2 Kasım 2010 Salı

ZAMAN DEĞİRMENİNDE ZAMANE TEFEKKÜRLERİ MASALI - 10





ZAMAN DEĞİRMENİNDE ZAMANE TEFEKKÜRLERİ MASALI - 10
bu yazı Hz İBRAHİM (a.s)ve EHL-İ  BEYT-İ MİLLETİne adanmıştır….
Yakut-i Zaman’ların üzerine düşmüş bir Güneş
Pembe Beyaz Vücud Kitabı gibi ter-ü taze, yaşsız ve şifadar
herkese güzelliğini öyle sergilememelisin Sevdiğim
beni harap edip ,tekrar tekrar yıkmamalısın…..

Merhaba Sevdiğim ve Merhaba…nasılsın?.. bence çoook VEDUD sun ve o yüzden de öyle ışık saçıyorsun..kime ?demeyeceğim.. biliyorum ki  herkese..işte buna bir türlü gelemiyorum biliyorsun..yaniii!!..bu masal çook  keyifli olsun istiyorum.. lütfen benim için sigara ve kahve iç, tamam mı?..çünkü anladım ki Sevdiğim: bizim meşreb-i neş e miz asabiyet-i lezzetçilermiş:).. ve dahi 10. masalımızdayız ..ne güzel değil mi?.yani tekrar kalem ve hokka-i nun..ok ve yay..hz Pir’in AŞK KUBBESİ.kalemin içindeki mürekkebin yazdığı……ve belki bu mürekkeb, sürre alayı hüccaclarındandır değil mi Sevdiğim…….

bu sefer yeni bir anlayışla ne tefekkür edeceğiz bakalım mı?..7. Masalımı tekrar okudum..biliyorsun ki, yazdıklarımı defalarca okuyarak, Senin anlatımlarındaki işaretlerle  ne anlama geldiğinin izini sürebiliyorum.. çölde, O Önde Giden Ayak İzine; iz, kumlara batıp kaybolmadan ayağımı basabilmeliyim ki ,Seni kaybetmeyeyim değil mi?Cuma sabahı elinde dolmakalemle (kobalt mavi-mor) beyit yazdın Sevdiğim..ve her birinin altını kelime kelime çizip noktaladın..en sona iki nokta koydun.. bişey anlamadım tabii ..bir evvelki hayalime bağladım.. işte aklı maaat el mürşid-i google efendiye başvurdum..mürekkeb balıklarının ne acaip yaratıklar olduğunu ilk defa fark ettim..çok ilginçler=içinin içi dışında, pek bir apaçıklar yanii..latif ve latifeleri bile var hem de:)pek bir buhurizadeler gibi:).

işte daha evvel ki masallardan birinde; mürekkeb olmak ve o mürekkebin içindeki harf –i=nokta olmayı deneyimlemiştik ya hani..ve bunu, yeni bir tarz-ı zevkle anlamak üzere;yeni bir sefere ,deriiin denizlerinin (soyut su)ledününe indiğimizi, pardon, uruç ettiğimizi düşünmekteyim....(bunu da az evvel kıldığım namazda anladım..ve dahi bu yazıdaki pek çok meseleyi bugünkü vakit salatları esnasında fark ettim.) birde Endülüslünün  kabrinde yeşil latifi çipine:) mazhar olanın, herkül heykelinin=akil in ayakları önünde beyninin nasıl fırlatılıp atıldığını düşündüm..   içinden çıkan iki zehirli zeki gri yılanı..demişti Evvel Zaman:artık ilim tehlikeye girdi, korunmak lazım..işte Sevdiğim Sen varsın…Sen..Sen..ve o zehirli mürekkebi düşündüm tabii.. birden aklıma Süheyl Ünver’in çizdiği, bugün kullanılan  tıbbın sembolü çizimi geldi..iki DNA sarmalı gibi olan yılan sıratelmüstakim asası kadehine zehirlerini boşaltıyorlar hanii..(mukayese-deneye yanıla bilen -ŞÜPHECİ AKIL, tekamülünü yükseltebilmek için,anlayışlı EMİN VE MUTMAİN KALBE bağlanıyor=çünkü Yaratıcı: beyinler ancak Allah adı ile mutmain olur dememiştir.. kalpler demiştir...)işte o kutsal kase-i nun ( gönül) içinde kalem-i asa(kamışlık tarlası), bu zehri panzehire çeviriyordu.. yani kader doğru işler yapmakla değişebiliyordu(sadaka ile)silinip iyi ve güzeli yazılabiliyordu..tabii bunu kaç kişi başarabilir bilmiyorum..Seni milyon baloncuk gibi Seviyorum Sevdiğim… Güzele ayna lazımmış ya hani..bilmiyorum o aynaya baktın mı? Ayna Seni buse buse selamladı mı?:)=muzurun……..

