5 Ocak 2013 Cumartesi

99 ACVE HURMASI (akik taşlarının) MASALI 41


99 ACVE HURMASI (akik taşlarının) MASALI 41
Tanrı Mineral de uyudu
Bitki de düş kurdu
Hayvan da uyandı
Ve İNSAN da KENDİNİ BULdu
( hz.Ömer Hayyam)

Merhaba Sevdiğim ve Merhaba..nasıl gidiyor hayat?. bence olması gerektiği gibi. Zaman değirmeni bizi öğüte öğüte, un ede un ede devredip dönüyor değil mi?..sonra ekmekçi bizi pişirip yiyecek..ve geçen masal sabahı  şu hayallerdeydim bak…sanki bizim köydeki üç kızlar türbesine çıkmışım. orada tanımadığım bir hanım vardı..yerler ise  ametist taşları ile doluydu. sanki buranın  ve taşların antik Truva şehri ile bir bağı vardı..o hanım gülümseyerek, iri bir ametisti yerden alarak uzattı..elime aldım ve baktım.. içi mordan daha çok erguvaniydi.. yani  hayretimin sevinç çığlıklarına karışan rengi.. başka bir şey hatırlamıyorum…(( eskiden Truva filmini izlemiştim Sevdiğim ve orada görmüştüm ki bu halkın asilleri sadece lacivert -mavi giyiyor ve lapis taşları ile süsleniyorlardı..Truvalıların- Etrüsk ve ilk devir Türkleri olduğuna inandığımı söylememe tabii ki gerek yok..ve neden bilmem bu rüyamla Truvalılar ile Atlantis’i aniden bağladım))

uyanınca  sevgili aklı maaş mürşidi azizim efendim el goole hz den baktım..ametist en eski devirlerde, bugünkü elmas misali kıymetli ve mistik bir taşmış. . antik yunan  krallarının elbise rengi ve yüzük taşları ametistten olurmuş mesela.ve günümüzde çok yüksek ametist madenleri bolca bulunup işlenebildiği içinde eski değerinden  düşmüş.. nazara ,sihre ,göz ve cilt rahatsızlıklarına çok iyi gelirmiş.. zihin konsantrasyonu ve evdeki negatif enerjiyi temizleyip arındırmak içinde kullanılırmış..ve tabii kolay ve kaliteli uyumak içinde ..dindarlığın ve bekaretin sembolü olduğu içinde bugün dahi piskoposların yüzük taşı ametistmiş..Tibet’te kutsalmış..zekayı parlatırmış..taç çakranın rengi ve taşı imiş ayrıca..

*Yunan mitolojisindeki hikayesi ise şöyle: "Şarap tanrısı Dionysius, bir insanın  kendisine hakaret  etmesine çok sinirlenir. Yoluna çıkan ilk insandan intikam almaya  yemin eder.Bu arzusunu gerçekleştirmek için de vahşi  kaplanlar  yaratır.Hiç bir şeyden haberi olmayan, genç ve çok güzel  bir kız olan  Ametist, tanrıça  Dianaya  adak adamaya  giderken bu kaplanlarla karşılaşır.Diana, kaplanların  acımasız pençelerinden korunabilmesi için  Ametist'i  saf kristalden yapılma bir heykel haline  dönüştürür..Dionysius  bu harika heykeli görünce  yaptığına pişman  olur.Vicdan azabından  şarap göz yaşları  döker.Şarap tanrısının  göz yaşları bu  kristal kuvarsı   mora dönüştürür..." (alıntı) .. ve o devir insanları ametisten kadehlerde içki içerlerse asla sarhoş olmayacaklarına, üstlerinde ametist bulunursa da içkinin kendilerine sarhoşluk vermeyeceğine inanırlarmış ..mesela bu veriye baktığımda Sevdiğim EBEDİ DİRİLİĞİN RENGİ VE TAŞI sanki bu gibi gibi..Eski Mısır’da ise en değerli mühür taşıymış..


