22 Eylül 2012 Cumartesi

99 ACVE HURMASI (akik taşlarının) MASALI 26

Bizler, bir zamanlar Yüksek Harfler idik,
"kainat satırları" arasına indik cümleler olduk.


 Şeyh-i Ekber Muhyiddîn İbn ARABÎ…


99 ACVE HURMASI (akik taşlarının) MASALI 26


”Neyzen altına gümüşe çoktan darıldı Ya Rasûlallah..

 neyzende bakırdan da sikke yoktur Ya Rasûlallah” .. Neyzen Tevfik


 Merhaba Sevdiğim ve Merhaba..bugün yine beni okuyacaksın değil miJ?..teşekkürler.. benim için bu masal çok önemli nedense.. sebebini ise henüz bilmiyorum.. amma İskender hakkında yazmak olağanüstü bir tecrübe bence ve çook teşekkür ediyorum..bakalımm  bakalım, ne çıkacak sonunda.. aslında bişey çıkması da hiç önemli değil ya ,her neyse.. bildiğin gibi bayağı vakittir, rüyalarım örümcek dokumacısının gaspında..ne yapalım.. bekliyeceğiz tabiii..aslında bende hep rüyalarıma sırtımı vermiş, ancak onlar sayesinde yazı yazabildiğimi zannediyorum ya birde.. bu gayet iyi bir ders benim için.. ve rüyalarım olmasa da  Sevdiğim, her günden bir izi varJ....işte onlar..

15oo yıllık Göktürk sikkesi
sonraki gün..  bonbon şekerlerinin sahibi telefonla arıyor.. sonra ertesi gün ..bir ormanda, tren misali bir uzun evdeyim.. değişik Anadolulu biri olan ev sahibesinin adı Esin miş.. işte bu Esin hanımın bir sürü çeyiz sandığı gibi değişik değişik, acaip özellikleri olan müzik kutuları var.. yeni taşınmış ve evinin her yerine bu sandıkları yerleştirmekle meşgul. evin üst tarafında yine aynı öyle bir ev, yine adı Esin olan, benimde tanıdığım bir komşusu var..

ve ertesi gün..sabaha karşı. başında şapkasıyla bir komutan.. Sevdiğim..en tepedeki komutanın masalımı okuduğu hissi ile uyandım biliyor musun ..sanki birde Türk bayrağı vardı.. tedirgin oldum tabii..ama Sen varsın J..(*  bugünlerdeki haber başlıklarına bakınca  nelerin tecellisini yazdığıma hayretle bakıp korktum.. ben bu tür hiçbir şeye ilgi duyup okumam ki..hayret üstüne hayret ediyorum ama.. nasıl oluyor pekii??!! ..iyi ki beni çok az kişi okuyor ve takip ediyor ve aminn..yani Sevdiğimm beni daha çok koru lütfen..)

20 eylül Perşembe…
şu sahne hatırımda..Taberi Tarihini bir  rahle-i makama koydular. sadece o gözüküyordu..

ZÜLKARNEYN

Sevdiğimm…bugün Taberi’den İskender-i Zülkarneyni (ÇİFT BOYNUZ-ÇİFT  ZAMAN SAHİBİ) işleyeceğiz..

ve çok heyecanlıyım.. nedeni bilmiyorum. ama bir hesap etsek eğer, sanırım 1991 yılıydı.. bir akıl  sır ermez –karanlık ve çook uzaklardan-bir ağacın köklerinden zorla koparılarak uyandırılışımı, o köklerle aramdaki sarsılmaz ince ince bağların  hücrelerimdeki  aylarca süren deriiin çekiminin acısını ve sebepsiz- hiç durmadan ağlamalarımı hatırladım ve  akabinde görülen  bir hayalim daha vardı:”hamile bir çocuk inanılmaz üzgün, bir hastane odasında yatıyordu.. ebeveyni de aynı üzgünlükte yatağının kenarında oturuyorlardı.. sonra küçük bir tepe oluşturmuş cumhuriyet altınlarının en tepe noktası  üzerine zumlanılıyor..işte orada kenarları altın sarısı ,içi gümüş beyazı (güneşin ayla tutulduğu)ve üstünde de İskender profil portresi olan antik sikkeler vardı.. çocuk sadece 2(3) tane olan o sikkeleri aldı.. diğerlerininse yüzüne bile bakmadan –onları darmadağınık saçılmış halde bıraktı gitti..”

Sevdiğim.. şimdi  yazarken ne anladım biliyor musun?..ben yıllardır  peşinde olduğum, çözemediğim o manayı sanki birazcık çözebileceğim değil mi?. ve şimdi ağlamak üzereyim zaten.. çok ağır bişey bu.. yazarken yazarken anlamak ne zor bir şey ah bilsen.. kaplumbağa yolculuğu benimkisi..


şimdiii.. EN ÖNCE Taberi tarihinden bile  çooook daha evvel, ORHUN KİTABELERİNE YAZILMIŞ TÜRK PEYGAMBERİ İSKENDER-İ ZÜLKARNEYNE BİR GÖZ ATALIM MI?..
Bilge Kağan-Orhun Kitabesi

-Ben Türk Bilge Kağan;
doğuda gün doğusuna, güneyde gün ortasına kadar, batıda gün batısına, kuzeyde gece ortasına kadar hep milletler bana bağlıdır. Bunca milleti hep düzene soktum, ilerlettim. Doğuya ordu sevk ettim. Bunca yerlere gittim..
Tanrı (Tengri) yardım ettiği için milletime; gözle görülmeyen, kulakla işitilmeyen yerler kazandırdım. Tanrı buyruğu olduğu için, Devletli olduğum için size Kağan oldum. Tanrı yardım ettiği için dört yöndeki milleti derleyip topladım.
Ey Türk Milleti; Üstte gök çökmedikçe, altta yer delinmedikçe, ilini, töreni kim bozabilir? Ey Türk Milleti, titre ve kendine dön!
Gittiğim yerlerde güneşin kavurduğu, güneşin battığı son millete gittim. Onların arasında hüküm verdim. Sonra dünyanın öbür ucuna, güneşin doğduğu yere vardım. Orada bulduğum milleti boyunduruğum altına aldım. Birbirileriyle olan çekişmelerine son verdim. Ordumla Tengri buyruğu olarak adalet getirdim. Tengri buyruğu olarak bunları yaptım…

Kehf Suresi 86. Ayet:
NiHAYET GÜNEŞiN BATTIĞI YERE VARINCA, ONU KARA BiR BALÇIKTA BATAR BULDU. ONUN YANINDA (ORADA) BiR KAVME RASTLADI. BUNUN ÜZERiNE BiZ: EY ZÜLKARNEYN! ONLARA YA AZAP EDECEK VEYA HAKLARINDA iYiLiK ETME YOLUNU SEÇECEKSiN, DEDiK.

