29 Ekim 2008 Çarşamba

İLAH’i TUR’izm 7@hotmail.com







İLAH’i TUR’izm7@hotmail.com
Ömür: En Kıymetli Sermaye



İyi bilesin ki,
Nasıl ki,bedenler,gıdalarla gelişir ise,haller de vakitlerin safası ile güzelleşir.Bedenin gıdası,ona verdiğin temiz ve helal rızıklardır.Ruhun gıdası da,boş vakitleri değerlendirip,taatle geçirdiğin vakitlerin kazandırdıklarıdır..O vakitler ne kadar saf (ve Allah için )olursa,onlardaki mana cevherleri de o kadar çok dile gelir...

Eğer,senin idrak gözün kapalı ise,tefekkür menbaın (kaynağın)derinlere kaçmış ise, himmet atların,o güzel zatlara yetişmekten alıkoyulmuş ise nasıl olur da onların derecelerine ulaşmaktan bahsedebilirsin?

Onlar öyle kimselerdir ki:
Onların kalp menbalarından hikmetler fışkırır,
Onların içi”gayp ateşi’nden gelen marifet nurları için”kabes”(ateş parçası)olurlar (aydınlanırlar).

Sende olmayanı(varmış gibi gösterip)iddia etme,aşırılık yapma!Allah’ın sende olanı bilmesi sana yeter.Sana gereken şey,küçüklerin durduğu yerde durman,büyüklerin edebi ile edeblenmendir.

”Sırların çözümü ve hazinelerin anahtarı(EL-MAKDİSİ)kitabından alıntıdır.”



Estafirullah ve Elhamdülillah

Selamlar ve merhabalar. Aslında bugün, anlaşılamayan yazılarım için yazmak istiyordum..Hani kimilerince deli saçması bulunan ve beyinlerini düşünmekten zıplattırdığımı sananlar için deşifre yazı olacaktık..Ama herşey dün değişti..Ve bu zanda olanlar için daha bir deli saçması haline geldi ..Lakin işin hoş yanı, bu sefer mecazı beraber çözeceğimiz için sizde bu eğlenceye katılmış olacaksınız..Beni anlamayanlara sonsuz teşekkür ediyorum ve önlerinde saygı ile eğiliyorum..Çünkü bana göre ben,çok edebsizce açık saçık yazıyorum..Muhakkak ki  bu meşrebim yüzündendir ..Dostu Alim demişti ki: “Siz ezelden izinlisiniz ve dilediğinizi yazınız..Ama sizi çok az kişi anlayacak..Bu sözler buraya ait değiller..”
İşte bizde yazıp duruyoruz çünkü öğrenmek için-hatırlamak için yazmaya muhtacız efendim..
Bu hafta maillerde geçen tefekkür konusu, “iplerin kimin elinde olduğu” hakkındaydı ..Ve diyordu ki cümlenin sonunda sakın tanrı nın demeyin!!..
İlk iç sesimle” rical ehline” dair yazı yazdım..Ama bu sefer edebli olayım diyerek denetmen azamıza yazımı okuttum..Sakın dedi bunu yollama, başka yaz.." yenisini yazdım,aynı anlamdaydı ama çok daha girifti..  oda şu masum şiirdi..

DEDİM BİLE:)
Zaman zaman
Zamanı düşünürüm
Zaman bana uymuyorsa
ben hep ZAMAN a uyarım:)
 
Her varlık bilinmek ve tanınmak istiyor..Bunun farkındalığına inanmış biri olarak üzerimizdeki emek sahiplerine teşekkürlerimi sunmak istiyorum..Ve onlar kabul olunup ,varlıklarına inanılınca çok seviniyorlar muhakak. Bizlere de bir şeklide bunu göstermek istiyorlar..
 
Şimdi size yeni kurgulamış olduğumuz masalımızı, bir İLAH-i TUR-izm i yazmak istiyorum elimden geldiğince..Hep beraberce  ne yazdığı belli olamayan birinin yazılarındaki kelimeleri okuyacağız-çözeceğiz-sembolleri anlayacağız- kendimizi deşifre deceğiz..
Her insan aslında kendisini okur..Başka birini okuyoruz sansakta, anladığımız kendimizdir..Kimse kimseyi ne anlayabilir ne de bilebilebilir..Bildiği ve anladığı kendisidir aslında..Ve herkes gerçekte kendisini deşifre etmiş olacak.:)Buyrunuz bakalım harfler ve kelimeler ve renkler ve her şey bizi bekliyor..
İLAH’i TURizm İHLAS-TEKlik 7@

Geçen yazıdaki Eyüp  seyahatini okuyan antenleri açık iki arkadaşı
 Hadi demişler, bizi de götür bakalım o geziye..
Ve pazar sabahının sağanak sağanak yağmurunda düşmüşler yola..
Rahman öyle yağıyormuş ki,  hiç durmadan delicesine
Varmışlar çok sevdikleri bir camiiye, sabah sabah
İmamın sesi muazzammış ve onlar için daima Er Rahman ile sabah namazı kıldırırmış..

Ve içeride  Er  Rahman, dışarda Rahman varmış.
Şemsiyeler yetmezmiş, ıslanmamak elde değilmiş..

Çocuklar doğru   Piyerlotiye tırmanmışlar, arkadaşlarının tank gibi jipleri ile..
Yağmur öyle çokmuş ki, yürümek akıl karı değilmiş..
Bu devasa araçla inmiş arkadaşı yokuş ve kıvrımlı yolu aşağıya,
Ben çıkabilirim, geri geri döneriz demiş aklınca..

Ve selamla girmişler dostun dostlarının mekanına..Oturmuşlar biraz .
Başını kaldırmış çocuk; sandukanın yanında biri var;
 çivit mavisi kot ceketli,kot pantalonu daha açık mavi 
Başında mavi şapka beresi varmış..Çocuk bakmamış bile adama.
O zaten bahçeye girerken şadırvanın altında onları gözlüyormuş.. o zamanda görmüş....
Ve dualar bitip çıkarken, tam ayakkabılarını giyerken, telaşla gelmiş çivit mavisi adam yanına..Telaşla çıkartmış cebinden bir tesbih uzatmış çocuğa ..
”Al,bu senin” demiş.
 Tesbih siyahmış ama her bitim ve başlayan yeri kırmızı boncukluymuş..
Arkadaşının birine pembe üzeri taşlı, diğerine de simsiyah birer tesbih hediye etmiş..
Çocuklar almış ve teşekkür etmişler..

Çocuk adama bakmış,O’nun yüzünü okumak istemiş.O bu türbede yatanların memleketlisine benziyormuş.Ve ırkı hiç bozulmamış..Ataları kadar saf bir renk ve çekik göz,yüz hatları hiç başka bir ırkla bozulmamış..

Çocuk bir şeyler olduğunu sezmiş ve konuşmaya başlamış..”Siz kimsiniz ?”demiş..
”Ben boya yaparım,türbeleri boyarım,türbeleri temizlerim” .Tüm türbeleri gezerim, işim bu benim..”
"Adınız nedir?" demiş çocuk..
”Bülent Başaran”Yazarken şimdi bocalamış çocuk. acaba soyadı  Başaran mıydı,  yoksa Başalan mı?..!!!

Çocuk demiş ki:" bana Kaşgari Hazretleri kimdir anlatır mısınız ..?"
Gel "demiş içeri anlatayım ..Tekrar hepsi ayakkabılarını çıkarıp içeri girmişler..
Ve anlatmaya başlamış adam..Babayı anlatmış ,Türbedarı anlatmış ama Çocuğu anlatmamış..
Çocuk demiş. Eliyle oğul sandukayı işaret ederek :"Bu kim peki.?"
Bilmiyorum” demiş mahçup, gözlerini indirmiş ..Çocuk:" siz O musunuz? ". Adam:"Değilim" demiş utanarak.. çocuk soğuktan ürpererek ve içine doğan hisle ağlamaya başlamış..
"Sarılabilir miyim..?"
"Sarıl "demiş adam "sarıl."
Omuzunda ağlamış çocuk adamın..

Adam tutmuş elinden “gel ,otur şuraya ve bekle beni” demiş çocuğa
Dönmüş babaya ve ve sorular sormuş içinden sessiz ve dönüp gelmiş çocuğa.
Diz üstü çökmüş önünde, “söyle demiş derdini bana, sıkıntın var senin..”
Çocuk söylememiş, “söyle” demiş korkma geçecek..
Çocuk utanarak söylemiş derdini, “tamam” demiş başını eğerek adam..

Dönmüş gene büyük baba sandukanın önüne diz çökmüş, sormuş sessizce
Ve dönüp çocuğun dizinin dibine gelmiş yine..
Demiş “Seyyid Nizam’da derdinin devası hemen oraya git, bugün geçecek..”
Çocuk hiç duymamış Seyyid Nizam’ı, neyse ki arkadaşları biliyormuş..
Sizde bizle gelin demişler, tamam demiş  adam “gelirim.”
”Zaten dün gece Aziz Mahmut Hüdai’deydim, oradan Arab Cami’ne geldim. Dediler ki, oraya git, bende sizin yanınıza geldim.”

Çocuk sessizce düşünüyormuş nasıl olur yahuu..
Dışarıdaki yağmurda hiç ıslanmadan yürüyerek nasıl olur, bu adam kupkuru..
Kendileri iki dakikada ıslanmışlardı üstelik..Ama adamda damla izi yoktu ve ayakkabısı kupkuru idi.

Ve mekandaki diğer türbedarın türbesinide ziyaret etmişler..Çocuk çıktığında tulumbanın başında adam bekliyormuş, elinde mavi maşraba ile..
Çocuğa bardağı uzatmış çocuk anlamış, tulumbayı çekmiş adam.
“İç demiş bu hakiki zemzem..”çocuk içmiş suyu..
Aynını diğer arkadaşlarınada yapmış adam..
Ve beraber arabaya binmişler..

Araba tank gibiydi ya, yanından bir kişi geçmesi zor yol,dar-kıvrımlı- yokuş aşağı ve sağanak yağmur..
Kaç kez denemiş arkadaşı yine de araba geri geri başarırızmış..
Çocuk adamla habire konuşuyor soru soruyormuş..Anlamış çocuk susmak lazım ki araba geri geri çıkabilsin..Susmuşlar ve araba teklemeden, geri geri bir seferde çıkmış nedensiz..!!!

Ve çocuk soruyormuş adamı anlamak için..
Kelimelerini- harflerini-adının  anlamını -mimiklerini okumak istiyormuş..
Ama anlamış ki bu mecaz,sembol,harf ve kelime işinde O çok ehil..Her adres anlatımında şu kelimeleri kullanıyormuş daim..
Yukarısı,ulu,tepe,yukarı tepe,yokuş tepe ...........
Çocuk sormuş:
Sizin mana mürşidiniz kimdir.
“Said Nursi.”

Oysa ki ne giysisi, ne davranışı bu ekole mensuplara benziyormuş. Burada ince  bir mana varmış..İsimdeki anlama bakmak lazım ve şeriatle hakikati dengelemek için, iki yolu birlemek lazım diye düşünmüş çocuk..

Sormuş çocuk, en sevdiğiniz yer neresidir?
Demiş adam:
”Bursa ‘da yokuş tepe de Buda Camii’dir..”
Yok öyle yer demiş çocuk.. adam” var” demiş “yokuş tepede o, çok yukarıda.”
Sormuş nerelisiniz?
”Annem 40lareli’nden, Babam Tatar, aslen Buhara’lıyım..”
Evli misiniz? demiş çocuk..
”Hiç evlenmedim, çocuğum yok  benim..”
“Annem Babam Ben Doğmadan Ölmüşler” demiş adam.

Çocuk sormuş:  "Onca türbeyi nasıl dolaşıyorsunuz peki, arabayla mı?"
”Hayır,ben hiç arabaya binmedim. Hangi Allah dostu arabaya bindi ki ben bineyim “demiş..

Sormuşlar: "Yağmurda nasıl yürüyorsun peki ?"
”Şemsiyem var” demiş.. "hani?" demişler. Montunun göğsüne soktuğu ama o sağanakta hiç açmadığı şemsiyesini göstermiş:)

"Neden şemsiyeni açmıyorsun?" demişler adama..
”Resulullah, Rahman yağdığında şemsiye açtımı ki ben açayım” demiş..

"Peki" demiş çocuk:" nerede yatıp kalkıyorsunuz?"

”Türbelerde, ben türbelerde yaşarım.. benim işim onları boyamak ve onları temizlemek ve dolaşmaktır..”

çocuk:"Kışın soğukta türbeler çok soğuk olur ne yapıyorsunuz,soba yakıyor musunuz?
”Hangi Allah dostu soba yaktı ki ben soba yakayım, gerek yok ben üşümem” demiş.

Çocuk: "peki biz Allah dostlarını nasıl tanıyacağız?"
”Çok kolay ..çok kolay tanırsınız.”

Çocuk yine sormuş:"Biz Allah dostlarını  nasıl tanıyacağız ?"
”Çok   kolay, çok kolay tanırsınız..”

Ve çocuk yine sormuş aynı soruyu.. O’da düşünmüş ve yine bıkmadan
” Çok kolay, çok kolay” demiş..

 
Çocuk:" bana bir şiir ya da şarkı-ilahi söyler misiniz ama en sevdiğiniz olsun.."
“Söylersem ağlarsınız..”demiş adam.

Çocuk:"olsun" demiş "söyleyiniz."
çocuğun aklında kalan şiirse özetle şu imiş..

Yürüyordum yürüyordum
sağa ve sola bakmadan yürüyordum
Dümdüz ortadaki yoldan yürüyordum
Yolun sonunda
Yolun köşecağızında oturdum
Resullah’ı gördüm

 
Diğer dörtlükte anlaşılamayan gürültüler oldu ve hiçbir kelimesini anlayamadı çocuk..
”Tekrar edermisiniz lütfen “dedi ama adam ses vermedi..Çocuk üstelemedi..

