8 Şubat 2014 Cumartesi

99 ACVE HURMASI (akik taşlarının) MASALI 85

99 ACVE HURMASI (akik taşlarının) MASALI 85

Varlık bir harftir ,sen onun manasısın…
Bizler, bir zamanlar Yüksek Harfler idik, "kainat satırları" arasına indik cümleler olduk.
(Şeyh-i Ekber Muhyiddîn İbn ARABî)


T HARFİ ANAHTARLIĞINDAKİ İP KUKLARINA.....

Merhaba Sevdiğim ve Merhaba..yazacak tek bir kelimem olmamasına rağmen sadece merakımdan harfleri diziyorum. içim öyle bomboş ki anlatamam. hiç bir harf-i kelimem kalmamış gibi.belki de tükenmişlik sendromu yaşıyorumJ.inşallah yine harflere hamile kalmam. harflere taşıyıcı anne olmak çok ağır bir yük J!.. Canım Sevdiğim nasılsın? galiba aniden gözüm ve klavyem start aldı ve içimde bir şey atağa kalktı. offf.acaip bişi..bugün Sana, atalar kültünden yazıyorum. araştırıp konu hakkında tek bir kelime dahi okumadım..ama haftanın Cuma bikombin tefekkür kartımı sıratelmüstakim= emr’ olunduğumuz üzere doğru olmak için hazırlamıştım..bu ayet, Efendimiz (as)’i yaşlandıran ayetlerden birisiymiş.ben tabii ki O’nun algısına sahip olmadığım için, bunu ŞİMDİLİK atalar kültü olarak inceleyeceğim.. önce haftanın seyrü sülükü..

1 şubat cumartesi..masal sonrası yorgun gözlerle uyumak istedim. bir anlık, gözlerimin alt kısmından sanki güneş doğuyor gibi bir grup kızıllığı oluştu..
rüyamsa şöyleydi Sevdiğim..ben bir yere gidecekmişim..o yere yanlız gitmemem için Ömer adındaki bir genci yanıma mihmandar olarak vermişler. Ömer onu hiç ilgilendirmeyen bu yere gönülsüz vazife icabı gelmiş.biz dev bir uçak  hangarında gibiydik. çelik ve camla kaplı idi..öylesine büyük ,labirentsel müzemsi bir yerdi ki, hiç bir yeri gözükmüyordu.biz üst kattaydık.tüm hangarda,  alt kattan itibaren, bir masa üzerinde dolaşarak sergilenen kumdan bir ahtapotu ziyaret ediyor misaliydik..ben tezgahın üzerinde  sergilenen kumdan ahtapot kollarının?! beyazımsı kumuna elimi uzatıp aldım.o kristal camımsı parçalar şeklindeydi ve parlaklığı büyüleyici güzeldi..Ömer bu defa çok mutlu oldu ve ilk defa gördüğü bu bilmediğimiz mucizevi ve çok değerli şeye hayran kaldı..

2 şubat Pazar..
bu gece gözlerimi kapattığımda bir anda sol gözümün içinde, uç kısmında,bir mumun yanışını gördüm.mum yukarıdan göründüğünden, içindeki şeffaf eriyik muhteşem yansıyordu.su gibiydi.. alevi maviydi.. aniden başka bir mum eğildi ve onun ateşinden tutuştu..



5 şubat Çarşamba..geçen hafta Zincirlikuyu(genetik DNAJ)da bir tanıdığımızın cenazesine katılmıştım.bugün 7 sindeyim..salona girer girmez karşıdan, sanki bir yakınını bulmuş gibi bana gelen beyle yan yana oturup sohbete başladık. o daha sonra şöyle dedi: “bakın burada kaç kişi var. oysa biz birbirimizi çektik ve kaç saat sohbet ettik.. böyle şeyleri kolay kolay kimse ile konuşamazsınız, hele sizin görünüşünüzdeki bir bayanla ise imkansız ”..o emekli bir nisaiye doktoruymuş. tam 25.ooo adet bebek doğurtmuşJ...ona bu konu ile alakalı sorular sordum Sevdiğim.ve .. anlatıp … sordum. o  eğilerek şöyle dedi: ”sakın bunları başkasına anlatmayın olur mu!”. birde şunu öğretti..hani çocukları olmayan çiftler vardır ve evlat edinirler, akabinde seneler sonra kadın hamile kalır,çocukları olur. işte bunu  şu örnekle açıkladı..ortada bir adet baklava dilimi var..herkes o baklavayı yemek istiyor.. işte bu gerilim, yarısı sinir ,yarısı hormon olan daire şeklindeki rahimi etkiliyor. stresten çocuk olmuyor. oysaki ortada bir tepsi baklava olduğu ve ne kadar yerse yesin, o baklavaların azalmayacağının geniş eminliği olduğunda ise, hemen hamile kalınabiliyor ki, mesele bu kadar basittir..