ve fark ettim ki derviş çeyizi kitabından zevk ettiklerimi yazıyormuşum meğer..yani farkımızın  farkındayım..7. Masalın yeni bir yazısal miraç olduğunu ve cemi anlattığını düşündüm Sevdiğim..ve bilmeden orada bir sema-i cem ayini yazdığımı da..bu ilk kıyamdı ve duruşu da ilk secde-i selam..sanırım o tek rekatlık namaz misali değil mi? bakii kalan sadece Senin Vechindi.( bunları hep Senin uydusal derslerinden okudum:)bilmiyorum doğrumu?..ebedi hacı leylekleriz yani, değil mi?hz. İbrahim’i..ve mutmaine olmuş nefsimizi de tabii..ne mutluyuz değil mi orada. ama orada ööle durmak yasakmış ya hanii..bizde cemi farka düştük galiba. . tabii burada 2.rekat var..yaratılmış olmanın ilk şaşkınlığı ile Şükür secde-i selamı var galiba..yaniii öyle anlayabildim..işin garibi –kimsenin bana öğretmeyi başaramadığı bu kavramları-  nasıl anladığımı bile bilmiyorum..bir başkasından ve değişik öğretim metotlarından Sen dilemedikçe asla bir şey anlayamıyorum biliyorsun..bana kimsenin bir şey öğretmesine izin vermiyorsun bazen..yeni bir şey anladım Sevdiğim..ben sadece Sana kızıp küsünce kitap okuyabiliyormuşum  meğer .. Sana geri döndüğümde ise hiçbir şekilde kitap okuyamıyorum..ve tam 2 aydır  Tahir-ül Mevlevi nin kısacık bir masal kitabında takılı kaldım:)bazen kendime çook gülüyorum.. bazen de kendimden korkuyorum ,biliyorsun..

*ve Sevdiğim, bunu nasıl idrak ettiğimi biraz anlatmak istiyorum..çünkü bu çok önemli bence..insan, başkalarının anlattıklarından ve yazdıklarından okuyarak , o kişinin deneyimlerinden çıkardığı notları ,ancak kendisininkilerle benzeterek-tenzihle bilebilir..oysa ki, kendisi olayı deneyimlerse-teşbihle, kendi esmalarına uygun biçimde idrak edebilir.. hep merak ederdim.. hz Hacer bahsi .. biliyorsun işte, bir demet nane ve limon..çok şükür ki Allah hediyelerini geri almıyor ya hanii..işte Onların O hali  ve benim nanelimon o halim….beni tefekkürde bu noktaya getirdi Sevdiğim ve anladım ki o şiddetli imtihan bunu düşünebilmem içinmiş..bu kadarla geçtiği için teşekkür ediyorum…

……………………………….
mesela
Tebbet Suresi inince, Ebu Leheb in karısının nasıl ve neden çılgına döndüğünü ki;o bu ayetlerdeki yüksek içsel anlamları bilmeseydi eğer, o kadar şiddetli tepki veremezdi değil mi?…ve şimdi bunu biraz anlamaya başladım..o günkü Mekke toplumu, en yüksek seviyedeki sözlü edebi sanata sahipmiş.. okuma yazma bilen neredeyse yok..çünkü ihtiyaç duymuyorlar.. öyle bir zekaya sahipler ki ,sabahtan akşama dek ezbere şiir okuyabiliyor ve bunları akıllarında muhafaza edebiliyorlar..hz Peygamberimizin Annesi de  güzel sesli ve şiir okumada meşhur biriymiş..bazen  O  bu şehre misafir geldiğinde;Mekke tepelerinde ,O’nun dolunay dinletilerini dinlemek için insanlar bekleşirlermiş.. Kabe o zaman bir puthane..Mekke  kervan ve ticaret şehri..her değişik millet, kendi ülkesinin en meşhur putunu Kabe’ye hediye getirip, içine ve dışına koyuyor.. site yönetimi de bu ticaretten memnun..çünkü her yeni put,yeni sunak, hediyeler =yeni kafileler yani zenginlik  iktidar demek.. Mekkeliler için o putların kendi başına bir etkisi-değeri de yok..maksat ticaretmiş..bugünkü kariyer ve turizm için her şey mübah misali..ve Mekke’nin  Emiri hz Peygamberin Dedesi bir hanif..hz Hatice  ve ailesi hanif.. hz. Ebubekir de öyle.  hz. Ömer henüz putperest. Kabe anahtarlarının görevlisi aileden olan hz. Osman hanif bir musevi.. hz. Ali ,sabiyken yani doğuştan  hanif  bir müslüman.