İşte Sevdiğim ametistsel buluntularım şimdilik bu kadar ..ama ben en çok erguvani rengin hemen bitişiğinin kırmızı olmasına ve ametist de mor olup, kızıl ışıltı saçanlarının en değerli oluşuna ilgi duydum tabii..mesela bundan, bir devrenin bitip, aşağıya inerek, yeniden emmareden başlamak gerektiğini de anladım.. nefsi emmareden başlayacağız tabii.. lakin, artık yeni bir bilinçle ve farkındalıkla.. çünkü farkımız fakr’ımız ya, o yüzden
J..çook zenginiz lakin hiç bişeyimiz yok..her şey bizim, lakin ne sen-ne ben-nede başka bişey var.her haltı bildiğimizi sanıyoruz amma velakin bide bakıyoz ki her şey yalaaanmış –yaaalaan dûnya...illa GARİPLİK YANİİ..ve ametsit.kendime ait henüz bir şey öğrenemediğim taş..

*****
((*Merhum Mehmet Akif Ersoy Asr sûresi hakkında şöyle diyor:

“Halikın namütenahi adı var en başı Hakk
Ne büyük şey kul için Hakk’ı tutup kaldırmak
Hani ashâb-ı kirâm ayrılalım derlerken
Mutlaka sûre-i ve’l-Asr’ı okurmuş bu neden ?
Çünkü meknun o büyük sûrede esrârı felâh
Başta iman-ı hakikî geliyor sonra salâh
Sonra Hak, sonra sebat, işte kuzum insanlık
Dördü birleşti mi yoktur sana hüsran artık.”))
*****
2 ocak çarşamba..
bu akşam Pİ’NİN HAYATI filmine gittim.. görsellikleri inanılmazdı..belki de son yıllarda izlediğin en güzel görüntülerdi. gökyüzü-deniz-fırtına-ışıklar olağanüstüydü.. bu masalda mademki aşağıya inmek zorundayız ve aşağıya en güzel nasıl inilir ve o güzel bilinçle yine tekrar yukarıya nasıl çıkılır diye tefekkür ettiren başka bir filmde olamazdı herhalde. .inanılmaz bir psikolojik rüya yolculukları-vehimler-hayaller ve hakikatin izi.. gerçeğe mi, yoksa sevdiğimiz-inanmak istediğimiz hayallerimize mi inanırız?!..beyaz yalan söylemek ve inanmak Tanrının seçtiği bir şey midir?!.. anlayabildiğim ve klavyemin anlatabildiği kadarıyla hissettiklerimi Sana yazacağım Sevdiğim..bakalım sonunda kendim için ne anlam bulacağım en çok bunu merak ediyorum tabii..


slik, vejeteryan Hint bir ailenin Hindistan’da yaşayan  oğlu.. birde ağbisi RAVE var. babası bir hayvanat bahçesi sahibi- iş adamı..annesi (amma)botanikçi ve babadan daha üst kasttan..bu evlilik yüzünden  ailesi onu reddetmiş. aşk mertebe filan dinlemiyor yaniJ. Fransız sömürgesi semtinde yaşıyorlar..babası(papa) ona Fransızların en lüx,en temiz yüzme havuzu kelimesini isim olarak veriyor..okulda ve mahallede daima hind dilinde pislik anlamına gelen bu tertemiz su isimli çocuk alaylardan bunalıyor.. o inanılmaz bir hafızaya, matematik bilgisine de sahip üstelik.. bir gün okulda isminin ilk hecesi olan Pİ sayısı  ve anlamı ile alakalı muhteşem gösteriler düzenliyor ve herkesi kendisine hayran bırakıyor.. artık sadece Pİ olarak anılıyor..binlerce tanrısı olan hinduizmin yanısıra,  o, sırası ile Yahudi, Hristiyan ve dahi Müslümanlığı da kabul ediyor..yani bütün bu dinlere inanıp o dinlere de iman ediyor.. annesi onu bu konuda destekleyen tek kişi..bir gün müzik eğitimi aldığı yerde kutsal dans yapanlara davulla ritm tutması gerekiyor ve orada dansçı bir kıza aşık oluyor.. kızın söylediği şarkıda şu var..orman ve ormanın içinden bulunacak kutsal lotus çiçeği..