*birde Sevgili Tanrı ile aşk yaşamak isteyenler size sürpriz bilgi..mesela bazen mucizeler oluyormuş..iki tarafından ilmen asla çocuğu olmadığı halde, mucize eseri anormal hamilelikler ve tıp ilmine göre kesin ölümle sonuçlanması gerekirken de, olağanüstü kolay doğumlar olabiliyormuş bilginize..yanii SEXENSEXİZ. masalımıza dek niyet= amelle sadakat ve seyir lütfen..


6 şubat Perşembe..
diğer zamanın sekreteryasından, son çıkan kitabı miraç gelmişti.. okumaya başladığım gecenin sabahı hayalimdeydin Sevdiğim.Sen bazı adamlarla toplantı yapıyordun.kadınlar için çitlerin ardına, dikdörtgen biçimde, çok az sayıda sandalye yerleştirilmişti ki, benim için en öndeki yer ayarlanmıştı.nedeni ise, Seni seyrederken ağladığımı kimse görmesindi… ve diyordun ki ”vazgeçtim.. gitmiyorum?!”..!? bu esnada fırıncılar tarafından harikulade çeşitte, fırından yeni çıkmış ekmekler satış sepetlerine indiriliyordu..
…………….
Kitabı okumak bile anında Seni haberdar ediyor, oysa başka yanlızlıklarımda benle değilsin.. sekretarya, kalbindeki sesin daima:” benim çok yüksek yerlere terakki edebilecek olduğumu” söylediğini, bunu neden değerlendirmediğimi, ne zaman istersem gelip alacağını, onların sohbetlerine gidip faydalanamayışıma içinin üzüldüğünü, bu yolda herkesi tevhid adına dinlemek ve faydalanmak lazım geldiğini, o yasakların yanlış olduğunu, onlarda öyle bir şeyin olmadığını anlattı.. yine “inşallah” dedim..o çok zarif birisi..değişik şehirde yaşayan iki gerçek masal çocuğuna hiç bedelsiz tüm kitapları yolluyor.. ve başka kime istersem tabii..

.. masalımın bildiğim en büyük balığı ise, masalı okuduğu gecenin sabahı hatırlayabildiğim kadar şu rüyayı yaşamış Sevdiğim:benim elimde zincirli üç adet jaguarım varmış.. üçüncüyü ona verirken ” evde yer yok ,birini sen al” demişim..  sonra o jaguar, Kızılderili kuştüyü başlıklı eski Moğol bozkırlarındaki şaman bir kadına dönüşmüş.. kartal.. def.. işte bu tür karışık şeyler?!..ve asasını tak tak yere vuran  ben  ve yanımdaki yeşil gözlü yaşlı esmer adam…….(*önsezi süper..ona bu hafta asa yolu hakkında yazmaya çalışacağımı söyledim.)

kendim gibi, okuduğu şeylerin içine giren birini tanımak çok zevkli Sevdiğim. sorularımla onu didik didik edip ,kendi balığını tutarak karnını doyurabilmesi için, pek çok kişi gibi ona da aklını devreye sokmadan, kalbiyle yazmayı öğretiyorum ..henüz kendindekini saf bilgiyi yazmıyor.. sürekli okuduğu ve etkisiyle büyülendiği yüksek ricale- mühür sahibi olduğunu sandığı kişiye kayıyor ki ,buda onun törpülenmesi gereken yanını ele veriyor.. hiçlik-tevazu ve hiçbir şey istemememin ana esas olduğunu henüz anlayamadığından, kalbine, beyninin iki çıkarcı lobunu karıştırıyor. yazdıkları  su kadar duru akmıyor. nerden mi biliyorum?.çünkü kendi bulanıklığımı da daima takip ediyorum da ondan. bu masalın eski çocuklarından aynı yöntemle ilk yazmaya başlayıp, site,blok sahibi olanlar var.. ve onun istidadı acaip olduğundan,  hızla kendisiyle olan şeyleri hatırlayıp, onlarla yüzleşebiliyor..