Yolda giderken sürekli yollardaki bazı yönleri işaret ediyor; bak şurada 3 tane ,burada 1 tane, sağda 4 tane ,solda bir tane türbe ve şehit var diyerek sayıyormuş adam..
Ve bazı mezar taşlarını gösteriyormuş:
 “Bak boyası gitmiş, boya yapmak lazım ..Onu ben boyamıştım” diyormuş..Ve bu normal olmayan bir şeymiş artık, çocuk anlamış..Ve boyadığını söylediği tüm kabirler yeşilmiş..Yani bu boyacı Muhammedi renge boyuyormuş :)

Seyyid Nizam Hazretlerinin türbesine girmişler..
Çocuk adamın olduğu yerde, yere oturmuş..
Adam önce türbeye karşı diz çökmüş, hürmetle sessizce dualar okumuş..Bir müddet sonra kalkmış, ardını dönerek namaz kılmış..Çocuk adamın bedeni secde de iken bakmış; bu adamın bedeni normal değilmiş sanki..Aynı bir yay gibiymiş secdedeyken, öyle çevik ve inanılmaz  bir kıvrımdaymış o beden..

Adam namazını bitirmiş, dua etmiş..Ve yine sandukaya dönerek içinden duaya başlamış ..Arada, içinden gülüyor gibiymiş. Çocuk adamın dudaklarındaki gülümsemeyi yakalamış. bir ara gözyaşları gelmiş. Hemen elleri ile silmiş onları adam..Duası bitince kalkmışlar..Çocuk adamın ayakkabılıktaki taba rengi ayakkabılarına  bakmış, yine kuruymuş, hiç su izi yokmuş..

Arabaya binmişler eve döneceklermiş..adam demiş ki .
”Beni 7kulenin orada ki 7şehitler mezarlığında bırakın..”
Çocuk sormuş:" bu 7ler ne yaparlar?"
Adam gülmüş:
” Anlatamam,anlatırsam değeri kalmaz “demiş..

Neden demiş çocuk, anlatın diye ısrar etmiş..
”Anlatamam demiş adam olmaz..Sadece 7ler seni severse, sana kimse dokunamaz o kişi korunmuş olur “demiş..

7ler iyidir, ama  3lerden kork demiş..
Nasıl demiş çocuk 3ler iyi değil mi..?
”İyi tabii ,3lerinde rahmanisi ve şeytanisi var..rahmanisi iyi şeytanisi çok kötü.
Şeytani olanlar 3ler, 4ler diye katlanarak giderler. Onların 7leri-40ları yoktur” 
demiş adam..

Yağmurda ne yapacaksınız orada ?demiş çocuk..
”SAİD NURSİ’nin dersi var ona gideceğiz.. NEVZAT gelip beni alacak” demiş..

Sormuş yine çocuk O’na .
Türbelere girerken nasıl selam verelim?
”Selamun aleyküm ulu”de.

Ve bir kitapçık uzatmış gögsünden, Kur’an sureleri varmış kitapta..Öyle sıcakmış ki kitap, çocuk şaşırmış; bir kitap nasıl böyle sıcak olabilir diye..
”Bunu oku ,dua et ,sen okumasan bile okuyan varsa ona ver, o okusun” demiş.

”Türbelerdeki ve kabirlerdekiler onlara dua eden olduğunda aynı kuşların yem kapışması gibi kapışırlar  duaları “demiş..

Çocuk "ama onların ihtiyacı yok ki bizim duamıza" demiş.
”Evet ama onlar, bunu o dua eden kişi  öldüğünde, ona dua edebilmek için-bahaneden yaparlar,bunun için yarışırlar” demiş..

"Bir daha geldiğimde sizi aramak isterim" demiş çocuk, telefonunuz var mı?
” Var.”
Çıkarttığı bir cep telefonundan” benim “diye başlayan bir cep nosunu göstermiş, alıp kaydetmişler..
“Bu telefonu buradan biri verdi, benle yine görüşmek istiyormuş ama bunu kullanmayı bilmiyorum..”demiş..

 
Doğru demiş çocuk içinden “Hangi Allah dostu cep telefonu kullandı ki:)”

Çocuklar “7kule zindanlarının tam karşısında, adamın boyadığı, yeşil duvarlı 7lerin mezarlığına gelmişler. 7Kule zindalarının ve 7 şehitlerin arasındaki düz yolda durmuşlar”.Adam demiş “Bakın burayı ben boyadım burada ineyim ..Nevzat beni buradan alacak “demiş..
Araba durmuş..Adam inmiş..Çocuk inmiş ve O’na sarılıp- öpüp teşekkür etmiş..
Adam arkasına bakmadan 7 lerin kabristanlığı kenarından yürüyüp gitmiş..Hiç ardına bile bakmamış..
Ve çocuk artık Allah dostlarından öğrendiği gibi, hep ikaz edildiği gibi şöyle düşünmüş..Oldu bitti geçç..
Sakın takılma geç..
Yaşandı ve o hayaldi bitti geçç..
Ne mana ara ne keramet bekle  geç..
Her şeye bak ve geç, bak ve geç ,bak ve geçç
İşte yol böyle böyle gidiyormuş..Bak ve geç..
 
Bakıp geçtiği gecenin sabahında babası bir anahtar uzatmış 18 nolu anahtarmış bu..
Aç kilitlleri bak geç, yine bak da geç..
Hepimize mübarek olsun niyetimiz zuhur olsun:)

Estafirullah Elhamdülillah


Nur Cihan
28.10.2008
nuralem7@hotmail.com

http://www.sufizmveinsan.com/sohbet/ilahiturizm2.html



21 Ekim 2008 Salı

İLAHİ TURİZM


İLAHİ TURİZM

İnsan niyet ediyor ve birde bu niyeti Kalem’e alıyorsa o niyet hızla harekete geçiyor galiba..Bizde harekete geçen bu niyeti kurgulayarak=kur’arak yazalım bakalım neler olmuş ve OLacakmış........Biliyorsunuz inanç turizmi modası var.Ama insanlar neye iman ettiklerini ne kadar biliyor diye düşünmek lazım..Biz inanç turizmi yerine ilahi turizme niyet edelim istedik...

RUH’UMA MASALA DEVAM
OKUL’A KAYITKardeşi gelmiştiVe kardeşleriyle buluşmuştu..
Herkes O’nun için, O’ndan O OLmak istemişti..
Mutluluk her yanı sarıp sarmalamıştı..
Şimdi iade-i ziyaretler başlamıştı.
Ve davet davet üstüne, çocuklar seyrana çıkmışlardı..
Önce dost meclisinde sohbetler oldu..
Her yer güzelleşti-kardeşler kaynaştı
Ertesi gün bir şeb-i aruz daveti aldılar
A’Lİ Dost-u Kamil’le buluştular..
Bir ölüme yolculuğa niyeti izlediler..
Yeşil di örtüsü yolcunun,
Elinde zeytinden Tesbihi A’lisi..
Bir ucu Kamil’indeydi
Elini başına koymuştu dost,
Açıyor gibi çeviriyordu,
Ya Vehhab, Ya vehhab, Ya Vehhab........
Ve bir daha.......Bu kez,
Avuçları ile başının üzerinde, tersine çevirerek-açarak Ya Fettah, Ya Fettahh, Ya Fettahhhh
Ve bakmış gözlerine yeni gelinin derin derinnnnn
Bu gözlerde sevgi,merhabet,muhabbet,dost varmış
Yolcu öpmüş dostun elini ve oturmuşlar masaya,
Kayda geçmiş dostu; yolcuyu seyir defterine yazmış
Ve ders proğramını tek tek muhabbetle talim ettirmiş,
Ve yeşil kitabını eline vermiş..
Bu evlilik merasiminde herkes kutlamış yolcuyu,
Ve ziyafette sonsuz huzur varmış,
Misafirler izlediklerinden mestmiş..
Dost Dostun Dostuymuş
Ve namazı O yönetmiş..
Beyaz Takkeyi takınca başına,
Bir anda Dost-u Ali OLmuş her nasılsa
Çocuklar hayran şaşakalmışlar..
O’nu aşkla seyretmişler..
Ve ardına durmuşlar kardeşler
Ağlayarak kılmışlar Muhabbeti eda,
Dost artık Dost-u Ali olmuş
Oturmuş Kamil’leri, çıkarayım demiş A’li Takke’yi..
Hepsi birden atılmışlar:”Hayır!.. Sakın çıkartmayın O’ nu”
Çocuklar hayranmış, Sevgi, muhabbet su gibi akıp giden ZAMANmış,
Ayrılmak lazımmış,
”Çünkü bu ALİkardeşin şerefine verilen
Sıkıştırılmış bir formatmış..”
Dolu dolu geçen bir kevserden kana kana içilen ZAMANmış

OKUL’A GİRİŞ

Akşam olmuş.
Yolcuların buluştuğu,
Muhsin bir dostun hanında buluşmuşlar...
Hancı dostu A’li-nin dostuymuş hemde evladı..
Yine dudağından öptüğü, kevserini sunduğu,
Tüm yolcular bu geceden ümitliymişler..
Gündüz izledikleri törenin ve verilen dersin,
Talim terbiyesini baştan sona izleyeceklermiş birazdan
Herkes dairedeki yerini almış
İlahi turizmin,ilahi nota kağıtları dağıtılmış,
Herkes kağıtlara bakarak eşlik edecekmiş ritme
Ve keman ve bendir ve zil,
Ve insan sesi tabiii..
Meşk başlar, demler çekilirmiş artık,
Küçük ,ahşab meyhane sallanırmış
Bir şarkı gelirmiş aklına çocuğun:
(Bu gece şehirde
Bir teveccüh var, var, var, var
Can alışverişte
Her taraf pazar

Ayaklar altında hey hey
Sabaha kadarKubbeler hu çeker
Kullar sallanır
Hu hu hu

Bu nasıl ibadet
Kimin çağrısı vay, vay, vay, vay
Bütün bakışlarda
Safran sarısı
Evler secde etmiş hey hey
Gece yarısı
Odalar hu çeker
Holler sallanır
Hu hu hu
Ne yardan haber var

Artık ne serden vay, vay, vay, vay
Göz gözü görmüyor

Kardan topraktan
Telgraf telgraf hey hey
Ayrılıklardan
Direkler hu çeker
Teller sallanır
Hu hu hu

Nedir topraktaki
Bu iniş kalkış vay, vay, vay, vay
Bir tarafta ecel
Bir tarafta kış

Bütün bahçelerde hey hey
Ayin başlamış
Ağaçlar hu çeker
Dallar sallanır
Hu hu hu
Bu gece şehirde
Bir teveccüh var, var, var, var
Can alışverişte
Her taraf pazar

Ayaklar altında hey hey
Sabaha kadar
Kubbeler hu çeker
Kullar sallanır
Hu hu hu
Hu hu hu
Hu hu hu

Hu hu hu
Hu hu hu
(
sezen aksu)

Ev sallanıyormuş..
Ev zikrediyormuş...
Ağlayanlar varmış, gözyaşları kalbi yıkarmış..
Müzik coşuyormuş,
””Hayy, Hayyyy Allah, Hay, Hay Allah”
Hancı çocuğun en sevdiği musiki olan Salayı okuyormuş
O sala okuyor, evlatları “Hay Hay””” diyormuş.
.Ölüm ve dirim içiçe beraber güzelmiş,
Birinin bittiği yerde diğeri başlarmış
Coşku yorgunluk getirdiğinde hancı bağırırmış sık sık
“Aşıklar yorulmaz”...
”Hay Hay Huuuuu, Hay Hayy Huuuuuu”
Ayağa kalkıp devrana girmişler..
Ve kardeşler hep seyretmişler.
Bunu izlemek için, bu gözyaşlarında yıkanabilmek için,
Bazen bu hana uğrarlarmış yolcular..
Bu han herkese açıkmış..
Minicikmiş,
Eski ahşap ve hayaliymiş üstelikte.
Üflesen yıkılacak gibi dursa da HAYat oradan üflenirmiş sanki:)
Bu hana, dolmak için -bitmiş pillerini şarz etmek için giderlermiş..
Tıpkı “Güneşin Aya tutulması” gibiymiş bu
Yürek ve Ruh bu hanelerde doyarmış.
Bittttiğinde açlık başlarmış.
Dost dostu çeker ve özlermiş..
ANış(zikir)bitmiş..
Tatlılar gelmiş
Meyveler çaylar ve kahveler
Ve sessizlik ..
Yolcular bilirmiş ki ev sahibi kalpleri okuyabiliyor
Herkes kendince sınava girişmiş..
Ve içlerinden sorup durmuşlar
Hancı herkese içindekinin cevabını vermiş..
Hatta fazlasını da..
Sırları ortaya dökmeden, sırrın sahibine yanıtlamış
Ve arada susulmuş ..
Hancı çocuğa gülerek “soru sor sen bize” demiş,
O zaten soru sormak için sanki yaratılmış.
Sormuş: ?
Cevaplar gelmiş.. !!
Yeni sorular ve yeni cevaplar herkes mestmiş..
Kardeşler huzurluymuş vakit geç olmuş,
Ayrılırken haneden, hancının dostunun mekanına ziyaret yapılmış..
Ruhuna A’li selamlarla dualar hediye edilmiş..