“aziz ve celil olan Allah buyurur ki, benim bir ordum vardır, adını Türk koydum ve onları doğu ülkelerine yerleştirdim. Herhangi bir kavme öfkelendiğim zaman Türkleri onların başına musallat ederim.”(hadisi şerif)
2 boynuzlu taç ve 3 defa ululanmışlık kuş tüyü
***


Sevdiğim bizim bildiğimiz Makedonyalı İskender ayrı, İskender-i  Zülkarneyn’ se ayrı biriydi.. 
ama Taberi’ de; babası Filip ,hocaları Eflatun, Aristo, Hipokrat, HIZIR, Ferfur vb. olan, aynı bir kişi İskender’e dönüşüyordu nedense.. sadece seyahat yönleri bildiğimizden farklıydı..
ve İSKENDER-İ ZÜLKARNEYN GERÇEK ADİL BİR HÜKÜMDARDI…diğeri hakkında ise öyle bir kayıt hiç yokmuş…birde bu kitaptaki İskender, ateşpereset Mecusiler ve putperest kavimlerle, sadece  hz İbrahim atamız dinini temsil edip- hanifliği yaymak için çalışıyordu..VE YANINDAKİ HİKMET SAHİPLERİDE HEP HANİFTİLER..

gittiği her ülkeye  önce ajanlarını gönderip, ön bilgi toplayıp, ona göre kralına mektup yolluyor ve kendisine  biate davet ediyordu.. eğer İskender-i Zülkarneyn’ e biat ederlerse o beldeye dokunmuyordu.. sadece putperestlerse, o putlar aynen hz.İbrahim Atamızın yaptığı gibi yerle bir ediliyorlardı.. ateşperestlerin ateşgedeleri söndürülüp taş taş üstünde bırakılmıyordu.. tabii halk putperestlikten dönmüyorsa da kılıçtan geçiriliyorlardı.. genelde  fethedilen her ülkeye yine kendi yöneticisi tekrar iade edilip, yıllık haraca bağlanıyordu.. çünkü  bizim İskenderimizin  tek dileği vardı.. bu dünyadaki tüüüm acaiplikleri görerek öğrenmek.. ve bu dünya padişahlığını sonsuza dek elinde tutabilmek içinde, sonsuzluk suyu olan ab-ı hayat suyunu bularak içmekti..(eğer bugün hala biz İskender-i Zülkarneyni konuşuyor ve yaşadıklarını anlamaya çalışıyorsak ve yeryüzüne gelmiş geçmiş tüm liderler aynı onun gibi olmak istiyorlarsa ,bence, O AB-I HAYAT SUYUNU HAKİKATTE İÇMİŞTİR VESSELAM)
BENNU KUŞU-simurg

Şimdi Sevdiğim.. Taberi’deki İskender’in doğum yıldız haritasını Sana kopyalıyacağım tamam mı?..ben astrolojiden zerre anlamadığım içinde kendimle alakalı veya bir başkasıyla ilgili bu tür şeyleri de öğrenemiyorum biliyorsun.. astroloji çok matematik filan isteyen bişi bence ve hiiiç bana göre değil.. amma ben görerek öğrenebildiğim ve Sende bana öyle öğrettiğin için ,inşallah bana bu ilmide kolaylaştırırsın ve aminn.. önce bu kitapta ki İran edebiyatı palavralarıyla dolu o kahramanlık şiirlerini hiiç okumadığımı söylemek isterim ..ben Herodot tarihinde de  tonla sayfa yazılmış Turuva savaşını okumamıştım.. okula giderken de asla savaşlarla alakalı şeylere ve tarihlerine hiiç ilgi duymazdım zaten.. ama İskender’in bu kitaptaki hikayesine bayıldım.. eski padişahların,  bu hikayeyi tekrar tekrar okuyarak büyüdüklerinin nedenini anladım.. çok güzeldi.. insanın uğruna ölecek kadar seveceği bir hedefi olursa eğer, o kişinin elinden hiçbir şeyde kurtulamazdı.. ve eğer kaderde ağlarını onun için örüyorsa, tüüm kainat ona secde kılmak için hazırdı da değil mi?



İskender-i ZÜLKARNEYN  
(doğuya-batına ve batıya-zahiri ilimlere hem madden hem manen sahip olan=iki zamanı da aynı anda yaşayan demek)  
amonRA
.
. babası Feylikos, yıldız ilimcilerine İskender’in yıldıznamesini çıkarttırdı.. Onlar gördüler ki: bu oğlan çocuğunun yıldızı aslan burcundaydı ve zafer sahibi bir çocuktu.. yıldızı güneşti ve güneş hamel(kuzu) burcundaydı..şerefe ermiş bir durumdaydı ve Utarit cevza (ikiz kardeşler) burcundaydı ve ay(kamer) ve zühre(Venüs-çobanyıldızı) ÖKÜZ (sevr) deydi..müşteri ki gezen yıldızların en büyüğü idi.. oda (kavs-yay)burcundaydı.. halkası bulunan zuhal yıldızı ise çevresinde mizanda (terazi)burcundaydı.. ve merih (bu savaş ilahı yıldız)başak (sümbüle) bir günde yer(makam) tutmuştu.. yıldıza bakanlar  çocuğun talihinde bu halleri görünce:”ey şah “dediler..”bu erkek çocuk sahip kırandır(dünyaya gelen mutlu, saadetli) çocuktur.. mutluluk sahibidir.. adı dört cihanı tutacaktır.. fakat az yaşayacaktır..