çünkü hakikatte, kimse kimseye kendisinde olmayan bir şeyi öğretemez.. HATIRLAMAK ÖĞRENMEKTİR(mesela hz Ali ,Allahla olduğu anı hiç unutmadığı için “bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum” demiştir.. Peygamberimiz Efendimiz bunun için ÜMMİdir)..ruh her şeyi aynen bilir.ona bunu hatırlatacak, seveceği, doğruyu dürtecek, uyarıp uyandırıcı sembolleri vermek lazımdır ..kimin evvela hangi sembollere  tepki verdiği de; sanırım baş esmalarını= yaradılıştaki kulluk=hizmet gayelerini anlamak adına çok önemlidir….

bu arada başkaları hakkında mahrem olan,öğrenmemem gereken şeyleri de öğreniyor ve insan psikolojisinde harflerin, sembollerin tetikleyerek meydana getirdiği curcunaya hayran kalıp, mest oluyorum..…ondaki keskin zeka inanılmaz. onda, tepelere çıkıp, alicemgiz üstadını dahi yemeyi düşünecek kadar manevi istek gücüde varJ.galiba aynı meslekten ortak atalarımız var.. ama ben, ondan çok daha uzak geçmiş hatıralara şimdilik sahibim.daha geriye gidemediğimden, belli bir noktaya her gelişimde, artık alıştığım ve tekniği öğrendiğimden, kendiliğimden ve mecburen, çıkıp başladığım nokta'ya geri dönüyor= döndürülüyorumJ..


aslında bu teknikle yol almak çok öğretici. hakikatte zamanın olmadığını ve bu varsayılan zamanın ise, HORUSRA-HOR(hur)oskopik bir objektif perde olduğunu izah etti ..(*anlatamıyorum
J.o yüzden vazgeçtim)..

..ama inadımdan vazgeçmeyip bir daha deneyeceğim..bu izafi zamanı bir CD gibi hayal edersen; merkezine de Adem atamızı koymalıyız.bu Haccın sırrı- tavafı semadır.. zaman takviminde, CD nin her çizgisi, kendi devrinin ademi olan bir peygambere aittir.ve bizim Peygamber Efendimizden sonraki her çizgide, nübüvveti gizli & velayeti aşikar zamanın sahipleri sırlıdır..her devriye bir Ebül Vakte kayıtlıdır.. O’nun ana esması; tüm devletlerin huyunu-suyunu- zevklerini-meşrebini ;kanunlarını ve halkının tabiatını etkiler..


işte bugünde, nice nice ilahi nefhanın döllediği Adem ve Havvalar halen dünyamıza geliyor ve insanlık o yüzden hala merhamete mazhar oluyor..eğer bu tür; Rahman’ın nefes çocukları içimizde bedenlenip, bizler gibi sıradan yaşamasalardı, inanıyorum ki hepimiz helak edilirdik.. çünkü gerçekte, beşeriyet denilen ahali idrakli tip umumidir..genel tefekkürde  avam-ı halk daima, ayetle de sabit, hayvandan daha aşağı seviyededir..tek bildikleri her konuda şehvettir (makam, iktidar, cinsellik, dedikodu, fitne, riya, güç, yeme içme, vurup kırma, terör, vs)..

Ahseni Takvim üzere yaratılanlarsa(İLAHİ NEFHANIN ÜFLENDİĞİ KİŞİLER), işte bu hayvandan daha aşağıda olanlarla, görünen şekilde (tabiat kanunlarının ardına sırlanmış hakikatleriyle), el mecburen akraba olup ,onlarla bir ve aynı gibi yaşamak zorundalar...imtihanın merhameti ve ipucu olan bu kişiler, dünyanın her yanına Rahman’ın Nefesini götürmek için yaratılmış; isim+ sıfat+ fiil=zat olan insanlığa kurban kişilerdir..