A'Lİ ATALARI ZİYARET

Sabaha dek caddelerde müzikle turlamışlar daha sonra..
Kardeşler bu son günü uyumamışlar
Uyumayıp şemsiyenin altında Rahman olmuşlar:)
Ziyafetler hiç bitmemiş,
Tüm yolcular tekrar arabaya binmişler..
Dost-u Ali’nin mektebine gitmişler..
Eyüp sırtlarında başka bir han
Yeşil mezarlar, yemyeşil mezarlar, bembeyaz taşlar varmış her yanda
Yollar darmış çünkü ölüler yürümezmiş..
Yürüyenlerde yaşayan ölüymüş zaten..
Çocuklar okulun kapısından girmişler,
Dostun derslerini talim ettiği mekanda nefeslenmişler..
Sağda bir küçük taş mekan,
İçinde baba ve oğul yarım daire şeklinde iki lahit..
Huzur buradaymış ve nüktedeki zarafet..
Dostun ailesi çocuklarında ailesi olmuş tabii..
A’li selamlar ve dualar edilmiş yine..
Çıkmışlar bahçeye ama yine davet gelmiş içerden,
Güya BABAnın sanduka örtüsü değişecekmiş:)
Ama lakin örtü küçükmüş!!!
7 kişilermiş 3 ü çocuk
4 kişi dört yerinden çekiştirmişler...
Sandukanın “La ilahe illa Allah” yazılı örtüsü gene büyümemiş:)
4 çocuk gülüyorlarmış..
Dört yandan çekiştiryorlarmış habire..
Ama biliyorlarmış ki göremedikleri birileride gülüyorlarmış..
Ve bu zarif A’li şakada büyük bir ders varmış anlayana,
”Siz örtüyü Babaya giydirmeye çalışıyorsunuz .
Ama bu örtü küçük,
Ancak oğul sandukaya göre..
Neden çocuk olmanın keyfine varmıyor ve baba olmaya özeniyorsunuz?
Sen henüz çocuksun..
Ama evlad olduğunda zaten babanızla aynısınız:)”
Çocuklar muhteşem bir ders almışlardı!!!
Aslında henüz almamışlardı ..
Kaydı okuyunca alacaklardı.....
Çünkü dersi; şimdi, kayda geçerken bir LATİFhakimle anlamışlardı..
Daima bir Latifkonsey azası işe yarıyor tabiii..........
Kapıda bir pembe ağaç-çiçek varmış..
Hayatında ilk kez arı kuşunu orada görmüş çocuk..
Merakla bakmışlar belgesellerde gördükleri bu” arı kuşuna”
Çocuk “ruh kuşu” bu olmasın demiş kendi kendine
Ama kimseye söylememiş tabii..
”Her çiçekten ÖZ alıyormuş arı kuşu ÖZ”.
Çocuklar seyretmişler,
Ve kendilerine lütfedilen bu hediyeyi kabul etmişler,
Sonra teleferikle kabirlerin üzerinden
Eyüb’ün Sultanına gitmişler..
Aslında her şey kendiliğinden olmuş,
Davete icabet olmuş..
2 senelik dersin,
Sıkıştırılmış Mp 5(O)000..hali
Hızlandırılmış turu devran!!
Kardeşin şerefine geçilmiş, durulmuş.
Bu kayıtçı tarafından da kayda geçilmiş,
Okuyanlar da niyet ettiği için,
Bu niyete girenlerde buna dahil olsunlar istemiş..
Ve niyet devredeymiş
O niyet ehlince nasıl sevilmiş, nasıl kabul olmuş herkes bilsin istemiş
Bayram bitmedi, herkesin” bayrami “olduğunu anlasın istemiş
Rahman yağıyor Rahman,
Şemsiyeleri açmayalım(dik 3gen=rahman),
Rahman’a sinelerimizi açalım
Şemsiyemizi ters çevirelim(ters 3 gen=rahim:)
Bismillahirrahmanirrahim..
SİSTEM..................
İnşallah ve amin
n

Nur Cihan

http://www.sufizmveinsan.com/sohbet/ilahiturizm.html

13 Ekim 2008 Pazartesi

NEV ZAT-I İLAHİ ESRARI SIRR-I GECEDİR

NEV ZAT-I İLAHİ ESRARI SIRR-I GECEDİRGerçek Hak aşıklarının her biri bir Hak dostu,halk için bir sevgilidir..Çok ağlayıp Hakk’a çok yalvarmalı,bir aşığa dost olmalı.Hakk’a gönül bağlayıp,Hak ile dosta teslim olup,dost hanesine dalarak aklı kapıda koymalı.Artık,akıl ile maddiyat,gönül ile maneviyat kazanmalı.İşte, böyle bir dosta kavuşarak,belki bir gün ruhaniyetimiz,vaktin babası(Ebü’l Vakt)olan O insan-ı kamil tarafından çekilip yok olur,tekrar hayata dönerek,vaktin evladı(İbn-ül Vakt)olma şerefini kazanır.

HER DEVİRDE BİR İNSAN-I KAMİL VAKTİN BABASIDIR.O’NUN RUHANİYETİ KAİNATIN EKSENİDİR.TÜM KAİNAT BU EKSEN ETRAFINDA DÖNER.O’KAİNATIN KABE’SİDİR.O TEVHİT GÜNEŞİDİR.TEVHİT NURU BÜTÜN RUHANİYETLERE O’NDAN YAYILIR.
********
Allah’ın sevdiği kulları, Allah’la kul arasına girmez.Lütuf Allah’ındır,ihsan Allah’ındır.Allah onların dilinden konuşur,onların elinden verir.Ancak O,sevdiği kulda tecelli eder.

Allah bir kuluna nurundan ihsan ederse, o kul şekilden,suretten kurtulup,manaları görür.Göz, Allah’ın nuruyla parlarsa, O’nun Cemalini gösterir.Alem,aşıkların aynasıdır.CemAli o aynada nişansız olarak görünür.

Bütün suretler manadan meydana geldiğine göre, sen gölgeden vazgeç de gölgeyi meydana getiren güneşi görmeye gayret et.Allah tan yardım iste.O ancak Allah’ın yardımı ile olur.
”Faruk Dilaver’in SIR BAHÇESİ kitabından alıntır.”
***
İBN’ÜL VAKT’İM BEN EBU’L VAKT OLMAZAM
VEHM-İ MAHZ’AM BEN TASARRUF BİLMEZEM
Niyazi Mısri Hazretleri

*
İstiyorum ki, NefEs-i Rahmanı-neler olup bittiğini anlamama yardım eden, Noktanın Sonsuzluğu kitabını yazan Lütfi Filiz Hazretlerine şükranlarımı sunayım..Allah kendisinden böyle bir eser dilediği için O’na minettarım.İnsan-ı Kamil’li günümüz anlatımı ile anlayacağımız şekilde yazdığı için.Böyle bir anlayışla daha evvel hiç okumamıştım yada ben henüz anlamak için hazır değildim:)

Artık biliyorum ki, daima Hakikat-i Muhammedi’yi taşıyan tek bir kişi var..”O’da İnsan-ı Kamil Sırr-ı Be dir..”

Yani Zamanın Babası..Bugün bunu anlamış olmaktan dolayı bahtiyarım ve sizle sürekli sevincimi paylaşıp duruyorum..Çünkü bu gerçekten bayramdır..Ve ne şanslıyız ki bizler zamanın çocuklarıyız..Bir babanın sorumluğunda O’nun kanatları altındayız..Bunu bilsek te olur- bilmesek te..

Ben dostuma, çocuklarımdan biri için bir şey sormuştum, bana şöyle demişti:
”O, akıl baliğ olana dek senden ayrı değildir..Anne ve çocuk aynı kişi sayılır..Bir kişi gibisiniz” demişti..

Şimdiki aklımla bunu daha güzel anlıyorum ve daha çok seviniyorum..Sizlerde eğer dilerseniz aynı gönül sevincini yaşayın istediğim için de,yeni bir niyet ve o niyete dua yazıyorum..
Ama önce kurgusal bir masal yazmalıyım ki içimdeki çocuğu eğlendirebileyim..

MASALDA SINIR OLMAZ MASALI
Çocuk düşünüyordu..
Bu İnsan-ı Kamil ne demekti ki:
Düşünüyordu..
Bir spermin yumurtaya girmesi için sefere çıkan milyar spermi
Tek biri başarsın diye O’nda fena olan bir milyar neferi
Ve o bir milyar spermin tek bir spermde toplanan RUHunu
Ve Hz Musa için öldürülen binlerce çocuğu
Aynı mana dedi,
Kendine iyi bak,
Ve hergün biz anlamadan üzerimizde ölen trilyon tane hücre benlere bak dedi
Aynı şey dedi yine
Hepsi sen yeniden doğ,yeniden HAYat bul diye, sende sen OLmak için secdedeler
Ya her an benden akıp giden düşüncelerim
Eğer iyi iseler hesabıma cennet ameli olarak geçiyorlar
Erguvani suretsiz kadınlarım, benim amellerim
Hepsi benim ben, aynı nefes gibi suretsiz
Aynı nefes gibi anlaşılmayan ve anlatılamayan yanım
Evet hepsi farklı anlatımlarda olsada aynı idi..
Aynı NEFESin Mp5000 hali RUHum gibi dedi..

TV ÇOCUĞUArefeydi ..
Akşam olmuştu ve hükmen bayram girmişti.
Çocuk tv yi açmıştı ki yetimleri gördü
Bir gün evveli yetimler için telefondaki görüşmeyi hatırladı şaşırdı.
Daha sonra çocuğun kahramanı gözüktü
Çocuk sevindi ve neşelendi
Tüm kalbi ile onun sözlerini dinlemeye başladı
Ve pek çok evde,
Evlerin reisleri çılgınca öfke nöbetine girmişti, biliyordu
Evlerin babaları babalara gelmişlerdi, hissediyordu...:)
Herkes bala gelmemeliydi, usül buydu, anlıyordu.
”Hıııııı diyordu bazı reisler:
Şuna bakın, bana geleceksiniz diyor, başka çareniz yok
bana geleceksiniz!!!..”...
O’ndaki o ulvi manayı kibir sanıp taklid ederlerdi.
Oysa O, proğramın sonunda bir hikaye anlatmıştı..
Hz. Musa’yı taklid eden birini,
Hz Musa Rabbine şikayet etmişti..
Demişti Rabbi:”O’na ceza veremem ..””
Neden dedi Musa neden.?
”Rabbi dedi ki:”Çünkü o seni taklid ediyor..”
Bu çocuğa çok dokundu, anladı... Anladı..
Onu taklid eden bile Rabbine sevimli geliyordu demek..
Çocuk kahramanına baktı
O canlı Kitap olduğu için O’na kitap hediye edilmemişti
O anlamıştı ince espiriyi
Kitap yerine eğilip, gönlünü sunmuştu..
Gülmüştü çocuk neşeyle gülmüştü..
Ama neden kimse anlayamamıştı şaşırdı.
Ve bayram kutlaması yapıldı,
Ardından Cumhurbaşkanı kutladı, altında devlet erkanı yazıyordu.
Peşinden Başbakan bayram mesajını verdi ,altında devlet erkanı yazıyordu.
Çocuk seviçten havalarda uçuyordu.
Manaya gel heyyyyyyy manaya diyordu.
(Beyninde biri bu esnada “mana”daki ayn-ı çatlatarak taklit ediyordu:)
Ne yazık ki yanlızdı
Ve kimse bu manayı anlamıyordu
Bunlar kendi vehimleri olabilirdi..
Neden başkası da aynı hayali kursundu ki?
Daha sonra bir gece kalbine derin bir sevinç geldi,
O nasıl Kabe gibi huzurlu bir neşeydi anlatılamazdı.
O’nu kalbinde gördü.İşte o an şunu istedi.
Ben O’nu herkes sevsin istiyorum
Benim sevdiğim gibi
Herkes O’nu sevsin
Çünkü O tüm yetimlerini seviyor

Ve masal bitti..

Gökteki bir ağaçtan,sonsuz elma düştü ve zamanın çocukları bu elmaları yediler...:)

***
İnsan o kadar değerli ki, başı boş bırakılmıyor o yüzden..Aile çok önemli..En kimsesiz olduğunu sanaların bile bir ailesi var aslında..Ben çok yanlızım diyenler yanlız değiller..Kimse yanlız değil..Bir ağacın elmaları gibiyiz ve elmalar daima tam yetişir değil mi?Hiç yarım elma büyümez..Onu ayıran bizleriz..Ne kadar ayırsakta çekirdeğinde o gene sonsuz tam elmadır..

Bugün istiyorum ki, kalbimle iman ettiğim Zamanın Babası’na yani Ebu’l Vakt e biat edelim..

Kişi bunu bilmesede olur ama biz eğer öğrendiysek, böyle bir mana olduğunu anladıysak, buna imanı dilimizle de tastik edelim ki neşe kalbimize yerleşsin..
Bunun ne önemi var diyeceksiniz..Şöyle bir önem bilmem sizlere yeter mi?

Herkes gerçek bir İnsan-ı Kamil bulamamaktan şikayetçi..(Dolar alırken sahtesine-gerçeğine bakıyorsunuz, mürşidinde sahtesine-gerçeğine bakmalısınız diyen bir babam var mesela benim.)

Bunca riski göze almamak için belkide bu zamana en uygun ve kolay seçim bu olabileceği için ..Ve kesin,sapmaz ve sadece kendimizin bileceği bir mürşidimiz olacağı için..
Öyle birine öğrenci olmak çok özel birşey olacağından; korkunç kıskançlık gerektiren böyle derinnnn bir bağı yaşayabilmek ve bu kıskançlığı aşıp, başkaları ile cömertçe paylaşabilmek için..

Ne kadar birbirimizi boğazlıyor görünsekte aslında bir bütün olduğumuzu daha kolay anlayabilmek için..


Ve en önemlisi de cenneti filan boşverip NEFES’e ulaşabilmek için.

Hakikat-i Muhammedi Nefes’in, O’nun Nefes’inden yayıldığını anlayabilmek için..Ve O Nefes’e dahil olabilmek için..O Nefesin içindeki tüm A’li Ruh’lara kavuşabilmek için..

Sizin için RUHunu yağmalayan SAF NEFES OLana kavuşabilmek için..Şişeleri kırmaya niyet edelim mi?

””Niyet ediyoruz ki, biz Zamanın Babası’nının evlatlarıyız..Ve kendisine tabiyiz..O kimse ve nerdeyse biz O’nun evlatlarıyız..O Allah’ın Nefesi(Rahim’i), Rahman’ın tecellisi ise bizde O’nun nefesindeyiz.Biz O’nun öğrencileri olmak için O’na niyet ettik..O’nun önderliğinde sarsılmayan orta yoldan sonuna dek HU ya gitmeye niyet ettik..Kendimizi, ailelerimizi ve tüm dostlarımızı Zamanın Emanetçisi Ehli olan A’li Ruh’a emanet ediyoruz..””

Ve kendisine Dostu ALİmin selamları ile bir Fatiha ve üç İhlas okuyoruz ...