baba kral  FİLİP & anne NAHİDE(Venüs) nin oğlu  doğunca da, Feylikos sevinerek oğluna İSKENDER adını koydu.. çocuk 5 yaşına geldiği zaman HİKMET SAHİBİ ARAKOMAS  çooktaan hocasıydı
J.. onu hem eğitirdi ,hem de bilgi ve hikmeti öğretirdi..Arokomas’ın oğlu Aristotalis idi..ve İskender’e yakın yaştaydı.. hocası İskender’in geleceğini gördüğü için, kendisinden oğlu Aristotalis’i yanından ayırmamasını istemiş ve kabul edilmişti.. ARİSTO’ DA HİKMET SAHİBİYDİ.. baba Filip ölünce  20 yaşında olan İskender -KADERİ İCABI- doğuya güneşin doğduğu yere,hemde  güneye  ve kuzeye  olan seferlerine başladı.. sahip kıran olan İskender’e  bu  dünya fethi esnasında  vezirlik-hocalık-dostluk yapacak en yakın çevresi olan 70 HAKİM=HİKMET sahibi kişi  eşlik etmekteydibunların en meşhurları şunlardır….Hızır as., Eflatun, Aristo, Belinas, Hermis, Valis, Bukrat (Hipokrat)…sahih bir hadise göre 124.000 peygamber vardır.. bunların pek azı kitap sahipleri olmakla beraber diğerleri de her şey gibi derece derecedir.. nebiler, kitap sahibi rasullerin şeriatını devam ettiren hikmet sahipleridir..  buna göre İskender’in yanında pek çok hikmet sahibi ,büyük ihtimalle peygamber-i kiram da vardı..İskender bir ülkeye gireceği vakit bu 70 kişi ile istişare eder, ne yapılmasına karar verildiyse ve kendi içine doğan ilhamla ona göre davranırdı..


Sevdiğim ben  Taberi’ deki İskender için hissettiklerimi yazmak istiyorum şimdi..oda sanki bir nebi-peygamberdi.. ve hikmet sahibi olduğu çok açıktı..33 yaşında bir insanın; çağlar boyu hayatta kalsa dahi asla yaşayamayacağı macerayı, ilmi, bilgiyi, tecrübe ve hayreti bir 13 senede hatmetmişti.. insan tabii ki inanamıyor.. mesela Sevdiğim ben bu  bahsi geçen hafta ilk okuduğumda evvela kendimce şöyle anladım..
 aslında İskender tek bir kişiydi.. lakin  sanki biri O’nun maddi kimliği ,diğeri ise manevi kimliğiydi.. yani bir kişi eğer kesin zaman kıransa=MEHDİYSE  bu anlamda normaldi bence.. kişilik bölünmesi ise asla değildi.. bu gücün ve kudretin yüksek tezahürünün idrak edilemeyerek ,parça parça-hikaye hikaye-kıssa kıssa bölünmüşlüğüydü.. mesela daha evvel alıntıladığım beyaz piramitlerde, Oğuz Kaan’ı-Mete’yi  de  Zülkarneyn yapmışlardı değil mi?.. buda bize daha başka mitoloji ve efsaneler ve halk hikayelerindeki ortak pek çok AYNI konuyu hatırlatır tabii.. bir  hikaye ki o zaman dek hiiç bilinmemiş ve öyle bir şey henüz anlaşılamayacağı içinde unutulmamış.. ve kulaktan kulağa, değişe değişe yayılan söylenceler.. ve bazen de kralların bunu kendine mal ettirerek, sözel ve yazısal kitabe şeklinde şehirlerine diktirmeleriyle yalan tarih daima yazıla gelmiştir ki, halen daha süregidiyor bildiğimiz gibi..

mesela Eski Mısırda  firavunlar için bir tek kötü söz, çirkin görüntü,  savaşlarda yenilmişlikleri  hakkında veya içlerinden çıkmış herhangi  bir peygamber veya hikmet sahibi kişiler için beyan edilmiş bir belge yokmuş.. neden??çünkü o devirde mısırda tek tanrı vardı , oda firavundu da ondan.. kendisinden başka hiçbir kimliği zaten kabul etmiyordu ki, bir başkasının adının kendi adı yanına yazsın veya  başka bir sütuna dahi imzası-kartuşunun kazınmasına izin versin.. bugünde aslında bu halen devam ediyor da biz bilmiyormuş numarasına yatıyoruz.. çünkü riyakarız ve korkağız.. mesela HİKMET SAHİPLERİ ASLA KİMSEDEN KORKMAZLAR DİYE DUYMUŞTUM geçen ,bilmiyorum doğrumu Sevdiğim.. demek ki memlekette Hâkîm=hikmet sahibi adam az yetişiyor değil mi?..
USTURLAP

başkaa..şimdi, İskender de benim dikkatimi çeken şeylerden, üstünü çizdiklerimden Sana yazıyorum Sevdiğim.. eğer o bir sahipkıransa, tabii ki icad edici özelliği olması da çok normaldi. işte dünyanın 7 harikasından biri sayılan İskenderiye fenerini de, Mısır’ı fethedince , kendisi için  yaptırttığı bu şehre diktirmiş ..şöyle emretmiş, hikmet ve sihir sanatında bir üstad olan Belinas’a:” ey Belinas!..bu şehirde yüksek bir yapı yap  ve üstüne bir ayna koy ki, bir aylık yoldan gelen her gemi o aynadan gözüksün”..Belinas, Hermis ve Valis o aynayı beraberce yapmışlar.. önce altından dökmüşler olmamış.. sonra gümüşten, daha sonra bakırdan ve daha sonraları değişik madenlerden  yapmışlar,..hiç birisi istedikleri net görüntülü yansımayı vermemiş.. en son çelikten yapmışlar ..önce onu 10 köşeli, sonra 8,sonra 6 ve 4 köşeli yapmışlar.. ancak çelik ayna yuvarlak –daire biçiminde yapılınca  istedikleri net görüntüyü  vermiş…ve bu cilalı aynaya  en son mana cilası ise Belinas’tanmış.. onu tılsımlamış...
AhuRA MAzda

bu ihtişamı ve yeni çıkan sahip kıranı çekemeyen Pers kralı büyük Dara, İskender’in Mısır fethini reddedip ona savaş ilan etti.. Dara bir mecusiydi.. onların meşrebinde ateşe tapınılıyordu.. anne ve kız kardeşi ile de evlenilebiliyordu….bu ateşe tapınma  ise, geçmişinde hanif bir brahman rahibiyken;  yaşadığı tapınak ve ortamından kovulmuş ,göç etmek zorunda kalmış ,eski dininden ve dostlarından intikam almak için yanıp tutuşan bir kahin  olan Zerdüşt’ün  sahte peygamberlikle İran’a gelmesiyle başlamıştı... memleketi Hindistan'dan kovulunca  önce bir dağa çekilmiş.. bir mağarada açlık ve susuzlukla, sihirle çeşitli hallerin sahibi olmuştu.. hakikat tanrısı AHURA MAZDA nın kendisine gözüküp peygamberlik verdiğini söyledi..avestaları yazıyordu... dağdan indiğinde kara kitabını yazmıştı ve bana vahiy geliyor demişti.. iki tane :iyilik (hürmüz) ve kötülük  (ehrimen) tanrısı icad etmişti…bundan sonra yaratıcının ateşe tapınılmasını istediğini de söylemişti.. ve o devrin kralına eğer kendisine inanırsa tanrının ona sonsuz zaferler vereceğini vadetmiş ve karşılığını da almıştı tabii..