(*Sevdiğim..bunları hiçbir yerden okumadığımı biliyorsun.özel tefekkürlerim olduğundan dolayı da sadece beni bağlar.hatalarım için özür dilerim.. doğrusunu göstererek öğretirsen bunları siler, onları idrakim kadar düzelterek kaydederim.. okuyanın bunları anlayabilmesi çok mühimdir. zira TANRI İLE AŞK YAŞAMAK İSTİYORSAK, geçmişte  ve şimdi,bizim esma mitolojimizde ,esma tanrıları ile nasıl aşk yaşayacağımızı anlamak adına ve aşkımızdan ilahi=tanrısal(yarı tanrı) çocuk doğurup ,daha sonra onu ölümsüzlüğe çıkartmak için, bu kavrayışımız elzemdir ki, tarihi ve Kutsal Kitaplardaki sembolik anlatımı ilk elden idrak edebilelim)…




Başka.. işte.. bu bizim modern çağ?! dediğimiz yeni teknolojik zamanda, zaman algımızın sembolü  CD ise ,Eski Sümer’de atalarımız bu sembolü   değirmen  tekeri(TENGRİ DİNGİR) ile anlatmışlardır(bir Türkmen kocası olan Yunus ise su dolabı değirmeni  olarak algılamıştır)..Eski Mısır’da  zamanın efendisi Gavs sembolü; elindeki çamura, tekerlekli masasında döndürerek şekil veren Tanrı Ptah- Çömlekçi olarak kayıtlanmıştır.. hasılı kelam, her devirde zaman çıkrığı daire ve dönen bir teker ile taaa ilk devirden beri bize kaydedilerek gelmiştir.. üstelik genetik yapımız asa, DNA,T= sarmal yılan yolumuz olan atalar kültü dahi, tarihin bilinen en eski kayıtlarındandır.. Eski mısırda bu T, Ata Direğine “JET SÜTUNU” demişler ve dikilitaşlarla ölümsüz kılmışlardır(minareler kalem demekte, bu erilliğin göklere kendisini adamasıdır.ve Afrika DAGON Kabilesindeki İNSANLIK TOHUMLARINI TAŞIYAN PO GEMİSİde aynı anlamı imgeler..) İNSANI AYAKTA TUTAN,GEMİYİ SUDA YÜZDÜREN OMURGASIDIR..


 Eski Mısır, İdris (as) tedrisatını halen sürdüren Mason dervişlerde, nefs mertebeleri zikrini çalışırken, kendilerinden IŞIK-NUR –RUH SÜTUNU çıkartmak için uğraşır ve başaran nadir kişide, bunun üstüne aynen eski devirlerde olduğu gibi, kendi baş esmasını,   kendi hüviyeti nüfus adı mührünü vurur.. böylece o kişi o esmada hatem-mühürleyici olur ve o yolu kendisinden daha yüksek bir esma tekamülü çıkana dek yönetir-onun kanunları şeriatı geçer.. buna Eski Yunan da NAMOS – NAMUS(ilahi vahiyle çalışan ,Cebraili ) KANUN SÜTUNU denmiştir.. bugünse böyle insiye idarecilere tüm dünyanın ihtiyacı vardır..

4 unsur- çarmıh-haç sembolünde asıl anlatılmak istenense; SOYUT BİR RUH’UN, maddeleşip insan olabilmesi için , beden kalıbını oluşturan  DÖRT ANASIRI İLE, T ASASI (ölçü cetveline)yani ÇARMIHINA RUHUNU GERMESİDİR.. her ruh, bu beden toprağının içinde sırlanmış ölü hükmündedir. hakikatte zıttı ile bilirsek, biz diri doğmayız, ölerek doğarız ve bizden istenense;  kıyametimizi burada kopartıp, dirilmemiz ve ruhumuzu 4 unsurun kaydından-bağımlılığından =çarmıhtan azad etmemizdir.. ve böylece KÖLE
 EFENDİYİ DOĞURUR..