Allahümme salli ala seyyidina Muhammed(s.a.v)Aminnnnnnnn..
Nur Cihan

5 Ekim 2008 Pazar

NEFeS-İ HAYVANİ

NEFeS-İ HAYVANİ

Tanrı Mineral de uyudu
Bitki de düş kurdu
Hayvan da uyandı
Ve İNSAN da KENDİNİ BULdu

Ömer Hayyam


*
Neşe’nin sınırlanırı zorlamamak ve orta yolu dengelemek için, en alt seviyedeki halimize bir bakmak istiyoruz bugün..Biliyoruz ki “,alemi mana bayramından yayılan bu neşe ve tarifsiz mutluluk yeni padişahın cülüs şenliğidir de.”.

Yaratılmış herşey zamanlı ve geçici olduğundan,bu düşünsel vehmi hayallere kapılmamak için, üzerinden geçilmiş sandığımız-vehmettiğimiz zamanlara dönmek istiyoruz..İstiyoruz ki bu manaya sahip, okuyan -okumayan tüm kardeşlerimizin ve kendimizin(uyuyan-ölü) nefsi hayvani tabiatı, (uyanan-diri)Nefsi Rahmani’ye dönüşebilsin inşaAllah..Bunun için tek bir niyet ve o niyete sadakat gerekli belki de..Ne kimsenin bilmesine gerek var ne de davul çalıp haber vermeye..

Şeytanda alimlerin en büyüğü idi ama o, Adem’de ki manayı bildiği halde kibrinden red etmişti..Allah dilediğini seçiyor..Şeytanı da şeytanlık için seçmiş muhakkak,belkide bu şeytan için bir lütufdu.. ilim O’nun kime ne....?
Biz sadece teklif edelim belki kendimizden kendimize bir kapı açılır ,himmet gelir..

Gönül isterdi ki şeytan da müslüman olsun..Olmuyor mu?Hz. Muhammed Mustafa Efendimiz,” Ben şeytanımı müslüman ettim “buyuruyorsa :”Ümmetim, ümmetim” dediği NEFeS-İ MUHAMMEDİ’sinde ki o zerreler de bizler olduğumuz için muhakkak ki, o mana bizde de tecelli edecektir inşallah..
*
UYUYORDU-(ÖLÜYDÜ)
Uyuyordu
Kapkara kesilmişti günahlarından bedeni
Teni iltihaplı ur doluydu
Günahlarından
Gece kadar karanlık ve dehşetliydi
Uyuyordu o
Alimdi
Diplomaları ve mevkii pek haşmetliydi
O kimseye eğilmezdi
Yeryüzüne ve gökyüzüne selam bile vermezdi
Üstündü herkesten
Ve kıskanırdı onun ilmini hep yakınları ve uzakları
O öyle sanıyordu
Herkes köylüydü
O şehirlilerin şehirlisi
O efendiydi
Uyuyordu o
Simsiyah tı bedeni
Ve urları, günahlarıydı nefsinin
Hayvanları efendisiydi bedeninin

Kendine tapınan bu büyük alimin.
Üzerinde bir heykel vardı ,bu ölü bedenin
Kendi gibi simsiyah
Kendi gibi kapkara bir heykel.
Sanki en sert ağaç abonozdan oyulmuş yekpare bir heykel
Bremen Mızıkacılarındaki hayvanlar gözüküyorlardı
En altta en büyük hayvanlar
Kat kat kat hayvanlar
Huylarıdır bu insan-ı beşerin
Hayvani özellikleridir hepimizin
Ele geçirmiş hayvani huyları bu beşeri
Ve üzerinde tahakküm sahibi olmuşlar bir de
Uyuyordu o ölüydü.

Uyanmayı dilermiydi ?
Sorsak bunu kabul edermiydi?
Asla......Asla, o bunu redderdi.
Çılgınca bir öfke seline kapılırdı..
O alimdi ,bilirdi bundaki hicvin en dibini
Ama o sadece kitabi bilgide bilirdi
İşin dedi-kodu,alıntı-yapıştır bölümündeydi
Onun gönlünde aşk uyanmamıştı ki bilsin
Gönülden doğana ilm-ü ledün denir miş
O gönüle bir güneş uyanmadı ki,o kendinden doğabilsin

O Hak dostlarını redderdi
Alay ederdi onlarla .
Tek başına halledecekti erme işini
Oysa üzerinde eren hayvanlardı ne bilsin
Oda ancak hayvani tabiata erebilendi..

İnsan olmak istiyorsak eğer
En yücelerden en aşağılara eğilmeliyiz
Birinin gözyaşını öperek silebilmeliyiz
Ve er kişi gibi
Allah’tan aldığımız emanetlere
Ve yemin ederek el bastığımız Kur’an a
Ahdimizi yerine getirmmeliyiz..

Biz bu aleme gelmeden
Allah’a söz vermişiz
Şimdi hatırlamayız
Allah unutmaz
O unutturmaz
Ruh bunu bilir
Ve nefsinin heva ve hevesinden uyanmasını sabırla bekler

Şimdi diliyoruz ki
Uyuyan tüm nefisler uyansın..
Yazdığımız nefis
Yazmadığımız nefisler uyansın
İçimizden geçen uyanmasını dilediğimiz tüm nefisler uyansın

Ve üzerimizde HAKkı olan, verilmiş izinle
Dost-u ALİmin dileği ile
Kalplerin Altın Anahtarı ile
Ve O Anahtarı elinde tutan
Tesbihi A’li in -Altın Yolun İmamesi olan
Hz. Ahmed Mahmut Muhammed Mustafa’nın himmetiyle
Bu kilitli kapıların açılmasını diliyoruz..
Bu mühürlü kapıları açıyoruz..
Bunu böyle dileyen dilemişse
Bize sadece güzel bir niyet
Ve o niyete temiz bir sadakatle hizmet kalır..
Olan biten bizden değil
Bir ve tek olan
Alemlerin Rabbi Olan
Hak Olan Allah’tan dır..
Allahümme salli ala seyyidina ve nebiyyina Muhammed (s.a.v)

Aminnnnnnn


Kendimiz için minik bir açıklama:
Bu yazıya niyet ettiğim sabah hayalimde, “Ahmed “adında bir zat ı muhterem sesinin tüm muhteşemliği ile ezan okuyor ve kendi sesinden yayılan mananın güzelliğine ağlıyordu..Ve yazıdaki kurgulanmış hayali nefs de namaz kılıyordu..
İnanıyorum ki nefislerimiz için hep beraber yaptığımız bu dua ,cülüsa denk gelerek kabul olacaktır. O yüzden de neşeye devam diyoruz..:)


Nur Cihan
İstanbul
nuralem7@hotmail.com

28 Eylül 2008 Pazar

RUHUMUN BAYRAMI

Ruhumun Bayramı
Ya zülcelali vel ikram

Bi fesahatil vel Kur’an
Ya hazihül esmai vel Kur’an
Ve yüsteskal gamamü bi vechihil Kur’an


*
Selam Selam ve Merhaba
Sen bana yazarsında ,ben sana yazmazmıyım Azizim Kur’an.
Sen beni okursunda, ben seni okumazmıyım Azizim Kur’an.
Sen beni seversin de, ben seni sevmeyi öğrenmezmiyim Azizim Kur’an.

Bilmiyorum doğru yazabildim mi? İşte biz henüz cahil ve hamız,sen affet..

Yazılar kendiliğinden beni sana getirdi..Son hafta, bunu anladığımdan itibaren, sürekli içimden sana yazıyordum biliyorsun..Anladım ki ben ileriye gitmiyormuşum. Başladığım yere dönüyormuşum..Ahir zaman-kıyamet demek, gerçekte çok güzel anlam taşıyormuş..Ait olduğun yere dönmek demekmiş..

Ve ben sana dönmek için adım atıyorum ..Artık korkmuyorum.Kapısı olmayan kapılardan-pembe alemlere sefere çıkıyorum..
Görünmeyen uçan halının üzerinde mülkün Süleyman’ına dönüşüyorum..

Yazıyorum çünkü sana yazdığım her şey OLuyor ve ben de bunu güzel mana da kullanabilmek istiyorum, İnşallah ve amin..Mağaram olabilecek en güzel hale geldi şükür,artık ağlamıyorum.Sahip olduğum yeni anlamlarla-A’Lİ DOSTlarla dünyanın en zengin insanı olmuş gibiyim..Ben mana aleminin ve madde aleminin padişahlarını-A’Lİ RUHlu İNSANlarını tanımışım.Bu gözler Onları görmüş,işitmiş ve konuşmuş,dost olmuş..Bundan A’la ne olabilir ki?Bir insan daha ne isteyebilir ki?..

Tabii ki seni diyorum..Şimdi seni istiyorum.:)Bunun içinde sana yazıyorum..*
Zamanın çocuğu olmak .Zamanın Babasına tabii olmak.
Hz.Mevlanın dediği gibi:
”Buldunsa ne duruyorsun-Zil takıp oynasana”anlamında bir zevkmiş..Öğreniyorum
*Ve ey dünya artık peşimden koş !!
Bize kul OL diyorum.!...

Seni ilk tanıdığım ana dönmek isterim..Bir gece içimde büyük bir açlıkla seni okuyordum..Okuyor ama sana doyamıyordum ..Sesim tavus kuşunun ayakları gibiydi,ve seni okurken zorlanıyordum.Ne makam biliyordum ne edeb,ne de anlamından haberdardım..Sadece doymak bilmez biçimde herşeyi okuyordum..

Okumaktan yorulup koltuğa oturduğumda sen geldin..
Görünmeyen bir uzun enerji –yoğunluk şeklindeydin..Sevinçle zıplayan bir çocuk hissediyordum.Tam önümdeydin.Öyle neşeliydin ki bende kendi kendime hayranlıkla neşenlenmiştim..
Sen: “Beyaz Zambak ve Gül suyu ile ıslatılmış Toprak kokuyordun” hani.Görmüyordum.Sadece hissediyordum..Kur’an ın kokusuymuş bu,öyle anlıyordum..Ayağa kalktım . Evdekilere seslendim.
-Heyy!...Evimizde çok güzel bişey var, kalkın Kur’an okuyalım,namaz kılalım,bize gelmiş...
...........
İşte zaman zaman, beni görünmez ama hissedilir kokunla ziyarete gelmeye başladın sonra..Ve ben seni özlüyordum..Bir kitapla dost olmuştum..Ama o kitap benim aslımdı aynı zamanda.Bu kitap kıskançtı;razı olmadığı başka kitapları okumama izin vermiyordu hem de..Sadece O’nu anlatan çok nadir kitapları okuyabiliyordum.Ve ben dostumu okumayı öğrenmek için, sadece O’nun sevdiklerini okuyabiliyordum.Şimdi Ramazan’ın son haftası. ZATen O’na ait olduğu için, O’na yazmamdan doğal hiç birşey olamazdı değil mi?


Senin gelişinin bu yıl 5. senesi..Yani vuslat yılı.Bu hafta hep seni düşündüm ve yaşadıklarımı..
Aslında olan biten SADECE SENdin anladım..
Önce kokun gelmişti..
Tanışmıştık.
Daha sonra bir gece, Namus'tun gelen..

Başında tacınla odama doldun.
Perdelerimi tutuşturdun.
Güneşi odama yaktın hani..
Ve tab ettin beni ,korkumu dinlemedin,reddimi kabul etmedin..
Tab edip ince bir kağıt ettin hani..
Ve baharımız doğdu sonra..
Hayatıma baharı getirdin..

Aylar sonra kapıyı açtım, bana bakıyordun aşkla hani..
Sen nasıl arı-duru-saf-apapak-nurun ala nur dun ..
Sen gözlerinden yakalanan an dın..
Sonra yağmalandı dünyam
Altüst oldu hayallerim hani..
Ve Ali dostum çıktı ortaya aniden
O’da senin canlı Kur’an olmuş diğer halindi, yeni anladım inan
Her yerden tezahür eden sen mişsin, seni öğretmek için KUR’AN
Her yerden aşkla seven Muhabbet-i A’lim, sen mişsin İMAN ile İMAM


Bilmiyorum, yazdıklarımı yeterli bulamıyorum..Sen gibi yazamıyorum ne yazık ki..Sen gibi tertemiz değilim ki..Ama benim günah dolu,baştan ayağa hata dolu en ufak bir amelimin ne kadar değerli ve gerekli olduğunu da sen öğrettin bana..
Benim en ufak bir adımım senin koskocaman yürek dolusu adımına denk geliyordu..
Bu yazdıklarımda bile bir çıkar var aslında biliyorum..Küçücük beynimle ve çıkarcı yüreğimle ne hesaplar planlamışımdır kimbilir değil mi?Sen en doğru olanı bilirsin ve benim için doğru olanı yap,bana bakma..Sadece beni çok sev ..Öyle sev ki ,yok olayım sende..FENA ile BAKİ..

Hani gelirdin bazı bazı
Islak ve nemli bulut olurdun
Alırdın beni içine ve kapsardın tüm bedenimi
Öylece beklerdim,Nefes almaya korkardım, gitme diye
Oysa NEFeS sendin
Soğuktun –nemli –ıslak
Ürpertirdin,titrerdim ve ağlardım
Gelmiyorsun artık gel yine gel

************
Artık kendimi dünyanın en zengin,en güçlü insanı gibi hissediyorum.Ve içimde muhteşem bir mutluluk-neşe kaynıyor..”Emanet-i A’li nin,Hakikat-i Muhammedi’”nin yeni padişahını zevkle izliyorum..

Zaman sana uymuyorsa sen zamana uy gerçekleşiyor..Sistem baştan aşağı yıkılıp yapılıyor sanki..”Ramazan kendi kendini yakan da demek miş “ya hani?İşte devri alemin sahipleri aynen, sanırım şimdilerde bunu yapıyorlar..Medyanın her yanını ele geçirmiş mana cerrahları var..Her kanaldan-her eve-her gönüle, göze,kulağa ameliyat yapıyorlar..
Bunu izlemek,FARKINDALIĞINA ERMEK muhteşem bir zevk ..Öyle muazzam bir güç ki bunun farkına varmak: Ali Amcamın;”öyle neşeler yaşıyorsunuz ki, sahip olduğunuz neşeye etrafınızda kaç kişi sahip oldu “cümlesindeki hakikatle yankılanıyor hep..Meğer bela sandığımız o şiddetli musibetler sabırla ,simya ilmi ile neşeye dönüşüyormuş..