işte Dârâ atalarından kalan bu dini devam ettiriyordu.. İskender onun ülkesine sefere çıktı.. Dârâ kaçtı..  tuzak kuran iki akraba askeri onu hançerlediler.. İskender buna çok kızdı.. vatanına ve kralına sadık olmayan o iki hain askeri öldürdü.. Dara’ya şanına yakışır bir cenaze töreni  yaptırttı.. o devrin tüm kralları gibi  yaraları temizlenip dikildi.. buhurlarla yıkanıp mumyalandı..  en değerli elbiselerini giydirdiler ve başına da en kıymetli tacını taktılar.. onun için yapılmış bir kümbet –kubbe mezar odasına önce bir lahit yükseklik yapıp oraya tahtını koydular.. o tahtın üstüne de Darayı oturttular.. ve etrafına tılsımladıkları pek çok mücevheri döküp kapısını mühürlediler…Dara ondan vasiyet olarak kızıyla evlenmesini istediğinden İskender onun kızı ile evlenmiş ve Konya’ya yolladığı eşinin orada bir oğlu olmuştur.. adı İskenderos’tur.. babası ölünce onu kral yapmak istedilerse de, o asla bunu kabul etmemiş, manevi, inzivalı bir yolu kendisine tercih etmiştir..
Hathor-İsis-Kibele

İskender daha sonra MUSUL’a geldi.. oradan AZERBEYCAN’A geçti. burada Serhab ve Cerandab adında iki dağ ve bunların arasında da bir ateşgede-ateş tapınağı vardı..içinde de 1000 ateşgede rahibi bulunuyordu.. hanif olan İskender , hak dine gelmeyenleri  bu ateşgedeyle beraber yerle bir etti…. ..mesela geçmişten kalan devlerden oluşan AD SOYUNDAN BİR DEV VARDI Kİ, ADI DÛVALİ İDİ.. Dara zamanında Azerbeycan ve Ermeniye’nin haracını o alırdı…Sevdiğim burada çok önemli bir nokta var ki, kitapta bu kaydedilmiş zaten..Ermeniye  ; ermeni soyu –meşrebi henüz oluşmadan çok daha evveli sadece bir şehir ismiymiş yani. ne ilginç ki bugün PKK=kürt  yahudiliği- hristiyan ermeni  ASALA sı- ZERDÜŞT üçgeni olarak, gene aynı coğrafyadan bize bakıyor değil mi?.. yanii ,henüz hiçbir şey değişmemiş aslında.. İskender buradaki ateşgedeleri ve halkıda yakıp yıktı.. Hz İbrahim dinini açıkladı..

yola devam etti..  kuzeyde –karadenizde  sadece kadınlardan mürekkeb bir ülke buldu.. buranın kadın hükümdarı NÛŞABE nin fendi İskender’i yendi-onu teslim aldı
J…ve onlara her şeyleriyle hayran olup, onlar üzerinde etkisiz kalan İskender bunun öcünü, Karadenize bakan ve deniz seviyesinden daha aşağıda olan bu ülkeden şöyle aldı.. on binlerce askerine bir dağı deldirdi.. Karadenizin  suları kimsenin bilip giremediği o ülkeyi yerle bir etti.. orası bir boğaz olarak açılmış denize  dönüştü..

İskender ve yanındakiler her geçtikleri ülkeden yüklendikleri hazineleri taşıyamaz olduklarında onları dönüşte almak üzere; işaretledikleri bazı yerlere gömüyorlardı.. mesela Belinas’ın bir yerdeki hazinesi şöyle bir yerdeydi ki kendi tasarımıydıJ..Hakim Belinas bir mağara kazdırdı.. o mağara içinde bir kuyu kazıldı.. içine 1000 deve yükü mal ve hazine kondu. hatta kuyu içine evler ve bir su çarkı kurdurttu. oraya bir lağım-kanalizasyon sistemi de yaptırttı.. mağaranın bir yanından su akıyordu. o suyu alıp çarka bağladı.. mağarasını  çelikle mühürleyip, tılsımladı …aşağıdaki çarka bağlanmış bu üst çarkı işlettikten sonra  bir kağıda bunu resmetti..(ilk hazine haritalarından yaniJ ..ve teknolojiyi  ilk biz kullanıyoruz zanneden salaklara muhteşem bir örnek tabiiJ )

Babil kuyusu-Kibele su küpü

tapınma kültüJ

İskender’in geçtiği ülkelerin kralları her daim onun nasıl biri olduğunu kahin rahiplerine soruyorlardı ki, o devirde yıldız ilmi BABİL KUYUSUNDAN DOLAYI  gündemdeydi ve herkes bu ilme göre yaşıyordu..belkide Babil kuyusu ve ondan alınan sihir ilmi zamanla-her yerde kuyu olmadığından -her eve bir  KİBELE SU KÜPÜ ne dönüşmüştüJJJ..tabbi hakikatte- tıbbende erkek ve kadın birbirlerinin doldur&boşalt birer su küpleriydi ...ve o devrin tapınaklarında, kahinelerin  su dolu bir hazne üstüne kurulmuş 3 ayaklı bir sac ayağı üzerinden kehanette bulunmaları da, aynı, Harutla Marutun devamıydı..(*veee Sevdiğimm..kendimi tebrik ediyorum..olee  oleeeyy..heyyt beee. ..ne keşfettim.. olleeyy..  Jbence bunca yıldır tekrar tekrar aynı şeyi yazmama değdi..bence Sende beni kutlamalısın..su küpünde çığır açtık...J)

ve İskender'in geçtiği ülke kahinleride :"onun zamanın sahibi olduğunu, tüüm kader çarkının ondan yana tezgah kurduğunu ,o yüzden de ona karşı çıkmayıp, ona kulluk ederlerse ,onun yine o krala memleketini geri veren adil bir hükümdar olacağını  söylüyorlardı".. ve genelde yol üzerindeki pek çok bey-kral ona teslim olup tacını, tahtını, hazinesini ve topraklarını kurtarıyordu.. tabii bunun karşılığında putperestlik dininden vazgeçip hz İbrahim dinine TEVHİD e de giriyorlardı.. İSLAM FETİH DİNİ OLDUĞUNDAN HER DAİM ALINAN TOPRAKLAR ONUNDUR..İSLAM HÜKÜMDARLARI HİÇ BİR ZAMAN AVRUPA-AMERİKA GİBİ  SÖMÜRGECİ  OLMAMIŞLARDIR..