bu karışık site devletinde Allah  Bir Tanrı olarak zaten biliniyor..namaz, oruç, inzivaya çekilerek tefekkür ibadetleri de biliniyor..bir sorun yok..mesela hz Peygamberin Babasının ismi Abdullah..yani Allahın Kulu..bunun yanında abdullatlar- uzzalar-menatlar da var…onlar için bir sorunda yok..sadece tüm şey lere cami olan Allah ın yanında, diğer isim ve sıfatları da put edip tapınmayı seviyorlar. yani  yaratılmış  ve sonlu olan şeylere tanrılık izafe etmeyi ,birazda ticari etkilerden dolayı kaybetmek istemiyorlar gibi…ve bu toplum, dünyanın her yanından gelen sözel kültürle daha bir zengin..güzel konuşmak öyle bir değer ki, çocuklar doğduğunda en güzel konuşan kabilelere  en az iki yıl teslim ediliyor. . şimdiii.. böyle bir topluma Kur an ayetleri ilk geldiğinde ne yapıyorlar..SÖZLERİN İLAHİ RİTMİNDEN SARSILIP HAYRETE DÜŞÜYORLAR tabii..her sene Kabe önünde şiir okuma yarışması yapılıyor..ve birinci gelen şiir Kabe duvarında tam bir yıl asılı duruyor ya hani..ve işte o sene yarışmaya giren Kur’an ayeti 1. oluyor ..tam 3 sene o  ayetin üstüne konacak söz bulamadıkları  için, şiir yarışmasını bile kaldırıyorlar.. demek ki kelam ilminde bu derece ileri olan bu toplum, aynı zamanda sanatta adilmiş:) yani ayetlerin değerini biliyor,sözlerin içeriğinden haberdarlar..sadece inatla  direniyorlar. cehaletlerinden değil..gerçeği bilerek saptırıp örtecek kadar kindarlar –akıllarını sadece kendi çıkarlarının kazanımı için kullanmak istiyorlar.. çünkü put halindeki tanrılar onların hiçbir işine karışmıyor,buraya da  pek çok hediye ve mal çekiyorlardı..

oysa Tek Tanrı olan Allah, ne  öyle sessizce duvara dayalı duruyor, nede benden para kazanın diyordu ..işlerine karışıyor –sadece BENİ OKU =BENİ DİNLE-BENİ GÖR  diyordu:) ve Sevdiğim ben Kur an ı anlamak istediğimde artık; hem bu toplumun hem de kendi içinde yaşadığım şu anın bir farkı olmadığını biliyorum..sadece isimlerimiz ve giysilerimiz değişik o kadar.. (biz insanlar gelişmiyoruz ki, makinelerimiz gelişiyor..eğer bizim elimizden uygarlık sandığımız teknolojiyi-elektriği  bir alsalar, bizler en mağara devri insanlarından daha beter oluruz bence…)

*bir ayeti ;böbrek-beyin –bağırsak-mideyle (=MADDE )  anlamıyla sınırlandırmak .. ben sadece  et, kemik, kan, bedenim demek oluyor ki ,bu yanlış.. bu anlamda düşünmeninse, kişinin nasıl bir maddi bedene sahip olduğu açısından büyük tıbbi getirileri var tabii..metobolizmasının etkileri,hormonlar falan.çok şahane.. her ilim kendi değerinde taktir edilir.... lakinnn… sen sadece madde beden misin peki?..SEN HZ. İNSANSIN. tefekkür meselesi….bir insanın pek çok değişik yapıda bedeni olabilir..ve diğerlerinin ne böbreği ,ne bağırsağı, ne beyni olabilir..ve her birinin kendi aklı olup, kendi başına bağımsız davranıyor da olabilir..ve birbirlerine asla değemeyebilirlerde ve tabii ne garip ki ,hepsi bir bedende bütünde olabilir..işte bu kadar değişik ve sayısız bir algı ile Hz.KUR’AN ı =Hz. İNSANı  tefekkür edebilmek lazım ki yükselelim..kısacık bir hayat için olan şu madde bedenle, Kur an ı sınırlamak yanılgısından kurtulalım değil mi Sevdiğim…inşallah,böyle ve benim akıl edemediğim, Senin bildiğin hallerde de öğretirsin ..amiiinn..*

……

Mutmainnenin kendi içine dahil, iki başlığı varmış.. Raziye ve Mardiye.. sanırım Safa ile Merve misali..belki olayların yeni farkındalığı  ile tenzih ve teşbihe takılmadan seyredebilmek..o Sırat-i Müstakiim üzere gidip gidip gelmeler.. aynı hz. Hacer Annemiz gibi :korku ve ümit ile..bir kalbin iki parmak arasındaki döndürülüşü gibi heyecanla ve hareketle…durmak yasak.. her an yeni bir şen var çünkü..çöl, zemzemle hayat buldu..vücud-u ev dirildi..beka başladı yanii..ve bunu TESLİM OLMUŞ bir adam, bir kadın, birde çocuğun “ah”ları ,yakarışları, garip-yakiinlikleri başlattı..Taktiri İlahi Düzen böyle diledi.. bu masalın çocuğu küçükken, Haybabamın verdiği ve zorla okutturduğu masallar-evliya hikayeleri –peygamber kıssaları ile büyümüş..orada en çok hz İbrahim’in, Hacer Annemizi bir bebekle o çöle nasıl bıraktığına takıktım biliyor musun..bunu bir türlü kabullenemiyordum..taa ki bir hayalin peşine düşene , A’li kitabına dek..senelerce başka bir şey düşünemeyip, acaba içinde ne yazıyor merakıyla kıvranmak…ve hayalinde sana onu verene ,gidip teslim olmak..ve daha o dakka, belki bir zerre ,Hacer Valide misali elinde bir demet nane öylece çölde kalakalmak..ne garip değil mi?