ruhun ölmeden evvel ölmeyi deneyimlemesi için, o cesetten, ilahi nefha haline, zikrederek=hatırlayarak dönebilmeyi başarabilmesi lazımdır ki, bunu en kolay ve hızlı sadece aşk gerçekleştirebilir.. çünkü bedeni nefs aşık olduğu gibi, ruhlarda kendi gibi aynı frekanslı ruhlara aşık olup, onun peşinden akıp giderler ve bedenlerini de oraya sürüklerler.. eğer ruh çok karanlığa gömülmüş ve nefs beden kalıbına hakimse, bu defa nefsin türlü pis şehvetleri peşine aşk diye koşulur.ve kişi, kendi ruhunu, kendi şeytanına kendisi satmış, ilahi bir ışık olan  ruhunun mumunu kendisi söndürmüş olur… ebediyyen yokluk artık onundur. gelecek alemlerde kendisini var edip kurgulayacak hiçbir amelide yoktur ve kendi eli ile yaptıklarından Allah’a hesap da soramaz.

Başınıza gelen herhangi bir musibet ellerinizle işlediklerinizden ötürüdür. O, yine de çoğunu affeder.
(42 / ŞÛRÂ – 30)


 ..ayrıca, daire ve içindeki nokta sembolü de, şuanda tüm dünyadaki en eski belgelerdendir.. bu, BİR’in kendisini ancak dualite-ikilikle anlatabileceğini bize semboller ki, asla şirk değildir. BİLİNMEK İSTEYENİN KENDİ İCADI YARATIMIDIR ..böyle dilemiştir.. bunu GÜNEŞ ve AY ın aşk macerası ve çocukları DÜNYA ve akrabaları olan diğer yıldız-gezegenler olarak da istersek anlayabiliriz.. çünkü anlam sonsuz ve sınırsızdır ..tefekkür zevki bir hazdır.. çok lüx bir tedrisattır ki, Yaratan, her kuluna bu yağ+ kaymak+ ballı âliyyül âlâ zevki nasip etmez.. neden YARATANIMIZDAN hep para pul istiyoruz da, bir defacık dahi O’NU BİLİP ,O’NDAN ZEVK ALIP,ONLA AŞK YAŞAMAYI  istemeyi akıl edemiyoruz?..


Eee...pekii.. şu halde tüm kâdim atalarımız bu ilk başlangıcı biliyorsa ,bu bize onlardan çok daha ileri gittiğimizi, ne kadar çağdaş ve modern zamanlarda yaşadığımızı mı, yoksa koskoca bir CD çarkında, hepimizin aynı dairenin değişik paralel devriyelerinde, halen hep beraber, aynı anda, fakat ayrı frekanslı dalga boylarında mı yaşadığımızı mı anlatıyor?.. kim bilir, atalarımın vakti ile yaşadığı  depresif bir hal –içinden çıkamadığı bir travma, CD’ min orasında bir düğüm attı ve genetiğimi kilitledi
J!..ne zaman ki ,zaman sarmalımın aheste sedası ritminde o yere gelsem(mesela her şubat, mart dönemlerinde olduğu gibi), orada kalakalıyoruz diyelim..bu düğümlere üfürenlerin düğümlerini kim çözecek peki?!

Rahmân ve Rahîm (olan) Allah'ın adıyla.
1. De ki:"Ben ağaran sabahın Rabbine sığınırım,
2. Yarattığı şeylerin şerrinden,
3. Karanlığı çöktüğü zaman gecenin şerrinden,
4. Ve düğümlere üfürüp büyü yapan üfürükçülerin şerrinden ,
5. Ve kıskandığı vakit kıskanç kişinin şerrinden sabahın Rabbine sığınırım!(113. Sûre FELAK )


bunu seneler içinde defalarca yaşayan mürid, mürşidinin,bu zamandaki anormalliği düzeltebilmesi için,müridine zaman atlatması yaşatması sayesinde, geçmişinde neyin bu tıkanıklığa sebep olduğunu bulur ve onu affederek düzeltir. kendisini ve atalarını affeden salik, bu defa atalarının kutlu desteği ile, çok daha hızlı bir şekilde, genetik DNA sarmal merdiveni miracını hızla, döne döne çıkmaya başlar.. böylece tüm Turûku Âli, ASA merdivenine yepyeni bir basamak daha eklemenin kutsamasını birlikte yaparlar ve CD ye, o kişinin dairesini de ekleyerek(ağaçların kendi yaşlarına bir yaş daha eklemesi halkası misali), onun  kendi zamanın newage içtihadı yenileyicisi-kendi esmalarına imam-ı mehdisi olmasını onaylar.. böylece tüm hücreleri O  ZAT’ın bedenine bir daha, bu defa yepyeni bir ADEM olarak secde ederler(yani mehdi ŞAM’a inecek diye boşuna bekleme, GÜNEŞ’ sana battığı yerden  doğdu ise, bil ki, senin mehdinde sana inecek ve sen!! kendi  RUH MEHDİNİ-VAHYİNİ GÖKTEN  indirmeye bak!!)..