ve 72 dil bilen İskender'in  alamadığı, dize getiremediği, kendi içinde de çok çetin karmaşası olan yerler için de :kendi hakimlerinden daha fazla, o bölgenin din alimlerine-meczub sanılan bilgelerine  başvurup, fikirlerini  alıyordu.. çünkü o halkın iç alemini, inançlarını, korku ve sevinçlerini, adetlerini en iyi onlar bilebilirlerdi.. ve o, her daim bu davranışı  ile zaferden zafere koşuyordu ,hem de halkın gönlünü ediyordu.. doğunun büyük bir kaos ,içine girenin asla çıkamayacağı bir cadı kazanı  olduğunu yanındaki hakimlerde anlamışlardı ve  FETHETTİKLERİ  o topraklarda her daim kendi  yerli krallarını veya beylerini bırakıyorlardı..  sadece haraç alıyorlardı..

ve Şemhâl şehrindeydiler..kimselerin ulaşamadığı bir kaleye girdiler.. orada Keyhüsrev’ in tahtına oturdu.. cihanı gösteren kadehi gördü.. içinden içki içti..(içki içmek eskiden haram değildiJ..)o tahta ve cihannümaya  tılsım yaptı ve etrafına cevherler döktü.. bir daha hiçbir kimse o tahta oturamayacaktı yani..            İskender ve hakimleri o cihanı gösteren kadehin nakşına bakarak ilk usturcâpı (ufkun üzerinde yıldızların  yerlerini bulmak ve ölçmek için eski çağlarda kullanılan alet) icad ettiler.. Horasan’a geldi.. tüm ateşgedeleri yakıp yıktı.. orayı çok beğendi HERA adında yeni şehir yaptı.. buralardaki hazineler taşınamayacak kadar çoktu ve dönüşte almak üzere  üstlerine büyüler yapılarak öyle bırakıldılar.. sonra Hindistan fethedildi ve daha sonrada Moğol ülkesi Türklerinin onlara teslim olup katılmasıyla Çin’e varıldı..


ve ŞAM’a varıldığında peygamberimizin atalarından Nazır bin Kinâne  İskender’e geldi..bir çok deve hediye etti.. ona İsmailoğullarının beyi derlerdi..İskender ona çok büyük saygı gösterdi.. ve anlattı Nazır bin Kinane:”o esnada Mekke’de Huzaa oğulları beylikteydiler. eskiden İsmail soyu beyken, hz.Süleyman döneminde Seba şehri alınınca oradaki Ya’rib ve ibni Kahtan , Huzaa oğullarını Mekke’ye yolladı.. onlar savaşarak  yönetimi ele geçirdiler..ve şimdi İsmailoğullarını köle olarak kullanıyorlar” dedi.. İskender emir verdi tüm Huzalı asker öldürülüp, halkı Mekke ‘den çıkartıldı.. yönetim Kinane oğlu Nazır’a verildi.. İskender önce mescidi Aksa’yı ziyaret etti. oradan hz İbrahim, İshak, Yakup aleyhisselamları ziyaret etti. sonra Mekke’ye  Mina’ya vardı.. atından inip KABE’ye dek yayan yürüdü.ve emretti:” ben ne kadar yayan yürüdüysem o kadar akçe dökün dedi.. ve o akçelerle Kabe donatıldı.. Kabe’deki altın oluk düzeltilip onarılıp  Beytullahın üstüne kondu..harem halkına çok mallar dağıtıldı..ve haccın kurallarını öğrenip hac eyledi..oradan Yemen’e gitti..


3 GEN DNA sarmal kehanet su küpü
oradan Hint denizi kıyısına vardı..bir gemiyle en batı kıyısına dek gitti..burası çok karanlıktı ve bilinmezdi..bir gün sahraya geldi burası sapsarıydı ve ateş gibi yanmaktaydı(büyük ihtimalle petrolJ)…..o sahradan ancak bir ayda geçebildi..bir denize vardı..yunanlılar bu denize Atlas Okyanusu (bahr-i muhût-i atlas) derlerdi…güneşi bu denize –suya  batarken gördü ve durdu.. orada bir ada vardı.. taşları gök rengi,kızıl ve mordu…kim ki o taşlara bassa onu bir gülme kaplardı. ve şimdi  yine Mısır Nil nehri kıyısındayız..Nil’in kaynağının ilk başladığı yerdeyizJ…ilerde bir dağ vardı.. kimse o dağı bilmezdi.. üstüne çıkan  bir kahkaha atar ve bir daha gözden kaybolur yiterdi. İskender  en sonunda oraya bir baba oğul yolladı.. baba ne görürse yazıp oğula verecek ve oğul o yazıyı getirecekti.. ve sonra baba gözden yitti oğul elinde kağıtla aşağı indi.. kağıtta şu yazıyordu:” ey şehriyar! ben bu dağın ardında uçmağı(cenneti)gördüm.. buradaki yeri ise tamu(cehennem)örneği gibi gördüm.. lakin bir ince yol vardır ki kıldan incedir.. gelemedim.. bu dağın ardında bağlar bulunuyor”. İskender yazıyı kimseye gösterip okumadı ve ben o bağlara giderim dedi.

Sonra yola devam ettii..ilk defa sarı dev bir balina gördüler..30 kişi ile bir gemiyi yuttu ki hayret ettiler..ilerlediler..Zengibar ve yumuşak ayaklıları görüp  ele geçirdiler…acaip halklar ve haller gördü.. onlara yardım etti. Halkı, bir sihirli küpten olayları haber alarak yaşayan bir yere geldi.. her evde bu küplerden vardı ve halk her işini bu küplere danışarak yapıyordu...İskender,her evde bulunan tüm küpleri kırdırttı ve o büyüleri bozdu...(hatırlayalım lütfen..kibele KÜP de demekti ya hanii..ve KÜP’e tapılan yerlerde vardı ya birde..işte demek ki doğruymuş değil miJ?).. oradan bir yere vardılar. .taşları atların ayaklarını parçalıyordu ki atların ayaklarını deri keçelerle bağladılar. .işte o taşları hiçbir şey kesmiyordu ..sadece KURŞUN la vurunca taş kesildi. İskender ona elmas dedi..