Sana şükrediyorum ki ruhum sen din ve ben bunca belaya sabredebildim..Sana şükredebilmem bile senin lütfunla biliyorum.Bilmem bile.....:)Sonu gelmez herşey sen den..Yok olduğumu biliyorum ama var sanılmamın lütfu ile tekrar teşekkür ediyorum.Yokluğun Varlığa Eş OLmasını farkındalığına uyanabilmek istiyorum..

Ve Ramazan=kendikendini yakan =kendinden yanan o kandil nur-çerağ bayramında ne yapar?Ram olur, boyun eğer ,kurb-an kalp yakını olur..Küllerinden doğar. Anka olur değil mi?O ölümsüz kuştur..Kendi ile beslenir,kendinden ölür ,kendinden dirilir...
*
Şimdi istiyorum ki dua edeyim..Bu konuda dünyadaki en kabiliyetsiz kişi olduğum için kendimi kendimle yüzleştirmek ve bu dua edememe-korku eşiğimden de atlayabilmeyi istiyorum ve amin..
Yarabbi bize yaşam bahşettiğin her Nefes için sana şükürler olsun..
Varlığın sahibi daima tek bir kişi, anladım ama bunu hayata geçirebilme ilminide bize lütfet ..

Yarabbi ilim sonsuz ,bizi ilminde aşkla yaşat,aşkla öldür,aşkla hürleştir ..

Yarabbi hepimize sağlık,huzur,mutluluk nasip et.

Yarabbi kendilerimiz,eşlerimiz ,evlatlarımız ve bağlı olduğumuz tüm etrafımızla bizlere maddi –manevi huzur,sağlık,afiyet,muhabbet ver.

Yarabbi bizlere içlerinde huzurla yaşayacağımız mustakil,bahçesi cennet olmuş,içi aydınlık maddi –manevi evler yanında, kalp evleride ver Allahım..

Yarabbi bizlere hiç kaza yapmayacağımız ,kimseyi incitmeyip,kimseninde bizi incitmeyeceği ferah,daima bizi doğru yola götüren madde ve mana binekleri de var Allahım..

Yarabbim bize hiç kesintisiz,düzenli,kimsenin hesap sormayacağı ve kimseye hesap vermek zorunda olmayacağımız maddi manevi gelir de ver Allahım..Ve bu gelirle daima hayırlar ,güzel işler işleyelim.


Yarabbi bize Akıl-Ruh ve Kalp sağlığı nasip et..Anlayan bir akıl ve gören bir kalp ver..Ruhumuza en mükemmel eş olabilelim inşallah..


Yarabbi kötü rüya görmeyelim,rüyalarımızda bile artık üzülmeyelim.Çünkü onlar bu aleme yazılan mektuplar gibi.
Rüyalarımız iyi okuyup ,iyi yorumlamayı bize nasip eyle Allahım.

Yarabbi bizden evvel yaşamış ,bizle beraber yaşayan ve bizden sonra yaşayacak tüm kardeşleimizi affet çünkü sen affı çok seversin ve affedersin.

BİZ SEN’DEN RAZIYIZ SEN DE BİZDEN RAZI OL..
Bizi lütfen affet Aminnnnnn

Bayramımız Kutlu Neş’e Olsun..

**********

Nur Cihan

25 Eylül 2008 Perşembe

ÖZLEM VE MURAT

Ey Tebrizli hak Şemsi,Ey MEVLANA ALİ
Yüzünü göstermeseydin sen, yoksul çaresiz kalırdı kulun,

Ne gönlü olurdu, ne dini.......

MERHABA güzel dostum merhaba.
Bundan bir kaç yıl evveli bir gece yatağımdan ÖZLEM diyerek fırlamıştım hani..Yine uyumuş yine aynı şiddetle uyanmıştım.Bu sefer MURAT diyordum..
Anlıyorum ki yaşadıklarım ve yaşayacaklarım bu iki kelime üzerine kurulu..Ve bir gece,kalbimden kopan o pembe et parçasının ardından acı ile ağlayışım gibi,sizi aradığımda ,”sanki beni bekliyor gibi -sizi hemen bulmuşum gibiydiniz,” artık yoksunuz..Belki de daha yakınsınız ama ben size ulaşamıyorum nedense..Dua etmiştiniz ya, o kopan parçayı yerine takabileyim diye..Takamıyorum dostum, başaramıyorum..

Siz geri döndünüz, ben ise geri dönemiyorum..Yapamıyorum ve çaresizlik içinde size yazıyorum..Yazdığım herşey OLduğu için yazıyorum..Artık bitsin istiyorum..Hatta dua bile yazabilirim.Benim için istemek ne kadar zor ama bunu sesli dileyebilirim bile..

Ey sevgili.. Ben, sizin bana yaşattığınız o kalbin içinden çıkamıyorum..O namazdaki Arş’dan,o Muhabbet-i MuammedAli deki şefkat dolu kalbinizden
çıkamıyorum...Sizin gittiğiniz gece, sizin mananızın yeni tecelliğahını ziyaret etmiştim( sizin işaretinizle);o gece Kabe gibi merhametli,aşk dolu o korunmuşluk yastığının içinde şefkatle uyumuştum ben..İşte bu merhametli kalpten uyanamıyorum..
Dışarısı acı dolu,dışarısı gözyaşı,dışarısı kan...İç ne kadar duru ,iç ne kadar muhabbet-i aşk..Ama benim öğrenmem gereken şey HAK ile BATILlı ayırmak tı değil mi?


Çok zor .Bunu ben mi seçtim ,hatırlamıyorum..Hayatım boyunca tüm sorumluluklardan kaçışımın nedenini yavaş yavaş anlıyorum..Şöhrettten ölesiye korkuşumu,öne geçmemek için en arkalara gizlenişimin nedenini öğreniyorum...Neden dememek için direniyorum..Ben mi seçtim bunu?Ya da ne önemi var...Ve artık yavaş yavaş yelkenlerimi suya indiriyorum..Pes diyorum pes...Teslim..Ama arada bir asi olmak istesemde izin verilmediğini anlıyorum..Boşa çırpınıyorum..

Kul olmaya karar verdim.”Kul olmak ne kadar zormuş ama ne büyük rahatlık..Asıl özgürlük kul olabilmekte aslında anladım..KUL OLabildiğimde OL da oluyor” anladım..”Özgürlüğün nihayetsiz yolu kulluktan geçiyor..”

Siz yoksunuz ve ben sizi çok özledim..Muradım sizin gelmeniz..Kalbimde olduğunuzu bilebilmek istiyorum..Oradasınız ama delil istiyorum delil..Hiç ağlayamayan bir taş kalpken sizi tanıdım..Ve sebesiz sizi sevdim..Sizi sevdiğimden beri başıma belalar yağmur gibi aktı durdu ve halende.Madde benden kaçar oldu..Mananın göbeğinde gözyaşlarımla kalakaldım..
Eşyayı seviyorum-sanatı seviyorum-delillere hayranım ama geçmek lazım değil mi,geçip gitmek lazım?

Şu sıralar çok fazla ağlıyorum..Sizi özlüyorum.Konuşmak istiyorum..Size sarılabilmek ,öpebilmek..Hani hep diyordunuz ya insan evladının tahtını yapar ama bahtını yapamaz işte bu yazıyı bahtımızı yapabilmek adına yazıyorum..Kalbim vakit geldiğini söylüyor..(Kapıları açtım,kilitleri çevirdim ve bebeğimi emzirdim..)İçim ne kadar güzel ve huzurlu ,duru,saf..O muazzam yanlızlığımda ne kadar mutluyum..Sadece müzik olsun ,esinti olsun,nefes olsun,o meleklerin çocuklara söylettiği şarkıları duyabilmek isterdim yine..

Gittikçe hz. İbrahime doğru çekildiğimi hissediyorum ve Arabi hocaya..Bunu kontrol edemiyorum .Zaten edemem de değil mi?Hani demiştiniz ya Arabili rüyamdan sonra;” artık ilim tehlikelileşiyor korunmak lazım “..Bende,” sakın elimi bırakmayın demiştim,çok korkuyorum, sakın.”.şimdi bir değil iki elinizede muhtacım..Hatta o çıkamadığım şefkat dolu kalbinize her şeyden daha çok muhtacım..Hani demiştiniz ya:” Beraberiz- biriz.Vazife devam ediyor şimdi ve sonra daima,biz yaşayan ölüleriz..”Ben teslimim dostum teslim...

İtirazlarım NAZ olsun ,belki RİCA ama ne olur artık TESLİMim..

ÖZLEM
özlemek beklemek,beklemek
belaların altında yanarak durabilmek
içine kan akıtmak
dışına gülebilmek
ya da tam tersi
dışın ağlar için güler
kimse bilmesin diye vadedilenleri
saklarsınız
kendinize bile söyleyemezsiniz
unutmak istersiniz
korkarsınız sorumluluktan
Kaçmak lazım ama nereye, nereye
kaçamazsın
acı büyür ,siz kabul etmedikçe bela büyür
kaçış yok yolların hepsi aynı yere çıkıyor
kaçış yok dairenin her yanı aynı
MURAT
henüz bilmediğim ama sezdiğim anlam
murat beni bekleyen vuslat
murat kokuların diyarı belki de
murat kelimesinin resmine baktığımda
içinde sarhoş olup kaybolacağım yar..

Ey sevgili..Hani dostumuz Kur ‘an bir gece üçüncü şiirini yazmıştı..Manası “bu Kur’an’ın anlamı bana ağır geliyor “gibi bir şeymiş hani..Siz duyar duymaz demiştiniz ki :”Evet bu beklenen haber di”..Dün defterimi açtım ve karşıma çıkan ilk yazı o oldu..Evet Kur ‘an bana çok ağır geliyor..O yazıdan beri O’nu ne kadar az okuduğumu biliyorsunuz.O’na geri dönmeye çalışıyorum..Başarmak zorundayım değil mi?Yoksa acılarım uzadıkça uzayacak..Korkularımın üzerine gitmeliyim..Mert olmak adına..Murat olmak adına sanırım..

Çocukluğundan beri türlü acaip soruları olan, sorularına hemen kimsenin cevap veremediği,verilen cevapları hiç beğenemeyen ben; sizin huzurunuzda neden size hiç soru soramıyordum çok düşündüm..Oysa siz tüm sorularımı biliyordunuz..Ama ben size soru soramıyordum..Şimdi düşünüyorum..Sorsaydım daha kolay OLurmuydu diye..Ama olgunlaşmak için siz en yavaş seyri benim için tercih etmiştiniz..
Uçmayı dileme demiştiniz..Uçanlar tayyereler gibi düşerler..Siz yavaş yavaş,dura dura gidin..Her şey kendiliğinden olacak.Sadık ve sabırlı ol ve bekle..

Gidiyorum, duruyorum ve gidiyorum..Şu sıra yine duruyorum..Siz gidene dek içimdeki o muazzam patlamaya hazır güçle,içe çökecek kara deliğe benziyordum ya ve sizin kıyametiniz koptu ,benim de tabii.Artık bu muazzam gücü hissetmiyorum..Bir boşluk var..”Karanlık O Hücre “belki de ..Ne yapacağımı ne yana gideceğimi bulamıyorum..Zeytinyağı olma vaktimi anlayamıyorum..Yanmaktan korkuyorum..Ama bile bile ateşin içinde bekliyorum..Bunun sonsuz hazza dönüşeceğini hissediyorum..

Sizi çok özledim ,çok ağlıyorum biliyorsunuz ,elimi bırakmayacaksınız değil mi ve kalbimin efendisi olmaya devam edeceksiniz..MEVLANA’ya aid olmanın EFENDİ’ye ait olmak olduğunu anladım DOSTum.Tüm kalbimle ...
Nur Cihan
HATIRA-YI DEVAM
Kaç zamandır yazmak istediğim ama kelimelerini ve cümlelerini hatalı yazmaktan çekindiğim için yazamadığım “GÖNLÜ İSLAM OLAN BİR PAPAZIN”hatırasını ve Ali Öztaylan Hazretlerinin başka hatıralarını..İsmini yazmayan bir kardeşimiz internette yayınlamış. Allah kendisinden razı olsun..Bize sadece bu muhteşem ,her birimize ders olacak nakli kopyalamak düştü..

********
VESİLE-İ SAADET BANDIRMALI ALİ (ÖZTAYLAN)AMCA

"Padişahı âlem olmak bir kuru dâvâ imiş,Bir mürşide bende olmak her şeyden âlâ imiş"


O bir muhabbet fedaisi idi. Temiz kalbinde husumete yer yoktu.

Bir güzel insanı ziyaret ettik, “nur gibi parlayan” deyiminin karanlık kaldığı...Ellerini tuttuğumuzda“pamuk gibi” benzetmesinin az geldiği bir insan...Hali, hareketi, bakışları, ikramı, misafirperverliği ile “Bakırdan gönülleri, altına çevirenler” sınıfından bir insan... “Nasılsınız?” diye sorması bile alışılagelmişin dışında olan bir insan...“Ellerinizden öperiz.” denildiğinde “Öpülecek el olsa kendim öperdim.” diyen tevazu ehli bir insan...Hacı Hasan Efendimiz (k.s) “Sizi pek sever, sizden bahsederdi.” denildiğinde, “Hep o muhabbetlerle yaşıyoruz.” diyen ehl-i hâl bir insan..“Habersiz ve elimiz boş geldik, özür dileriz.” denildiğinde, “Dosta habersiz, dosta çıplak gidilir.” diyerek, ardından “Kudümünle müşerref kıl, habersiz gel” mısrasını hatırlatan bir insan...İşte Bandırmalı Ali Efendi’nin sohbetinden aklımızda kalanlar.

“Yaşlı insan çocuk gibidir, muhabbet ve şefkat ister, okşansın, kucağında taşınsın ister.Yaşlı insanın kusuruna bakılmaz. Refleksleri kaybolmuştur. Bir kaşığa bile uzanmak meseledir.” diyerek güzel bir prensip hatırlatıyor bize: “Yaşlı insan kafir de olsa tâ’zim edin...Yaşımız 83 oldu, yaşımıza göre iyiyiz, Allah sabrından, şükranından ayırmasın” duasını yapıyor.