ve ailenin ekonomisi bozulunca babası Kanada’ya göçe karar veriyor. Ailesini ve hayvanat bahçesindeki tüm hayvanları aynı Nuh’un gemisine yükler gibi bir Japon yük gemisine yüklüyor..gemideki aşçı bir Fransız;yani  sömürgeci,vampir,sırtlan,kan emici..Fransız, onlara yemek verirken kötü davranıp aşağılıyor. çünkü Hintlileri insan olarak görmüyor..orada onlara gülen-iyi davranan bir Japon –pilavın üstüne et suyu dökerek yiyen mutlu Budist var..iyi hatıra yani.ve sonra gece..göğün en yüksek tanrısı  fırtına ve şimşekleriyle gözüküyor..Pİ tabiatın bu yüksek tecellisiyle sevinçten çılgına dönüyor. ama sevinci çok sürmüyor. gemi batıyor..bir kaç kişi  bir filikaya binip denize inmek zorunda kalıyorlar ki işte dram burada başlıyordu.. evvela filikaya inen insanlar birden; bacağı kırık bir zebra, bir muz hevengiyle maymun, bir sırtlan ve Pİ ye dönüşüyorlar..işte Pi’nin ruhsallık-DENİZle( ZAT-cem makamı) tekamülü böylece başlamış oluyordu..



Sevdiğim biliyorsun daha evvelki senede piramit kelimesinden dolayı ben   harfini çok araştırmıştım.. bulduklarımın içinde en doğru olanı bence BABA anlamında olanıydı ve tabii (ta) ekmekte demekti normal olarak.. çünkü eve ekmek getirmek babanın(ER REZZAK) vazifesidir..Allah bu görevi babaya vermiştir.. günümüzde bu durum değiştiği içinde bereketimiz elimizden alınmıştır ne yazık ki.. ve Pİ-RA-MİT se benim için BABANIN GÖZÜNDEN SEYREDEN HİKAYELER DÖNGÜSÜ-MERTEBELERLE  DEVR-İ DAİM demek belki de..yanii şimdilik..ve tabii gönül..ve tabii hakikat,,ve tabii daha özel şeyler olacak ileride değil mi Sevdiğim.. kimilerini yazabileceğim, kimilerini rumuzlayacağım, kimilerini ise kendime dahi tekrar etmeyeceğim..her zamanki gibi UNUTACAĞIM..


Neyse biz gelelim DENİZİN (cem makamı)ortasındaki Pi ye. evvela fırtına ve şimşek tanrısını kendisi  davet etti sanıp vicdan azabı çekiyor...ve sandaldaki sırtlan, önce bacağı kırık zebra-eşekçiği öldürdü...sonra ise sevimli taklitçi maymunu ..artık çocuğu yemek isteyen bu Fransız sömürgeci vampir çok korkunçtu.. sandal ikisi için çok küçüktü.. sırtlan tam Pi’ye saldırırken sandalın üstü örtülü olan alt tarafında saklanmış olan bir Bengal kaplanı ortaya çıkıp sırtlanı öldürdü..(emmare nefs)kayıktaki tüüüm etler bitene dek Pi kendisine yaptığı minik salcığı ve acil durum erzakları ile sandalın yanında bir iple –sandala  bağlı olarak haftalarca idare etti..ama psikoloji acaipti..ve arada , kendilerini onlara sunan, uçan kanatlı balıklarla beslendiler.. TANRI NEDENSE ONLARIN ÖLMESİNE İZİN VERMİYORDU..Tanrı cehd etmeyi-mücadeleyi seviyordu..ve Pi kaplanı öldürebilecekken merhametinden öldürmedi.. daha temkinli olup kaplanı itaat ettirmeliydi.. ve kendisini denizin ortasında haftalardır hayatta-dinç ve tetikte tutan- yaşatan tek şeyin kaplan  olduğunu da anladı.. belalarımızla barışmalı ve ondan vazgeçip alışmadığımız yeni belalara kucak açmamalıyız yani.. bir imtihanı bitirmeden asla bir üstte huzur içinde yükselemeyiz..