Mihmandarım Efendim..kırılmasın üzülmesin..Cömertliğin Babası…işte artık anladım ki ..hiçbir vakit, O AnaOğul, orada tek başlarına değildi..Onlar bunu çok iyi idrak etmişlerdi..bir Cariye Vakfedilmişti..ama Kime?..Rabbine..Rabbi kimdi ya ?Sevdiğim..Sevdiğim..neler yazıyorum görüyor musun…lütfen kaleme muhafaza..(mızrak çuvale girer mi hiç ?)korkuyorum…

Hurşidimden Mürşidime bir tutinin güncesi:)Sevdiğim… gelelim kaç haftadır yaşadıklarımdan kıssalara..bence bu güzel bir bölüm..korkunca buraya, yani Senden Sana sığınıyorum….tektaşta dersler başladı..pembecik buraya geldiği için üç defa gittim…yoksa artık gidebilmem zor gibi..Demirli hoca şikayetçi..diğer  derslerine de muhakkak  katılmamı istiyor..Yunus Emre hakkında bir şeyler anlattı.. güldük.. kimseye anlatmadığını söylediği  iki hayali var..yazayım:) dedim..sakın ha!! dedi.. “beni görmüyor musun hiç “dedi.. gördüm dedim.. kardeşim:hocam bizi gördüğü o hayaller nereye ispitleniyor biliyorsunuz değil mi?.dedi:)…güvenilmeyen biri olmak çok hoş Sevdiğim..hoca dedi ki :çocuk, ben nereye gidiyorum böyle.. çocuk:benim gittiğim yere  geliyorsunuz hocam..az evvel derste nefesi anlattınız ya hani..Rahmanın Nefesinin Makamına tabii..ben sizi diledim ve masalıma yazdım ya ondan..gülüşünden anladım ki Sevdiğim, dünden razı(tabii gördüğünün  olta-i  cazibesi de var yani:)…..

Cumhuriyet Bayramı -Cami-i Cuma.. derste inanılmaz ailelerden kişiler vardı.. Evvel Zamanımın hep anlattığı Arabacı İsmail Efendi nin neslinden birileri. onunla, pembecik ve ben sohbet ettik..bizim dinlediğimiz Arabacı İsmail Efendi ile Ankara’da ki kişi aynımı diye..işin içinden çıkamadık tabii..zamanlar aynı.. mekanlar farklı:). hep merak edilen bir hayal kişisi vardır ya hani?.O’nu sordum. onların neşesindeki anlamını öğrendim yaaaa.. yaaaa..((aslında bu benim tezimi  bana göre doğruluyor..her yeni devletin tanımı vardır ..bir tabela  ismi..ismin şahsı değil, taşıdığı mana  geçerli bence… o şahıs yolun içinde ve dahil olmasa bile “ismin temsili edeben yolun başı” sayılır değil mi Sevdiğim..))

ve o gece orada Evvel Zamanımın dostlarından yeni tanıştığımız Nazlı Hanım Teyze ile evlatları da vardı..O, Mahmud Sami Ramazanoğlu hz nin talebesiymiş. biliyor musun ben hz. nasıl tanıdım..Turuk u A’li ..o incilerden biride O idi…çook sonra resmini görünce öğrenebildim kim olduğunu..Evvel Zamanım anlatmıştı… Ahıskalı Ali Haydar Efendisi bu alemden göç edince, O’nu Mahmut Sami hz. göndermiş..O’da: evladım ,dersinizi anlatır mısınız? demiş.. Evvel Zamanım anlatmış..Mahmut Sami Efendi hz de :Siz bitirmişsiniz..Benim Size verebileceğim  bir şey yok..bildiğiniz gibi devam ediniz demiş..işte Sevdiğim, O’nun hakkında sadece bu kadar biliyorum..şimdi bir önceki hafta sonuna gidelim istiyorum.. pembecik ve çocuk, Evvel Zamanın ve Haybabamın dostu Nazlı Teyzelere gitmişler.. onlar Allahın koruyup gözettiği  ailelerden bence.. iki oğlu var.. gelinler,torunlar..hepsi ile bir öğleden sonra geçirdik..Nazlı Teyze tahta  tespih hediye etti, birde beyaz namaz tülbentleri ve bir iki kitap..tespihin püskülü sarıydı Sevdiğim.. gülümsedim..sarı ne demek?diye sordum..Nazlı Teyze:sarı velayette son noktayı simgeler.. ondan sonra biter.. çünkü beyaz gelir dedi..