Babil haritası
İskender Çin’e vardı..oranın hakanı ve 10.000 kişi ile o diyarı gezmeye başladı..oradaki tüm acaiplikleri görmeyi diledi.. ileride daha az ve has adamlarıyla bir gemiye bindi ve büyük okyanusa açıldılar.. cıva madeni olan bir denize vardılar ve onun ilmine(kara delik girdabı çekim alanına) Belinas sayesinde vakıf oldular (belki de bermuda şeytan üçgeni de böyle bir girdaptır..)..Harhız şehrine vardılar.. toprağı baştan başa bembeyazdı yani gümüştü.. İskender bunu, askeri tamah etmesin diye ahalisine haber vermedi.. buranın pınarlarından cıva madeni suyu aktığı için içemediler.. ilerde bir dağ ve eteklerinde bir şehir buldular.. ora  halkı ;bu dağın ardındaki ye’cüc - me’cüc adındaki vahşi, korkunç bir halkın sık sık gelip kendilerine zarar verdiğini  ve tüm mallarını aldıklarını şikayet ettiler.. İskender dülger ve bina yapıcılarını çağırdı.. demiri ve bakırı çok istedi.. getirilenleri kendisi satın aldı.. taş duvar-sed çektirdi. üstüne demir,onun üstüne bakır ,üstüne duvar seti döktürdü.. bu  usülle duvarı üst üste ördüler.. en üstüne de bol bol neft yağı döktüler..aralıkları da kükürtle doldurdular.. sonra ateşi yaktılar…ateşi körüklediler.. hakim Belinas tılsımlar icad etti.. tam bir ay geceli gündüz ateş yakıldı,bir ay sonra söndü.. ve o halk Allah’ın o seddi yıkacağı belli bir zamana dek, o, kötülükten kurtuldu.. (Sevdiğim, burada cehennem tarifi var sanki değil mi?yani cehennem bizim vesveselerimizle kendimize ördüğümüz şartlanmışlıklarla alakalı gibi..)

Sonra ilerlediler..halk ona dualar ediyordu..bir yaşlı kişi dedi ki: “bu yakınlarda karanlıklar-zulümat denizi vardır..orada bir pınar vardır..her kim ki o pınardan,ab-ı hayattan  bir yudum içerse ölümsüzlüğe kavuşur.”.  İskender zaten çok yakında öleceğini daha evvelki seyahatllerinde haber aldığından, bu suya kavuşmak için yanıp tutuştu.. Bolkar  denilen bir yerde, Hazar denizi kıyılarında  ilerlemeye başladılar…vaktaki karanlıklar ülkesine vardılar.. İskender’in yanında Hızır ve İlyas (a.s) vardı.. pınarı bulabilmek maksadı ile birbirlerinden ayrıldılar.. Hızır ve İlyas as. beraberdiler.. onlar acıktılar ve  bir su kenarında oturup pişmiş balıklarını çıkarttılar.. oradan bir damla su balığa damladı ve ölü balık dirilip suya atladıJ..ve Hızır &İlyas as. hemen o sudan içtiler, girip yıkandılar ve atlarını da o su ile yıkadılar.. artık ölümsüz olmuşlardı tabiiJ..onlar, bundan İskender’in mahrum kalışına çok üzüldüler.. ama ALLAH tan onlara bir nida geldi ki, İskender’den uzak dursunlar..
su ERİL=ateş DİŞİL

yine yola koyuldular. aydınlığa erdiler.. ileride bir dağ gördüler.. dağın üstünde pek çok yuva vardı…her yuvada kocaman bir kuş oturmaktaydı..gövdeleri yeşil, burun ve ayakları kızıldı.. yunan dili ile konuşuyorlardı.. İskender’e şöyle dediler: ”ey haris kul! nice zahmetler çekmedesin. senin zahmetler çekip aradığın şeye Hızır ve İlyas( as)a nasip oldu..  İskender derin derin AHHH!!  çekti.. kuşlar yalnız olarak İskender’i yukarı –yanlarına çağırdılar.. ve kuşların şahı ona” ölüm vakti geldiği için geri dönmesi gerektiğini “söyledi..


geriye karanlıklar ülkesine girdiler..hiç bir şey görünmüyordu..ki bir ses  yankılandı:”bu ülkeden taş götüren kişi pişman oldu, kim götürmediyse oda pişman oldu.. PİŞMAN .. GÖTÜRENDE, GÖTÜRMEYENDE”…asker tedirgindi.. kimi taşıyabildiği kadar taş aldı, kimisi hiçbir şey almadı.. karşıdan bir kişi geldi.. İskender’e hediye olarak bir taç verdi ki bir miskalden(eski ağırlıkta 1,5 gr lık ölçü birimi) daha küçüktü…ve tacı getiren İskender’e:” “buradan çıktığın zaman bu tacı tart” dedi.. o kişinin rehberliğinde ordu yine aydınlığa  çıktı ve aldıkları taşlara baktılar.. kimisinde yakut, kiminde inci vardı… alanda almayanda pişmandı tabii.. İskender’in aklına sakladığı taş geldi.. tarttı .bir miskal dirhem koydu ,aynı ağırlık tutmadı .on batman ağırlık koydu yine tam gelmedi…Hızır a.s karşısına dikildi: dirhem kefesine bir avuç toprak koy “dedi..öyle yaptı ve şimdi ikisi de denk geldi..Hızır (as) :”ey İskender ..senin hırsın o taş gibidir ki hakirdir.. hiç bir şeye kanaat etmez, kanmaz, ama onu toprak doyurur”….ve sonra hz Hızır gözden kaybolup gitti..