bu vahdeti vücudun, zaman dairesinde vücud-varlık bulduğunun, izafi bir yansıma masalıdır.. bilmiyorum anlatabildim mi Sevdiğim.çünkü hilkat garibesi olduğunu düşündüğüm  yazımı henüz okumadım.. bitince okuyacağım. inşallah hepsini silip, tekrar uğraşmam..artık kitap okumak ve kopyala yapıştır yapmak çok zor geliyor..

aslında ben 2008 de, ilk 10 masalımda, bu CD zamanı ve CD denizi- RAHMAN’ın yağmur damlalarını sema örneği ile yazmıştım. ama okurken kendimde anlayamamıştım..bugünde değişen bir şey yok. buda bana, kendi dairemde hakikatte ne kadar memnun ve mesut olduğumu, algımın değişmediğini -doğru istikamet kaydında seyrettiğimi anlatır.. fakat teferruatların incelikleri konusunda ise sürekli incelip latifleştiğimi ve şeffaflaşmanın ötesinde; değişik renkler-hazzal zevkler-tatlar-kokular ve henüz bilemediğim ışık oyunları olarak ileride gitgide açılacağını da müjdeler..


Birde Sevdiğim, Kur’an da anlatılan cennet, daima mücevherlerle inşa edilmiş değil mi? ve bizim cennet bedenimizden hatıra kalan yegane ve tek maddi işareti izimiz ise tırnaklarımızmış …manevi olan ise, cinsellikteki doruk noktası doyum hazzıymış.. şu halde bu anlamda bakınca; cemadat alemi cennet   gibi de geliyor..çünkü cevherler bozulmaz..buda kendi içinde bozulmayan bir sonsuz hazzı yaşadığını da ispatlar değil mi?!.toprak unsuru ise hava şartlarından bozuluyor..

Yedi gök, yer ve bunların içinde bulunanlar Allah’ı tespih ederler. Her şey O’nu hamd ile tespih eder. Ancak, siz onların tespihlerini anlamazsınız. O, halîm’dir (hemen cezalandırmaz, mühlet verir), çok bağışlayandır.(17 İSRA /ayet 44)

şimdi benim Ademimi ve uyuyan güzelimi deneyimlediğim anda, hava=nefes yoktu..yani benim bu müşahedeleri gözlerken idrak ettiğim en tuhaf şey, nefesin,  havanın olmadığı idi..iş bu halde biz havasız yerlerde dahi yaşayabilecek bedenlere sahiptik.demek ki her unsuru kendi alemi içinde değerlendirmek ve öyle anlamak lazımdır.. su su ile,ateş ateş ile,toprak toprak ile,hava  hava tabiatı ile anlaşılabilir..kimde bu ana unsurlardan biri daha baskınsa, o bu alemde o maddeye daha bir meyilli olup ,o maddenin kulu olup,o maddeye ait her şeyi çok daha çabuk kavrayıp, kullanabilir.. birde bunların hepsine eşit dengeli sahip olan zat da olabilir ki, o bence ancak ve ancak RasulAllah Efendimizdi..mesela hz Nuh-hz İbrahim’de su unsuru baskın olduğundan  tufan ve ateş  ile, hava unsuru baskın olan hz İsa ruhsal aleminin dünyaya intibak edememesi ile miraç etti.. şu halde kişideki ana unsur onu aynı zamanda yükseltip miracını da ettirebilecek tabiatı asliyesi-kulluk hizmetini de gösterir değil mi?..



sanduka içindeki JED -ATA
 direği-sıratelmüstakim yolu
İş bu halde kişiler; kendi tabiatlarında baskın unsurları ve madenleri bilip anladıklarında, kendilerini sınırlayan, enerjilerini bızlatıp cinni frekansa sokan yapılarını da deşifre edip ,otomatikman “ mümin aynı yerden topuğunu yılana(genetik kaydındaki defoya) sokturmaz “ hadisini hatırlayıp ,anında çark edip, atalarının yanlış dininden bu defa , sıratelmüstakim olan iz sürücüye uyarak, geçmişi ve kendisini affedip bir merdiveni daha çıkabilir..