evin çocukları ile bizim masalın çocuğu aynı konulardan hoşlanıyorlarmış Sevdiğim.. bak neler neler öğrendim…işte konuşuyoruz..büyük oğul daha akılcıymış..o fikir tohumları atıp, daha sonra onları olgun eser:)haline getirebiliyor ki ,çocuğa bir torba dolusu bunlardan hediye etti saolsun.küçük kardeş, gözlerinden de anlaşılacağı üzere kalbiiymiş..güzel bir karışım değil mi? Kur an-ı Kerimi notalandırarak ve renklendirerek cd ye dökebilirlerse onun filmini, müziğini ve kokusunu duyabileceğimize inandığımı ve bunu isterlerse yapabileceklerini söyledim..gülümsediler..işte konuşuyoruz..ilgi alanlarımız, meraklarımız aynı..

şiddetli- iplik iplik bir yağmurun yağdığı karanlık Babil’in Asma Bahçelerine tam girecekken, tabeladaki timsahı ve bir bardak portakal suyu ile uyandırılışımı anlatıyorum.. bir hafta sonra  ise,haris-hırsız Amerika’nın kendisine, nakit ve tarih mal etmek için nasıl orayı işgal ettiğini… bunun beni hiç etkilemediği halde, bir süre sonra, yağmalanmış Babil Müzesini haberlerde izlerken nasıl tuhaf bir şekilde ağladığımı-içimin acıdığını-bana ait bir şeylerin orada olduğunu ve alındığını hissedişimi anlattım..onlarda ,şunları anlattılar Sevdiğim..Babilliler sulama teknolojisinde öyle ileriye gitmişlerdi ki, bu onların helakine sebep olmuş..kendi sonlarını kendileri hazırlamışlar yanii.. çocuk:sera etkisi değil mi?.yani o yağmurun bir anlamı..çocuklar başlarını salladılar..ve hep merak ettiği buğdayı..kopyalanmasın diye haşlanmış bir halde muhafaza ediliyormuş… havaya çizdiler..ve öyle bir çizim ki Sevdiğim, o günden sonra o buğday hep gözümün önünde..onun ıslak buğdayi- limon küfü ihtişamlı iriliği ve ip ip  iç gıcıklatan kılçıkları hep gözümün önünde..  neden?.. bu buğdayı diğer buğdayların arasında rüzgarda salınırken bile görebiliyorum..neden?ve çocuklar anlattılar..duyduklarına göre ,her başakta 110 ila 120 arasında dane var deniyormuş ..yaaa…

 ve Sevdiğim, esas haberimiz… neden buraya böyle tesadüfi bir biçimde geldim?..hiiç tanımadığım insanlarla hayallerimi konuşuyor ve onlardan geçmişe ait bir şeyler öğrenip iz sürüyorum…Sen çok zarif bir Rehbersin.. hep öğrenebileceğim biçimde öğretiyorsun..bu benim masonlar ve dervişler bölümüm için elzem biliyorum .. şimdi neden bunlar gerekli daha iyi anlıyorum. ve nereye bağlayacağımı da ..teşekkür ediyorum …ve onlara Sümerler ve Eski Mısırlıların Aşağı Nil’den Yukarı Nil’e “ölmeden evvel ölme” deneyimlerinin  hayalini anlatıyorum..onlar konuşurken hz İbrahim den bahsediyorlar..ben:”eee ..oda var tabii “deyince.. o yağmalanan Babil Müzesindeki bir tabletten bahsediyorlar..inanılmaz bir şey bu Sevdiğim… inanılmaz bir şey… mail olarak yollamalarını rica ediyorum. . gelmiyor  tabii:)tektaşta tekrar hatırlatıyorum.. ertesi gün tam vaktinde  geldi ve mektup elimde..şimdi hiiç yormadan Sana onu nakledeceğim Sevdiğim..sadece Avram  kelimesine internette baktım..tahmin ettiğim mi? diye.. evet ..O.. ve  dönüp diğer çocuklardan, Avram  adına başka bilgi olup olmadığı hakkında malumat istedim ..ve  araştırmışlar,oda geldi..onu da okuyacaksın..( onlara çook teşekkür ediyorum.Allah razı olsun..)

*
ve misafirlerin ardından ev sahibelerinden birinin içinden bir şeyler yazmak gelmiş..aşağıdaki mektuplara ilişik güzel hislerle yollanmış..Sevdiğim,  o yazıdan  birkaç satırı o güzel günün hatırasına kopyalıyorum …
((…
İşte sadece ama sadece her iki tarafında karşılık beklemeden bütün sevgisini vermesiydi bu. Çok ama çok farklıydı. Öyle ince, öyle hassas, öyle derin… hani zaman dursa hiç bitmese denecek bir güzellikti. Böyle insanları bulmak, yakalamak bir şanstır gerçekten. Size öyle bir şeyler katarlar ki sizden alıp götürdükleri onların mutluluğudur. Belki senede bir, belki iki senede bir görürsünüz birkaç saatliğine ama etkisi çok uzun sürer böylelerinin dostluğu.))
………