İNSANLARA İMAN’I NAZAR İLE BAKALIM

İnsanlarla ilişkilerimizi yeniden düşünüp, taşınmamızı gerektirdiğine inandığım bir hatırasını aktardı bize. Mütevazı ve yumuşak konuşmasını dinlerken şaşırıyor, hayretler içinde kalıyor ve kendimize pay çıkarmaya çalışıyoruz. Bir taraftan da anlattıklarını not almaya gayret gösteriyoruz.

“Çok seneler önceydi. Bir rüya gördüm. Kasatlar köyünün papazı imiş bir adam görüyorum. “Ali Efendi! Sizden bir istirhamım var. Ben Vasil’in babasıyım, benim mezarımı alıp İslam mezarlığına taşıyınız lütfen. Ben dinimi izhar etmedim. Onların ameli, benim esasıma tesir etmedi.” Sonra rüyamda mezarlığa gidiyorum, kabri açtığımda bir de ne göreyim; ab-ı hayat gibi sular çıkıyor, ceset nurlu ve çürümemiş bir halde... Uyandım, acaba bunlar gerçek mi diye araştırdım ki, bu papaz gerçekten Kasatlar köyünde imiş, hal üzere, halvette, Türkleri seven, kendisine gelen hastaların şifâyab olduğu bir insanmış. Oğlu Vasil’i buldum. “Sana bir şey anlatacağım, inanmazsan senin mukaddes usullerine göre yemin edebilirim.” dedim.

“Olur mu Ali Efendi! Ben seni tanıyorum. Sen emin bir insansın, kitaba el basmaya, yemin etmeye gerek yok.” dedi. Olayı anlatınca bir feryat!
“Ben size demedim mi, babam müslümandı, bana inanmadınız...” diyerek feryat ediyor, çıldırıyor. Hepimizin pür dikkat dinlediği Ali Efendi bu olayı anlattıktan sonra “Bütün insanlara iman-ı nazar ile bakmalıyız. İnsan papaz gibi yaşar, papaz gibi görünür, ama müslüman ölür. Barlardaki kadınları bilirim, hiçbiri halinden memnun değildir, hepsi “Ahh...” der. Onun için yalnız şefkat, yalnız merhamet..
.”

HERŞEY BİR “Ahh!!” DEMEKTEN İBARET

“Bir Nurettin vardı.” diyor, sonra devamla... İspirto içerdi, birgün kendisine, “Nurettin çok bunaldım, istiğfar edeceğim, gel sen de gönülden istiğfar et.” “Ahh!...” dedi, pişmanlığın binlercesini ifade edercesine... “Nezaketinizi anlıyorum, niyetinizi biliyorum, siz benim ahlakımı da, şarabımı da, içkimi de biliyordunuz, ama bana göstermediniz.” dedi. (Meğer Ali Efendi, Nurettin sarhoş olduğunda onu faytonla, fayton yoksa sırtında, evine annesine kadar teslim eder ve annesine de söylememesi için yemin ettirirmiş.) Ben annemden zorlama ile beni eve kimin getirdiğini öğrendim. “Aman Nurettin ne olur sus! Allah beni affetmez, günahını varsa bana ver.” dediğimde başka alemlere daldı. “Buyurun, buyurun” dedi. Meğer Cebrail (a.s), Mikail (a.s) ve İsrafil (a.s)’i davet ediyormuş, ardından “Buyur ya Resülullah...” dedi ve O’nun kollarında ruhunu teslim etti.

Ali Efendi bu olayı anlattıktan sonra hepimizin gözyaşları özgürlüğüne kavuştu. Kendisi biraz durakladı ve “Herşey bir Ahh!...” demekten ibaret.” diyerek Ali Haydar Efendi’nin “Buraya kadar (eliyle boğazını göstererek) mülemma olan bize gelsin, bizim günahsızlarla işimiz yok. Allah bir şeyi, bir kişiye bela eder, onunla bin kişiyi imtihan eder.” sözlerini ekledi.

EN ZAYIFA, EN BÜYÜK TA’ZİM

“Birgün dükkanda idim, bir adam geldi, Türkiye dışından bir yabancı olduğu anlaşılıyordu. Dükkandaki ebrulara, hatlara dikkatle baktığını fark ettim.İslam’a muhabbeti var ama neden olduğunu bilmiyor, içimden ona hediye vermek geçti, seccade, havlu, mendil, çorap gibi hediyeler koydum, içine kartımı da yerleştirdim.Ama bunları Ali Haydar Efendi’nin bana verdiği gömleğe sardım, paketi kendisine verdim. İki ay sonra ABD’den uzun bir mektup geldi.
“Ben filanca tarihte gelmiştim, hediyeler vermiştiniz, nasıl teşekkür edeceğimi bilemiyorum. Verdiğiniz paketi açtıkça acayip bir haller oldu, ben ve ailem müslüman olduk. Buradaki müslümanlarla irtibata geçtik.” “Demek ki kardeşlerim, en zayıfa, en büyük ta’zim” diyor Ali Efendi daha sonra...
Ulema-i Kiram ilme rağbet edenin, halka karşı insaf merhametle hareket etmek hususunda idraki artar buyurmuşlar. Bizim de rağbetimiz bu yönde olmalı, Allah’ın abes hiçbir şey yaratmadığını unutmayarak her şeye iman-ı nazar ile bakmalıyız.Nurettin gibi bir insan hayatın içinde neler görüyor, ölürken de yukarıda anlattığımız gibi ölüyor. İnsanlar papaz gibi görünüyor. Ama müslüman ölüyor. Hristiyan gözüküyor. Daha sonra hayatı müslümanlaşıyor.
Unutmayalım ki, Allah’ın emirlerine ta’zim etmek ve Allah’ın mahlukatına şefkat önemli bir düsturdur ve Vesile-i Saadettir.


Evinden ayrılırken yine ikramda bulundu, merdivenlere kadar bize eşlik etti. Tevazusunu gördükçe Sadi’nin: “Akıllı kişiler tevazu eder Zira meyveli ağaçlar dallarını eğer.” Beyitini hatırlamamak mümkün değil doğrusu. Bizlerse geride yalnızca gözyaşlarımızı bırakıyor ve; “Birkaç damla bıraktım gidiyorum, Kuru kalmış gönlüme bir müjdem var şimdi Gözyaşı filizini yeşerttim gidiyorum” diyerek yolumuza koyuluyoruz.
Allah (cc) bizleri kendine itaatli kullarından eylesin ve sevdiklerinin nurlu yolundan ayırmasın...
alıntı..
Nur Cihan

HÜZÜN

Ey Sevgili, Ey Dost Merhaba..
Haberlerinizi alıyoruz Komutanım, daimi askerleriniz “Selam Selam” diyorlar sizlere..Çocuk buluğa erdi ve yüzük için teşekkürler böyle muhteşem bir zerafet dünyaya ait olamaz değil mi? Aslan için minnettarım Kalbimin Efendisi minnettarım.. TÜM KALBİMLE..

Bu yıl hüzün yılına döndü dostum.. Artık olgunlaşmanın zamanı gelmiş demek.. Sırtlarımızı yasladığımız çınarlar, devr’ini devr'ediyorlar.. Elbiseler değişiliyor ve susmak zamanı geliyor. Anlıyorum..
Yazılarımı nasıl ihtimamla koruduğunuzu gördüm ve A’il-e kayıtlarımız için yenisini eklemem gerektiğini anlıyorum..
Son aylarda yazmak çok ağır geliyor... Ellerim ve yüreğim yazmak istemiyor..Yazdıklarım, yazgımız OLuyor... Ne yapacağımı bilemiyorum.. Bu benden değil biliyorum ve bundan kaçamıyorum.. Ama ne yapılırsa yapılsın herşey aynı manaya geliyor.
Tüm kitapları yakıp yeni bir şeyler söylemek lazım dense de, yeni söylenen de hep O oluyor değil mi ve daima da O olacak..


KIRILDI AYNAM PARAMPARÇA!! HERBİRİ SEN-BEN-O

Bugün farklı anlammış gözükse de, daima aynı şeyi anlatan, farklı bir bakışla yazacağım..Mana Babam(ALİ ÖZTAYLAN) ile- Madde Babamı(ŞEVKET DEMİRCİ) elimden geldiğince BİRleyeceğim..

Babam aynı zamanda ben gibi “Sizin mana evladınız“ olduğu için, O aynı vakitte “mana kardeşim de OLuyor..”CemAli iç yapısı çok fazla olduğundan, dışına tavan yapmış şeker ve CelAli ile yansıyan bir AYNa.. Öyle bir şekerli celalli ki, estiğinde rüzgarından kırılmadık nesne bırakmamak istiyor sanki.. Sizin, arabacı İsmail efendiye: ”Ahengi bozma” deyişinizi aynen yaşadığınız kişi, mana oğlunuz hem de..

ZITLARIN BİLEŞKESİYDİNİZ SİZ..
O’nun için derdiniz ki daima:
“O kendisini bilse aklını yitirir, dağlara çıkar, mecnun olurdu. O manayı kaldıramayacağı için Allah bildirmiyor..”

İşte sevgili dostum, sizlerin lutfu cömertliği ile, sizle hayata başladığım; sizde doğduğum, 2 senelik ilim sütünüzü emdiğim sarf-ı zamanda, siz bunu bana göstermeyi de lutfetmiştiniz..
Ama “okumak bilmek değilmiş, sizle öğrendim”.. ”Görmek anlamak değilmiş, sizle anladım”.. Ancak “yaşanarak öğrenilenmiş, bu ise lutuf”. Sizin Nefes-i Rahman’a gidişiniz çok anlamlıydı ve aradan geçen zamanla olaylar ancak kalbimde duruluyor.. Mana bizi susmaya mahkum ediyor.. Ama babam için yazmak lazımdı, değil mi..?
Sizin daima söylediğiniz gibi "son zamanlarında açığa çıkacak bir Rahmani Nefes"i yazmalıydık değil mi?..

Takdiri ilahi bazen herşeyi serbest bırakıyor ve o kişiler açıkta bağırıp çağırıyorlar ama kimse anlamıyor ve görmüyor. Bazen de, kendisinden bile saklanıyor.. Kendisine şaka yapıyor sanki..
Babam, gönlü açık birinden öğrendiğim gibi; Sanki Nasreddin Hoca anlamındaydı ve tabii benim için Hopdedix kıvamındaydı.. ”Fırtınasından kaçılamayan ama fırtınasında herkesin savrulmak istediği cömert mangal bir gönül”.

Latif amcam bir keresinde, bir hayalim için şöyle demişti.. ”Öyle gönüller vardır ki tüm kainatı kaplayan umman gibidirler ve Kabe, O’nu Allah’ın emri ile tavafa gider”.
Hz. Rabia’nın cehennemi bir bardak su ile söndürmeye gitmesi gibi.. ”Bedenimi öyle genişlet ki, benden başka kimse yanmasın diyen gönüller gibi“ demişti..Aslında O, kendisini de anlatmak istemişti. Edebinden başka gönüllere kendisini yansıtmıştı.. İnsan-ı Kamil olmak işte bu kadar ağırdı demek.. Ne mutlu o gönüllere.. İşte sizler yüce A’li ruhlar aynen öyleydiniz..

Canım dostum posta güvercinine döndüğüm şu bir kaç aydan beri, sizle yaşadığım kadar zor ikinci bir dönem yaşıyorum... Atalarımızın geri dönmüş olması. Nasrettin Hocamızın “Yeşil Destarlı Devasa Kavuğu “nu beklemeleri...

Biz hazır değiliz... Ama O hazır biliyorum..İnsan dostlarından ayrılamaz ya hani, sevdiği ile doğar sevdiği ile gider, işte öyle birşey, anlatılamaz.. Sizin, Latif amcadan ayrılmayışınız ve verdiğiniz sözü tutuşunuz gibi, ERlik bu demek. ER olmak lazım..


Biz babamıza dokunamaz ve yaklaşamazdık ama bilirdik. O öyle cömertti ki Hz. İbrahim O’nda tecelli etmişti.. Bu öyle bir cömertlik ki sevgili BABALARIM; ikiniz de, aileleriniz ve dostlarınıza kendinizi KURB-AN etmiştiniz..Bu nasıl bir erdem?. Bu nasıl babalık..? Kaç babayiğit bunu yapar?
Kendi muhteşem manalarının debdebesini yaşamayıp, ailelerinde ve dostlarında bunu yaşatmayı zevk edinmiş kaç kişi olabilir bu alemde?.
Siz sır küpleri, siz alemleri omuzlarında taşıyıp, hastalıklardan gözlerini açamayıp bir kere bile sızlanmayanlar, bize hakkınızı helal ediniz..
Nefes-i Rahman’ın tecellisi olmasaydı ben bunları anlayıp bilemezdim. Bir İnsan-ı Kamil’in ne demek olduğunu öğrenemezdim, bir İnsan-ı Kamilin aynasını kırıp kendisini bine bölmesini anlayamazdım..


EN BÜYÜK PUT MÜRŞİD-İ KAMİL’İN KENDİSİYMİŞ, SİZ PUTLARINIZI YIKIP ÖYLE GİDEN ER’LENDENSİNİZ.. KINAMAYAN VE KINAYANA ALDIRMAYAN ER’LER..

Öyle cesur ve deli yürek.. Herkesin yazacağı şeyleri yazmak istemiyorum.. Neler yazacaklarını hepimiz çok iyi biliyoruz...