Onlara, “Allah’ın indirdiğine uyun!” denildiğinde, “Hayır, biz,
atalarımızı üzerinde bulduğumuz
(yol)a uyarız!” derler. Peki ama, ataları bir şey anlamayan, doğru yolu bulamayan kimseler olsalar da mı (onların yoluna uyacaklar)?(BAKARA,ayet 170)

Hakikatte hepimiz Adem atamızdan beri aynı DNA kaydı için çalışıyoruz.. biz bilsek te bilmesek te bugün bir Ademimiz var..hepimiz manen onun vücudundaki hücreler misaliyiz.. istesek te istemesek te alınlarımızın perçeminden tutularak, burnumuz yere sürttürülerek secde ediyoruz ki, farkında değiliz.aynı Hz Musa’ nın Tih çölündeki kavmine benziyoruz..secdede ki başımızın üstünde gazab bulutları var. başımızı kaldıramıyoruz çünkü, hepimizde İSRAİLOĞULLARI GENETİĞİ VARJ…ÂLİ İMRAN OĞULLUĞU  VAR.. hepimiz aynı vücudun –varlığın diriliği –ihyası-beyt ül mamuru için çalışan Süleyman’ın(RAHMAN ESMASININ MAKAMI) cinleri misali gibiyiz de aslında..


iş bu, sen o vücudun hangi organ kutbunda, hangi organ kutbunun diğer görev dağılım merkez nahiyelerinde iş yapıyorsun.. mesela dalak organı hücreleri, kalp  organı ülkesinin milleti olan hücrelerini asla bilemez..çünkü onlar Adem’e secde et emrini almış ve bu HÜCRELER  bitkisel ruha hizmet etmektedirler.lakin asla ADEM’İN VARLIĞINI VE YARATIMINI NE BİLİR,NEDE İDRAK EDEBİLİRLER.. kemiklerin hizmeti cemadat ruhadır..karakterlerin –huyların-tabiatımızın hizmeti hayvani ruhadır.. bu üçlü teslis ruhun bütünü ise,insani ruhtur ve toplamı insandır.. yani cemadatın, bitkilerin, hayvanların birliği bize biz insanı verir.. çünkü Adem Alem, Alem Ademdir..


bu unsurların sürekli dönüşerek-devri daim döngüsü ise reenkarnasyon değildir.. hakiki ruh bir tanedir.. o ilahi nefha her an her yerdedir ve hepimizi çalıştıran ,ruhumuzun ana gıdası da odur. .yani o bizi yer, biz onu yeriz misali..


T
(+ ölçü cetveli), JET SÜTUNU, ATA- Rahman’nın Çadır Direği -DNA-genetik zincir, tekamül basamakları-miraç merdiveni.. benim için bunların hepsi aynı şeydir.. YOL’dur.. kadim ;sonsuz dönüşüm ve  dirilik sembolü olan YILAN İLMİDİR.. mesela..hz İSRAİL=YAKUB’ un merdivenin, O’nun peygamber olacak İsrailoğullarının genetik soyunu sembollemesi gibi.. genetik soy, o devirde merdivenle anlatılmış ve hz Yakup o sabah ,o olayın olduğu noktaya bir taş sütun dahi dikmiş..üzerine zeytinyağı dökerek onu mesh edip, kutsamış..( İLK ÜÇGEN-KONİK-MÜSELLES)..mesela tüm tarih dikilitaşlarla doludur..
Eski mısırda ölüler kitabında; bir derviş –seyrü sülük gören ölü ,gidilebilecek en son yer olarak, ruhlar tarlası  altın salona girer ve dönen sütunları seyreder.. hatta hz Mevlanamız da mesnevide” DİNLE NEYDEN” derken işe bu kamışların-ruhların tarladan nasıl koparılıp, bu alemi sufliyete indiriliş acısı ile okumaya başlar, değil mi?..ve eski Mısırda sadece tek bir kişi ,oda baş insiye ve tek kamil olgun adam olan firavun sütun dikip ,onu bir tapınağın içine koyabilir ve üstüne adının kartuşu mührünü basabilirdi.. bugünde yeryüzündeki tüm mabedler, anlamını artık kimselerin bilmediği  böyle sütunlarla donatılır.. ama hz RasulAllah Efendimizin FERDİ ESMASI ve MARİFETİ ile, has ümmetine miras olarak bıraktığı bu MİRAÇ İLMİ,VELAYETLE HERAN DEVAM ETMEKTEDİR..oysa ki geçmişte, sadece firavunların, bir tek kendilerine mal ettikleri bir seyrü sülük tarzı idi....