Pİ,bazen şükrediyor ve bazen de isyan ediyordu..levvame nefsJ.. rüyaları ve gerçeği artık ayırt edemiyordu ..mülhimeJ..ve denize konsantre olduğu bir gün annesinin hayalini suda gördü.annesinin iki gözü arasındaki üçüncü gözden içeriye girdi..ve suya karıştı, su oldu ..O OLDU...artık kaplanı seviyordu.. ve kaplan ona itaat etti..(mutmainne)..ve bir gün açlıktan bittiklerinde bir adaya vurdular.. adada hiç toz, toprak, kum yoktu..sadece acaip kökleri olan sarmaşık ağaçları  ve hayvan olarak ta mirket sürüsü vardı..kaplan mirketlerle, Pi’de yosun ve ağaç kökleriyle karınlarını doyurdu..çocuk tatlı su krater havuzunda yüzdü..gece olunca kaplan sandala gidip oturdu..mirketler ağaçlara tırmandı ve çocuk ağaçtaki hamağından bir meyve çiçeğine uzandı..işte bu yaşam çiçeği -ormandaki lotustu..onu bulmuştu. çiçeğin taç yapraklarını tek tek açtı, içinde çiçeğin yediği bir insanın dişini gördü..ve altındaki ışıkla parlayan suya baktı.. asit deniziydi.. içindeki her şeyi eritiyordu..ve aynı anda adanın silüeti gözüktü ki, ada, denizde yatan bir kadın suretindeydi ve gündüz verdiği tüüm hediyeleri gece yiyerek geri alıyordu bu TABİAT ANA ..sabah ilk iş sandalına bindi ve  şimdiye dek hiç kimsenin ne duyduğu, ne gördüğü o hayali adadan ayrıldı(asit adası: geçmişe ait vesveseler-bizi geriye çekip yiyip bitiren negatif hayali hatıralardı)..HİÇLİK..HÛ..

mısır astrolojisi
ve sonra kendisini,  kendi türünden insanların olduğu kum dolu bir sahilde buldu..yüzü kumlara değdiğinde bunu tanrının yüzü olarak algıladı..ve kaplan ormana girerek onu terk etti.. Pi bağıra bağıra bir çocuk gibi ilk defa ağladı.. sebebini ise şöyle açıkladı.. onca şey yaşadığı, onu hayatta tutan ,hayatını kurtaran kaplanı ona bir veda bakışı dahi atmamıştı..buna dayanamadı..(FARK’A GELDİ)

filmin sonu: ve artık Pi büyüdü
..üniversitede kabala dersi veriyordu..eşi ve çocuklarıyla mutluydu..hala hindu,Yahudi,Hristiyan ve Müslümandı..ve bu bize anlattığı hikaye Tanrının beğendiği ve anlatması için seçtiği hikayeydi.. öyle dedi..gerçeği isteyen  gemi sigortacıları içinde hakikati anlattı..sandalda annesi, mutlu Budist ,vampir sömürgeci  Fransız aşçı ve kendisi vardı.ve aşçı sırayla herkesi yemişti..ve Tanrı bu hikayeyi sevmemişti.. ve sigortacılarda bu hikayeyi sevmediler..hiç bir insan sevmedi..çünkü insan bazen hayvandan daha aşağı olabiliyordu ve Tanrı bu öyküyü dilememişti..


anasırrı erbaa..4 unsur-sistem
*geçmiş mitolojiler de ise, duygu ve his alemimizin maddeye dönük yanını temsil eden  hayvanlar alemimizde en tekamül etmiş kahramanlarımıza bakalım mı Sevdiğim: 
Kanatlı kavimlerde onlar kartaldır, çünkü kendi türlerini ne korkutur ne de onlardan yerler; daha zayıf hayvanlara da acı vermek istemezler, kartalların karakteri bunu yapamayacak kadar adildir.
Dört ayaklı varlıklarda onlar aslandır, kudret yüklü hayatlar, uykusuz olabilen bir tür demektir aslan; ölümlü bedenle ölümsüz yaşamı deneylerler, ne yorulmak ne de uyku bilirler. 