sonra yüksek sesle antik mektubu okudum..AVRAM ın düşünce tekamüllerindeki  O Olgun başaklığına hayran kaldım..bugün kaç kişi binlerce yıl evvelinin bu düşüncesine, bu erdemine sahip onu hayal ettim…tabii mektup bitince ağladım.. şimdi bile iyi değilim bence..anlatamayacağım bir şey var Sevdiğim… hiç hak etmiyorum biliyorsun..hiç layık değilim…ama insan Hamisinin kim olduğunu bilmek istiyor işte..O’na layık olabilmek..bir gün eğer yine O’nun beklediği O Ev’e gidebilirsem.. O’na bir  hediye götürebilmek isterdim..hatta geçen yıl yaptığım gibi, O’na yazdığım şiiri, bu yılda buradan okumak vardı niyetimde..O’na layık hediye tabii ki ancak O’nun Arş-ı Rahman Olan Kalbi=LA İLAHE İLLALLAH ve üzerindeki   Fuad Noktası =MUHAMMEDÜNRASULALLAH diye düşünmekteyim..amma elle tutulur, gözle görülür olsun dersek eğer, bu mektubu O’na gözyaşları ile okuduğumu düşünsün lütfen..

Ey Efendim..Hamim..Koruyucum…bugün milyonlarca hacı size misafirlik ederken, her biri bir hediye getiriyor biliyorum..benimse verebilecek hiçbir şeyim yok..gerçekten..biliyorsunuz işte..Size, tesadüfen!!! böyle tesadüfi bir hac zamanında elime geçen BU MEKTUBU KALBİMLE OKUDUĞUMU  HAYAL EDİNİZ LÜTFEN…hani  o merdivenlerin en alt basamağında.. gördüğü güzelliğin hayranlığından; kendi hantal kabalığından utanarak ellerini arkasına saklamış ,ayaklarını eteği ile örtmüş o çocuktan..bir daha  hiçbir insanı güzel bulamayacak olandan ….hayattan kopup gitmiş olandan..taaa ki Sevdiğim Seni görene dek…bu  mektubu yüreğim  çığlık çığlığa Size okuduğumu hayal ediniz  lütfen..Teşekkür ediyorum Efendim..((NOT:Sevdiğim, arkadaşım Öney hacca gidiyor.. bu masalı orada, Dost’ a okumasını istedim.sevinçle kabul etti..rica etsem arkadaşıma yolculuğunda eşlik eder misin lütfen..ve teşekkür ediyorum..Seni Seviyorum..))

*******************


(*HZ İBRAH'İM VE KRAL MALKİZEDEK ARASINDAKİ MEKTUPLAŞMALAR)
AVRAM ve MALKİZEDEK ARASINDAKİ MEKTUPLAŞMALAR*

Terah’ın oğlu Avramdan, Salem Kralı Malkizedeke.

Kardeşim Avram nasılsın ?
Hakkında birçok övgü dolu söz duydum ve şanın kulaklarıma kadar geldi. Yoldan geçenler diyor ki : Ur’dan bir adam geldi, şimdi Haran’da, sözleri gizemli, inancı bir bilmece gibi. İki Nehrin tanrılarına güvenmiyor. Mısırın tanrılarından da ümidi yok.
Atalarının tanrıları ile alay ediyor, şehir tanrıları ile dalga geçiyor. Sadece bir tanrıdan bahsediyor. Benzeri olmayan. Böyle anlatıyorlar işte, gözleri faltaşı gibi açılmış. Evren’de bir tek tanrı mı ? Böyle birşey duyulmuş mudur ? Peki göklerde, yerde, göklerle yer arasında, toprağın altında ve sularda olan tanrılara ne olacak ? İki, üç ve hatta dört olmadıkça bu ‘’tek’’ fikrinin ne anlamı var ? Tamamen manasız değil mi ?

Garip bir doktrin –
Öyle diyorlar. Ve doğrusunu istersen, ey Avram, ben de, kalbimin derinliklerinde, yaymaya çalıştığın bu doktrini anlamış değilim.
Salem şehrinde Kralım ben ve en yüce tanrının, gökler ve dünyanın hakiminin, rahibiyim. Ona ne ad vereceğimi bilmiyorum çünkü O, en yüce tanrıdır. Neye benzediğini bile hayal edemiyorum, çünkü bilmiyorum. Kenaan’ın tanrıları boldur. Eski ve yeni, göklerde ve yerde, doğu tanrıları ve Mısır tanrıları. Ancak Salem, diğer tanrılara da hükmeden, en yüce tanrının evi. O, göklerin ve dünyanın sahibi. O, Kenaan dilinde söylendiği gibi gümüşle satın alarak değil, Kenaanlılardan önce bu topraklarda bulunan Eberlerin diliyle‘’yaratarak’’ sahip olmuştur. Bir ustanın aletlerine şekil verdiği gibi, yüce tanrı da göklere ve dünyaya – ve içindeki bütün tanrılara – şekil vermiştir.
Ve şimdi yalvarıyorum, ey yüce Ur’dan gelen Terah’ın oğlu Avram, bana , kardeşine ve hizmetkarına, Salem Kralı ben Malkizedek’e bilgi ver : Kim bu hizmet ettiğin göklerin ve dünyanın tanrısı ? Hakkında o kadar konuşulan bu ‘’tek’’ nicedir ?
İttifak teklifi – O’nu tanımıyorum fakat kalbimde hissediyorum. Eğer bana öğretmek, beni bilgilendirmek istiyorsan yalvarırım bana cevap ver. Ve eğer yüce varlığın beni kral eylediği bu ülkeye gelirsen, bilesin ki evim ve kalbim her zaman için sana açık olacaktır. İşte o zaman Terah’ın oğlu, yüce tanrının rahibi Avram,  Salem Kralı, en yüce tanrının rahibi Malkizedek’in yoldaşı ve müttefiği olacaktır.