ALLAH HERŞEYİ ADEM DEN, ADEMİ İSE TOPRAKTAN YARATMIŞTIR..toprak aslımız ve döneceğimiz dünyasal sondur..ağaç ise ebedilik TuBa dır.. bu ise bildiğimiz ağaç değiidir. insan coğrafyasının içinde nice bilinmez kainatlar sırlıdır ki, henüz keşfedilmemiştir..çünkü her insan ancak kendine seyahat edebilir ve kendi toprak mülkiyetinde-sonsuz yaşam ağacında hükümdar olabilir...

Ey cin ve insan toplulukları! Göklerin ve yerin uçlarından bucaklarından geçip gitmeye gücünüz yeterse geçip gidin. Büyük bir güç olmadıkça geçip gidemezsiniz.(55 RAHMAN/ayet 33)

Yakut Türklerinde şaman davulu
İnsanın 4 unsurla çarmıha gerilişi
ve aslolanın ruhsal tekamül
olduğu sembolü
ATA DİREK -TUBA AĞACI dır..
..Eski Sümer’de şaman-KAM’lar, evleri olan çadırın ATA  direğine;  DNA – genetik atalar kültü-Turûku Âli’yi –miracı göksel merdiveni sembollemişlerdir ..evvela Efendimiz (sav)ın miracında dahi aklın bittiği yerde bir aslan sembolü olduğunu hatırlıyor ve olayı kadim zamanlarda anlayabilmek için bakıyoruz:

bir şaman, davullar ve ziller yardımı ile çok daha kolay transa girer ve ruhu bu sembolik çadır atadireğinden, 7 kat göğü geçerek , illa bir sultan güç olan atalarından en yükseğe çıkabilmiş kişi  veya bir jaguar-aslan-kaplan ruhu sembolü ile ruhsal irtibat kurarak, aşağıya şifa ve bilgi verebilirdi.. ama bu işi yaparken kendinde olmaz, çılgınca danslar ve hareketlerde yapardı.. oysa binlerce yıllık tekamül zamanlarında bu işte incelmiş ve bozkırın bu vahşi ritüelleri tapınaklara ve zamanla da tekkelere girmiştir.. yapılan iş az çok aynıdır.. yine davul, bendir, zil ve diğer çalgı aletleri vardır..danssal-semanın çeşitleri- hareketler vazgeçilmezdir.. maksat ruhu doyurmak, yükseltmek ve ruhsal doygunluğun ulvi hazzını yaşamaktır.. daima tütsüler-buhurlar vardır.. özel kıyafetler binlerce senedir hemen hiç değişmez.. her kamilin bir ata direk sembolü –genetik-hay-yılan yolu sembolü bir ASA sı  ve o asanın başa sarılmış hali olan, yeşil -hay-dirilik sembolü yılan desdarı vardır..bu asa ve desdar onun kemalini de anlatır.. çünkü o ata direğini eline almış kişidir.. yani genetiği artık ona hükmetmez.. o, atalarının eski hükmü geçmiş dininden değildir..tüm ataları onun ardında salat kılmıştır.. o, genetiğine hükmeden ,DNA sarmalına bir yeni zinciri halka ekleyip OLMUŞ  OLAN VE OLDURAN ve ZİNCİRE YENİ EKLENEN ONLARDAN OLANDIR…
nur cihan
8.2.2014

nuralem7@hotmail.com