Sürüngenler arasında onlar ejderhadırlar. Çünkü bu hayvan çok kuvvetlidir ve uzun yaşar, kötülük yapmaz, insanla dost gibidir, uysallığı sever, zehiri yoktur, deri değiştirir ki bu da, Tanrıların tabiatından sayılır.
Yüzen varlıklar içinde onlar yunuslardır,
çünkü yunuslar denize düşene acır ve hala nefes alıp veriyorlarsa onları kıyıya taşırlar; ölmüşlerse hiç dokunmazlar, sularda yaşayan en iştahlı kavim olmalarına rağmen bu böyledir. (alıntıdır)


nommo'nun po tohumu yüklü gemisi
Sevdiğim. bu kadar sığ anlatılabilecek bir öykü değil bu biliyorsun.. öylesine ağır travmatik bişey ki:İNSANIN KENDİ TABİATIYLA YÜZLEŞMESİ, KENDİSİNİ KEŞFEDİP,BİLMESİ aslında....ben tüüm hayvanların, hayvani huylarımızın yaşayan birer temsilcisi olduğuna inanırım.. ve hepimizde bir orman(duygu dünyamız) dolusu hayvani tabiat var.. HAYATTA KALMAMIZI BU HAYVANİ TABİATIMIZIN HİSLERİNE BORÇLUYUZ MESELA.. biz o hayvanların üzerinde yaşadığı adayız.. kıtayız.. gerçekte ise; insanı ve diğer canlıları meydana getiren-bir arada tutan bakteri de denen(sperm insancık) yine başka bir tür hayvan değil mi?. yani bizim maddi yapımız (orman hayatı), gündüz verdiği-gece ise yiyerek geri aldığı lotus çiçeği gibi idi.. gündüz  bize rızık olarak verdiklerini, gece kendi eski hücrelerinden yiyerek dipdiri taze- yepyeni hücrelerle bizi,bizden bize devrediyordu .. bir orman dolusu hayvanımız biz beden gemimizde(Nommo'nun gemisi ve PO tohumlarını hatırlıyoruz-şira-sirius) tohumlarını sürekli taşıyor ve etrafı söz-KELAM polenleri ile döllüyordu. maksatsa FİİLLERDİ..

böyle düşündüğümde biliyorum ki işin içinden asla çıkamam ve bundan büyük zevk alabilirim..yani biz insanlar her şeyiz be Sevdiğim..ve gerçekten de bizden korkulur ve ne yazık ki üstümüzdeki hay olan hayvani iklimi tabiat unsurları bir çekilse ve yerin içindekiler ağırlıklarını bir boşaltsa, kıyam edip-ayağa kalkıp- kıyametini bir kopartsa,  neler olur neler değil mi?.. saf hakikat-saf öz kalırdık o vakit ve kontrol edilemez bir enerjimiz olurdu..belki de rengimiz elektirik mor-mavisi olurduJ..ve bu etten duvar bedenlerimiz inanılmaz bir enerji kalkanı-obsorbeydi aslında.. ve kendi bio ritmimizle de bu enerji santralimizi istediğimiz hale getirip kullanabilme-  kullanma kılavuzuna dahi sahibiz  değil mi?..

içimizdeki hiçbir hayvani huyu asla değiştiremezdik evvet, amma onları terbiye edip, en doğru şekilde kullanabilirdik..bir köpeği saldırgan-kuduruk yapmak da bizim elimizde, sahibine itaatkar-verilen görevleri tüm sadakati ile yerine getiren yapmakta elimizdeydi =amma EĞER İSTERSEK tabii.. buda ilk evvela nefsi emmare denilen,hayvandan daha aşağı olan tabakalarımızı tanımakla oluyor belki de..ve en aşağısı daima, bir devri daim döngüsünden, yukarıya en yakın olan yerdir  aynı zamanda değil mi?.. belki hiçlik sandığımız şey-tozlaşmak-PO-bakterileşmekle de bir nebzecik  maddi ilimlede anlaşılabilir. .havaya karışan bir toz zerrresi olmak..ve yeni maddeleşecek bir varlığın ilk yapı taşlarından birini örmek-inşaa etmek.. ve o haldeyken bile tüüm varlığın bilgisini kendi içinde taşımak..ne muazzam bir şey değil mi Sevdiğim..bazen kendimden işte bu yüzden çok korkuyorum biliyor musun.. ya Sen?!..