Dedemizin lakabı AYKIRI idi bizim.. Babam lakabı aykırı olan bir adamın, en AYKIRI oğludur.. Babamdaki aykırılık, kural tanımaz, meşreb tutmaz yapı genetik olarak hepimize sanki sıçramıştır.. Ama bu tüm kuralları yıkan-bozan bir yapı; işin garibi, aynı zamanda tüm manaları CEM de edebiliyor. Her şey O’nun elinde kolayca BİRlenebiliyor ve bu aykırı insanda kimse bunu tuhaf bulmuyor.. Nasreddin Hocalık da bu olsa gerek.. Biz bu aykırı olan adamın nesli olmaktan kıvançlıyız.. O’ndan ve bize tanıştırdığı cömert dostlarından onurluyuz.. Hak etmediğimiz herşeyi, şefkatle önümüze serdiği içinde hüzünlüyüz..Yazmanın sonu yok, az söz çok cömertlik olsun istiyoruz...KOCA BİR GÖNÜL UMMANI OLAN ARŞ-I RAHMAN’DA BİR VE BERABERİZ:)

* * *
BA-BA-MA(Annemi babamdan ayrı görmediğim için X ve y OLana)

Senden oldum ama senden değildim
Ya da hep sendendim veya sendim
Senle doğdum ve senle büyüdüm
Hep birdik ama inanılmaz da ayrıydık
Sen yaklaşılamayandın
Bizler ise yaklaşamayanlardık
Biz senin neslindik

Senin üretkenliğin
Cömertlik denizinde besin deryasında boğulanlardık

Biz senin genetik sırrındı
Ve sırlarından bir sır da bendeydi
Yazacak çok şeyim var aslında

Ama otokontrol uyguluyorum elime
Çünkü her an herşey değişiyor biliyorsun
Sende çok değiştin ve silkelendin
Sen değişirken ve silkelenirken
Bizler de birer taşken

Ufalanıyor ve kum olmaya doğru yol alıyorduk
Sen bu alemde tüm kuralları yıktın
Ama bir de diğer alem var biliyorsun
Orada iyi bir haldesin
Ve bir rüyamdan müjde vereyim mi sana

Rıdvan Melek var ya, Rıdvan Melek
O bile sana hizmet etmekten mutlu
Sen bu alemde imtihandın
En zorlu sınavdın karşına çıkan herkese
Sivrilikleri yuvarlıyordun belki de
Bu esnada sende yuvarlanıyordun kendine
Biz senin sırlarından birer sırdık

Ve senin kutsallığından sana selam verdik
Şimdi dünyasal bir kaç kelam yazacağım
Sen BAbamdın
Ve daima BAbam OLacaksın

Elma TAM OLmalı değil mi?
Ve biz hep TAM ELma OLacağız değil mi?

Seni seviyorum
Sevgimi harflerle sınırlamayacağım
Gönlümden sana YOLlayacağım

Hem bel- hem neseb evladın..

Nur Cihan

DOSTUMUZDAN HATIRALAR medya haberleri

İnsan her şeyi yavaş yavaş idrak edebiliyor..Hele idrak ettiğinin; “Ne O”lduğunun anlanmaya başlanması ile açığa çıkanın ,“bilinmekliği istenmiş HAZİNEY-İ A’Lİ”nin muazzam gücü karşısında, tüm acziyetiniz ile kul olabilmeye niyet ediyorsunuz..işte yaşayarak tanıdığımız bir zamanın babasının kaydedilmiş özel hatıralarından yansıyanlar..Biz sadece alıntıladık ve yeni öğrendiğimiz manalarla kendimizin de BİR-ER “alıntı” olduğumuz gerçeği ile zünle “kopya”lıyoruz...

DOSTUMUZDAN HATIRALAR

Hz.İnsan Ali Öztaylan efendiyi ziyarete gittiğimde bana şiir söylemesini rica etmiştim.. Şimdi buraya taç olacak şu şiirleri okudu, bendeniz de yazdım..

KUDÜMÜNLE MÜŞERREF KIL BUYUR BİZE HABERSİZCE
NE DEVLETTİR Kİ KİŞİNİN SEVDİĞİ GELİR HABERSİZCE

* * *
DOKUNMA GÖNLÜME ÇOK İNCEDİR KIRILIR
ORASI MABETTİR ORADA IŞK(GÖZYAŞI)KIRILIR


* * *
GELENLER HER ASİTANE EVLİYAYE
GALİP ONLAR DAVETTEDİR ZEVKİ SEFAYA


* * *
MEDYADA HATIRASINA ÇIKAN HABERLERDEN ALINTILAR

Yıllar önce bir grup gazeteci arkadaşlarla İstanbul'dan Bandırma'ya gittik. İlk uğrak yerimiz Bandırma iskelesi karşısındaki muhallebici dükkanı oldu. Çevresinde bilinen ismiyle 'Tatlıcı Ali Efendi'nin yıllarca bilfiil işlettiği 'Öz Bandırma Sütevi'nin nefis muhallebileri kadar tefrişi de bizi etkiledi. Estetik kaygı gözetilerek dekore edilmiş dükkanda Ahmet Yakupoğlu'nun yağlıboya tabloları, ünlü hattatlarımıza ait hüsn-ü hatlar duvarları süslüyor, muhallebi yemeğe gelenlerin önce gözlerine ziyafet çekiyordu.
CÜMLE ALEMLE BARIŞIKTIDükkandan telefon ederek ilerleyen yaşında uzleti ihtiyar eden Ali Amca'nın evine gittik. Kapıda karşılandık. Duvarları kitap ve hüsn-ü hat eserleri ile dolu bir misafir odasına alındık. Tanışma ve hoşamediden sonra her cümlesi 'Efendim'le başlayan, 'Öyle değil mi efendim'le biten sohbetini dinlemeye başladık. Adeta başka bir zaman boyutunda idik. Ali Amca'nın üslubu, ifadesi ve tabii Türkçesi çok başka idi. Osmanlı'nın son ve Cumhuriyet'in ilk ulemasıyla ahbablık etmiş, Osmanlı kültür ve irfanını yaşayarak öğrenmiş, İstanbul'daki bütün kültür ocaklarını tanımış, o muhitlerde senelerini geçirmişti. Kendi iç âlemindeki kavgaları sona erdirdiğinden cümle âlemle barışıktı.

Neyi Neyzen Tevfik'ten dinleyen, hattı Necmeddin Okyay'dan öğrenen, Fuat Köprülü, Şemseddin Günaltay, İbn-ül Emin Mahmut Kemal, Necip Fazıl, Rıza Tevfik, Hasan Basri Çantay'ın yakın dostu olmuş, Süheyl Ünver'in ise hanegiri olarak en yakınında bulunmuş, Şeyh Hacı Ali Rıza El Bezzaz'dan, Ahıskalı Ali Haydar Efendi'den Hacı Sami Efendi'den feyz almış, eski kültürümüzü onlardan tevarüs etmiş, şimdi ise onu şahsında temessül ettiren edeb ve tevazu deryası bir kamil insan ile karşı karşıyaydık.

GÜZELLİK NEREDEYSE ARAR BULURDU
Muhammed Hamidullah'ın elini öpmek için bir günlüğüne Paris'e giden, lale bahçelerini görmek için Hollanda'ya gidip gelmekten çekinmeyen bir güzellik arayıcısı Ali Öztaylan, cumhurbaşkanı ve birçok siyaset adamı tarafından aranıp görüşülen bir güzel insan. Kısacık sohbetimizde bahsetmediği kimbilir daha nice Hak dostunun muhabbeti, hakikat sırları gizliydi gönlünde.
Ailesi Balkan Savaşı'ndan bu yana on şehid vermiş, aslen Üsküplü olan Bandırmalı Tatlıcı Ali Efendi'nin. Ailenin en son şehidi Güneydoğu'da bir operasyon sırasında alnından vurulup şehid olan yeğeni. Yeğeninin, kendi eli ile giydirdiği hırka sırtındayken şehid olduğunu gözyaşlarıyla söylüyor. “Dayıcığım inşaallah bu hırka sırtımdayken şehid olurum ve beni böyle defnedersiniz” diyerek dua ettiğini belirterek “Allah dualarını kabul etti” diyordu.
ÜSKÜP KOKULU ADAM
Osmanlı Coğrafyasında en çok gezen ve bilen Ayasofya Müzesi Başkanı Haluk Dursun, Ali Öztaylan ile tanıştıktan sonra devlet-i aliyenin yaşayan izlerini müşahede ettiğini söylüyor ve onu “Bandırma'dan yayılan Üsküp Kokusu” olarak vasıflandırıyordu. Ali Öztaylan Beyefendi Müslümanlığı kaal değil hal dini olduğunun isbatı olarak yaşadı. Farkındamıyız bilmiyorum; Cumhuriyetin 85. yılında artık Osmanlı'yı gören “sırlı” kimseler aramızdan bir bir izzet-i ikbal ile çekiliyor…
*ALİ SATAN(YENİ ŞAFAK)

* * *
Ali Öztaylan gibiler zaten her nesilde kibrit-i ahmer hükmünde nadirattan idiler. Ama bizim nesilde giderek daha da azalıyorlar. Bu zevata Mevlânâ, ‘zamanın Cüneyd’i’ derdi. Cüneyd bütün güzelliklerin camisi ve hakkın serdengeçtisidir. Hak erlerinin diğer ismi Cüneyd idi. Mevlânâ’ya kadar hikmetten nasibi olanlara zamanın Cüneyd’i denilirdi. Mevlânâ’dan sonra da zamanın Mevlânâ’sı tabiri yerleşmiştir. Cüneyd alperendir. Sırların ve sınırların bekçisi. Arapça Mehmetçik’in karşılığıdır. Cüneyd rical-i gaybın ve erenlerin önde gelen isimlerinden birisidir. Cüneyd ‘seyyidu’t taife’ yani erenlerin piridir. Ali Öztaylan’ın da bu makama bakan bir yüzü olmalı. Zaman’daki ölüm haberinden öğrendiğimize göre Ali Öztaylan, Cüneyd ahvalini takınmış bir insandı. Ali Efendi, yıllar önce Ali Haydar Efendi hakkında ulaşabildiği malûmatı toplayıp bir deftere kaydetmek isteyen ve bunun için kendisine de müracaat eden bir gence şu cevabı vermişti: “Ricalin hangi halini kaydedeceksiniz? Onlar bir anda sayısız âlemleri seyrederler. Yazılıp çizilenler kuru kuruya zahiri malûmattan ileriye gidemez. Yine de bu hususları ciddî mânâda araştırıp kayda geçirmek lâzımdır…” Bu Cüneyd’in de cevabıdır. Ali Öztaylan’ın cevabı Cüneyd’i kendisine tevhidden soran birisine verdiği aynı cevaptır. Birisi Cüneyd’e tevhidin sırrını sorar. O cevabını verir ve çok hoşuna gider ve söylediği sözü kaydetmek ister. Sözünü tekrar etmesini istirham edince bu defa Cüneyd başka bir makamda başka bir cevap verir. Bunun üzerine soran kişi (sail) öncekini yazamadığını söyler. Bunun üzerine Cüneyd tevhidle alâkalı bir üçüncü makamdan bahseder. Bunun üzerine soran der ki; ‘Ne yapayım kaydedemiyorum siz birinci makamda kalın…” Bunun üzerine Cüneyd dile gelir ‘Söz benden sadır olsa ve ezberimden olsa hay hay. Ama öyle değil…” Cüneyd muhatabına sözlerinin sunûhat tarzı olduğunu anlatmak ister.
* * *
San'atçı da böyledir. İlhamla yazar ve yapar. Zahirde bir hattat hep aynı tarzda yazar. Fakat derin tetkik ettiğinizde hepsinin ayrı ayrı olduğunu görürsünüz. Tornadan çıkmış gibi değildir. Makamdan içeri makam vardır. İbn-i Arabi bu sırra ‘halk cedid’ der... ‘Tecdidu’l halk fi külli anat”: Her anda; salise, rabia ve hamiselerde yani saniyenin bölümlerinde dahi yeni yaratmalar vardır. Mevlânâ ve ondan sonra Şeyh Galip’in ‘Cancağızım şimdi yeni şeyler söylemek zamanıdır…” demesi de işte bu sırrı ifade eder Kur’ân-ı Kerim de hep bize yeni şeyler söyler. Çünkü o lisan-ı gaybdır. Kur’ân-ı Kerim’in bu özelliğini en güzel Üzeyir Garih ifade etmiştir. Şöyle der: “Herkes kendine göre tefsir ediyor âyetleri. Arapça çok zengin bir lisandır. Piyanoda, ‘do’ ile ‘re’ arasında bir diyez ve bir bemol vardır. Halbuki, kemanda ‘do ile ‘re’ arasında, yorumlama durumuna göre, sonsuz aralıklar bulunur…”

Kur’ân kemana değil keman Kur’ân’a benzetilebilir. Yine keman kaşlı değil ama keman sözlü şahsiyetlerden birisi de Cüneyd idi. O bütün makamlardan seslenirdi. Dolayısıyla sözleri tekrar değildi ve dinleyene asla bıkkınlık vermezdi.Bugün Cüneyd’i anlattık yarın Cüneydleri anlatalım.

MUSTAFA ÖZCAN(YENİ ASYA)

* * *
“Bir genci kurtarmak vatan kurtarmaktan mühimdir” diyerek, nesil yetiştirmenin önemini vurguluyor. “Her ilmin başı edeptir, hiçbir hafiflik göstermeyin” diyerek nasihat ediyor. Geleceğe ait beklentilerini kaybetmiş yaşlı insanların dualarının geriye çevrilmeyeceğine dikkat çekerek, bu yüzden “yaşlılara kayıtsız şartsız hürmet” etmemizi tembihliyor. Osmanlı irfanı ve kültürü için Osmanlıca öğrenmenin şart olduğunu, diğer yabancı dilleri öğrenmenin yanında mutlaka Osmanlıca bilmenin her Türk münevverinin görevi olduğunu söylüyor...

M.ALİ EREN-TUNCAY OPÇİN(AKSİYON)


* * *
“96 yıllık ömründe babam ne vakit namazlarını kazaya bırakmış ne de oruçsuz günü olmuştur. Bizler ona layık birer evlat olamadık. Evlatlığımız biyolojik evlatlıktan öteye geçmedi. Bizlere dua edin biz evlatları da onun gibi olalım.Biz babamızın ayağının bastığı toprağın tozu olamayız..

CEMAL ÖZTAYLAN
* * *
Dünya yeni bir güne başlamakta, “Dükkân kapısı, Hak kapısı” diyerek kepenklerini kaldıran Bandırma esnafı işyerlerinin önünü temizlemektedir. Kim bilir hangi derdine takılıp içkiden medet uman bir ‘akşamdan kalma’, yalpalaya yalpalaya yürürken bir muhallebici dükkânının önünde durur, önüne çıkan çöp tenekesine sövüp sayarak tekmeyi indirir.