Avram’ın Cevabı

Terah’ın oğlu Avram’dan Salem Kralı Malkizedek’e

Kutsanmış ol, ey yüce tanrının rahibi Malkizedek. Ur’dan çıkıp Haran’a gittiğimde ünün kulaklarıma geldi ve Malkizedek hakkında birçok iyi şeyler duydum. Kenaan tanrıları ve Amorit tanrıları hakkında bilgi toplamaya çalıştım. Yeriho’da oturan Habirular ise bana şunları anlattı :
Salem’de bir kral oturuyor. En yüce tanrının rahibi. Bu tanrı ki kaos ve şekilsizlikten sahibi olduğu gökleri ve dünyayı yarattı. Bu sözleri başkalarından duydum. Şimdi ise kendi sözlerin bana bir tablet üzerinde oyulmuş halde ulaştı. Ey Malkizedek, Terah’ın oğlu Avram’ın sözlerine kulak ver.
Ra, Tot, Enlil ... – Sümer tanrılarını tanıyorum ve Akat tanrılarını inceledim. Ra’yı ve Tot’u da biliyorum. Mısırlı bilge adamlar beni eğitti. Osiris’in sırlarını öğrendim. Enlil bana açıklandı. Bütün tanrılar, büyük küçük, iyi veya kötü, hepsi hakkında bilgim var. Güçleri göklerde ve yerin altında. Doğarlar, ölürler, kaybolurlar ve bir gün sonra yeniden yaratılırlar.
Peki hayatı ve ölümü kim ihsan etti ? Tanrıların bile uymak zorunda kaldığı göklerin ve dünyanın kurallarını kim düzenledi ? Sonsuz sayıda yıldız gördüm. Bir düzen ve bir kural içinde hareket ediyorlar. Başlangıçta var olandan ve tanrı tohumunun ekildiği ortamdan ortaya çıkan ‘’en yüce’’ tanrı nasıl olabilir ? Eğer kader onu da idare ediyorsa bu tanrı nasıl herşeyin babası olabilir ?
Güneşin batışını izledim ve ayın ışıklarının çekildiği anı gördüm. Tanrılar unutulur, yerine yenileri yaratılır. Hepsinin bir adı var ve onlar insanoğlu tarafından şekillendirilmiştir.

Herşey bir oldu – Ve işte gece oldu, karanlığın korkusu üstüme sindi, gözlerim görmüyor kulaklarım işitmiyordu, herşey şekilsiz bir hale dönüştü, bütün evler ortadan kayboldu : Herşey kuralsız ve sınırsız bir şekilde bir oldu. Her yeri karanlık kapladı, sadece havada bir ruh dolaşıyordu. Korku ve dehşet sardı beni, istediğim oluyordu.
İşte o anda yüce ve en güçlü Allah’ın bana göründüğünü anladım. Tanrılar arasından bir tanrı değil, oğul değil, baba değil : O, tektir ve O’ndan başka yoktur. İsmi yoktur. Dişi veya erkek değildir. İnsan modelinin üstünde bir varlık olduğu için doğurmaz ve çocuk sahibi olmaz.
İşte bana görünen Allah, beni çağıran Evren’in sahibi. Bütün topraklardan daha yücedir, çünkü onları O yaratmıştır. Doğum ve hayat kurallarının üstündedir, çünkü onları O ilan etmiştir.  Bunu gördüm ve bildim : Bana seslenen Bir’di.
Ve işte o anda ülkemi terkettim. Ruhum doğum yerimden uzaklara yükseldi. Babamın tanrılarını geride bırakarak yola çıktım. Buradaki bütün gök ve yer tanrıları benim için taş ve tahta gibi. Herşeye kadir Allah, sonsuzluğun Allah’ı, O, tektir ve görünmeyen eli ile bana yol gösterir. O’na hizmet edeceğim, O’nun emirlerini yerine getiren gök ve toprak güçlerine değil. Beni nereye yönlendirirse oraya gideceğim. Bana ne emir verirse onu yapacağım.
İşte benim Allah’ım O’dur, onu görmesem de, arada bir beni şaşırtsa da, ey Salem Kıralı Malkizedek, ben O’nun ‘tek’liğine inanacağım.
Şehrin Salem’in duvarlarının içinde barış olsun ey Malkizedek. Kutsanmış ol !***
Eski Ahit/Tekvin/BAP 11