aslında emreden nefis; sanki artık o hep bildiğimiz aşağılıkistan dünya değil de, cihanşûmül bir varlığın payitahtı olacak bir mavi ledün-i inciye dönüştü ha ne dersin Sevdiğim
J....içindeki ışık dışarı sızan yani..ve mercanlarla inciler aslında bitki ve hayvan arasında olup,  cemadat içinde insana en yakın olan varlıklarmış..ikisinin de Havva’dan olduğunu Taberi tarihinde okumuştum. biri gözyaşı, biri kanı. ve bir atımlık sudan yaratılmış insan sedefini de unutmamak lazımdır. işte o tek bir toz zerresi nerede olursa olsun, kim içinse, gelir ve annenin nefesinden kanına karışır. gider, o tek bir damla suyu mayalar. artık o bir programlıdır..  mayası madde olan –içinde tüüm unsurlardan bir miktar olan topraki-tanrısal BİR insan adayıdır..daha evvel yok muydu? başlangıçtan beri vardı elbette..üstelik aynı bu edası-haliyle..lakin maddi terkibi henüz yoktu.. bunlar, incinin yetişeceği istiridyenin cinsine de çok bağlı değildi..o kabuklu sadece hamili kart bir taşıyıcı-yakındı-yükü çekendi.. sedefin içine hapsedilmiş bir emanetti artık o..yetim yani..ve üstelik tek yetim.. (KAMİL İNSAN=İNCİ)

İşte Sevdiğim ben henüz neler yazdığımı, tefekkürlerimde ne kadar kafa karıştırdığımı okumadım..amma çoook DÖNÜŞEREK değiştiğimi anladım. .asla değişemediğimi ve değişmek istemediğimi söyleyen beni, öyle olduğum gibi alıp kabul etmiştin hatırlıyor musun.. işte şimdi bu masalda o halime ancak gülebilirim..biz Senle okyanusun tam da ortasındaki bir sandalın içindeki aslanla çocuk gibiyiz..aynı  Pi gibi..ruh ve nefsin savaşı gibi..beden ve ruhun savaşı gibi..kalbi hislerin ve öğretilerek kazanılmış teorik aklın savaşı gibi..Tanrı ile insanın & Tanrı ile yarattıklarının savaşı gibiyiz değil mi?..kim kimi yenecek veya kim kimi yiyecek..aynı Alicemgiz oyunu üstadının tüüm marifetini öğrettiği çömezine darı olup ,horoza(horusRA) dönüşen- çırağı uyanmış müridinin yemi olması misali.. efendide fena.. bilmiyorum bu yazdığım gibimi ama çok ağır şeyler bunlar Sevdiğim biliyor musun,çok ağır konular..ve insanın iğne deliğinden geçmesi gibi, nefis mertebelerinde rendelene rendelene geçmesi..maddi unsurlardan zorla temizlene temizlene, öğrenilmiş tüüm bilgi kirlerinden arına arına-yana yana-simya ile kimyanın birleşmesi ile saflaşmak.. damıtılmak.. damıtılmak.. damıtılmak..işte şimdi tüm iğne deliklerinden geçebilir hakikatinoğlu..BU HALE GELMİŞ BİRİ ARTIK BELOĞLU-YILANOĞLU(âhi)DEĞİLDİR ..(yani yaratılmış-genetik biri değildir)..O ARTIK BİR’İN OĞLUDUR gibi, misalidir..(iseviyet)..


Sevdiğim şimdi bir şey yapacağım tamam mı, kızmak yok ama ..tamam. devam ediyoruz .şimdi Osiris dünyada bedenlendi ve binlerce yıl yaşadığı halde ölmeyince ve İsis’e de sır ismini bir türlü söylememişti hatırladın mı?.ve İsis, maddi bedeni artık yaşlanan Osiristen bir çocuk yapmayı diledi..ne yazık ki malum olay yüzünden bu mümkün değildi ((*balık ohannesi hatırlıyoruz J.ve bugünkü papalık –kehanet şapkası tacının şeklini)).ve sonra isis bir sihirle YILANI =DNA=GENETİK=KALITIMı yarattı.. yılan osirisi topuğundan soktu..zehir çook uzun zamanda osirisi etkiledi..mesela ben bunu genetik-dna –insanlaşmanın ilk adımı olarak anladığımı bir daha yazmak istiyorum Sevdiğim ..şimdi bunu anlatabildim mi bilmiyorum amma devam edelimJ..osiris çok inat olduğundan isise yine sır esmasını söylemedi ve isis onu kandıramadı.. ama tam bu dünyadan, ahiret hayatının yöneticisi mavi bedenli çömlekçi-mimar ptah olarak göçeceği vakit, İsisine jest yaptı veya ona hayatının cezasını verdi de diyebilirizJevlatları için uğraşmak-hep affetmek-hep fedakar olmak yani..