İskender geriye doğru  göçmeye devam etti..Bolkar’da sadece ahalisi kadınlar olan bir yere vardı.. bu kadınlar belli dönemlerde bir akar suya girip oynaşıyorlar ve oradan hamile kalıp, sadece kız çocuklarının yaşamasına imkan tanıyorlardı. .. yola devam ettiler.. sonrada devlerin yaşadığı bir yer gördü.. ilerledi.. dondurucu soğuklar ve tipiler gördüler.. yola devam ettiler.. bir dağ gördüler..O DAĞDA 2 AĞAÇ VARDI..  geceleri konuşan ağaç dişiydi,  erkek olan ağaçsa  gündüzleri konuşuyordu.. ve halkın onlara taptığı bir yere geldiler.. ağaçlar, İskender’in bunca dolaşmasının boşuna olduğunu, bu seyahatin sadece 14.senesinde Babil şehrinde hayata veda edeceğini , memleketine ise dönemeyeceğini haber verdiler. .İskender üzüldü ..dağdan indi..o halk kendisine her biri 60 batman ağırlığında gelen altın yumurtalardan 100 tane verdi…

yola devam ettiler.. bağlık bir yerdeydiler ki, o bağlardan kim bir yemiş koparırsa ölürdü..İskender emretti kimse o meyvelere dokunmadı.. o halk kendisini karşıladı ve şöyle bir konuşma aralarında geçti..
İskender: ”koyunlarınızın niçin çobanı yoktur?..hem de bağlarınızın neden duvarı yoktur?.. şehrinizin surları, burçları, evlerinde niçin  kapıları yoktur?..

şehir halkı: ”
biz zayıf bir halkız.. hiç yalan söylemeyiz..Yaradan dan ne gelirse onu kabul ederiz. hiç bir kimseden bir şey çalmaz,uğrulamayız..hiç bir kimsede bizden çalıp, uğrulamaz. eğer bir kurt, koyun sürümüze saldırırsa o hemen ölür.. eğer bir kimse mallarımıza tamah ederse o hemen ölür.. bizde tamah ve kıskançlık yoktur.. eğer bir çok mallarımız olsa onları esirgemek elimizden gelmez. bizden hiçbir canavar kaçmaz.. çünkü onları öldürmeyiz.ve canavarlar, yırtıcılar evlerimize kadar gelirler.. ihtiyacımıza göre onları avlarız. bizden genç yaşta kimse ölmez.ancak 1000 yıl yaşamış olmalı ki ölsün…eğer başımıza bela uğramışsa sabrederiz.. bize beyde –yöneticide gerekli değildir..

İskender bu sözleri işitince:”
eğer daha önce bu yere uğrasaydım dünyayı gezmeye kalkmazdım “dedi…

ve geriye Çin iline vardı..orada halkın muzdarip olduğu bir ejderhayı öldürdü ..Aristo’ya mektup yazıp halini bildirdi..az vakti kalmıştı..Aristo onu karşılamaya geldi.. beyleri geldi.. hasta yatağındaydı.. vedalaştı.. yerine kimseyi bırakmadı.. memleketinin her bölgesini bir beye verdi.. altından bir tabut istedi ve krallara göre kefenlenmek istedi.. ve tabutun içindeyken üzerine bal dökmelerini istedi ((ki, gerçekten de Makedonyalı İskender’in bugün henüz bulunmayan lahtinin içi bal ile doluymuş))..İskender hayata gözlerini kapattı..10.000 atın kuyruğu yas olarak kesildi.. halkı:” o burada Babil’de kalacak “ derken, bir kısmı “hayır o Makedonya’ya gidecek” diyordu ki bir ses duyuldu.. ”O’NUN TOPRAĞI  İSKENDERİYE ŞEHRİNDENDİR”.. ve  33 yaşındaki O’nu İskenderiye şehrine  defnettiler..

*Sâhib-i Keyvân veya Sahipkıran aynı manâdadır. İki yıldızın aynı dereceye, yani aynı hizaya gelmesine denir. Güneşle Zühre yıldızı bir dereceye gelir ve tam o anda bir padişah tahta çıkarsa bu padişaha “sahibkıran” denir. Bu hükümdarlar sağ yanına iki, sol yanına da iki kılıç takardı. Daha sonraları fetihlere, zaferlere erişen padişahlar hakkında da “sahipkıran” ünvanı kullanılırdı.(*alıntıdır)
Kül TİGİN

HurŞİTimden MürŞİTime bir tûtinin güncesi….Sevdiğim şimdide bu bahisten kendim için anladıklarımı Sana yazmak istiyorum ..ilk önce bir adamın talihi yaver gidecek yani yıldızı yüksek olacak değil mi?.. ben astrolojiden zerre anlamıyorum lakin, yıldızım bence en düşük derecelilerden gibi ha?!! ne dersin?.. hatta öyle düşük, öyle düşüktü ki, işte Sen bana yardım etmek zorunda kaldın diye de hep düşünürüm nedense. .zaten ben aslan burcuda değilim.. yan yan yürüyen tuhaf bir burçtanım üstelikJ..daha doğru yürümeyi bile öğrenemeyişimde bence bundanJ..başkaa..eğer bir adamın talihi aslan burcunda ki güneşse hiç kaçarı yok, tüüm kader ağlarını sadece onun muzafferiyeti için dokuyordu.. belki böyle nadir kişiler;  zaman döngüleri içinde, bir zamanı kapatıp bir diğer yeni zamanı açmak için nadiren geliyorlardı ki ,bence MEHDİ DENİLEN ŞEYDE BU KİŞİLERDİ..YANİ MESELA Hz Fatih Sultan bir mehdiydi.. veya o ayarda herhangi bir lider-önde gidende o devrin ,o halkın mehdisiydi.. ama asıl maksat aynı İskender’in en son rastladığı gerçek adalet üzere yaşayan o halk gibi, herkesin içindeki kendi mehdisini ortaya çıkarttığı haldir muhakkak.. çünkü o halkın içinde, başlarına geçirdikleri bir kralları yoktu ve zaten buna da hiç ihtiyaç duymamışlardı..nedennn?. çünküü, her zaman onların huyları-sularından dolayı asayişleri berkemaldi de ondan..ve gerçek:  HALK  HÂKK tı ve MEHDİ de O idi.


birde aynı İskender misali  bir kişi, ister dünya malı toprağına, makamı hazinelerine malik olsun ;nede bunun yerine manevi makamlara veya ilimlere sahip olsun, hiçbir zaman hepsine hakim  olamazdı ve olamayacaktı.. çünkü insan denilen şey sınırlı ve zamanlı bir maddeydi.. ve en önemlisi de yaratılmıştı.. İskender’ de bu dünyadaki  tüüm talihine rağmen, ancak ve ancak, sadece son hudut-maddi  yaratılmışlık sınırına dek gidebilmişti.. belki de o son hudut la artık gidilecek yer kalmadığı için, İskender-i Zülkarneyn’e diğer mana boyutu ancak ölümle açılmış ve seyahatlerine halâ hâzırda  o alemlerde seyran edip devran eyleyerek devam etmektedir.. ki, mesela bendenizde bunu şimdi yazarken anlıyor ve tabii ki inanıyorum.. İskender-i Zülkarneyn’ i buradan selamlıyorum.. keşke oradaki maceralarını da bize kaydedip yollayabilseydi değil miJ??derken gülerek, fena bişey düşünüyorum Sevdiğim.. ve yoooooooooo!!! hayır!!! diyoruz tabii..((bence bende artık kendi sınırlarımı zorlamayayım değil mi Sevdiğim.. daha ne kendime, nede evime bakabiliyorum.. üstelik henüz kendi ayaklarım üzerinde bile duramıyorumJ….))

