaki az sayıdaki kişinin payına düşense …………………..
nur cihan
nuralem7@hotmail.com