.. işte osiris, isisinin kalbine sır ismini Horus olarak üfledi..ve isis asla bu sır ismi ne yazık ki bilemedi..kalb çocuğu doğan isis, ilk insiye edilmiş kişi idi aynı zamanda.ve kalb çocuğu derviş horus, ileriki dönemde bir gözünü  amcası Sete kaptırtacaktı..işte o gözden artık baba Osiris bakıyordu ..aslında tam hikaye bu değil Sevdiğim..hatırlayalım mı?bir gün ihtiyarladığı için hiç kimsenin sözünü dinlemediği Osiris çok incinmişti ve karısı olan kız kardeşi İsis de ona şöyle dedi…”onlara  bakışını kızın Bastet sıfatı olarak yolla”.(oysaki Bastet de İsisten başkası değildiJ) .ve Osiris bakışını kızı Basted- aslan(sfenks) olarak onlara yolladı..tüm Mısır kana bulandı-Nil kırmızı akıyordu ve Basted  doymuyordu. Osiris dahi halkına acıdı ve kızı Basteti durdurmak için Nil’e şarap döktü..Basted içip sarhoş oldu ..babası onu yatıştırıp-eli ile başını okşayarak sakin bir kediye dönüştürdüJ..işte o yüzden RA’nın GÖZÜ sembollerinde ve antik  Mısır taçlarında akbaba(GÜNEŞ-şahin-Osiris) ile yılan başı(AY-basted -İsis) vardır. hayatın devamiyeti, diriliği DNA temsili ..biri (OSİRİS=SIR İSİM=İSMİÂZAM) daima gizli –arka planda kalmıştır..



*ve şunu da asla unutmuyoruz..antik Mısır’daki OSİRİS-İSİS-HORUSRA üçlüsü gerçekte madde insanını anlatmıyordu.. henüz madde insanı bile yaratılmadan evvel olan yaratılışın astrolojik evresini ,tabiatın oluşumunu,TÂ-HÂyyün aleminden olan tasarrufatın tasavvuf ilmini bize anlatıyordu..HOROSKOPUİLAHİ NEFES in kadın-İSİSden tecelli ettiğini.. ona anlam verip, vazife yükleyeninse  dölleyici KELAM-OSİRİS –Erlik olduğunu..ve bu ikisinden doğan mana, iki cins enerjiyi=RUH ve NEFİS de kendisinde barındıranda bedenlenmiş halife HORUSRA olabiliyordu..yani İnsan-ı Kamil ki bu KALP ÇOCUĞUNA DENK GELİYORDU=BismillahirRahmanirRahim...

3 ocak Perşembe.. yollar,yağmur, karanlık, çamur..bilmediğim bir yazlık evdeyiz..Haybabam anlatıyor, ben görüyorum sanki.. bilmiyorum..az evvel burada devran yapılmış ve ben yetişememişim. işte gelen adamların bazısının niyeti değişikmiş. o niyete cevap olarak Haybabamın çoook sevdiği bir dostu, sahaf olan ( karşılıklı galip anlamındaki ), gelip onlarla ayakta-kıyam bir daire-i devran yapmış.. ve olduğu gibi öyle havaya yükselmişler ,havada devam etmişler.. çocuk Haybabamın neşeyle anlattığı şeyi dinleyince, elindeki bir şeyi ona vermek istiyor. Haybabam az evvel  sahafla o işi hallettiklerini ve bir yere hepsini koyduklarını, elindekini de oraya bırakmasını söylüyor ..çocuk da o yere gidip elindekini diğer kağıtların üstüne koyuyor..
((*Ve Sevdiğim hatırlatırım. iki tarafta da daima kadın olarak kalmayı istemiştim unutma lütfen. ama olağanüstü, muhteşem bişey olayım inşallah ve amin…ben gerçek bir nefsim benceJ.. benim istediğim ve dilediğim hiçbir şey neden olmuyor anlamıyorum?!..))