neyse yine bu aleme dönelim biz en iyisi..Sevdiğim  ben İskender’in yolculuklarından şunu anladım esasında. bir padişaha ,bir komutana, bir idareciye gittiği yöreye göre nasıl ilmi siyaset sergileyeceği o devirde ancak böyle anlatılabilirdi.. ve  geçmiş halkların töreleri bugüne en güzel bu şekilde kaydedilerek geliyordu.. mesela mezar kümbetlerin içleri inanılmaz bir şekilde tarif ediliyordu ..(hele hz Süleyman ve hz Yusuf’un kabri..)mesela o devirde de en karışık Ortadoğu-Babil merkezli  bölge ,o daireymiş.. bugünde Babil kazanı kuyusu civarı hep aynı değil mi?.. aslında Babil kuyusu belki de incelenmeli.. onun suyunun karıştığı bu yerler, havasının teneffüs edildiği bu diyarlar başka türlü incelenmeli değil mi?. ve aynı İskender’in, hikmet sahibi hocalarının, ona dikte ederek yaptırttıkları gibi, bu yöre ahalisinin kesinlikle  iç işlerine karışıp, içlerine girilmemelidir.. bu iş askerle vesaire asla olmaz.. aynı İskender’in bu zor halklar için daima başvurduğu gibi, o yerin en yüksek manevi kişisini arayıp bulup, meseleyi taaa en baştan onun gönlünü alarak kazanmaktır
J..buda bize  gösterir ki, İskender’in asıl zaferi : bir diyara girdiğinde daima o yerin  maddi kralı yanında= manevi kralı kutb’ûl arifanı da ziyaret etmesiyle ve onu hoş tutmasıyla  olmuştur..


bugünse dünya liderleri, halklarıyla sadece medya-basın karşısında göstermelik  muhatap oluyorlar.. hiçbir zaman, aynı eski devirlerde olduğu gibi veya bu haftaki konumuz İskender misali, günümüz  LİDERLERİNin  yanında 70 değil 7 tane dahi HİKMET SAHİBİ ARİF ADAM NEDENSE GÖREMİYORUZ.. ve günümüz  liderleri  seyahatlerinde yanlarına  daima medyacıları, sanayi devlerini  ve belli aileleri alıp,   özelde de bir tek onlarla muhatap oluyorlar ve siyasi hayatları için yapılan yüksek yardımların bedeli olarak da, onların kuklası haline zamanla da gelebiliyorlar tabii.. işte o yüzden de dünyayı yöneten hep aynı kuruluşlar oluyor genelde..

buna en komik ama gerçek örneği hepimiz yakınımızdaki alışveriş merkezlerinde gözlemleyebiliriz.. ülkenin neresine gidersen git aynı tipteki alışveriş merkezlerinde, aynı markalı dükkanlardan, aynı malı almak zorunda bırakılışımız gibi gibiJ)..işte kölelik sistemi çarkı böyle böyle  bizim elimizle kendimize ördüğümüz bir şey aslında..ESNAF VE KÜÇÜK SANATKAR-ZANAATKARLAR-EV-EL TİCARETİ YOK EDİLİP FABRİKASYONLAŞTIRILARAK-TEK TİP HALİNE GETİRİLİP  bizi demir ağlar gibi sarıyor da sarıyor.. sonra da çözülemediği içinde tabii ki Gordion düğümü oluyor.. işte o vakitte ancak ve ancak gelecek bir kurtarıcı sayesinde –tek bir kılıç darbesiyle bir defada, anında kesilip atılıyor.. işte işlem aslında bu kadar kolayken, bizler, bize dikte ettirilen bağımlıklarımızla  kendi kendimizi bir yumak gibi dolayıp duruyoruz.. sonrada bizi çözecek bir kurtarıcı arayıp duruyoruz değil mi?.. oysa baştan uyanık olsak, tuzaklara düşmesek, kendimiz olsak!!… bunlara hiiç gerek kalmayacaktı değil mi?..


Sevdiğim, ayrıca İskender bahsi bence bize şunu da anlatır.. dünyaya kimler gelip geçerse geçsin –ne olup biterse bitsin: onu sadece seyredebiliriz.. onun  imtihanı tuzaklarından- oyunları kuranların dairesinden asla ve asla çıkamayız.. bize düşen bu aleme imtihan için geldiğimizi ve imtihan edildiğimizi hiiç aklımızdan çıkartmamak galiba.. öyle uyanık olmak lazım ki;uykumuzda, rüyamızda dahi, rüyalarımızı kontrol edip yönlendirip yönetebilir hale gelebilelim..  çünkü belli yerden sonra aynı İskender-i Zülkarneyn’ e Yaratıcının verdiği izin ve yetki:” hak ve batıl ayırımında sen dilediğini yap”= emri bil maruf nehyi anil münker i  aslında her birimiz içinde geçerlidir.. o noktaya gelen kişi, kendi devrinin mehdisi de olmuştur.. kendi yecüc le mecücün=vesveselerinin mehdisi .. kişi ancak demir çelikten bir zırh giyerse, yani kan değerleri düşmeyip, sinir sistemini her daim güçlü kılabilirse, karşısına çıkan olaylarda doğru karar verip, onlarla başa çıkabilirdi.. kişinin ne vakit kan -DEMİR(akıl) değerleri düşer, ne vakit duygusal BAKIR(iletişim-algı-sezgi) sinir sistemi çökerse; işte o zamanda yecücle  mecüc- fitne fesat- vesvese-evhamı, onu kendisine ve her şeye, tüüm değerlere yenik  kılardı.. ve o kişiyi, tüm maddi Duvarları yakıp yıkıp geçen bir  terörist =VİRÜS yapardı…

nur cihan
22.9.2012
nuralem7@hotmail.com