Eski Ahit - Hristiyanlığın kutsal kitabı Kitab-ı Mukaddes'in ilk bölümünü oluşturan 39 kitaba verilen isimdir.
Tevrat - Tanah ve Eski Ahit'in ilk beş kitabına verilen isimdir.
  1. Başlangıçta dünyadaki bütün insanlar aynı dili konuşur, aynı sözleri kullanırlardı.
  2. Doğuya göçerlerken Şinar bölgesinde bir ova bulup oraya yerleştiler.
  3. Birbirlerine, "Gelin, tuğla yapıp iyice pişirelim" dediler. Taş yerine tuğla, harç yerine zift kullandılar.
  4. Sonra, "Kendimize bir kent kuralım" dediler, "Göklere erişecek bir kule dikip ün salalım. Böylece yeryüzüne dağılmayız."
  5. RAB insanların yaptığı kentle kuleyi görmek için aşağıya indi.
  6. "Tek bir halk olup aynı dili konuşarak bunu yapmaya başladıklarına göre, düşündüklerini gerçekleştirecek, hiçbir engel tanımayacaklar" dedi,
  7. "Gelin, aşağı inip dillerini karıştıralım ki, birbirlerini anlamasınlar."
  8. Böylece RAB onları yeryüzüne dağıtarak kentin yapımını durdurdu.
  9. Bu nedenle kente Babil adı verildi. Çünkü RAB bütün insanların dilini orada karıştırmış ve onları yeryüzünün dört bucağına dağıtmıştı.
  10. Sam'ın soyunun öyküsü: Tufandan iki yıl sonra Sam 100 yaşındayken oğlu Arpakşat doğdu.
  11. Arpakşat'ın doğumundan sonra Sam 500 yıl daha yaşadı. Başka oğulları, kızları oldu.
  12. Arpakşat 35 yaşındayken oğlu Şelah doğdu.
  13. Şelah'ın doğumundan sonra Arpakşat 403 yıl daha yaşadı. Başka oğulları, kızları oldu.
  14. Şelah 30 yaşındayken oğlu Ever doğdu.
  15. Ever'in doğumundan sonra Şelah 403 yıl daha yaşadı. Başka oğulları, kızları oldu.
  16. Ever 34 yaşındayken oğlu Pelek doğdu.
  17. Pelek'in doğumundan sonra Ever 430 yıl daha yaşadı. Başka oğulları, kızları oldu.
  18. Pelek 30 yaşındayken oğlu Reu doğdu.
  19. Reu'nun doğumundan sonra Pelek 209 yıl daha yaşadı. Başka oğulları, kızları oldu.
  20. Reu 32 yaşındayken oğlu Seruk doğdu.
  21. Seruk'un doğumundan sonra Reu 207 yıl daha yaşadı. Başka oğulları, kızları oldu.
  22. Seruk 30 yaşındayken oğlu Nahor doğdu.
  23. Nahor'un doğumundan sonra Seruk 200 yıl daha yaşadı. Başka oğulları, kızları oldu.
  24. Nahor 29 yaşındayken oğlu Terah doğdu.
  25. Terah'ın doğumundan sonra Nahor 119 yıl daha yaşadı. Başka oğulları, kızları oldu.
  26. Yetmiş yaşından sonra Terah'ın Avram, Nahor ve Haran adlı oğulları oldu.
  27. Terah soyunun öyküsü: Terah Avram, Nahor ve Haran'ın babasıydı. Haran'ın Lut adlı bir oğlu oldu.
  28. Haran, babası Terah henüz sağken, doğduğu ülkede, Kildaniler'in Ur Kenti'nde öldü.
  29. Avram'la Nahor evlendiler. Avram'ın karısının adı Saray, Nahor'unkinin adı Milka'ydı. Milka Yiska'nın babası Haran'ın kızıydı.
  30. Saray kısırdı, çocuğu olmuyordu.
  31. Terah, oğlu Avram'ı, Haran'ın oğlu olan torunu Lut'u ve Avram'ın karısı olan gelini Saray'ı yanına aldı. Kenan ülkesine gitmek üzere Kildaniler'in Ur Kenti'nden ayrıldılar. Harran'a gidip oraya yerleştiler.
  32. Terah iki yüz beş yıl yaşadıktan sonra Harran'da öldü
   Kahin Kral Malkizedek’in kutsal mihrabının olduğu yer ve Aravna’nın harman yeridir. Süleyman tapınağı, Mescidi Aksa
(*alıntıdır)




Nur Cihan
02.11.2010