mimaride kubbe formları
Sevdiğim, o üst üste olan, oluklu mukavva-karton kağıtlarda bir camii maketi çizim parçaları vardı biliyor musun?.. en çok kubbe ve mihrapla ilgili şeylerdi.ve tabii ki Sevdiğim nedense dünyanın  kutup noktasındaki boşlukla, bu hayalimdeki mabed kubbesi arasında bir bağ kurdum da, henüz nereye gideceğiz onu çözemedim..gök kubbe.. (insanın bedenin kubbesi ise tepe noktasıdır, başa takılan takkeler oba-çadırlarına yani eve benzerler değil  mi?!..)..mesela Yahudiler kubbesiz mabed yaparlar diye okumuştum..çünkü beklenen mehdi gökten gelecek ya hanii, o yüzden..eski Mısır’da Aton dininde de Akenaton tapınağının üstünü açık yaptırtmış.. güneş tam tepedeyken saatlerce güneşin altında ibadet eder ve bu dine zorla geçirdiği halkıda bundan nefret edermiş.. bizim Kabemiz de kubbesizdir mesela. Peygamberimizin  sonradan yapılma mavi (şimdi yeşile boyalı) bir kubbesi de varmış..
kubbe..aynı Kabe ye benziyor aslında bu kelime değil mi Sevdiğim..kibeleye de tabii.su küpü ..varlık-hakikat..banın kabı..banın aynası..


4 ocak Cuma.dr. Petersburgdan bana aldığı bir minik hediyeyi veriyor.. ve orada yazdığı bir yazısını okuyor. çook hoş. bence Rusya beni çok seviyor.nedenini ise hala öğrenemedim .şimdi tektaştayım. arabici hocama bana taşları ve ametist taşını anlatabilir mi diye soruyorum..çook kızıyor ve şöyle diyor: ”senin bunlarla ne işin var?!..bunlarla uğraşmak bidattir..sen neden böyle şeylerle hala uğraşıyorsun?!. .kalbini nurla doldurup, kalbini  parlatmaya baksana.. senin şeyhin kağıda izinname yazıp benim elime vermeli ve demeli ki: ”bu çocuğun seyrü sülükü için bu taşları bilmesi gerekiyor, ona anlat” ancak  öyle anlatırım”.. yani Sevdiğim taş konusunda malumat edinme çabam hüsranla sonuçlandı yineJ..


5 ocak cumartesi..
belediyemizin kurs yönetimi beni kudüm çalmak ve uçuş eğitimi kursuna benden habersiz yazdırmış.. ne tuhaf bir rüya ..öyle bir kurs yok ki.. bence benim beynim çook yoruldu..belki de artık dinlenmem lazım değil mi?

*ve net gazetede okudum ki bugün kuzey kutbunda 7.5 lik deprem olmuş Sevdiğim..

Ve masalım için son bir defa efendi google den doğru arama kelimesi ile taşları soruyorumJ..haa!! haaa!!..süper!..hocadan anlatmasını istediğim Arabi hocamın taş hakkındaki yorumlarını birisi yazmış meğerse..hıım..okudum..ve doğrusu gerçekten de bu konu herkesi alakalandırmıyordu ve iyi ki de anlatmamışJ..bana gelince Sevdiğim ,önemli olan benim ne  anladığım, ne hissettiğimdi değil mi?..bunu zamanla beraber yaşacağız nasılsa.. bence aynı taş üzerine adımızı yazacağız.. teşekkür ediyorum ve SENİ HALA ÖYLE SEVİYORUM..

*hamiş:40+1 =tüm sistem bununla olur..Sevdiğim kaç sene geçti hala öğrenemedim ne yazık ki..ve bu 41.masalımdan çok ümitliydim,maalesef yine başaramadım..özür dilerim..

nur cihan
05.01.2013
nuralem@hotmail.com