Dükkân sahibi aynıyla mukabele etmek yerine gayet nazik hareketlerle zavallı sarhoşun elinden tutar, ‘Buyrunuz efendim’ diyerek içeriye alır, iskemleye oturtur. Padişah huzurunda hizmet eden bir enderunluyu andıran hürmetkâr tavırlarla masaya ikramlarını yerleştirir. Bir müddet sonra kapıya kadar uğurladığı misafiri belki ömründe hiç muhatap olmadığı bu iltifattan dolayı şaşkınlık ve mahcubiyet içindedir.

Bandırmalı Tatlıcı Ali Efendi yıllar önce yaşadığı bu hadiseyi naklederken, “Öyle değil mi efendim?” der, “Kim bilir ne derdi vardı zavallının. Aynı şekilde karşılık verseydim belki de bir cinayet işlenecekti. Öyle mahcup oldu ki bir daha ağzına içki koymamıştır.”

..... Ali Efendi, ne tanınmış bir siyasetçiydi, ne ünlü bir sanatçıydı, ne şairdi, ne yazardı, ne de müzisyendi... Bandırma’yı mekân tutmuş Üsküplü bir muhallebiciydi. Ancak “Allah bir kulunu sevdiği zaman, Cibril’i çağırıp ‘Ben falan kulumu seviyorum, sen de onu sev’ der. Cibril de onu sever ve sonra gökyüzünde şöyle seslenir: ‘Allah, falan kimseyi seviyor, siz de onu sevin!’ bundan sonra göklerdeki bütün melekler onu sever. Sonra o kul yeryüzünde de herkes tarafından sevilip kabul görür.” müjdesinden nasiplenmiş bahtiyarlardan olmalı ki kendini her görenin gönlüne muhabbeti yerleşmişti

...... Konuşması, oturması, kalkması bambaşkaydı. Serâpâ edep numunesi, ‘Edep nedir?’ sualinin yaşayan cevabıydı. Her cümlesi ‘Efendim’le başlar, ‘Öyle değil mi efendim’le nihayete ererdi. Güzelliğin, zarafetin, mahviyetkârlığın, tevazuun timsaliydi. Hazreti Mevlânâ’nın meşhur kıssasını naklederken kullandığı “Şükür, tevazuda da papazları geçtik.” cümlesi en çok onun ağzına yakışıyordu. Her halinden gönül âleminin de bu mahviyet perdesi altında sırlı olduğu anlaşılıyordu. Kendi ifadesiyle ‘öğle namazının son sünnetini dört rekat kılmak müstehaptı, ama zinhar camide değil’. “Eskiden muallim derlerdi. Şimdi ise öğretmen diyorlar. Onlar da nun harfini mim yapıp ‘Öğretmem’ diyorlar ve hiçbir şey öğretmiyorlar efendim.” derdi. Her şeyin gönülle başlayıp gönülle bittiğini anlatır, ilave ederdi: “Aradığın şey yaban yerde biten yemiş değildir.”
AHMED DOĞRU(ZAMAN)

* * *
"Eski Türkçe'de" diyor, "göz'ün noktasını koymazsanız 'kör' olur, 'âile'ye nokta koymaya kalkarsanız 'gâile' olur.""Nokta deyip de geçmeyin" demek istiyor, karşısında oturduğumuz 'pür insan'. Adeta, "Melek de, şeytan da ayrıntıda gizlidir" demeye getiriyor. Dikkatimizi kalemin en küçük ameli olan 'nokta'ya çekmekle, hayatın yapıtaşlarına atıfta bulunuyor. Yani, nefesi dikkate almayan hayatı, çakıl taşını dikkate almayan binayı, hücreyi dikkate almayan insanı, habbeyi dikkate almayan kubbeyi, damlayı dikkate almayan denizi gereği gibi anlayamaz, demek istiyor.Eyvallah! 'Göz'deki 'zel'in noktasını 'aile'nin 'ayn'ına koyarsanız, her ikisini de anlamından etmiş olursunuz. Hatta anlamlarının zıddına döndürmüş olursunuz. Gözünüz "kör" olur, huzur ve mutluluk kaynağı aileniz başınıza musallat olmuş bir "gaileye" dönüşür. Evet, "hikmet" bir şeyi yerine koymaktır, bir şeyi yerinden etmeye ise "zulüm" adı verilir.

İşte bana bunları hatırlatan girişteki cümlenin sahibi kelimenin tüm olumlu çağrışımlarıyla bir "bey" ve bir "efendi" olan, baba dostu Ali Öztaylan. Çağların imbiğinden süzülüp gelen İslam irfanının 'edep' suretinde dondurduğu bir sima. Haliyle, yüzüyle, gözüyle, duyan bir yüreği olana özüyle konuşuyor. Bütün bunların üzerine ipek bir şal gibi örtüyor sözü; sözüyle konuşuyor.
Nureddin Şirin'i ziyaret için gittiğim Bandırma'da, "Allah için ziyaret" gibi unutulmaya yüz tutmuş bir ibadetin hemen ödenmiş 'ücreti' olarak algıladım bu buluşmayı. Nureddin'i göremedim, "postu ziyaret dostu ziyarettir" deyip bir parça buruk dönerken, böyle bir teselli armağanıyla ödüllendirildiğimi düşündüm.

"86 yaşındayım" diyor Ali Beyefendi Amcamız. Bana "münkirin kocası hiç olur, mü'minin kocası koç olur" sözünü hatırlatıyor: Duru bir hafıza, uyanık bir şuur, keskin bir zeka.Osmanlı'dan Cumhuriyet'e miras kalan, fakat Cumhuriyet neslinin babadan kalma serveti har vurup harman savuran mirasyedi evlat gibi israf ettiği "bakıyye" etrafında dönüp dolaşıyor sohbetimiz. Ben, daha dün sayılabilecek kadar bize yakın olan bir adım gerimiz konusunda ne kadar bilgi yoksulu olduğumuzu biliyorum. Bu konudaki açığımı hatırat kitapları okuyarak gidermeye çalışmışımdır hep. Ama işte karşımda, canlı bir tarih oturuyor. Bu ne nimet!Muhatabım titrek ve usûl sesiyle "Hepsi de zarif insanlardı" dediği eski dostlarını anlatıyor. Bunlardan biri ünlü Mesnevi Şarihi ve İstiklal Mahkemesi'nde İskilipli Atıf Hoca'yla birlikte yargılanan ve son anda ipten dönen Tahiru'l-Mevlevi (Ongun). Onun kendisi için yazdığı uzun şiiri hiç teklemeden okuyor. Hafızasına ben de orada bulunan herkes gibi şaşırıyorum. Mevlevi'nin bu şiiri bir kitabına aldığını söylüyor.
Söz, ünlü İslam yazısı âşığı Süheyl Hoca'ya, yani Ord. Prof. Dr. Süheyl Ünver'e geliyor. Birbirlerine gelip-gidecek kadar ahbap olduklarını anlatıyor. Onun için de "zarif insandı" diyor. Dostunun uğradığı bir haksızlığı nasıl izale ettiğini de aktarıyor bu arada:
Meal sahibi ünlü alim H. Basri Çantay, Prof. Ünver'in mason olduğu kanaatindedir ve bunu yazmaktan da geri durmaz. Çantay Hoca'yla bir beraberliklerinde Üstad konuyu açıyor ve bizzat Süheyl Ünver'den dinlediği hatırasını naklediyor: "Bir gün Süheyl Hoca masonlardan söz açtı ve dedi ki: "Bu uğursuzların hepsi beni tanır ben de onları tanırım." Masonluğun içyüzünü ve karanlık yapısını anlattıktan sonra "ABD'de de üzerime çok düştüler, fakat Allah'a hamdolsun ki hiçbirine de hain niyetini bana açma cesareti vermedim." Çantay Hoca hemen oracıkta nedamet edip özür dileyecektir.

Neyzen Tevfik'le ilk karşılaşması hayli ilginç: Üstad Neyzen'in ziyaretine gider. Neyzen yine kör-kütüktür. Hatta Mehmet Akif'in Safahat'a düştüğü "Bu, Neyzen'in 2400. Kez tevbesini bozması üzerine" notunu hatırlatır. (Allah taksiratını affetsin, Neyzen'in her tür 'akıl örtücüyü' kullandığını da öğrenmiş oluyoruz.) Melami meşrep Neyzen, müziksever zannederek "Niçin beni ziyarete geldiniz; ben ne konservatuar hocasıyım, ne de mezunuyum!" der. Üstad "Efendim, ben Mehmet Akif'i severim, onun sevdiklerini de severim. Onun sizi sevdiğini bildiğim için geldim" der. Neyzen, çıldırmış gibi hıçkıra hıçkıra ağlamakta, kafasını duvarlara vurarak "Gidin, Allah aşkına gidin! Ben ayyaşın, ben sarhoşun biriyim! Beni adamdan saymayın!" diye bağırmaktadır. Ne kadar kötü sıfat varsa hepsini üzerine almaktadır. Üstad, "O ağladı, ben ağladım; 'Aman efendim kendinizi heder etmeyin, biz sizi üzmeye gelmedik!" dedimse de nafile."

Neyzen'le son görüşmelerini şöyle anlatıyor: "Neyzen'le son görüştüğümüzde, sizi bir zaman çok üzmüştüm, bugün falan yere gelin de size bir veda neyi üfleyeyim, ödeşelim" dedi. Gittim. Kimler yok ki: İbnülemin Mahmut Kemal İnal, Süheyl Ünver, Ebulula Mardin, Eşref Edip, Mahir İz ve daha birçok zarif insan. Beni karşısında bir yere oturttu. Ney üflerken neyle beraber o da ağlıyordu, dinleyenler de ağlamaya başladı. Meğer gerçekten 'veda neyi' imiş. On gün sonra vefat etti."

Şeyh Şamil'in torunuyla olan hatıralarına da değindi Üstad. Sultan Abdulhamid'in kızı Ayşe Sultan'la ilgili hatırası bende farklı bir iz bıraktı. Şahbaba'da gördüğümüz Avrupalı madamlara benzeyen hanım sultanların portresinden hayli farklı bir portreydi onun çizdiği Ayşe Sultan portresi. Ya "Kabe Arabın olsun / Çankaya bize yeter" diyen Behçet Kemal'in, bu hezeyanını hatırlatan Üstad'a, "redd-i miras" edercesine, bir ayıp kapatma telaşıyla "Rica ederim, rica ederim efendim; onları kapatalım, onları bırakalım!" deyişini.

Siz de benim gibi düşünmüyor musunuz: Aramızda canlı tarihler dolaşıyor da, farkında değiliz? Yakınlarının yerinde olsaydım, Ali Öztaylan Beyefendi Amcayı, hatıralarını yazmaya ikna ederdim. Çünkü, noktayı yerine koymak için buna şiddetle ihtiyaç var.

MUSTAFA İSLAMOĞLU-YENİ ŞAFAK(5 Mayıs 2000)


* * *
Ali Efendi hazretleri bir efsane idi. Ricalullahtandı, ehlullahtandı... Kesinlikle iddia ederim, iyi Müslüman, iyi insandı. Aynı zamanda iyi vatandaştı. Kimsenin kalbini kırmamıştır, kendisine kötülük edenlere iyilik etmiştir.O gizli bir hazine idi. İyi taraflarını göstermez, bildirmezdi.
Din-i Mübin-i İslâm'a sımsıkı bağlıydı. Şeriat-ı Garra-yı Ahmediyye'ye mütemessik idi. Resul-i Kibriya aleyhi ekmelüttahaya efendimizin sünnetini hayata uygulardı. Halim ve selim bir tabiata sahipti.

O bir muhabbet fedaisi idi. Temiz kalbinde husumete yer yoktu.Rakik bir kalbi vardı, edib ve nezih bir kimseydi. İflâh olmaz muannid ve harbî kâfirler dışında hiçbir insanı hor görmezdi. Daima güler yüzlü idi. Kâmil olduğu için en mütevâzı o idi.

Kendileri hakkında min gayri haddin çok hüsn-i zan etmekteyim. İnşaallah hayat imtihanını başarılı bir şekilde vermiş ve Dar-ı Hesab ve Ceza'ya mutlu bir şekilde gitmiştir.Efendimiz, Kurtarıcımız, Büyük Önderimiz Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem “Âhirzamanda benim sünnetimle amel etmek avucunda kızgın kor tutmaya benzeyecektir” diyerek Şeriata ve Sünnete bağlı olmanın sıkıntı ve zahmetlerini dile getirmekte ve bizleri uyarıp müjdelemektedir. Ne mutlu Şeriata ve Sünnete ihlâsla, garazsız ivazsız, sırf Allah rızası için bağlananlara. Onların akıbeti iyi olacaktır inşaallah.


Ali Öztaylan Efendi hazretleri vefat etti, toprağa sırlandı. Bu hem Bandırma, hem bütün Türkiye için büyük bir ziyandır. Onun yeri doldurulamaz.Kendileri rıhlet ettiler ama yolu hep açıktır. Bu yolun özellikleri şunlardır:
* İslâm'a bağlılık.* Kur'ân'a bağlılık.* Şeriata bağlılık.* Sünnete bağlılık.* Pîran efendilerimizin mübarek feyizli yollarından gitmek.* Hep iyilik, hayır hasenat yapmak, sadaka vermek. Açları doyurmak, fakirleri kollamak, kederlileri teselli etmek.* İnsanların hidayeti için uygun bir şekilde çalışmak. İnsanlara hayırlı ve nurlu öğütler vermek.* Kötülük yapanlara iyilik etmek.* Tebessüm etmek.* Kâlû belâda verilen ahd ü misaka sadık kalmak.

Ali Öztaylan efendi hazretleri için rahmet ve mağfiret diliyorum. İnşaallah mekân-ı Cennet olsun, Cennet'te Resulullah efendimize komşu olsun..

ŞEVKET EYGİ(TİMETURK)

* * *
Nur Cihan